Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > İnsanları Tanıyalım > Dünyadan Devrimci Şahsiyetler

Dünyadan Devrimci Şahsiyetler Dünyayı değiştirmiş, yaptıklarıyla, icraatlarıyla dünya tarihine adını yazdırmış önemli devrimci ve önemli şahsiyetler.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 22.12.2008, 15:44   #1
Yazar
AleviCankiz
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 14.11.2008
Bulunduğu yer: ALMANYA
Mesajlar: 734
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 430
AleviCankiz gercekten iyi biriAleviCankiz gercekten iyi biriAleviCankiz gercekten iyi biriAleviCankiz gercekten iyi biriAleviCankiz gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 768
351 Mesajına 794 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Ilyas Has (unutma unutturma)

Eylül öncesi İzmir Gümüşpala‘da bekçi Süleyman Tosun‘un öldürülmesi olayıyla ilgili olarak 28 Aralık 1980‘de gözaltına alındı. Bir yıl sonra 18.1.1982‘de askeri mahkeme idam kararına vardı. TCK 146/1‘den yargılanan İlyas Has‘ın idam kararı 7 Ekim 1984‘de İzmir Buca Kapalı Cezaevi‘nde infaz edildi.

A. Kadir Konuk anlatıyor:

"Bir incecik filiz bulmuştuk İlyas‘la bahçede. Saatlerce seyrettikten sonra küçücük bir salça kutusuna koymuştuk onu. Küçücüktü ama başı dikti, hücreye meydan okur gibiydi. Hücre demirlerinin önünde bir tarla dolusu çişek duruyormuş gibi görünüyordu gözümüze. Geceyi onunla geçirdik, hücrenin içine çiçek kokuları dolmuş gibiydi. Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz ona bakmak oldu. Gördüğümüz şey bir çiçek değildi. Hırsımızdan ağlayacak gibiydik. Bükülmüştü boynu. Yorgun ve soluksuz duruyordu. Ölmüştü.

‘Keşke yerinden hiç sökmeyeseydik‘ dedik. ‘Neden öldürdük onu, neden bencillik ettik‘. Kızdık kendimize. Bütün günü bozuk bir moralle geçirdik, Hıdır ve İlyas ile bir dönemi İzmir Buca Cezaevi hücrelerinde birlikte geçirdik. Sonra bu yaşam İlyas açısından Eski Bölüm 3. Tecrit Koğuşu‘nda sonlandı. . İlyas‘la aynı hücreleri paylaştığımız günlerde, canımız sıkılınca teybe Kandıralı‘nın kasetini koyar, kıvrak oyun havalarına uymaya çalışarak tepinmeye başlardık. Biraz da bilinçli olarak teybin sesini sonuna kadar açar, ayaklarımızı hızla vururduk hücrenin tabanına. Ve beklediğimiz ses gelmekte gecikmezdi. Hıdır tüm nefesini kullanarak ‘Hey çatlaklar, altınızda insan var‘ diye bağırırdı. İlyas ‘İlo‘ diye çağrılıyordu. Çizdiği karikatürlere İlo imzası atıyordu o da. (...) Hücrelere gittiğimin haftasında çıkarmaya başladığımız ‘Durduk Yerde" dergisini hep birlikte tam 26 sayı yayınladık. Bütün bir hafta çalışıyor, yazıyor, çiziyorduk. Hıdır şiirlerini yazıyordu, İlyas şiirlerinin yanı sıra karikatürler çiziyordu. (...) İlyas kibrit çöpünden yaptığım kemana tel bulamayınca perde takıp onu mandolin haline getirdi. Onunla saz öğrenmeye başladı. Bu garip müzik aletinin adını ‘gıdı gıdı‘ koymuştu. Önce ‘Tren gelir, hoş gelir‘i çaldı. Ardından ‘Gelin ayşem suya gitmiş‘i seslendirdi. Ve asılmadan bir süre önce de sazda birkaç türküyü seslendirecek kadar saz çalar oldu. (...) İlyas asılacağı günü birgün önceden biliyordu. O gün havalandırmada gezinmişler, türkü söylemişler. Gece de eğlenceleri devam etmiş. Geceyarısı İlyas, Raşit‘le birlikte kaldığı hücrede ‘Ben biraz uzanayım‘ demiş. Sanki o gece asılacak olan kendisi değilmiş gibi rahat girmiş yatağına.

Gece yarısını biraz geçtikten sonra gelmiş dizilmişler hücre önüne. Kasklıymış bütün askerler. Yüzleri bembeyazmış. İlyas‘ı uyandırmış gardiyanlar. Giyinmesine izin vermemişler, Kollarından tutup sürüklemişler. Bölümden dışart çıkarken İlyas ayaklarını eşiğe dayamış ve ‘Bunların hesabı sorulacak‘ diye bağırmış. Sonra Kapıaltı‘nda içmiş çayını. Mektubunu yazmış kendine, devrimcilere yakışır biçimde gitmiş darağacına.

İlyas asıldığı zaman ben yeni bölüm hücrelerdeydim. Gece yarısıydı. Acıkmıştık. Gardiyanı çağırdık. Geldi. Yüzü kül gibiydi. ‘Hasta mısın‘ diye sordum. ‘Sabah paşa yemiştim. İshal olmuşum‘ dedi. Titriyordu. Koğuştan birşeyler getirmesini, aç olduğumuzu, çorba pişireceğimizi söyledim. Gitti getirdi. Az sonra gel çorbaları hücrelere dağıt‘ dedim. Hayret hiç itiraz etmedi. Başka zaman olsa bin dereden bin su getirirdi gelmemek işin. Sinir ederdi bizi.

Çorba pişince bağırdık geldi. Çorbaları dağıttı. Aceleciydi, bir an önce gitmek ister gibi bir hali vardı. Titriyordu hep. ‘İzin alıp gitsene‘ dedim. ‘Bırakmazlar‘ dedi. Gözlerime bakamıyordu. Suçlu suçlu duruyordu karşımda. İşi bitince aceleyle çıktı.

Daha çorbaları yeni içmiştik. Bitişiğimizdeki kadın koğuşundan siyasi kadın tutsaklar sinyal vernıeye başladılar. İnfaz var!

Bu İlyas‘tı kesin. Sloganlar başlamıştı. Bütün hıncımızla bağırıyorduk. Onun son sözlerini duyabildik.

Sonradan gardiyanlardan öğrendik onun nasıl gittiğini. Mektubunu yazdıktan sonra, ‘Eh artık gidelim‘ demiş. Gülümsüyormuş. Havalandırmaya çıkarıldığı zaman slogana başlamış. Bir binbaşı koşup yumruklamış onu. Ağzını kapamaya çalışmış. Ama yine de susturamamış. Darağacının altındaki sandalyeye çıkmış. Kendi tekmelemiş sandalyesini. Dikmiş başı. Yiğitmiş.
Tarih 7 Ekim 1954‘tü. Artık İlyas hücrelerde o çok sevdiği ‘Gün ışımış güller kızıl tomurcuk açmış‘ türküsünü söyleyemeyecekti,"

A. Kadir Konuk, Ateşinde Gözlerim, Belge Yayınları, Yaşam ve Anılar Dizisi 9

Muzaffer Öztürk ve Sedat Yılmazsoy anlatıyor:

"Hayır hiçbir zaman onların istediği gibi ‘idamlık‘lar olmadık. Yaşama sarılışımız, ölümü kabul etmemekten kaynaklanmıyordu, diri diri gömmelerine, ve zavallılaşmaya direniyorduk sadece. Ölümü alaya alıyorduk. Cezaevinin en neşeli, en canlı köşelerinden biriydi bizim ölüm hücrelerimiz. Yöneticileri hayrete düşüren şeyler yapıyorduk daima.

Örneğin çok gülüyorduk, çok şakalaşıyorduk, çiçek yetiştirmeye çalışıyorduk, kedi besliyorduk. İdamiye ve İfrik gibi durumumuzu ti ye alan gülmece dergileri çıkarıyorduk. Radyo, teyp istiyor, bol bol türkü, marş söylüyor, eğlence geceleri, doğum günleri düzenliyor ve hatta diş doktorlarının ‘yahu ne yapacaksınız yeni dişleri‘ şaşkınlığına karşı kimimiz diş yaptırıyorduk.

Sayımız birer ikişer azalırken, üçer, beşer, onar çoğalıyorduk.

Sevgili İlyas, seni Buca‘da uğurlayamadık. O sırada Burdur‘daydık ve Hıdır‘ı uğurlamaya hazırlanıyorduk. Ölüm haberin bir ateş gibi düştü yüreğimize. Sadece televizyonumuz vardı, o da senin katlini haber vermedi de, ertesi gün gazetelerden öğrendik. Bir el yüreğimizi burktu.

Vedalaşmamış, sloganlarımızı son anlarına ulaştıramamıştık. Ama yalnız değildin, diğer dostlar yapmaları gereken her şeyi yapmışlardı. Farketmezdi bizim olmayışımız. Seni tanıyorduk. Fakat ne yalan söyleyelim, yine de o son belirleyici anda koyduğun tavrı merak ediyorduk. Çok geçmeden onurlu bir tavır gösterdiğini duyduk ve seni tanımış olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Muzo bunu hemen türküleştirdi: başın dik/yüzünde bir gülümseme/attın son adımını darağacına/gözleri büyüdü karanlığın/son görevi celladına bırakmadın/İlyas kardeşimiz canımız bizim/yaşam dolu sevgi dolu coşku dolu/canımız bizim"

Hıdır Aslan ve İlyas Has‘ın Buca cezeevi hücrelerinde birlikte kaldığı TKP-ML davasında yargılanan Muzaffer Öztürk ve Sedat Yılmazsoy‘un Ocak-Şubat 1991‘de Yeni Demokrasi dergisinde yayımlanan "Gözleri Büyürken Karanlığın" adlı yazıdan bölümler halinde alındıİlyas Has anlatıyor:

"Sevgili anacığım ve babacığım,

Şu an sizlere en son mesajımı iletiyorum. Ben sizlerin yüzüne kara çalacak hiçbir şey yapmadım. Bu günlerde size ağır gelen bu itham gelecekte sizlere bir şeref payesi olarak görülecektir. Bundan emin olun. Belki de çok şey vardır sizlere iletebileceğim ama şu an aklıma bir şey gelmiyor ki... Bu da doğal olsa gerek. Kendinizi üzmemenizi istiyorum.

Canım ablacığım,

Gördüğün yazıyı yaşamımın en son anında bir mesaj olarak iletebiliyorum. Sen örnek ve fedakar davranışlar göstererek kardeşlik bağlarının ne kadar kuvvetli ve de sıcak olduğunu vurguladın. Bunu görmemek mümkün değil.

Sizlere veda ediyorum hepinizi şok sevdim. Anama babama candan selam iletir, her iki ellerinden öperim. Can kardeşlerim İmran, İrfan ve İlhan‘ın, Ramazan‘ın gözlerinden öperim.

Ayrıca seni hasret ve özlemle kucaklarım. Şahsi eşyalarımın tümünü size gönderiyorum, arkada listesi var.

Oğlunuz İlyas Has

1 Kol saati Citizen Marka (İrfan‘a), Battaniyeler 3 adet, Pantalon 4 adet, Gömlek 3 adet. Diğer çamaşırları isterseniz şu an adedini bilemiyorum arkadaşlar gönderirler. Sizleri bir kez daha kucaklıyorum."

İlyas Has‘ın ailesine son mektubu.

...


Konu AleviCankiz tarafından (22.12.2008 Saat 15:46 ) değiştirilmiştir.
AleviCankiz Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
AleviCankiz Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:56.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica