Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Kültür-Sanat > Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji

Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji Felsefi/sosyolojik/psikolojik tartışmalar, teoriler vs

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 23.02.2009, 14:28   #1
Yazar
HURUFİCAN-ERZİNCAN
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 05.08.2008
Mesajlar: 492
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 44
İtibar Puanı: 210
HURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcutHURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcutHURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 75
220 Mesajına 329 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Allah Allah yarata bilir mi?

Hep yaratıcını büyüklüğü ile söz eder dururuz ve o her şeydir hiçbir şey o değildir.Bende el razi düşüncesiyle harmanlanan bir soru soruyorum size belki çoğunuza göre bu absud gelebilir ama anlayana çok şey var çünkü bizler aleviyiz..

Gerçek hakkı anlama adına aklı çalıştırır dogmalara sırt çeviririz.

Soru:

Allah kendinden büyük İlah(Allah)yarata bilir mi?

Soru bu bunun üzerinde yoğunlaşın ve çeşitli varsayımlar yorumlar felsefeler geliştiriniz…

HURUFİCAN-ERZİNCAN Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.02.2009, 15:07   #2
Yazar
Sumeyra
Kontrollü Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.12.2008
Mesajlar: 324
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: -182
Sumeyra forum tarafından sevilmiyorSumeyra forum tarafından sevilmiyor

Ettiği Teşekkür: 123
51 Mesajına 65 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
HURUFİCAN-ERZİNCAN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hep yaratıcını büyüklüğü ile söz eder dururuz ve o her şeydir hiçbir şey o değildir.Bende el razi düşüncesiyle harmanlanan bir soru soruyorum size belki çoğunuza göre bu absud gelebilir ama anlayana çok şey var çünkü bizler aleviyiz..

Gerçek hakkı anlama adına aklı çalıştırır dogmalara sırt çeviririz.

Soru:

Allah kendinden büyük İlah(Allah)yarata bilir mi?

Soru bu bunun üzerinde yoğunlaşın ve çeşitli varsayımlar yorumlar felsefeler geliştiriniz…
Böyle bir soru sormaktan maksad nedir ?

Sumeyra Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.02.2009, 19:23   #3
Yazar
pikachu
Forum Katılımcısı
 
pikachu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 22.11.2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 206
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 42
İtibar Puanı: 336
pikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 105
107 Mesajına 234 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Benim dikkatimi başka bişey çekti.Arkadaş,sen hiçbir üyenin yorumunu beğenmiyor musun? İnsan bir kere olsun teşekkür eder
Nasıl bir dünya görüşün var?

pikachu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.02.2009, 19:28   #4
Yazar
ıŞık07
Forumun Bir Parçası
 
ıŞık07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 28.08.2008
Mesajlar: 580
Memleket: ANTALYA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 46
İtibar Puanı: 387
ıŞık07 gercekten iyi biriıŞık07 gercekten iyi biriıŞık07 gercekten iyi biriıŞık07 gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 151
304 Mesajına 574 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
HURUFİCAN-ERZİNCAN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hep yaratıcını büyüklüğü ile söz eder dururuz ve o her şeydir hiçbir şey o değildir.Bende el razi düşüncesiyle harmanlanan bir soru soruyorum size belki çoğunuza göre bu absud gelebilir ama anlayana çok şey var çünkü bizler aleviyiz..

Gerçek hakkı anlama adına aklı çalıştırır dogmalara sırt çeviririz.

Soru:

Allah kendinden büyük İlah(Allah)yarata bilir mi?

Soru bu bunun üzerinde yoğunlaşın ve çeşitli varsayımlar yorumlar felsefeler geliştiriniz…


Kim ne derse desin; amacın ne olursa olsun; şu sorunuzla bir topik açtığınız için; sizi şiddetle kınıyorum!!!!!!!!!!!!!!!!

___________________İMZA___________________
KiM DeMiŞ GüL YaŞaR DiKeNiN HiMaYeSiNDe.?.
DiKeNiN iTiBaRı, AnCaK GüL SaYeSiNDe..!..
ıŞık07 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
ıŞık07 Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 23.02.2009, 19:45   #5
Yazar
pikachu
Forum Katılımcısı
 
pikachu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 22.11.2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 206
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 42
İtibar Puanı: 336
pikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üyepikachu sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 105
107 Mesajına 234 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

[b]Bence çok da abes bir soru değil.
allahın zaten sınırsız güce sahip olduğu söylendiğinden,sonsuzun ötesinde bir kudrete sahip ilah da yaratamaz.
Sayı doğrusu üzerinde kafa yormaya benzer.sonsuz+1 sonsuzdan büyük demek gibi birşey.
Kendisi gibi bir ilah yaratabilir mi sorusuna ise birşey söyleyemiyeceğim.Fazla kurcalamamak lazım,kafa karışıyor.
Hem günah da olabilir

pikachu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.2009, 10:17   #6
Yazar
Amistofes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 06.06.2008
Mesajlar: 2.456
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 68
İtibar Puanı: 639
Amistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 5.807
1.202 Mesajına 2.257 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Makale yazari: Prof. Dr. Ilhan ARSEL Tarih, gün ve saat : 14. 2005 01:23:38:



Dinsel Kimlik!

Siz hiç Tanrı'nın böylesine keyfi ve adaletsiz bir davranışta bulunabileceğini düşünebilir misiniz? Elbette ki düşünemezsiniz.. çünkü sahip bulunduğunuz akıl ve vicdan, yüce olduğu söylenen bir Tanrı'yı keyfilikler, çelişkiler ve adaletsizlikler içerisinde kabul edemez.
Prof. Dr. İlhan ARSEL
Yirmi birinci yüzyılın bu uygarlık aşamasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hani sanki laiklik ilkesinden habersizmiş gibi, kendi yurttaşlarını belli bir din 'e bağlı olarak görünme zorunluğunda bırakmakta ve daha doğrusu kişileri dinsel kimliğe sokma çabasında. Bundan dolayıdır ki kimlik cüzdanı ya da pasaport almak isteyenler, din konusundaki inanışlarını açıklamadıkları takdirde kimliksiz ya da pasaportsuz kalma durumundadırlar.
Söylemeye gerek yoktur ki din 'in Tanrı ile kişi arasındaki ilişkileri içerdiğine ve dolayısıyla devleti (hele özellikle laiklik ilkesini benimsediğini iddia eden bir devleti) ilgilendirmemesi gerektiğine inanmış bir kimse için yapılacak şey, bu konuda sorulacak soruyu yanıtsız bırakmak ya da yalan söylemek, örneğin herhangi bir dine mensup olmadığını bildirmektir.

Ne var ki bunu yaptığı an şeriatçı tarafından İslamı terk etmiş ve dinsizliği seçmiş olmakla suçlanacak ve muhtemelen öldürülecektir. Daha başka bir deyişle söz konusu kişi, kimliksiz ve pasaportsuz kalmamak için ya vicdan özgürlüğünü bir kenara atarak belli bir dine mensup imiş gibi görünecek ya da ölümü göze alarak ''dinsiz'' olduğunu söyleyecektir.

Oysa belli bir dine yönelmeyen ya da dinsiz olduğunu söyleyen nice insan vardır ki gerçek anlamda dindardırlar; çünkü akıl ve vicdan denen şeyleri Tanrı olarak kabul eylemiş ve akla ve vicdana uymayı Tanrı'ya baş eğmek saymışlardır.

Buna karşılık kendini dindar sayan nice insan vardır ki akla, vicdana ve insanlığa ters düşen şeyleri Tanrı'ya hamlederler, ederken de Tanrı fikrini ve anlayışını çiğnerler; bunların başında şeriatçılar gelir. Sayısız denecek kadar çok örnekten işte birkaçı.

Şeriatçının inanışına göre İslam şeriatından gayrı gerçek din yoktur ve başka bir dine yönelenler kâfirdirler. Ve sözde Tanrı şöyle konuşmuştur: ''Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini (gönlünü) İslamiyete açar; kimi de saptırmak isterse.. (onun) kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah, inanmayanları küfür bataklığında bırakır...''

''... müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün...''

Ve yine sözde bundan dolayıdır ki Tanrı, cennete girecek olan Müslüman kullarına: ''Kaç kâfiri öldürdün?'' diye soracak ve çok kâfir öldürenleri ödüllendirecektir.

Yani şeriatçıya göre Tanrı dilediği kişilerin kalplerini açıp Müslüman yapıyor ve dilediğinin gönlünü kapatıp kâfir kılıyor ve sonra da Müslüman yaptıklarını cennete alıyor, kâfir yaptıklarını ise cehenneme atıyor.

Siz hiç Tanrı'nın böylesine keyfi ve adaletsiz bir davranışta bulunabileceğini düşünebilir misiniz? Elbette ki düşünemezsiniz.. çünkü sahip bulunduğunuz akıl ve vicdan, yüce olduğu söylenen bir Tanrı'yı keyfilikler, çelişkiler ve adaletsizlikler içerisinde kabul edemez.

Yine bunun gibi, şeriatçının söylemesine göre Tanrı şöyle konuşmuştur: ''... (Rablerine karşı gelmekten sakınanlara, cennette) ... bahçeler ve üzümler ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar ve dopdolu kadeh (var)...''

Siz hiç bu sözlerin Tanrı'dan geldiğini kabul edebilir misiniz? Elbette ki edemezsiniz.. çünkü aklınız ve vicdanınız size, yüce 'lik ve ahlaki 'lik kaynağı olduğunu düşündüğünüz Tanrı'nın, erkeklerin şehvet işleriyle uğraşmayacağını anımsatır.

Diyanet yayınlarında yer alan bu tür örnekleri çoğaltmak kolay. Anlatmak istediğimiz şudur ki; bütün bu veriler, şeriata yönelik kimseleri olumsuz bir Tanrı ve olumsuz bir din anlayışına sürüklerken aynı zamanda insanlığa düşman dinsel bir kimliğe bürümeye yeterlidir.

Avrupa Birliği'ne girme isteğinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yapacağı şey, insanlarımızı bu tür bir kimlikten uzak tutmak ve uygarlık anlayışına ayak uydurmaktır. Unutmayalım ki bugün artık hiçbir gelişmiş ülke, dinselliği ''kimlik'' ya da ''yurttaşlık'' öğesi olarak görmez ve yurttaşlarını inanç açıklaması zorunluğunda bırakmaz.

Çağdaş anlayışa göre kişinin kimliğini yapan şey inançlara saplanmak değil fakat akılcılığa bağlı kalmak' tır.

Umut olunur ki Türkiye Büyük Millet Meclisi, kişileri bu doğal haktan yoksun kılan engelleri yok edecek ve kimlik cüzdanlarında ''din'' hanesine gerek bulunmadığını hükme bağlayacaktırIlhan ARSEL
Dini bütün dostlara sunulur,
Saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.2009, 10:23   #7
Yazar
Amistofes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 06.06.2008
Mesajlar: 2.456
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 68
İtibar Puanı: 639
Amistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 5.807
1.202 Mesajına 2.257 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kin ve Nefret
Durak Arslan


Alevi toplumu, kazaya ugratilmis ve uzun yillarini tekerlekli sandalyede geçirmis insandan farksiz bir toplum. Özünden kopmamis ama uzaklasmis, gözlerinin rengi ayni fakat bakislari ürkek, "ben bu degilim" diye haykirmak istiyorsa da, üzerine geçirilmis ve ruhuna ters olan elbise buna engel.

Alevilerin asirlardir karartilmis dünyalarina yeni yeni sizan isigin, içlerinde tasidiklari kor ile bulusmasini, kamasmis gözleriyle, mahmurlu sesleriyle ayaga kalkislarini, son yillarda sevgi ve sempatiyle izliyorum.

Bu baslangica vesile olanlarin önünde saygiyla egiliyorum.

Her aksiyonun en kolay bölümü baslamak olmasina ragmen.

Baslamak;

Basittir. Bir yaziya, bir kitaba veya bir kosuya, bir yolculuga, bir dostluga, bir ticarete ya da bir mücadeleye... baslamak gibi. Baslanmis ama basarilamamis sonsuz sayida girisimler vardir. Baslamanin bedeli hafiftir çünkü. Ani bir karar yeterlidir. Duygusal ve içgüdüsel bir davranistir baslamak.

Basarmak;

Zordur. Baslatilip hayatta kalmasi basarilan veya hedeflenen sonuç ile taçlandirilan girisimler ise bir okadar azdir. Azdir çünkü zordur. Zordur çünkü, baslamak için gerekli olan duygu ve içgüdüden ziyade, mantik, bilgi ve donanim belirleyicidir. Basarmanin bir bedeli vardir.

Aleviler bu soruyu sormalilar kendilerine: amacimiz baslamak mi, basarmak mi.

Bu soruyu en acilen sormasi ve cevaplamasi gerekenler ise, Alevi hareketinin önderleridir. Önderlik misyonunu üstlenmis insanlarin, toplumdaki duygusal dalgaya kapilma lüksleri yoktur. Onlar toplumsal terazideki, duygu-içgüdü kefesi ile mantik-bilgi kefesi arasindaki dengenin regülatörleridirler.

Alevi toplumundaki terazinin, duygusal ve içgüdüsel kefesinde gittikçe büyüyen ve kefeyi asagi dogru çeken kin ve nefret olgusunun aldigi boyutun, basariyi tehlikeye atacak faktörlerden biri olduguna dikkat etmek gerekir. Maruz kaldigi bir haksizlik karsisinda, yogun kin ve nefret duygusu tasiyan bir insanin psikolojisinin, normal olamayacagini bilmeliyiz. Sözkonusu duygunun sadece bir bireyle sinirli degilde, bir toplum boyutunda oldugunu düsünürsek, ürkütücüdür. Alevilerin çektigi acilara sebep olan, olaylar zincirinin en son halkasi, Sivas-Madimak katliamini yapan toplulugun içinde tasidigi duygu da, kin ve nefret'ti çünkü. Bu duygu, tasiyanini esir alirsa, sahibinin kim oldugu önemli degildir, alir ve hep ayni vahsethaneye götürür o'nu.

Kin ve nefret duygusunun agir bastigi her yerde, niyet her ne olursa olsun, atilan adimlar yamuk, tutulan isler çürük, alinan sorumluluklar bela, insaa edilen mekanlar sahipsiz kalabilir.

Aleviler enerjilerinin çogunu, kendilerini yeniden kesfetmeye ve tabiyatlarina uygun isleri sürdürmeye harcamalidirlar diye düsünüyorum. Dogaya yönelmeli, müzigiyle, dansiyla, nefesiyle, felsefesiyle ve sevgisiyle Tanri'yla bulusmali. Cünkü Alevilikte Tanri, Aleviler kadar yakindir evrene, dogaya ve canliya. Tanri, iste o zaman hepimizi korur kin ve nefret'ten..Durak Arslan
Başa Dön
Bu alinti bazi tahammülsüz ler icin iyi bir örnektir,
Aölevilik tanriyi dahi sorgulamasinda bir sakinca yoktur, tanriyi savunanalar ancak , bilinirki cikar pesinde olan Allah ile kandiranlardir,Yasr Nuri Öztürk bu konuda iyi bir örnektir.
Yaziyi yazan canada sonsuz tesekkürler buradan.
Saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.02.2009, 11:31   #8
Yazar
Amistofes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 06.06.2008
Mesajlar: 2.456
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 68
İtibar Puanı: 639
Amistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 5.807
1.202 Mesajına 2.257 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Makale yazari: İrene Melikoff Tarih, gün ve saat : 14. 2005 02:30:44:



Alevi İslamcı olamaz
Türkolog İrene Melikoff, "Benim işim inanmak değil, öğrenmek ve anlamaya çalışmaktır" diyor

*Aleviliğin kökleri, Sünnilik ile farkları nedir? Nerden gelir?
Alevilik bir dünya, Sünnilik ayrı bir dünya. Mukayese etmemek lazım. İkisinin de ayrı hayatı oldu. Alevilik sözcüğü 19. asırda ortaya çıktı. Köklerinden sözedeceksek, Alevilik sözcüğünü kullanmak doğru değil. 13. asırda yaşayan Hacıbektaş ile başlayan bir olay, onunla başlayalım. Hacı Bektaş, Ortaasya'dan Horasan'dan gelen bir halk dervişiydi, abdaldı. Babai isyanına karıştı. Ama son savaşlarda bulunmadı, herhalde saklandı. İsyandan birkaç yıl sonra ortaya çıkmış karizmatik bir şahıstır. Hacı Bektaş'ın bir tarihi hayatı var. Ama daha çok efsanevi bir hayatı var. Mucizeler yapan bir kişi. Aşıkpaşazade diyor ki, aziz bir kişi. Çepni aşireti arasında görüyoruz onu.
13. asırda birçok derviş, halk azizleri vardı. Sarı Saltuk Baba, Burak Baba, Taptuk Emre gibi. Hacı Bektaş onlardan farklı değildi. Birdenbire 14. asırda Hacı Bektaş tarikatı, bir halk tarikatı ortaya çıktı. Böylece onun ismi öne çıktı, diğer bütün isimleri bastırdı. Bu tarikat onun müritlerinden Abdal Musa tarafından kuruldu. Hacı Bektaş, ölmeden evvel manevi kızı, Veleyatname'ye göre manevi karısı, (Hacı Bektaş mücerretti, yani evlenmiyordu) Kadıncık Ana'ya bütün kerametlerini nakletti. Bu kadın Abdal Musa ile birlikte bir tarikat kurdu ve buna Hacı Bektaş tarikatı dendi.
*Bektaşi tarikatının ilk Osmanlı sultanlarının himayesinde olduğu söylenir...
Evet. Hacı Bektaş'ın şöhretini Gazi Osman ve Gazi Orhan yaptı. Osmanlılarla Hacı Bektaş aynı soydandı. Ortaasya'dan gelen Türkmenlerdendiler. Zannediyorum ki, bunun da rolü oldu. Birdenbire Bektaşiler Osmanlı himayesine girdiler. Osmanlıların zafer döneminde, birçok dervişler gazi oldu. Osmanlıların zaferlerinde yer aldılar. Onların arasında Abdal Musa da vardı. Osmanlılar ilk Bektaşi dervişlerinden Ömer Lütfü Barkan'ın dediği gibi kolonizatör dervişi olarak yararlandılar. Trakya ve Balkanlar'da Bektaşilik çok gelişti. Onların rolü, ele geçirilen yerleri Türkleştirmek ve İslamlaştırmaktı.
*Türkleştirmek ve İslamlaştırmakta Bektaşiler nasıl etkili oldu?
Bektaşilerin dini Batınidir. Şamanizm'in, Türklerin İslam öncesi dinlerinin etkileri görülür. Eski geleneklerinden kalan kalıntılar vardır. Bunlar yeni fethedilen halkın onları kabul etmesini kolaylaştırıyordu. Bektaşilikte Senkretizm vardı. Karışık bir dindi. Oturduğu yerlerin geleneklerini alabiliyordu. Trakya ve Balkanlarda Bektaşilik çok gelişti, tekkeler, zaviyeler kuruldu. Bektaşilik yerleşik oldu.
* Peki, Anadolu Aleviliğinde ne gibi bir gelişme oldu? Bu sonradan Alevilik - Bektaşilik farkını oluşturdu...
Anadolu'dakiler geleneklerini, göçebe hayatlarını sürdürüyorlardı. Yerleşik değillerdi. Muhtelif tesirlerin altında kaldılar. Bektaşiler de kaldı ama halk daha çok kaldı. İlk tesir Ahilik oldu. Ahiler çok kuvvetliydiler. Esnaf loncaları Ahiydi. Ankara bir ara Ahilerin elindeydi. Ankara kalesinin yanında Şerafettin Ahi'nin camisi vardır hala. Ahilerde Şiilik vardı. Onların piri Selmani Farsi idi. Farsi ilk Arap olmayan Müslümandı. O Bektaşiliği ve Aleviliği etkiledi. Selmanı Farsi'nin Şiiliği modere bir Şiilikti. Koyu bir Şiilik değildi. Peygamber'in ailesini sevmek, Kerbala için ağlamaktı. İlk Şii tesirleri Alevilere Ahiler tarafından geçti.
*Hurufiliğin de önemli bir etkisi oldu Alevilik üzerinde...
14. asırda ise Hurifilik tesiri oldu. Fazlullah Astarabadi Hurifiliği Bakü'de yayıyordu. Astarabadi, yeni bir mezhep kelimesini sevmiyorum, yeni bir inanç getirdi. Azerbaycan'da Fazlullah Timurlenk tarafından asılınca müritleri Anadolu'ya kaçtı. Şeyh Nesimi onlardandı. Hurufiler Bektaşiler'in arasına gizlendi. Hurufi inanışına göre, insanda Tanrı mayası, nüvesi vardı. İnsan Allah'ın parçasıdır. Onun için her insanın yüzünde Tanrı'nın, Ali'nin ismini görebilirsiniz. Hilmi Dede Baba, "Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü yüzüme" sözüyle, bunu en iyi şekilde ifade etmişti. Harflerin kutsallığına inanılıyordu. İnsanın yüz hatlarında harflerden oluşan alfabenin varlığı inancı Aleviliğe Hurufilikten gelmiştir. Kaşlar, burun Ali'nin adını tanımlayan harflerdir. Bıyık da bu adı tamamlar. Bunun için Aleviler bıyığa önem verirler. Hurufilik ile Şiiliğin tesiri daha gelişti. Bu Oniki İmam Şiiliği değil, aşırı Şiilikti. Mademki Ali Tanrı oluyor, Tanrı insan biçimini alıyor, bu aşırı Şiilikti. Onlar reenkarnasyona inanıyorlardı. Ortaasya'da da bu ruh geçmesine inanılıyordu.
İslam bir anda Anadolu'ya gelmedi, Türkler birdenbire Müslüman olmadı. Bu asırları buldu.
*Sonra da Kızılbaşlığın etkisi oldu...
En büyük tesir kızılbaşlıkla oldu. Safaviler vardı Azerbaycanda. Safaviler'le kavga eden Cüneyt isimli birisi 15. asırda Akkoyunlular'a geldi. Şeyh Cüneyt Şii oldu. Allah insanda tecelli eder inancı Türkmenlerde vardı. Cüneyt sonra da oğlu Haydar Türkmenleri etkiledi. Kızılbaşların etrafında 7 Türk aşireti geldi. Bu arada Şah İsmail 13 yaşında kral oldu. Onu başa getiren Kızılbaşlardı. Başlarına 12 parçalı kırmızı bir takke giydikleri için Kızılbaş deniyordu. Kızılbaşlar ile Şii etkisi yoğunlaştı. Şah İsmail Çaldıran'da mağlup olunca Kızılbaşlığı terketti. Kızılbaşlar da ona gücendi. Anadolu'da bu hareket devam etti. İranın Şiiliği ve Anadolu kızılbaşlığı arasında bir fark oldu. Şah İsmail'in oğlu Şah Tahmasb, kızılbaşları İran'dan atmaya çalıştı.
İran şiiliği daha modere oldu.
İran desteğiyle olan dini isyanlar nedeniyle Kızılbaş kelimesi kötü bir manaya büründü.
*İran Şiiliği daha modere oldu dediniz. Anadolu Aleviliği de modere, yumuşak hale gelmedi mi?
Aşırılık ve modere kelimelerini inanç bakımından kullanıyorum. İran'daki Şiilikle Anadolu'daki Alevilik bambaşka. İran'da şeriatçılık görüyoruz. Alevilik de bu yoktur. Anadolu Aleviliği dinler üstü, toleranslı, insan sever. Senkretizm, yani bağdaştırma var. Şamanizim var, budizm var, manikeizm var, hristiyanlıktan gelen etkiler var. Karışık bir inanç. Osmanlı baskısında kaldığı için, baskı altında kalan insanlara karşı bir sevgi duyuyorlar. Her dini kabul ediyorlar, sünnilikten başka. Sünniliğe karşı mesafeliler, onların baskısı altında kaldıkları için.
*Bu arada Bektaşilik ile Alevilik farklılaşıyor..
Kökleri aynı. Yaşam tarzı farkı. Bektaşiler Balkan ve Trakya'da idi, yerleşikti. Aleviler köyde kaldılar, göçebe kaldılar, cahil kaldılar. İlerici, münevver oldular. Türkiye Balkan ülkelerini kaybedince Bektaşilik düştü, Alevilik kalktı. Bektaşilerin güçlü tarafı Alevilere geçti. Aleviler artık okula, üniversiteye gittiler. Kültür seviyeleri yükseldi.
*Dinlerin aydınları kendi inançlarından halkı etkilemeye, örgütlemeye çalışır. Bektaşiler Alevilerden kendilerini sakındılar. Önemli Bektaşi babaları, "biz Alevi değiliz" diyordu.
Çünkü onlar tarikatlaşmış. Esasta aynılar ama ayinlerinde bazı farklar var. Semah yok, müsahiplik yok. Yeniçeriler ile Bektaşiler arasında sıkı ilişkiler vardı. 1826'da Yeniçeriler ortadan kaldırıldı. Bektaşi tekkeleri kapatıldı, sürgün edildiler, öldürüldüler. O zaman Bektaşiler kendilerini korumak için Far - masonluğa girmeye başladılar. Böylece bir fark daha oluştu. Alevilik ise farmason değildir.
*Farmasonlar ile Bektaşilerin inançları birbirini uyum sağladı mı?
Far - masonların hürriyetçi, dini otoriteye karşı olma, örfe boyun eğmeme özellikleri nedeniyle bir yakınlaşma oldu. Tekkelerin, ayinlerin düzeni açısından benzerlikler ortaya çıktı. Üçler, beşler, yediler kavramı örneğin masonluktan gelmedir. Birinci derece üçler, ikinci derece beşler, üçüncü derece yediler olarak. Bektaşiler ise, üçlere Allah, Muhammed, Ali diyebilir. Ama mason etkisidir. Alevi dedelerinin ise Masonlukla ilişkileri yoktur.
* Sonra ne oldu da Bektaşilik Osmanlı'nın gözünden düştü?
Şah Kalender isyanında Kızılbaşlara, Bektaşiler yardım ediyorlardı. Yavuz'dan sonra Bektaşilere kötü bakıldı. Bektaşi tekkelerine yardım kesildi. Osmanlılar için Şiilik problemi değildi. Problem İran'la ilişkilerdi. Kızılbaşlara yardım etmeleriydi. Ne zaman ki İran yardımı kesti, ayaklanmalar sosyal oldu. 17. asırdaki isyanların nedeni ekonomikti, yoksulluktu.
* Günümüzde ise Şiiliğin etkisine Aleviler değil, İslamcılar girdi.
Alevi İslamcı olamaz. Aleviler ne kadar insan kırıldığını unutmuyor, her alevinin aklındadır. Bir gecede 40 bin insan kırdı Yavuz. Kırılacak insanların listeleri yapıldı. Hangi köyden hangi aile vb. Aleviler bunu unutamaz.
Türkiye'deki Sünniler İslamcılık açısından etkilendiler. Sünni İslam İran Şiiliği'ne daha yakın. Rejimi ele geçirmek, iktidara gelmek yakın bir nokta. Alevilerde böyle bir durum yok.
*İslam'da reform tartışması var.
Herşeyin reforma ihtiyacı var. Zamana uymak lazım. İslamiyet'te reform hareketi vardı. İran'da Bab hareketi gibi. Bahailer İslam'ı reform etmek hareketiydi. Ama bu politikaya alet oldu. En büyük merkezleri İsrail'de.
*Aleviliği İslam'ın reforme edilmiş bir şekli olarak görebilir miyiz?
Ortodoks İslam'a karşı yenilik var Alevilikte. Batiniliğe dayanıyor. Olumlu unsurları alarak, yorumlayarak ileriye gidiyor.
Alevilik İslam çerçevesindedir. Sünniliğe ve şeriatçılığa karşı bir tepkidir.
İslamlaşma hareketi karşısında, şeriata karşı bir duvardır Alevilik.
Alevilik bir sentezdir. Eski türk geleneklerinden, Şamanizmden, Manikeizmden alan bir sentez. Bu sentez içinde, Sufi ve Oniki İmam temelli, Ali'nin Tanrısallığı görüşünün de katıldığı, ruh göçüne inanç, Hurufiliğin kabalistik(Tevrat gelenekli) öğretileri, Ahilik, Hızır adı altında bazı azizlerin kutsanışının arkasındaki Balkanlar'daki Hrıstiyanlık etkisi vardır. Yine, Yezidilerin bazı inançları, eski Türk geleneklerinin etkileri olarak kadınların merasimlere katılması, içkiye hoşgörü; Turnaya verilen önem, Güneş'in doğuşunda doğuya dönüp Ali'ye niyaz etme şeklindeki eski bir Güneş inanışı, bütün bunlar senkretik, bağdaştırmacı bir inanç karışımı, sentezidir.
İnsanı merkeze koyan bir öğretiye dönüşüyor.
*Tarikatların rolünü nasıl görüyor sunuz?
Nurculuk herhalde tehlikeli, o din değil artık politika. Nakşilik de öyle. Bir seferinde İran Azerbaycanı'ndaydım. Orda Kırklar diye bir grup var. Şah ismaili hala Tanrılaştırıyorlar. Bir gün onların bir zikir törenine girdim. Ali'ye Allah diyorlar. Onlar gibi sallandım. Kalktığım zaman kendimi o kadar iyi hissettim ki, sanki uyuşturucu almışım gibi. Bıraktığınız zaman sizde fiziki bir tesir yapıyor. Sıgarayı bırakmak gibi. O zaman anladım ki tarikatlar çok tehlikeli.
*Çok rahatladığınızı söylemenizden sonra, "tarikatlar iyidir" demenizi bekliyordum.
Size sevinç veriyor, fiziken rahatlatıyor. Birdenbire sarhoş oluyorsunuz. Tarikat nedir? Haşhaş içmekle aynı şey. Droge olmak gibi. Zikirler, sallanmalar, saatlerce aynı şeyi söylüyorsunuz..
*Tasavvuf dini yumuşatmıyor mu? O da tarikatlarda yaşamıyor mu?
Tasavvuf bir felsefedir. Bir felsefe kendisini böyle gösterirse, ilkel bir biçimde, tehlikeli olabilir. Küçük yaştakiler zikire götürülmemeli. Ortodoks dininde de aynı zikirleri yapanlar var. Bu biçim hareketler hangi dinde olursa olsun tehlikeli olabilir. Alevilikte yok böyle bir şey. Mevlevilikte bunu gördüm ama onun artistik kültürel bir yanı var.


İrene Melikoff kimdir?

1917 yılında Ekim devrimi başladığı gece, Petrograd'da doğan İrene Melikoff'un babası Bakülü bir Türk, annesi Rustu. Petrolcülük işleriyle uğraşan ailesi Ekim Devrimi olunca Finlandiya'ya kaçar. Oradan Fransa'ya giderek Paris'e yerleşirler. Melikoff babasının kütüphanesinde 14 yaşındayken Hafız Divanı'nı, Ömer Hayyam'ı ve Sadi Şirazi'yi okur. Sorbon Üniversitesi'nde önce İngiliz edebiyatını bitirir. Daha sonra ise Şark dillerine ve Türkolojiye devam eder. Fars dili ve edebiyatını öğrenir. Safaviler üzerine çalışır. Prof. Adnan Adıvar'ın öğrencisi olur. Ünlü İslam araştırmacısı Louis Massignon onu Sufiliği araştırmaya yöneltir. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan'la yakın ilişki içinde olar. Türk destanları üzerine çalışan Melikoff mistisizmi öğrenmek isterken Alevilikle karşılaşır. Çalışmalarını Alevilik üzerine yoğunlaştırır. Türkoloji'ye katkısı 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü direktörü olmasıyla hız kazanır. 1970 yılından beri yayınlanan önemli bir Türkoloji dergisi olan Turcica'nın da kurucusu olur. Ünlü matematikçi Salih Zeki'nin oğluyla evlenen Melikof bir süre de Türkiye'de yaşar. Türkçe'de Cem Yayınları'ndan "Uyur İdik Uyardılar" kitabı yayınlanan ve yakında Çağdaş Yayınları'ndan "Efsaneden Gerçekliğe Hacı Bektaş" isimli bir kitabı daha yayınlanacak olan İrene Melikoff ile arkadaşımız Naki Özkan konuştuİrene Melikoff
Saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.02.2009, 17:10   #9
Yazar
Erzincanlı_Deniz
Üye
 
Erzincanlı_Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.01.2009
Bulunduğu yer: izmir
Yaş: 34
Mesajlar: 30
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 36
İtibar Puanı: 78
Erzincanlı_Deniz yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 58
11 Mesajına 21 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

tanrıyı yaratan insandır bence tek tanrılı dinlerden önce çok tanrılı dinler vardı insanlar ateşe taparlar ve ya suya şu na buna taparlardı daha sonra yani tek tanrılı dinlerde hiç görünmeyen ama çok kudretli tanrı çıktı ortaya yani insanlar tanrı konusunda sınır tanımıyorlar bir bakıyorsunuz ateşe tapıyor çok sonraları da çok kudretli olana peygamberleri olana tapıyor bu durumda bundan daha gelişmiş bir şey yaratıp sonra da ona da tapabilirler.yani tanrı tanrı doğurur olmayacak şey değil...

Erzincanlı_Deniz Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.02.2009, 22:42   #10
Yazar
HURUFİCAN-ERZİNCAN
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 05.08.2008
Mesajlar: 492
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 44
İtibar Puanı: 210
HURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcutHURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcutHURUFİCAN-ERZİNCAN hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 75
220 Mesajına 329 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Tanrı İnancı ile din arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Dünya tarihi ve dinler tarihine baktığımızda tanrısız olan dinlerde görmekteyiz Buda ve konfüscüs bunlardandır. Vahi almaya dayanmayan dinler arasında olan tanrı ve tanrılarda vardır.

Bizler öncelikle tek tanrılı dinler olan İbrani dinlere yaratıcısına bakacağız. Din tarihinde din sosyolojisinde en ilkel topluluklar bile doğaya olduğu kadar kendi hayatlarına etki yapan gizli ve büyük bir kuvvet veya varlığa inandıklarını göstermektedir Bu kuvvet dinlerin evrimine pareler olarak totemden başlar. İbrani dinler Tanrı hakkında verilen bilgiler hakkında bazen kaba bazende pek ince farklar görülerek anlatımlar vardır.

Araplar çok tanrıcılık inanışında el-lat,el-uzza,menaf gibi dişi tanrılar yanında korkutucu cezalandırıcı erkek tanrı olan Hebel ve Zilhalin gibi tanrılara da inanırlardı.İnsanların inançlarını ve ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli tanrılara inanılmış hem bu dünya ve diğer alem adına tanrılarda vardır.

Buradaki amacımız Arapça dil etimolojisinde olan Allah kelimesiyle ilintili sorumuzu Türkçe tanrı İngilizce god, Farsça huda vb. gibi sorabilirdik ama Arap baas anlayışı ulama yardımıyla ve mezhepçiliğin getirdiği ağır egemen güçler baskılarıyla Anadolu’da Allah ismini almıştır bu alevi Bektaşi inancına da girmiştir. İslam kutsal kitabında “Allah ”isminin kullanılması isteği bizzat belgelerle(ayet)vardır ama burada Arap etimolojisi ve fonetiği konusunu görerekten evrensel bir din anlayışı ile de Tüm evrenin yaratıcısının kabile din savunucuların ırksal dil öğesiyle anılması da ayrıcada tartışılacak başka bir İslami-tarihi akademik konudur.

İslam dininde felsefe yoktur 7–8 yüzyıllarda bir müddet hüküm sürse de felsefeye iyi gözle bakılmamıştır. Hatta gazzali bu konuda felsefecilerin hataları adı altında kitaplar yazacak, ister istemezde karşı çıktığı felsefeye felsefe ile cevap vermiş olduğuyla karşı, karşı kaldığı. Gerçeği ile yüzleşecektir. Buna karşın tutarsızlığında tutarsızlığı bir kitapta gazzaliyi eleştiren ispanyada ibn Rüştün gazzaliyi felsefesiyle gazzaliyi sarsmıştır.

Gazalli ve imam rabbani felsefeye karşıdır hatta Anadolu düşünürü Mevlana da felsefeye karşıdır ama oda felsefe yapma karşı olduğu halde buna karşı gelememiş, felsefe yaparak o da şöyle demiştir;

“Eğer sureti olmayan sevgilinin suretini görecek olursanız efendinin de, kölenin de sizin kendiniz olduğunu anlarsınız zira her cüz küllün aynı oldu ve cüzler baştanbaşa kül oldular”


Aslında dinlerin ve peygamberlerin ortak özellikleri düşünmeleri yani felsefe yaparak dünyayı anlamaları mağarada köyde çobanlıkta dağda bayırda düşünerek gerçeği bulma adına hep felsefe yapmışlardır tanrıyı direk bulmayan ibrahimin güneşe aya bakarak anlatılan olayda bir felsefe yatmaktadır.

Resulullah (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Rabbından naklen anlatıyor; "Allahu Teala şöyle buyurdu; ben kulumun zannına göreyim. O halde, Benim için hayır zannında bulunsun ve ben, Beni andığı zaman kulumun yanındayım."

İşin içinde felsefe ve düşünme olduğu gerçeğini kulağı başka bir yerden tutarak anlatmanın gereğide yoktur.

Hatta Musa o kadar ileriye gider ki peygamber olduğu halde yaşam felsefesine başka bir bakış getirmek üzere Allahı görmek istemiştir ki bu da Kuranıkerim de Araf süresinde geçmektedir…

Mutezil ve matüridiler,eşari ve gazzali Hz.Musanın Allah ile görüşmesi hakkındaki araf süresini çeşitli şekillerde açıklamaları bile birer felsefeden başka bir şey değildir.

Araf süresi:
143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.

Hz.Allahı anlamak ancak Hz. Allahı tanımakla ve güçlerinin nelere kadir olduğunu anlayarak geçmektedir. İki yüzlülük yaparak Allahtan bahsetmek olanaksızdır.

Genel anlamda mistik düşüncelerimizde Hz. Allahın kendini değilde eserlerini düşünerek Hz.Allaha karşı duyulan aşk ve saygı yeğ tutarlar. Bu düşüncede hz. Allah hakkı ile bilmek olanaksızdır. Düşüncesi kafamızdan daha çok ritüellerimiz ve inançlarımız girdiğinde hakkı gereği kadar anlamayı günah saymışızdır. Soyut somut yaratılanları eleştirerek acaba gerçekte neyi eleştirdiğimizin farkında olabiliyormuyuz veya işimize ne kadarı geliyor. Neden iki yüzlülük yapıyoruz

Zaman ve bilim ilerledikçe Hz.Allahı daha iyi anlamak gerektiğini görmeliyiz. Bundan kaçmaktansa sevgiliye yaklaşmanın güzelliği içine girmeliyiz. Soruyu şöyle de düşüne bilirsiniz Allahu teala cehennemi insanlardan cinlerden dolduracak diye söz vermemişmidir. Veya Allahın hikmet bağışlamadığı kul hanif olabilme ihtimali yoktur.

Bu gibi olgular bize dolaylı yönden aklımızı çalıştırmak için yapılmış uyarıcı ışıklardır ki Allah, Allahı yarata bilir mi sözünü de anlamamız bu şekilde olmalıdır.

Bu bir paradokstur.( Aykırı düşünce) olduğu görünse de özü ancak akılla anlamak gerekmektedir..Resul “ Hz.Allahı en iyi tanıyanız,Allahtan en çok korkanınızdır,bense ondan en çok korkanınızım “demektedir Buda onu hakkı ile kavrama yeteneği altında bir söz yatmaktaydı buda soruyu nasıl anladığınız başka bir şeklidir.

Bir alevi olarak değişlerimizde Hz.Muhammedden daha çok Hz.Ali ve on iki imamlardan bahsederek özü unuttuğumuzu unutmuyormuyuz.

Yoksa Hz.Muhammeddin öğretilerini bir adım daha ileri ve zamana göre harmanlayan güne uyduran Ali ve evlatlarını tanıyan biz Anadolu halkı neden sevdiğimizi anlama adına soruyu ve düşünceyialgılamamızı düşünmemiz gerekmez mi?

1-Allah büyüktür. Peki, Hz. Allah neye göre büyüktür bu söz nerde anlam ve mana kazanmıştır.
2-Allah neye göre büyüktür maddeye mi manaya mı(soyut-somut)?
3-Evrene sığdıramadığımız Hz.Allah kalbe nasıl sığdırıyoruz o zaman kalp nedir(gönlümüz)
4-Korkularımızı yenerek gerçek bilimle Hz. Allahı anlamak istemeliyiz dogmalar neden bu kadar doğru.
5-Tanrı, Tanrıyı yaratmışsa kendinden üstün tanrı bir üst tanrı olarak yine tekliğe başladığı yere döner.
6-Âdemin sonsuz ebedi diyarda yaşamasına inanmak tekrar büyük yaratıcının karşısına insandan sonra ebedi hayatı kazanan âdem ne kadar tanrı olmuştur burada yaratılanı kavramamız gerekmez mi?(cennette soyut somut ne vardır. Soyutmuyuz, somut mu)?
7-Zaman ve mekâna sığmayan Allahın ebedi âdemin kalacağı ve isteklerinin olacağı sonsuz yaşam olgusuyla karşı karşıya kalmaz mı bunun mantığı da nereye çıkar?
8-şöyle bakalım 5+5=11 değildir veya havadan ekmek olmaz veya üç eşit kenardan dörtgen yapılmaz bu bilimsizlik dışıdır Allahtan da, Allah yaratılması istenilemez mantığı ortaya çıkar.
9-Allah soyut ve somut mudur? Tüm parçaları soyut ve somut olarak görme başarmak imkânı olmadığına göre zaman ve mekan olmayan bir anlayışta ilk hareketi vererek yaratıcı, hareket verilen yaratılan olduğuna göre, Allah Allahı yaratmaz. Yaratılsa bile yaratılan olur.
10-Tek ilah doğru kararlar alır iki ilah tartışabilinir diye varsayımlar vardır. Peki ilaha yakışan ayrım ve kavgamıdır bu düşünce ne kadar sağlıklıdır. Bu düşünce ne kadarda tanrısaldır. Bu mantık neden karşımıza 3 sınıf anlatımlarda karşımıza çıkar? İki ilahın doğru karar verme ihtimali olmaması mı tekliğe işaret o zaman ilahlık nasıl olur. Bunada ilahlık diyebilirmiyiz? Bu düşüncenin altında eleştiri ile hakaret Barilik olgusu yatarak eleştiri yapmamada yatmaz mı?
11-Kafamı kuma sokup geçmişteki söylemleri kutsal sayarak düşünmeden dogmalara inanarak hipnozda kalacağımıza neden kendimize çok sorular sorup Allaha daha aşık olmuyoruz. Yalanlarla veya şekillerle sevgiliyi kısmen yeterli derecede anlamayarak aşık olmayı ne kadar sevgiliye yakınlık saya biliriz bu nasıl bir aşk olur.
12-Boşu dolduran dolunun kendisi ise, boşun kapladığı alanda dolu değimlidir.
13-Yaratılanların Allahı bilme isteği Allahtan olduğu Allahın bilinme isteğindedir. Bu da Allah Kendisinden hiç benzemeyen ve kendisi olmayan insanı canlı cansızı yarattı ve bu mahlûkatlar Yaratıcısını tespih etmelerinde. Yaratanın büyüklüğüyle kendisini isimlerini ile hiçbir şey olmayan yaratılanlar küçük olarak yaratılması bize yaratıcının belli ölçülerde yaratmanın olacağı gerçeğini ortaya koymaz mı?
14-Yaratıcı kendisi gibi bir yaratıcı yaratırsa biz bunun nasıl farkına vara biliriz. Bununla beraber sınırsız kudreti nasıl anlayacağız.
15-Allah yalnız kendi ile vardır. Varlığı başka hiçbir varlığa bağlı değildir. O,bağımsız “öz dür” eşi benzeri olmadığından dolayı özünden başka ilkesi yoktur. Farabinin uyun-ül mesai adlı eserinde bu konuda çokça güzel anlatımlar vardır ama ne yazık ki gazzali, imam rabbani, farabinin Aristoculuğundan dolayı felsefeye sözde karşı çıktıklarından dolayı bu farabi ibni ebu Yusuf eklindi ibn-rüşt düşünceleri daha sonraları egemen güçler tarafından hiçe sayılarak tüm İslam coğrafyasına dogmalar oturmuştur.
16-Hz. Muhammed mutlak suretle bir olan Allah inancının aşılanmasına uğraşmış olmakla birlikte insan zihninin ve dolayısı ile toplumların gelişimleriyle paralel olarak gelişen, Allah düşüncesi hiçbir zaman gerçek anlamda mutlaka kavuşturulamamasının nedeni yaratmanın neresindedir?
17-kuranın hemen her süresinde ve hadislerin birçoğundan yüce Allahın türlü kutsal nitelikleri ve karakterleri çeşitli deyimlerde ve türlü vesilelerle tekrar edilir. Bunlarda güdülen amaç daha çok öğretseldir. İnsanlarda da var olabilen türlü ahlaksal karakterlerin aşkın ve üstün derecelerine sahip olan Allah kutsal sıfatları hayır ve şerri içine alan ve bu iki yönden de gelişerek kendi dileğine göre âleme uygulanan Tanrısal keyif ve isteğin tecellilerinden ibarettir. Yaratmayı bu mantık içine de alarak düşündük mü acaba?
18-İslam dinin resulu Hz. Muhammed Allahın görünüm alanı dışında hiçbir zerrenin var olmadığına ve tüm evrende bilgi ve dileği dışında lkalaçak hiçbir hareket ve olayın gerçeklenmediğine inanmış ve buna inandırmıştır. Tanrısal edimlerin dayandığı mantığı insan mantığıyla yani bizim düşünme ilkelerimizle açıklamaya çalışmak boşuna bir gayrettir.Zira her şeyin özünü hakkılka bilen Tanrının işlerine karışılmaz hemde onlara kimsenin aklı ermez insan yalnız ondan korkmalı ona sığınmalı Allaha inanmalıÇünkü sonunda dönüş yine Allaha olaçaktır.Her ne olursa olsun Allah her şeyi görür ve bilir izler.Hz.Muhamme Allahtan sevgi ile beraber korku ile yoğrulmuş ve kararkterini bu özelliklerde bulmuş ve ondanda yitirmiştir.Bundan dalayoı bir Müslüman olarak ama yalnız Allaha güvenmiş ve Allaha dayanmış,
Asıl oan insan olarak tüm girişimlerin ve eylemlerinde yine Allahın bir türlü olan kendi bilgi akıl veistenç tedbirli önlemlerine ve tecrübeye bağlamıştır.

Bu konuda inrahini dinlerde Tevrat ve İncil ve bu anlayışlar içinde çok sayıda örneklerde verecektim ama çok sayfalar alınca okuyucunun dikkati dağılmaktadır eşiya resulun tekvindeki ve kuranda ihlasta gecen ahad ile iyi anlamak gerekir..
Ama öncelikle haktan korkmayan anlayış olan Aleviliği mezhepçiliğe çeken anlayışların kazandığını düşünmeyen soru soramayan beyat kültürüne boyun eğen canları gördükçe hakikat kapısından Aleviliğin şeriri kapıya indiğini görmek beni çok üzdü.

Yaratanı tüm hakkı ile tanımayan kendini bilmez. Kendini tam bilmeyende (yaratanın gücü yaratılandır) yaratanını tam kavrayamaz
Aklı başında olan her mümin kendini ve yaratanı bilir ve daha da âşık olma adına hakkı düşünür durur ondan kaçmaz bu mezhepçi anlayışa yakın anlayışlardır Alevilikte böyle olgular yoktur.Ateistlerin düşünceleriyle bizim sorudaki Allahı ne kadar tanıdığımız sorusu içerisinde bağlantı kurmanız gerekmemektedir bu ateistlerin kendi sorunlarıdır.

HURUFİCAN-ERZİNCAN Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:40.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica