Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Kültür-Sanat > Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji

Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji Felsefi/sosyolojik/psikolojik tartışmalar, teoriler vs

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 21.05.2015, 18:19   #1
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Ilk Atomcular

Ilk Atomcular / Atomcu Materyalizm




ATOMCU FELSEFE


Atomcu felsefe tarihte üç isimle anılır. Eski Yunan’da Leukippos ve Demokritos,

Roma’da ise Epiküros’tur.

Atomculuk aslında felsefede ve bilimde bir yöntemdir. Kavramları parçalara ayırarak

açıklama yani tümevarımın bir çeşididir. Atomculuk kavramı sözlükte şöyle tanımlanır:

“Genel olarak kompleks ya da karmaşık fenomenleri, onları sabit ve değişmez parçacık ya da

birimlerin toplamları olarak görmek suretiyle açıklayan , fiziki dünyanın, maddi evrenin

gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana geldiğini savunan görüş” (A.Cevizci-Felsefe Sözlüğü)

Örneğin kan tahlillerinde kanın tamamı değil bütünden alınan bir parça örnek

incelenir. Buradan şu sonuca varabiliriz ki alınan kan parçası kanın bütününe göre, atomik bir

yapı arz eder. Sosyal bir kurum incelenirken de seçilecek iyi(bütünün özelliklerini taşıyan) bir

örnek bizim bütün ile ilgili yargı vermemizi sağlar. Yine benzer bir şekilde elma yerken ilk

alınan tad bize elmanın geri kalanının tadı hakkında bilgi verir, yani bu parça bütünün

özelliklerini taşır. Kimyacılar da atom kavramının anlamına en uygun düşen bir şekilde

maddeleri atomlarının ve moleküllerinin özelliklerine göre yanıcı, patlayıcı, me.tal, ame.tal,asit, baz, ekşi, tatlı gibi sınıflandırırlar.


Atomcu felsefe nasıl doğdu?

Felsefe, Antik Yunan döneminden bu yana iki ana kanaldan ilerlemiştir. Bunlardan

birincisi Herakleitos’un başını çektiği, evrende değişimin esas olduğunu söyleyen ve onun

ünlü sözü olan ‘Herşey akıp geçer.’i sloganlaştıran değişimci kanaldır. Diğeri ise

Parmenides’in değişimi yadsıyan, evrenin tüm görüntüsünün bir yanılsamadan ibaret

olduğunu söyleyen değişime karşı kanaldır. İşte bu kamplaşmada Herakleitos ve

Parmenides’ten sonraki düşünürler, onlar kadar katı olmasalar da bir tavır aldılar. Atomcu

felsefe ise bu iki kanalı da aşarak bir çeşit ‘Tez + Antitez = Sentez’ denklemi öne sürdü. Buna

göre Parmenides’in aradığı yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen ‘Bir varlık’ atomcularda

parçalanarak gözle görülemeyecek kadar küçültülmüştür, ancak atomlardan meydan gelen

çoklukta yani evrende sürekli bir değişim esastır. İşte atomcu düşüncenin ana ilkesi budur.

Atomcu düşüncenin içinden çıktığı bir önemli çelişki de Parmenides’in birciliği

(monizm) ile Empedokles’in çokçuluğu arasındakidir. Empedokles’e göre toprak, hava, su ve

ateş 4 ana elementtir. Bunların farklı oranlarda karışmasıyla çokluk meydana gelir. Oysaki

atomcularda ana öğe sayısı 4 ile sınırlı değil sonsuzdur.

Bir de atomculuk ile Anaksagoras’ın ilişkisi önemlidir. Bilindiği üzere Anaksagoras’ın

en büyük başarısı, ilk defa olarak o maddeden, ona hareket veren ve hükmeden kımıldatıcı

gücü, nus’u (ruh ve akıl) ayırmıştır. Anaksagoras’la felsefede dualizm başlar. Bu düşünce

daha sonra Platon ve Aristoteles’e geçerek felsefe tarihinde bugüne kadar gelmiştir. İşte

Demokritos bu akıma kapılmayarak ruhun da maddi atomlardan meydana geldiğini söyleyerek

felsefe tarihinin en güçlü materyalist düşüncesini ortaya koymuştur.


Atomculuğun Yunan düşüncesindeki temel yanlışlara düşmemiş olması onun en

önemli artısıdır. Şöyleki o dönemin çok bilinen paradoksları doğayı matematiksel açıklama

çabasına karşın ortaya atılmıştı. Oysaki Demokritos ve Leukippos’un atomları geometrik olarak değil fiziksel olarak bölünemeyendir. Bu sayede bu teori kendine sağlam bir yeredinmiştir.



LEUKIPPOS

Yaşamı:


Leukippos’un yaşamı hakkında çok az şey biliniyor. Doğum ve ölüm tarihleri

bilinmiyor. Leukippos, Miletos’ta doğdu daha sonra batıya seyahatler yaptı. Bu seyahatlerinde

Güney İtalya’ya uğradı ve orada Zenon’dan dersler aldı. Daha sonra MÖ 450 yılı civarında

olduğu tahmin edilen bir tarihte Abdera’ya gitti ve orada bir okul kurdu.

Leukippos hakkındaki bu sınırlı bilgiler bazı düşünürlerin onun yaşamış olduğundan

bile şüpheye düşürmüştür. Örneğin atomcu felsefenin Roma’daki temsilcisi Epiküros onun

yaşamadığını söyler. Oysaki Abdera okulu ile ilişkiye geçmiş olan Aristoteles’in onun eserleri

hakkında tam bilgisi olduğu anlaşılır. Aristoteles eserlerinde birçok kez Leukippos’u atomcu

felsefenin kurucusu olarak söyler. Yine birçok kez Demokritos’un Leukippos’un öğrencisi

olduğunu söyleyerek bu iki düşünürü birlikte anar.


Leukippos’tan günümüze ulaşan hiçbir metin yoktur. Ancak Demokritos’a atfedilen

bazı eserlerin Leukippos’a ait olduğu söylenir. Burada esas ilginç olan Demokritos’un verdiği

sayısız eserde, o zamanın gelenekleri uyarınca, hocası Leukippos’tan hiç söz etmemiş

olmasıdır. Oysaki hocasının görüşlerine yaşamı boyunca sadık kaldığı bilinir.


Felsefesi:


Leukippos’un felsefesi yukarıda sözü edilen belirsizliklerden dolayı Demokritos

felsefesiyle birlikte anlatılacaktır. Demokritos ve Leukippos arasında Sokrates ve Platon’unki

gibi öğrenci öğretmen ilişkisi olmakla birlikte; onlarınki gibi felsefi ayrımlar bulunmaz.

Dolayısıyla ortada tek bir atomcu felsefe fakat iki filozof vardır.




DEMOKRİTOS (M.Ö. 460-371)


Yaşamı:


Abdera’da doğmuş ya da buraya sonradan gelmiştir. Doğum tarihi üzerine türlü

söylentiler vardır. Bunların içinde en çok kabul görenleri onun M.Ö. 456 ya da 460 yılında

doğduğu yönündedir. Çok uzun süre yaşadığı bilinir. Ölüm tarihi ise 371 yılı olarak kabul görür.


Demokritos’un babası çok zengin bir adamdır. Oğlunu iyi yetiştirdi. Onun Persli

kahinlerden ders aldığı söylenir. Bu tarz söylentilerin doğruluk derecesi bilinemez ancak

Demokritos’un doğu bilimlerini çok iyi öğrendiği bir gerçektir. Uzun seyahatlere çıkmıştır.

Gördüğü yerler arasında Hindistan, Habeşistan ve İran da bulunmaktadır. Buralarda rahip,

büyücü ve din adamlarıyla görüştüğü düşünülür. Bu gezileri sırasında bütün servetini harcar

ve Abdera’ya döndüğünde oranın harabeye döndüğünü görür. O zamanın kanunlarına göre

servetini kaybedenlere cenaze töreni yapılmaması gibi bir uygulama olduğundan tekrar para

kazanmak için halka açık dersler verir ve bu dersler sonucunda büyük bir serveti olur.

Demokritos’un gezdiği yerler arasında Güney İtalya’nın da olduğu, onun buralarda

Pisagorculuk ile Elea felsefesini incelediği söylenir. Ancak onu mistikliğe götürmeye çalışan

tüm iddialar onun eserlerine biraz gözatarak çürütülebilir. Çünkü onun eserleri tamamıyla

materyalist bir filozofun düşüncelerini yansıtmaktadır.



Demokritos’un yaşamıyla ilgili başka rivayetler de bilinmektedir. Yaşamının son

dönemlerinde hastalığının ilerlemesi üzerine Abdera halkı onu tedavi etmesi için Hipokrat’ı

çağırmıştır. Yine bir başka söylentiye göre Demokritos daha kesintisiz düşünebilmek için

mezarlıkların arasında dolaşırmış. Onun bu amaçla kendi gözlerini bile kör ettiği söylenir. Bu

hikayelerin doğruluk dereceleri bilinmez ancak bunlar Demokritos’un ne kadar şöhretli bir

düşünür olduğuna işaret edebilir.


Demokritos mutlu ve mağrur ölmüştür. Bunu onun şu sözlerinden anlıyoruz : ‘Bütün

çağdaşlarım arasında arzın en büyük kısımlarını gezen, en uzak ülkeleri ziyaret etmiş olan ve

birçok iklim ve sahilleri aşarak pekçok düşünürleri dinlemiş olan yalnız benim. Hatta

aralarında bir yabancı olarak beş yıl yaşadığım Mısır geometri bilginleri de bulunduğu halde,

hiç kimse benim kadar geometrik ispat yapmaya ve yazı yazmaya muktedir olamamıştır.’


Demokritos yaşadığı dönemde büyüklüğü takdir edilmesine rağmen öldükten sonra

Yunan düşünce hayatında hızla unutulmaya yüz tutmuştur. Bunun nedenini onun şu

sözlerinden çıkartabiliriz: ‘ Bir şeyin daima aksini söylemek ve gevezelik yapmaktan hoşlanan

adam, her ne olursa olsun ciddi birşey öğrenmeye kabiliyetli değildir.’ Atina’ya ve

Demokritos sonrası Yunan düşüncesine Sofistler’in hakim olduğu bir dönemde onun

eserlerinin unutulması doğaldır. Protagoras (Demokritos’un öğrencisi ünlü Sofist) Atina’ya

uğradığında heyecanla karşılanmıştı. ‘Ben gittim kimse tanımadı bile’ der Demokritos. Söz

sanatlarından pek hoşlanmasa da Demokritos’un Sokrates ve Anaksagoras’ın derslerine

kendini tanıtmadan katıldığı söylenir.


Demokritos hakkında Aristoteles ve Platon iyi düşünmezler. Platon, onun

düşüncelerinden yararlandığı halde onun adını bile anmaz. Bir söylentiye göre Platon

Demokritos’tan o kadar nefret eder ki onun tüm eserlerini toplayıp yakmak ister ancak bu

girişimi iki Pisagorcu engeller. Aristoteles Demokritos’a için: ‘ Şerefsiz bir bilgin ve her

anlamdan mahrum bir gevezelik yaratıcısı diye söz eder.’ Onun Demokritos’a yaptığı en

büyük kötülük söylemediği sözleri Demokritos’a atfederek onunla alay etmesidir. Örneğin

Aristoteles ruhun bedeni harakete geçirmesinde Demokritos’un tesadüflere işlev yüklediğini

söyler. Oysa, Demokritos tesadüfleri yadsır.


Aristoteles, Demokritos hakkındaki bu olumsuz düşüncelerine rağmen onun felsefesini

bugün anlayabilmemiz için en önemli kaynaktır. Çünkü Demokritos’un Diogenes Laertios’ça

5 bölümde toplanmış (ahlak, fizik, matematik, müzik ve sanatlar) toplam 60 eserden

günümüzde sadece 230 kadar fragman kalmıştır. Bunların da çoğu ahlak ile ilgilidir. Buradan

da kasıtlı bir tahrifat yapıldığı düşüncesi akla geliyor.



Demokritos’un Eserleri:


Fizik eserleri: Büyük dünya düzeni (Makro kozmos) ( Leukippos’un da olabilir),

Küçük dünya düzeni (Mikro Kozmos), Kozmos tasviri, Gezegenler üzerine, Doğa, İnsanların

doğası, Nus, Duyusal algılar, Lezzetler, Renkler, Ayrı ayrı atom şekilleri yahut idealar

(atomcular atoma bazen idea derler), (Atomlardan kurulma) Algı tabloları yahut öngörü...


Matematik eserleri: Algı tarzlarının ayrılığı yahut daire teğeti ve küre teğeti,

Geometri, Sayılar, Oransız çizikler ve atomlar, Cisimlerin düz yüzeyler üzerindeki izdüşümü,

Büyük tasviri, Yeryüzü tasviri, Göğün kutuplarının tasviri, Işınlar bilgisi...


Müzik eserleri: Ritim ve uyum, Şiir üzerine, Sözlerin güzelliği, Güzel ve çirkin sesli

harfler, Homeros veya dil doğruluğu ve karanlık sözler, Şarkı...


Sanatlarla ilgili eserleri: Hastalığın seyrini önceden bilme, Perhiz, Hekimin tanıyışı,

Zamansız ve zamanında müdahale soruları, Toprak bakımı, Ressamlık, Taktik kitabı, Silahla

döğüşme sanatı...


Ahlak eserleri: Pythagoras, Bilgenin ruh durumu, Ölümden sonraki hayat, Yetkinlik veya erdem, Gönül rahatlığı...

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.05.2015, 16:02   #2
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi
Standart


Abdera:




Abdera, Trakya kıyısında Nestos ırmağının ağzı yakınlarında kurulmuş kent.

Anadolu’nun Kiros yönetimindeki Persler tarafından MÖ 540 dolaylarında işgal edilmesinin

ardından İyonya’yı terkeden Miletos halkı, burada bir koloni kurdu ve Trakya’nın iç

bölgesiyle canlı bir ticaret gelişltirdi. Abdera MÖ 5. yüzyılda Delos birliğinin zengin bir

üyesiydi. Ancak MÖ 4. yüzyılda Trakya’dan gelen akınlardan büyük zarar gördü ve önemini

büyük ölçüde yitirdi.Abdera’nın yerinde bugün Yunanistan’ın Avdhira kenti bulunuyor.


Christoph Martin Wieland’ın Abderalılar adlı kitabında Abderalılar ve Abdera üzerine

yazılmış hiciv öyküleri anlatılır. Haldun Taner’de bu kitaptan esinlenerek ‘Eşeğin Gölgesi

Davası’nı kaleme almıştır. İşte Abderalılar’dan bazı örnekler:


Bir keresinde, Abdera’ya güzel bir havuz yaptırmaya, onu da şehrin büyük pazarının

ortasına yerleştirmeye karar verdiler. Masrafları karşılamak üzere hemen bir vergi saldılar,

paralar topladılar ve Atina’dan çok meşhur bir heykeltraş getirtip istenen şeyi anlattılar. Plana

göre, çeşmenin etrafında heykeller yer alacak, deniz tanrısı, sağında solunda deniz perileri,

tritonlar ve yunuslar olduğu halde, dört deniz atının çektiği bir arabanın üzerinde görülecek,

deniz atlarıyla yunusların burunlarından da sular fışkıracaktı. Fakat her şey bitip

tamamlandığında görüldü ki, Abdera’da tek bir yunusun burnunu ıslatacak kadar bile su

mevcut değildir; fıskıyeler açıldığında da öyle oldu ki, sanki bütün deniz atları ve yunuslar

heykelleri kaldırıp Neptun mabedine taşıdılar; bir yabancıya bu heykelleri görmesi tavsiye

edildiğinde, mabet bekçisi övgüye değer Abdera şehri adına gayet ciddi bir şekilde, böyle

muhteşem bir sanat eserinden “tabiatın fakirliği dolayısıyla” faydalanılamadığını üzüntüyle

anlatır dururdu.


Bir başka sefer, Abderalılar Praxiteles’in en büyük eserlerinden biri olarak kabul

edilen, fildişinden bir Venüs heykeli satın aldılar. Heykelin yüksekliği bir buçuk metre

kadardı ve aşk tanrıçasının bir mihrabı üzerine konacaktı. Heykel şehre geldiğinde, bütün

Abdera halkı Venüslerinin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi, –şunu da ekleyelim,

Abderalılar sanattan çok iyi anladıklarını, güzel sanatları çok sevdiklerini söylerlerdi. “Bu

heykel, öyle alçak bir yere konulmayacak kadar güzel!” dediler oybirliği ile, “şehrimize

böylesine şeref kazandıran, bize de bu kadar çok paraya mal olan böylesine büyük bir eseri ne

kadar yükseğe yerleştirirsek azdır; onu öyle bir yere koyalım ki, Abdera’ya giren bir yabancı,

ilk bu heykeli görsün”. Bu parlak düşünceye uyarak, küçük, zarif heykeli otuz metre

yüksekliğinde bir sütunun tepesine oturttular. Böylece sütunun tepesindekinin bir Venüs mü,

yoksa istiridye içinde bir deniz perisi mi olduğu pek fark edilmiyordu gerçi, ama Abderalılar

gene de bütün yabancıları sıkıştırıp, bundan daha mükemmel bir şey olamayacağını itiraf

ettiriyorlardı.


Bize öyle geliyor ki, bu örnekler, Abderalılara biraz fazla akıllı diyenlerin pek de

haksız olmadıklarını göstermeye yeterlidir. Fakat onların karakterini en iyi gösteren olay,

Justinus’un anlattığı gibi şehirlerinin içinde ve civarında bulunan kurbağaların fevkalâde

çoğalmasına karşı bir şey yapamayışları, yerlerini vırak vırak bağıran hemşemrilerine bırakıp,mesele halledilene kadar Makedonya Kralı Kassander’in himayesinde başka bir yere göçmeye

mecbur kalışlarıdır.


Bu felaket Abderalıların başına habersizden musallat olmamış, aralarındaki bir bilge,

çok uzun zaman önce bunun böyle olacağını haber vermişti. Bütün hataları, belâye defetmek

için başvurdukları yoldaydı, ancak bu, kendilerine hiçbir zaman anlatılamadı. Onların Abdera

‘dan göçmelerinden ancak birkaç ay sonra Gerania bölgesinden bir sürü turna kuşu gelip orayı

öylesine temizledi ki, Abdera’nın bir mil çevresinde baharı vırak vırak ederek karşılayacak bir

tane kurbağa bile kalmadı; bu olay onların gözlerini açabilirdi belki, ama ne çare, geç

kalınmıştı.



Felsefesine Giriş:



Demokritos felsefesinde dikkat çeken iki yön vardır. Birincisi felsefesinin amacıyla

ilgilidir. Demokritos’un felsefesi bir mutluluk felsefesidir. Ona göre yaşamın amacı ruhun

durulmuş dinlenişi, euthymie(ruh sevinci) ve eudaimonie(mutluluk)’tur; bu amaca insan

güçlükle erişebilir. Bu mutluluğa ulaşmanın yolu ise ölçülü olmaktır, bu da eğitim ve bilgi ile

edinilebilen bir niteliktir.


İkinci yön ise Demokritos’un aslında doğa felsefesiyle uğraşmasına rağmen doğa

filozofları arasında insan üstüne ve sosyal konularda en fazla fikirler öne süreni olmasıdır. Bu

bakımdan doğa felsefesinden insan felsefesine geçiş düşünürü, fikirleri sofistliği çok etkilediği

için de, sofizme geçiş düşünürü sayılabilir.


Atomculuk:

Demokritos’a göre varlık sonsuz sayıda çok küçük parçacıklardan kurulmuştur. Atom

(bölünemeyen) adı verilen bu parçacıklar yer kaplayan, ölümsüz, bölünemez, belli bir biçimi

olan boşlukta devinen parçacıklardır. Atomlar harflerin kelimeleri oluşturması gibi varlığı

meydana getirirler. Lego denilen oyuncaklar atomun kavranmasında örnek olarak

kullanılabilirler.


Nesneler birbirlerinden kendilerini kuran atomların şekilleriyle ve onların duruş ve

dizilişleriyle ayrılırlar. Örneğin ‘7’, ‘8’den şekliyle; ‘78’, ‘87’ den dizilişiyle; ‘8’, ‘∞’ dan ise

duruşuyla ayrılır. Sadece kurucu parçalardan birinin duruşunu değiştirmesi, bir nesnenin başka

türlü görünmesine neden olur. Unutulmamalıdır ki tragedya ve komedi aynı harflerden

kuruludur.


Demokritos ve Leukippos felsefelerini üç konu üzerine dayandırmışlardır. Bunlardan

ikisi Elea felsefesinden, diğeri ise Pisagorcu felsefeden gelmektedir.

1) Boşluğun varlığı

2) Varlığın çokluğu

3) Uzlaşım kuvveti


Bu sisteme göre, doluluk kadar da boşluk, varlık kadar da yokluk, vardır. ‘Mademki

deney bize eşyanın doğduğunu, bozulduğunu, değişip hareket ettiğini gösteriyor, öyle ise

eşyanın derinliğinde çokluk ve hareketin var olduğuna inanmak lazımdır.’ Buradan yola

çıkarak hareket varsa boşluk da vardır denilebilir.


Leukippos boşluğu 3 deneyle ispatlar:


1) İçi külle doldurulmuş bir vazoya, ihtiva ettiği boşluklara eşit miktarda su

sığdırılabilir.

2) Bazı cisimler, basınca elverişlidir.

3) Canlı varlıkların bedenine sürekli besinler girmektedir.


Demokritos ise atomun varlığını şöyle ispatlar. Bir cisim istenildiği kadar bölündüğü

zaman, ondan ya birşey kalır ya da kalmaz. Eğer hiç bir şey kalmazsa cisimler, hiçten

birleşmiş olurlar ki, bu, varlığın yokluktan türemesi demektir, ve bu saçmadır. Eğer son

bölümde birşey kalıyorsa, onun tabiatı ya uzamlı ve ya uzamsız olacaktır, uzamsız ise, demin

reddedilen sonuca ulaşılır ki, bu saçmadır; zira nasıl olur da uzamsız cisimler, gerçekten

uzamlı olan cisimleri verebilir? Bu açıklanamaz. Eğer uzamlı iseler, madde sonsuz bir suretle

bölünemez demektir. İşte bu unsurlara veya uzamlı maddelere atom denir.


Atomların iki temel özelliği uzam ve katılıktır. Bu özellikler duyularla kavranabilir

değildir, onları ancak akılla kavrayabiliriz. Atomların bunlardan başka bir de şekilleri vardır.

Onlar sonsuz çeşitliliktedir ancak bu çeşitlilik bir tür çeşitliliği değil biçim çeşitliliğidir. Bütün

bu maddi özelliklere rağmen atomların ağırlıkları yoktur. Bu da Demokritos’un önemli bir

çelişkisidir.


Atomculuğun Pisagorculuk’tan devraldığı sorun, üçüncü sorun yani uzlaşım

kuvvetinin sonuçları ile ilgilidir. Atomculara göre oluş ve bozuluşun tek nedeni atomların

biraraya gelmeleri ve dağılmalarıdır. Cisimlerin türlülüğü, atomların şekillerinde varolan

çeşitlilikten, konum ve sıralarındaki başkalıktan meydana gelir. Bu sıranın bozulması

maddenin bozulmasına neden olur. Bugünün kavramları ile açıklarsak örneğin CO2 bizim için

zararsızken CO zararlıdır.


Demokritos ve Leukippos’un atom görüşlerini madde madde özetlersek:

1) Atomlar sonsuz sayıdadır ve sonsuz çeşitliliktedir.

2) Çokluğun kaynağı atomların büyüklük, şekil ve bağdaşmalarından (koordinasyon)

doğar. Atomlar arasında nitelik farkı yoktur. Atomların iç hareketleri yoktur. Onlar

birbirlerine ancak çarpım ve basınçla bir etki yaparlar.

3) Hiçbir şey yoktan varolmaz ve yine hiçbir şey yokolmaz.

4) Atomlar bölünemezler çünkü sonsuz küçüklüktedirler.

5) Atomlar doludurlar, onların içine bir başka şey sokulamaz.

6) Atomların renk, tad, koku gibi nitelikleri yoktur. Bu konu bilgi teorisi kapsamında

açıklanacaktır.

7) Demokritos’ta determinizm vardır. Buna göre, atomların belli bir andaki

konumları, hızları ve onların hangi yönde hareket ettikleri bilinirse, gelecekte

nelerin olacağı tam bir kesinlik ve dakiklikle bilinebilir. Yüzyıllar sonra belirsizlik

ilkesi atomaltında durumun böyle olmadığını gösterdi.

8) Atomları hareket ettiren ne dışsal ne içsel bir kuvvet vardır. Atomların hareketi bir

‘gereksinim’ sonucuydu. Bu gereksinim dış şartlara bağlı olmayan içten gelen bir

gereksinimdi.

9) Atomlar, sonsuz uzayda dalgalanırlar. Bu hareket ebedi olduğundan sebebini ve

anlamını araştırmak yersizdir.

10) Dünyalar(alemler) sayısızdır. Çünkü atomlar da uzay gibi sonsuzdur. Bu

dünyaların süreleri de sınırlanmamıştır.


Demokritos’un atom teorisini Hindistan’dan aldığı yönünde iddialar vardır. Konuyla

ilgili birçok araştırmacı bu iddiaların gerçekçi olmadığını söyler. Gerçi o dönemde

Hindistan’da da bir atom teorisi vardır fakat bu teori Demokritos’unkinden çok Yunanlılar’ın4 element teorisine benzer. Hint biliminde Caynacılar’ın (MÖ 6.yy’da Hindistan’da

Mahavira’nın kurduğu din ve felsefe okulu) ve Budistler’in savunduğu bu teoriye göre doğada

4 element bir de ilahi öz vardır. Bu teori daha sonra batı düşüncesinde atom düşüncesinin

başına gelenin aksine geliştirilerek, Hint biliminde yüzyıllarca hakimiyetini korumuştur.


Yunan atomculuğunun doğu kaynaklı olabileceğini söyleyenler şunu da hesaba

katmalıdırlar; Demokritos ve Leukippos’un düşünceleri köksüz, birdenbire ortaya çıkmış

düşünceler değildi. Bu düşünce Thales ile 6. yy’da Milet’te başlayan daha sonra Elea’da,

Atina’da devam eden felsefi düşünme geleneğinin Abdera’daki temsilcilsidir.


Atom teorisi esas olarak bir me.tafizikti ve bugünün atom teorisinden temelde bir

yöntem farklılığıyla ayrılıyordu. Bugünkü teori spekülasyon yerine dikkatli gözlemlere ve

kimyasal analizlere dayanır. Ancak bölünemeyen ve maddenin yapıtaşı olan bir atom

kavramının modern bilime de kaynaklık ettiği söylenebilir. Şimdi de atom kavramının

19.yy’da tekrar hatırlanıp nasıl bir gelişme gösterdiğine bakalım.

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.05.2015, 16:06   #3
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi
Standart


Modern Atom Teorisi:




1803: Demokritos ve Leukippos’un ortaya attığı atom kavramını 19.yy’ın başlarında

bir dokumacının oğlu olan ve Manchester’deki Nonconformist New College’in

profesörlerinden John Dalton(1766 – 1844) yeniden gündeme getirdi. Dalton’un atom teorisi

3 maddeden oluşur:

1) Her element atom adı verilen çok küçük ve bölünemeyen taneciklerden

oluşmuştur. Atomlar kimyasal tepkimelerde oluşamazlar ve bölünemezler.

2) Bir elementin bütün atomlarının kütlesi ağırlığı ve diğer özellikleri aynıdır. Fakat

bir elementin atomları diğer bütün elementlerin atomlarından farklıdır.

3) Kimyasal bir bileşik iki yada daha çok sayıda elementin basit bir sayısal oranda

birleşmesiyle oluşur. Örneğin:

A + B  AB ve A + 2B  AB2



Ayrıca Dalton 20 kadar elementin (hidrojen, azot, karbon, oksijen, fosfor, sülfür,

magnezyum ...) bağıl ağırlıklarını da hesaplayarak yayınladı. Böylece Yunan düşüncesinden

Hristiyanlığa geçen 4 element kuramı tamamen yıkılmış oldu. Daha önceden birçok bilim

insanının katkısıyla toprağın, suyun, havanın ve ateşin element olmadığı zaten ispatlanmıştı.

Dalton yeni bir element tanımı yaparak bu eski element kavramını tamamen tarihe gömdü.


1897: Bu tarihte İngiliz bilim insanı John Joseph Thomson (1856-1940) bilinen en

hafif atomdan daha hafif parçacıkların olduğunu gözlemledi. Bunlara ‘korpüskül’ adını verdi.

Biz bugün bu parçacıklara ‘elektron’ diyoruz.


1911:
Bu tarihte Thomson’un öğrencisi Ernest Rutherford (1871-1937) altın plakaya

çarpan pozitif yüklü alfa tanecikleri ile ilgili deneylere dayanarak yeni bir atom modeli ortaya

attı. Buna göre atom kütlesinin büyük bölümü artadaki çekirdekte yoğunlaşmıştır ve

elektronlar bu çekirdeğin çevresinde dönerler.


1912: Rutherford’un kendi atom modelini ortaya atmasından bir yıl sonra 1912’de

Danimarkalı fizik bilgini Niels Bohr (1885-1962) kendi atom modelini ortaya attı. Buna göre

pozitif yüklü bir çekirdek ve bunun etrafında elektronlar var fakat bu elektronlar belli

yörüngelerde dönmekteydiler. Bu yörüngeler elektronun enerjisine göre belirlenebilir.


1927: Atom teorileri 1912’den sonra da çeşitlenmesi, eski teorilerin geliştirilmesi

devam etti. Bugün de gelişim bütün hızıyla sürmektedir. Fakat bunların içinde en önemlisi

Werner Carl Heisenberg’in (1901-1976) belirsizlik ilkesini ortaya atmasıdır. Bu ilkenin önemi

onun fizikte olduğu kadar dünya görüşlerinde de bir devrim yaratmasıdır. Bu ilkeye göre bir

atom altı taneciğin momenti biliniyorsa, taneciğin durumuna uygun bir belirsizliğin de

bulunması gerekir.



Atomcu Düşüncenin Etkileri:



Atomcu düşünce Epiküros(MÖ 341-370) ve Lucretius(MÖ 94-51) aracılığıyla

Gassendi(1592-1655) ve Bacon(1561-1626)’a geçmiş ve modern doğa biliminin doğuşunda

yardımı olmuştur. Epiküros’un felsefesi Demokritos’un felsefesinden 4 noktayla ayrılır:

1) Epiküros’ta atomların ağırlıkları vardır.

2) Atomların farklı büyüklük ve şekillerde oldukları düşüncesini bölünebilirliğe

götüreceği için Epiküros reddeder.

3) Epiküros Demokritos’taki determinizme karşı çıkar. Ona göre atomlar aşağıya

düşerlerken, yollarından sapabilirler bu da determinizme aykırıdır.

4) Yine 3. maddedeki nedenlerden koşullardan dolayı doğada rastlantı da vardır.


Gassendi, Epiküros’un görüşlerini 17. yy’da gündeme getirmiştir. Atomculuğu

destekleyen Gassendi, farklı bir maddeci anlayışla tanrı var olduğunu fakat onun varlığının da

maddi olduğunu söyler. Buna göre doğa ve tanrı, mekanik ve matematiksel (Gassendi aynı

zamanda matematikçidir) olarak açıklanabilirler.


Fizikten ereksel(amaç) nedenleri atan Bacon’a göre, Demokritos’un felsefesi bu

anlamda Platon ve Aristoteles’in felsefesinden daha doğru ve sağlam bir felsefedir. Bacon’da

maddeci ve mekanist bir bakış açısını savunmuştur.



Evren(kozmos) Kuramı:



Demokritos’a göre evrenin bir yaratıcısı yoktur bu yüzden de evren zaman bakımından

sınırsız, töz bakımından ise değişmezdir. Şimdi meydana gelen şeylerin hiçbir başlangıcı

yoktur, genellikle sonsuz zamandan beri ‘zorunluluk’ içinde düpedüz herşey, olmuş olan,

olmakta olan ve olacak olan, önceden bulunur. Herşey yani atomlar yaratılmadığından zorunlu

olarak hiçbir şeyin yaratılmadığı söylenebilir.



Leukippos ile Demokritos çokluk bakımından sonsuz kozmosların sonsuz boşluk

içinde çokluk bakımından sonsuz atomların bir araya gelmesiyle kurulduklarını ileri

sürüyorlar. Bir Demokritos öğrencisine göre : (Aristoteles aktarıyor) Sonsuzluk içinde yalnız

bir kozmos bulunduğunu kabul etmek, büyük bir tarlada yalnız bir tek başağın büyüdüğünü

söylemek kadar saçmadır. Ayrıca yine aynı kaynağa göre kozmosların aralıkları eşit değil,

bazı yerde daha çok, bazı yerde daha azdır, kozmosların birtakımı büyümekteler, birtakımı

olgunlaşmışlar, başka birtakımı ise göçmekteler, burada meydana geliyorken, başka bir yerde

yok oluyorlar. Yok olmaları birbirleri ile çarpışmaları yüzündendir.


Demokritos’a göre dünyalar şöyle meydana geliyor: Sınırsızlık içinde şekil

bakımından çeşitli tek tek atom cinsleri büyük boşluğa düşüyorlar, hep birlikte bir tek kasırga

meydan getiriyorlar, bu kasırga ile birbirlerine çarpıyorlar ve çeşitli şekillerde çepeçevre

dönüyorlarken benzerler ayrılıp biraraya geliyorlar. Çoklukları yüzünden bir-ölçüde

dönemedikleri için inceler kalburdan geçmiş gibi dış boşluğu gidiyorlar; ötekiler birarada

kalıp, birbirleriyle örülerek hep birlikte hareket ediyor ve küre biçiminde bir sistem meydana

getiriyorlar. Buradan da anlaşılacağı üzere Demokritos’un evren görüşü, mutlak anlamdadeterminist bir evren görüşüdür. Başka bir deyişle, onun görüşüne göre evrenin belli bir

andaki hali evrenin bundan bir önceki halinin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkar.



Ruh Kuramı:


Demokritos’a göre ruh da doğadaki diğer atomlardan ayrı tinsel bir kuvvet değildir. O

şöyle söyler: ‘Ruh, ince, pürüzsüz, parlak, yuvarlak ve ateş atomlarına benzeyen bir atomdur.

Bunlar herşeyden daha fazla hareketlidirler; ve her cisme sokulabilen bu hareketlerden hayati

olaylar doğar.’ Buradan şu sonuç çıkar: ruh maddeden ayrı değil, maddeyle beraberdir.

Dolayısıyla ruh evreni düzenleyen bir kuvvet değil maddenin bir türüdür. Bu tür ateşli

atomlardan meydana gelir. Bedende ruh atomları diğer atomların arasına girerler. Yani diğer

türlerden iki atomun arasına bir ruh atomu girer. Bu çok hareketli ruh atomlarının bedenden

uçup gitme tehlikesi vardır. Buna solunum engel olur. Soluk alıp vererek bedenimize sıcak

hava desteği sağlandığı gibi bedenimizden sıcak havanın uçup gitmesi de engellenir. Bu

direnme hareketi durduğu zaman canlı ölür. Demek ki ruh da madde gibi ölümle birlikte yok

olur. Demokritos’un bu düşünceleri adeta solunumun oksijen gereksinimiyle ilgili olduğunu

sezdiğini akla getirir.


Demokritos’a göre ruh atomları bütün evrene yayılmıştır, mekanik prensiplere göre

hareket ederler ve bütün evrende yaşamı meydana getirirler. Ona göre düşünce de bir

harekettir ve onun da kaynağı ruh atomlarıdır. Yine tüm ruh durumlarının bedende durakları

vardır. Düşünce beyinde, öfke kalpte, istek ise karaciğerdedir. (öfkelenince kalbi sıkışıyor

olabilir) Ayrıca düşünür tutarlı bir biçimde bitki ve hayvanlarda da ruh olduğunu öne sürer.



Bilgi Kuramı:


Demokritos bilgi kuramı bakımından bir yönüyle empirist yani deneyci, diğer bir

yönüyle de rasyonalist yani akılcı olarak nitelendirilebilir. Empiristtir çünkü bilgi

kaynağımızın duyumlarımız olduğunu söyler, fakat aynı zamanda rasyonalisttir çünkü atom

bilgisinin yalnız akılla kavranabileceğini savunur. Ancak materyalist düşünürümüzün bu

akılla kavramanın duyumlarımızın yetersizliği nedenine bağlaması gerekir aksi takdirde

Demokritos’un tam materyalistliği tehlikeye girer. Teknolojinin gelişip bizim sonsuz küçük

denilen parçacıkları görebileceğimizi düşünememiş dahi olsa böyle bir soruya hayır cevabı

veremez.



Demokritos’a göre duyumların kaynağı dokunmadır. Bu dokunma iki atomun birbirine

dokunmasıdır. Bu etki çarpım etkisidir. Buna göre tüm cisimler idol ya da izolon adı verilen

ve kendilerine benzeyen atomlar yayarlar. Bu atomların duyu organlarının atomlarına

çarpmasıyla duyumlar meydana gelir. Renk, koku, tad gibi duyumlarda atomların

çarpışmasından meydana gelir. Sıcak, yuvarlak atomların; beyaz, göz için cilalı atomların;

siyah ise pürüzlü atomların yayılmasıyla duyulur. Ekşi tadın kaynağı ise köşeli atomlardır.


Aristoteles atomcu bilgi teorisini şöyle eleştirir: Demokritos ve duyusal algılar üzerine

konuşan doğa filozoflarının çoğu pek yersiz bir şey yapıyorlar; çünkü bütün algılanmış şeyleri

dokunulmuş şey yapıyorlar. Bu böyle olduğu takdirde öteki duyulardan herbirinin yoklama

duyusu olacağı açıktır.


Demokritos cisimlerin ağırlığını, hafifliğini, yumuşaklığını ve sertliğini atom

şekillerinin büyüklüğü ve küçüklüğüyle ve bu atom şekillerinin duruşunun gevşekliği yahut

sıkışıklığıyla, soğukluğu sıcaklığı ve bütün öteki duyu algılarını ise vücuda sokulan atomların

çeşitli şekilleriyle açıklar. Böylelikle birinci sıradan, yani sertlik, ağırlık gibi, nesnelerin

kendilerinde bulunan niteliklerle renk ve lezzet gibi ikinci sıradan nitelikler diye bir ayrım

İngiliz empiristi John Locke(1632-1704)’dan önce yapılmış oluyor.


Bilindiği üzere Locke nesnelerin nitelikleriyle ilgili; birincil ve ikincil nitelikler olmak

üzere bir ayrım yapar. Buna göre; hareket, sessizlik, büyüklük, şekil, katılık, sayı, yapı gibi

nitelikler, madde ya da varlığın birincil nitelikleridir. Bu nitelikler maddenin kendisinde

varolur, yani onlar, varoluşları için bilince ve insan zihnine bağlı değillerdir. Buna karşın

ikincil nitelikler, renk, ses, koku gibi duyumlanan niteliklerdir ve onlara, bizde, maddede

varolan birincil niteliklerin neden olduğuna inanılır. Bu niteliklerin varoluşları, zihnin bilme,

duyumlama ya da algılama faaliyetine bağlıdır.


Demokritos’un bilgi teorisine göre insan bilgisi iki bölümlüdür. Birinci bölüm karanlık

bölümdür. Karanlık bölümü görme, duyma, tadma, koklama gibi duyu bilgileri oluşturur. Bu

bilgiler görecelidir. İkinci olan aydınlık bölümü ise akıl ve sezgi yoluyla elde edilen bilgiler

oluştuturur. Bu tür bilgilerin doğruluğu göreceli değildir.


Düşünür bilginin karanlık tarafının, küçüğü göremediği, işitemediği, koklayamadığı,

dokunma ile algılayamadığı zaman tersine olarak daha inceye yöneleceğini söyler.

(araştırmanın yönelmesi gereken yön atom bilgisidir) Bu yönüyle atom Platon’un idealarına

benzer ve tek gerçek bilgi olarak nitelendirilir. Çünkü Demokritos’a göre aslında renk, tatlı,

acı yoktur sadece atomlar ve boşluk vardır. Bunlar yanılsamalardır. Buna rağmen düşünür,

duyumların önemini şu sözüyle anlatır: “Zavallı akıl, kanıtlarını bizden alarak bizleri yere

vurmak mı istiyorsun? Yere vurmak senin için yere yıkılma olacak.” Buradan şu sonuç çıkar,

akıl ne kadar üstün olursa olsun duyumlara muhtaçtır.


Demokritos akıl yürütmeyi duyumun üstüne koymasını şöyle açıklar. Cisimlerin

yaydığı idoller duyu organlarına ulaşıncaya kadar o kadar bozulurlar ki biz onların ancak

değişken hayallerini görebiliriz. Evrenin iki ebedi ilkesi atom ve boşluk ancak akıl ile

kavranabilir. Bütün bunlara rağmen doğru bilgi konusunda ne kadar şüpheci olduğunu

Demokritos’un şu sözlerinden anlıyoruz: ‘Hiçbir doğru şey yoktur, veya eğer doğru varsa onu

biz bilmiyoruz.’ – ‘ Ne üzerine olursa olsun doğruyu tanımak bizim için imkansızdır. Doğru

bir uçurumun derinliğindedir.’ – ‘Bazı şeyleri bilip bilmediğimiz de, veya en tam bir

bilgisisizlik içinde yaşayıp yaşamadığımızı da bilemeyiz. Hatta bazı şeyler var mı, yoksa

hiçbir şey yok mu olduğunu da bilemeyiz.’

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.05.2015, 16:09   #4
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi
Standart



Ahlak Görüşleri:



Demokritos, mutluluğu yaşamın amacı sayar. O, bu mutluluğu, sağlık, iyi huy ve

ruhun huzurunda arar. Şart olarak da ölçülülüğü koyar. Ona göre hazzın nesnesi beden değil

ruh olmalıdır. Bedeni değil ruhu tatmin etmeye çalışmalıyız. Hiçbir şeye karşı

tutkulanmamak, korku ve ümitsizlikten uzaklaşmak; kendini herşeye hazırlamış olmak, her

türlü tasa ve kaygı sebeplerin ve en başta evlenmeden kaçınmak, hayatını bir kadına

bağlamaktan ise, başkalarının çocuklarını evlat edinmek, yüce iyiliği ruhun değişmez bir

denge ve uyumunda görmek, gibi esaslar, onun bilge kişiye sunduğu başlıca ahlak ve yaşam

kurallarıdır.



Demokritos için erdem bütün davranışların birbiri ile uyumudur. Bu erdem anlayışı

daha sonra Platon’da da karşımıza çıkar. Platon’a göre ruh üç parçalıdır; erdem ise her bir

parçanın kendi işlevini en iyi biçimde yerine getirmesidir. Üç parçanın ayrı ayrı erdemleri

bilgelik, cesaret ve ölçülülük olup, bunlar gerçekleştikten sonra, üç parçadan meydana gelen

bütünün uyum içinde olması da adalet erdemidir.


Demokritos’un ahlak ile ilgili görüşlerini birer kural olarak düşünmemeliyiz. O iyi

yaşam ile ilgili hiçbir genel şart ileri sürülmemesi gerektiğini düşünür. Onunkiler iyi yaşam

için sadece birer tekliften ibarettir.


Onun ahlakla ilgili bazı sözleri şöyledir:


Aşağıdaki görüşleri Çin felsefesinde Lao-Tsi’nin ‘Kendilerini Tao’ya verenler

işlerini hergün biraz daha azaltırlar’ sözünü andırır.

 Gönül ferahlığı içinde yaşamak isteyen bir kimse ne kendi ne de kamu sorunlarında

birçok işi birden bir arada yürütmeye kalkışmamalıdır. Ve yaptığı işte de gücünü

yeteneğini aşmamalıdır. Şansı yaver gitse ve görünüşe göre her şey onu yükseltmeye

çalışır görünse bile, gücünü aşan işlerle ilgilenmemeye ve onlara elini sürmemeye

dikkat etmelidir.

 Sokrates’ten önce ruhumuza özen göstermemiz gerektiğini söyler.

 İnsanlara yakışan, ruhu vücuttan çok hesaba katmaktır; çünkü ruhun yetkinliği

vücudun zayıflığını doğrultur, düşünceyle birarada olmayan vücut gücü, insanı hiçbir

şeyde daha iyi kılmaz

 Mutluluk da ruhundur, mutsuzluk da.

 Yalnız düşmanları değil, hazları yenen de yiğittir. Bazıları ise şehirlerin efendileri,

kadınların da köleleridir.

 Sahip olmadıklarından acı duymayan, sahip olduklarından sevinç duyan kişi

anlayışlıdır.

 Şiddetli ağrılar içinde kaskatı kesilen nefsin ıstırabını akılla kaldır, uzaklaştır.

 Yemede içmede yahut sevgi işlerinde tam kararı aşarak hazlarını mideden alanların

hepsi için ve kısa bir zaman, yiyip içtikleri müddetçe sürer, acılar ise pek çoktur.

Çünkü bu arzulama aynı şeyler için daima mevcuttur, ve arzulanan şey onların

olunca haz hemen geçer gider, onlarda kısa bir hazdan başka bir şey kalmaz ve

yeniden aynı şeylere gereksinim duyulur.


Kadın ve çocuk üzerine düşünceleri...

 Kadın kötü düşünceler için erkekten çok daha ateşlidir.

 Az konuşma kadının süsüdür: süsün sadeliği de güzeldir.

 Damattan yana mutlu çıkan oğul bulur, mutsuz çıkan kızını da kaybeder.

 Çocuk yetiştirme şüpheli bir iştir: başaranın döğüş ve üzüntü dolu bir hayatı

olmuştur, başaramayanın da daha büyüğü olmayan bir acısı.

 Çocuklar için haddinden çok para yığma mal düşkünlüğünün ayrı bir şeklini açığa

vuran bir bahanedir.



Eğitim ile ilgili görüşleri:



 Erdem yolunda kuvvetli bir eğitimci olarak görünecek olan kimse, doğru yolu

gösterme ve sözle inandırma yolunu tutandır, kanun ve zor yolunu değil. Çünkü

kendini haksızlıktan kanunun alıkoyduğu kimse olasılıkla gizlice yanlış yolu

tutacaktır; ödeve inandırma tarafından götürülenden ise ne gizlice, ne de açıkça

yanlış birşey yapması beklenmez.

 Kötülerle sürekli birarada bulunma kötülüğe yeteneği arttırır.

 Gençlerde akıllılık, yaşlılarda akılsızlık bulunduğu olur; düşünceliliği öğreten zaman

değil, zamanındaki eğitim ve yaratılıştır.



Yaşlılık üzerine:


 İhtiyar gençlikten geçmiştir; gencin ihtiyarlığa ulaşabileceği belli değildir. İmdi

tamamlanmış mal, gelecekteki ve şüpheli olandan ağır basar.

 İhtiyarlık hiçbir şey eksilmeden vücudun organlarının kesilmesi demektir; herşey

vardır, hepsi muhtaçtır.


Kader görüşü:



 İnsanlar düşüncesizliklerini gizlemek için kendilerine bir kader heykeli

yaptırmışlardır; çünkü kader pek nadir olarak düşüncelilikle savaşır,(kadere

düşünceyle yaklaşma) hayatta en çok şeyi yola koyan anlayışlı keskin görüşlülüktür.

 Uyuşmuş ruhun hakim olunamayan kaderini akılla kov.

 Şu sözleri ;‘Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür’ sözünü çağrıştırır.

 İnsan için en iyi şey yaşamı boyunca şen olmak ve olabildiği kadar kederden

uzaklaşmaktır. Bu da kendimizi geçici şeylere bağlamamakla olur.



 Kanaatkarlığa sık sık vurgu yapar.

 Orta bir talih, bütün servetlerden daha çok güven verir.

 Açlığa ve yorgunluğa karşı en tatlı ilaç, bir parça arpa ekmeği, bir saman döşektir.



Demokritos’ta yaptırımdan uzak ahlak düşüncesi göze çarpar.

 Kötü işlerden korkuyla değil, ödev duygusuyla uzaklaşmalıdır. Çünkü kötülük

yapan, kötülüğe uğrayandan daha talihsizdir.

 Bir insanı erdemli yapmak için kanun ve zorlamaya başvurmaktan çok teşvik ve

inandırma yolunu tutan başarı gösterebilir.



 Hakseverlik görüşü... Kant’ın ahlakını andırır.

 Haksızlık etmemekle öğünmeye değmez, onu akıldan bile geçirmemelidir.

 İnsan başkalarından asla kendinden korktuğundan çok çeknmemelidir. Kimse

öğrenmeyecek olsa da bütün insanların öğreneceği halden çok kötülük

yapmamalıdır. Tam tersine en çok kendinden çekinmeli ve şu, kanun olarak ruhun

karşısında bulunmalıdır: yakışmayan hiçbir şeyi yapmamalı.

 Haksızlığa uğrayanı bütün gücümüzle korumak ve haksızlığın yapılmasına engel

olmak borçtur.

 Söz, eylemin gölgesidir.

 Doğruyu söylemek gerektir, çok söylemek değil.

 Özgürlüğün öz malı açık sözlülük, tehlikesi uygun zamanın bilinmesi.



Demokritos ekonomik eşitliği savunur.

 Zenginler, fakirlerin ihtiyaçlarını gidermeyi, onlara yardım etmeyi, onları

sevindirmeyi düşünebilselerdi, yurttaşlarda hemen bir an kadar kısa bir zaman

zarfında şefkat, dayanışma, kardeşlik, yardımlaşma ve bunlara benzeyen ve

sayılamayacak kadar çok nimetler görülebilirdi.


Demokritos, açık fikirlilikten yanadır.

 Taze günün taze düşünceyle başlasın.



Soycu değil, evrenselcidir.

 Bilgeye her ülke açıktır.Çünkü asil bir ruhun vatanı bütün dünyadır.



Özgürlük Görüşü:

İnsan eylemlerinde şansa ve tesadüfe yer vermez ve bireysel özgürlüğü savunur.

Demokritos’un ahlakında özgür insan, akıl ve bilgelikte iradesine hakim olan insandır.



Matematiğe Katkısı:


Matematiğe katkısı bugün bilebildiğimiz kadarıyla paradoksal ve felsefidir. “Bir koni

bir düz yüzey ile hemen tabanı düzlemine kesilirse bu kesitleri nasıl düşünmek gerek,

birbirine eşit mi yoksa değil mi? Birbirlerine eşit değillerse koni basamak basamak girinti ve

çıkıntılı olacağı için onu orantılı olmayan bir şekle sokacaktır; eşitseler dilimler de eşit

olacaklar ve birbirine eşit olmayan değil de eşit olan dairelerden kurulmuş olacağı için koni

silindir kılığına girmiş olarak görünecektir, bu ise anlaşılır birşey değildir.”



Yönetim Görüşü:



Demokritos’un yönetim anlayışı demokratik ve eşitlikçi bir karakterdedir.

Demokritos’un materyalist atomcu felsefesi, olayları ve bazı sosyal kurumları

‘tanrısal’ gören aristokratik idealist düşünüşe kapılarını kapatmış olur. Düşünürün tarih

görüşüde idealist ve mitolojik tarih görüşünden ayrılan evrimci bir çizgidedir. Devlet ve

toplum dabu evrimin bir noktasında sonradan belirmiş kurumlardır. Devletin kaynağı,

insanların gereksinimlerini karşılamak için yaptıkları çalışmalardır. Aristokratik inançtaki gibi

tarihi ve sosyal kurumları tanrıların yarattığını, aristokratik düzenin başındaki asillerin ‘tanrı

soylu’ olduklarını söylemeyip, bir zamanlar hepsi birden ilkel olan insanların, karşılıklı

gereksinmelerini daha iyi sağlamak için, işbirliği ve işbölümüne giderek devleti kurmuş

olmaları fikri, demokratik ve eşitlikçi niteliktedir.



Yine Demokritos’taki ölçülülük kavramının demokrat düşünceye yönelik olduğunu

söylenebilir. Çünkü ölçülüğe en çok olanak sağlayan şey eşitlik , elbet zenginler ve fakirler

arasında büyük uçurumların olduğu oligarşi ve aristokrasilerde değil, demokrasilerde

bulunacaktır. (Bugünkü demokrasiyle karıştırmamak gerekir)



Demokritos’a göre insan için en iyi olan, iyi hükümet ve kanunlardır, bu da

demokrasiyle gerçekleşebilir. Bu konuyla ilgili şöyle bir sözü vardır: “Bir oligarşide zengin

ve bağımlı yaşamaktansa, demokraside hür ve fakat fakir olarak yaşamayı tercih ederim.”

Ancak toplumun Platon’da olduğu gibi bilginlerce yönetilmesi yönündeki tavrı

Demokritos’un tam demokratik olamayıp, yönetimin en iyi vatandaşların elinde olduğu ılımlı

bir demokrasiden yana olduğu da bir gerçekliktir.

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.05.2015, 16:12   #5
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Tanrı Görüşü:


Atomcu düşüncede tanrıbilim yoktur. Buna rağmen tanrı kavramıyla ilgili Demokritos

önemli tesbitler yapmıştır.



Demokritos, evrene canlılık veren unsurlara bazen ‘tanrılık’ adını vermiştir. Bu

unsurlar aslında, insanlarda olduğu kadar, yıldızlarda da bulunan yuvarlak atomlardır. Bu

nedenle doğadan ayrı ve üstün olan bir ilk sebep yoktur. Fakat insanlar gene de tanrılara

inanır. Demokritos bu geleneksel inançları doğru bulmaz. Ona göre, dünyanın çevresinde

olağanüstü büyüklükte ve insan şekline benzeyen bir takım atomlar uçuşur. Bunlar bir takım

öcüler (fantomes) ‘dir. Bunlar da insan gibi ölümlüdürler. Fakat bizden daha uzun yaşarlar ve

yaşamımız üzerinde bazı etkileri vardır. Örneğin onlar, uykuda olanlara rüya gördürürler.


Demokritos, insanlarda varolan tanrı düşüncesinin, onların gök gürültüsü, yıldırım, ay

ve güneş tutulması gibi bir takım doğa olayları karşısında hissettikleri korku nedeniyle

olduğunu söyler.


Demokritos, rüyalarımıza giren ve halkın herbirini bir cin bir şeytan gibi hayal ettiği

tanrıların aslında birtakım özel atomlardan başka birşey olmadığını ve bu atomların da

yokolduğunu söyleyerek; tanrıbilimin, ruhun ölmezliği, ahiret hayatı, tanrısal bir ödül ve ya

cezanın ümit ya da korkusu gibi kavramlara sisteminde yer vermez. Bu kavramların kökeniyle

ilgili şunları söyler: ‘Ölüme mahkum olan doğamızın çözülüp gideceğini bilmeyen fakat

yaşamlarında işlemiş oldukları kötülükleri bilen bazı kimseler, ölümden sonraki yaşama dair

birtakım uydurma masallara kapılarak bütün ömürlerini heyecan ve kaygı içinde geçirirler.’


Son olarak Demokritos için anlatılan güzel bir öykü var. Demokritos sofrasına gelen

incirleri yerken bir bal kokusu almış ve hemen bir araştırmadır başlamış kafasında, o güne dek

incirlerinden almadığı bir koku nereden gelebilir diye. Merakını gidermek için kalkmış

sofradan, incirlerin toplandığı yeri görmeye gitmek istemiş. Sofradan niçin kalktığını duyan

hizmetçi kadın gülmüş: Boşuna zaman kaybetmeyin, demiş; incirleri bal çanağına koymuştum

toplarken. Demokritos’un canı sıkılmış bu araştırma fırsatını kaçırdığı için. Hadi be sen de,

demiş hizmetçi kadına, keyfimi kaçırdın; ama ben yine de bal kokusu incirde kendiliğinden

varmış gibi nedenini araştıracağım.


Yukarıdaki öyküde anlatıldığı gibi doğa filozofları Anaksagoras’ın da dediği gibi

‘doğayı izlemek için’ yaşadılar. Onların merak eden araştıran anlayışları ne yazık ki felsefeye

hakim olamadı. Onlardan sonra felsefe bambaşka bir çizgiye, idealist kampın egemen

çizgisine kaydı.



Kaynaklar:

1) Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, 2002

2) Cemil Sena, Filozoflar Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi

3) Bertrand Russell, Batı Felsefesi Tarihi, (çev) Muammer Sencer, Say Yayınları,

İstanbul, 2000

4) Colin A. Ronan, Bilim Tarihi, (çev) Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Prof. Dr.

Feza Günergun, Tübitak Yayınları, 2003

5) Christoph Martin Wieland, Abderalılar, (çev) Prof. Dr. Vural Ülkü, Kültür

Bakanlığı Yayınları, Mersin, 1992

6) Walter Kranz, Antik Felsefe, (çev) Suad Y. Baydur, Sosyal Yayınlar, İstanbul,

1994

7) Paul Cartledge, Democritus, Phoenix, London, 1998

8) Alaeddin Şenel, Eski Yunan’da Eşitlik ve Eşitsizlik Üstüne, AÜ SBF Yayınları,

Ankara, 1970

9) Afşar Timuçin, Düşünce Tarihi, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1997

10)Karl Heinrich Marks, Demokritos ile Epiküros’un Doğa Felsefelerindeki Ayırım,

(çev) Saffet Babür, Ayraç Yayınları, Ankara, 2001

11) Gökhan Tok, Atomun Merkezindeki Kent Abdera, Tübitak Bilim ve Teknik

Dergisi, Nisan 2001

12) Montaigne, Denemeler, (çev) Sabahattin Eyüboğlu, Cem Yayınevi, Şubat 1994

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:26.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica