Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Kültür-Sanat > Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji

Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji Felsefi/sosyolojik/psikolojik tartışmalar, teoriler vs

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 27.07.2018, 06:30   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 347
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Anaerkıl toplumun, ataerkıl topluma gecısı.

Latincede ve günümüz batı dünyasının dillerinde “Matriarka” olarak telaffuz edilen ve Türkçe’ye “Anaerkil” olarak Fransızca’dan geçmiş olan terimin kabaca anlamı ‘kadının etkin olduğu bir örgütlenme-toplumsallaşma düzeni’dir. Egemenliğin kadınlarda olduğu, soyun kadınlar tarafından belirlendiği, kadınların erkeklerden daha saygın oldukları kısacası temeli kadının üstünlüğü fikrine dayanan bir düzendir. Bu konuda çok geniş bir mutabakat sağlanamamışsa da, günümüz antropologlarının önemli bir kısmının, birçok aşamasında hemfikir olduğu ve erkek egemen sistemi olan “ataerkil” düzenden önce yeryüzündeki toplulukların önemli bir kısmında anaerkil sistemin egemen olduğu, olmayanların ise cinsiyet özneli herhangi bir vurgusu olmayan yaşam biçimlerini benimsediklerini kabul edilmektedir.



Mevcut düzenin değişmesi ve erkek egemen sisteme geçişimizin tarihsel olarak hangi zaman dilimlerine denk geldiğini, bu değişimin hangi sebeplerden ötürü meydana geldiğini henüz bilememekteyiz. Bu değişimin doğal yollarla gerçekleştiğini iddia eden bilim insanlarının özellikle vurguladıkları, kadının cinsiyetinden ötürü erkekle farklılar gösteren fiziki yönlerinin ilkel dünyanın çetin yaşam koşullarına uygun olmadığı ve sürdürülen “hayatta kalma mücadelesi” referansıyla yürütülecek bütün işlere erkeğin daha yatkın olduğunun keşfi ile yaşanan doğal değişimdir. Ancak işin içinden çok kolay kurtulmayı hedeflediklerini düşündüğüm için böylesine saçma bir teoriyi geliştirdiklerine inandığım bilim insanlarının acaba bir çocuğun bile sormadan edemeyeceği kadar basit olan şu soruya da kendi aralarında cevap olup olamadıklarını merak etmekteyim; Peki binlerce yıl süregelen anaerkil sistemde ve üstelik yaşam koşulları daha ağırken hayatta ve ayakta kalan kadın nasıl oldu da aniden bu yükün altından kalkamayacağını düşünmeye başladı?



Erken Neolitik Dönem’den (M.Ö. 4000) bile günümüze ulaşan ve herhangi bir konuda veri mahiyeti taşıyabilecek neredeyse hiçbir şey bulunmamaktadır. Oysa antropologlar, özellikle bu dönemlerde kadınların üstün ya da en azından erkeklerle eşit role sahip olduklarını ve ana soyluluğun var olduğunu düşünmektedirler. Bunun kanıtlarını bulmak her ne kadar zor olsa da hayat geçimine baktığımızda; o dönemde insanların hayatlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdürdükleri için farklı bir sosyal yapı içinde yaşadıklarını tahmin edebilir ve bu sayede toplumsal cinsiyetçiliğin bu dönemde var olmadığını tahmin edebiliriz. Araştırmalara göre eski topluluklar yaşamak için gereksinimlerini duydukları besin maddelerini %20 avcılıkla ve %80 toplayıcılıkla karşıladıkları bilinmektedir. Bundan; toplayıcılıkla uğraşan kadının hayatın idamesinde sahip olduğu rol göz önünde bulundurulduğunda avcılık yapan erkekten üstün bir konumda olmadığını varsayarsak bile en azından eşit oldukları neticesini kolaylıkla çıkarabilmekteyiz. Eski toplumdaki sınıfsal cinsiyetçilik hakkındaki fikirlerimizi biraz daha güçlendiren bir başka husus da doğum olayıdır. Cinsellik ve üreme konusunda çok kısıtlı bilgilere sahip olan insanlar, doğumdaki rolü sebebiyle kadına daha fazla önem vermekte ve soyun devamını sağladığı için çoğu zaman tanrıça olarak sıfatlandırmaktaydılar.



Anaerkil toplumun kültürüne baktığımızda cinselliğin baskısız ve doğal bir olgu olarak algılanmakta olduğunu ve kuralların doğal olanlarla ilintili olduğunu bilmekteyiz. Bulunan resim ve figürlerden, uzmanlara göre o dönemde cinselliğin bastırılmasıyla ilgili hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Vücut çıplaklıkları ve cinsel organların yansıtılması o dönemin cinsi serbestîsinden kaynaklanmaktaydı. Eric Fromm; anaerkil düzendeki insanlar oral kişiliğe sahipken ataerkil toplumdaki bireylerin anal kişilik dediğimiz kişiliğe sahip olduklarını söylemektedir. Detaylarını “Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları” isimli kitabında genişçe anlatan Fromm’a göre; yaşadığımız ataerkil toplum düzeninde “anal toplum”da yaşamaktayız. Anal Toplum ise kapitalizm toplumu, yani doymak bilmeyen, hırslı, etnosentrist, bireysel ve geleceği pek düşünmeyen, erkeği yücelten ve aynı zamanda ayrımcılığa en yatkın toplumdur.



Anaerkil toplumda toplumsal sınıflandırma konusunda bilim çevrelerinin elinde hatırı sayılır verilerin olmaması bizleri sadece tahminler yaparak kimi neticeleri elde etmeyle alternatifsiz bırakıyor. Ama tahminlerin de doğruluğa yatkınlıklarının bulunduğunu söylemek gerekir. Ataerkil düzenle geliştiğini düşündüğüm, toplumsal cinsiyetçiliği oluşturan öğelerin; üretim araçları, ekonomi, din, töre, aile düzeni olduğunu biliyoruz. Bundan yola çıkarak eski toplumda üretim araçlarının her iki cins tarafından kullanılmakta, ekonomik pazar oluşmadığına göre, kâr olmadığı gibi ekonomik çıkarların da olmamasından ötürü dayanışmanın söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bugünkü toplumda insan-doğa ilişkisi olarak tanımladığımız kaidelerin tamamının eski toplumda mevcut olmadığını, doğayla hukuki ya da akitsel bir ilişki biçimini benimseyen “modern” insanın aksine eski toplumdaki kültürün tamamen doğayla uyum felsefesi etrafında şekillendiğini tahmin etmekteyiz. Bütün kaideler ve inançlar doğayla bütünleşmekteydi.



Sebebini bilmediğimiz ve insanlık tarihinin en büyük sosyal değişimi olarak kabul edilen anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş evresinin şüphesiz birdenbire ya da tek veya birkaç olay ve sebeple gerçekleşmediği malumdur. Bu sebepleri bilemeyişimizdeki esas etken tarihin kaydının tutulmaya başlanmadığı o eski zamanlara ait elimizde “kesin” sayılabilecek değerde bulguların olmamasıdır. Günümüzde arkeoloji, antropoloji ve tarihlendirme bilimlerinin geçmişe nazaran çok daha ileri bir safhada olmalarına rağmen hala birçok tarihsel olgu hakkındaki bilgimiz sadece tahminler, iddialar, savlar üzerinden yapılan değerlendirmelerle sınırlı kalmaktadır. Mısır hiyeroglifleri ve Mezopotamya kalıntıları söz konusu olduğunda aynı bilim çevrelerinden farklı bilim adamlarının aynı toplantıda ve aynı olgu üzerinde birbirine tamamen zıt sayılabilecek teoriler geliştirmeleri ve ellerinde yeterli veri olmaması sebebiyle iki tarafında eşit ölçüde haklı-haksız olduğu gerçeği bize bu durumun doğrulunu yeniden tescillemektedir.



Ataerkil Toplum ise kendisine yön verdiği, içinde bulunduğumuz heteroseksüel toplum düzeninde erkeğin her konuda imtiyazlı olmasını kabul eden sosyal durumdur. Gerek binyıllar boyunca bu toplumsal düzenin hâkimiyeti altında yaşıyor olmamızın getirdiği kanıksama ve bununla beraber bu düzenin kendini hayatımızın bütün detaylarında hissettirmesi ve gerekse de erkeğin bu imtiyazlı konumunu kaybetmemek için gösterdiği direnç artık bu toplumsal hastalığın sorgulanmasını bile engellemektedir. Hatta öyle ki artık insanlar böyle bir toplumsal durumun varlığından bile bihaber bir hale gelmiş ve sanki içinde yaşadıkları “babasoylu” durumun alternatifsiz tek düzen olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Tek olmadığını düşünse bile “anasoylu” düzenin “babasoylu” düzenle kıyaslandığında çok daha ilkel, vahşi, barbar olduğunu düşünmektedirler. Oysa bu savlarının tamamen gerçek dışı olduğunu, gerçeğin bunun tam aksi olduğunu bilimsel çalışmalar kanıtlamaktadırlar. Özellikle ülkemizde yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bilgiler bunu açıkça ortaya koymaktadır.



İnsanlığın en önemli sosyal dönüşümü olan babasoylu düzene geçişten önceki yıllara ait olduğu saptanan (M.Ö. 6500 – 5700) ve Çatalhöyük’te bulunan çok sayıda mağara resimleri, ev ve tarım aletlerinin yanında yine çok sayıda tanrıça figürüne de rastlanmıştır. İlginç olan ve deminki tespitimizi doğrular nitelikte kabul edilebilecek bir başka husus ise bu döneme ait olduğu saptanan hiçbir savaş aleti, savunma aleti, savaşı tasvir eden hiçbir resim ve figüre rastlanmamış olmasıdır. Resimlerde silah ve zorba sahnelerin bulunmaması ya da savaşçıların zafer sahnelerini yansıtacak hiçbir kalıntıya rastlanmamış olması bu dönemin barışçıl olduğunu göstermektedir. Uzmanlara göre mezarlıklarının durumu göz önünde bulundurulduğunda buradan kadın ve erkeğin eşit bir statüye sahip oldukları sonucunu da çıkarabilmekteyiz. Yine Batman’ın Kozluk ilçesi çevresinde yapılan ve henüz bitirilememiş kazılardan şimdiye kadar çıkan neticenin bununla paralellik arz ettiğini bilmekteyiz. Bu da söz konusu tespitimizin bir bölge, bir kabile, bir çevre için değil, o dönemin bütün dünyası için geçerli olduğunu gerçeğini doğurmaktadır. Söz konusu yerlerde yapılan kazılarda ortaya çıkan alet ve resimlerden bu toplumların doğaya ve tarıma önem verdikleri bilinmektedir.



Anasoylu düzenin değişmesinde etkili olduğu varsayılan ama kesinlikle müsebbip bunlardır diyemeyeceğimiz bazı temel başlıklar bulunmaktadır. Bu başlıklar her ne kadar elimizdeki tek teorinin bileşenleri olsalar bile bu sosyal değişimin izahı için kesinkes doğru diyememekteyiz. Bunlar;



- Değişen hava koşullarının sebep olduğu göçler.

- Özel mülkiyetin oluşması.

- Tek tanrılı (erkek tanrılı) dinlerin oluşması.



Ataerkil düzene geçiş veyahut kadının saygınlığının kaybolduğu zaman yaklaşık M.Ö 4000-3500 yıllarına rastlamaktadır. Halen devam etmekte olan ve “çağdaş” dünyanın ilkeleri çerçevesinde bile erkeği imtiyazlı konumundan alamayan ataerkil düzenin, erkeğin egemenliği üzerine kurulmuş olan sisteminin ortadan kolay kaldırılamayacağı malumdur. Bu toplumsal olgunun, karşısına kendisiyle eşdeğer sayılabilecek ve daha tutarlı, makul, kabul edilebilir bir gerçeklik konulmadığı sürece devam edeceği de kuşku götürmez bir husustur. Onun için değişen toplumların yaşam biçimlerinin, yönetim şekillerinin, hukuklarının, dinlerinin, kültürlerinin günümüz dünyasında bakıldığında “olumlu” yönde değişmesi ya da bizim olumlu olarak kabul etmemiz, bu durumu değiştirmemektedir. Dünyanın en demokratik ve eşitlikçi toplumunda bile babasoylu düzen üzerine kurulu olması sebebiyle kadın-erkek eşitliğinden söz etmek mümkün değildir. Esas amacımız maviye boyanmış bir masanın renginden kurtulmaksa eğer ne o masayı beyaza boyayarak ne de üzerine farklı renkte bir örtü örterek mavi renkten kurtulabiliriz. Maviyi istemediğimiz zaman masayı baştan aşağı yenilememiz gerekir.



Erkek toplumu hükümranlığını elde ettiği zamandan beri birçok yönetim, yaşam, hukuk ve din çeşit ve kaidelerini benimsemiştir. Yönetim biçimleri ve dinler kapsamsallıkları açısından bakıldığında tesir ettikleri kişi sayısının diğerlerinden fazla olması sebebiyle erkek zihniyetinin kendini en çok bu alanlarda hissettirmeye çalıştığını görebilmekteyiz. Kendi gücünün kaynağı olan bu her iki kaleyi asla kaptırmaması gerektiğini bilen erkeğin bu kolektif soyut aklı bu her iki kutba da neredeyse eşit ölçülerde “kutsallık” atfetmiştir. Babasoylu düzenle birlikte insanların keşfettiği hiyerarşi ise erkeğin dünyasının her alanında kendini korumuş ve kurulan tüm sistemler bunun üzerine kurulmuştur. Feodalizm, teokrasi, monarşi, aristokrasi, demokrasi, komünizm, sosyalizm, anarşi, bu güne kadar ki bütün dinler, dinsizlik, sanat, kültür, tarih, ikili ilişkiler, aşk ve aklınızın alabileceği her şey ya tamamen erkeklik olgusunun ilkeleri çerçevesinde şekillenen ya da bu babasoylu düzenin belirli yerlerinden referansları olan durumlardır. Özcesi hayatımızın bütününü oluşturmaktadır. Ancak ne yazık ki bunun farkında olmadığımız gibi sözde kadın erkek eşitliği konusunda kadınlığa verilecek en küçük hakkı bile lütuf gibi görmekteyiz. Ve belki de en trajik tarafı ise bu babasoyluluğun artık fiziksel cinsiyetçiliğin ötesine geçmiştir. Yani günümüzde kadınlar bile “erkek”leşmişlerdir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.07.2018, 02:29   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 347
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Anaerkillik, toplumda kadının, özellikle "ana"nın etkin (baskın-başat) olma halidir.

Matriarka veya maderşahilik olarak adlandırılan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni.
Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur;
soy kadınlar tarafından belirlenir, hakimiyet kadınlarındır.
Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir.
Bu kadın üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, ataerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.

Anaerkillik kelimesi Türkçe olup. Türkçeye Fransızca'dan geçmiş olan ve batı dillerinde anaerkillik manasında kullanılan matriarka kelimesi ise Latince mater (anne) ve Yunanca achein (hükmetmek) kelimelerinden türemiştir. Anaerkilliğe dayanan, ana erki temelli olan oluşumlara "anaerkil", "maderşahi" veya "matriarkal" denir.

Çoğu zaman anaerkillik ile karıştırılan çeşitli terimler vardır; jinekokrasi (kadınların yönetimi) ve matrilokalite (evlilikte kadın veya anne tarafına yerleşme) bu terimlerden bazılarıdır.

Yasadigimiz Erkek Egemenligi olan ATAERKIL toplumunda, yani yasadigimiz cirkin ve cirkef dunya duzeninde Anaerkilliğin hakim olduğu toplumlar bulunmamaktadır.
Bazı tarihçilere göre ataerkillik (partiyarka) dünya toplumlarına egemen olmadan önce anaerkil toplumlara rastlamak mümkündü.

Bunun Ilkel toplumda ve daha onceki toplumlarda yasanmis olabilecegi ve bu yasanmisligin kanitlarinin halen bazi toplumlarda Kadina verilen degerlerden ortaya cikmaktadir.

Hindistan, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve ozellikle ALEVI toplumunda kadina verilen deger ve kadinin kutsal gorulmesi, RAHIM ILE RAHMAN, GURUHU NACIYE gibi temel felsefe icerikleri bunun en guzel kanitidir.

Ilk caglarda KADIN TANRI OLARAK BILINIRDI. TANRICA.
Erkek avlanmaya gider avlanip gelir, butun kontrol Kadinin elinde olmasi, Yaratan ve Yaradan da KADIN olarak kabul edilmesi, Kadinin Tanricaligi karsisinda Erkeklerin kadina saygi duymasinin yanisira, Kadini Bir Yaratici Olarak Gormesi de KADIN EGEMENLIGI Adalet ve Vicdanin esit paylasimin olmasi ANAERKIL toplumlarda savaslarin, katliamlarin, soykirimlarin, iskenclerin, yozlugun ve yobazligin olmadigi, Olmiyan tanrilarin, Onlarin Cennet ve Cehennemlerinin olmadigi bir insanlik duzeninde ILKEL KOMINAL toplumda Ozel mulkiyetin olmamasi, YASAMAK BIR AGAC GIBI TEK VE HUR VE BIR ORMAN GIBI KARDESCESINE ilkesi yasanmissa guzelliklerin oldugu bir ortam olsa gerek...

Ozel mulkiyetin ortaya cikmasi ile, basliyan guruplasmalar, liderlikler, kralliklar, beylikler vs vs... Kadinin Tanriligini (Tanricaligini) yok etmeden kendi egemenliklerini rahatca kullanmalarininda mumkun olmiyacagini anliyan barbar ve bagnaz Erkek toplulugu, Farkli Tanrilar Ortaya cikarmaya basladi.
Gok Tanrisi, Yildiz Tanrisi, Deniz Tanrisi vs vs Cok Tanrili Dinlerin, Tek Tanrili dinlere donusmesi, Cennet ve Cehennem yapilanmasini heves ve korku olgusunu bir afyon gibi dogan her cocugun beynine yerlestirerek, Gercek Tanrinin Kendisi Olan KADININ tanriligini tamamen lav etmesi, Gercek Tanri Olan Kadinin Evde Cariye, Yatakta Sex Aleti, Cocuk Dogurma Makinasi, Egemenlerin Butun is alanlarinda ucuz is gucu olarak kullanildi ve kullanilmaya devam ediliyor....

San Olsun Gercek Tanrinin Kendisi Olan Yaratan ve Yaradan Ozelliklere Sahip Olan KADIN ve KADINLARIMIZ....

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.07.2018, 02:30   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 347
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ütopya Değil Gerçek: Kadınların Tam Anlamıyla olmasada Egemen Olduğu 6 Modern Bölge


Toplumların tarihsel süreçlerine baktığımızda, erkek egemen bir toplum düzeninde yaşadığımızı görüyoruz. Ancak bu durum en azından dünyanın 6 yerinde farklı düzende işliyor.
En basit tanımıyla anaerkillik, toplumda kadının baskın olma halidir. Antropologlar ve feministler, kadınlar için daha spesifik sınıflandırmalar yapmak için çaba sarfediyorlar ki anaerkillik de bu tanımlamalardan birisi. Anaerkillik, sadece annelik yoluyla kişinin soyunu izlemeyle değil, toplumsal olarak da kadın soyunun mirasını almak anlamına da gelir. Amazon toplumu (muhtemelen bilinen en anaerkil toplum) bir efsane haline getirilmişken, şu an dünyada -en azından bilinen- sadece bir avuç kadın egemen toplum vardır.


Mosuo

Tibet taşrasında yaşayan bu toplum, büyük ihtimalle bilinen en meşhur anaerkil toplumdur. Çin hükümeti bu toplumu, Naxi olarak bilinen başka bir etnik azınlığın parçası olarak sınıflandırmıştır.

Mosuo'lular geniş ailelerle büyük evlerde yaşarlar ve aile reisleri kadınlardır. Soy, kadın tarafı üzerinden takip edilir ve mülkiyet anaerkil bir şekilde aktarılır. Kadınlar iş konusunda kararlar alırlar, erkekler ise politikada etkindirler. Çocuklar anne yanında büyüyüp, annenin soyadını alırlar.

Dünyayı Kadınların Yönettiği Anaerkil Topluluk: Mosuolular

Kadınların yönettiği toplumlarda, erkeklerin de daha iyi bir hayat sürdüğü ve şiddetin azaldığı bilinen bir gerçektir. Ancak günümüz dünyasnda anaerkil toplulukların sayısı oldukça azalmış durumda. Mo...


Minangkabau

4 milyonluk nüfusuyla Endonezya'da bulunan Minangkabau, bilinen en büyük anaerkil toplumdur. Kabile hukukunun anneden kıza geçen miras düzenlemesinin yanı sıra, Minangkabau halkı anneye ve anneliğe toplumda en fazla değer veren kabiledir.

Deyim yerindeyse kadınların krallıklarının hüküm sürdüğü bu topraklarda, erkekler ise politika ve din konularıyla ilgilenirler. Ancak her iki cinsiyette de güçler ayrılığı eşit olarak sağlanmaktadır. Evliliklerde her kadının kendisine özel yatak odası vardır. Kocası onunla uyuyabilir ancak sabah erkenden uyanıp annesinin evine kahvaltıya gitmek durumundadır. Erkek çocukları 10 yaşına geldiğinde, annesinin evinden ayrılır ve erkekler tarafında kalarak hem hayat hem de din üzerine eğitimler alırlar. Kabile şefleri genelde erkek olmakla beraber, şefleri kadınlar seçer ve başarısız olduklarını düşündükleri an onları görevden alabilirler.

Akan

Akan halkı, ağırlıklı olarak Gana'da yaşarlar. Sosyal hayatın anaerkillik üzerine inşa edilmesine bağlı olarak, kişinin kimliği, siyaset, miras ve zenginliğiyle belirlenir. Yine sistemin kurucuları kadınlardır ama erkekler topluma liderlik ederler. Bu kalıtsal roller, anne soyundan kalmadır. Bu toplumda bir erkekten beklenen sadece ailesini değil, akrabalarına da destek olmasıdır.

Bribri

Bribri, 13.00 kişilik nüfusu olan, Kosta Rika'da yaşayan küçük bir halktır. Diğer birçok anaerkil toplumda olduğu gibi, Bribri'de de kabile tipi bir toplum yapısı vardır. Her kabile geniş ailelerden oluşur, bunların seçimlerini kadınlar yapar. Miras yoluyla toprakların kadınlara kaldığı bu kabilede, kutsal ayinlerde kullanılan kakao da kadınlar tarafından sağlanır.


Garo

Garo toplumunda da diğer kadın egemen toplumlardaki gibi mülk ve siyasi miras anneden kızına geçer ve en küçük kız mirası devralır. Toplum anne soyundan gelir ancak anaerkil değildir. Erkek toplumu ve mirası yönetir.

Çoğu zaman, en küçük kızın düğünü onun için ayarlanır. Ancak miras kalmayan kızlar için süreç çok daha karmaşık hale gelebilir. Garo geleneklerine göre, müstakbel damattan evlilik teklifi sırasında kaçması beklenir. Müstakbel gelinin ailesinden de damadı yakalayıp, gelinin köyüne geri getirmesi beklenir. Bu süreç, gelinin vazgeçmesi ya da damadın teklifi kabul etmesiyle sonuçlanır (gelinin damada sadakat yemini etmesi ve tekliflerini kabul etmesi de gerekir). Evliliğin başlarında, damat gelinin evinde kalır. Evlilik sürsün ya da sürmesin, bu durum bir sosyal damgalama olmadığı gibi evlilik de bağlayıcı bir sözleşme değildir.


Nagovisi

Nagovisiler, Yeni Gine'nin batısındaki Güney Begonvil adasında yaşarlar.Antropolog Jill Nash'in hazırladığı rapora göre, Nagovisi topluluğu iki matrilineal(anne soyundan gelen) gruba ayrılmıştır. Bu gruplar da anaerkil kabilelere ayrılmıştır. Nagovisi kadınları yönetim ve seremonilere katılmalarına rağmen, en gurur duydukları özellik, sahip oldukları toprağı işlemeleridir.

Nash'in gözlemlerine göre Nagavisi kadınları evlilik için bahçıvanlık ile cinselliğe eşit önem vermektedirler. Eğer bir çift beraber görülür, beraber uyur ve erkek kadının bahçe işlerine yardım ederse, evli sayılırlardı.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:49.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica