Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > Aw Grupları > AW Dersimliler Grubu

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 13.11.2006, 04:46   #1
Yazar
Aw Munzur
Forumla Bütünleşmiş
 
Aw Munzur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Snake Champion! Basketball Champion!
Üyelik tarihi: 30.04.2006
Mesajlar: 2.002
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 76
İtibar Puanı: 1114
Aw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı varAw Munzur görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.240
747 Mesajına 1.528 Kere Teşekkür Edlidi


Arrow Dersimle İlgili Makaleler Ve Yazılı Belgeler

Dersimle ilgili her türlü makalelerin yazılı kaynak ve belgelerin bu bölüm altında paylaşımının daha dogru olduguna inanıyorum.


Konu Aw Munzur tarafından (14.01.2008 Saat 01:11 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
Aw Munzur Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Aw Munzur Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
fatma yer (10.06.2007)
Alt 14.11.2006, 22:14   #2
Yazar
sendiren
Forum Katılımcısı
 
sendiren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 04.09.2006
Mesajlar: 110
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 45
İtibar Puanı: 5
sendiren hakkında olumlu veya olumsuz bir fikir yok

Ettiği Teşekkür: 24
12 Mesajına 22 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Dersim-dersimlilik,alevilik-kızılbaşlık

DERSİM,DERSİMLİLİK-ALEVİLİK,KIZILBAŞLIK

Alevilik,uzun yıllardır bu ülkede çok değişik biçimleriyle tartışılmaktadır.Sadece ülkemizde değil,bir çok Avrupa ülkesinde Akademisyenlerce bile araştırma konusu yapılmış olagelen bir konu olmaya devam etmektedir.Bu toprakların en önemli zenginliklerinden olan Aleviliğin bu kadar ilgi toplamasının bir nedeni eğer politik ise,öte yanda ise kültürel,sosyal,politik bakımdan tuttuğu yer vardır.Bu bakımdan çok değişik boyutları olan bu sorunu,darlaştırarak tartışmak elbette olanaklı olmamakla birlikte,biz bir kaç yönüyle bakmaya çalışalım.
Alevilik,Ali yandaşlığının tutumunu,bakış açısını,yaşam biçimini anlatmaktadır kelime anlamıyla.Bu açıdan Alevi ise,Ali yandaşlığına karşılık gelmektedir.Yalnız,burada bir ayrıntıya dikkat çekmek isteriz ki, o da sonradan alevi olunamayacağı ama onun tarikati,tasavvufi yapısına dahil olunabileceğidir ki,örneğin Anadolu'da sonradan aleviliği benimseyenlere Bektaşi denmektedir.Alevi ana-babadan doğmuş olmak bu tanım için yeterli görülse bile,aleviliği felsefi olarak taşıma bakımından bu yeterli değildir.
Aleviliğin Kökeni:

Alevilik daha doğrusu Ali yandaşlığının çıkış noktasına bakıp değerlendirmeden sonrası süreci ve gelişmeleri doğru olarak yorumlayabilmek mümkün değildir.
Muhammedin ölümüyle birlikte başlayan iktidar kavgasının bir ucunda Ali,diğer ucunda ise sırasıyla Ebubekir,Osman veÖmer yer almaktadır.Bu iktidar kavgasında sonradan saydıklarımız Ali ve taraftarlarına baskın olmuşlardır ve iktidarı uzun yıllar sürdürmüşlerdir.Bu iktidar kavgasında taraf olan kesimler Arabistan yarımadasında zamanın önemli tüccarlarıdır aynı zamanda.Siyasal ve ekonomik olarak güçlerini koruyan bu üç halifeden sonra,iktidara Ali geçmiş;ama yine bu kesimlerce iktidarı sahiplenilmediği gibi Ali,ibadet esnasında katledilmiştir.Böylece iktidar yeniden eski tüccar sınıfının ve köle sahiplerinin eline geçmiştir.Arkasından iktidar mücadelesinin Ali'nin ailesince de sürdürrülebileceği düşünülerek Ali'nin ailesi çocukları-torunları ile birlikte Kerbela'da hunharca katledilmiştir.Böylece Arap yarımadası uzun yıllar sürecek olan Emevi hanedanlığının kontrolüne girmiştir.
Öte yandan akınların çoğu doğuya doğru yapılmış olup islamiyetin yaygınlaştırılması ve sömürgeleştirmenin devamı sağlanmıştır.Bu süreç ile birlikte,bir yandan dinler savaşı ve öte yandan dinlerin kendi içinde tarikat ve ya mezhepsel savaşlar yaşanmıştır.Hemen hemen aynı dönemlerde olmasa da batıda ki mezhebi savaşlar ile doğudaki mezhebi savaşlar süregelmiştir dönemsel olarak.Elbette ki,bu savaşın esası ise siyasal iktidarın ele geçirilmesi ve egemenliklerinin tahkimi ve perçinlenmesidir.
Sonradan sunni islam diye tanımlanan akımın,siyasal ve ekonomik olarak iktidarı ele geçirmesiyle birlikte bu mezhebi kavganın ve bir çok bölgede zorla müslümanlaştırma kıyımlarının yapıldığına tanık olmaktayız.(Bunun için,Erdoğan Aydın'ın Nasıl Müslüman Olduk kitabına bakılabilir.)Ali yandaşları ise Araplar içinde Şia(Ali yandaşlığı anlamına gelmektedir) adıyla anılmakla birlikte çeşitli bölgelerde özellikle bugünkü İran ve Irak'ta ciddi muhalif hareketler örgütleyip,mevcut iktidar ile çatışmaktadır.Bu süreç ile beraber ve dönemsel olarak, Kürtlerin ilk müslümanlaştırılan uluslardan olduğunu ve en nihayetinde Anadolu'ya akınlarından önce islamiyetle tanışmış Türk boylarının çoğunluğunun güneyden Anadolu 'ya girişlerinin başladığını söyleyebiliriz.Esas Türk göçü İran'ın güneyinden gerçekleşmekle birlikte,önemli bir kesimin de İran'ın kuzeyinde İran horasan'ından Anadoluya geçtiklerini belirtmeliyiz.Kuzeyden gelen kesimler ile güneyden gelen kesimler arasında ciddi kültürel farklar sonraki süreçte ortaya çıkacaktır zamanla.
Şialık ile de tanışan Türk boyları Türklerde ve geçtikleri ve yaşadıkları tüm topraklarda edinmiş oldukları tüm kültürel değerleri harmanlamış ,onlardan kendi yaşam tarzlarına uygun olanları seçip saklamış,yaşamış;kendine uzak olanları ise benimsememiştir.Siyasal olarak,Beylikler döneminde nispeten kardeşce yaşayan değişik köken,mezhep,ırk vs den halklar Osmanlının Anadoluya tam hekimiyet sağlayınca durum farklılaşmaya başlamıştır.Osmanlı,yüzyıllar süren kıyım harekatıyla zamanın deyimiyle Anadolu kızılbaşlığını tümüyle bitirmeye çalışmıştır.Ama nafile.Hala yaşamaktadır.Kızılbaşlık deyimi de,Anadolu ya özgü bir deyim olarak,Anadolu şialarını tanımlamıştır.Anadolu şiaları kendine kızılbaş demişlerdir.Dışındaki güçlerde.Henüz Alevi deyimi yoktur.
Şu anda bile Alevi deyimi sistemce ehlileştirilmiş kızılbaşın karşılığı olarak günlük dilimize ideolojik olarak ezenlerce sokulmuştur.Zira kızılbaşlık,direnci,mücadeleyi,hakkı,hukuku,mazlum u vs vs temsil etmektedir.Tarih boyunca da böyle olmuştur.Anadolu topraklarındaki osmanlıya karşı isyanların liderleri hep kızılbaşlık olagelmiştir.Anadolu aleviliğini daha doğrusu şialığının aslında tarihsel karşılığı kızılbaşlıktır.Ama süreç ile birlikte anadolu şialığı sunnileşmenin de etkisiyle,özellikle Dersim dışında alevileşmiştir.

Alevilik nedir ne değildir?

Alevilik derken bundan sonrasında aksini belirtmez isek,kızılbaşlık olarak anlaşılmasını isteriz.Zira Alevilik deyimini salt bugün insanlar bizi daha rahat algılasın diye kullanıyoruz.bu ön belirtmeyi yaptıktan sonra konuya geçelim.
Alevilik Anadoluya özgü Ali yandaşlığının da ötesinde bir kültürler karışmasının ve onların en güzel özelliklerinin kaynaşmasının bir üst tanımıdır dersek yanlış bir saptama yapmış sayılmayız.Alevilik,yaşama bir bakış,bir felsefi duruş ve bir yaşam biçimine karşılık gelmektedir.Ama öte yandan Aleviliğin,dinsel bir yanı olmadığını söylemek ;gerçeği tümüyle inkarı demektir.Zira oluşum ve çıkış süreci,iktidar savaşlarının da etkisiyle kesinlikle dinsel ve giderek mezhebidir.Ama ikitidar dışında kalmanın kazandırmış olduğu bir zenginliği kesinlikle içinde taşımaya aday olması bir yana taşımıştır.
Alevilik bu yanıyla dinsel bir kimliktir.Zira,kendi içinde barındırdığı dinsel ibadet biçimlerinden ve değişik kültürleriin harmanlanmasından kaynaklı inanç birikiminin bizlere gösterdiği budur.Eski Türk dinlerinden Şamanizmden tuttalım da ,Zerdüştizm,süryanilik,hıristiyanlık,yezidilik vs tüm dinsel inanışların öğelerine alevilikte rastlamak olanaklıdır.(Elbette biz,bir din bilgini ya da sosyolog değiliz.Bu söylediklerimiz,yapılagelen ve hala sürmekte olan bilimsel çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkan bir durum tespitine karşılıktır.siyasal değerlendirmelerimiz elbetteki bu bilimsel çalışmaların üzerine oturtmamız gereklidir.Tarihsel gerçekleriyle birlikte.)Bunun en önemli nedeni ise,Anadolunun ciddi bir geçiş yolunda olmasının yanında;Anadolunun geçmişten bu yana zengin bir kültürler altyapısına sahip olmasıdır.Alevilik,kendi cidarındaki tüm diğer kültürlerden etkilenmenin yanında ,kendisi de diğer kültürleri etkilemiştir.Anadolu isyanlarının en göze çarpan biçimlerinin bu tarihsel muhalefet örgüsünün dokularını kendi üzerinde taşımasının bir önemli nedeni budur.
Alevilik,tarihsel süreç içinde Osmanlının ciddi baskılarına dayanmak ve direnmek için kendi içine kapalı bir toplumsal düzenek kurmuş,kendi içsel hukukunu oluşturmuş,bu yanıyla kendi iç iktidar yapısını kendine özgü biçimleriyle oluşturmuştur.Cem cemaat,kendi arazi sorunlarından kan davalarına kadar bir çok içsel sorunun çözüm mercileri olmuştur.Mevcut toplumsal düzenin sınırları ,aleviliğe sınırlar koyamadığı için kendi iç dinamikleriyle beslenen bir yapısal eğilim oluşmuştur.Osmanlı baskınları ve kıyımları , osmanlının ulaşamayacağı yerlere itmiş ve kendi içine daha çok kapatmıştır,aleviliği.Alevilik,osmanlının batı-doğu yapıştırması kültürel yapısından uzak alevilik,kendi kültürel değerlerini oluşturmada bu topraklara özgü bir yaratıcılık ve taşıyıcılık özelliğini ta bin yıllardır taşımıştır ve taşımaya devam etmektedir.Alevi deyiş ve türkülerinin,yıllardır bozulmadan gelmesinin nedeni budur.
Alevilik,yukardaki anlatımdan da anlaşılacağı üzere,bir dinsel ve belki de iktidar olamanın ve sürekli aşağıdakilere özgü olmanın getirmiş olduğu kadarıyla kültürel bir harmandır.Bir yaşama bakış açısıdır.Bir ahlaki akımdır kimi yönleriyle.Çeşitli tarikati eğilimlerde ifade bulduğu kadarıyla,bir ahlaki düzenektir.Bu en iyi örneğini,Bektaşilikte bulmaktadır.
Bektaşilik,yine Anadolu kızılbaşlığını düzene yedeklemenin bir biçimi olmuştur Osmanlıca.Bektaşilik,Anadolu kızılbaşlığını ehlileştirip,islami çerçevede tutmak ve sadece ahlaki,dini yönleriyle öne çıkan bir tarikati yapıya kavuşturulmak istenmiştir.Bu anlamda da Osmanlıca Bektaşilik desteklenmiş olup,Bektaşi müritleri azami özgürlüğe sahip kılınmış ve çeşitli olanaklar tanınmıştır bu akıma.(Ki,hala Bektaşilik kızılbaşlığın karşısında ehli bir yapı olarak varlığını sürdürmek yanında,faşist devletçe de desteklenmektedir. )

Dersimin Bu Kültürel Yapıdaki Özgünlüğü:

Dersim bir kızılbaşlık yurdudur tarihten bu yana.Dersim çok çeşitli uluslardan insanların birlikte ve kaynaşarak yaşadığı ender güzellikte bir kültürel mirastır.Dersimde,Ermenilerden Türklere,Kürtlerden Azeri kökenlilere vs kadar uzanan bir uluslar harmanı ile yine esası kızılbaşlık olan bir genel yaşam biçimi hüküm sürmektedir.Dersim bozulmamış ve genel olarak kendini korumuş bir orjinal kızılbaşlık felsefesinin mekanıdır.Bir çok yerde,batıda ya da orta anadoluda kızılbaşlık kültürünün tarihsel olarak kapitalizmin feodal değerleri çözmesinin de etkisiyle kırıntılarıyla varlığını sürdürmeye çalışan bir kültürün;orjinal biçimlerine rastlamak olanaklı değildir.Bu anlamıyla Dersim üzerinden daha çok çalışmanın yapılmasının mantığı daha kolay anlaşılırdır.
Dersim,yukarda saydığımız kültürleri kendi içinde kendi potasında eriterek ve sindirerek kendine has bir kültür ve gelenekler manzumesine erişmiştir.Dinsel inanışlardan tutun da ,günlük yaşantıda bir çok öğede bu belirgin olarak gözlenebilir.Şamanların,zerdüştlerin,hıristiyanlar ın,yezidilerin,müslümanların en olumlu özelliklerini alıp harmanlamış ve kendine has bir yapı oluşturmuştur.Zira bu zamanla siyasal iktidarların şimşeklerini üzerine çekmekle kalmamış,Dersime sayısız seferler düzenlenmiş ama zaferleri 38 ile gerçekleşmiştir.Elbette ki kapitalizmin gelişmesi ve egemen üretim biçimi haline gelmesi ile birlikte...
Dersim , bu farklı yönleriyle ve bu harmanlamayla beraber , kendisi gibi alevi olan topluluklar ile ortak özellikleri olsa bile bir çok ayrıksı özellikleri de bulunmaktadır.Bu inanışlarından tutunda aleviliğe yaklaşımına kadar bir çok alanda ayrıntısıyla tartışılınabilir.Bugün bir batı alevisi ile dersim alevisini yanyana getirdiğiniz de bir çok farklılaşmayı birarada görmek olanaklı olacaktır.(Biz konu çok uzun araştırmaların ürünü olup bir makaleye sığamayacağı için,çok kısa tutmaya çalışıyoruz.Okuyucunun bu anlamıyla anlayışına sığınarak zihinsel jimnastikle kendisinin çeşitlendirmesi ve düşünmesini sağlamak amacıyla yazıyoruz.Zira hala bir çok konu çok çeşitli boyutlarıyla araştırılmaktadır.Bugün için geçerli bir sonuç yarın geçersiz olabiliyor.)
Dersimlilerin Alevilikten genel olarak farklı bir kulvarda olduklarını iddia edip Dersimlilerin ,kızılbaşlık denilen bir toplumsal yapının üyeleri olduğunu iddia eden yapılardan tutalımda,Zaza diye bir ulusun bir parçası olduğunu iddia edenlere;Kürt ve ya Türk olduklarını iddia edenlere kadar bir çok akım mevcuttur şu anda Dersim üzerine.Herkes kendi çapında ararştırmalar yapmaktadır.Ve kendin ce kendini doğrular çalışmalar yapmaktadır.
Biz bu türden çalışmaların yöntemsel yanlışlıklara saptığı için doğru sonuçlar üretmeyeceğini söylemek isteriz.Zira bilimsel çalışma,bir peşin yargıyı doğrulamak için yapılmaz.Önce fikirler oluşturup,sonra onları doğrulayacak kanıtlar oluşturmak bilimsel bir çalışmanın yöntemi olamaz.Bilimsel çalışma önyargılarla bağdaşamaz.
Biz bu anlamıyla yukardaki savların hepsinin kendi başına iç tutarsızlıklar taşıdığından hareketle,Dersimin farklılığını kabul eder iken,onu başlıbaşına yukardaki savların tek bir biçime karşılık getirilerek Dersim ve Dersimlinin anlaşılamayacağını düşünüyoruz.

Dersim Nerede Duruyor?

Dersim bu düşüncelerin aslına bakarsanız tam ortasında duruyor.Dersim ne tek kürttür,ne tek türktür,ne tek ermenidir.Dersim ne tek başına alevidir,ne tek başına sunnidir,ne de tekbaşına kızılbaştır.Dersim gerek ulusal yapısı itibarıyla ve gerekse de dinsel-mezhebi-yaşama bakış açısıyla hepsidir.(Bu arada saçma bir tartışmaya girenlerde,saçmalığı düzeltmelidirler.Zira Dersimin alevimi kürt mü diye bir tartışma olamaz.Zira ikisi farklı tabanlarda yer alan olgulardır.birisi ulusal bir değere,diğeri ise,dinsel-mezhebi-yaşama bakış açısına denk gelmektedir.Tartışma zeminleri kesin olarak birbirinden farlıdır dolayısıyla.)
Hepsidir .Zira diğer türlüsü Dersimin orjinalitesini anlamamak ve değerlendirememektir.Dersimi dar sınırlar içine hapsetmektir.Tam da Düzenin ve faşist devletin istediği gibi.Dersim de bu saydığımız kesimlerden köken olarak gelenler vardır.Ama Dersim bunların hepsini kaynaştırmıştır ve ortaklaştırmıştır ve bir potada birleştirmiştir.O da Dersimliliktir.Dersimde hala bir tek kelime ne dersimce ve ne de kürtçe(ya da zazaca ile kırdaski) bilmeden konuşan kökenleri Ermeni olan kabileler vardır.Dersimde Kırdaski ile Dersimceyi ikisini birden konuşan ve bilen kabileler vardır.Tarih boyunca Egemenler Dersimi asimile etmek için uğraş vermişlerdir.Bunun için Bektaşiliği kullanmışlardır.Bektaşi dedelerini gönderip Dersime yerleştirmişlerdir,orayı Türkleştirmek için.Örneğin Dersim kabilelerinden Sarısaltıklılar ve Dervişcemalliler köken olarak Türkmen boylarındandır.Ve Hacı Bektaş Dergahından bizzat Dersimi Türkleştirmek için gönderilmiş olup,sonraki süreçte bu kabileler burada çoğalarak,dersimilerle kaynaşmışlardır.
Ya da yine egemenler tarafından Dersimi sunnileştirmek için gönderilen Kürt aşiretleri mevcuttur.Ama gelen aşiretler bu toplum içinde erimiş olup kızılbaş olmuşlardır.Keza Ermeni kökenliler ve Kafkas kökenli kabileler vardır.Halk arasında kılıç ile dönme dedikleri kesimler vardır.

Sonuç:
Dersim her yönüyle bu orjinaliteleri kendi içinde barındırmaktadır.Dersimi bu anlamıyla belli kalıplara koyup sıkıştırmaya çalışmak,Dersimi bitirmek ile eşanlamlı olarak kavranmalıdır.Ayrıca tarihsel olarak yazılı bir kültüre sahip olamayışımız,epeyden beridir yapılan çalışmalar ile ortaya çıkacak sonuçların nereye götüreceğinden bağımsız olarak tartışmalarımız bu ortak değerler üzerinden yürütülürse başarılı olabilir düşüncesindeyiz.
Beri yandan,Dersim açısından aslına bakarsanız,kim kendini nasıl hissediyorsa öyle yaşayıp düşünmelidir.Bu anlamıyla azami hoşgörü kültürünün mirasçıları olarak ,önyargılardan arınarak sürece bakmayı bilmemiz gereklidir.Dersim,sadece Anadolu da değil,dünya üzerinde belki farklı kategoride ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir kültürel çeşitlilik ve farklılığa sahiptir ve Dersimli bununla övünmelidir.Kendini kalpılara sığdırmaya direnmelidir.Bilimsel düzeyde yapılacak çalışmaların en önemli destekçileri olmalıdır Dersimliler.
Dersim kalıplarla bağdaşmaz,sığamaz.O Dersimi Dersim yapan,Munzur gibi,insanı gibi,kendine giydirilecek deli gömleklerini yırtıp atmalıdır.O kendi bildiği yoldan asice,özgürce,farklıca akmalı ve yürümelidir.Dersim Dersim yapan özelliklerden uzaklaşmamalıdır.
Dersim gerek ulusal gerek dinsel-mezhebi açıdan farklı konumunu ve zenginliğini korumayı becermelidir.Bunda kendine ilerici-devrimci-demokrat-komünist-yurtsever diyen insanların sorumluluğu büyüktür.Dersim Onurdur.
Öte yandan,herkes bilirki,sistemin ve egemenlerin ezilenleri yönetmede kullandığı yöntemlerden en önemlisi böl-parçala-yönettir.Bu egemenlerin yüzyıllardır uyguladığı bir yöntemdir.Bizler açısından ise,hangi ırktan,hangi mezhepten,hangi cinsten olursa olsun önemli olan köken değil,sistem açısında durduğu yerdir toplumsal kesimlerin,kategorilerin...biz ayrıştırmaya değil birleştirmeye elbette ortak paydalarda çalışırız.Ayrıştırmak,bölmek kapitalizmin işidir.Sermayenin dili,dini,ırkı yoksa ezilen sınıf ve kategorilerinde yoktur.Ama bir yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için belirtelim ki,bu kökenlerin reddi ile olmaz ve tam aksine kabulüyle olanaklıdır.Farklılıkların kabülü ve benimsenmesi ile birlik olanaklıdır.Tüm bilimsel çalışmaların da bu tutuma hizmet etmesi tek insani ve doğru bakış açısıdır.


Konu sendiren tarafından (14.11.2006 Saat 22:23 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
sendiren Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.11.2006, 22:17   #3
Yazar
sendiren
Forum Katılımcısı
 
sendiren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 04.09.2006
Mesajlar: 110
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 45
İtibar Puanı: 5
sendiren hakkında olumlu veya olumsuz bir fikir yok

Ettiği Teşekkür: 24
12 Mesajına 22 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

KİMLİK SORUNU,ANADOLU VE DERSİM


Genelde dünyada özelde de Anadolu'da bir kimlik sorunu yaşanmaktadır.Bu durum,ciddi bir toplumsal bunalım ve bunalımdan çıkış yollarının arayışından kaynağını almaktadır.Emperyalist kapitalizm bu sürecin temel belirleyici noktasıdır.Bir bütün olarak işçinin,kişinin önce üretip yarattığına,ardından topluma ve nihayetinde kendisine yabancılaşmasıyla atbaşı giden süreç;ciddi bir arayış,yaşamı anlamlandırma ve gerekçelendirmeye ulaşmıştır.Dünyada yerelde yaşanan tek tek gelişmeler artık ve giderek genele yayılmış olup,kimlik bunalımı soyuttan somuta bir yeni yapılanma ve kendini tanımlama sürecine evrilmiştir.Artık dünyanın her yerinde gerek kişisel ve gerekse de toplumsal,siyasal,etnik,mezhebi-dinsel vs kimlik arayışı süreci derinleşmiştir.Bu arayışın,kendini anlamlandırma,tanımlandırma sürecinin toplumsal anlamıyla da kişisel anlamıylada yaşanması gerekmektedir.Bu kaçınılmazdır.
Felsefenin tarih boyunca sorduğu en temel sorulardan biri olan "ben kimim?"sorusu artık toplumsal anlamda ,bunalımın ve arayışın temel sorularından olmuştur.Bunalım ancak ve ancak bu soruya verilecek olumlu ve doğru yanıtlarla aşılacaktır.
Peki kimlik nedir?
Kimlik,kimden gelmektedir.Bir şeyin kendini anlamlandırma,adlandırma ve tanımlandırmasıdır.Bir şey kendi başına , tek başına hiçbir şeydir.Ancak başka şeylerin varlığında bir anlam ifade etmektedir.Bu anlamıyla toplumsallık ve yaşamın kendisinde diğer varlıklarla karşılaştırıldığında ve farklılaştığında anlamlı olan bir olgudur.İnsanın kimlik sorununa geçip açmaya çabalayalım.
Önce insan bir şeydir,maddedir.Canlı bir maddedir,hareket eden bir canlıdır.Diğer canlılardan farklıdır ve bir türdür insan.İnsan neslinin çoğalmasını sağlayan tür olarak insandan cins olarak iki temel cins vardır.Kadın ve erkek.İnsan kimliğinin ardından cins olarak kimlik tanımı başlar.Yaşanılan maddi çevrenin kendisine kazandırdığı özellikler ile anlamlı olan çevresel bir kimliği vardır.coğrafi ve çevresel bir kimlik.Yaşanılan coğrafya ve toplumsal çevre belirleyicidir bu kimlik tanımında.Ardından,yaşadığı coğrafyada birlikte yaşadığı insanların kendilerini madden ve manen üretme biçimleriyle ayırt edilen kültürel kimliği vardır insanın.Tarihsel ve toplumsal bir bir bütünlüğe ve devamlılığa işaret eder bu kimlik .Burada Bitmez.Bu kültürel kimlik içinde ,üretim süreci içinde konumlandığı yere karşılık gelen bir sınıfsal kimliği vardır.Sınıf içinde yürütmüş olduğu etkinliğe göre kendini tanımlama ve örgütlenme tercihiyle ideolojik bir kimliğe;bu kimliğin uygulanması tercihlerine araç ve yöntemlerine göre siyasal bir kimliğe sahiptir.Bu siyasal kimliği hangi etkinlik ve örgütlülük içinde kullanıyor ise örgütsel kimliğe;çevresi içindeki aktivite ve bireysel yetenekler ile de en üst noktaya bireysel bir kimliğe sahiptir.
Bireysel kimlik,kendinden önceki kimliklerin toplamı olmakla birlikte onlardan farklıdır.(Aksi durumda her birey aynı olurdu tek bir makineden çıkmış gibi)Bu açıdan birey kimliklerinin toplamını bütün boyut ve aşamalarıyla kendinde gerçekleştirebildiği oranda kimlik sahibi olur.Bunu başaramayan birey de yada bu boyutlardan veya aşamalardan birinde ki ya da bir kısmındaki eksiklik ya da zincir parçalanmasında birey eksik kimlikli olur.Zaten buda nihayetinde kimliksizlik demektir.Kimlik doğal olarak doğuştan gelen kimi boyutları yanında edinilen,kazanılan bir şeydir.Yaşamın doğal akışkanlığı ve hareketi içinde diyalektik olarak hareket halindedir,durağan değildir.Etkilenir,etkiler-değişir,değiştirir-dönüşür,dönüştürür....
Anadolu'da Kimlik Sorunu ve Dersim:

Anadolu'da kimlik sorunu hep olageldi.Yüzyılların çeşitli kimlikleri baskılayıcı,yoksayıcı ceberrut devlet gelenekleri altında yokolmaya,sinmeye yüz tutmuş kimlikler toplumsal değişim ve bunalım ve arayışlar zincirinde kendini aramaya çıktılar.Bu anlamda toplumsal bunalımlar kimlik bunalımlarına ve tersi mücadeleler ile bugüne gelindi.Artık kabına sığmaz bunalımlar,kendine dönüş ve arayışı öne çıkardı.Ve felsefenin ana sorusundan başladı süreç ve sosyolojinin yolunda bu arayış sürüp gitmektedir ve görünen o ki,daha uzun zamanlar alacaktır bu süreç.Tek tek bireyler,topluluklar gerek etnik-ulusal,gerek dinsel-mezhebi,gerek siyasal anlamda kendilerine doğru bir yolculuğa çıkmışlardır.Hala bu yolculuk,nereye varacağından bağımsız olarak düşünülürse sürmektedir ve sürecektir.
Anadolu'daki bu yolculuğun öncülüğünü 1980Eylülünden sonra Kürt Ulusal kimlik mücadelesi ile Anadolu Alevi-Kızılbaşlığı yapmaktadır.Bu anlamda Kürtlerin kimlik mücadelsi kendini tanımlama ve adlandırma sorununu önemli oranda aşmış olmakla birlikte siyasal konumundan ve koşullarından dolayı kendine özgü sorunlar yaşamaktadır.Öte yandan Alevi-kızılbaşlık kimlik mücadelesi deyim yerinde ise,daha yolun çok başındadır.Yüzyılların baskı altında tutulmuşluğunun yaratmış olduğu sinmişlik çeşitli siyasal amaçlar ile kanallar açıldığında,ayakları pekte yere basmadan ve de aynı zamanda zeminleri oldukça kaygan bir biçimde sürmektedir arayış.
Bu genel durum içinde Dersim, kendi içinde orjinalitesini koruyarak ama sürecin en önemli parçası olmaya devam ediyor.Dersim bu anlamda kimlik mücadelesinin çok değişik boyutlarıyla sürdüğü,gerek ulusal,gerek dinsel mezhebi gibi gözüken aslında kızılbaşlığın farklı algılanması vs anlamıyla da en uç noktalarda teorik-ideolojik-politik tartışmalar konu oluyor ve olmaya da devam edecek gibi.Zira görünen o ki,ne kadar insan var ise kendine dersimliyim diyen bir o kadara da yakın farklı düşünceler var.(Bu biraz durumu abartmak için bilinçlice kullanıldı deyim olarak.Ama gerçektende kimlik bunalımının bu boyutlarda ve farklı kulvarlarda yürüdüğü ve bilimsellikten çoğu zaman uzak tartışmalar yürütüldüğü ender yerlerden biri Dersim.)Dersimli hala kendisini aramaktadır.Hala yaşamsal olarak kendisini diğerlerinden farklı yapan kimliklerin peşinden koşarcasına ve kendisini diğer toplumsal kesimlerden farklı bir şeyler arama uğruna varolan değerlerinden bile vazgeçecek duruma gelmiştir.Herkes bir kenarından tutturmuşta gidiyor.Yapılan çalışmalar içinden bilimsel sayılabilecek o kadar az çalışma varki.Öte yandan kim kendini nasıl hissediyorsa hissetsin de denemiyor.Kimliksel ayrıksılıklar abartılıyor ya da tamamen yok sayılıyor.Garip bir biçimde bir kimlik parçalanması ve tanımlanmasında sorunlar yaşamakta (Özellikle 80 Eylülü sonrası ve de yoğun olarak 90 lı yıllarda) ve bir yönelim içine girmiş Dersimli.Çoğu nereye gittiğini bilmeden ve de gerçekte ne olduğu noktasında asgari bir fikre bile sahip değilken her şeyi ve her durumu kendine göre yontup duruyor.Ama bir geçğin altını çizmek gerekir ki;genel olarak Dersimliler kendini tanımlama ve adlandırıp anlamlandırma noktasında net bir karar verebilmiş değildirler.Dersimliler,hala ulusal kimlikleri noktasında Zaza mı,Kürt mü,Türk mü,Ermeni mi ya da başka bir ulusal-etnik kökenden mi olduğunu net biçimde söyleyemiyorlar.Söyleyenler de de genel anlamıyla siyasal duruşun etkili olduğunu ifade edebiliriz.bu anlamda siyasal olarak siyasal kimlik çoğu zaman Dersimli de öteden beridir belirleyici oldu.Oysa ki,Siyasal kimlik sahibi olmak etnik kimliğe ihtiyaç olmadığı anlamını getirmezki.Yada bunlar birbirlerine ters değildirler.Tam aksine tamamlayanlardır.Vede yukrada da ifade etmiştik,bireysel kimliğin bileşenleridirler.zincirin halkalarıdırlar.Ve buradaki bir eksikliğin kimliksizlik olduğunu ifade etmiştik.Ki sosyolojik olarak bu bilimsel bir tespittir.Yine Dersimli Alevi-Kızılbaşlık tanımından da farklı bir noktadadır.Her kesim buna farklı bakmaktadır.Kimi buna Dersim İnancı demekte,kimisi aleviliği yaşam biçimi ve felsefe olarak kabul etmekte,kimi ise mezhepsel tanımını öne çaıkarmaktadır.
Kimliksel anlamda Dersimli de tam bir kaos-karmaşa vardır.Dersimli kendisini bir yere oturtamamakta ve kendisini net bir şekilde tanımlayamamakta,anlamlandıramamaktadır.Her çalışma ,kendini doğrulama ve ispat çabasının ürünü gibi algılanmakta olduğundan çalışmalara da güven de yoktur genel olarak.Peki bu kimliksel bunalımın-karmaşa ve kaosun nedeleri nedir?
Birincisi,kozmopolit bir yapıya sahiptir.Anadolunun bir çok bölgesi gibi bir çok etnik,mezhebi vs toplumlara yurtluk yapmıştır Dersim.Bu toplumsal yapılar öylesine kaynaşmış ki,kim kim,aslında köken ne,nereden ve nasıl gelinmiş,hangisi yerli hangisi sonradan gelmiş vs vs. ayırtetmek olanaklı değildir.Bu kaynaşma,benzeşme ya da aynılaşma bu karmaşa-kaosun birinci nedenidir.(Elbette bunu olumsuz anlamıyla söylemiyoruz.Sadece sorunun kaynaklarını belirleme adına durum tespiti yapmaya çalışıyoruz.)Gelenler kalmış ve zoraki sürgünler olmadığı sürece kimse de çıkmamıştır Dersimden.İçine kapanık-dışsal baskının etkisiyle- bir toplumsal yaşantı,devletsel örgütlenmelerin dışında oluş vs .bunu koşullamıştır.
İkincisi,Anadolu da yaşayan diğer topluluklardaki gibi yazılı bir kültürel aktarım yoktur.Yazılı kültür olmayınca sözel aktarımların ve efsanelerin egemenliği sözkonusu olmuştur.Bunların ne kadar güvenilir olacağı tartışma konusudur.Zira günün koşulları ve pragmatizm bu tarzda aktarımları kesinkes etkilemiştir ve damgasını vurmuştur doğal olarak...
Üçüncüsü,Dersim özelinde 38 ve sonrasında yoğun baskı,katliam,kıyım,sürgünler vs ciddi bir asimilasyon sürecinin varlığının buna kesinkes etkisi olmaktadır,olmuştur.Zira yaşananlar Dersimli kimi çevrelerde red ve inkarı egemen eğilim haline getirmiştir.Kolayca varolana uyum sağlayan yapısıda eklenince Dersimli kendi değerlerine,kimliğine çok hızlı biçimde yabancılaşmıştır.Dersimin önemli çoğunluğu bu asimilasyon sürecine direnenememiştir.Boyun eğip kolayca adapte olmuştur.Yeni kuşak Dersimli çocukların ezici çoğunluğu buna Dersim de yaşayanlar dahil kendi dilinin günlük yaşamda kullanılmamasından dolayı dillerini bilmemektedirler ve konuşamamaktadırlar.
Dördüncüsü,bireysel kimliği oluşturan öğeler arasında bütünlük kavrayışı yoktur Dersimli de.Benlik,kimlik konusunda her toplumsal kesimin kıskançlığına sahip değildir Dersimli.Sanki enternasyonalizm ve enternasyonalistlik ulusal,yerel kimlikleri redediyormuş gibi sapma ve doğru olmayan bir anlayış var.Bunun esaslı nedeni ise,kolaycılık ve rahatca kendini varolan duruma adapte etmenin kolaycılığıdır.Gerçekte her bir boyutuyla kimliksel tanımlamalar zincirin halkaları demiştik.Birinden birinin eksikliği esasen eksik kimlik ya da kimliksizlik demiştik.
Yukarda anlattıklarımızın üzerine ne denebilir ki?Dersimli gerçekte bu kimlik sorununun neresindedir?Kafası karşık ve ya kafasında soru işareti olmayan kaç tane Dersimli var?
Sonuç olarak Dersimli nesenel olarak bu sorunu aşmalıdır.Kendini tanımlama,adlandırma noktasında orjinallikler peşinden koşmak değil gerçekler ve yaşananlar esas olmalıdır. Her türlü bilimsel çalışma desteklenmelidir.Ama çalışmalar kesinkes bilimsel olmalıdır.Tek tek bireylerin ya da Grupların savlarını doğrulamak için değil,bilimsel sonuçlara ulaşmak için çabalamak esas olmalıdır.Kimse kendini başkalarına dayatmamalıdır.Esasta kimlik sorununda temel, kişinin ya da toplulukların kendilerin tanımlama,adlandırma veya anlamlandırması ise,bu tamamıyla kişisel,toplumsal bir sorundur.Dayatmalar,baskılar,yanlış yönelim ve eğilimlerin egemenliği sonuç olarak bugüne getiren ne varsa onun devamını üretecektir.Zaten bugünkü sonuçta,tüm bunlardan dolayı değilmidir?
Dersimli,kendini vareden değerlere sarılmalıdır.Belki de kendini nasıl tanımladığından daha önemlisi budur bizce.Kendi olumlu ve yaşatılması gereken ne kadar değer,birikim,dil,ananeler,yaşam tarzı var ise kıskançlıkla sahiplenilmeldir.Zira Dersim ve Dersimli bunlarla birlikte anlamlıdır.Hızla yitirilen onlarca değerimiz var.Kapitalizm her gün günlük yaşamda farketmeden bir çok şeyimizi ,olumlu tüm değerlerimizi bir bir çalıyor.Tüm toplumsal kesimlerin bir parçası olarak dersim ve dersimli direnmelidir.Dersimi sevmek dağı taşı sevmek olmamalıdır.Dersimlilik orada doğmuş olmak demek olmamalıdır.Bu bir varlık-yokluk sorunudur.

ALEVİ-KIZILBAŞLAR,İÇ SAVAŞ,ORDU

Egemen sınıf ve güçler ,daha önceki makalelerimizde de incelediğimiz ve vurguladığımız üzere gerek Kürt ulusal mücadelesinin önünü tıkamak ve gerekse de sınıf mücadelesinin önünü kesmek ve boğmak üzere,iç savaş stratejisini yaşama geçirmek için düğmeye basmış gibi görünüyorlar.Şimdi ki,süreç daha önceleri de gündeme defalarca alındığı gibi laik-anti laik,laik-şeriatçı ikilemi ve Kürt-Türk ikilemi üzerinden yeniden denenecek.Burada kilit rol elbette ki,orduda olacak.
Ne yazık ki,Anadolu insanları ve ezilen emekçileri ve doğal olarak sınıf,ordu üzerine yeterince bir bilgi birikimine ve de neye - kime hizmet ettiği noktasında yeterli bir bilince sahip değildir.Öteden beridir devletçi geleneğe sahip bu toprak insanlarının elbette bu konuda olması gereken noktalara neden gelinemediği elbette tartışılır.Ama bu devletçi gelenek ve ordunun konumuna ve tartışılamayacağına ilişkin yaratılan ortamlar bunda belirleyici olmaktadır.Nasıl ve hangi koşullarda yapıldığı kuşkulu anket sonuçlarından en güvenilir kurum olarak çıkması 0rdunun bu noktada nerelerde görüldüğünü anlamak için yeter de artar bile.Son günlerde bu anketler ve ordu üzerinden bu tarzda tartışmaların yoğunlaşmış olması ve de ordunun en yetkinlerinin,tepesindekilerin de siyasal sürecin aktörlüğüne soyundurulmalarının özel bir anlamı olduğunu belirtmeliyiz.
Yaratılmaya çalışılan yapay çatışma ortamının tarafı ve aktörü ilan edilmiş olan ordu,burada kuşkusuz kilit rol oynayacaktır.Darbeci geleneğini Osmanlıdan bu yana aksamasız sürdüren bir gelenek var orduda.Doğal olarak bu gelenek,bir biçimde herkesçe bilindiğinin aksine siyasal arenada hep olagelmiştir.Hükümetler yıkmış,hükümetler kurmuş;siyasal sürecin ve devletin reorganizasyonunda fiilen bulunmuştur ordu.Bu Osmanlıdan bu yana , engellenemez yükselişini sürdürmenin yanında sınıf mücadelelerinin de elbette ki,kurum olarak görevleri gereği yerini almıştır.
Ordu,bir devletin ya da egemen sistemin korunmasının temel unsurudur.Egemenler orduları bunun için kurdurmuş ve beslemişlerdir ve hala da beslemektedirler.Egemen sınıfın ihtiyacından doğmuştur ordular ve devlet örgütlenmesi.Kapitalizm ile birlikte ulusal devletlerin yine en önemli silahlı vurucu gücüdür ordular.İster kapitalist burjuva demokrasisi olsun, isterse kapitalist faşist devlet olsun her halükarda ordu sistemin bekçiliğinde birincil konumdadır.Ordu bu anlamda sistemin gözbebeği gibi koruyup hiçbir biçimde yıpranmasına izin vermediği ender kurumlarındandır.Hele bir de bizim gibi ordu ile devlet geleneğinin güçlü olduğu ülkelerde , neredeyse dokunulmazdır ordu.Sistem bekçisi diğer bir kurum olan polis ile ordu arasında da bu anlamda yüklenen misyon gereği ,farklılıklar vardır.Sitem ve devlet ile bu anlamda en çok özdeşleştirilen kurum sürekli ordu olagelmiştir.Örneğin son yıllarda ciddi bir rekabet içinde olduğu gözlenen iki kurum arasında yine ordu daha dokunulamaz bir yerdedir ve öylece ne tutulmak istenmektedir.
Devlet sınıflar üstü bir konuma sahip değildir.Devlet egemen sınıfın iktidar etme gücünün ifadesidir.Devlet egemen sınıfın ihtiyaçlarına göre kendini pozisyonlamaktadır.Ama hangi iktidar etme biçimi olur ise olsun,egemenlerin temel devlet mekanizmalarından biridir ordu.Faşist iktidarlarında da,demokratik burjuva iktidarlarında da bu durum böyledir.Bu anlamıyla ,Türk ordusunun bu genel çerçeve dışında olduğunu iddia etmek,kesinlikle gerçekleri ters yüz etmektir.Türk ordusu da diğer tüm ülke orduları gibi,egemen sınıf olan işbirlikçi tekelci burjuvazinin ve onun uluslar arası bağlaşıklarının çıkarlarının savunucusudur ve bekçisidir.Bu temel gerçeğin altını çizmek gereklidir.Osmanlı döneminde de,TC nin ilk kuruluş yıllarında da,ve de Türkiye’nin yeniden emperyalizmin yeni sömürgesi durumuna geldiği yıllar ve sonrasında da bu temel gerçek ortadadır.NATO ve diğer emperyalist örgütler ile fiili temas sonrası süreçten itibaren bağımsız bir ülkeden bahsedilemeyeceği gibi,bağımsız bir ordu teşkilatından da söz etmek olanaklı değildir.Nitekim Natoya girdikten sonra Ordunun tüm önemli komuta kademelerine gelecek olanlar tespit edilip CIA ve Amerikan ordusunca eğitilmiş ve ülkeye yollanmıştır.Türkeş’ten şimdiki ordu yöneticilerine kadar bu durum açıkça ortadadır.Ki,Derin devlet mekanizmalarının da kurulduğu yıllardır bu yıllar.1950 li yıllar ve sonrası bu gerçeğin temel göstergelerini sunmaktadır.1960 darbesi aşağıdan gelen orta-alt düzey subaylarca örgütlenip harekete geçince (Ki ordunun Osmanlıdan başlamak üzere darbeci bir geleneğe sahip olduğunu,özellikle18.-19.yylarda sıkça bu darbelere rastlandığını görmekteyiz.)sürece müdahalede gecikmemiştir ordunun üst kademeleri.Ve nihayet kontrol altına alınmıştır süreç.Ve TC kurulduktan sonra darbelerin önü açılmıştır böylece.Bu yıllardan başlamak üzere ordu kendi konumunu daha bir sağlamlaştırmıştır.1970 li ve en nihayet 80 darbesi ile birlikte ordunun konumu artık tartışılamaz hale bile gelmiştir.En liberal pespaye yazarların sorgulamasına bile tahammülü olamayan bir geleneksel çizgi oluşturulmuştur.
Açık darbe girişimleri yerine artık ordu yasal hale getirilmiş ve anayasada varlığı kabul edilmiş bir kurum aracılığıyla ya da yer yer fiili post modern darbe girişimleriyle hep gündemde olmuştur.Bu kurumun adı,MGK dır.Sistemin temel yürütme organının MGK olduğu hemen herkes tarafından kabul görmektedir.Ordu ,böylece günlük siyasetin içinde de kendine yer bulmuştur 80 darbesi sonrası.
Hiçbir yerde kolay kolay rastlamayacağımız bir orijinallik daha var bu topraklarda.Ordu aynı zamanda büyük bir holding sahibidir.OYAK.Bu holding bir çok üretim alanında fabrikalara ve etkinliğe sahiptir.Doğal olarak sistemle bütünleşmesi için ikinci bir kanaldır ekonomik olarak durduğu yer.Doğal olarak sistemle çıkarları birebir özdeştir.Ordunun her açıdan ayrıcalığı bu ülkede tartışılmazdır.Sadece her bir il yada kasabaya bakmak bile yeter de artar bile.Ordu bu toprakların en güzel yerlerinde konumlanmakta,en lüks şartlarda barınmakta,tatilleri için en güzel yerler seçilmekte,her türlü maddi ve manevi olanak ile diğer toplumsal kesimlerden ayrı tutulmaktadır.
Şimdi böyle bir ordunun ezilen emekçi sınıfların ve de ezilen değişik toplumsal kesimlerin (ister etnik ister mezhebi) çıkarlarını savunmasını beklemek olanaklımıdır?Elbette ki hayır.Sıkıyönetimler döneminde fiili ordu egemenliğinde binlerce alevi-Kızılbaş katliamı olmadı mı?Darbe sonrası yine milyonlarca insan işkencelerden geçmedi mi?Öldürülmedi mi?O laikliğin savunucusu geçinen ordunun egemenliği yıllarında kendinden önceki dönemlerden iki-üç kat daha fazla imam hatip lisesi açılmadı mı?Alevi-Kızılbaş köylerine camiler yaptırılmadı mı?Yeşil kuşak projesinin en önemli inşa faaliyetleri 80 sonrası değil midir?Bu örnekler uzatılabilinir.Ama ordu amerikaya göbekten bağımlıdır aynen ülkenin olduğu gibi.Bu anlamda bu politikaların yürürlüklerinin bağımsız ordu politikası olduğunu söylemek yanlış ve eksik olur.
Şimdi kim laik kim değil tartışması yapmak yersizdir.Zira sitemin laik olmadığını daha önceki makalelerimizde açıklamıştık.Doğal olarak sistemin önemli ve özel bir parçası olan bir yapının da laik olduğunu iddia etmek gerçekten safdillik olur.
Sistemin iç savaş stratejisinin en önemli ayağını yine ordu oluşturmaktadır.Bunca anlatımımız bundan idi.Zira son günlerde tırmandırılan bir laik-anti laik kamplaşması var.Bu noktada orduya tabansal destek sağlamak için sistemin uşakları ve kalemşorları harekete geçmiş bulunmaktalar.Bunun için mitingler düzenlenip yaratılan öcüye karşı,yine bir başka öcüye sığınmaları istenmektedir.Ki bunun en önemli tabanını alevi-Kızılbaşların oluşturması hedeflenmektedir.Hedef kitle,kesinlikle bu kesimlerdir.Alevi-Kızılbaşlarında bu durum ve koşullarda bu temel gereceği kavradıklarını söylemek olanaklı değildir.Ne için kullanıldıklarını ve kullanılmak istendiklerinin farkındalık yok şu anda.Bu suni gerginlik ve kamplaşmanın sistemin işine geldiğinin kavranması gereklidir.Sınıf mücadelesi kavrayışının yıkılması ve arkasından sistemin her türden olumsuzluğuna rağmen sisteme yaslanmanın propaganda edilmesi ve harekete geçirilmesi ,böl-parçala-yönet ile sistemin tıkandığı noktalarda devrimci kalkışmaların önünün kesilmesi temel hedeflerdendir.
Özelde alevi-kızılbaşlar ve genelde sınıfın diğer bölükleri,çeşitli milliyetlerden ve mezheplerden kesimleri bu durumu görmek ve bu oyuna gelmemek için mücadele etmelidirler.Her türeden olumsuzluğun nedeni emperyalist kapitalizmdir.Emperyalist kapitalizm yeryüzünden bir daha geri gelmemecesine yok edilmeden bunlar yaşanacaktır.Tüm mücadele sisteme yöneltilmelidir.Mücadele egemenlere ve sisteme karşı verilmelidir.Bu iç savaş oyununun bir parçası olunmadığı gibi devrimci savaşım yükseltilmelidir.Sınıf mücadelesinin keskinleşmesinden korkan egemenlerin ,ezilen emekçi yığınları sistemin yedeği haline getirmesine izin verilmemelidir.Alevi-kızılbaşlar içinde gerçek dışı ordu hayranlığına karşı mücadele edilmelidir.Zira bu ordu ve öncüllerinin ne katliam ve kırımlara öncülük ettiği hafızalarda yeniden canlandırılmalıdır.


Konu sendiren tarafından (14.11.2006 Saat 22:34 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
sendiren Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02.06.2007, 15:53   #4
Yazar
DersiMVataN
Forumu İyi Bilen
 
DersiMVataN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.05.2006
Mesajlar: 377
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 61
DersiMVataN yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 64
125 Mesajına 235 Kere Teşekkür Edlidi
Arrow Dersİm, Otonom Bİr CoĞrafya Ve Sorunlari

Dr. H. Çağlayan (Bu yazı, yazarı tarafından Dersim dergisinin 6.sayısında yayınlanmak üzere kaleme alınmıştır.)

Bir aboneniz ve okuyucunuz olarak DERSIM Dergisinin çikisinin önemli bir adim oldugunu belirtir ve sizi bu dogrultuda selamlar ve ayrica , ismi kadar güzel ve cografyasi kadar renkli DERSIM ve dernek çalismalarinizda basarilar dilerim.
Dersim Dergisi amaç ve görevini kisaca söyle siralar: Istanbul ve Türkiye`nin diger metropolerinde yasayan Tuncelileri bir araya getirmek, Dersim`i anlatmak, bunu günümüz gençligine en iyi þekilde anlatmak, geçmisi bugüne tasimak ve bunca yozlasmalar içinde sahip oldugumuz degerleri savunmada israrci olmak...
Gericiligin, yobazligin, milliyetçiligin ve statukoculugun kol gezdigi bir dönemde bu görev Dersim ve Dersimliler için hayati bir önem kazanmaktadir. Fakat ne yazik ki, Dersim Dergisi bu görevi cesaretli ve kararli bir sekilde yerine getiremiyor. Ve dolayisiyla Dersim`i anlatmak ta güçlük çekiyor ve onu ve degerlerini günümüz gençligine tasiyamiyor. Çünkü Dersim identitesini tanitmada zorlaniyor.
Dersim otonom bir cografyadir. Dini Kizlbastir. inanç ve felsefesi Kirmaciye`nin dogasi ve tanrilaridir: Xizir, Kemerê Bimbarek, Hopa $êsanki, Golê Çetu, Tujik Bava vs, vs. Dersimliler kedilerine Kirmanc, dillerine Kirmacki, yani Zazaca der. Kirmanc ise ne Türk ne de Kürd demektir.
Dersim dergisi Dersim`in bazi sorunlarIna deginmesine karsin, Dersim`in orijinalitesine uygun degerlerini yeterince sahiplenemiyor ve bu degerleri günümüze tasiyamiyor. Yalniz bir halkin baski altinda oldugunu söylemek ve ona kizilhaçvari yardim da bulunmak, önemli olmasina ragmen, yetmiyor. Baski altinda olan bir halkin hayatta kalmasi isteniliyorsa, onun diline, tarihine, inanç ve felsefesine sahip çikmak lazim. Bir halkin dili ve tarihi ile, inaci ve deger yargilariyla yanyana yasadigi halklardan farkli oldugunu göstermek, diger halklara karsi düsman olmak anlamini tasimiyor. Temmenimiz, Dersim dergisinin Dersim`i Dersimlilere yabancilastiran görüslere yer vermesi degil, tesine onun dili, kültürü ve inanci ile orijinalitesine bagli kalmasini saglamaktir.
Ben, Dersim dergisinin bir abonesi olarak Dersim hakkinda ileri sürülen yanlis görüs ve düsüceler üzerine görüslerimi derginizde belirtmek isterim.


DERSIM:


Dersim, tarihte otonom bir cografyayi çagristirir. Fakat, kimilerine askeri kusatma sonucu Cumhriyet tarihinden sonra çizilen bugünkü Tunceli il sinirini çagristirmaktadir. Ve kimilerine de Kürdistan`in küçük bir sehrini.
Hemen belirtmek gerekirki Dersim, Kizilbas inancini tasiyan ve zazaca konusan etnik bir toplulugun cografyasidir. Dersim insani kendine Kirmanc der; cografyasini Kirmanciye (Dersim) olarak adlandirir. Ne Türktür, ne Kürt. inanci ve felsefesi ise "Itiqatê Kirmanciye" (Kirmaciye inanci) olarak isimlendirir. Kizilbasligi (Aleviligi) Türk ve Kürt`ten ziyade kendine hastir. Bu cografyanin hududu Batida Sivas, doguda Erzurum-Mus hattina kadar ve güneyden de Firat ve Murat nehirleriyle çevrili olan bir bölgedir.
Dersim, yabanci istilalara karsi basari ile direnmis ve Osmanli istilalarina ugrayan Alevi ve diger halk ve asiret mensuplarini bagrina basmistir. Dersim, 1895-96 ve 1915 Ermeni soykrimindan kaçan onbinlerce Ermeniyi bagrina basar. Kisaca, Dersim hem bagimsiz statüsünü ve hemde bu statüsünü kullanarak merkezi devlet otoritesine karsi olan muhalif güçleri korur.
Alp Arslan yönetimindaki Selçuklarin 1071 Malazgirt savasanda Bizans imparatorluguna galip gelmesi ile islama bagli göçebe Türkmen asiretleri Anadoluya yayilir. 1300 yillarinda Osmanli hanedanligi kurulur. 1402 de Tümur Leng`e yenilmesine ragmen, varligini sürdürür. Osmanli Imparatorlugu, Bizans Imparatorlugunun yardimina kosan Haçli ordusunu geri püskürtür, 1453 te Fatih Sultan Mehmet komutasinda istanbulu isgal eder ve Osmanli Imparatorlugunun bas sehri olarak ilan eder.
Istanbul`un fethi ile Osmanli Imparatorlugunun yayilmaciligi hizlanir: Batida Trakya`yi, Makedonya`yi, Sirbistan`i, Macaristan, Bulgaristan`i ve Bosna`yi, Yunanistan`i, Arnavutluk`u ve doguda Suriye`yi, Ermenistan`i, Misir`i isgal eder. Osmanli ordusunun Viyana kapisina dayanmasiyla, Osmanli Imparatorlugunun yayilmaciligi 16. yüzyilda had safhayi bulur. Kuzey Afrikanin Arab devletleri ve Kibris Osmanli Imparatorluguna dahil edilir. Osmanli devleti bu dönemlerde Dersim`i kendi topraklarina dahil olark görmesine ragmen, Dersim`e hakimiyet kuramamis, otonom yapisini kirmayi basaramamistir. Osmanli devleti, Dersim otonom statüsünden dolayi defalarca sefer düzenlemis, fakat bir sonuç alamamistir. Kisaca Osmanli sefer eylemis, zafer eyliyememis. Fatih`le baslayan sefer, Cumhuriyete kadar devam eder.
Osmanli devleti Dersim`i kendi haritalarina dahil etmesine ragmen, Dersim fiiliyatta kendi kapisini dis isgalci güçlere kapali tutmasini bilmistir. Dersim`i isgal için Osmanli imparatorlugundan Cumhuriyet dönemine kadar Osmanli ve Türk sivil-askeri müfetisleri rapor üzerine rapor sunmuslar. Bu raporlardan da anlasildigi gibi, gerek Osmanlilar ve gerekse Cumhuriyet idaresi, Dersim`in otonom yapisini kirmak icin büyük askeri siddet ve siyasi hilelere basvurmaktan geri kalmamislar: "Osman ogullarinin kurdugu genç devlet, Dersim´e komsu oldugu zaman, buralari müthis bir kizilbasligin tesiri altindaydi. Dersim, on besinci milat asrinda (15. yüzyilda) Osmanli Padisahi Fatih Mehmet´e taktim edildi. Fakat Dersim, Osmanli Devletinden bi-haber, Osmanli devleti de Dersim´e lakayt idi. Yavuz Selim, Acem Sahiyle Çaldiran´da çarpismaya giderken, bu kizil bas daglarini titretmeden geçmedi. O günden beri Dersim bizim haritamiza dahildir. Fakat kapisini misilsiz bir inatla içinden kilitlemistir." (N. Hakki, age, S. 25)
Dersim`in dis güçlerden bagimsiz yasadigini ve kendine has öz idare biçimiyle yönetildigini keza ayni Nasit Ulug raporunda belirtmektedir: "Osmanli idaresi altinda Dersim, dört buçuk asir devletle alaksi kesik sayilabilecek bir asiret derebeyligi hayati sürdü. ... Nizami Cedit devrinde de Dersim`le mesgul olmak istenilmis, bu agalari kaldirip, kazanip Dersim`de devlet nüfuzunu kurmak çareleri aranmis ve fakat bu tesebbüs bir semere vermemisti." (Nasit Ulug, "Tunceli Medeniyete açiliyor", Istanbul 1939, S. 121-22)
20. yüzyilin ilk yarisinda Dersim`in istilasi için incelemelerde bulunan Nasit Hakki raporunda söyle der: "Cografya kitaplarinin "Kapali Memleket" dedikleri "Tibet" i bile birçok kesif ve sefer heyetleri bastan basa katetmislerdir. Fakat Dersim, devlet memurlariyle asker kitalarindan baskasinin kusbakisi bir tetkikine bile mevzu olmamstir". "1925 senesi haziranin sicak bir günündeyiz. Fatih Mehmet, Istanbul´u alali asagi yukari 470 sene var. Dersim de Istanbul`la hemen ayni senelerde bu devlete baglandi. Fakat bu bes asiri ondan evel nasil yasiyorsa öyle geçirdi. Ona, hayatinda yalniz "sevkitabii" hakim oldu". (N. Hakki, Derebeyi ve Dersim, Ankara 1932, S. 19)
Dersim her nekadar Osmanli devletine baglanmis ise de, o yasamak istedigi tarzda yasamistir. Yani onun hayatina Osmanli-Türk kanunu, nizami ve Türk`ün rapt -i zapti degil, "sevkitabii" (N. Hakki`ya göre hayvansal) , yani kendi içgüdüsü, kendi yasam biçimi -doga felsefesine uygun kismen anarsik- hakim olmustur.
Osmanli Dersim`e sefer edipte, zafer eylemeyince, Dersim`den de asker almayi saglamak suretiyle bu bögeye nüfuz etmeyi düsünmüs ve bunun için de Dersim reislerine nisan, rütbe ve hediye dagitarak Dersimi nufuzu altina almayi denemistir. Örnegin Ismail Hakki Pasa ve Erzurum Müsürü Samih Pasa Dersim reislerini Erzurum`a davet eder ve onlarla temas kurup Dersim`e hakimiyet kurmak ve o bölgede nufuz sahibi olmak isterler, fakat sonuç alamazlar.
Tanzimat döneminde Dersim`i yöneten Hüseyin Bey´den (Zazaca: çê Sosen Bey) memnun olmayan Osmanli, Hüseyin Beyi Vidine sürgün eder. Hüseyin Beyin yerine oglu Ali Bey geçer. Ali Bey Osmanli devleti ile ilimli bir politika sürdürür, fakat buna ragmen Osmanli devleti Dersim`in idaresinden memnun kalmaz: "...içeriye girip asayisi tesis edemiyen Osmanli devleti agaya mevki vererek halki avucunun içinde tutacagini saniyordu; maalesef aga hükümete karsi halki, halka karsi hükümeti ileri sürerek kendi menfaatini temin ve temasta oldugu adamlari da itima ediyordu. Dersim umum müdürü Erzincan da göz hapsi altinda tutulurken, Dersim`in içinden yeni ve daha zorlu bir haydut basi türedi; Seyh Süleyman bes bin silahli ile, ne Dersim umum müdürünü ve ne de Osmanli idaresini dinliyordu." (N. Ulus, age. S. 122, Genelkurmay Belgelerinde Kürt isyanlari 2, Istanbul 1992, S. 159-160, bak M. Kalman, age, S. 60-61)
Dersim`de nüfuz yarisina giren Osmanli sefer üstüne sefer, askeri isgal için siyasi ve askeri Müfettisler tarafindan rapor üzerine rapor hazirlanmaktadir. Bu raporlar Dersim`in bagimsiz oldugu dogrultusundadir ve amaç Dersim`in bagimsizligini kirmaktir: "1875 yilina kadar Dersim`de bir yandan nüfuz yarisi olurken bir yandan da etrafta sarkintiliklar devam ediyordu. Nihayet Ahmet Muhtar Pasa 1875`de apayri bir yoldan Dersim`e nufuz denemesinde bulundu. Ismail Hakki ve Samih Pasalar gibi o da Dersim reislerini Erzurum`a davet suretiyle bir toplanti yapmisti. Bu davete Hozat ve civarinda nüfuz sahibi Mansur Aga ve seyh Süleyman gelmediler. Toplantiya katilanlar arasinda sah Hüseyin Beyzadelerden Hüyeyin Bey ile Mazkirt Kaymakami Gülabi bey de vardi. Toplantida yapilan eski teklifleri Hüseyin Bey itirazla karsilamis, Gülabi Bey ise kabul ederek bazi taahhütler girismisse de basaramamis ve neticede yeni türeyen reislerin nüfuzu ve ihtiraslari sonucu öldürülmüstü." Ve neticede "Dersim de aile nüfuzunun kirilmasini önleyememisti" ve "Hozat civarinin hakimi ve akideleri icabi Türklüge ve hükümete düsman olan Mansur aganin eline geçmesine engel olamamisti.
Dersim bölgesindeki Dersimli kaymakamlar her ne kadar Babiali adina hükümet icra ettilerse de Dersimlilerin asker vermesini ve diger tekalüfü ifa etmelerini saglayamadilar.
Özellikle merkezi Dersim`de 5000 kisilik küçük bir ordusu ile ve bölgesinde o zamana göre tahkim edilmis bes kalecigi ile duruma tamamen hakim ve Türklere düsman olan Seyh Süleyman ailesinin muhitine ise hükümet müfuzu asla yanasamadi-" (Genelkurmay Belgelerinde Kürt Isyanlari, S. 160)
Dersim, Osmanlinin tüm çabalarina ragmen ona asker vermez. Dersim`den ordu isteyen Osmanliya Dersim büyükleri söyle cevap verir: "Biz ne kuvvet veririz, nede destek veririz. Çünkü mecbur degiliz. ...Biz ülkemizi sultansiz da koruyabiliriz." (M. Kalman, age., s. 66) Ve Dersim yokolmamasi için kadini ve çocugu ile birlike topyekün direnir. Diger Dersimli asiretlerin yardimina kosan Dersim`li Ermeni Mirakyanlarin basi Giron Osmalilara karsi yigitçe dövüsür; çatismanin en siddetli aninda Osmanli Atini ele geçirir, çocuklara, "Çocuklar öyle de ölünür, böyle de. Belki kazanabiliriz, korkmayalim!" der ve çarpisma sonucu coskularini söyle dile getirirler:


"Kilicimizi vurduk tasa,
Tas yarildi bastan basa,
Nere kaçarsin Osman Pasa..." (Antranik, aktaran M. Kalman, age., s. 67)


Yine Dersim`in Dujikbava mintikasinda Osmanlilarla savasa giren bir Dersimli Seyit, Osmanliyla olan savasini söyle anlatir: "...Osmanli ordusu yeniden Tujik`e saldirmaya basladi, biz de siddetli bir karsi saldiriya geçtik. Topçu atesleri doruklara yetisiyordu, ama etkili degildi. Bu son kavga 15 gün sürdü. Ne biz yenildik, ne onlar. Artik çatisma hizini yitirmisti. Ne zaman ki onlar atesle bizi yenemeyeceklerini anlayinca Düzgün Dagi`ni kusatmaya aldilar. Saniyorlardi ki, bizleri aç ve susuz birakarak teslim alacaklardi. Fakat bizim yiyecegimiz, içecegimiz, giyecegimiz ve yatacagimiz o kadar çoktu ki, yillarca dayanabilirdik. Dis yardima ihtiyaç duymayacak haldeydik. Çünkü Düzgün Baba`nin üzerindeki kaynak sular, otlaklar vs. vardi. Ve bularla bütün gereklerimizi karsilayabilir ve hayvanlarimizin sütü ve yünüyle onlarca yil geçinebilirdik." (Antranik, aktaran M. Kalman, age., s. 68)
Dersimliler geçici yenilgiler yasamis ise de, bir bütün olarak Osmanli devletinin hakimiyetini geri püskürtmüs ve onun idare biçimini geçersiz kilmistir. (Bak M. Kalman, age., s. 70)
Yine Osmanli hükümeti, Ermenilere karsi Dersim`den ordu alaylarini istemistir; fakat Dersim bunu redetmistir. Dersim, yalniz Osmanlinin bu istegini redetmekle kalmaz. Osmanli ve Türk hismina ugrayan Ermenileri korur. "Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermeni-Kürt iliskileri" yazar? Ermeni Garo Sasuni bu konuda söyle der: Dersimliler "Ermeni eylemcileriyle çok dostane iliskiler içindeydi ve daha sonra Birinci Dünya savasi esnasinda birçok Ermeniyi kurtarmislardir." (G. Sasuni, age., s. 121)
Garo Sasuni kitabinin baska bir yerinde Ermenilerle ilgili Dersim hakkinda söyle der: "Örnegin Dersim Ermeni kurtaran ocaklardan biri olmus ve bu sayede 20 000 Ermeni hayatta kalabilmis, bunlar sonralari Erzincan ve Erzurum yoluyla daha doguya geçip kurtulabilmislerdi." (G. Sasuni, age., s. 153)
Dogu cephesinde Ermenilere karsi müslüman halki yanina almaya çaba sarfederek savasan Kazim Karabekir, Kizilbas Dersim`i yanina almayi basaramamis. O`nun bu konudaki raporlari G. Sasuni`nin bilgilerini dogrulamaktadir: "Yukari Abbas Usagi Asireti Ruesasindan Seyyid Riza: Bu adam Ruslara dehalet etmis ve Ruslarin büyüklügüne kani olmus ve Hükümet-i Islamiye aleyhdar bir hinzirdir. Ermeniler ile muhaberesi, eskiyaligi, edebsizligi ve nihayet tezvirati..." olmustur. (Kazim Karabekir, Kürt Meselesi, Istanbul, 1994, s.83)
Belit Usagi Reisi Zeynel
Hemen mütareke zamanina kadar Ermeniler ile dostlugunu muhafaza etmis ve haydut gibi en serir Ermeni casusu bundan himaye görmüs..." (K. Karabekir, age., s. 82)
Karaballi Asireti Reisi Mehmed Aga
Bu adam menfaatinin temini için oglu ve akrabalari ile bir çok ermenileri Erzincan`a firar ettirilmesine ve hatta 18. 1. 34 tarihinde derdest edilen Hamtur Boyaciyan namindaki Ermeni `yi dahi 16. 1. 34 tarihine dadar himaye ve Ruslarla gizliden gizliye muhabere..." etmistir. (K. Karabekir, age., s. 84)
Ferhad Usagi Ruesasindan Havsarli Küçük Aga
Erzincan`in sukütuyla beraber idare Ibrahim Aga refakatinde olarak Ruslar dehalet eden ve Ermenileri Rusya`ya firar ettiren bir hinzirdir." (K. Karabekir, age., s. 85
Karaballi (Karayalli) Asireti Ruesasindan Kanko zade Sevak Müdürü Mehmed Ali Aga
Harput Ermenilerinin Koç Usagi vasitasiyla firarlarina baslica sebep ve bu yüzden çok para kazanmis bir kimsedir." (K. Karabekir, age., s. 86)
Dersimlilerin bagrina bastiklari binlerce Ermeni arasinda Soloman Tehleriyan da bulunmaktadir. Dersimli yasli bir kadin Erzincan katliamindan yarali olarak kurtulan S. Tehleriyan`in yaralarini sarar; onu iki ay misafir eder. Ermenileri yaninda barindirmanin suç ve cezasi ölüm oldugundan, Dersimliler Tehlerian`nin ve Harput`ta katliamdan kaçan diger iki Ermeniye, Iran`a gitmerini önerirler ve bu konuda gereken yardimi sularlar. Tehleriyan Irana gider. Iranda bir sene kaldiktan sonra katliamda sag kalan akrabalarini görürüm umuduyla 1916`nin sonuna dogru Rus askerlerinin isgali altinda olan Erzincan`a döner, fakat aile ve akraba efradindan sag kalan kimseyi bulamaz. Tehlerian buradan Tiflise gider ve orda iki sene kalir. Yine sag kalan akrabalarini görürür umuduyla 1919`un baslarinda Tiflisten Istanbula gider. Tehlerian Istanbulda kimseyi bulamayinca, Istanbul`dan Selanik`e ve Selanik`ten Sirbistan`a gider. Tekrar Selanik üzerinden 1920`nin baslarinda Parise gider. Ermeni Katliaminin pisikolojik etkisiniden bir türlü kurtulamayan Tehlerian Paris`ten Berline gider ve 15 Mart 1921 tarihinde Ermeni Katliaminin Mimari Talat Pasa`yi Berlin Charlottenburg, Hardenbergstraße 37`de öldürür. (Bak Der Völkermord an den Armeniern vor Gericht, Tessa Hoffman, Göttingen, Wien, 1980)
Fatih Sultan Mehmet ve Kizilibas düsmani Yavuz Sultan Selim ile baslayan Dersim`e sefer ve istilalar Tanzimat ve Abdulhamit`in istibdat döneminde de devam eder. N Hakki : "iste bu Seyit Riza´nin dedeleri hiç bir hükümet saygisi bilmeden Sultan Hamit devrine kadar geldiler" diyor.(N. Hakkim, Derebeyi ve Dersim, Ankara 1932, S. 45)
Komün kanunun hiç yeri olmadigi halde ilkönce Dersim´de tatbik sahasi buldugunu söyleyen Türkçü N. Hakki, Dersim`in azdigini, yani yabanci boyunduruiu kabullenmedigini yazmaktadir: "1324 senesi ilkbaharinda artik Dersim, bir istibdat sultani için bile hazmedilemiyecek kadar azmistir. Dersim, hiç bir sey dinlemiyordu. Bugün en akilli ve uslu görünen Dersim baslari, en önde Diyap Aga oldugu halde ayaklanmislar, Ovacik havalisinde bulunan Kitaati muhasara etmislerdi. Asi Dersimlilere Seyit Riza kumanda ediyordu. Garnizon kumandani neden sonra bir neferi muhasara hattindan kaçarak Kemah´a gönderebildi ve oradan Dördüncü Ordu Müsürünü haberdar etti. Dördüncü Ordu Müsürü, nihayet Abdülhamit´ten Dersim´i tedip iradesini alabildi. Hemen dört taraftan 17-18 tabur asker toplandi. Taburlar önce muhasarayi kaldirarak Ovacik garnizonunu kurtardilar. Hozatli asiler, kamilen Munuzur suyu tarafina atildi, bir kismi daha iltica etti."
Her nekadar "asiler Muzur suyu tarafina atildi" deniliyorsada, "asi" olarak adlandirilan Dersimlilerin sartlarini daglarina çevirdikleri besbelli. N. Hakki 17-18 tabur askerin bir sonuç vermedigini itiraf etmektedir: "Tam o sirada, mesrutiyet ilan edildi. Agalar sasirdilar, ... eskiya mukavemetten vazgeçti." Kumandan:"Bizim vazifemiz tamam, bundan sonrasi idarei mülkiyenindir. ... Asker garnizona dönünce Dersim gene eski Dersim oldu. Harekat neticesiz kaldi, yapilan fedakarliklar bosa gitti. Seyit Riza bu hareketin de kahramani idi." (N. Hakki, age, S. 45-46)
Görüldügü gibi Dersim, Osmanli devlet otoritesine karsi -Kizilbas düsmani Yavuz`dan Abdulhamit`te kadar- direnir: o ne Osmanli devletinin mesrutiyetine inanir , ne Abdulhammit`in merkezi istibdatina, ne de Jöntürklere boyun eger.
Doguda Emenilere, batida Türklere ve güneyde Kürtlere komsu olan Dersim, Osmanliya karsi kendi kizilbas inanç ve tabiat-sever bir felsefe biçimi ile yari-anarsik sekilde dis güçlere karsi bagimsiz olarak yasamini sürdürmeyi basarir. Fakat Cumhuriyet Türkiye`si Osmanli devletinin sürdürdügü ve sonucsuz kalan askeri seferlerini üstlenir ve Cumhuriyet için bir "hercümerc yuvasi" ve bir "çiban" haline gelen Dersim üzerine "kesin bir amaliye" yapmak sart oldugunu söyler. (I. Besikçi, Tunceli Kanunu 1935 ve Dersim Jenosidi, Istanbul 1990, S. 25, Genelkurmay Belgelerinde Kürt Isyanlari, S. 165)
Ve ne yazik ki Cumhuriyet Türkiye`si 1937-1938 Dersim direnisini kirar, otonom yasamini noktalar ve Dersim'i teslim alir. (Dersim`in bagimsiz yasadigi tezi için bak V. Timuroglu, Ankara, 1991, s. 31-33)
Dersim ve Dersim "Türktür" tezi?
Gerek Osmanli Mutasarrifi ve gerekse genç Türkiye Cumuhriyeti'nin Müfetisleri olsun Dersim hakkinda tuttuklari raporlarda, Dersim`in genellikle Türk oldugunu belirtirler: Dersim Mutasarrif´i Arif bey 1903 yilinda içiileri Bakanligina yolladigi bir raporda Dersim sancaginin "Türklerin pek eski barinagidir" ve "Türklerden baska hiçbir nesil eserlerine ve anilarina ratlanamaz" der. (M. Kalman age. s. 81)
Nasit Hakki: "Muhammet Arapti, Dersimli, Horasan`in öz Türküdür" (N. Hakki, age, S. 30)
Yine bir Dersimliye aslin nedir diye soran N. Ulug, su cevabi alir: Ben nebileyim, aslim Dojikbabadan... Kureysanliyiz. ... Biz Imam Cafer`in evladiyiz" (N. Ulug, age, S. 41)
Bir bütün olarak olmasa bile, Dersimli burda kimliginin bir yüzünü anlatmaktadir.
Fakat Türkçü N. Ulug, Dojik kelimesinin Tacik kelimesinin bir bozuntusu oldugunu ve Tacik kelimesini Türklüge baglamaktadir. (N. Ulug, age, S. 42)
Ulug, Orhon abideleri Az adli bir ulusu Türk camiasinin bir parcasi olarak kaydettigini söyler ve bu Az kelimesi tekrarlana-tekrarlana Az-Azdan Zaza`ya dönmüs bir kelime olabilir. (N. Ulug, age, S. 55) diyor.
Ulug, Bitlis Beyi Serf Han`in "Serefname" sinde Zazalari Kürtlerden saymadigini berlirtir ve Dersimleri Zaza olarak görür. Ve Zazalarin mezheb bakiminda ikiye ayrildigini vurgulamaktadir. "$afi Zazalar bulunduklari muhitin icabi olarak dogu komsularimizla daha fazla temas ettiklerinden dillerinde göç yollarindan getirdikleri kelimeler daha barizdir. Daha fazla Lice, Palu ve Çapakçur bölgelerine serpili bulunan bu insanlarin ahlaki telakikilerinin iptidailigine karsilik mezhebi taassuplari kuvvetlidir; Hanefi mezhebinde onlara kafir derler. 24 yasina kadar türkçeden baska bir tek yabanci kelime bilmedigini bana söyliyen dogu illerimizde 1925 taassup isyaninin reisi Seyh Sait, daglarda yasiyan ve karanliklar içinde kalan bu Zazalara dayanarak hükümete karsi yürümüstü.
Kizilbas Zazalara gelince, bunlarin mezhep ayinleri Türkçedir. Ayinlerde Türkçe nesefleri dinlerler, kadin olsun erkek olsun ihtiyarlari dilimizi iyi konusurlar."(N. Ulug, age, S. 58)
Türkçenin lehçesi onlar gördügü Zazaca hakkinda Ulug söyle yazar: "Vokaller ekseriyetle degisir; sesleri kendi hançeresinin (girtlak) , dilinin ve agzinin tesekkülüne uydurur. Bir yol üstü konusmasinda hatirimda kalan sözleri size daglinin lehçesini tanitayim:


-Çorbayi ne ile içersin?
-Kosik ile..
-Çamasiri nerede yikarsin?
-Legan`da.
-Samani ne ile getiririsin?
-Çuvale ile (sondaki e fazla)
-Çarsidan ne alacaksin?
-Sekar.
-Aldiklarini ne ile tasiyacaksin?
-Begir ile, Ostor ile..
-Eskiyalik eder misin?
-Hasa, ben böyle alçagiyo kabul etmem.. Ben hükümete düsmeni etmem. (yani düsmanlik)
-Bu basmalari kimin için aldin?
-Torn-ho icin .. (Torunlari için)
-Baban sagmi?
-Ahrete yolunu boyladi (T`den sonraki e fazladir)
-Geçenki kargasalikta nerde idin?
-O bozuk`ta ben köyden çikmamisem.
-Bu yoksuzlugun sebebi ne?
-Sebebi açigo, agalar, seyitler...
-$imdi Cumhiriyet devri, neye onlari dinliyorsunuz, ...
-Dogru ayibo, ayibo!
-Atatürk size hürriyetinizi bahsetti, ne korkuyorsunuz?
--Biliyoruz Atatürk bize Cumhuriyet bagis etti. ...
-Bu hayat agir degilmi?
-Agiro, elbet agiro... ama biz bisucuz...
-Burda oturmak sart degil a... Ovalara inin!...
-Burasi kalik topragi (dede topragi), Piriklerimiz... Biz hayina etmedik, nacaro, burada temeliyo(yerlesik), buradan gitmeye güç nekene...
Gerçekten felegin germ-ü -serdini (*) görmüs ve geçirmis Dersimli, sicaklik yerine germo, sogugluk yerine serdo, göz yerine Çim, yük yerine bar, güzellik yerine rindo da der: bu kelimeler yumusak bir söylenisle Osmanli sivesine girmis oldugunu biliriz.(N. Ulug, age, S. 56-57)
Dogu cephesinde Ermenilere karsi savasan Kazim Karabekir Dersimlilerin Türk ve dillerinin Türkçe oldugunu iddia etmektedir: "Dersim efradinin lisani umumiyetle "Zaza" lisani olup kürtçeye yakindir. Asayirden bazilari ilk bahardan sonbahar ibtidasina kadar gecemisin olarak (gece kalici olarak) yaylada ikamet eder. Ve kisin köylerine çekilirler. Dersimlilerin ecdadi Mavera-yi Türkistan`dir. Burada hicret etmis $eyh Hasan ve Seydanli naminda iki biraderden teessürle (Seyh Hasanli, Seydanli) naminda iki büyük kabile vucuda getirmislerdir ki elyevm (bugün) mevcud asayir behemehal bu iki kabileden birine mensubdur. Filàsl (Kökende) Türk olan Dersimliler merur-i zamanla kendi adet ve milliyetlerini terk etmis ve lisanlarini kaybetmislerdir." (K. Karabekir, age., s. 87)
Dersimlilerin kulandigi dilin, yöresel Kirmançki olarak bilinen Zazacanin Türkçe olmadigi belli ve açiktir. Fakat bilimadami olarak geçinen Türkçü Müfetisler ve istihbart mensublari dilbilim adina, Tüjikbaba`yi Tacik kökünde arar, "Az kelimesi tekrarlana, tekrarlana Zaza" olmustur derler. Yine bu Türçü ´"bilimadamlari" na göre Zazaca "germ" kelimesinin kökü Mogolca`daki "Kerm" kökünden geldigini iddia etmektedirler. "Kerm" Mogolcada kaplica demekmis. "Serd" kelimesinin köküde Türk dillerinde "Se" kelimesinden türedigini sanmaktadirlar. "Se`de su oldugu izahina lüzum yoktur" der N. Ulug. (N. Ulug, age, S. 57) Bilimsel olarak bunu tartisma konusu etmek bile gereksiz ve yersizdir. Çünkü "Resmi Türk Tarihi Tezi, artik akli basinda herkesin karsisinda katila katila güldügü bir soytari durumundadir. Hiçbir bilimsel belge ve bulguya dayanmayan, içi bos, kof tezlerden olusan bu tarih arastirmaciligi bugün artik iflah olmaz bir noktadadir." (Özgür Politika, 29.3.1996) Ayrica, Zazaca ve Türkçe biribirinden farkli, ayri dil guruplarina bagli ve biribirinden bagimsiz ayri ayri diller oldugu dilbilimcilerince bilinen bir gerçektir.
Bilimsel olmayan resmi teoriler 70 senelik Türkçülük politikasi ile birlikte iflas etmistir. Fakat unutmamak lazimki, bilim adina yola çikan bu tür irkçi -türkçü görüsler Dersim`in germo ve serdo" sunun Türkçe oldugunu söylerken, bu tezin Türk aydini ve entelektüel cevresinde etkisiz ve tesirsiz kalmadigini söylemek yanlis olmaz. Bunun da ötesinde, bu ve benzeri görüsler bir gelenek halini alma tehlikesini tasiyabilir. iste tehlikeli olanda budur. Bu da, resmi-irkçi ve sidet sonucu yaratilan zorba tarihin sürekliligini pekistirir.
Dersim "Kürt" tür tezi?
Jöntürkler Abdulhamit`in istibdatina son vermek için Anadolu da yasayan halklara özgürlük ve hürriyet vaadinde bulundular. Politik iktidarlarini pekistirdikten sonra, vaad ettikleri reform, esitlik ve hürriyet düsüncelerini geri plana ittiler ve Pan-Türkizmi kendilerine ideoloji olarak seçtiler. Halklarin özgürlük ve esitlik mücadelesinden korkan Jöntürkler, Abdulhamit despotizminin yaptigini aratmayacak katliamlar yaptilar. Jöntürklerin ileri gelen simalarindan Talat Pasa övünerek söyle diyordu: "Ermeni sorununun hal etmek için Abdulhamit`in 30 sene içinde yapamadigini, ben daha fazlasiyla bir günde yaptim. T. Hofmann, Hr., S. 68, 1985)
Jöntürklerin Birinci Dünya savasinda yenik düsmesi ile Pan-Türküzim idealindeki Büyük Türk Imparatorlugu gerceklesmez. Bunu anlayan Mustafa Kemal, müslüman olan Kürtleri yanlarina alarak, Doguda Ermenilere karsi, batida "gavur" Yunanlara karsi Misak-i Milli sinirlari dahilinde bir Türkiye için savasir. Mustafa Kemal Türk milli devletini kurduktan sonra, Türk olmayan diger halklari sidete dayanan bir asimilasyon politikasina tabi tuttu. Asimilasiyona boyun egmeyen halklar ya sidete basvurularak sürgün ettirir veya fiziki olarak yoketme planlarini uygulamaya hazirlar.
Yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi, Kürt ve Kirmanc/Zazalara (Zazalar) karsi asimilasiyonu siddet yoluyla uygulamaya girisir. Cumhuriyetin askeri siddetine ve asimilasyona karsi Zazalar ve Kürtler direnirler. Milli Türk devleti, $eyh Sait önderligindeki Zaza ayaklanmasindan sonra, hala otonom statüsünü koruyan Dersim`e yönelir. Amaç Dersim`in otonom statüsünü kirmak ve Dersim`i askeri, siyasi ve kültürel olarak Türkluge bagimli kilmaktir.
Genç milli Türk devleti Dersim`i bir çiban basi olarak görür ve Dersim`i isgal etmek için askeri olarak kusatir. Dersim, kendi sosyal-kültürel, Kizilbas inanç ve felsefesine ve kendi diline (Zazaca) yönelen Türk zulmüne karsi topyekün (istisnalar hariç) direnir, baskaldirir. Buna ragmen Dersim yenik düser, cografyasi askeri olarak isgal edilir ve insanlari kültürel, sosyal ve yasam biçimi olarak esir alinir.
Türkler sosyolojik, kültürel arastirma zahmetine katilmadan bilim adina Dersim`i tarihe Türk olarak tanitmaya çalismislardir. Dersim`in Türk olmadigina kanaat getirmeyenler ise, Ankara`nin dogusunda yasayan ve Türk olmayan herkesi Kürt olarak nitelemislerdir.
Dersim, 1938 yenigisinden sonra, siyasi ve kültürel olarak sidetle sarsilir, mevcut yapisi bir altüst olamyi yasar. Asimilasyon Dersim`i bir ahtapot kolu gibi sarar. Milli bilinç ölü noktasina varir. Dersim`in kendine olan güveni sarsilir. Asiret ve insanlar arasindaki iliskiler bozulur, iyi ve dostane iliskiler, yerini güvensizlige birakir. Bu hal 1960 li yillara kadar devam eder.
Yenilgiden sonra Dersim identitesi (kimlik) ve kültürel uyanisi sönük kalir. Bu durumun da sonucu olarak Dersimlilerin bir kismi sol görüslere meyil göstererek, Türk soluyla kader birligine girer. Diger bir kismi da milli olarak uyanan ve bu uyanisi Türk devletinin baski ve inkarci politikasina karsi yönelten Kürtlere katilir. Dersim, Kürtlerle asagi yukari ayni kaderi ve sosyo-ekonomik yapiyi paylasir, ayni askeri zorba ve zulüm tarafindan sömürgelestirilir. Bundan dolayi da Kürtlerle ayni paydayi paylasir. Dersimli genç devrimci aydinlar, Türk ve Kürt milli sol hareketlerine katilirken, kendi tarihlerini, sosyolojik toplum yapilarini, kendi insaninin kültürel ve pisikolojik yapisini göz önüne almadan katildilar. Bu, onlari Türk milliyetçiliginin ve onun askeri sidetinden kurtulmak için -bilinçli veya bilinçsiz- kendi varligindan büyük fedekarliklara itti. Bu durum, Dersim identitesini (kimligini) dahada kirize soktu ve belli ideolojik görüslere bagimli kildi. Dersim, hakli olan Kürt mücadelesine omuz verdiginden dolayi, kimligi ve identitesi ön plana çikmis Kürt identitesine tabi tutmak yanlistir. Bunun yanlis oldugunu gören Dersimli devrimci ve aydinlar, Dersim`in dili ve kültürü, tarihi ve gelecegi hakkinda arastimalarini yogunlastirip, hasiralti edilmis ve edilmek istenen öz identitelerine egilmeye basladilar. Dersimli aydinlar bunu yaparken, kendi insanini, tarihini, inanç ve felsefi yasam biçimini, dilini ve sosyal-kültürünü temel almaktalar. Temel, kendi öz insani, dili, kültürü ve cografyasi olunca, kirize saplanmis gibi görünen Dersim identite sorunu, kimyasal artiklara kurban olmamis berrak su gibi ortaya çikmaktadir. Dersimliler kendi öz identitelerine yönelince, milliyetci elestirilere maruz kalmaktadirlar. Kürt mücadelesinin gelistigi bir dönemde "bu nerden çikti" diyen Kürt milliyetçileri az degildir. Birçok Kürt aydini ve milliyetçisi, Dersim`in tarihte otonom yapisini, dilinin, dini inançlarinin farkli oldugunu gözönüne almadan, "bizi bölüyorlar", "devlet kiskirtmasidir" diye kamuoyunu yanitmaya çalismaktadir. Bunu söyle açiklamaktadirlar: "Kurmançi (Kürtçe) ve Soranca`dan sonra Zazaca`nin da yazi ve edebiyat dili haline gelmesi önlenmelidir...Zaza folkloru derlenebilir; ancak öykü, siir, roman gibi edebi türlerden yazi yazilmamali, özgün eser verilmemelidir. Bu is sadece Kurmançi ve Soranca`ya birakilmali...."(Bak, Berhem say? 3, Eylül 1992, sayfa 8)
Tarih tekerür eder gibi oluyor. Kürt devrimcileri kendi dillerine, kültürlerine sahip çiktiklarinda, inkarci sövenist mahkeme heyetleri, Kürtleri vatani bömekle itam ediyorlardi. Kürt aydinlari ve devrimcileri, "Türkiye hiyar degil ki bölelim" cevabini veriyorlardi. Bu cevap Kirmanc-Zazalar icin de geçerlidir. Belirtildigi gibi, sorun bölme sorunu degil, aksine kültürlerin ve halklarin yan yana, esit ve özgürce varliklarini sürdürmesidir. Yani sorun özgürlük sorunudur.
Dersimliler artik kendi kimliklerini gizlemeye tahammül etmedikleri bir asamaya girmislerdir. Dersimlerin bu asamaya gelmesinde, basta Dersimli yurtsever yazar, aydin ve zazaca söyleyen sanatçilarimizin ve "Desmala Sure", "Piya", "Kormiskan", "Rastiye", "Waxt", "Berhem", "Ware" ve "Tija Sodiri" gibi zazaca ve türkçe çikan dergilerin büyük faydasi olmustur.
Bu faaliyetler sayesinde inkarcilik ve asimilasiyon politikasinin yarattigi sis perdesi aralanmistir. Dersim, öz kültürüne açilmak için kapali tutulan kapiyi çoktan tiklatmistir. Tarihi cok uzun bir inkarciliga dayanan yalan tezlere karsi, gerçegi ve dogruyu savunmak elbette zordur. Çünkü özgürlügün olmadigi yerde, statukoculugu savunmak kolaydir. Tam da statukoculuga karsi gelinmesi gerekirken, Kürt hareketlerinin çok önemli bir bölümü teorik olarak Tükiye de hala geçerliligini koruyan tekçi ve milliyetçi görüsleri benimsemislerdir. Dolayisiyla kendileri disinda ki farkli kültüre tahammül göstermemektedirler.
Burdaki elestiri hedefim sahis degil, tersine sahislarin tekçi ve statukocu görüsleridir. Kendisinden baska farkli kültüre ve kimlige tahammül göstermeyen tekçi ve statukoculardan biri de Faik Bulut`tur. Faik Bulut Dersim dergisinin 1. sayisinda Dersim meselesine yanlis temelde yaklastigi ve bu yazimi keza Dersim dergisinde yayinlamayi düsündügüm için Faik Bulut ve benzeri bir kaç sahis, kisada olsa bahis konusu olacaktir. Faik Bulut, Tunceli Kültür ve Dayanisma Dernegi`nin yayinladigi Dersim dergisinin birinci sayisinda "Dersim ve Dersimli Üzerine Notlar" makalesinde Dersimlere adeta tarih dersi vermektedir. Faik Bulut bunu yaparken, bir müfetis konumuna düstügünü unutmaktadir. Çünkü o, ne pahasina olursa olsun, Dersim'i oldugu gibi degil, tersine kendi düsündügü gibi göstermeye çalismaktadir. Osmanliya ve milliyetçi Cumhuriyete baskaldiran, inkarciliga ve statukoculuga karsi direnen Dersim`e tarih dersi vermek yerine, Dersim`in kendisi, yani özü incelenirse daha dostça bir is yapilmis olur. Türkçü Müfetisler Dersim`in Türk oldugunu kanitlamak için Dujik Baba`nin Taçik den geldigini, Zaza`nin Türkçe olan "az" kelimesinden türedigini ve "germ u serd"in ise mogolca kökenden geldigini iddia etmektedirler. Faik Bulut "...Zazaca (Dimili)`nin da Kürtçe`den apayri bir dilmis gibi gösterildigi yalani mi çürütmeye kalksam!" (Dersim sayi 1) diyor. Bu tamamen bir önyargidir. Dersimlileri ve Dersim dili ve kültürünü küçümsemedir. Neyi çürütmeye kalkiyorsun, sayin Bulut? Dersimliler baskalarinin dilini köreltmek için gökten zembille yeni bir dil falan indirmediler. Asirlardan beri konustuklari bir dilleri vardir. Her dilde oldugu gibi, kendisine yakin ve kendisine uzak olan diller var. Bu anlamda Kürtçe ve Zazaca biribirne yakin dillerdir. Çürütmeye kalkmak istediginiz ne? Bu dilin yazi dili olmadigini ve olamayacagini mi söylemek istiyorsunuz? Yoksa kendi dilini gelistirmek isteyen Dersimlilere, `neden Kürtçe degil de, Zazaca (Kirmancki, Dimiliki) yi gelistiriyorsunuz` demek mi istiyorsunuz? Anlasilan lehçecilik postu altinda bir dilin yok olmasindan yanasiniz. Ayni lehçecilik altinda Türk milliyetçileri de Kürtçe ve Zazaca`nin kaybolmasi için yogun çaba harcadilar ve harcamaktadirlar. Fikirlerde açik olmak, Dersim`e dost olmak demektir. Dersime dost olan, Dersim`in diline, kültürüne karsi cephe almaz, tersine onun gelismesi için Dersimlilere omuz verir. Dersimlilerin hakli davasina omuz vermeye cesaret etmeyen, bari susmasini bilsin. Fakat sayin Faik Bulut lehçecilik tezi ile teorik olarak Dersime karsi direk cephe almaktadir. Sayin Faik Bulut dilbilimi uzmani degildir. Zazaca hakkinda dilbilimi kiriterlerine uygun bir çalismasi yoktur. Buna ragmen zazacanin dil olmadigini söylemektedir. Yani Dersimlilerin, Kirmanc-Zazalarin konustuklari yalandan bir dildir. Önemsizdir, çünkü lehçedir. Asil, has ve öz dilleri vardir, o da Kürtçedir. Eger söylemek istediginiz milliyetçi Türklerin "Kart u Kurt" tezinin bir baska varyanti olan "Zaz u Kurt" ise, çabaniz bosunadir. Kör milliyetçilik, farkli dil ve kültürlere tahmülsüzlük, tekçilik, inkarcilik ve diktatörlük iflaz etmistir. Bunun bariz örnegi ve pratigi Türkiye de yasanmaktadir ve iflaz ile sonuçlanmistir. Ikinci bir koldan tekrar milliyetçilige sarilmak, tarihi tekerürden baska bir sey degildir. Böyle bir milliyetçilik, genç te olsa hakli oldugu anlamina gelmez.

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]katkılarınızı Bekliyoruz

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Şerefsiz ve Yalancıi Hükümet!
("Hukmato Zurekero Beşseref")
Seyit Rıza
1938
Erzincan Valiliği Önündeki halka Hitaben ..

AW GÖRÜNTÜLÜ BAĞLAMA DERSLERİ BAŞLASINMI ? EĞER İSTİYORSANIZ BAĞLAMA BOLUMUNDEN İSTEKLERİNİZİ İLETİN 5 KİŞİYE ULAŞMASI HALİNDE BAŞLAYACAK CANLAR
DersiMVataN Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02.06.2007, 15:54   #5
Yazar
DersiMVataN
Forumu İyi Bilen
 
DersiMVataN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.05.2006
Mesajlar: 377
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 61
DersiMVataN yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 64
125 Mesajına 235 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Öyle anlasiliyorki, alisilagelmis görüsleri veya kuru iddada bulumak, bilimsellikten, sosyolojik ve empirik arastirmalardan uzak tezleri ileri sürmek daha kolay bir yoldur. Maalesef devrimci demokratik ve özgürlükcü fikirleri özümliyememis toplumlarin insanlari daha ziyade kolay olan yolu tercih ederler. Bu yol barisi degil, savasi körükler. Çikmaz bir yoldur. Aksine, farkli dil ve kültürlerin varligiuni savunmak ve korumak, bu çikmaz yolun önünü açar. Türkler, Kürtlerin Türk oldugunu yeteri kadar iddia ettiler. Halen idia edenler çoktur. Kürtlerin, Türklere benzer bir yolu izlemeleri gerekmiyor. Kirmanc-Zazalarin Kürt oldugunu söylemek mecburiyetinde degildirler. Kürtlerin ille Türklere benzeme mecburiyeti de yoktur. Dostum Sait Çiya`nin dedigi gibi, "ne yani, Türk ya da Kürtler disinda bu cografyada kimse yasamiyor mu?" (Bak Ware, sayi 9) Bir halk dili, kültürü ve inaç biçimi ile varligindan bahsediyorsa, bu varligin ardinda hemen bir baska güçün varoldugunu sanmak, alisila gelmis tek tip ulusçulugun, zayifligin tahamülsüzlügün bir ifadesidir. Dersimlilerin, Türklerden veya Kürtlerden ayri ve farkli olmalari (ve bu farkliklari bugüne kadar tasimislardir), Türklere ve de Kürtlere bir zarari olmadigi gibi, onlari bölme diye bir sorunlari da yoktur. Bölme diye bir sorunlari olmadigi gibi, dar milli bir devlet kurma diye bir dertleri de yoktur. Dersimlilerin sorunu sudur: sosyal yapilarina uygun Zazaca konusulan Kirmanc-Zaza cografyasinda ayalet sistemine dayali federatif bir sistem de Tükler ve Kürlerle esit bir sekilde özgürce yasamak.
Faik Bulut ayni makalesinde devamen söyle diyor: "... yapay bir Dersim-Alevi-Zaza milliyetçiligi yaratmak, simdilik bilemedigimiz çikarlar dogrultusunda hareket etmektir." (Dersim, Sayi 1) Burda acaba "bilinmeyen" nedir? Dersimler açisindan bilinmeyen bir tek sey vardir: O da, Dersim`i hesaba katmadan yazilmak istenen çarpik tarihtir. Düjik Baba bilinmeden, anlasilmadan, Dujik Bavanin tarihi yazilmak isteniyor. Köktenci bir din çeperi ile çevrili Kizilbas inanç ve felsefesini anlamadan, "Alevicilik" yapiliyor, bu "geriçiliktir" deniliyor. Sorun tabulastirilmak isteniyor. "Kemerê Bimbarek", "Ana-Fatma", "Koyê Jêle", "Kures", "Xizir", Bimbarek" "Gaxand", Xêlasi, "Rozê Xizir", "Niyazê Xizir", "Pir", "Rayver", "iqrar", "Golu-Cetu", Jar u der" ve daha nice Dersim`e has inanç, felsefe ve yasam biçimi incelenmemis ve hak ettigi yere oturtulmamistir. Dersim, "ya Dujikbava" der, Taçik diye kayda geçirilir. Dersim kendisine Kirmanc der, Kürt diye kayda geçirilir. Sahte tarihler süslenir, gerçek tabulastirilir.
Faik Bulut gibi bazi Kürt milliyetcileri, Dersim ve Dersimlileri -Kirmanc-Zazalari- illada Kürt ulusunun bir parcasi olarak görmek isterler. Munzur Çem "Deng" dergisinde, "Alevilik, Kurmanci-Kirmancki (Zazaki) ve Dersim üzerine kimi yanlis görüsler" baslikli makalesinde söyle der: "Sayilari çok az da olsa kimi kisiler, Kirmanckiyi (Zazaki-Dimilki) Kürtçenin bir lehçesi olarak kabul etmiyor ve bundan hareketle de onu konusanlarin Kürt olmadiklarini ileri sürüyorlar. Yine buna bagli olarak Kürt yurtsever hareketnine yönelik asiri suçlamalara rastlaniliyor." (Deng, sayi 34, S. 8) Bu "suçlamalar"dan biri Seyit Riza`nin Torunu ile yapilan bir söylesidir. Bu söyleside elbete Ermeni katliamina deginilmistir ve bu konunun islenmesi de çok önemlidir. Söylesi de, Kürtlerin de Ermeni katliaminda katkilarinin oldugu söyleniyor. Kastedilen elbette Hamidiye alaylaridir. Hamidiye alaylari disinda Müslümanligin ideolojik olarak kol gezdigi bir dönemde, siradan galeyana gelmis Müsliman Kürtlerin bu cinayete ortak edildikleri hiçte abartili degil. Ermeni-Kürt iliskileri üzerine incelemde bulunan Garo Sasuni bu konuda söyle der: "Kürtler gerici bir unsura dönüsüp, Tatarlara özgü bir ahlakin içine batarlarken, yavas yavas kendilerine öz gururlarini ve alicenapliklarini yitirerek, Ermeniler için hiç te dost olmayan bir kavim haline geldiler." (G. Sasuni, age., s. 118)
Yine Garo Sasuni`nin dedigi gibi, Türkler, Kürtleri Ermenilere karsi kullanmakla Ermenileri fiziki olarak yok etmek ve Kürtleri de milli bilinçlerinden mahrum birakmak istiyorlardi.
Tarihte yapilan zulüm üzerinde konusmak ve tartismak, bir halka yapilan bir hakaret olarak algilanmamalidir. Tersine, o halki geçmisteki hatalara ve yanlis yönelimlere saplamasini önler. Tarihin tekerrür etmemesinde yardimci olur. Tarihi, hatalari ile tartismak, demokratik bir topluma aday olmanin belirtisi ve baslangicidir. Farkli halklarin ve kültürlerin yanyana, baris içinde yasamasini kolaylastirir.
Elbette Ermeni olayinda karar mekanizmasini ellinde tutan Osmanli devletinin sorumlu üst kademesidir. Böylesi ciddi konularda sorumlu yalniz bir avuc insan, veya soyut devlet görülürse, sorumluluktan kaçmak olur ve mesele soyutlastirilir. Tarihi, tartismaktan kaçinmamak lazim.
Sivas olaylarinda 37 devrimci, ilerici Alevi atese verildi. Bu 37 Alevinin diri diri kül olmasini seyreden ve alkis tutan 10.000 köktenci, geriçi Müsliman vardi. Burda yalniz suçlu benzin döken ve çakmagi çakip alevi tutusturan degil, aksine seyirci kalan devlet, yani devlet güvenlik güçleri ve bu suçsuz insanlarin yanmasina alkis tutan bu 10.000 kisidir de. Bunun da ötesinde suçlu, bu olayin vuku bulmasina tahamül gösteren toplumun inanç, kültür, felsefe, yasam ve ruhi sekillenme biçimine kadar inmektedir.
Bundan ötürü Kürt yurtsever ve aydinlari, Türk milliyetçiligine agaje olmus Kürtlerden mütesekkül Hamidiye alaylari ve Ermenilere karsi zulmünden bahsedildiginde, gocunmalarina gerek yoktur.
Bir diger konu da Seyit Riza idama gidince "yasasin Kürdistan" demismidir, dememismidir? Seyit Riza`nin idaminda yaninda bulunan Ihsan Sabri Çaglayangil, Seyit Rizanin son sözlerini söyle aktarir: "Son sözünü sorduk. `Kirk liram ve saatim var. Ogluma veriniz.` dedi... Seyit Riza`yi meydana çikardik. Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza meydan insan doluymus gibi sesizlige ve bosluga hitap etti: `Ewlade Kerbelayme. Bêxetayme. Aybo, zulumo, cinayeto´ dedi". (Bak Desmala Sure, sayi 2, sayfa20, Berhem, sayi 7, s.9) Ayni dönemi yasayan hala canli sahitler vardir. Bunlarin söyledikleri de bu dogrultudadir. (Bu konu için Seyit Riza`nin kizi Leyla ile "Tija Sodiri" 3 de yayinlanan ve daha sonra çikacak sayilarada ki röpörtaja ve Dersim liderlerinin idama mahkum oldugu Elazig makemesinde sahsen bulunan Kuresan büyüklerinden Use Seydin yegeni ile yapilan ve Tija Sodiri`n ilerideki sayilarinda çikaçak röportaja bak). Bunun disinda, Seyit Riza`nin Kürt milli kurulus ve örgütlerine üye olmadigi gibi, onlarla örgütlü bir bagi da yoktur. Ayrica, O baska bir dava ugruna degil, isgale ugruyan otonom Dersim`in özgürlügu için direndi. Bunun ötesinde, polemige girmenin hiç bir yarari yoktur.
Munzur Çem yazisinin baska bir yerinde, "Dersim`in Kürdistan`in öteki yerlerinden öyle çokça farkli yanlari yoktur. ... Üç asagi-bes yukari ayni dag, dere, nehir ve yaylalari; ayni mese agaçlarini; kimi distan sivali, kimi çiplak tas duvarli, bir yada iki katli olan ayni evleri, ayni degirmenleri; ayni keklikleri, keçileri, inekleri, koyunlari ve agaçlari, ayni türden bölünmüs tarlalari, ayni tür atlari, esekleri, katirlari ...". (Deng, ags, s. 18) Burda bir anlsmazlik söz konusu. Biribirine çok yakin olan Dersimli ve Kürtlerin, esek ve katirlari disinda tavuklari da biribirine benzer, hatta ötüsleri biribirine çok yakindir. Fakat berlitmek gerekir ki, Latin Amerika`nin tavuklari da Dersim tavuklarina benzer. Ve ötüsleri de aynidir. Ben Çin`de de, eski Sovyetler de de bizim eseklere benzer esekler gördüm. Esek denince, her insanin aklina gelen sekil asagi-yukari aynidir. Yani, Dünya`da esek sekli evrenseldir. Elbette Dersim`in Ay`da veya Mars`ta oldugunu kimse iddia etmiyor.
Seyit Riza`nin ve Seyh Mahmut Berzenci`nin giydigi elbise ayniymis. Seyit Riza`nin giydigi elbise (Dersim Müzesi olmadigi için, bu konuda bilgi eksikliginin oldugunu belirtmek isterim) $eyh Mahmut Berzenci`ninkine benzemesi de çok dogaldir. Dillerinin biribirine yakin olmalari da dogaldir. Biri Ay`da, digeri yerde yasamiyor ya. Seyit Riza`nin kendi özel tekstil Fabrikasi olmadigina göre, elbisesini Orient pazarinda herhangi birinde almistir. Bu $ey Mahmut Berzenci için de geçerlidir. Seyit Riza`nin giydigi elbise iran ebisesine de benzeyebilr. Dili Iran diline de benzemektedir. O da kendisine çok uzak sayilmaz.
Burda elestirilen yanliso görüs ve mantiktir. ille birini digerine bagimli kilmak mantigi. iste Munzur Çem`in Dersimliler için yapmak ve söylemek istedigi gibi: "...bir ulusun bireyleri oldugumuz gerçegini unutturmamali." (Deng, ags. s. 20)
Munzur Çem, "Kirmanclar (Zazalar) Kürt degil görüsünün bir ucu devlete dayanuiyor." diyor. (Deng, ags. s. 31) Hemen belirtelim ki, Kirmanc-Zazalar, Kirmanc olduklari için devlete dayaniyorlarsa, Dersim bir bütün olarak devlete dayaniyor demektir. Çünkü Dersim halki kendine Kirmanc, diline Kirmancki (Zaza, Dimili) demektedir. Türklere Türk, Kürtlere Qurr (Kürt), dillerine Kirdasi (Kürtçe) demektedirler. Kirmanc, Dersim`in orjinalligine dayanmaktadir. Dolayisiyla ileri atilan iddia asilsizdir. Yalandir. ispata gerek yoktur. Dersim`in milliyetçilige, tekçilige ve askeri isgale karsi direndigini yedi dügel çok iyi bilmektedir.
Dersim`in dirençini kirmak ve uluslararasi itibarini zedelemek için, Osmanli Sultasi ve Türk milli devleti Dersime karsi hep su iddiayi öne sürmüstü: Dersim direnisinde "yabanci parmagi" vardir ve "feodal-gerici" ayaklanmadir. Türk komunistleri, sosyalistleri ve aydinlari da bu iddiaya katildilar. iste Munzur Çem`in ve Kürtlerin Kirmanc-Zazalara karsi benzer suçlamalar, Türklerin Kirmanc-Zazalara karsi ileri sürdükleri iddiadan farksizdir.
Munzur Çem, Dersimlilerin Kürt "ulusun bireyleri" oldugunu ispatlamak için Dersim`in dilini de degistirmeye yeltenmektedir. Dersim kendi asiretlerini kendi dillerinde öyle adlandirir: Kuresu, Abasu, Demenu, Heyderu, $ixmemedu vs. Fakat Munzur Çem bu söyleyis biçimini Kürtçeye yakin bulmadigi için, Kuresu, Heyderu ve Sixmemedu yerine "Kuresan, Heyderan ve ªsxmemedan" demeyi terçih etmektedir, çünkü sözcünün arkasina "an" takisi takilirsa, Kürtçe`ye yakin olurmuº: "...yanê -an- guretene tênena nêjdiye formê Kurdiki yo u rasto." (Munzur Çem, Taye Kilame Dersim", Stockholm, 1993, s. 7)
Dersimliler anadillerinde Dersim`e "Desim" ve Dersimliler`e "Desimuzu" veya "Dersimizu" diyorlar. Fakat Munzur Çem için bu pek Kürtçeye yakin görülmemelidir ki, o "Desimuzu" veya "Dersimiz`u" yerine, Dersimlilere "Desimizan" diye hitab etmektedir. Kürtçeye daha yakinmis. (Bak, Muzur Çem, age, s. 17)
Dersim`in "Tunceli" olarak degistirilmesi ile veya "Desimizu" ` un "Desimizan" olarak degistirilmesi, gerçegi geçiçi olarak örtbas etmeye çalissa bile, gerçegin kendisini degistiremez. Bunun da ötesinde, kelime oyunu ile tarih yazmak, tarihi bozmaktir. Bunun örnegini Türk resmi tarihinde görmekteyiz.
Bu yaklasimin sahibi yalniz F. Bulut ve M. Çem degildir. Ayni anlayisin yumusak bir savunusunu M. Kalman yapiyor.
"Belge ve taniklari ile Dersim ve Direnisleri" adli eserinde, M. Kalman Zaza-Kürt sorununu tartismaya sunarken, hemen önyargili görüsü ile tartismanin önünü kesip, söyle demektedir: "Acaba bu arastirmacilar (Zazaca üzerine arastirma yapan yabancilar Dr. H. C) kendi devletlerinin çikarina mi Kürt-Zaza ayrimina gittiler, yoksa kendi ölçülerinde açiklik getirmeye mi çalistilar? ...Elbetteki birçok sorunda da görüldügü gibi "yabanci parmagi" veya ajanlar ortaligi karistirmak isteyebilirler." (M. Kalman, Belgelerle ve Taniklari ile Dersim Direnisleri, Istanbul, 1995, s. 20)
"Yabanci parmagi" ndan en çok bahseden resmi Türk tarihidir: Silav halklari, Rum ve Ermeniler hak-hukukunu istediginde, "yabanci parmagi" dir, der. Kürd direnir, hakkini ister, "yabanci parmagi" dir, der. Bu anlamda "Bazilari kopya sever" yerinde bir laftir. (Bak Ware, sayi 9) Sormak lazim, sans eseri bir iki iyi niyetli Amerikali arastirmaci Kizilderililere "medeniyet" adina yapilan vahseti su yüzüne çikarirsa, hangi "yabanci parmagi" burda cirit atmis olacak? Kimse kimseyi sormasin mis Kimse kimseyi arastirmasin mis. Iletisim çaginda yasiyoruz. Bu anlamda dünyanin küçüldügünün farkinda degiller mi yoksa? Keske Kirmanc-Zazalari inceleyen daha çok yabanci biliminsani çiksin. Bu bizi hiç te rahatsiz etmiyor.
Hele çok sükür ki, Türklerin baska halklari sevme diye bir derdi yoktur. Kaza eseri bir Türk Zaza dilini arastirmaya kalkarsa ve bu halk ve dili kendi basina bir dildir sonucuna varirsa, vay Kirmanc-Zaza halkinin haline!
Avrupa`nin, Amerika`nin Germanistk, Angilistik, Amerikanistik, Sinologi, Orientalistik v.b. kürsüleri mevcuttur. Frankfurt Üniversite`sinin Orientalistik bölümünde Iranistik dilleri çerçevesinde Zazaca grameri, kökü, eski Partça dili ile kiyaslama v.b. gibi konularda ders verilmektedir. Ama bu seminerin arkasinda hangi ajan takiminin oldugunu hala çikaramadim. Kurdoloji kürsüsü olan Üniversiteler de vardir. Bu kürsülerin ajanlari kim acaba? Bu korku ve süphe pisikozu ile ne bilim yapilir, ne de bilim anlasilir; ancak kötü bir dedektif romani çikabilir. Dedektif metodunu birakip, Dersim gerçegine bakmakta fayda vardir. Dersim`in gerçegi ise türküleri, dili , felsefesi ve kültürüdür. Dersim`i en iyi sekilde ifade eden Dersim türküleridir. Dersim de dahil olmak üzere, tarihlerini yazili olarak yazmamis halklarin tarihini en iyi sekilde sözlü türküleri anlatir. Dersim mücadelesini anlatan eski bir Dersim Türküsü söyle der:

Seter o Seter o
buko Ismayilê mi Seter o
Natê ma kemer o
dotê ma kemer o
Isamilê mi dest berze martini
panime hata ke ro ma dero
Bawo!...
Ordi amo natê çemi dotê çemi
Damepêro, kiseme hêfe kami
Munzir delge dano sade goni
Birayê mi serva Dêrsimi sero
Bawo!...

(Dersim Türküleri, Tayê Lawikê Dêrsimi, derleyen M. Düzgün, S. 91)
Destan özet olarak soyle der:
"El at su Martinine Ismailcigim, gün kavga günüdür, babam. Ordu isgal eylemis Munzur çayinin iki yakasini. Kan akiyor Munzur dalga dalga. Vurun kardesim vurun, bu kavga Dersim içindir, kardesim; be hey babam!
Dersim incelendiginde, Dersim Türküleri istisnasiz olarak Dersim'den ve Kirmanciye`den bahseder. Dersim ve Kirmanciye de Kürdistan degildir. Dersim`in tarihini bir destan gibi anlatan "Welat Welat" türküsü, Dersim`in inanç, felsefe, mücadele ve amaçlarini iyi bir sekilde dile getirmektedir: Türküde, Türk ordusunun Dersim`i isgal edisini ve Dersim`in ileri gelenlerinin Türk askerlerince yakalanip idama götürülüsu anlatilir. Idama götürülen Dersim büyüklerinin inaç ve felsefi düsünceleri ve ülkeleri olan K?rmanciye`ye (Dersim) olan sevgi ve bagliliklarini Dersim`in büyük milli ve sosyal sairi Veliye Ise Imam Türküde söyle dile getirir:

Way de biyi biye, lemin biye!
Alay onte ma ser, tabur bêrde Borginiye ser
Seyd Uþe teslim biyo, kheleka Dersimia osnene rijiye
Seyd Uþe berdo, nêberdo, kheleka Dersim owe de þiye
Seyd Uþe vano, Duzgi çinare veng nêkeno!
Air kotê tufong, erzene, way lemýn phoþta Asm u Jiaru ra
Seyd Rýza vano, Seyd Use ma zerre haq xori dazno,
Jiayru vere ho carno hetê mara
Vano, "zerrê mý terseno, yê mýnê to nafa sýcýmo, dara
Sey Uþe teslim biyo, qomo kerdo duzê Þeþanki,
Yel-qom dorme de amo pêser,
Vano, "Býra ezo sonu, -way lemýn- xatýr`ve sýma!,
Kotime mêrat výlê Sorpiani, mêrat vetan mara osa
Vetan þirino,
hata roza merdêne coru deste ison cira nêbeno
Qemer aga vano, Pirê mý, neçe Sultan Süleymanê jê tu ame na dina onderê, þiyê.
Endi mine tu dest nêkuno,
vay lemýn merat rýnda Kýrmanciye
Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.
Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.
Aglerê ma - qomo- idam kerdê
Way lemýn, zalým cendegu ma nêdano.
Çifte doxtori amê cendegunê ma kefs kênê;
Aqýlê Sey Uþên des u dý derecey aqulu ra gýrano.
(Söyleyen: Bava Bedri)

"Výle Soripani", Harputa gidince yüksek bir tepedir. Bu tepeden iç Dersim rahtlýkla seyredilebilinen bir yerdir. Halk türkülerin de Dersim`in "Sultan Süleymanlarý" (liderleri) idama götürülürken, bu tepeden vatanlarý olan iç Dersim`i son bir defa gözetleme fýrsatýný görebiliyorlar. Dersim þairi Vele Ýse imam`i þiirin de, Dersim büyüklerinini Kirmanciye ye (Dersim`e) olan bagliliklarini, duygularini ve sevgisini güzel bir Zazaca ile dile getiriliyor.
Yine Dersim`in (Kirmanciye), Kürdistan cografyasi yaninda farkli otonom bir cografya oldugunu analatan baska bir türkü de söyledir: Kekil adinda bir Dersimli Kürdistan`in Urfa sehrinde "askeri görevi" sirasinda ölür. Kardesi, ölen Kekili Dersim`e (Kirmanciye`ye) getirmek ister. Urfalilar, cenazenin Dersim`e (Kirmanciye`ye) götürülmesinin hayli zahmetli oldugunu ve pahliya mal olacagini anlatarak, cenaze sahibini ikna etmek isterler; fakat o ikna olmaz ve kardesini Kirmanciye (Dersim) `ye götürür.
Dersim sairi Veliye Ise Imama yine kulak verelim:
Way de biye de biye, bira geribo biye
Têlê birayê geribe mi amo postexanê merata Mamikiye
Yanê qomo, þine têlê býrayê ho guret, mý va býraê mý yeno izine.
Têle býraê ho guret da wendene, kemer nêvino!
Qomo, dumanê sarê mýno.
Nia qomo, mý makina kompila kerde, Urfa sewtemalerê þiyo.
Qomo, mý ho dýma niada, kesê mý çinio, ez bekes, kesê mý çinio.
Ya qomo, mýno hire roji, hire sewi, ezo nê qomo, mýno hewnê çýmu nêdiyo.
Ya, sofer ez ardo war, vake "bê war, naza harde Urfa wesayio."
Yanê eve perskerdene, qomo, ezo þine pê daira Yüzbaþi de vejio.
Yanê da puru, Yüzbaþi sandala sere roniþteo.
Vaka, "ala perskere, o mordem yê kotio?"
Mý va "na sawalu mýra ça perskena, ez yê na meratê Tunceliyo."
Têlê býraê mý Kekili amey bi, vato, "biraê mi ecele nêvýndo, bêro."
Niada, Yüzbaþi taviat cý nêkot, qomo usto ra wertê deyrade fetelino.
Vake, "qalan bakiya ke esta, sýma weþ be, býraê tu hudute Suriya sewtemale de seyit bio. "
Qomo, ezo sandalya sera peru gunu ware
Mý niada, Yüzbaþi dest est mi, vano, "mýxenetêni meke!
Necelerunê jê tu derdu wa u býraiya çêrnçayiye diyo."
Ya, mý va "nê qomo, mý can kerdo ho feka, hiro roji, hire sewi tümenê Urfa wesayiye de feteliyo."
Amrê berdena býraê ho gureto, Urfa usta ra, sarê Urfa mýre duwacýyo.
Vano, "olume Haq koti ra rest, pero hardo dewreso; nê býraê ho naza weda,
tu bena, iqdidare tu çiniyo.
Mý va, "Ez býraê ho bonu, çýke mý sono va þero, mýre sevev meve!
Ez býraê ho bon memleket (Welat), býraê mý intizaro onderê Kýrmancýyo.
Qomo, mýno xeyle sare dez -qomo- Urfa sewtemale de diyo."
Yi emsalunê býraê mý vake, "býraê tu weþiyat ho kerda, vake, býraê mý ke yêno na memleket,
yanê cendegê mý naza ra vezo bero memleket,
ez axret u dinalige de endi býraê hora rajio."
Ya qomo, temel do puro, qomo ni qonanagê býraê ho sereniya hode dardo we.
Tarix u yazi erzeno cý, býraê mý yaraliyo onderê Urfa ê wesayio.
Vano, "býra meverbe, qederê mý bio tamam, çençena mýde qedio."
(Söyleyen: Bava Bedri)
Görüldügü gibi, kardesi Kekil`i almaya giden Dersimli Urfa`nin içinde bulundugu cografyayi ayri bir memleket, bölge olarak görmektedir. Urfali Kürt komsularinin israrina ragmen, Dersimli ille de kardesi Kekil`i vatani olan Kirmanciye`ye, yani Dersim`e götürür. Dolayisiyla Dersim, Urfay`i Kirmanciye olarak görmüyor. Dersimlinin Kirmanciye`deki kasti, tarihteki otonom Dersimdir. Böylece otonom Dersim`i Kürdistan dan ayirmaktadir.
Demekki Dersim`e, Dersimlilere yeni kimlik aramak, onlari yeniden etiketlendirmek, tamamen tarihi hatadir. Zorlama ve ezbere bir çaba yerine, izi kaybettirilmek istenen Dersim`in tarihine bakmak, insanlarini ve otantik türkülerini dinlemek, Dersim`i tanmaya yeterli olacaktir.
Her halk gibi Kürtlerin de kendi halkini, dilini, kültürünü ve tarihlerini sevmeleri normaldir. Bu milliyçilik degil, insanin ve insan haklarinin geregidir. Fakat bilimsel verilerden uzak Türk Resmi Tarih Tezini takip etmekle veya kopya etmekle, kimse halkina ve gerçek tarihine hizmet edecegi umuduna kapilmasin. Böylesi bir tarih, tarihi yazilmak istenen halka fayda degil, zarar verir. Tarih, subjektif istekler ve kör milliyetçilik dogrultusunda degil, varolan objektif gerçek ve bilimsel verilere dayandirilarak incelenmeli ve degerlendirilmelidir.
Kürt Tarih Tezinin savunucusu Cemsid Bender örnek olarak söyle der: ilk kez Kürt halki bitume maddesini eriterek içine kalker tozu ve arjil karistirarak asfalta benzer bir madde imal etmistir. ... Bu eriyik günümüzde de aradan üç bin iki yüz elli yil geçmesine karsin kullanilmaktadir." ... Bender devamla, "insanligi ilk kez magara hayatindan kurtaran emekleyen çocugu ellerinden tutup yürüten, uygarca bir yasamin kosullarini tarihte ilk kez olusturan Sümerler ve Kürt halki olmustur." (C. Bender, Kürt Tarihi ve Uygrligi, Istanbul, 1991, S. 193-194)
Deniz Çelik, Gürdal Aksoy`un Resmi Kürt Tarihinin elestirisini konu alan "Tarihi Yazilmayan Halk: Kürtler" adli kitabini "Yeni Politika" da okuyuculararina tanitti.
Yazar G. Aksoy, Kürt Resmi Tarih Tezinin savunuculari ve arastirmacilarini elestirirken söyle demektedir: Son derece yanlis, çarpik bir temel üzerinde yükselen bu arastirmalar Kemalist Türk Tezi`nin bir kopyasi niteliiindedir. Çikis olarak Kemalist Türk Tarih Tezi`ne "karsi" çikmayi benimseyen bu anlayis , vardigi tespitler, tahliller sonucu Resmi Türk Tarih Tezi`nin mantigi ile islemeye baslamis ve onlarin Türk tarihi için vardiklari sonuca bu kez Kürtler adina varmislardir. Öyle ki, Cemsit Bender`in Selahaddin Mihotuli`nin, Tori`nin ve Faik Bulut`un tarihi`ndeki Kürt sözcüklerinin yerine Türk yazarsaniz bunlari resmi Türk Tarih Tezi`nden ayirmaniz bir hayli zorlasacaktir. Kürt tarih yaziciligi, kendini reddeden bir tarihin, Türk resmi tarih tezinin üvey çocugudur ve haddinden çok babasina benzemektedir.
Yine yazarin bellirtigi gibi, Kürtlerin ihtiyaç duydugu içi bos, kof, iflas etmis bir resmi tarih tezi degil, aksine "...gerçekten bir tarihe, gerçekleri yansitacak, abartidan, ulus merkezcilikten uzak ve kendilerini de yargilayacak bir tarihe ihtiyaçlari var." (Yeni Politika, .....03. 1996.
Otariter ve baskici bir devlete karsi, Kürt halkinin kendi tarihi varligini savunmasi ve kendisini ipatlamaya çalismasi dogal hakkidir. Fakat bunu yaparken, tarihi ve kendisini görmek istedigi gibi degil, aksine oldugu gibi göstermelidir. Açikca: Kürtler karsi geldikleri çarpik Resmi Türk Tarih Tezinden ve otoriter milli develet biçiminden dersler çikarmali ve böyle bir yapiya karsi sivil açik bir toplum biçimine yönelmelidirler. Sartlarini yaratmak zor bile olsa, barisi saglayacak ve baska dil ve kültürden halklarla (Kirmanc/Zazalar, Suryaniler, Yezidiler vb.) yanyana esitçe yasamanin yolu budur.
Dersim ne Türk, ne de Kürt`tür; Dersim otonom bir cografyadir.
Dersim sorununa, Dersim Kirmanc-Zaza dili ve kütürü üzerine ciddi çalismalari ile taninan arastirmaci Mustafa Düzgün´nün "Tija Sodiri" de Dersimli sair ve ozan Areyiz üzerine "Areyiz u hunerê xo" adli güzel bir çalismasi ile baslamak isterim. Bu çalismada, Mustafa Düzgün sair Areyiz`in Dersim yurtseverligini, tarihe ve gelecege bakisini incelemektedir.
$airin bir dizesi söyle der:
Derde mý çýko, qey yazmýs nêkena qelemý
Þair burada, "derdim nedir, neden onu yazmiyorsun kalem", diye sormaktadir. Burda tarih sayfalarinin eksik tutuldugunu kastetmektedir. Sair çok iyi bilmektedirki, kendi tarihi, dili ve kültürü eksik ve yanlis yazilmistir. Iste sair bu eksiklige ve yanlisliga sitem etmektedir.
Ve sair devamla: Dirveta mi rê coru nêbena melem
Yarama merhem olamiyorsun be hey kalem! diyor. Ve yazilan, topluma sunulan tarihte, sair temsil edilmemektedir. Kendisi tarihte ve toplumda, politik ve kültürel olarak ifade edilmedigini görür. Kalem tutanlar, tarih sayfalarini yanlis süslemislerdir. Yine sairin dedigi gibi, tarihin kalemi güçlüden yana tutulmustur: Xiravunu rê rinda, çeru de qarina. (Zalimlere iyisin, yigitlere nefretsin). Kisaca "zülmün defteri eksik tutulmustur". Ve zülmün defteri eksik tutuldugu içindir ki, mevcut yazilan tarih sairin kabuk baglamis yarasina merhem olamiyor.
$air devamla: Fermanu nusnena tiya qelem
Zaza´u inkar kena tiya qelem
$air burda, kalemin güçlüden, zalimden yana tavir takindigini ve nice ferman çikardigini belirtmektedir. Zor ve zulümden yana olan kalem, hem ferman çikarmaktadir, hem de fermana ugruyan Kirmanc/Zazalari inkar etmektedir. Fakat buna ragmen, sair kalemi kirmayi degil, tersine kalemin, tarihi yerli yerine oturmasini diler: "Ez besenêken to parçey keri qelem" (Seni parçalayamam be hey kalem).
Aslinda burda belirtilmek istenilen Dersim´in çokça tarif edildigi, fakat asil anlatilanin Dersim´in kendisinin olmadigidir. Herkes Dersim´i kendi milliyetçi çikarlari dogrultusunda açiklamaktadir. Böyle olunca, Dersim zaman zaman Türk ve bazende Kürt olarak tarihe sunulmustur ve hala zorlama ile sunulmak istenmektedir.
Oysa 19. yüzyilda Dersim´e seyhat eden yabanci gözlemciler, Dersim´in Kizilbas kimligini ön planda oldugunu vurgulamatadirlar:
J. G. Taylor ve M. Seel gözlemlerinde Dersimlerden yer yer Kürt olarak bahsetmelerine ragmen, "Kizilbaslar" terimini kullanir ve Dersimlilerin kendine has bir irk oldugunu belirtirler (they are an independent race...). Ayrca dillerinin Zazaca oldugunu ve bunun Kurmaci (Kürtçe) den farkli oldugunu, Kurmanci konusan bir Kürt için anlasilmaz oldugunu vurgulamaktadirlar.(Bak Desmala Sure, sayi 2)
Yine 20. yüzyilin basinda Zaza bölgesine, Dicle ve Firat nehirlerinin kuzey kesimine gidip arastirma yapan dilbilimci O. Mann ve daha sonra K. Hadank, Zaza dili simdiye kadar sanildigi gibi, Kürt dilinin bir lehçesi degildir, demektedirler. O. Mann ve K. Hadank gibi birçok tarafsiz bilim adami, dilbilimci bu görüsü paylasmaktadir: N. MacKenzie, A. Christensen, T.L. Todd. Ve bunlarin disinda Frankfurt Üniversitesinde Orientalistik dalinda Zaza dili ve grameri üzerini çalismasiyla bilinen Prof. Dr. J. Gippert, kuzey-bati Iran dil gurubuna giren Zazacayi Kürtçeden farkli olarak görmektedir. Ayni sekilde Dersim Zazacasini akici bir sekilde konusan dilbilimci Bayan M. Sandanato ve Bay M. Jacobson Zazacanin ayri bir dil oldugunu vurgulamaktadirlar. Bu dilibilimci ve bilimadamlari disinda, Zilfi Selcan uzun bir sürecin ürünü olan Doktora çalismasinda Zaza dilinin Kürt dilinden gramer ve fonetigi ile tamamen ayri bir dil oldugunu bilimsel kriterlerle göstermistir. Bunlarin disinda Kürt tarihinde önemli sahsiyetler olarak kabul gören K. A. Bedirxaan, Ihsan Nuri ve Kürtlein onurlu sairi Cigerxun ayni görüsü paylasmaktadir.
Dilbilimciler ve meseleye objektiv bakan aydin ve bazi devrimci sahsiyetler disinda söylenenler, bilimsel olan bir gerçegi tersyüz edemez.
Burada elestirilen Kürt özgürlük hareketi degil, tersine Türk milliyetçiliginin resmi tekçi ve milliyetçi görüslerinin Kürt hareketlerine yansimasidir.
Kirmanc / Zazalar olarak, Türk, Kürt, müslüman veya müslüman olmayan tüm aydin, devrimci ve demokratlara çagirimiz sudur: Tüm kültürlerin esit, özgür ve yöresel olarak hür yasamasi için tüm sivil, demokratik kurum ve kuruluslarin hareketlendirilmesi ve Kürt, Kirmanc/Zaza meselesinin barisçil çözümü için çiddi girisimlerde bulunmalidirlar. Bu tür girisimler,
demokratik, sivil kurum ve kuruluslarin güçlenmesini ve islerligini saglar. Bu da, demokratik, sivil toplumun ve kültürlerin esit bazda yan yana yasayabildigi federatif bir sistemin subjeleridir. Yani develet mekanizmasini Türk milliyetçi burjuvaziden devralmak degil, devlet mekanizmasini ve onun baskici gücünü demokratik sivil kurumlar tarafindan zayiflatmak ve bunun sonucu olarak, devleti bu sivil kurumlara dönüstürmek. Bu durumda sosyal özgürlüklerle birlikte kültürel hak ve hürrüyetler de garanti altina alinmis olacaktir.
Eger milliyetçiligi, statukoculugu, tekçiligi ve diger halklara ve kültürlere hosgürüsüzlügü degil de, aksine kültürel özgürlügü ve sosyal emasipasiyonu kedimize amaç edinirsek, insanin umutlarini hep birlikte özgürlesme sofrassna tasiyabiliriz. O zaman, herkes kendi dilinde türküsünü söyleme, renginden çiçegini dikme imkanina kavusacaktir.

Dr. H. Çağlayan

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]katkılarınızı Bekliyoruz

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Şerefsiz ve Yalancıi Hükümet!
("Hukmato Zurekero Beşseref")
Seyit Rıza
1938
Erzincan Valiliği Önündeki halka Hitaben ..

AW GÖRÜNTÜLÜ BAĞLAMA DERSLERİ BAŞLASINMI ? EĞER İSTİYORSANIZ BAĞLAMA BOLUMUNDEN İSTEKLERİNİZİ İLETİN 5 KİŞİYE ULAŞMASI HALİNDE BAŞLAYACAK CANLAR
DersiMVataN Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.06.2008, 12:16   #6
Yazar
sıyahınbeyazı
Y A S A K L I ! ! !
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 08.06.2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 117
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 58
sıyahınbeyazı yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 20
37 Mesajına 69 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim hakkında ben daha ne diyeyim arkadaşlar uzun uzun yazmışlar zaten,

Ben şunu belirtmek İstiyorum, Dersimli olmak çok gurur verici ve ben bunu bir ayrıcalık olarak görüyorum...

Bütün Dersimi canlara selam olsun huzur mutluluk sağlık başımızdan eksik olmasın...

sıyahınbeyazı Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:35.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica