Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevi toplumunun tarihi, tarihsel olaylar, kişiler, durumlar, değerlendirmeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 24.05.2019, 16:09   #1
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi


Standart 19 RAMAZAN Hz. Ali'nin Suikate Uğraması

19 RAMAZAN

Şah-ı Velâyet Hz. Ali'nin suikaste uğradığı gündür.

Rivayet Odur ki;

Ramazan ayının 19. günü Hz. Ali , İbni Mülcem lanetlisi tarafından suikaste uğramış, ağır derecede yaralanmıştır.

Şah-ı Velâyet (Tanrı Dostlarının Şahı, Gözdesi) İmam Ali evinden çıkarken kendisine hediye edilen kazlar "gitme" diye yalvarırcasına elbisesinin eteklerine yapışmış, oğulları müdahale etmek isteyince de, kazların başını okşayıp sakinleştirmiş ve "bırakın onları, onlar ağlamaktadırlar" demiştir.

Suikasti haber alan Muaviye davullar ve tefler ile eğlenceler tertip etmiştir. Denilir ki , bu elim olaydan önce fıtır/sadaka/fidre ( fakirlere yardım) günü olan ve ramazan orucu ile hicbir ilgisi olmayan gün, Ramazan'nin bittigi son Gün,bu tarihten sonra bayram olarak kutlanmaya başlandı.

Hak belasın versin Mülcem Oğlu'nun
Hançer ile kanın saçtı Ali'nin
Terk eyledi Bağdat gibi şarını
Ecel burcu boynun büktü Ali'nin


Pir Sultan Abdal


Şu zalimin kara kara yüzleri
Yaramıza yaramadı tuzları
İki dinli şu cahilin sözleri
Vurdukça kar etti cana sonradan

Noksani kulunam bir kar edeyim
Oniki İmam dergahına gideyim
Özü çürük şu Mülcem'i nideyim
İblis talib olmaz imiş duyduk sonradan

Erzurumlu Noksani
Eklenen Resim Ön İzlemesi
Dosya tipi: jpg 20190524_113129.jpg (21,3 KB (Kilobyte), 1x kez indirilmiştir)


Konu Dede-baba tarafından (24.05.2019 Saat 20:07 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.05.2019, 23:26   #2
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hz.İmam Alinin Şehadeti(21 Ramazan 661)

Ey Ev halkım!

Cenazemi Çölden gelecek.. yüzü peçeli bir yabancı yıkayacaktır.. Sakın ola Figan-ı fergat eylemeyesiniz.. ol kimseye mani olmayasınız..

Cenazemi yıkadıktan sonra Cenaze namazımı kıldıracak.. ve beni bir deveye bindirecek çöle geri dönecektir. ve götürecektir...

Sonraki gün, Hz. Ali'nin ölümünden sonra Yüzü peçeli, her tarafı kapalı.. yüzü eli ve cümle vücudu görünmeyen bir yabancı gelir..

Hz. Ali’nin ölmeden önce vasiyetine uygun olarak, cenazesi evden alınarak gelen kişiye verilir... Yüzü peçeli bu kimse Hz. Ali’nin cenaze namazını kıldırır..
Devenin üzerine yükleyip, çöle doğru gider..
Oradan uzaklaşan yüzü örtülü yabancıyı...Hz. Ali’nin oğulları gizlice takip ederler.Kimdir bu kişi ki babamızı bir bilinmiyene meçhule götürüyor diye düşünürken vede üzülürken...

Bir ara yüzündeki örtünün açılmasıyla, cenazeyi alıp götürenin babaları Hz. Ali olduğunu görürler...
Hemen devenin üstündeki cenazeye yönelirler...
Görürler ki.. Deveyi güden de hz Ali ve devenin üstündeki cenazede HZ Ali'dir...

Ali’dir cesetin kendisi yuyan..
Yuyup kefeniyle tabuta koyan
Ali’dir devesin kendisi yeden
Hak ile Hak olan Arslan Ali’dir.

Şah Hatayi


Binbir dondan baş gösterdi aliyel murtaza
Biz dahi bir bildik Allah eyvallah 🙏


Konu Dede-baba tarafından (24.05.2019 Saat 23:36 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.05.2019, 06:47   #3
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,

Hz. Ali,
Okur yazarligi olmiyan, Muhammed doneminde Islamin Guclu bir pehlivani ve Muhammedin amcasinin ogludur...
Hz. Muhammed`in 7 amcasi var, sadece 2 amcasi islami kabul ediyor, Hamza UHUD savasinda mizrak ile oldurulur. Abbas daha sonra islami kabul eder, soyu Emevilerin yikilmasi ile saltanati alirlar, ABBASI HALEFETI....

Tarih`ler boyunca Hz. Ali`nin Camide NAMAZ KILARKEN Arkasindan biciklanarak olduruldugunu, hatta ve hatta Namaz Kilarken Hic Bir Seyi Dumadigi Icin, Arkasindan Yaklasan Kisi ve kisileri duymadigini, namazi bitirdikten sonra bicagin acisini his ettigini idda edilirdi.....
Neymis efendim Bizim Namazimiz Ali tarafindan kilinmismis, Namaz kilarken olduruldugu icin, NAMAZ KILMIYORUZ!!!!!!
1400 YILDAN BERI NICE IGRENC VE CIRKIN ASIMILE POLITIKALARI ILE BUGUNE KADAR GELDIK...
BIRAZ DA GERCEKLERI GORELIM..

DERSIM ALEVI KIZILBAS YASAM FELSEFESINDE VAZ GECMILMEZI OLAN,
Hizir Oli,
Hizir Eli, KUTSALLIGI
1400 yildan beri surdurulen acimasiz Asimile politikalari ile, HIZIR OLI/ELI, Arap ALI olarak lanse etmeye calismalari ve kutsallastirip onu tanrilastirmalari kabullenmez bir olgudur...

Ebu Bekir`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet..

Omer`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet.

Osman`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet.

Osman`a kurulan pusu ve tuzaklardan korumaya calismismidir? Evet.

Kendi 10 yasindaki kizini 60 yas uzerinde olan Omer`e vermismidir? Evet...

Kardesim dedigi, Hz. Muhammedin kizi Fatima`yi almismidir? Evet.

Cok Evlilik Yapmismidir? Evet..

Hemde, OMER VE EBU BEKIR isminde cocuklari da var...

Hz. Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14]

Hz. Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Hz. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir.

Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş_tur.

Temim Kabilesin_den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş_tur: Abdullah ve Ebû Bekir.

Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Hz. Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım_dan olmuştur.

Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Hz. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.


Hz. ALİ’NİN ÖLÜMÜ


Nehrevan savaşından ailesinin mühim bir kısmını kaybeden aileden bir kadının kocası olan Abdurrahman b. Mülcem el-Muradi, Şebib b. Becere ve Verdan adlı hariciler, Nehrevan savaşında katledilen akrabalarının intikamını almak için, halife Ali b. Ebü Talib’i öldürmek üzere, ittifak etmişlerdi.

Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin ölüm sebebini şöyle anlatır: Abdurrahman b. Mülcem Şebib ve Verdan adlı suikastçılar mescidin kapısının önünde gizlenir. Hz Ali evden çıkıp mescide yürürken, Şebib üzerine atılarak, kılıcını savurur, ancak kılıç kapının kenarına çarpar. Arkasından Abdurrahman b. Mülcem şöyle der: Ya Ali, hüküm ancak Allah’ındır; senin ve adamlarının değildir deyip, Hz. Ali’nin tam başı üzerine bir kılıç vurur; kılıç beynine kadar işler. Abdurrahman b. Mülcem Hz. Ali’ye darbe indirip kaçacağı sırada Hz. Ali: Bu adam kaçıp kurtulmasın, yakalayın, diye seslenince orada bulunup sesini işiten halk hemen Abdurrahman b. Mülcem’i yakalamışlardı. Ancak rivayetlere inanmak lazım gelirse, Şebib ve Verdan adlı suikastçılar kaçarak kurtulur.

Sonra Hz. Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Bu sırada Hz. Ali: Bu adamı yanıma getirin, diye buyurdu ve Abdurrahman b. Mülcem’i huzuruna getirdiler. Hz. Ali ona: Bu cinayeti neden işledin?, diye sorunca Abdurrahman b. Mülcem: Senin kanını helel buldum ondan ötürü ki, sen çok kan eyleyip hadsiz adam öldürdün, diyerek karşılık verdi, Hz. Ali Hz. Hasan’a dedi: Eğer ben ölecek olursam onu da beni öldürdüğü gibi öldürünüz. Eğer ölmeyip de sağ kalacak olursam ben onun hakkında gereken hükmü veririm. Bunun üzerine Hz. Hasan Abdurrahman b. Mülcem’i hapsetti.

Bu arada Cündeb b. Abdullah Hz. Ali’nin huzuruna gelerek: Şayet seni kaybedersek „ki inşallah kaybetmeyiz“ senden sonra Hz. Hasan’a biat edelim mi?, diye sordu, Hz. Ali de: Ben bu konuda size ne emir veririm, ne de sizi bundan alıkoyarım. Siz kendi işlerinizi daha iyi bilirsiniz; diye cevap verdi.

Hz. Ali bu yaranın etkisiyle, üç gün sonra, H. 40 yılın ramazan ayının 17. (M. 23 ocak 661) cuma günü vefat etti. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, cesedini yıkadılar, üç parç kefen ile kefenlediler. Cenaze namazını, Hz. Hasan dokuz tekbir (İbnü’l-Esir’e göre, yedi tekbir) ile kıldırdı ve Küfe’de sultan sarayı ile mescid arasında defenettiler ve mezarının yerini belirsiz ettiler. Ertesi günü Hz. Hasan emretti, Abdurrahman b. Mülcem’i öldürdüler. Müslümanlar cesedini alarak hasırlara sarıp ateşe verdiler. Kaynak: Taberi, (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.214-217 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.3, sa.397-402 B.Y.

İkinci bir rivayete göre, Hz. Ali Küfe civarında, bu şehri Fırat nehrinin taşımalarından koruyan sedler yakınında bir yere gömülmüş idi ki, daha sonra burada, Necef şehri (bugünkü Meşhed Ali) inkişaf etti.

Üçüncü bir rivayete göre, Hz. Ali Medine’de Fatima’nin mezarı yanına (yani bugünkü cennet el-baki kabristanından medfundur) defnedilmiş idi.

Dördüncü rivayet ise, Hz. Ali’nin mezarı Kasr el-İmara civarında olduğu rivayet edilmektedir. Buna göre, Necef’teki mezar, gerçekte Hz. Ali’nin mezarı değil de, islamdan önceki devirden kalma mukaddes bir mezar olabilir; zaten burada Adem ve Nüh’un mezarlarının bulunduğu da söyleniyordu. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma.Necef, M.E.B.Y.

Hz. Ali’nin farzedilen mezarı üzerinede büyük bir türbe, Hicri 369 (M.979) senesi Deylem asıllı Büveyhi hükümdarı Azud el-Davla (M.936-983) tarafından inşa ettirdi ki, hükümdar Azud el-Davla ile oğulları Şeref el-Davla ve Baha el-Davla’nin gömülmüş oldukları bu türbe Hamd Allah Mustavfi (M.1281-1350) zamanında hala mevcud idi. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.609-610 ve c.9, sa.25 ve sa.193 B.Y. İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma. Adududdevle M.E.B.Y.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.05.2019, 14:00   #4
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger Canlar,

Hz. Ali,
Okur yazarligi olmiyan, Muhammed doneminde Islamin Guclu bir pehlivani ve Muhammedin amcasinin ogludur...
Hz. Muhammed`in 7 amcasi var, sadece 2 amcasi islami kabul ediyor, Hamza UHUD savasinda mizrak ile oldurulur. Abbas daha sonra islami kabul eder, soyu Emevilerin yikilmasi ile saltanati alirlar, ABBASI HALEFETI....

Tarih`ler boyunca Hz. Ali`nin Camide NAMAZ KILARKEN Arkasindan biciklanarak olduruldugunu, hatta ve hatta Namaz Kilarken Hic Bir Seyi Dumadigi Icin, Arkasindan Yaklasan Kisi ve kisileri duymadigini, namazi bitirdikten sonra bicagin acisini his ettigini idda edilirdi.....
Neymis efendim Bizim Namazimiz Ali tarafindan kilinmismis, Namaz kilarken olduruldugu icin, NAMAZ KILMIYORUZ!!!!!!
1400 YILDAN BERI NICE IGRENC VE CIRKIN ASIMILE POLITIKALARI ILE BUGUNE KADAR GELDIK...
BIRAZ DA GERCEKLERI GORELIM..

DERSIM ALEVI KIZILBAS YASAM FELSEFESINDE VAZ GECMILMEZI OLAN,
Hizir Oli,
Hizir Eli, KUTSALLIGI
1400 yildan beri surdurulen acimasiz Asimile politikalari ile, HIZIR OLI/ELI, Arap ALI olarak lanse etmeye calismalari ve kutsallastirip onu tanrilastirmalari kabullenmez bir olgudur...

Ebu Bekir`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet..

Omer`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet.

Osman`in Halifeligini kabul etmis ve boyun egmismidir? Evet.

Osman`a kurulan pusu ve tuzaklardan korumaya calismismidir? Evet.

Kendi 10 yasindaki kizini 60 yas uzerinde olan Omer`e vermismidir? Evet...

Kardesim dedigi, Hz. Muhammedin kizi Fatima`yi almismidir? Evet.

Cok Evlilik Yapmismidir? Evet..

Hemde, OMER VE EBU BEKIR isminde cocuklari da var...

Hz. Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14]

Hz. Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Hz. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir.

Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş_tur.

Temim Kabilesin_den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş_tur: Abdullah ve Ebû Bekir.

Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Hz. Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım_dan olmuştur.

Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Hz. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.


Hz. ALİ’NİN ÖLÜMÜ


Nehrevan savaşından ailesinin mühim bir kısmını kaybeden aileden bir kadının kocası olan Abdurrahman b. Mülcem el-Muradi, Şebib b. Becere ve Verdan adlı hariciler, Nehrevan savaşında katledilen akrabalarının intikamını almak için, halife Ali b. Ebü Talib’i öldürmek üzere, ittifak etmişlerdi.

Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin ölüm sebebini şöyle anlatır: Abdurrahman b. Mülcem Şebib ve Verdan adlı suikastçılar mescidin kapısının önünde gizlenir. Hz Ali evden çıkıp mescide yürürken, Şebib üzerine atılarak, kılıcını savurur, ancak kılıç kapının kenarına çarpar. Arkasından Abdurrahman b. Mülcem şöyle der: Ya Ali, hüküm ancak Allah’ındır; senin ve adamlarının değildir deyip, Hz. Ali’nin tam başı üzerine bir kılıç vurur; kılıç beynine kadar işler. Abdurrahman b. Mülcem Hz. Ali’ye darbe indirip kaçacağı sırada Hz. Ali: Bu adam kaçıp kurtulmasın, yakalayın, diye seslenince orada bulunup sesini işiten halk hemen Abdurrahman b. Mülcem’i yakalamışlardı. Ancak rivayetlere inanmak lazım gelirse, Şebib ve Verdan adlı suikastçılar kaçarak kurtulur.

Sonra Hz. Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Bu sırada Hz. Ali: Bu adamı yanıma getirin, diye buyurdu ve Abdurrahman b. Mülcem’i huzuruna getirdiler. Hz. Ali ona: Bu cinayeti neden işledin?, diye sorunca Abdurrahman b. Mülcem: Senin kanını helel buldum ondan ötürü ki, sen çok kan eyleyip hadsiz adam öldürdün, diyerek karşılık verdi, Hz. Ali Hz. Hasan’a dedi: Eğer ben ölecek olursam onu da beni öldürdüğü gibi öldürünüz. Eğer ölmeyip de sağ kalacak olursam ben onun hakkında gereken hükmü veririm. Bunun üzerine Hz. Hasan Abdurrahman b. Mülcem’i hapsetti.

Bu arada Cündeb b. Abdullah Hz. Ali’nin huzuruna gelerek: Şayet seni kaybedersek „ki inşallah kaybetmeyiz“ senden sonra Hz. Hasan’a biat edelim mi?, diye sordu, Hz. Ali de: Ben bu konuda size ne emir veririm, ne de sizi bundan alıkoyarım. Siz kendi işlerinizi daha iyi bilirsiniz; diye cevap verdi.

Hz. Ali bu yaranın etkisiyle, üç gün sonra, H. 40 yılın ramazan ayının 17. (M. 23 ocak 661) cuma günü vefat etti. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, cesedini yıkadılar, üç parç kefen ile kefenlediler. Cenaze namazını, Hz. Hasan dokuz tekbir (İbnü’l-Esir’e göre, yedi tekbir) ile kıldırdı ve Küfe’de sultan sarayı ile mescid arasında defenettiler ve mezarının yerini belirsiz ettiler. Ertesi günü Hz. Hasan emretti, Abdurrahman b. Mülcem’i öldürdüler. Müslümanlar cesedini alarak hasırlara sarıp ateşe verdiler. Kaynak: Taberi, (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.214-217 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.3, sa.397-402 B.Y.

İkinci bir rivayete göre, Hz. Ali Küfe civarında, bu şehri Fırat nehrinin taşımalarından koruyan sedler yakınında bir yere gömülmüş idi ki, daha sonra burada, Necef şehri (bugünkü Meşhed Ali) inkişaf etti.

Üçüncü bir rivayete göre, Hz. Ali Medine’de Fatima’nin mezarı yanına (yani bugünkü cennet el-baki kabristanından medfundur) defnedilmiş idi.

Dördüncü rivayet ise, Hz. Ali’nin mezarı Kasr el-İmara civarında olduğu rivayet edilmektedir. Buna göre, Necef’teki mezar, gerçekte Hz. Ali’nin mezarı değil de, islamdan önceki devirden kalma mukaddes bir mezar olabilir; zaten burada Adem ve Nüh’un mezarlarının bulunduğu da söyleniyordu. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma.Necef, M.E.B.Y.

Hz. Ali’nin farzedilen mezarı üzerinede büyük bir türbe, Hicri 369 (M.979) senesi Deylem asıllı Büveyhi hükümdarı Azud el-Davla (M.936-983) tarafından inşa ettirdi ki, hükümdar Azud el-Davla ile oğulları Şeref el-Davla ve Baha el-Davla’nin gömülmüş oldukları bu türbe Hamd Allah Mustavfi (M.1281-1350) zamanında hala mevcud idi. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.8, sa.609-610 ve c.9, sa.25 ve sa.193 B.Y. İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma. Adududdevle M.E.B.Y.

Kaynak olarak sunduklarınız sünni/şia kaynaklarıdır.

Alevi bektaşi kaynakları değildir. Dolayısı ile aktardiklarinizin Alevi bektasilerde bir karşılığı yoktur.

Siz bu aktardiklariniza inanıyor ve doğruluğuna kanaat getirmişseniz. Veyahutta celiski ve elestiriyorsaniz, bunları doğru kabul eden sünni ve şii forum sitelerine eleştirilerinizi yapabilirsiniz

Yine yukardaki aktarimlariniza delil olacak alevi bektaşi kaynağı sunabilirseniz. Buyrun getirin.. bizim kaynaklarimizda celisme ve/veya sizin aktarimlariniz paralelinde bir kanit varsa onu da getirebilirsiniz.

Alevi bektaşi kaynakları literatürü konusunda sıkıntı çekiyorsanız yardımcı da olabilirim.

Aynı şekilde yukarda aktardığınız Hz. Muhammed veya Hz. Ali hakkındaki bilgileri kabul etmiş seyyit , Ehlibeyt neslinden gelen tarihin herhangi bir noktasında bir ulumuz pirimiz varsa onları da aktatarabilirsiniz.


Konu Dede-baba tarafından (26.05.2019 Saat 14:57 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.05.2019, 17:18   #5
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
SANA VERDIGIM CEVAP YUKARIDA LINK`DE VE ASAGIDAKI ALINTIDA.
ISINE GELDIGINE CEVAP VERIYORSUN!!
ISINE GELMEDIGINE AYNI TERHANE YAKLASIMLA UTANMADAN YAZMAYA DEVAM EDIYORSUN....

SOZDE SAVUNMAYA CALISTIGIN,
VAR OLDUGUNU IDDA ETTIGIN,
OLMADIGINI BILE BILE, VAR GOSTERIP, ALCAKCA IGRENC ASIMILE POLITIKALARINIZA DEVAM ETMEK YERINE..
IDDA ETTIGINIZ BEKTASILERE AYIT OLAN KURAN DENILEN SUC MAKINASI VE KAYNAKLARI ACIKLAYIN, VEYA DAHA FAZLA ALCAKLIK YAPMAYIN....


Alıntı:
Dede-baba Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Yukarıda birçok bilgi gerçek ile maalesef bağdaşmamaktadır.

Buraya aktarılan birçok bilginin kaynağı sünni ve şii kökenlidir. Oysa Alevî/bektaşilik ne sunnilikte. Ne de siiliktir.

Alevi/bektaşilik Türklerin ve Anadolu halklarının islami algılayış biçimidir. 3 bir yorumdur.

Yukarıdaki saçmalıkları sünni veya şii forum sayfaların da o kimseler ile istediğiniz kadar tartışabilirsiniz. Bizi ilgilendirmez

Yukarıdaki anlatılarınıza Alevi bektaşi kaynaklarından delil getirebilirseniz. Buyrun getirin biz de görelim

Getiremeyecekseniz, yezitin, sunninin, siinin tezlerinin alevi islam inancında yeri olmadığını bilmeniz gerekir.

Aleviler bu saçmalıklara inanmis olsa idi. Birden fazla evlilik yapar beş vakit camiye gider 30 gün ramazan orucu tutardı. Bunları yapmadiklarina göre alevi bektaşilerin kaynakları farklıdır.

aleviliği alevilerin kaynaklarından öğrenin.

Ha alevilik anadoluya has bir inançta değildir. Kökeni Orta asyaya uzanan, Türklerin islami algılayış bicim8dir. Kur anın batını yorumuna dayanir

Örneğin Baba Mansur'un orta asya daki horasandaki adı mansur atadır. Düzgün baba ve daha niceleri soyu orta asyaya uzanır.

Yine ister hindistana gidin ( kakailer) , ister orta asyaya ya gidin , Allacilar/tedaviler, ister irana gidin, ister balkanlara gidin

Aleviler tüm bu farkli coğrafyalarda saz/bağlama eşliğinde semah döner, 12 imam orucu tutar, hızır orucu tutarlar.

Sonuç olarak alevilik, bizzat Hz. Muhammedin soyu 12 imamlar eli ile yayılmıştır.

Şimdi, birazcık ilmen aleviliği araştıran herkes bu gerçekleri görür.

Buna karşın islam dışı alevilik pkk eli ile ololuşturdu olusturulan hicbir karşılığı olmayan bilimsellikten uzak yapay bir görüştür. Amacı pkk nin ıdeolojik amaçlarına hizmettir)


Saygideger Canlar,

Bu sahtekarlar ve riyakarlara ne anlatirsan, ne yazarsan, ne aciklarsan nafile, bunlar dediklerini tekrarlar dururlar.
Bunun iki anlami var, ya bunlar yazilanlari okumazlar, kafasina taktiklari bildiklerini temcit pilavi gibi soyler dururlar, Yada sahtekarliklarindan ve riyakarliklarindan dolayi biliyormus gorunumunu vererek sahip olmadigi kimlige burunmeye calisirlar.
Bizler bunu goruyor ve biliyoruz, her turlu sahtekarliklara bas vurdugunu bilgi kirliligi yaptiklarini acik acik goruyoruz, Lakin okuyan bir cok insan tarafindan fark edilmiyebilir......

Ben buna defalarca sordum ve BEKTASI KAYNAGI DEDIGIN BILGILERI GETIRMEZSEN..... NAMERTSIN, SEREFSIZSIN, ALCAKSIN VS VS NAFILE BIR SURE SITEYE GIRMIYOR, DAHA SONRA HIC BIR SEY OLMAMIS GIBI TEKRAR GELIP AYNI SEYLERI TEMCIT PILAVI GIBI SOYLEDIKLERINI BIR SEY OLMAMIS GIBI TEKRAR SORMAYA DEVAM EDIYOR!!!!!!

ISLAM MISYONERINDEN ALINTI;
Buraya aktarılan birçok bilginin kaynağı sünni ve şii kökenlidir. Oysa Alevî/bektaşilik ne sunnilikte. Ne de siiliktir.
Yukarıdaki anlatılarınıza Alevi bektaşi kaynaklarından delil getirebilirseniz. Buyrun getirin biz de görelim .

Sen sahtekarligina devam et, ama ben yorulmazam, Senin gibi islam misyonerlerine cevap vermekten ve Senin gibi insanlik dusmanlarina cevap vermekten yorulmazam......

Sen her seferinde, Bunlar Sunni Kaynaklari, Bunlar Sii/Sia/Caferi kaynaklari diyerek, BEKTASI kaynaklarinin islami farkli savundugunu, farkli anlattigini savunmaya calisiyorsun...

Ben Sana defalarca ISLAMI SAVUNAN BEKTASI KAYNAKLARINI GETIRMEZSEN NAMERTSIN VE SEREFSIZSIN DEDIM, Cevap vermedin........

ALEVI KIZILBAS YASAM FELSEFESINDE islamla ilgili hic bir seyin olmadigini, islamin 5 sartindan hic birinin AlLEVILIKTE olmadigini defalarca soyledim.

Akabinde 4 Kapi 40 Makamin butun inceliklerini tek tek acikladim.
ALEVI YASAM FELSEFESININ, INSANLIGIN DOGUSUNDAN GELEN BIR YASAM BICIMI OLDUGUNU DA ACIKLADIM...

Pekki buraya aktarilan bilgilerin, belgelerin, kaynaklarin veya delillerin bir cogu sana gore, SUNNI VEYA SII, kaynaklari olabilir!!!
NERDE SENIN FARKLI KAYNAKLARIN????
KURAN DENILEN SUC MAKINASIN FARKLI BIR VERSIYONU VEYA FARKLI ULKELERDE FARKLI BIR KURAN VARSA HANGI ULKEDE, HANGI DEVLETIN KORUMASI ALTINDA, BIZE ACIKLA BIZDE ARASTIRALIM VE OGRENELIM DEDIK!!
TIK YOK, YALAN VE SAHTEKARLIKTAN OTEYE GITMIYORSUN...

SENIN KAYNAKLARIN, SUNNI VE SII KAYNAKLARIN DEGIL DIYELIM.. GERIDE KALAN ISLAMIN 3 MEZSEBI KALDI, SAFI, HANEFI, HAMBELI... BUNLARIN HANGISININ KAYNAGINI SAVUNUYORSAN DEFALARCA SOYLEDIK VE SORDUK... GETIR SU KAYNAKLARINI, BIZDE BILMEDIKLERIMIZI OGRENMIS OLURUZ, HALI ILE SENDE BIZIM IDDALARIMIZI CURUTMUS OLURSUN...

Ben sana Alevi Yasam Felsefesinin, Islam Denilen Suc Makinasi ile taban tabana zit oldugunu, uzaktan yakinda ilgi ve alakasinin olmadigini,
Islam Denilen Suc Makinasinin, ALEVI KIZILBAS YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUKTUR.
ALEVI YASAM FELSEFESI, INSANLIGIN DOGUSUNDAN BERI GELEN BIR YASAM BICIMI Oldugunu kesintisiz savundugumu da bilmene ragmen...
Namertlik ve alcaklik yaparak,
( "Yukarıdaki anlatılarınıza Alevi bektaşi kaynaklarından delil getirebilirseniz. Buyrun getirin biz de görelim" )
Diyorsun!!!!!!!
Breeee Sahtekar, Riyakar ve Yuzsuz duzenin iti.... Aleviligin Islamla ilgi ve alkasi yok dememe ragmen, BUYRUN GETIRIN BIZDE GORELIM diyorsun!!!!!

Biz buna Dimiliki dilinde, insan ol veya adam ol, TIRE VIRE yapma diyoruz...
Senin ne Adam Olacagin Var, Nede Insan Olacagin Var...

Sen Hile Ve Yalanlarina, Sahtekarliklarina, Alcakliklarina, Serefsizliklerine ve Her Turden Insanlik Dusmanligina Devam Etme Devam Et....
Bende Her Seferinde Senin Pisliklerini, Igrencilklerini, Ahlaksizliklarini, Yalanlarini, Iki Yuzlulugunu Aciga Cikarmaktan Yilmiyacagim.....

ISLAMIN KAC MEZSEBI VAR?
ISLAMIN 5 MEZSEBI VAR DIYORUM..
HEM FIKIRMIYIZ?
HEM FIKIR ISEK,
SEN HANGI MEZSEBIN MENSUBUSUN?
HEM FIKIR DEGILSEK.
6`NCI MEZSEP HANGISIDIR, ISMI VARMIDIR
Oyle ya, Sunni kaynaklari ve Sii kaynaklari senin icin dogru olan kaynaklar degil, mutlaka bu suc makinasinin baska bir mezsebinin kaynaklarina inaniyor ve savunuyorsun!!
Defalarca sordugum ve donup dolasip sana sordugum sorulari bana, ben savunuyormusum gibi sormak yerine, GETIR SU KAYNAKLARINI, KURANDA OLANLARDAN FARKLI NE ANLATIYOR, NASIL BIR INANCA SAHIPMIS?????

YINE DUZENBAZLIK VE SAHTEKARLIK YAPMA...

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.05.2019, 17:50   #6
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevilik konusunda günümüzde birçok kitap ve bilgi vardır fakat konuyla ilgili hangi kitapların güvenilir olduğu ve ne ölçüde aleviliği anlattığı tartışmalıdır. konuyla ilgili tam bir dezenformasyon vardır (yanıltma ve yalan haber).

Alevilik hakkında temel eserler den bir kismi asağıdadır?

[b]1- KUR'AN-I KERİM ( şiir halinde Alevi Kurran yorumu) Adil Ali Atalay can yayınları-
Bedri Noyan Dede-baba Kur'an Tevsiri-

Sunni olmak ile birlikte batını yorumlara yer vermesi sebeb-i ile İhsan ELİAÇIK YASAYAN KURAN TEFSIRI

2-BUYRUK (İmam Caferi Sadık) / Küçük Buyruk

3-MAKALAT (Hacı Bektas-ı Veli) Dede Mehmet YAMAN Karacaahmet dergahı yayınları

4- DÖRT KAPI KIRK MAKAM

5- HÜSNİYE ( dede-babalarca şii/caferi ilavelernden arındırılmışı)

6-HUBET-ÜL BEYAN ( şii/caferi ilavelerinden arındırılmış Olanı)

7- CAVİDAN-NAME

8- CABBAR KULU

9- YUNUS EMRE DİVANI VE YİNE YUNUS EMREYE AİT..RİSALET-ÜN NUSHİYYE

10- KAYGUSUZ ABDAL (Budalaname)

11- PİR SULTAN ABDAL (Değişler)

12- BATTAL GAZİ DESTANI (Cenknameler)

13- AŞKNAME


14- Değişler-Nefesler Sözlü kaynaklar

15-Saadete Erenlerin Bahçesi (Fuzuli)

16-Faziletname (Yemini)

17- Basta EDIP HARABI OLMAK UZERE, ABDAL MUSA, YEMINI, KUL HIMMET GIBI YEDI ULU OZANIMIZIN ESERLERI

18- EBUL VEFA MENAKIBNAMESI

"...Bu gülü yetiştireceksen canın yanacak....

Elin kanayacak,güneş seni terletecek,bu bahçede gül bitmez diyenler olacak,gül öyle yetiştirilmez böyle yetiştirilir diyenler olacak....

Sen kendine şunu soracaksın;ben burayı gülbahçesi yapmak istiyor muyum? Ben burada dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum? Eğer çok istiyorsan,ne eline batan dikene ne de söylenenler umrunda olacak,kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak...."


Bizler Gül bahçesinin bahçevanları olalım... Sevgi ekelim... Sevgi biçelim... Sevgiyle yatıp sevgiyle kalkalım....Kalplerde sevgiyi yeşertmek,Güzel ahlakı tamamlamaya gelen Hz. Muhammed-i ve Kur'an-ı doğru kimselerden öğrenerek İnsan-ı kamil yolculuğumuza başlayalım..Buda ancak.. Özü sevgi,, Dili kardeşlik, Cedd-i Muhammed Mustafa Evlad-ı Resul dede-baba'larımızın kaynaklarıyla ancak olabilir


Konu Dede-baba tarafından (26.05.2019 Saat 20:44 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 05:09   #7
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ben Sana SAHTEKARLIK YAPMA DEDIM.

Simdi Nasil Bir Sahtekar Olduguna Bakalim....

ISLAM MISYONERINDEN ALINTI;
[b]1- KUR'AN-I KERİM ( şiir halinde Alevi Kurran yorumu) Adil Ali Atalay can yayınları-
Bedri Noyan Dede-baba Kur'an Tevsiri-

Basta Adil Ali Atalay Kimdir ona bakalim.

Adil Ali Vaktidolu©



1936 yılında Eğin’in (şimdiki adı Kemaliye) Bezmişen (şimdiki adı Gözaydın) köyünde doğdu. Asıl adı Adil Ali Atalay’dır. İlkokulu köyünde okudu.

Aşıklık geleneğini küçük yaşlarda öğrenmeye başladı. Genellikle adını, bazen de Vaktidolu mahlasını kullanmaktadır.

Küçükken babasını yitiren Adil Ali, yıllar süren yoksul bir yaşamdan sonra ağabeyi Ahmet Atalay’la birlikte İstanbul’a yerleşti. Çeşitli işler kurduktan sonra nakliyecilikte karar kıldı ve işini geliştirdi.

Vaktidolu sonraki yıllarda kurduğu yayınevi aracılığıyla özellikle Alevi-Bektaşi geleneği çerçevesinde kitap yayınlamaya başladı.

Şiir yanında öykü ve roman denemeleri de bulunan Atalay birçok yarışma ve şenliğe katıldı.

Adil Ali, şiirlerini »Ehl-i Beytin Mucizeleri« (1972), »Anadolum Anadolum« (1975) ve »Gel Kendine Deli Gönül« (1992) adlı kitaplarda topladı. Ayrıca »Seyyit Nizamoğlu Divanı« (1990), »Abdal Musa Sultan ve Velayetnamesi« (1990), »Kerbela ve Matem« (1991), »Aşık Dermani Baba, Hayatı ve Şiirleri« (1991) ve »Erzurumlu Noksani« (1992) adlı araştırmaları bulunmaktadır.

Gecmiste ve gunumuzde yiginla gelmis gecmis halk ozanlari var oldugunu hepimiz bilmekteyiz.

Adil Ali Siirleri ve kendi capinda yaptigi arastirmalar sonucu YAYIN EVI acarak ticaret yapmasi gunun kosullarinda normaldir, bizim buna itrazimiz yok.
Lakin onun kendi capinda ticaret adi altinda sadece yazmak ve kitaplari satmak icin topladigi bilgilerin dogrulugu tartisilamazmi?
Tartisilmasini bir yana birakalim.
Kendisi Erzincan KEMALIYE kazasinin koyunde dogmus, ilk okulu bitirdikten sonra Ozan olmaya karar vermis, Ozanlik Yapmis.
Pekki bunun ALEVI KIZILBAS KAYNAGI ILE NE ILGISI VAR!!!!!!!!!!!
SENIN ALEVI KIZILBAS KAYNAGIN; ADIL ALI ATALAYMIDIR?

ALEVI YASAM FELSEFESININ 20`NCI YUZ YILINA DAMGASINI VURAN YOL ONDERI PIR BASKOYLU HASAN EFENDIYI NEDEN YOL GOSTERICI OLARAK GOSTERMIYORSUN`DA!!!!!!!!!!!!!!

AHLAKSIZLIK YAPMAK ADINA SAHTEKARLIGA BAS VURUYORSUN....

NEREDE SENIN SAVUNDUGUN VEYA SAVUNMAYA CALISTIGIN SOZDE GERCEK KURAN`IN, ALEVI BEKTASI KAYNAKLARI????????

UTANMADAN SIKILMADAN AHLAKSIZCA ALAY EDERCESINE BOYLESI TERBIYESIZLIK VE AYMAZLIK TEK AMACI ISLAM DENEN SUC MAKINASINA HIZMET ETMEK ICINMIDIR...
EVET AYNEN OYLE, BUNU BEN BILIYORUM BILMESIN`DE BILMIYEN ALEVI CANLARI ASIMILE ETME POLITIKASINI SURDURMEK ALACAKLIKTIR...

Bakin Ben, Tarihi Gercekleri Belge, Delil ve Tarihi Kaynaklarla bir bir acikliyorum, Acikladigim ve sundugum kaynaklar size gore Sunni, Sii, Safi, Hanefi, Hambelli vs vs kaynaklari olabilir, Buna yok degil, bunlar guvenir kaynaklardir vs vs vs diye idda etmiyoruz.
Ornegin DERSIM SOYKIRIM tarihini biz yasadikmi? Hayir.
Pekki Bu Soykirim olayin gercekliklerini nasil bulabiliriz?
Fasist Irkci, Milliyetci ve Gerici Duzen kendi yanlislarini ve hatalarini acikliyabilirmi?
Biz veya Ben Yanlis Yaptim Diyebilirmi?
Tarihe biraz kisaca ozetlemis olacak olursak.
Kerbela
Hallac-i Mansur,
Nesimi,
Pir Sultan Abdal,
Dersim,
Sivas,
Maras,
Corum,
Gazi
ve Daha nice KATLIAM VE SOYKIRIMLARIN sahibi bu suc makinasi vahsi dinin kendisi iken, Tarihler boyunca hunarca katleden, karalamaya ve yok saymak adina turlu oyunlara bas vuran bu UCKUR DUSKUNU, CINSI SAPIK, AHLAKSIZ VE INSANLIK DUSMANI ISLAM LA BIZIM NE ILGIMIZ OLABILIR????
Tarihler boyunca insanligin kabul etmiyecegi haksizliklari yaptiklari gibi, ayni zamanda ara sira yumusatma politikasi ile ASIMILE etme politikasina bas vurdular....
SENIN gibilerine de istedikleri gibi KEMIK atarak, suc islemeye devam ettiler ve bu ahlaksizliklarini surdurmeye de devam ediyorlar.

YALANCININ MUMU YATSIYA KADAR YANAR diye bir soz var..
Iste Sen ve Senin Gibilerin Mumu yatsiya kadar bile yanmiyor, Cunku SIZIN HILE VE YALANLARINIZI ANINDA ORTAYA CIKARIYORUZ....

Mesela yukarida kaynak gosterdiginiz, Adil Ali Atalay, ALEVI YOL ONDERIMIDIR?
Kendisini Alevilige Adamis Biri Olmus Olsaydi, 1894 de dunya gelen ve 1973 de hakka yuruyen PIR BASKOYLU HASAN EFENDI`DEN neden etkilenmemis ve onun sahip oldugu degerlerden dem almamistir.....

1400 yilin getirdigi ASIMILE politikalardan Pir Baskoylu Hasan Efendi Nasibini Almamismidir? elbette bir cok konuda etkilenmistir, etkilendigi konularda kendisini yenilemesi ve gelistirmesi icin tarihi gercekleri cok iyi incelemesi ve arastirmasindan gecer...

Dolayisiyla, idda etmeye calistigin veya kafana gore idda ettigin ALEVI BEKTASI KAYNAKLARI diye temcit pilavi gibi surekli gundeme getirdigin kaynagi ve delili yokken, olmadik ve olmiyacak seyleri KURAN diye gostermen sadece ayip il sinirli kalmaz, ahlaksizlik, riyakarlik ve aymazliktir....
Biz insanlarin inandigi ve inandirildigi degerlere saygisizlik yapmak istemiyoruz, Lakin var olan gercekleri tek tek, bir bir aciga cikararak, ALEVI YASAM FELSEFESININ SAHIP OLDUGU DEGERLERI TARIHI GERCEKLER VE DOGRULUKLARI ILE ACIKLIYOR. ISLAM ILE UZAKTAN YAKINDAN ILGI VE ALAKASININ OLMADIGINI SOYLIYORUZ..

ISLAM NE YAPIYORSA YAPSIN, NASIL VAHSILIK YAPIYORSA YAPSIN, CINSI SAPIKLIK VE UCKUR DUSKUNLUGU BIZI UZAKTAN YAKINDAN ILGILENDIRMEZ... ONLARIN SORUNU, ONLARIN PROBLEMI...

FAKAT KENDI AHLAKSIZLIKLARINI, CINSI SAPIKLIKLARINI, UCKUR DUSKUNLUGUNDEN DOLAYI INANILMIYACAK INSANLIGIN KABUL ETMEDIGI IGRENCLIKLERI, BASKASININ USTUNE ATMAYA KALKISMAK, BASKASINI KARALMAK YALAN VE IFTIRA ATMALARINDAN DOLAYI TEPKILERIMIZ KACINILMAZ HALE GELMEKTEDIR...

TEPKILERIMIZI TARIHIN GERCEKLERINI TEK TEK ORTAYA SEGILIYEREK ACIKLIYARAK TESPIT ETMEK VE ONLARI KENDI CIRKEFLIKLERI ILE MAHKUM ETMEK DE DOGRU OLANDIR.........

"IHSAN ELI ACIK" konusuna gelince yine gaf islemissiniz, iddalariniz ve soylediklerinizle tamamen celismissiniz, Ihsan Eli Acik Muslumanligi oldugu kabullenmis, islamin savuncusudur, ayni zamanda asimile politikalarin yeri ve zamaninda islem gormesi icin caba harciyan din yobazidir....
istiyorsan onun bir cok mekalesini buraya aktarabilirim.......

SONUC OLARAK INSANLIK SUCU ISLEMEYE VE BILGI KIRLILIGINIZE DEVAM EDIYORSUNUZ...
SAVUNDUGUNUZ KURAN LUFTEN,
VAR OLAN KURAN DAN FARKI NEDIR? NEREDE VE KIMIN ELINDEDIR?

CAFERI SADIK, HÜSNİYE EBUL VEFA SII INANCINA MENSUPTURLAR, BIZIMLE ILGISI NE?
IMAM CEFERI SADIK TARAFINDAN YAZILMIS KURAN VEYA GIZLENMIS KURAN VARSA!!! SII`LERIN ELINDE OLMASI GEREKMIYORMU?
VEYA SIZIN SAVUNDUGUNUZ ISLAM HANGI ISLAM ISE ONLARIN ELINDE SIZIN DE IDDA ETTIGINIZ KURAN MUTLAKA OLMALIDIR...

BIZIM YOL ONDERLERIMIZIN SOYLEDIGI VE SAVUNDUGU KITAP (SIZDE KURAN GECER)
OKUNACAK EN BUYUK KITAP, "INSANDIR."
SAHIP OLUNMASI GEREKEN EN BUYUK INANC ISE, "SEVGIDIR".
GITMEN GEREKEN VE SAHIP OLMAN GEREKEN YOL ISE, "SEVGI VE INSANLIK YOLUDUR".


Konu Raya Haq tarafından (27.05.2019 Saat 05:19 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 05:23   #8
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kadın Polemiklerine Kurandan Yanıtlar-
İhsan Eliaçık

Kur’an kadını dövün diyor mu?

KUR’AN’DA “KADIN DÖVME” İLE İLGİLİ AYETLER

ELİAÇIK: Bu konunun geçtiği ayetler Kur’an’da şöyledir:

“Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah’a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Nisa; 4/-34-35).

Bu ayet kadınları “dövmeyi” emreden ayet olarak bilinir.

Yaptığım çeviride görüldüğü gibi ayette geçen [ve’dribuhunne] ibaresi “Onları dövün, vurun” yerine “Onlardan bir müddet ayrılın” olarak tercüme edilmiştir. Çünkü kelime bu anlama da gelmektedir.

Sözlükte kelime “vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak” vb. birçok anlama gelir. Bu kelime Arapça’nın “aspirin” gibi neredeyse her derde deva bir sözcüğüdür. Türkçe’deki etmek, eylemek veya İngilizcedeki ‘get’ sözcüğünü çağrıştırır.

Ayette geçen “nuşuz” ise “yükselmek, şişmek, ortaya çıkmak, meydana gelmek, ayağa kalkmak, normalin dışına çıkmak, isyan etmek, karı-koca birbirine karşı gelip kavgaya meydan vermek” demektir.

Türkçe’de aile mahkemelerinde sıkça kullanılan ve boşanma nedenleri arasında sayılan “şiddetli geçimsizlik” dediğimiz şeyle aynı manayı çağrıştırır. Burada kadından kaynaklanan şiddetli geçimsizliğin kastedildiği anlaşılıyor.

Görüldüğü gibi ayette geçen darb ve nuşuz sözcükleri Arap muhayyilesinde bu manalar etrafında dönüyor.

Keza (darabe) kelimesinin Kur’an’da “sefere çıkmak, bir yerden bir süreliğine ayrılmak, açmak, ayırmak” anlamında kullanıldığı yerler vardır:

“Yeryüzünde ’sefere çıktığınızda’ (darabtüm) düşmanın üzerinize ani saldırı düzenlemesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda bir sakınca yoktur” (Nisa; 4/101)…

“Sonra Musa’ya şöyle vahyettik: Kullarımla geceleyin yürü, onlara denizde kuru bir yol ‘aç’, (fedrib) yakalanırız diye korkup kaygılanma.” (Taha; 20/77).

Şu halde “Kadınları dövün” ayeti olarak meşhur olan bu ayet, “İkişer, üçer, dörder…” ayetinin evliliklerin giderek çoğaltılmasını değil giderek azaltılmasını amaçlaması gibi, kadın dövme olaylarının terk edilmesini amaçlamaktadır…

HZ. PEYGAMBER EŞLERİNE EL KALDIRMADI

Hz. Peygamberin “Bütün gece, Muhammed ailesinin etrafında her biri kocasından şikâyet eden yetmiş kadın dönüp dolaştı. Hâlbuki sizler, o kadınlarını dövenlerin hayırlılarınız olduğunu göremezsiniz.” (İbni Mace, Ebu Davud) hadisinden de anlaşılacağı gibi, o dönemde de kadınlar dövülmektedir. Artan şikâyetler üzerine inen ayetlerde, dayak başta olmak üzere şiddeti yegâne çözüm yolu görenler bu işten vazgeçirilmeye çalışılmaktadır.

Zaten kadınlarını dövmekte olan, bu yüzden de koşup peygambere gelen ve bütün gece onun evinin etrafında şikâyetlenen “mağdur” kadınlar için, bir de gelen ayetlerde “Onları dövün, dövmeye devam edin” denir mi? Olacak şey midir? Bu, Kur’an’ın daima mağduru koruyup kollayan ruhunu anlayamama vardır.

Oturup konuşmadan, bir müddet yatağını veya odasını ayırma gibi gayet insanî yöntemlere başvurmadan, tek bildiği “Karnından sıpayı başından sopayı eksik etmeyeceksin” olduğu anlaşılan o günkü Arap toplumunu medenîleştirmenin amaçlandığı apaçık ortadadır.

Bu ayetten sonra ne gibi gelişmelerin olduğuna baktığımızda, bizzat Hz. Peygamber’in ömrü boyunca evli olduğu hanımlara tek bir kez bile el kaldırdığını göremiyoruz. Bir ara hanımlarıyla sorun yaşayınca önce onlarla konuşmuş, sonra yatağını ayırmış ve bir müddet (iki ay kadar) onlardan ayrılmıştır. Sonra anlaşma sağlanınca tekrar dönmüştür. Ayete verdiğimiz meal onun bu uygulamasına da dayanmaktadır.

Yine ayette geçen (darb) kelimesine vurma manası verilince, bunu yumuşatmak için kılı kırk yaran “utangaç” yorumlar yapıldığını, sonunda bunun artık bildiğimiz anlamda “evire çevire dövme” olmaktan çoktan çıktığını görüyoruz.

Örneğin “Etki ve iz bırakmayacak, kemiğini kırmayacak, herhangi bir uzvunu çirkinleştirmeyecek, dürtmek ve benzeri şekilde olacak… (Kurtubi), peş peşe aynı yere vurulmayacak, güzellik mahalli olan yüze vurulmayacak, kırk vuruştan fazla olmayacak… (Şafi), asla ölümüne sebebiyet vermeyecek, kamçı ve sopa ile olmayacak, bükülmüş mendil gibi bir şeyle olacak…” (Razi) vs.

Şimdi ister istemez mantık şu soruyu sordurur: Bir adam sinirli bir halde bunlara nasıl dikkat edecek? Eğer böyle olacaksa dövmenin caydırıcılığı kalır mı? Bu, bir anlamda “dövmecilik oynama” gibi bir şey olur.

Böyle yapmak yerine, kelimenin içeriğinde zaten varolan “bir müddet ayrılma, ayrı kalma” (boşanma değil, henüz boşanma yok) manası verilmeye neden yanaşılmıyor? Üstelik dövmenin hiç de hayırlı bir şey olmadığını söyleyen yığınla rivayet ve görüş varken… Bizzat Hz. Peygamberin kendisi “bir müddet ayrılma” olarak uygulamışken… Hiçbir zaman hanımlarına tek bir “fiske” bile vurmamışken…

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 05:23   #9
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

BEŞ AŞAMALI ÇÖZÜM PLANI

Şu halde tıpkı evlenme, içki, zina ayetlerinin aşama aşama ve belirlenmiş bir hedefe doğru gitmesi gibi, şiddetli geçimsizlik yaşayan ailelerin nasıl tekrar anlaşacağını düzenleyen bu ayet de, “kadınlarını döven” her hangi bir toplumu aşama aşama dövmeden vazgeçirip önce konuşarak, anlaşarak, ikinci olarak olmazsa (ev içinde) yatakları/odaları ayırarak, üçüncü olarak o da olmazsa bir müddet (evden) ayrı kalarak, dördüncü olarak, oda olmazsa aile büyüklerinden hakemler devreye sokarak, beşince olarak nihayet boşanmayı da bir yol olarak göstererek, onu da iki ile sınırlandırıp üçüncü bir geri dönme hakkı da vererek harika bir yol yordam gösteriyor.

Bugün şiddetli geçimsizlik yaşayan bir ailenin arasını bulmak için devreye giren birisi, akl-ı selim ile düşünse bundan daha güzel bir yol yordam bulabilir mi?

Şiddetli geçimsizlik yaşayan aileler için yukarıdaki “beş aşamalı çözüm plânının” sadece Müslüman aileler için değil, bütün insanlık aileleri için evrensel çözümler önerdiğini söyleyebiliriz. Zaten dünyanın neredeyse tüm medenî hukuk mahkemelerinde uygulanmaya çalışılan bundan başka bir şey midir?



İslam’da cariye var mı?

CARİYELİK CAHİLİYENİN DEĞERİDİR

ELİAÇIK: Cariye o günkü Arap toplumunda vardı fakat İslam’da yok. Aynı şey “kölelik”, “çok eşlilik”, “kadını dövme”, “kadını erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış bilme” vs. için de geçerlidir. Bunlar Kur’an’ın indiği toplumun yaygın gelenekleriydi. Sahabenin çoğu da bunları yapıyordu. Fakat Kur’an böylesi bir topluma hitabederek dönüştürücü bir işlev üstlendi. Kadınların durumunu iyileştirmeye yönelik birçok reform başlattı. Cariye olduğu söyleniyor, yanlış… Köleliğin kaldırılmadığı söyleniyor, yanlış… Kadının dövülmesinin emredildiği söyleniyor, yanlış… Çok eşliliğin tavsiye edildiği söyleniyor, yanlış… Bütün bunlar Kur’an’ın daima mağduru ve mazlumu koruyup kollayan ruhundan bihaber yaklaşımlardır. O günkü toplumda mağdur kadınlardı, o halde Kur’an’ın bütün kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen ayetleri mağdur olan kimse ondan –o toplumda kadınlar- yanadır. Bu benim için bir tefsir ilkesidir ve hiç şaştığını görmedim. Cariyelik de böyledir.

KUR’AN’DA CARİYELİKLE İLGİLİ AYETLER

Kur’an’da geçen “meleket eymanuhum” kavramını “cariyeleri” olarak yorumlayanlar yanılıyorlar. Bu kavramın cariye manasına yorulması hem beyhudedir hem de Kur’an’ın ruhundan habersiz olmak manasına gelir. Şu halde birçok meal ve tefsirde “cariye” olarak yorumlanan bu kavrama baktığımızda “Sağ ellerinizin sahip olduğu” anlamana geldiğini görürüz. Bu deyimle iki mana kastediliyordu:

1. Veli, şahitler vb. meşru şartları yerine getirerek nikâh sahibi olmak
2. Savaş sonucu esir kadınlara sahip olmak…

Yani ister hür ister esir böyle “meşru nikâh sahibi olmadan” hiç kimseyle evlilik ilişkisine girilemeyeceği anlatılmak isteniyor. Çünkü “Sağ elin sahip olduğu” deyiminden maksat nikâh mülkiyeti veya nikâh sahibi olmaktır. Zira bu tabir henüz savaş ve esir kadın ele geçirmenin söz konusu olmadığı Mekke dönemi ayetlerinde de geçmektedir (70/30).

Bu kavramın maksadı insanları zinadan menetmek ve yeni bir nikâh bulunmaksızın veya eğer kadın memluke (esir, köle) ise nikâh sahibi olmaksızın onlarla cinsi temasta bulunmaktan men etmektir. Allah bunu “sağ elin sahip olduğu” ile ifade etmiştir. Çünkü “sağ elin sahip olduğu” hem nikâh ile evlenilen kadınlar hem de mülk olarak sahip olunan kadınlar hakkında söz konusudur.

Demek ki savaşta esir alınan kadınlar, mübadele (esir değişimi) veya serbest bırakma söz konusu değilse, siyasi olarak esaret altında olurlar fakat onlarla cinsel ilişkiye girilemez yani “cariye” yapılamaz. Bunun için her normal kadınla yapıldığı gibi ayrıca nikâh kıyılması gerekir. Buna ise “eş” denir. İslam vicdanı her ne şekilde olursa olsun “nikâhsız” ilişkiye cevaz vermez.. Fakat Arap toplumunun o günkü yapısı buna direndi, hala da direniyor.

HZ. PEYGAMBER’İN CARİYESİ YOKTU

Bu çerçevede Hz. Peygamber’in iki tane cariyesi olduğu görüşü de doğru değildir. Çünkü bunlardan ilki Reyhane, Medine’deki Yahudi Kurayza kabilesine mensup bir hanımdı. Bu kabile ile yapılan savaş sonunda esir düştü. Hz. Peygamber Reyhane’yi önce serbest bıraktı sonra da evlenme teklif etti. O da kabul edince nikâh kıyarak evlendi.

Mariye ise babası İranlı, annesi Yunan Mısırlı Hrıstiyan bir hanımdı. H. 7 yılda Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubuna bir yazı ile karşılık veren Mısır Kralı tarafından gönderilmişti. Hz. Peygamber’in Reyhane’ye yaptığını ona da yaptığı anlaşılıyor. Çünkü Kur’an içlerinde Mariye’nin de olduğu Hz. Peygamber’in hanımlarından ayırdetmeksizin “Ey peygamber eşleri” diye bahseder. Başka bir tabir kullanmaz. Mesela şu ayette adı geçen hanım Mariye idi.

“Ey peygamber! Eşlerini memnun etmek için Allah’ın serbest bıraktığı şeyi niçin kendine yasaklıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır. Allah yeminlerinizi bir çözüme bağlamayı istemektedir.” (Tahrim; 66/1-2).

Eğer Mariye cariye olsaydı, onu kendine haram kılma (tahrim) söz konusu olmazdı. Bu nedenle birçok müfessirin bunun bir boşama (talak, zıhar) olup olmadığını tartıştığını görüyoruz. Tahrim, talak, zıhar vs. ise nikâh sorumluluğu altındaki “eşler” için geçerlidir. Buradaki eş ise Hafsa, Aişe ve Zeynep ile aynı statüde olan Mariye idi. Dahası Mariye, Hz. Peygamber’in tek erkek evladı olan İbrahim’in annesiydi. Cariye statüsünde olması bu açıdan da mümkün değildir.

Genellikle “cariyeleri” diye çevrilen deyimin geçtiği ayetlerin meali, bu durumda, örneğin Muminun suresinin girişinden örnek verelim şöyle olmak icab eder:

“Onlar iffetlerini koruyanlardır. Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır. Çünkü bu ayıplanacak bir şey değildir. Kim bunun ötesini ararsa, onlar da haddi aşanlardır.”

Ayet “Yalnızca eşleri veya cariyeleri ile birlikte olanlardır.” değil; “Yalnızca eşleri yani meşru şekilde sahip oldukları ile birlikte olanlardır” manasına gelmektedir.

Şu ayet ise, esir alınarak köle yapılan ve böylece evlilik dışı nikâhsız cinsel ilişki kurulabilen kadın demek olan “cariye” uygulamasına yol olmadığının apaçık delilidir:

“Hür mümin kadınlarla (muhsanât) bir yuva kurmaya güç yetirecek durumda olmayanlarınız, savaşta esir alarak sahip olduğunuz (ma meleket eymânukum) iman etmiş kadınları düşünebilir. Allah imanınız ile ilgili her şeyi biliyor. İman edenler artık birbirinin can yoldaşıdırlar. Şu halde onları namusuyla yaşamaları şartıyla, ailelerinden izin alarak ve mehirlerini vererek nikâhlayın.” (Nisa; 4/25)

Dikkate edin, düpedüz ailesinden izinli, mehirli, normal (meşru) evlilikten bahsediliyor. Rızası olmadan, izin alınmadan, mehir verilmeden, nikâh kıymadan, sırf savaşta elime esir düştü diye kadıncağızı cariye yapmak bunu neresinde? Her şeyden önce bu Kur’an’ın ruhuna ve vicdanına ters.

Peki, bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce, binlerce esir düşse, özellikle kadın olanlarına ne yapmak lazım gelir?

GELENEKTE CARİYELİK UYGULAMASI

ELİAÇIK: Eskiden (ihya çağları) üretilen cariye fıkhına göre; ganimet olarak askerlerin mülküne birer ikişer verilip cariye yapılırlar. Ancak bu rastgele ve kuralsız bir şekilde de olmaz. Cariyenin önce hamile olduğunun anlaşılması için bir ay bekletilir. Cariyeye sadece efendisi dokunabilir. Efendisinden çocuğu olursa artık başkasına satılamaz ve efendisi ölürse azat edilir. Efendisinden başka birisiyle evlendirilirse cinsel hakları evlendiği adama geçer ve fakat mülkü efendisinde kalmaya devam eder. Hür eşlerdeki dört sınırı cariyelerde gözetilmez. Eğer efendisinden çocuğu olmazsa alınıp satılabilir. Cinsel ilişkide kullanılmaları için askerlere rasgele dağıtılamaz.

Bunlar geçmiş çağlarda (ihya çağlarında) üretilen ve esir kadınların aşama aşama topluma kazındırılmalarını amaçlayan iyileştirilmiş kölelik hukukudur. En azından Roma veya Sasani kölelik uygulamasından daha insaflı olduğu söylenebilir.

Ancak bu uygulama kendi döneminde olumlu işlevler görmüşse de artık bir anlamı kalmamıştır. Kur’an’ın öngördüğünün bu olduğunu söylemek de mümkün değildir. Bu konuda geçmiş çağlar boyunca üretilen fıkıh, Kur’an’ın runuhu yakalamaktan uzaktır. Müslümanlar, tarihin ve insanlığın kendilerinden beklediğini yapmamışlar, ellerindeki Kitap’ın gerisine düşmüşlerdir. Hadi iyi niyeti elden bırakmayalım; o günkü insanlık şartlarını aşmaya güçleri yetmemiştir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 05:24   #10
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 971
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 20
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 29
37 Mesajına 39 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

KUR’AN’IN “RUHUNU” VE “VİCDANINI” ESAS ALAN İSLAM’DA CARİYELİK YOKTUR

Ancak bugün öyle değil. Onlardan dahi iyi bir noktadayız ve cesur olmamızı gerektirecek birçok sebep var.

Bugün yeniden üretilecek (inşa çağı) fıkhında bunun adı “savaş esirleri hukuku”dur. Buna göre bugün bir savaş olsa ve Müslümanların eline erkek ve kadınlardan oluşan yüzlerce esir düşse şunlar yapılır: Güvenliği sağlanmış korunaklı bir yerde bekletilirler. Ganimet olarak görülemezler. Esir alan askerlere dağıtılamaz, hiçbiri köle ve cariye yapılamaz. Evli olanların evlilikleri devam eder. Esir düştü diye ailesinden veya eşinden zorla koparılamaz, hangi dine göre kıyarsa kıymış olsun nikâhı feshedilemez. Her türlü kötü muamele, angarya, işkence, tecavüz, cinsel taciz yasak olur. Misafir muamelesi görürler. Ya esir mübadelesi karşılığında serbest bırakılırlar. Ya fidye veya tazminat karşılığı salıverilirler. Ya örneğin, lisan belletme, teknoloji öğretme, meslek kazandırma vs. karşılığı üçer beşer serbest bırakılırlar. İçlerinden kendi istekleri ile evlenmek ve Müslüman toplumda yaşamak isteyen olursa, kendi rızasıyla, ailesinin izni alınarak (hatta çağrılarak) ve mehirleri tastamam verilerek bekârlarla telli duvaklı, davullu zurnalı baş göz edilip serbest bırakılırlar.

Ya da hepsi bir meydana toplanır, etkili, dokunaklı ve gayet centilmen bir hitapla; insanlığa ne getirmek istediğimizi, niçin savaştığımızı, hürriyetin ve adaletin insanlık açısından önemini, İslam’ın sevgi ve merhamet dini olduğunu, kendimizi diğer din ve ideolojilerden ayıran farkın ne olduğunu, neye hizmet için var olduğumuzu anlatılır ve kayıtsız şartsız hepsini yurtlarına, yuvalarına göndererek serbest bırakırız.

Kur’an’ın, Bedir esirleri uygulamasında, daha sonraları da Hz. Ali’nin Suriye esirlerine yönelik hitabesinde ifadesini bulan Kur’an’ın “ruhunu ve vicdanını” esas alan bir fıkıh çağımızda kanaatimce böyle olmak icap eder.

Geçmişte Bizans’ın ve Sasani’nin köleci düzenlerine ve saray cariyelerine kendini kaptıranlar, ne yazık ki İslam’ın hürriyet ve adalet iklimini çoraklaştırmış, vicdanını kurutmuş, insanlıkta estirdiği o muazzam rüzgârı içten kırmış, üstelik bunun farkına bile varamamışlardır. Zihnini ve ufkunu eski (ihya) çağlarında donduran birçoğumuz, hala farkında olmadığı için geçmişin cariye hukukunu aşamamaktadırlar. Hâlbuki her çağın fıkhı o çağda üretilir, o çağı yaşayanlarca üretilir.

Kur’an’da başörtüsü var mı?

KUR’AN’DA BAŞÖRTÜSÜ İLE İLGİLİ AYETLER

ELİAÇIK: Kur’an’da konuyla ilgili ayet şudur:

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zarurî olan yerler dışında cinsel cazibelerini sergilemek için açılıp saçılmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.” (Nur; 24/31)

Burada başörtüsünden mi, omuz örtüsünden mi, atkıdan mı, şaldan mı, eğer başörtüsünden bahsediliyorsa onun baştan çıkarılıp omuzlardan aşağıya örtülmesinden mi, yoksa başla beraber omuzlardan aşağıya örtülmesinden mi, neden bahsediliyor?

Ayetten anladığımıza göre, demek ki o günkü toplumda;

1. Bakışlarını sakınmayan,
2. Irz ve namuslarını korumayan,
3. Görünmesi zarurî olan yerler dışındaki yerlerini de cinsel cazibelerini sergilemek için açıp saçan,
4. Başörtülerini omuzlarının üzerinden salmayan bir takım kadınlar vardır. Ayet “mü’min” kadınlara bunlar gibi olmamaları çağrısında bulunuyor.

Ayette “başörtülerini” diye çevirdiğimiz “humuruhinne” kelimesi HAMR kökünden gelir ve tam anlamıyla “başörtüsü” manasına gelir.

Çünkü Arap bunu “baş ile ilgili” yerlerde kullanmaktadır. Örneğin başı döndürüp karıştıran, aklı örten, şarap, içki (hamr), baş döndüreni satan, şarapçı (hammâr), başı döndürme, aklı örtme yeri, şaraphane (hammâre), içkinin verdiği baş ağrısı (humâr), başı beyaz koyun (muhammera mine’ş-şiyâh) demiş Arap…

Demek ki (hımâr) kelimesinin en önemli özelliği “baş” ile ilgili olmasıdır. Nitekim bu ayetler başı açıklığın yaygın olduğu bir topluma inmiş değildir. O günkü toplumda değil kadınlar erkekler bile, kimisi sıcaktan, kimisi Arap örfünden zaten başlarını bir şekilde örtmektedirler. Yani erkek kadın hemen hiç kimse “başı açık” dolaşmamaktadır. Sarık, kaftan, tül, renkli bez vs. başlarına bir şeyler dolayıp sararak veya alarak dışarı çıkmaktadırlar. On bin nüfuslu Medine’de yaşayan Yahudiler, Evs ve Hazreçliler, Muhacirler vs. dışarıdan bakıldığında üstlerinde “baş”larında bir takım örtüler olan insanlardır. Fakat özellikle kadınlarda bu örtü, örtünmek amacıyla değil, daha da çekici ve egzotik olmak amacıyla, “azını açıp azını kapatır” tarzda olmaktadır.

Peki, öyleyse ayet ne demektedir?

ELİAÇIK: Dikkat edilirse “Başörtüsü takın, başınızı örtün” denmiyor da “Başınıza aldığınız o örtüleri boyunlarınıza, omuzlarınızdan aşağıya da salın” deniyor. Bunun sebebi, o dönem kadınlarının başörtülerini arkadan bağlayarak, omuzlarını ve göğüslerine kadar boyunlarını açıkta bırakmalarıydı. Böyle daha çekici olacaklarını düşünüyor olmalılar…

Buradan “Başörtüsü değil, boyun örtüsü emrediliyor” diye bir sonuç çıkarmak, işi yokuşa sürmek ve anlamamak için diretmekten başka bir şey değildir.

Çünkü Kuran’ın çoğu emri zaten böyledir. Yani ayetler çoğunlukla “yürürlükteki durum” üzerine gelir ve onu düzene sokar.

Örneğin, “Cuma namazı kılın” demez de, “Zaten kılmakta olduğunuz o cuma namazı var ya, işte onun için çağrıldığınızda alışverişi bırakın” der.

Yine örneğin, “Namaz (salât) diye bir şey icat edin, kurban (nahr) diye bir uygulama başlatın” demez de, “O yapılmakta olan namaz (salât), kesilmekte olan kurban (nahr) var ya, işte onu siz Allah için yapın” der.

Yine örneğin, “Dörde kadar evlenin” demez de, “O onar, on beşer evlenip de geçindirmek için yetimin malına el uzatmaya kalktığınız eşleriniz var ya, işte onları dörde, üçe, ikiye, hatta bire indirerek evlenin, yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız böylesi daha iyidir” der.

Demek ki bu tür ayetler yürürlükteki duruma müdahale etmek, yanlış taraflarını düzeltmek, ıslahat yapmak amacıyla gelmektedir. Düzelttiği şekliyle de kalıcı emre dönüştürmektedir.

KUR’AN’DA BAŞÖRTÜSÜ VARDIR

Başörtüsünün de böyledir. Yani denmek istenen; “O zaten takmakta olduğunuz başörtüleriniz var ya, işte onları aşağıya doğru da salın, başınıza toplayıp da boynunuzu, omzunuzu, göğsünüzü, sırtınızı açıkta bırakmayın” demek olur…

İlginçtir, kadınların o günkü giyim tarzı bugün Fransızca’dan Türkçe’ye geçen “dekolte” kelimesi ile aynı manayı çağrıştırmaktadır. Çünkü dekolte Fransızca’da boynu açıkta bırakan giysi (decollete) demek. Bu sözcüğün kökü Latince’de boyun (col, collum) kelimesinden geliyor. Türkçe’ye de geçen, boyunda taşınan (koli), boyna sarılan (kaşkol), boyuna takılan (kolye) kelimeleri de bu kökten…

Anlaşılan o günkü kadınlar saçlarını arkadan bağlayacak şekilde başörtüsü ile örtüyorlar, omuzlarını, göğüslerine kadar boyun kısımlarını gayet “dekolte” bir kıyafetle açıkta bırakıyorlardı. Bugünün tabirleri ile “derin göğüs ve sırt dekoltesi” ile dolaşıyorlardı. İşte ayette bu tarz örtünmenin bir anlamının olmadığı beyan ediliyor. “Örtünecekseniz doğru dürüst örtünün. O başlarınıza taktığınız başörtüsünü sırt ve göğüs dekoltenizi tamamlayan bir aksesuar olarak değil, örtünmenin mantıkî sonucu olarak iyice aşağıya salın, boynunuzu, göğsünüzü, sırtınızı örtecek şekilde yakalarınızın üzerinden salın ki örtünmüş olasınız…” denmek isteniyor.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:12.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica