Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > Aw Grupları > AW İstanbullular Grubu

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 04.11.2006, 14:21   #1
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 77
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi


Standart İstanbulda çarpan yürekler

Sevgili canlar;

İstanbul bir tutkudur, şiir tadında bir gizemi vardır. Bu şehri böylesine büyülü yapan, yüzyıllardır paylaşılamaz kılan nedir? Bu büyülü şehirden her ayrılışımda, benim için ne kadar değerli olduğunu anlıyorum, çekilmez trafiğini bile özlüyorum. Sevincimi de hüznümü de taşıyan, kahrımı da çeken ama hiç solmayan bu şehri hem tanıtmak, hemde aw de ki İstanbullu canlarımızla tanışma, kaynaşma ortamı yaratmak istedim.

Bu şehirde bir projemiz var canlar, bu projeyi hayata geçirdiğimizde, İstanbul'un binbir çeşit rengine, binbir renkte dünyayı gören, bir kültür merkezimiz olacak. Bizim felsefemizi, dünyamızı, insanımızı, yaşam biçimimizi, kültürümüzü... ve nice renklerimizi istanbula katıp, bir renk armonisi oluşturacak. Renklerin en güzelini...

Şairlerimizin dilinden İstanbul...

İstanbul

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın

Vedat Türkali



Bir Şiir Üstüne Çeşitleme

Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin
Sevdiğim İstanbulu gibisin
Gene de çağırıyor yüreğin
Daha aydınlık bir yeryüzünü
Her zaman genc gozlerinde guluyor
Su kocamis ve yorgun Istanbul
Gene de yasiyor ve sirli aynasinda Bana gosteriyor senin yuzunu Ayak basmadığım çorak bozkırda Sevdiğim Anadolu gibisin
Gene de bekliyor yüreğin
Uzakta ve elinde olmayanı
Sevecen gözlerinde tükeniyor
Hasret rüzgarlarıyla Anadolu
Gene de üretiyor ellerin
Yeni baştan ve umutla sevdanı
İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak
Ne kadar yakınım sana
Ve ne kadar uzak

Onat Kutlar


İstanbul Ağrısı

kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ****ler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık

Attila İlhan


İstanbul Türküsü

İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halım.”
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalı’m,
Boynuna vebalim!”
İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli Kanık


İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık


Oy Beni

I Türkiye yaşanmaz oldu!
Her gün bir başka zehir.
Görmedik,
Bir bahçe, bir çiçek, bir şehir,
Görmedik bir gülen,
Hasılı bir ferah, bir rahat:
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir
Kollektif hayat!
II Türkiye yaşanmaz oldu!
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem
Vay ne hal olmuş vatan!
Güzel yarim İstanbul`dan ne haber?
Dil-Tarih`ten, Emekçi`den, Sendika`dan?
Şiddetin sabahı yakındır
Dayan dizlerim dayan

Enver Gökçe


İstanbul

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Turna üstüne söylenmiştir.

Gökte bulut yok
söğütler yağmurlu
Tuna'ya rastladım
akıyor çamurlu çamurlu
hey Hikmet'in oğlu, Hikmet'in oğlu
Tuna'nın suyu olaydın
Karaorman'dan geleydin
Karadeniz'e döküleydin
mavileşeydin mavileşeydin mavileşeydin
geçeydin Boğaziçi'nden
başında İstanbul havası
çarpaydın Kadıköy iskelesine

Nazım Hikmet Ran

İstanbul`umun dili

annemin dili
babamın dili
İstanbulumun dili
İstanbullumun dili
İstanbulumun efendisi
hanımefendisi
sokaklarımın bekçisi
yoğurtçusu, balıkçısı
can dilimi konuşanım
canım benim
ninnilerimi bu dil söyledi
masallarımı bu dil
bu dille duydum türkülerimi
bu dille okudum şairlerimi
“zalim beni söyletme derunumda neler var”

Asaf Halet Çelebi

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
SEVDALİNKA Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
muslum288 (04.06.2007)
Alt 04.11.2006, 14:34   #2
Yazar
Hubyar
PATRON
 
Hubyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 956
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 59
İtibar Puanı: 551
Hubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 124
157 Mesajına 436 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ben de geldim..

___________________İMZA___________________
http://www.aleviweb.com/forum/image.php?type=sigpic&userid=1436&dateline=1212702  521
Hubyar Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.11.2006, 14:38   #3
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 77
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Hubyar Nickli Üyeden Alıntı
Ben de geldim..
Hoşgeldin can.
-------------------------
İSTANBUL TARİHİ
Türkiye'nin en büyük ve en güzel şehri olan İstanbul'un yerleşme tarihi paleotik çağa,yani günümüzden 40 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.Bilinen tarih ise Kadıköy(Kalkedon) ve Sarayburnu bölgelerine yerleşen Megara'lılarla başlar.Şehrin ilk adı olan Bizantium,komutan Byzos'a izafeten verilmiştir.Bazı kaynaklara göre ise ilk önceleri "Lekab" ırmağından dolayı "Licus" adıyla anılmıştır.
Şehir 9 yüzyıl boyunca çeşitli işgaller görmüştür.M.S.196'da Roma İmparatoru Severus tarafından alınmıştır;imparatorun oğlu Antonius Caracalla'nın isteği ile yeniden kurulmuş ve adı da Antoninia olmuştur.M.S.269'da Gotlar'ın,M.S.313'de tekrar Romalı'ların eline geçen şehir ,IV.yy başlarında Büyük Constantinus tarafından imar edildikten sonra bildiğimiz Constantino- polis adını almış ve İmparator Teodosius'un "Kanunlar Mecmuası" nda bu adla ilk resmi kayıtlara geçmiştir.

İmparator, başkenti Roma'dan İstanbul'a taşımış;şehre ikinci Roma (Deutera Rome) ve Yeni Roma (Nea Rome) adlarını vermiş ise de Constantinopolis adı daha çok yerleşmiştir.İmparatorluk M.S.395 yılında ikiye ayrılınca bu tarihten 1453 yılına kadar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur.

Bizans döneminde İstanbul 30 kuşatma görmüştür.IV. ve XV.yy'lar arasında Hunlar,Avarlar,Sasaniler,11 kez Araplar,6 kez Bulgarlar, Selçuklular,Peçenekler,Haçlılar ve 7 kez Osmanoğulları İstanbul'u kuşatmıştır.Şehri ancak 30.kuşatmada alabilmek Fatih Sultan Mehmet'e nasip olmuştur.29 Mayıs 1453 tarihinde,kuşatmanın 54.gününde düşmesiyle Bizans İmparatorluğu yıkılmış;Ortaçağ kapanarak,Yeniçağ başlamıştır.Osmanlılar halkın her türlü hakkını korumuş,şehri imar etmiş ve başkent seçerek saltanat merkezi haline getirmiştir.

Yüzyıllar boyu resmi yazı ve paralarda Konstantiniye olarak geçen İstanbul,Osmanlı İmparatorluğu süresince Darülhilafe (Hilafet Evi), Darüssaltana (Saltanat Evi),Deraliye(Devletin Evi),Asitane(Devletin Eşiği),Dersaadet(Mutluluk Evi), Selatin(Sultan Kapısı),Beldetüt Tayyibe(Güzel Belde),İslambol(Müslümanı Bol),Darülmülk(padişahın Yeri),Payitaht-ı saltanat(Saltanatın Başkenti),Südde-i Saltanat (Saltanatın Eşiği) gibi birçok adlar almışsada İstanbul olarak tanınmış ve yaşamıştır.

XVI. ve XVII yy'lar arasında İstanbul'da anıtsal yapılar kurulmuş, yeni gelişme alanları belirlenmiş,bu gelişme biçimi günümüz İstanbul'unun da temel eksenlerini oluşturmuştur.bu dönemde şehir Edirnekapı,Haliç kıyılarında,Beyoğlu,Galata, Üsküdar,Kadıköy ve Boğaz yönünde yaygınlaşmıştır.Değişik dönemlerin simgeleri olarak Beyazıt,Şehzadebaşı, Süleymaniye,Mihrimah Külliyeleri yapılmış, daha sonra Yenicami ve Sultanahmet Camileri İstanbul'un görünümüne katılmıştır.II.Mahmud döneminde ilk kez Batı kentlerindeki gibi bir şehir planı yaptırılarak,XIV.yy'ın ilk yarısında tarihi sayılan kışlalar ve çevrelerinde de yeni yerleşim merkezleri oluşturuluyordu. Rami,Maltepe,Halıcıoğlu,Maçka,Gümüşsuyu,Taksim,Taş kışla,Harbiye gibi yerleşim bölgeleri şehrin yeni gelişme eksenlerini de belirliyordu.

1874 tarihinde açılan Sirkeci-Edirne demiryolu İstanbul'un batısında sur dışındaki gelişmeyi güçlendirdi.Bu arada 1838'de Unkapanı-Azarkapı ve 1845'te Karaköy-Eminönü arasında açılan köprüler iş merkezlerini birleştiriyordu.1853'te Dolmabahçe Sarayı,1865'te Beylerbeyi,1874'te Çırağan ve Yıldız Sarayları göz kamaştırıcı görünümleriyle şehre güzellik katmaya başlamışlardı.

XIX.yy'dan itibaren modernleşme her alnda yaşanıyordu.Boğaz'da ilk buharlı gemi 1829'da yüzdürüldü.1850'de Şirket-i Hayriye 6 vapurla düzenli seferlere başladı.1869 yılında atlı tramvay,1874'te Dolmabahçe Gazhanesi kuruldu.1876'da ise padişaha Kumkapı-Beyazıt,Karaköy-Dolmabahçe hattında çalışması düşünülen bir metronun yapımı öneriliyordu.

XX.yy başlarında Sirkeci Garı,Galata Limanı,Haydarpaşa Garı ve Rıhtımı İstanbul siluetindeki yerlerini almışlardır.Diğer yandan elektrikli tramvay geliştirilerek Şişli'ye;Anadolu yakasında ise Bostancı'ya kadar uzanıyordu.Bu gelişmelerle birlikte şehrin nüfusu 1 milyonu aşmıştı.

Cumhuriyet'in kurulması ile başkent Ankara'ya taşınınca,İstanbul sosyo-ekonomik ve kültürel önemini kısmen yitiriyordu. 1920'li yıllardan sonra yaşanan durgunluk, II.Dünya Savaşı yıllarında da gözlenmiştir.Daha sonra Avrupa'da şehircilik akımından etkilenmiş,yüzyılımızın ikinci yarısından başlayarak,hızla artan bir gelişme ile günümüzde dünyanın sayılı kültür,sanat,ticaret ve geniş hinterlanta sahip endüstri şehirlerinden biri olmuştur

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...

Konu SEVDALİNKA tarafından (04.11.2006 Saat 18:42 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
SEVDALİNKA Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
antiform78 (02.08.2007), muslum288 (04.06.2007)
Alt 07.11.2006, 02:18   #4
Yazar
Bulent74ankara
Y A S A K L I ! ! !
 
Bulent74ankara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 08.08.2006
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 340
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 43
Bulent74ankara iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 0
6 Mesajına 6 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sevgili Sevdalinka can'ında ifade ettiği gibi İstanbul bir tutkudur. En güzel Duyguların tadında bir gizemi vardır. Vatani görevimi İstanbul Beşiktaş'ta yapmıştım. Beşiktaş sahilinde marmara denizine bakmak, Ulus parkından İstanbul'u tepeden izlemek insanın içini o kadar güzel açıyor ki anlatılması tarifsiz bir duygu. Büyük bir çoşku selidir İstanbul. Çocukluk döneminden bu zamana kadar hep İstanbul sevgisiyle dolup taştım.

Dostluklarımla

Bulent74ankara Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2006, 11:21   #5
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İstanbul anlatılmaz yaşanılır...
İstanbul' u yaşamak gerek o havayı solumak gerek...
İstanbul bir dünya şehri kısacası 72 millet var 72 çeşit insan var
Kim ne derse desin ben tüm trafiğine, karışıklığına, keşmekeşliğine rağmen İstanbul' u çok seviyorum dünyanın incisi bence.

İstanbul' da boğaza karşı yenen balık ekmek dünyanın engüzel yemeği boğazın manzarası, Anadolu ve Rumeli hisarı manzarası geçmişle bugün arasındaki en iyi köprü görevini gören manzara.
Ben şanslı olanlardanım, çalıştığım yer hisarda karşımda da Rumeli hisarı manzarası tüm günün yorgunluğu hisarın büyüleyen manzarasına baktığım zaman bitiyor.

İstanbulun her ilçesi ayrı bir güzellikte özellikle yazın ada keyfi gibisi yok. Gerçi eskiden daha bir güzelmiş denize her noktadan girilebiliyormuş, son iki üç senedir tekrar eski tarihi canlandırmak adına uzun zamandır yapılan çalışmalar
meyvelerini vermeye başladı ama bunlar yeterli değil tabi insanımızında bilinçli olması tarihine denizine doğasına sonuna kadar sahip çıkması gerekli.

İlimizin nüfus çoğunluğu Anadolu yakasında Kadıköy civasında Avrupa yakasında ise Beşiktaş tarafında yoğunluktadır.
Alevi nüfusu ise şehrimizin geneline yayılmakla birlikde özellikle Avcılar, Bağcılar, Kartal, Sultanbeyli, Ümraniye civarında fazladır.
Ulaşımı ağırlı olarak kara trafiğine dayansada denizde yapılan vapur gezisi vapurda içilen bir bardak çay gibiside hiç bir yerde bulamayacağınız tatlardan...

Tarihi mekânları kapalı çarşsıda istanbulun tanıtımı açısından çok değerli,aklıma ilk etapta gelenler, Dolma bahçe sarayı, Yerebatan sarnıcı, Beyleyi sarayı, Hidiv Kasrı, Küçüksu kasrı, muhakkakgidilip görülmesi gereken yerlerin başında geliyor, birde Kız kulesi ve onun mitolojik öyküsü aşağıda da o öyküye yer vereceğim.

kısacası İSTANBUL = HAYAT' ın kendisi




KIZ KULESİNİN ÖYKÜSÜ

Bir zamanlar Üsküdar sırtlarında büyük bir tapınak vardı.Eski Yunan Tanrıçalarından Artemis adına kurulan bu tapınakta genç kızlar rahibelik yapardı.
Her yıl, baharın gelişini karşılamak, ağaçların, çiçeklerin, otların, kısacası doğanın yeniden canlanışını kutlamak için büyük bir bayram yapılırdı.Bu bayrama her yerden kadın, erkek, yaşlı, genç akın akın insanlar gelirdi.Burada bayram süresince yenilir, içilir, eğlenilir; Artemis Tapınağı`nda yaşayan kızlarla delikanlılar dans ederdi.
Bu bayramlardan birinde karşı kıyıdan Leandros adlı yakışıklı bir delikanlı da gelmişti.Bayrama ilk kez katılıyordu.Hero ise Artemis Tapınağı`nda yaşayan güzel bir kızdı.Leandros ile Hero, bayram süresince birbirleriyle arkadaşlık ettiler.Güzel günler geçirdiler.
Bayram sona erince ayrılmaları gerekiyordu.Ama onlar, ayrılmak istemiyorlardı.Hero, `Üzülme,gelecek yıl yeniden buluşuruz.Seni beklerim,`dedi.
Leandros, `Olanaksız,` diye karşılık verdi. `Bir yıl bekleyemem Bir yıl çok uzun bir süre.Seni sık sık görmeliyim.Sık sık buluşmalıyım seninle.`
`Ama nasıl ? Arada deniz var.Hem her zaman bahar bayramlarında olduğu gibi durgun da değildir Boğaz`ın suları. Canavarlaştığı, koskoca gemileri bile yuttuğu olur.`
`Aradaki deniz engel olmamalı arkadaşlığımıza dostluğumuza Hero.Ben çok iyi yüzerim.Senden istediğim, denizin durgun olduğu geceler, bir ışık yakman yalnızca.Yüzerek gelirim o zaman yanına.Unutma, karşı kıyıdan yakacağın ışığı gözleyeceğim.Işık yanınca benimle konuşmak istiyorsun demektir.Hemen gelirim.`
Böyle diyerek Leandros, arkadaşından ayrıldı.Yaz boyunca, denizin durgun olduğu gecelerde Hero, Leandros`a ışık ışıkla işaret vererek buluşmalarını sağladı.
Gece ne denli karanlık olursa olsun Hero` nun yaktığı ışık, Leandros`un yoluna aydınlatıyordu.
Güz bitmiş, kış yaklaşmıştı.Ilık esintilerin yerini lodos ve poyraz esintileri almıştı.Denizin çırpıntıları, birbirini kovalayan iri dalgalara dönüşmüştü.Artemis Tapınağı`nın yöneticilerinden biri, Hero`nun kimi geceler tapınağın kulesinde ışık yakıp Leandos`a işaret verdiğini görmüş, buluşmalarını izlemişti.
Denizin dalgalı olduğu fırtınalı bir gecede tapınağın yöneticisi, Hero`nun ışık yaktığı kuleye çıkıp meşaleyi ateşledi.
Karşı kıyıdan ışığın yandığını gören Leandros hemen dalgaların arasına bıraktı kendini.Bir yandan dalgalarla boğuşurken öte yandan ışığı yitirmemeye çalışıyordu.Tam Üsküdar kıyılarına yaklaşmışken ışık söndü birden.
Denizin ortasında zifiri karanlığa gömüldü Leandros.Bir an için, rüzgârdan sönmüştür belki, diye düşündü.Hero şimdi yakar ışığı.O zaman yönümü bulur, kıyıya varırım.
Ama Leandros yanılmıştı.Işığın başındaki Hero değildi.Tapınak yöneticisi de ışığı özellikle söndürmüştü.Leandros, denizin ortasında, azgın dalgaların arasında çırpına çırpına boğuldu.Bu durumu öğrenen Hero` da ertesi sabah kendini tapınağın kulesinden attı.
Zamanla Leandros`un boğuldu yerde bir kayalık oluştu.Denizin ortasındaki bu kuleyi de işte o kayalığın üstüne Leandros`un anısına bir anıt diye diktiler.Onun için bir süre Leandros kulesi diye anıldığı bile söylenir.
Aradan yüzyıllar geçti. İstanbul Bizans İmparatorluğu`nun başkenti oldu.İmparatorluk geniş topraklara sahipti.İmparatorlar, Sarayburnu`nda ağaçlar arasındaki görkemli saraylarında yaşıyorlardı.Boğaz`ı gören bu tepeden limana girip çıkan bütün gemileri izleyebiliyorlardı.Kent tapınaklarla, anıtlarla bezeliydi.Kentin çevresi de yüksek duvarlı surlarla çevriliydi.Başkent dıştan gelecek saldırılara karşı iyice korunuyordu.Onun için başkentliler, eğlenceden eğlenceye koşuyordu.Ayasofya`nın önündeki hipotramda sık sık araba yarışları yapılırdı.Sarayda şölenler birbirini kovalardı.Halkı mutlu, zengin bir yaşantı içinde çalkalanıp giden başkentte üzgün tek bir insan vardı.O da koskoca ülkeyi yöneten imparatorun kendisiydi.
İmparatorun uzun süre çocuğu olmamıştı.Tacını, tahtını bırakacağı kimsesi yoktu.Buna çok üzülüyordu.Sonunda bir kızı oldu.İmparator buna çok sevindi.Kızının doğum gününü ülkesinde bayram ilan etti.Her yıl, doğum günü bayramı görkemli bir biçimde kutlanıyor, prenses de gittikçe büyüyordu.Büyüdükçe serpilip güzelleşiyordu.İmparator, kızının tahta hazırlanmasını, ona göre eğitilmesini istemişti sarayın bilginlerinden.Bilginlerin en yaşlısı, imparatorun bu isteği karşısında, bir gün, `Yüce imparatorum boşuna uğraşıyorsunuz,` dedi. `Kızınız, tahta geçemeyecek.`
İmparator,yaşlı bilgine çok kızdı.
`Ne demek istiyorsun sen?` diye bağırdı.
`Çünkü kızınızı on sekiz yaşına basmadan bir yılan sokup öldürecek.`
`Yalan söylüyorsun.İnanmam buna!`
`İster inanın, ister inanmayın.Bence onu bu acı yazgıdan korumak için bir şeyler yaparsanız daha iyi edersiniz.`
İmparator, yaşlı bilgine hak verdi.Kızını öyle bir yere saklamalıydı ki oraya yılan gelmesin.Yılan gelemeyince de kızını sokup öldüremezdi.Böylece kızının yazgısını değiştirebilirdi.
İmparator, kızının acı yazgısını nasıl yenebileceğini uzun süre düşündü.Her sabah sarayının balkonuna çıkıyor, Boğaz` ın mavi sularına bakarak düşünceye dalıyordu.Bir sabah, Boğaz` ı sis basmış, deniz görünmez olmuştu.Yalnız denizin ortasındaki eski taş kule, şu delikanlının bulunduğu yere dikilen kule, sisi delip apak ortaya çıkmıştı.İmparatorun kafasında birden bir şimşek çaktı.Orası uzun süredir kullanılmıyordu.Acaba orayı onartsa, dayatsa döşetse denizin ortasında küçük bir saray biçimine soksa kızını yılanlardan koruyamaz mıydı? Öyle ya, denizin ortasındaki taş kulede yılan ne arasın.
İmparator, bu buluşuna çok sevindi.Ustaları, mimarları yanına çağırdı.Vakit geçirmeden işe koyulmalarını söyledi.
Çok geçmeden eski kule, sağlam bir kale biçimine sokuldu.Kuleye bir yer altı yolu yapılarak bu yer altı yolunda bulunan tatlı su kaynağıyla kulenin sarnıcına su verildi.Ayrıca kule ile kara arasında dalgakıranlık yapacak bir duvar örüldü.Böylece kulenin çevresi liman olacak, dalgalar, kuleyi dövmeyecekti.Her şeyiyle sessiz, sakin, küçücük bir saray olmuştu eski kule.İmparatorun kızı buraya yerleştirildi.Bütün gereksinimleri karşılanmıştı.Babasının sarayıyla karşı karşıyaydı kendi sarayı.
Babası, her sabah, Sarayburnu`ndaki sarayın balkonuna çıkıp kulede bulunan kızını selamlıyırdu.Prenses de babasına el sallıyordu kuleden.
Böyle böyle yıllar geçti.İmparator artık kızının uğursuz yazgısını yendiğinden emindi.Kızı on sekizine basmak üzereydi.On sekizinde imparatoriçeliği ilan edilecekti.
O günlerde köylülerden biri, saraya bir sepet üzüm getirdi.O zamanlar, İstanbul`un çevresinde çok büyük üzüm bağları vardı.Bu bağlarda kehribar renkli çavuş üzümleriyle parmak iriliğinde kara üzümler yetişirdi.Sepet bu iştah açıcı üzümlerle doldurulmuştu.Üzümleri yalnız başına yemeye imparatorun içi razı gelmedi.Sepeti kızına götürmelerini buyurdu.Muhafızlar, imparatorun buyruğunu yerine getirerek üzüm sepetini kuleye götürüp prensese verdiler.
Muhafızlar kuleden ayrıldıktan sonra prenses, sepetten bir salkım üzüm almak istedi.Sabah çiyinin buğusu üstlerindeydi daha.Taneler kütür kütürdü.Sepetten iri bir salkımı seçip aldı. O sırada üzüm salkımlarının arasına saklanmış olan boz renkli bir yılan süzülerek sepetten çıkıp prensesin bileğine dolandı.Prenses, ilk anda, kolunu silkeleyip yılanı bileğinden atmak istedi.Ama yılan prensesin bileğinden çözülüp boynuna dolandı.Prenses, taş kulenin içinde nice çığlık attıysa da duyan olmadı.Yılan, prensesi ince, uzun, ak boynundan ısırıp zehirini boşalttıktan sonra süzülüp gitti.
Ertesi gün, prensesi kulede ölü buldular.Boynunda yılanın diş izleri duruyordu.Prensesi sokan boz yılanı çok aradılarsa da bulamadılar.
İmparator, kızı için pirinç bir tabut yaptırdı.Toprağa gömülürse yılanlara yem olabilirdi.Onun için imparator kızının ölüsünü mumyalatıp bu pirinç tabuta kapattı.Tabutun da Ayasofya` nın yüksek duvarlarından birinin üstüne yerleştirilmesini buyurdu.Dediğini yaptılar.Böylece kızının hiç değilse ölüsünü yılanlardan koruyacağını düşünmüştü.Ama uzun yıllar sonra yüksek duvarın üstündeki pirinç tabutta bir yılanın girebileceği büyüklükte bir deliğin belirdiğini söylerler.Pirinç tabutu delen yılanın aynı boz yılan olduğu da anlatılır.Yakın zamanlara kadar prensesin delik tabutunun aynı yerde durduğunu görenler olmuş.
Tarih kitapları, çeşitli söylenceler Kız Kulesi`nin öyküsünü böyle anlatırlar.O günden beri de denizin ortasındaki bu kule Kız Kulesi diye anılır.



İstanbulun ilçeleri...

Adalar
Avcılar
Bağcılar
Bahçelievler
Bakırköy
Bayrampaşa
Beşiktaş
Beykoz
Beyoğlu
Büyükçekmece
Çatalca
Eminönü
Esenler
Eyüp
Fatih
Gaziosmanpaşa
Güngören
Kadıköy
Kağıthane
Kartal
Küçükçekmece
Maltepe
Pendik
Sarıyer
Şile
Silivri
Şişli
Sultanbeyli
Tuzla
Ümraniye
Üsküdar
Zeytinburnu


.

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***

Konu alev_2005_2005 tarafından (07.11.2006 Saat 14:21 ) değiştirilmiştir.
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
muslum288 (04.06.2007)
Alt 07.11.2006, 12:12   #6
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 77
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
İstanbul' da boğaza karşı yenen balık ekmek dünyanın engüzel yemeği boğazın manzarası, Anadolu ve Rumeli hisarı manzarası gemişle bugün arasındaki en iyi köprü görevini gören manzara.
Ben şanslı olanlardanım, çalıştığım yer hisarda karşımda da Rumeli hisarı manzarası tüm günün yorgunluğu hisarın büyüleyen manzarasına baktığım zaman bitiyor.
Sevgili Alev;

Gerçekten çok sanslısın. Rumeli hisarın manzarasına hayranım. Arasıra hisara, pazar kahvaltılarına gideriz. Divanhane de oturup denizi ve boğaz manzarasını doyasıya seyredip, çayı yudumlamanın zevki başkadır. Hisarın merdivenlerini tırmanınca da, kendimi daha bir genç hissediyorum Hisarın fotoğraflarını çekmiştim. bir ara vaktim olursa buraya aktarırım. Tabi hisar konserlerini de unutmamak gerek

Ben anadolu yakasında oturduğumdan, daimi mekanım kadıköydür. Kadıköy benim yaşamım diyebilirim. Kadıköy de en çok gittiğim mekan, Nazım Hikmet Kültür merkezi. Oranın havası da bir başkadır. Ermeni okulunu restore ederek, çok güzel ve mistik bir mekan oluşturmuşlar, yaz aylarında piraye cafenin, sakin ve dinlendirici havasında kitap okur, yaz sinemalarını izlerim.

Birde Mühürdar caddesini unutmamak gerek, Kitapçılar çarşısı da denilen bu sokak en uğrak yerdir benim için, Akmar pasajına uğrar, sahafları gezerim, birde alkım kitapevine mutlaka uğrarım. Eskiden hasırlar denilen rıhtımda olan bir yer vardı, orayı da çok severdim, şimdi kaldırdılar, yaz aylarında ne güzel olurdu, tüm gençlerin uğrak yeriydi, çay ve simit keyfi, hoş sohbetler, gitarlar, bağlamalar ve alabildiğine deniz....

Haldun Taner tiyatrosunun önü, kadıköyde buluşma noktasıdır. Çevresinde çiçekçiler, dergi satanlar, büfeler, telefon klübeleri vardır. Birbirini tanıyan, tanımayan her kez ilk buluşma noktası olarak burayı verir. Sevdiklerini, arkadaşlarını bekleyen, sıkılıp volta atan insanların burada ki manzarası, kadıköye ayrı bir anlam verir. Tiyatronun arka tarafı, miting alanıdır. Konserler verilir, halaylar çekilir, ve sloganlar atılır beşiktaş iskelesine karşı... ve daha anlatılmaz nice renklerle yaşanır kadıköy.

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2006, 13:26   #7
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 76
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sevdalinka can yine tam damardan bir çalışma yapmışsın ve çok da iyi etmişsin. Benim İstanbul'da vazgeçemediğim yerler Eminönü'nde ve Üsküdar'da balık ekmek yemek.Yazın Üsküdarın deniz kenarında merdivenlerin üzerine kurulmuş köy minderli çay bahçesinde (Üsküdardan Harem istikametine giderken) ayaklarını uzatıp veya bağdaş kurup çay içmenin zevki bir başkadır.Denizi seyretmek bütün haftanın yorgunlugunu atmamın ilacıdır resmen.Kadıköy içinde dediklerine katılıyorum çok yerinde tespitlerin istanbulun atar damarı diyebiliriz herzaman canlı kanlı bir yer.Mitinkler gösteriler vede en önemlisi dilenciler.Kadiköyde yöresel yemekler ve kebabıyla bayıldığım bir mekan ÇİYA bahariye caddesinden geçerseniz muhakkak bir deneyin gülbahar kebabı müthiş.İstanbulu nasıl anlatayım kelimeler yetersiz.Birde trafiği olmasa yedi bitirdi arkadaşlar beni hergün toplam üç saatım yollarda geçiyor bazen isyan ediyorum ama yinede çok seviyorum.

Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2006, 14:24   #8
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 77
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Yazın Üsküdarın deniz kenarında merdivenlerin üzerine kurulmuş köy minderli çay bahçesinde (Üsküdardan Harem istikametine giderken) ayaklarını uzatıp veya bağdaş kurup çay içmenin zevki bir başkadır.Denizi seyretmek bütün haftanın yorgunlugunu atmamın ilacıdır resmen.
Sevgili can; Üsküdar salacak dediğin gibi bağdaç kurup oturmak için ideal bir yerdir. Aynı zamanda salacak, fotoğrafçıların uğrak yeridir. Kızkulesinin manzarası salacaktan muhteşem görünür. İlk fotoğrafçılık deneyimim, salacakta geçmişti. Tripotları kurup, fotoğraf makinasıyla saatlerce kız kulesinin sabah, öğle, akşam görünümünü çekmiştik. Akşam denize ışıklarıyla yansıması bir başka güzel olmuştu.

Alıntı:
Kadiköyde yöresel yemekler ve kebabıyla bayıldığım bir mekan ÇİYA bahariye caddesinden geçerseniz muhakkak bir deneyin gülbahar kebabı müthiş.İstanbulu nasıl anlatayım kelimeler yetersiz.
Sende can alıcı bir mekandan bahsetmişsin Çiya benimde vazgeçilmez yerlerimdendir. Balıkçılar çarşısının devamında, yanyana ve birde karşısında olmak üzere 3 tane çiya lokantası vardır. Kebabı gerçekten güzel, aynı zamanda o sokak, birçok güzel lokantayla bezenmiş bir şekildedir. Yazın dışarıya masalar kurulur, yemeğini yiyen, nargilesini tüttüren, çayını yudumlayan insanlarla dolar taşar.

Bu arada balıkçılar çarşısından bahsetmişken, oranın maskotunu unutmayalım. Lili(Kaz) balık almak için gelen insanları karşılar, paytak yürüyüşüyle sempati toplar.

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2006, 15:45   #9
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 76
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Sende can alıcı bir mekandan bahsetmişsin Çiya benimde vazgeçilmez yerlerimdendir. Balıkçılar çarşısının devamında, yanyana ve birde karşısında olmak üzere 3 tane çiya lokantası vardır. Kebabı gerçekten güzel, aynı zamanda o sokak, birçok güzel lokantayla bezenmiş bir şekildedir. Yazın dışarıya masalar kurulur, yemeğini yiyen, nargilesini tüttüren, çayını yudumlayan insanlarla dolar taşar.
Sevdalinka reklam olmasın diye açmadım sen anlatmışsın işletmecisiyle bağlantımız oldugunu düşünmezler dimi.Ama gerçekten harika bir mekan ve ortam bilmeyenler denesin görsün.

Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.11.2006, 16:00   #10
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 77
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
alevv Nickli Üyeden Alıntı
Sevdalinka reklam olmasın diye açmadım sen anlatmışsın işletmecisiyle bağlantımız oldugunu düşünmezler dimi.Ama gerçekten harika bir mekan ve ortam bilmeyenler denesin görsün.
sevgili can biz erzincanlıyız, Çiyanın sahibi bildiğim kadarıyla bingöl, kığılı. oradan yırtıyoz

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:57.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica