Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > Aw Grupları > AW Dersimliler Grubu

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 11.11.2006, 18:25   #1
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi


Arrow Dersim Kimligi

Dersimliler Grubundan buraya aktarmadir. Bu baslik altinda Dersimlilerin kimligine dair düsüncelerin, arastirmalarin yazilmasi, aktarilmasi yerinde olur diye düsünüyorum.


TARİHTEN GÜNÜMÜZE DERSİM KİMLİĞİ

Sait ÇİYA

Kimliğin bir çok tanımı var. Aynı şekilde bir kişi, grup birden fazla kimliğe sahip olabilir. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin ulusal ve ondan tümüyle ayrı düşünülemiyecek inançsal ve kültürel kimlikleridir. Tarihten günümüze dediğimize göre, kimlik her şeyden önce süreklilik oluşturur. Süreklilik değişimi de birlikte getirir. Bir dönem önde olan özellikler, başka bir dönem geri plana itilebilirler. Bu duruma siyasal koşullar, yanısıra toplumun bünyesinde meydana gelen öteki değişimler etkide bulunurlar. Değişim şu anlama da gelir. Kimlik iki ucu kapalı düz bir çizgi değildir. Yatay ve dikey geçişleri vardır. Etkilenir ve etkiler. Kimliği oluşturan bazı öğeler zamanla geriler veya unutulurlar. Başka bazı öğeler kimliğin parçası haline gelebilirler.

Genel olarak bir toplumun kimliğini belirleyen nedir? Toplumsal kimlik denildiğinde, toplumsallığı ifade eden dil, tarih, toprak, inanç öğeleri öne çıkar. Bazı durumlarda siyasal eğilimler de kimlik tanımında öne geçebilir. Şunu da mutlaka unutmamak gerekiyor: Bir toplumun kimliğini belirleyen, başkalarının o toplum hakkında düşündükleri değildir. Belirleyici olan o toplumun kendisi hakkındaki düşünceleridir. Toplumun ortak tanımlarıdır.

Bu yazıda geçen genellemeler belli yanlışlıkları da içinde barındırıyor. Çünkü, her genelleme aynı zamanda farklı olanı genelin içine almaktır. Bir anlamda yok saymaktır. Kimlik ise daha belirsiz ve değişken bir olgudur. Siyasal, dinsel, ulusal çekişmelerin, çelişkilerin sonucudur. Bunu unutmadan, Dersim ve Dersimli üzerine bir kimlik tanımlaması yapmaya çalışacağım.

Son yıllardaki çalışmaları saymazsak, Dersimliler tarihlerini yazılı hale getiremediler. İlk ciddi deneme, Nuri Dersimi´nin Kürdistan Tarihinde Dersim ve Hatıratım isimli çalışmalarıdır. N. Dersimi´nin çalışmaları Dersim tarihi ve kimliğine yönelik önemli bir katkı olmasına rağmen, bazı yönleri ile de başka bir yanlışlığın, yanlış eğilimin başlangıcı sayılabilirler. Nitekim, N. Dersimi´nin yaklaşımına Seyfi Cengiz[1] ve Mustafa Düzgün[2] ciddi eleştiriler getirmişlerdir.

1980´den sonra ise Avrupa´ya çıkan Dersimli aydınlar yeni çalışmalara başlamışlardır. Dersim´in dili, tarihi, dini, genel olarak kimliği üzerine ayrıntılı incelemeler yapılmış, yazılı kültür ve tarih çalışması başlamıştır. Burda dikkate alınması gereken bir başka olgu da, bu çalışmaların her hangi bir yabancı grubun himayesine girmeden yapılmış olmasıdır. Şüphesiz, bu çalışmalar ve sonuçları da eleştiriye muhtaçtırlar.

Kısaca örnekleyelim. Ayre, Piya, Raştiye, Desmala Sure, Ware, Tija Sodıri, Pir, Kormışkan dergileri Dersim tarihi, dili, inancı, toplumsal yaşamın çeşitli görünümleri üzerine etraflı incelemeler yapmışlardır. Bu dergilerden Tija Sodıri ve Kormışkan tamamen Zazaca yayın yapmaktadır. Avrupa´da 1995´den itibaren vakıf ve cemaat çalışmaları da başlamıştır. Türkiye´de de Tunceli Derneklerinin yaklaşık 25 yıllık tarihi var. Bunların çalışmalarını küçümsememekle birlikte, en önemli gelişme İstanbul Derneği´nin çıkardığı Dersim dergisidir. Kimlik sorunu tartışılırken bu çalışmalar mutlaka dikkate alınmalıdır.

Dersimlilerin dışında öncelikle Türk milliyetçilerinin (ki bu bir devlet milliyetçiliğidir) ve son yıllarda da Kürt siyasal hareketlerinin Dersim ve Dersimli tanımlaması da vardır. Bu iki yaklaşımın ayrı ve ortak yanları dikkat çekicidir. İki yaklaşım da dışardan yapılmışdır. Amaçları Dersim´in doğal yapısını, kültürünü değiştirmek, kendine benzetmektir. Türk milliyetçileri Dersimlileri gerçek Türk, Kürt siyasileri de gerçek Kürt görmektedir.

Türk milliyetçiliği Dersim´in ulusal kimliğini inkar etmiştir. Öncelikli olarak Dersim´i siyasi ve ulusal yapısıyla tasviye etmek istemiş, bunu yapamadığı yerde de Türk kimliğine adepte etmek için her yolu denemiştir. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak´ın hazırladığı bir raporda bu siyaset en açık şekilde dile getirilmiştir.

D- Yerli memurların tamamen çıkarılması, Dersime en iyi memurların tayini,

E- Yüksek idare memurlarına adeta sömürge idarelerindeki yetkinin verilmesi,

F- Propagandaya kuvvet verilmesi ve Türklüğün telkini,

G- Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi için ilmi ve idari tedbirlerin alınması. (büyük kız çocuklarının okutulması)

H- Dersim önce Sömürge gibi nazarı itibara alınmalı, Türt camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve aşamalı olarak öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.[3] Dersim´in yakın tarihi bu eksende gelişen devletin resmi siyasetine karşı direnişle geçmiştir. T.C. bu sürece yönelik tepkileri, direnişleri şiddetle bastırmış, 1937-38 yılında ise Dersim´i toptan ortadan kaldırma siyasetini pratiğe geçirmiştir. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen, bunu tartışmak dahi yasaktır. Dersim kendine biçilen tunç elbisenin içinde ezilip-dönüştürülmek, bitirilmek istenmektedir. Türk milliyetçiliği bu amacına ulaşmak için, dışardan yürüttüğü saldırıyı, içerden destekleyecek işbirlikçi bir kesim yaratmak istedi. Bu kesimi kendine dayanak yaparak, askeri-siyasi egemenliğini ilerletmek istiyordu.[4] Askeri şiddetle birlikte denediği bu yol, daha başında esas olarak iflas etmiştir.

1938´den sonra Dersimlilerin önemli bir bölümü Batı´daki Türk nufüsu içine sürgün edilmiştir. Yaklaşık 10 yıllık sürgün döneminden sonra yeniden geriye dönüşün serbest bırakılması sonucu, sürgüne gidenlerin önemli bir bölümü tarihte eşine az rastlanır bir yurtseverlik örneği göstererek geriye dönmüşlerdir. Dönüş Dersim´de yaşamı yeniden canlandırmış, ama Türkçe´yi de Dersim´e taşımıştır. Sürgünde doğanlar ve çocukluğunu orada geçirenler, Türkçe´yi öğrenmiş ve onu Dersim´e birlikte getirmişlerdir. Aynı dönemde devlet zorla kız ve erkek çocukları toplayarak birer askeri kışla görünümünde olan Yatılı Bölge Okulları´na göndermiştir. Bu okullardan mezun olanlar öğretmen ve memur olarak Dersim´e geri gelmiş, yerli misyonerler olmuşlardır. Yeni misyonerlerin yerli olması ve çoğunun da rejime muhalefet eden sol guruplardan olması, Dersim kültürünün direncini kırmış, Türk kültürüne yumuşak geçişi hızlandırmıştır. Cumhuriyet´den sonra Zazaca ve Kürtçe´nin her alanda, basın-yayın, çarşı-pazarda yasaklanması da bu süreci hızlandırmış, dilimiz toplumsal yaşamın dışına itilmek istenmiştir.

1938´den günümüze gelindiğinde Dersimlilerin bir kesimi kendi tarihine, diline, dinine, genel olarak kültürüne yabancı hale gelmişlerdir. İlginç olan, bunun ilericilik, solculuk adına yapılmış olmasıdır. Bunun, yapanlar açısından bir paradoks olması işin bir yönüdür. Öteki yönü ise, bu sürece itiraz edenlerin ideolojik terörle susturulmalarıdır. Bu kesimle rejim arasında siyasal bir kapışma, uzlaşmazlık olmasına rağmen, sol eğilim siyasal alanda gösterdiği direnç ve mücadeleyi, kültürel alanda, ulusal gerçeklik boyutunda gösterememiştir.

Kürt Ulusal Hareketi ise 1970´den sonra içine girdiği yükseliş döneminde Dersim´i genel Kürt kimliğinin içine çekmek istemiş, bu yönde ciddi çalışmalar yapmıştır. Dersimli Kürtlerin de bu çalışmaların içinde olması ve iki kesimin de rejim tarafından inkar edilmesi kısmi bir taraftar kitlesi yaratmıştır. Son yıllarda ise başka bir yanılsama yaratılmıştır. Dersimlilere Türk yada Kürt kimliğinden birisini seçme alternatifinin dışında yol bırakılmamıştır. Kendisine Kürt demeyen herkes Türk sayılmış, öyle propaganda edilmiş, yaratılan yanılsama ile Kürt kimliği kabul ettirilmek istenmiştir. Kürtlerin rejimin mağdurları olması, rejimin Kürtlere ve Dersimlilere birlikte saldırması da doğal bir yakınlık yaratmıştır. Bu yakınlığı fırsat bilen bazı Kürt Hareketleri, uluslaşma süreci adı altında Kürt kimliğini tek kimlik olarak Dersim´e dayatmıştır. Neticede daha çok gençlik içerisinde olmak üzere, kendini Kürt gören bir kesim oluşturulmuştur. Şu söylenebilir. Dersimli ve Dersim kimliği, Türk ve Kürt kimliği arasında sıkışıp kalmıştır.

Şimdi tarih, dil, inanç ve kültürün öteki unsurlarından hareket ederek, Dersimlilerin kimliğini tanımlamaya çalışalım. Dersimli kavramı da tam net değil. Zira Dersim çok dilli, çok dinli bir coğrafyadır. Dersim´de Alevi Zazalar[5], Alevi ve Sunni Kürtler, Türkler ve Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Ermeni sürgün ve kırımında Ermeniler yok edildiler. Çok az sayıda Ermeni kaldı. Bunların da ulusal bir topluluk olarak varlıklarını devam ettiremediklerini görüyoruz. Türkler, Kürtler Dersimli diye alevi olup Zazaca konuşanları kastederler. Zaten Zazaca´ya yörede Dersimce de denilmektedir. Dersimli denildiğinde, Alevi inancı ve Zaza dili birlikte akla gelir. Kürt Aleviler de, Zazaca konuşanlara Dersimli demektedirler. Aynı şey Dersime komşu müslüman Türk ve Kürtler için de geçerlidir. Ben de Dersim kimliğini Alevi olup Zazaca konuşanlar açısından ele aldım.


SÖZLÜ HAFIZADA TAŞINAN TARİH

Dersim tarihi yazılı hale getirilemediği için, bugüne aktarılanlar esas olarak sözlü anlatım ve geleneğin içinde kalmıştır. Kürt, Türk ve öteki halkların yazılı basınında kısmi olarak Dersim´e değinilmiştir. Ancak bu yeterli değildir. Hatta ciddi yanlışlıkları içinde barındırmaktadır. Sözlü hafıza ise istenilen ölçüde derlenip düzenlenmemiştir. Daha çok 1938 sürecine ilişkin derlemeler yapılmaktadır.

Dersimliler köken olarak Horasan´ı referans göstermektedir. Fakat bu söylence düzeyindedir. Horasan kökeni sözlü kültürde de derlenmemiştir. Yine de sözlü kültürü destekleyen bazı belgeler bulunmaktadır.

Herşeyden önce Horasan´dan göç meselesi tarih ve kapsam bakımından karmaşıktır. Acaba, tüm göçler bir tarihte mi olmuştur? Göç ve köken meselesi, inanç anlamında bir yol bağlılığı mı ya da nüfus göçü mü? Tüm bunlar bölge tarihini de içine alan araştırmaları zorunlu kılıyor. Anadolu´daki yer isimleri, kültürel olgular ve dil kalıntıları aynı kökenli bir halkın öteden beri bu coğrafyada yaşadığı görüşünü güçlendiriyor. Göç de tek yönlü değil. Moğol´un önünden Anadolu´ya sürülenler, kaçanlar, daha önce İskender´in önünden İran yaylalarına sığınmış olabilirler. Kaldı ki İran kökenli kültür ve nufüsun Anadolu´daki serüveni ve zaman zaman sağladığı hakimiyet çok eskilere dayanıyor. Bugünkü veya 300-400 yıl önceki sınırlarla tarihi açıklamak mümkün değildir.

Horasan denildiğinde de bugün anlaşılan ile geçmişte anlaşılan bir değil. Urfalı Mateos´un 952- 1136 dönemine ilişkin Vekayi- Nâmesi´ne yazdığı notda Fransız editör Edouard Dulaurer Horasan´ın o günkü sınırlarını bugünden tamamen farklı veriyor. Ermeni tarihçileri, Horasan adıyla yalnız bölgeyi değil, bütün İran´ı ve umumiyetle onun garbinde İran Selçuklularının imparatorluğunu teşkil eden Azerbeycanı, Ermenistanı ve hatta Mezopotamyayı kastetmişlerdir[6] Öyle görünüyorki Horasan sorunu oldukça karmaşık.[7] Dersimliler bugün yaşadıkları çevreye veya yakın coğrafyaya geçmişte Horasan demiş olabilirler. Ne varki Moğol Hulagü´nün önünden kaçan-sürülen halkların arasında Zazaların da sayılması bizi yine İran coğrafyasına götürüyor. Minorsky İslam Ansiklopedisi´ne yazdığı Şehrizur maddesinde Moğol Hülagü´nün önünden Kûsa Kürtleri denilen (-kendisi Zazaca´nın Kürtçe´nin lehçesi olmadığını aynı yazı içinde belirtiyor-) Zazaların Mısır ve Suriye´ye göçtüklerini, A. von Le Coq´un Şam´da 1901 yılında bunlardan birisiyle Zazaca konuştuğunu da yazıyor. Minorsky, Daylamastan´ı da bu coğrafya içinde sayıyor[8]

Hülagü 1258 yılında Bagdat´ı işgal ediyor. Oysa bölgede ondan önce de Zaza nüfusü yaşıyor. Moğol işgalinden 300 yıl önce Mervanilerin Diyarbakır´ı ele geçirdikleri dönemde, Diyarbakır çevresinde Zazaca´nın geliştiği kaydediliyor.[9] Ki, Mervani Devletini kuran kabileler dışardan değil, bölgenin dağlık alanlarından inerek hakimiyeti ele alıyorlar. Bu bağlantı bugün İslamı benimseyen Zazalar ile Dersim Alevi Zazaları arasındaki tarihsel etnik köken ilişkisini güçlendiriyor. Şunu da dikkate almamız gerekiyor. Dersim´de Saro Khan (Eski Halk) diye yerleşik halktan bahsedilmektedir. Bu olgu göçten önce de Dersim´de Zazaca konuşan yerli nüfusun olduğu tezini güçlendiriyor. Benim için Batı Dersimliler(Şıx Hesenu) ile Doğu Dersimliler( Dêrsımu) arasındaki şive farkı da yerleşimde tarih farlılığına gerekçe gibi görünüyor.

Dersim(Dêrsım)´in sınırları da tartışmalı. Onu bugünkü Tunceli Vilayeti´nin içine sıkıştırmak, ancak Tunceli Kanunu´nu yazanlar için geçerli olabilir. Bundan yüzsene önce dahi Dersim Sivas´ın bir bölümünü, Erzincan´ı, Varto-Xınıs´ı, Kığı ve Bingöl´ün bir kısmını[10], hatta Kürecik- Adıyaman´ın bir bölümünü kapsıyordu. Dersim´in siyasal ve kültürel etkisinin kırılmadığı yıllarda bu görüş resmi çevreler tarafından da dile getirilmiştir. 29 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Y. Mazhar Aren´in söylediklerini aktarmamız yeterli olacaktır. Ben Dersim´i herkesin anladığı gibi anlamam,

Benim nazarımda:

Bir çekirdek Dersim,

Bir et Dersim,

Bir kabuk Dersim,

Vardır ki, hücre böyle hayatlanmış, Dersimli böyle canlanmıştı. Halbuki herkes yalnız çekirdeğe Dersim diyor...

Bununla beraber çekirdek kırılırsa et çürür, kabuk kurur... Ben Kuruçay´da, Kemah´ın bazı köylerinde, hatta Refahiye ve Zara´da, Akçadağ´da Dersim kabuğunu seçtim ve Kuzucan ve Tercan, Palu ve Çapakçur´da ve benzerlerinde Dersim´in etine değdim.[11]

Cevdet Türkay´ın, Başbakanlık Arşivlerine (Belgelerine) Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ve Aşiretler incelemesi Dersimlilerin yaşadıkları yerleri çok geniş bir çoğrafyada gösteriyor. Dirsimli/lü: Erzincan, Erzurum, Kığı Sancakları, Kuruçay Kazası(Dersim- sancağı), Kemah kazası(Erzurum Sancağı), Çemişgezek sancağı, Arapkir sancağı, Malatya Sancağı, Antakya Kazâsı(Halep Sancağı), Kilis Sancağı.

Suriye´nin Lazkiye Sancağı havalisine iskan olan Akbucak ve Bucak türkman Aşireti de bu aşiretin bir bölümüdür.

Disimli/lü: Çarsancak kazası(Diyarbekir sancağı) Kığı sancağı, Çemişgezek (Diyarbakır Sancağı), Erzincan Kazası(Erzurum Sancağı), Kilis sancağı, Antakya Kazası(Halep Sancağı)[12] Belgeler aşiretin altın ve gümüş işleri ile uğraştığını da yazıyor.

Yalnız defterlerdeki yazım hatasından olacak, Dirsimli ve Disimli iki ayrı aşiret olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise sadece bir yazım farklılığıdır. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin neredeyse Zaza coğrafyasının tüm yerleşim bölgelerine dağılmalarıdır. Bu bilgi Alevi Zazalar ile Müslüman Zazalar arasındaki tarihsel bağa katkı sunuyor.13 Yanısıra Dersim coğrafyasının Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısındaki gerilemesine ve toprak kaybına da işaret oluyor. Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısında Dersimlilerin İç Dersim´e yerleşmek zorunda kalmalarına en iyi örneklerden birisi, Batı Dersimlilerin (Şıx Hesenenlerin) Gerger-Adıyaman-Malatya´dan bugünkü topraklarına göç etmek zorunda kalmalarıdır. Osmanlı belgeleri de bu göçün 1704 yılında gerçekleştiğini doğruluyor.[14] Sözlü kültürde de göçe ilişkin anlatımlar canlılığını koruyor.

Dersimlilerin kökeni sorunu tartışılırken Deylem-Dersim ilişkisini de unutmamak gerekiyor. Bu konuda fazla bir belge bulunmuyor. Dil, kültür açısından somut çalışmalar yapılmamıştır. Bir tez olarak tartışılmaktadır. Deylemi de geniş Horasan coğrafyasından ayrı düşünemeyiz.[15]

Yaşayan bir halkın kimliğini tarihin karanlık labirentlerinde dolaşarak açıklamak mümkün görünmüyor. Bu doğru da değildir. Yaşayan her dil, inanç ve halk aynı zamanda yeni bir olgudur. Değişmiştir. İçine yeni unsurlar girmiştir. Eski orjinin ana hatları korunsa da dil, kültür ve nüfus yapısı yeni etkileşim ve katılımlarla kendini yenilemiştir. Tarihi bağlantıyı unutmadan, yaşayan olgular üzerinden değerlendirmelerde bulunmak daha doğrudur. Zira tarih, tüm bilimsellik iddialarına rağmen efsane ve masalla iç içedir.

HER DİL BİR ULUSTUR


Her dili bir ulusa eşitlemek pratikte doğru olmayabilir. Dini, siyasi ve kültürel bölünmeler aynı dili konuşan insanları farklı ulusal topluluklar haline getirebilir. Yine de dil bir halkın yaşayan ortak hafzasıdır. Dil iletişim aracı olarak ortak kimliğin, aidiyet duygusunun kendisi olmakla kalmaz, tarihten taşıyıp getirdiği efsane, masal, atasözü, deyim ve destanlarla bir halkın sürekliliğinin de garantisi olur. ´Dil´ dediğimiz iletişim aracı, toplumu bir arada tutan harç; kültürü taşıyan ortak bir hazine, toplumu yansıtan bir ayna; bireyler, gruplar ve kümeler arasındaki ilişkileri düzenleyen hakem, hakim veya hekim oluyor.[16] Dili yok edilen bir halkın tarihsel refaransı, düşünme tarzı, kültürü de yok edilmiş olur. Kimlik biz ve onlar ayrımına tekabül ediyorsa, çoğu kere bunu dil belirler. Böyle olduğu içindir ki işgalciler, asimilatörler dilin yasaklanıp yok edilmesine büyük önem verirler.

Dersimliler konuştukları dile kendi dillerinde Kırmancki diyorlar. Bu terim daha çok İç Dersim´de kullanılıyor. İçerden çepere doğru ilerledikçe dile Dımılki deniliyor. Dersime komşu olan Kürtler de bu dili Dımıli veya Zazai olarak adlandırıyorlar. Dersimliler dışarda, yabancı olanlarla diyalogunda ise dillerine Zazaca yada Dersimce diyorlar. Yabancı araştırmacılar da bu dile Zazaca ya da Dımılice diyor.

Zazaca geçen yüzyılın sonunda ve bu yüzyılın başında kısmi olarak yazılı hale getirildi. Zazaca´ya yönelik ilk ciddi ve ayrıntılı inceleme Oskar Mann ve Karl Hadank´ın incelemesidir.[17] Daha sonraları Terry Lynn Todd[18], C. M. Jacobson ve M. Sandanato[19], Almanya Göttingen Üniversitesi´nden Ludwig Paul[20] Zaza dili ve grameri üzerine ayrıntılı çalışmalar yaptılar. Buna son olarak Frankfurt Üniversitesi´nden Prof. Gippert´i de eklemek gerekiyor. Önceleri yabancıların ilgi alanıyla sınırlı kalan Zazaca, 1980´den sonra Avrupa´da Kırmanc- Zazaların kendileri tarafından edebiyat alanına taşındı. Zazaca edebiyat-kültür ve siyaset dergileri çıkartıldı. Gramer ve sözlük çalışmaları yapıldı. Dikkati çeken en önemli araştırmacılardan birisi Zılfi Selcan´dır. 1970´in ortalarından itibaren Zazaca müzik ve dil çalışmaları yapan Z. Selcan´ın yayınlanmış iki eseri bulunuyor. Z. Selcan´ın bu yıl yayınlanan Zaza Grameri önemli bir boşluğu dolduruyor.[21]

Türkiye´de Cumhuriyet´le birlikte Zazaca´nın da içinde olduğu Türkçe dışındaki diller yasaklandı. Her tarafa ´Vatandaş Türkçe Konuş´ pankartları asılmıştı, bu kurala uymayanı para cezası, hapis, sürgün bekliyordu.[22] Merkezi eğitim ve askerlik aracılığıyla kerkese Türkçe dayatıldı. Türkçe dışındaki diller ticari sürecin, okul sisteminin, resmi sürecin dışına itildiler. Dersim´de ise daha özel uygulamalar yapıldı. Kırım ve sürgünden sonra yatılı Bölge Okulları ve giderek her köye yapılan okullarla asimilasyon hayli ilerledi. Zazaca da öteki diller gibi Türkçe´nin lehçesi ilan edildi. Ancak ´lehçe´nin yarı-resmi kurumlarda araştırılması dahi engellendi. Bir ara Halk Evleri´nde Zazaca araştırma yapmak istiyorlar. Resmi ideolog Hasan Reşit Tankut denetimden çıkarlar korkusuyla olacak bir genelgeyle bunu yasaklıyor.[23] İnkar teorisi tarihte eşine ender rastlanan bir yöntemle yapıldı. Türkçe´nin lehçesi sayılan Zazaca, Kürtçe konuşmak, yazmak yasaklandı. Böylece T.C ´kendi lehçesini´(!) yasaklayan ilk devlet ünvanını da kazanmış oldu.

Şimdi lehçe teorisi iflas etmiştir. Resmi ideologlar dahi yüksek sesle savunamıyorlar. Lehçe teorisi kapıdan kovulmadan pencereden benzeri içeri girdi. Kürt siyasi akımlarının hemen tamamı Zazaca´yı Kürtçe´nin lehçesi ilan ettiler. Onlar da bazı kelime yakınlıklarını gerekçe gösterek, Zazaca´yı Kürtçe´nin içinde asimile etmek istiyorlar. Lehçe teorisi öylesine katı bir politikayla yürütülüyor ki, bu konuda tartışmak dahi engellenmek isteniliyor.

Gerçekte sorun oldukça basitdir. Kürtçe konuşanlarla, Zazaca konuşanlar birbirini anlamamaktadır. Bu durum bazı çok bilir cahillerin dediği gibi Kürtlerin farklı ülkeler arasında bölünmesinin sonucu da değildir. Kürtler 1514´de İran ve Osmanlı arasında[24], Lozan anlaşmasıyla da Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında dört parçaya bölündüler. Ancak Kürtler ve Zazalar en azından iki bin yıldır yan yana yaşıyor. Yüzyıllardır aynı köyde yaşamını sürdürenler de var. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Kürtçe ve Zazaca´nın birbirine nispi olarak yakın olduğu doğrudur. Ama bu tüm İrani diller ve hatta Hint-Avrupa dil gurubu için geçerlidir. Yakınlık lehçe (- burda diyalekt kastediliyor-) teorisine kanıt olsaydı, Farsça, Paştunca, Osetçe, Kürtçe, Zazaca bir dil olarak değerlendirilebilinirdi. Kaldı ki Kürtçe´nin Zazaca´ya yakınlığı, Farsça´ya yakınlığından daha az değildir. Elbetde şenlik olsun, dostlar alış verişde görsün diye lehçe teorisi uydurulmadı. Amaç, Kırdaşki merkezli tek dil yaratmaktır. Bu yönde çok sayıda yazılı belge var. Hatta bazı Kürt Partileri bunu Parti proğramına da geçirmiştir. Sürgünde Kürt Parlementosu da Kürtçe´yi (-Kurmancça´yı) Zazaca karşısında resmi dil ilan etmiştir[25].

Biz yine gerçeğe, halkın kendi belleğine dönelim. Dersimliler Kürtlere iki şekilde hitap ediyorlar. Alevi Kürtler için Kırdas, Hanifi-Şafii Kürtler için Khurr terimi kullanılıyor. Kürtçe´ye ise Kırdaşki yada Here-Were deniliyor. Khurr kavramı da küfür, aşağılamak anlamında kullanılmıyor. Türkçe´de kullanılan Kıro kelimesinin, Khurr kelimesi ile bir ilgisi yok. Kürtler büyük çoğunlukla kendi dillerinde kendilerini Khurrmanc olarak adlandırıyorlar. Büyük bir ihtimalle Khurr terimi, Khurrmanc´ın kısaltılmış hali olabilir. Bu terimle aşağılama ve hor görme gündeme gelmiyor. Fakat, bir güvensizliğin olduğu doğrudur. Bunun eski nedenleri bir yana, öncelikle Kürt Beylikleri ve Osmanlı arasında kurulan ittifak ile Hamidiye Alaylarını anmak yeterlidir.

Lehçe teorilerinin etkisinde kalanlar kendi dillerine önemli ölçüde yabancılaştılar. Lehçe teorisi ne Türk halkının ve ne de Kürt halkının belleğinde bulunmuyor. Zaza ve Kürt halkı birbirlerinin dilini, aynı dil ya da bir dilin lehçesi olarak görmüyor. Bu teori milliyetçi aydınların kendi uydurmalarıdır. Siyasal olarak gericidir. Toplumsal alanda halkları birbirine yabancılaştırmaktadır. Gereksiz tartışmalardan, yeni güvensizliklerden kurtulmanın en kısa ve doğru yolu, bütün dillere eşitliği savunmaktır.

Alevi olsun Şafi ya da Hanifi olsun Zazaca konuşan bütün kesimler birbirlerini anlamaktadırlar. Bu dilin uzun yıllardır baskı altında olduğunu, yazılı alanda serbestçe gelişmediğini de unutmamamız gerekiyor. Zazaca konuşan kesimler bir dille anlaşmalarına rağmen, kendi aralarında tek-bölünmez bir kimlik oluşmamıştır. Bunun nedenlerini tartışdığımızda, önce karşımıza din ayrılığı çıkar. Din ayrılığı siyasal süreçleri belirlemiş, kültürü etkilemiştir. Bu, Dersim kimliğinin üçüncü boyutudur.

DERSİM İNANCI

Din ve ulusal kimlik ilişkisi de çok karmaşıktır. Kimi halklarda farklı dini inanışlar tek ulusal kimliğin önünde ciddi bir engel teşkil etmezler. Bazılarında ise din öteki etmenleri etkileyip, ulusal kimliğin oluşmasında öne geçer.

Dersim inancını tek başına din olarak tarif etmek de mümkün görünmüyor. Bunun için biz buna Dersim İnancı diyoruz. Ki, bu Zazaca´da İtiqatê Ma (-İnancımız-) ya da İtiqatê Kırmanciye (-Kırmanciye İnancı-) diye dile getirilir. Yabancı araştırmacılar Dersim İnancı´nı genel olarak Aleviliğin içinde değerlendirmişlerdir. Yine de büyük çoğunluğu Dersim Kızılbaşlığı diye bir ayrıma gitmişlerdir. Dersim İnancı´nı genel olarak Alevilik içinde değerlendirmek doğru olmakla birlikte, yeterli değildir. Bu genel ilişki Osmanlı şeriatına karşı siyasal bir ittifak olarak anlaşılabilinir.

Dersim İnancı´nın en önemli ayırıcı özelliği ibadet dilinin Zazaca olması, inancın tarihsel ve etnik olarak yerli olmasıdır. Ki, kutsal yerlerin, dini efsanelerin tamamına yakını Dersim tarihi ile ilgilidir. Dersim´de inanç sonunda kişiyi insana ve doğaya bağlar. İnanç tarımdan, hayvancılıktan, sosyal yaşamdan ayrılmamış, onun bir parçası, tamamlayıcısı durumundadır. Bu anlamda Dersim İnancı milli özellik gösterir.[26]

Osmanlılar döneminde tek tanrılı dinler(Müslümanlık, Hrıstiyanlık ve Musevilk) dışındaki inançlar gayri meşru görülüyordu. Bu durum tek tanrılı dinlerin dışındaki inançlara yaşam hakkı tanımamıştır. Aleviler başta olmak üzere tüm öteki inançlar ya takkiye yoluna ya da sürekli direnişlere mecbur bırakılmışlardır. Dersimliler hem direnmiş ve hem de takkiye yapmak zorunda kalmışlardır. İslami motiflerin Dersim İnancı içine girmesi, bir yönüyle böyle olmuştur. Öte yandan İslam içi çatışmalar ve islami muhalefetin öteki dinlere hoşgörülü davranması sonucu belli bir sentez de oluşmuştur. Yine de Dersim İnancı´nda İslami motifler sorunun sadece bir yönüdür. İnancın ana yönü İslam dışıdır. Dersim İnancı´nı Kerbela ve Ehl-i Beyt sevgisine indirgemek, O´nu islami açıdan asimile etmektir. Öyle olsaydı, İslam şeriatının en koyu temsilcisi haline gelmiş Şiiliği de Alevilik olarak değerlendirmemiz gerekirdi. Konuyla ilgili Munzur Comerd´in halk anlatımlarına dayanarak yaptığı kapsamlı araştırmalar gerçeği önemli ölçüde açığa çıkarmıştır.[27]

Dersim´in Osmanlı şeriatına karşı direnişin kalesi olması, bir yönüyle O´nu tüm Alevilerin kıblesi haline getirmiş, öte yanıyla da Alevilik kimliğin önde gelen özelliklerinden birisi haline gelmiştir. 1514´den itibaren Türk ve Kürt egemenlerinin islami temelde kurdukları birlik, Zazaların da bu birliğin bileşeni haline gelmesi, tersinden Dersimlilerin Alevilik temelinde Kürt, Türk Alevileri ile aradığı ittifak, kimliğin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Dersimliler biz ve onlar ayrımını yaptıklarında genellikle Alevilik ve Müslümanlık ayrımı yaparlar. Türk ve Müslüman çoğu kere aynı anlamda kullanılır. Bu durum Cumhuriyet döneminde de değişmemiştir. Modern Türk kimliğinin bileşenlerinden birisi İslamiyetdir. Bu sonraları geliştirilip Türk-İslam sentezi diye formüle edildi. Laiklik, devlet müslümanlığı anlamına gelir. Sunni İslam ayrıcalıklıdır. Buna devlet dini de diyebiliriz. Alevilik ise sürekli asimile edilmek istenmiştir. 12 Eylül Cuntası döneminde Vali Kenan Güven´in köylere Cami yaptırma girişimleri biliniyor. Ancak bunun tarihi eskilere gider. Osmanlılar Tanzimat´dan itibaren Dersim´de denetim kurmak istediklerinde, Aleviliğin yerine Müslümanlığı geçirmek istemişlerdir.[28]

Şunu söyleyebiliriz. Aleviliğin yasaklanıp asimile edilmek istenmesi, inançtaki ulusal temel, kimliğin oluşmasında ve toplumsal süreklilikte temel bir yer edinmesine yol açmıştır. Dersimlilere biz dedirten, dil, toprak, tarih olgusunu unutmadan inançtır. Ki, Dersim İnancı dilin, tarihin, toprağın ayrılmaz parçasıdır. Düzgün Baba, Sultan Baba, Çewres Asparê, Munzur Baba, Jêle, Khures, Gaxant, Xızır, Hawtemal, Güneş ve Ay´ın kutsallığı ve benzerleri toplumu bir arada tutan en güçlü bağdır. Bunlardan hangisini yok edip toplumun bağrından çıkarıp atsanız, biz ortaklığının da bir parçasını kopardığınız anlamına gelir. İnanç, bu yönüyle dışarıya karşı doğal sınırdır. Önce rejimin ideolojik-siyasi saldırısı, sonra ona sol cepheden verilen destek, biz ortaklığından önemli parçalar koparmıştır.

KİMLİĞİN İKİ YÖNÜ: DİL VE İNANÇ

Kısaca anlatılan süreç de gösteriyor. Dersim kimliğinin iki yönü öne çıkıyor. Dil ve inanç. Bunlardan birisini tek başına belirleyici olarak göstermek, toplumsal yaşamın bir bölümünü görmezlikten gelmektir. Zazaca da, Alevilik de yasaklanıp engellenmiştir. Yukarda belirtildiği gibi, bu iki yön; dil ve inanç birbirinden tamamen ayrı da değildir. Bir anlamda birbirini tamamlamaktadır. Öte yandan iki özelik Dersimlileri öteki toplumlara bağlayan yolun da başlangıcıdırlar. Dil, Zazaca konuşan Müslüman Zazalara, İnanç; Alevi Kürtlere ve Türklere bağlanmaktadır.

İnanç boyutunda da dikkate değer gelişmeler var. Türk Alevileri geçmişten beri Türk kimliklerini inkar etmiyorlardı. Hatta, Zazaca ve Kürtçe konuşan Aleviler üzerindeki baskıyı görmezlikten geliyor, bunu dile getirenleri bölücü olarak değerlendiriyorlardı. Şimdi, Türk kimliğinin kemalist versiyonuna daha çok vurgu yapıyorlar. Kürt Alevileri de, Kürt ulusal kimliği ile birleşme sürecine girmişlerdir. Zazaca konuşan Aleviler ulusal kimliklerine kayıtsız kalamazlar. Henüz zayıf olmasına rağmen, kayıtsız kalınmadığına yönelik davranışlar oluşuyor.

Sürecin tümünü dikkate alan Dersim aydınlarının önemli bir bölümü, kimliği Kırmanc-Zaza halkı[29] şeklinde ifade etmektedir. Kırmanc-Zaza tanımı, inanç ve ondan ayrılamıyacak kültürel boyuttaki farklılığı, aynı şekilde kültürün ortak yönlerini, dil birliğini, etnik sürekliliği birlikte ifade ediyor.

Kimliğin oluşmasında öne çıkan etmenlerden birisi de her zaman toprak olmuştur.[30] Dersim halk kültüründe ülke bilinci güçlüdür. Dersimliler yaşadıkları coğrafyaya, ülkeye Kırmanciye, Welatê Kırmanciye diyorlar. 1994 köy boşaltmalarından sonra onbinlerce insanın zorunlu sürgüne gönderilmesi, Kırmanciye´nin insansızlaştırılması, Kırmanciye´ye dönüş ve toprak sorununu kimliğin önemli bileşkelerinden biri haline getirmiştir.

Dersim ve kimlik sorununu tartışıdığımızda, Dersim´in siyasal tarihi ve kültürünü de mutlaka dikkate almak gerekiyor. Alevilik, tarih ve dil bağlamında buna kısmen değinildi. Gerçekte ise daha geniş bir incelemeye ihtiyaç var.

Anadolu bir mozaik olarak adlandırılıyor. Ancak bu mozaiğin Türk rengi dışındaki renkleri koyu bir karanlığa gömülmek istendi. Bu istem bitmiş de değildir. Son yıllarda mozaiğin Kürt rengi, üstündeki karanlığı biraz yırtdı. Alevi inancı da karanlığı yarıp, ışığı yakınlaştırdı. Dersimliler ya da genel olarak Kırmanc-Zazalar henüz bir iki adım atabildiler. Bu dahi mozaiğin güzelliğini göstermeye yeterli oldu. Tüm karanlık yırtılsa, ışık halelerinden eşsiz bir çiçek açacaktır.

Sonuç yerine şunu söyleyebilirim. Toplumlara tek tip elbise misali, kimlikler biçilemez. Ağaç budar gibi bir toplumu oluşturan öğeler kesilip atılamazlar. Bunun denendiği her yer savaşlar ve kırımlara sahne oluyor. Böyle toplumlar birliğini de koruyamazlar. Tersine, özgürlük ve eşitlik birlikte yaşamanın da, barışın da ön koşuludur.


------------------------------------------------------------------------


[1]Seyfi Cengiz, Dersim ve Dersimli, sf. 30-33, Desmala Sure yayınları-1995


[2] Mustafa Düzgün, Kürdistan Tarihinde Dersim Adlı Eserde Geçen Bazı Olaylar Üzerine, Berhem, sy. 5, sf. 16-28, Ankara-1993. Mustafa Düzgün bu eleştirilerini daha sonra da devam ettirdi. Kendisiyle 1995´de yaptığım bir ropörtajda görüşlerini daha da netleştirdi. Sait Çiya, Dersim Yazıları, sf. 184-190, Tij Yayınları 1998- İstanbul

[3] DERSİM, T.C. Dahiliye Vekêleti JANDARMA UMUM KUMANDANLIĞI Yayını, sf. 218-219. Rapor´da Zazaca da Kürtçe içinde değerlendirilmiştir. Ordu bu çalışmayı muhtemelen 1932 yılında gizli yapmış ve kayıt altında 100 tane basmıştır. Rejimin Dersim´e yönelik en etraflı raporu olan çalışma, 1937-38 kırım ve sürgünün anlaşılması için de önemli bir belgedir. 1970´den sonra Dersim kökenli sol akımlar sömürge tartışmaları yaparlarken, resmi ağızlardan yapılmış böylesi itirafları yok saymışlardı.

[4] TC. Bakanlar Kurulu 4 Mayıs 1937 tarihli, Tunceli tenkil harekâtına dair Gayet Gizli ibareli kararında bu siyasetini şöyle ifade ediyordu. Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lâzımdır. Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları-2, sf. 317

[5] Alevi Zaza tanımlaması da yabancıların yaptığı ve Dersimlilerin kendi aralarında kullanmadığı bir terimdir. Zazaca konuşan bazı Aleviler kendilerini böyle adlandırmakla birlikte, büyük çoğunluk kendisini bu şekilde isimlendirmemektedir. Ben Alevi Zaza tanımını, Zazaca konuşan Aleviler anlamında kullandım.

[6] Urfalı Mateos Vekayi-N âmesi(952-1136) Ve Papaz Grigor´un Zeyli (1136- 1162), sf. 80, 195 nolu dipnot, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987

[7] Martin van Bruinessen´in yazdığına göre, ters yönden, Dersim´den de Horasan´a nüfus göçü oluyor. Şah Abbas 1600´de Özbek ve Türkmen akınlarına karşı savunma gücü olarak bazı aşiretleri Çemişgezek´ten Horasan´a yerleştiriyor. M. v. Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, sf. 213, Özge yayınları

[8] V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi, Cilt.11, Şehrizûr Maddesi, sf. 397

[9]Mukrimin H. Yınanç, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Diyarbakır Maddesi, sf. 611

[10] E. Dulaurier Genc´i de Dersim´de bir bölge olarak görmektedir. Urfalı Mateos Vekayi-Namesi, sf. 11, 30. nolu dipnot

[11] Bu yazı yurtdışında çıkan Raştiye´nin 9. sayısında (1995) yeniden yayınlandı.

[12] Aktaran Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Saklanan Gerçek, Kurmançlar ve Zazaların Kimliği -2-, sf. 892, Tanmak-Ankara, Bu kitap Türk resmi ideolojisinin propagandasını tekrarlıyor. Cevdet Türkay´ın özgün çalışmasını inceliyemedim. Bizi Osmanlı belgelerinde Dersim aşiretlerinin yaşadığı yerler iligilendiriyor.

[13] Zazaların arasında islamiyetin güçlenmesinin de daha çok 1514´den sonra gerçekleştiğini düşünüyorum. 1613 yılında Palu´yu ziyaret eden Polanyalı Simeon, Şehirde ermenilere âid sekiz adet kârgir güzel kilise, kürdlere âid de damı otla örtülü ve çit duvarlı çok adi bir mescid vardı demektedir. Hrand D. Andreasyan, Polonyalı Simeon´nun SEYAHATNÂMESİ (1608-1619), sf. 92, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 1073, 1964. Müslümanlığın etkisinin o tarihlerde dahi çok sınırlı olduğu görülüyor.

[14] Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu´nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, sf. 49-50, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1991

[15] Deylem bağlantısı için bakınız, Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda KIRMANCLAR- KIZILBAŞLAR VE ZAZALAR , Desmala Sure Yayınları-1995, Ahmet Ateş, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Deylem maddesi, sf. 567-573

[16] Bozkurt Güvenç, Kültürün ABC´si, sf.47, Yapı Kredi Yayınları-1997

[17] Oscar Mann- Karl Hadank, Mundarten Der Zaza, Berlin-1932, Prusya Bilimler Akademisi

[18] Terry Lynn Todd, A Grammer of Dimili ( Also Known as Zaza), An Arbor, Michingen, U.S.A-1986

[19] C. M. Jacobson, Rastnustena Zonê Ma (Handbuch für Die Rechtschreibung der Zaza Sprache) Bonn-1993 ve ZAZACA Okuma-Yazma El Kitabı, Bonn-1997 kitapları ortak alfabe ve yazım kuralları bakımından Kırmanc-Zaza çevrelerinde en geniş kabul gören çalışmalardır. Ki bu çalışmalar Zazaca konuşan ve okuyup-yazan çevrelerle birlikte hazırlanmıştır.

[20] Ludwig Paul, Zazaki(Gramatik und Versuch einer Dialektologie), Wiesbaden 1998

[21] Zılfi Selcan, Zaza Milli Meselesi Hakkında (dili, tarihi, siyasi, dini ve kültürel yönleriyle), Zaza Kültürü Yayınları, Ankara-1994, Zılfi Selcan, Grammatik der Zaza-Sprache Nord-Dialekt(Dersim Dialekt), Berlin-1998.

[22] Bazı durumlarda bunun tersi de doğrudur. Diyarbakır Halkevi´nin... köycülük kolu çeşitli kurslar açardı. Bir köy örnek olarak, üs olarak seçilirdi. Orada mesela Türkçe konuşma müsabakaları açıyor. Vatandaşa Türkçe öğretiyor, Türkçe bilmeyenlere. Onlara hediye olarak mesela bir öküz veriyor.... Şevket Beysanoğlu, Anılarımda Diyarbakır Halkevi, Kebikeç, Sayı. 3, sf. 163, 1996

[23] Türk Dil Kurumu´nun Lengüistik-Etimoloji Kolbaşı´sı Hasan Reşit Tankut´un Varto Halkevi´nin yaptığı dil çalışması nedeniyle 9.6.1939´da yaptığı genelge niteliğindeki açıklaması buna iyi bir örnektir. Uzak ve küçük Halkevlerinin Kürt ve Zaza dilleri üzerinde çalışma sahası açmalarını faydasız ve politika bakımından zararlı görürüm. Onların mesaisini faydalı kılmak için usul ve vasıta hazırlamak daha uzun zamana bağlı oldugundan, bu dil araştırma işini bırakmalarını münasip şekilde kendilerine anlatılması iyi olacağı kanaatini arzeder, saygılar sunarım. Belgenin tam ve orijinal halini kişisel arşivinden Ömer Türkoğlu Kebikeçte yayınladı. Kebikeç(İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi), sy. 3, sf. 105- 106, Ankara-1996

[24] 1514 Çaldıran savaşı ile başlayan süreç 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla resmiyet kazanmıştır.

[25] Günay Aslan, Sözde Devlet, Özgür Politika, 17 Nisan 1995


[26] Alevi Zaza dini milliyet ifade eder, diyen Hasan Reşit Tankut bir şekilde bu gerçekliğe işaret etmiştir. M. Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442, Öz- Ge Yayınları-1994

[27] Munzur Comerd araştırmalarını Berhem, Pir, Ware ve Tija Sodıri´nin çeşitli sayılarında Türkçe çevirisiyle birlikte Zazaca olarak yayınladı. M. Comerd, Dersim İnancı´na yönelik araştırmalarını kısa sürede kitaplaştırıp yayınlayacak.

[28] Osmanlı Sadrazamlığı Anadolu Umum Müfettişi Müşür Şakir Paşa´dan Dersim´de şiddet ya da idare siyasetinden hangisi izlenmelidir diye görüşünü soruyor. Müşür Şakir Paşa 11 Ağustos 1899 tarihli cevabında, öteki önlemlerin yanında Dersim´de Nakşibendi tekkelerinin açılmasını da önermiştir. DERSİM, Jandarma Umum Kumandanlığı Yayını, sf. 136

[29] Dersimliler kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmancki, üstünde yaşadıkları toprağa, coğrafyaya da Kırmanciye diyorlar. Ancak, bu adlandırma daha çok İç Dersim´de geçerlidir. İç Dersim´de de kendini Kırmanc olarak adlandırmayanlar vardır. Öncelikle Khuresu aşireti Pir ve Rayber olmayan, Ocak kökenine dayanmayan aşiretleri Kırmanc görmekte, kendilerini ise kutsal tabaka, dini soylular olarak görmektedirler. Kırmanclık burda yönetici olmayan halka verilen isimdir. Ayrım ağa-köylü ayrımına uymaz. Ağa olsun, yoksul yada zengin olsun, tüm kutsallık dışı aşiretler Kırmanc olarak adlandırılmaktadır. Ancak, Khuresu aşireti de konuştuği dile Kırmancki, yaşadığı coğrafyaya Kırmanciye demektedir. Yine Varto-Xınıs´ta Zazaca konuşan Aleviler kendilerine Kırmanc demiyorlar. Onlar için Kırmanc ismi Khurmanc kelimesine yakınlığıyla Kürtleri çağrıştırıyor. Kendilerine sadece ´Ma` ya da ´Elewi´ diyorlar. Sivas´da Zazaca konuşan Lolan, Çarekan ve Ginan Zazaları da kendilerine Kırmanc demiyorlar. Kendilerini Elewi, Dımıli veya Alevi Zaza olarak adlandırıyorlar. Zazaca konuşan Alevi, Şafi ve Hanefi kesimlerin kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda tüm bölgeleri kapsayan ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Aslında bütün halklar da istisnasız herkesin üstünde birleştiği tek bir kimlik yoktur. Kimlik ortalama birliğe tekabül eder. Bu bakımdan genel olarak Kırmanc-Zaza terimi, aleviliği, tarihi, dini, dili ve toprağı birleştiriyor.

[30] Kemalist dönemin önde gelen ideologlarından Hasan Reşit Tankut, Zazalar Hakkında Sosyolojik Tetkikler isimli çalışmasında, alevilik ve yurtseverlik arasındaki ilişkiye değinmiştir. H.Reşit Tankut Zazaları Türkleştirmenin yolunu aramaktadır. Çalışmasını eleştirel olarak ele almak gerekiyor. Alevilik, yurt ve yurtseverlik arasında kurduğu bağlantı gerçeğe yakındır. Yurt Severlik Dersimliler tıpkı Şamanlılar gibi din köküne dayanır. Bir vatana severlik sahibidirler... O zalim Dersim´in kısır toprakları uğrunda çok şeye katlanırlar. Ölürler, öldürürler, fakat Dersim´i bırakmazlar dedikten sonra daha ilerde ise Dersim yurtseverliğinin sınırlarını kendince çizer. Dersim´de dini bir vatanseverlik hüküm sürdüğünü yukarıda okumuş öğrenmiştik. Vatanseverliğin hududu bütün Aleviliği kucaklamak ve sarmak ister, fakat ancak ve yalınız Sivas içlerinde kabul ve hürmet görebiliyor. Başka yerlerde Dersim´in Alevi milliyeti his ve hareket uyandırmaz. Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442-446


Konu Aw Munzur tarafından (28.12.2006 Saat 14:13 ) değiştirilmiştir. Sebep: senbol eklentisi
parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.11.2006, 02:00   #2
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dr. Hüseyin Caglayan

Dersim ve Dersim "Türktür" tezi?

Gerek Osmanli Mutasarrifi ve gerekse genç Türkiye Cumuhriyeti'nin Müfetisleri olsun Dersim hakkinda tuttuklari raporlarda, Dersim`in genellikle Türk oldugunu belirtirler: Dersim Mutasarrif´i Arif bey 1903 yilinda içiileri Bakanligina yolladigi bir raporda Dersim sancaginin "Türklerin pek eski barinagidir" ve "Türklerden baska hiçbir nesil eserlerine ve anilarina ratlanamaz" der. (M. Kalman age. s. 81)

Nasit Hakki: "Muhammet Arapti, Dersimli, Horasan`in öz Türküdür" (N. Hakki, age, S. 30)

Yine bir Dersimliye aslin nedir diye soran N. Ulug, su cevabi alir: Ben nebileyim, aslim Dojikbabadan... Kureysanliyiz. ... Biz Imam Cafer`in evladiyiz" (N. Ulug, age, S. 41)

Bir bütün olarak olmasa bile, Dersimli burda kimliginin bir yüzünü anlatmaktadir.

Fakat Türkçü N. Ulug, Dojik kelimesinin Tacik kelimesinin bir bozuntusu oldugunu ve Tacik kelimesini Türklüge baglamaktadir. (N. Ulug, age, S. 42)

Ulug, Orhon abideleri Az adli bir ulusu Türk camiasinin bir parcasi olarak kaydettigini söyler ve bu Az kelimesi tekrarlana-tekrarlana Az-Azdan Zaza`ya dönmüs bir kelime olabilir. (N. Ulug, age, S. 55) diyor.

Ulug, Bitlis Beyi Serf Han`in "Serefname" sinde Zazalari Kürtlerden saymadigini berlirtir ve Dersimleri Zaza olarak görür. Ve Zazalarin mezheb bakiminda ikiye ayrildigini vurgulamaktadir. "$afi Zazalar bulunduklari muhitin icabi olarak dogu komsularimizla daha fazla temas ettiklerinden dillerinde göç yollarindan getirdikleri kelimeler daha barizdir. Daha fazla Lice, Palu ve Çapakçur bölgelerine serpili bulunan bu insanlarin ahlaki telakikilerinin iptidailigine karsilik mezhebi taassuplari kuvvetlidir; Hanefi mezhebinde onlara kafir derler. 24 yasina kadar türkçeden baska bir tek yabanci kelime bilmedigini bana söyliyen dogu illerimizde 1925 taassup isyaninin reisi Seyh Sait, daglarda yasiyan ve karanliklar içinde kalan bu Zazalara dayanarak hükümete karsi yürümüstü.

Kizilbas Zazalara gelince, bunlarin mezhep ayinleri Türkçedir. Ayinlerde Türkçe nesefleri dinlerler, kadin olsun erkek olsun ihtiyarlari dilimizi iyi konusurlar."(N. Ulug, age, S. 58)

Türkçenin lehçesi onlar gördügü Zazaca hakkinda Ulug söyle yazar: "Vokaller ekseriyetle degisir; sesleri kendi hançeresinin (girtlak) , dilinin ve agzinin tesekkülüne uydurur. Bir yol üstü konusmasinda hatirimda kalan sözleri size daglinin lehçesini tanitayim:

-Çorbayi ne ile içersin?

-Kosik ile..

-Çamasiri nerede yikarsin?

-Legan`da.

-Samani ne ile getiririsin?

-Çuvale ile (sondaki e fazla)

-Çarsidan ne alacaksin?

-Sekar.

-Aldiklarini ne ile tasiyacaksin?

-Begir ile, Ostor ile..

-Eskiyalik eder misin?

-Hasa, ben böyle alçagiyo kabul etmem.. Ben hükümete düsmeni etmem. (yani düsmanlik)

-Bu basmalari kimin için aldin?

-Torn-ho icin .. (Torunlari için)

-Baban sagmi?

-Ahrete yolunu boyladi (T`den sonraki e fazladir)

-Geçenki kargasalikta nerde idin?

-O bozuk`ta ben köyden çikmamisem.

-Bu yoksuzlugun sebebi ne?

-Sebebi açigo, agalar, seyitler...

-$imdi Cumhiriyet devri, neye onlari dinliyorsunuz, ...

-Dogru ayibo, ayibo!

-Atatürk size hürriyetinizi bahsetti, ne korkuyorsunuz?

--Biliyoruz Atatürk bize Cumhuriyet bagis etti. ...

-Bu hayat agir degilmi?

-Agiro, elbet agiro... ama biz bisucuz...

-Burda oturmak sart degil a... Ovalara inin!...

-Burasi kalik topragi (dede topragi), Piriklerimiz... Biz hayina etmedik, nacaro, burada temeliyo(yerlesik), buradan gitmeye güç nekene...

Gerçekten felegin germ-ü -serdini (*) görmüs ve geçirmis Dersimli, sicaklik yerine germo, sogugluk yerine serdo, göz yerine Çim, yük yerine bar, güzellik yerine rindo da der: bu kelimeler yumusak bir söylenisle Osmanli sivesine girmis oldugunu biliriz.(N. Ulug, age, S. 56-57)

Dogu cephesinde Ermenilere karsi savasan Kazim Karabekir Dersimlilerin Türk ve dillerinin Türkçe oldugunu iddia etmektedir: "Dersim efradinin lisani umumiyetle "Zaza" lisani olup kürtçeye yakindir. Asayirden bazilari ilk bahardan sonbahar ibtidasina kadar gecemisin olarak (gece kalici olarak) yaylada ikamet eder. Ve kisin köylerine çekilirler. Dersimlilerin ecdadi Mavera-yi Türkistan`dir. Burada hicret etmis $eyh Hasan ve Seydanli naminda iki biraderden teessürle (Seyh Hasanli, Seydanli) naminda iki büyük kabile vucuda getirmislerdir ki elyevm (bugün) mevcud asayir behemehal bu iki kabileden birine mensubdur. Filàsl (Kökende) Türk olan Dersimliler merur-i zamanla kendi adet ve milliyetlerini terk etmis ve lisanlarini kaybetmislerdir." (K. Karabekir, age., s. 87)

Dersimlilerin kulandigi dilin, yöresel Kirmançki olarak bilinen Zazacanin Türkçe olmadigi belli ve açiktir. Fakat bilimadami olarak geçinen Türkçü Müfetisler ve istihbart mensublari dilbilim adina, Tüjikbaba`yi Tacik kökünde arar, "Az kelimesi tekrarlana, tekrarlana Zaza" olmustur derler. Yine bu Türçü ´"bilimadamlari" na göre Zazaca "germ" kelimesinin kökü Mogolca`daki "Kerm" kökünden geldigini iddia etmektedirler. "Kerm" Mogolcada kaplica demekmis. "Serd" kelimesinin köküde Türk dillerinde "Se" kelimesinden türedigini sanmaktadirlar. "Se`de su oldugu izahina lüzum yoktur" der N. Ulug. (N. Ulug, age, S. 57) Bilimsel olarak bunu tartisma konusu etmek bile gereksiz ve yersizdir. Çünkü "Resmi Türk Tarihi Tezi, artik akli basinda herkesin karsisinda katila katila güldügü bir soytari durumundadir. Hiçbir bilimsel belge ve bulguya dayanmayan, içi bos, kof tezlerden olusan bu tarih arastirmaciligi bugün artik iflah olmaz bir noktadadir." (Özgür Politika, 29.3.1996) Ayrica, Zazaca ve Türkçe biribirinden farkli, ayri dil guruplarina bagli ve biribirinden bagimsiz ayri ayri diller oldugu dilbilimcilerince bilinen bir gerçektir.

Bilimsel olmayan resmi teoriler 70 senelik Türkçülük politikasi ile birlikte iflas etmistir. Fakat unutmamak lazimki, bilim adina yola çikan bu tür irkçi -türkçü görüsler Dersim`in germo ve serdo" sunun Türkçe oldugunu söylerken, bu tezin Türk aydini ve entelektüel cevresinde etkisiz ve tesirsiz kalmadigini söylemek yanlis olmaz. Bunun da ötesinde, bu ve benzeri görüsler bir gelenek halini alma tehlikesini tasiyabilir. iste tehlikeli olanda budur. Bu da, resmi-irkçi ve sidet sonucu yaratilan zorba tarihin sürekliligini pekistirir.

Dersim "Kürt" tür tezi?

Jöntürkler Abdulhamit`in istibdatina son vermek için Anadolu da yasayan halklara özgürlük ve hürriyet vaadinde bulundular. Politik iktidarlarini pekistirdikten sonra, vaad ettikleri reform, esitlik ve hürriyet düsüncelerini geri plana ittiler ve Pan-Türkizmi kendilerine ideoloji olarak seçtiler. Halklarin özgürlük ve esitlik mücadelesinden korkan Jöntürkler, Abdulhamit despotizminin yaptigini aratmayacak katliamlar yaptilar. Jöntürklerin ileri gelen simalarindan Talat Pasa övünerek söyle diyordu: "Ermeni sorununun hal etmek için Abdulhamit`in 30 sene içinde yapamadigini, ben daha fazlasiyla bir günde yaptim. T. Hofmann, Hr., S. 68, 1985)

Jöntürklerin Birinci Dünya savasinda yenik düsmesi ile Pan-Türküzim idealindeki Büyük Türk Imparatorlugu gerceklesmez. Bunu anlayan Mustafa Kemal, müslüman olan Kürtleri yanlarina alarak, Doguda Ermenilere karsi, batida "gavur" Yunanlara karsi Misak-i Milli sinirlari dahilinde bir Türkiye için savasir. Mustafa Kemal Türk milli devletini kurduktan sonra, Türk olmayan diger halklari sidete dayanan bir asimilasyon politikasina tabi tuttu. Asimilasiyona boyun egmeyen halklar ya sidete basvurularak sürgün ettirir veya fiziki olarak yoketme planlarini uygulamaya hazirlar.

Yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi, Kürt ve Kirmanc/Zazalara (Zazalar) karsi asimilasiyonu siddet yoluyla uygulamaya girisir. Cumhuriyetin askeri siddetine ve asimilasyona karsi Zazalar ve Kürtler direnirler. Milli Türk devleti, $eyh Sait önderligindeki Zaza ayaklanmasindan sonra, hala otonom statüsünü koruyan Dersim`e yönelir. Amaç Dersim`in otonom statüsünü kirmak ve Dersim`i askeri, siyasi ve kültürel olarak Türkluge bagimli kilmaktir.

Genç milli Türk devleti Dersim`i bir çiban basi olarak görür ve Dersim`i isgal etmek için askeri olarak kusatir. Dersim, kendi sosyal-kültürel, Kizilbas inanç ve felsefesine ve kendi diline (Zazaca) yönelen Türk zulmüne karsi topyekün (istisnalar hariç) direnir, baskaldirir. Buna ragmen Dersim yenik düser, cografyasi askeri olarak isgal edilir ve insanlari kültürel, sosyal ve yasam biçimi olarak esir alinir.

Türkler sosyolojik, kültürel arastirma zahmetine katilmadan bilim adina Dersim`i tarihe Türk olarak tanitmaya çalismislardir. Dersim`in Türk olmadigina kanaat getirmeyenler ise, Ankara`nin dogusunda yasayan ve Türk olmayan herkesi Kürt olarak nitelemislerdir.

Dersim, 1938 yenigisinden sonra, siyasi ve kültürel olarak sidetle sarsilir, mevcut yapisi bir altüst olamyi yasar. Asimilasyon Dersim`i bir ahtapot kolu gibi sarar. Milli bilinç ölü noktasina varir. Dersim`in kendine olan güveni sarsilir. Asiret ve insanlar arasindaki iliskiler bozulur, iyi ve dostane iliskiler, yerini güvensizlige birakir. Bu hal 1960 li yillara kadar devam eder.

Yenilgiden sonra Dersim identitesi (kimlik) ve kültürel uyanisi sönük kalir. Bu durumun da sonucu olarak Dersimlilerin bir kismi sol görüslere meyil göstererek, Türk soluyla kader birligine girer. Diger bir kismi da milli olarak uyanan ve bu uyanisi Türk devletinin baski ve inkarci politikasina karsi yönelten Kürtlere katilir. Dersim, Kürtlerle asagi yukari ayni kaderi ve sosyo-ekonomik yapiyi paylasir, ayni askeri zorba ve zulüm tarafindan sömürgelestirilir. Bundan dolayi da Kürtlerle ayni paydayi paylasir. Dersimli genç devrimci aydinlar, Türk ve Kürt milli sol hareketlerine katilirken, kendi tarihlerini, sosyolojik toplum yapilarini, kendi insaninin kültürel ve pisikolojik yapisini göz önüne almadan katildilar. Bu, onlari Türk milliyetçiliginin ve onun askeri sidetinden kurtulmak için -bilinçli veya bilinçsiz- kendi varligindan büyük fedekarliklara itti. Bu durum, Dersim identitesini (kimligini) dahada kirize soktu ve belli ideolojik görüslere bagimli kildi. Dersim, hakli olan Kürt mücadelesine omuz verdiginden dolayi, kimligi ve identitesi ön plana çikmis Kürt identitesine tabi tutmak yanlistir. Bunun yanlis oldugunu gören Dersimli devrimci ve aydinlar, Dersim`in dili ve kültürü, tarihi ve gelecegi hakkinda arastimalarini yogunlastirip, hasiralti edilmis ve edilmek istenen öz identitelerine egilmeye basladilar. Dersimli aydinlar bunu yaparken, kendi insanini, tarihini, inanç ve felsefi yasam biçimini, dilini ve sosyal-kültürünü temel almaktalar. Temel, kendi öz insani, dili, kültürü ve cografyasi olunca, kirize saplanmis gibi görünen Dersim identite sorunu, kimyasal artiklara kurban olmamis berrak su gibi ortaya çikmaktadir. Dersimliler kendi öz identitelerine yönelince, milliyetci elestirilere maruz kalmaktadirlar. Kürt mücadelesinin gelistigi bir dönemde "bu nerden çikti" diyen Kürt milliyetçileri az degildir. Birçok Kürt aydini ve milliyetçisi, Dersim`in tarihte otonom yapisini, dilinin, dini inançlarinin farkli oldugunu gözönüne almadan, "bizi bölüyorlar", "devlet kiskirtmasidir" diye kamuoyunu yanitmaya çalismaktadir. Bunu söyle açiklamaktadirlar: "Kurmançi (Kürtçe) ve Soranca`dan sonra Zazaca`nin da yazi ve edebiyat dili haline gelmesi önlenmelidir...Zaza folkloru derlenebilir; ancak öykü, siir, roman gibi edebi türlerden yazi yazilmamali, özgün eser verilmemelidir. Bu is sadece Kurmançi ve Soranca`ya birakilmali...."(Bak, Berhem say? 3, Eylül 1992, sayfa 8)

Tarih tekerür eder gibi oluyor. Kürt devrimcileri kendi dillerine, kültürlerine sahip çiktiklarinda, inkarci sövenist mahkeme heyetleri, Kürtleri vatani bömekle itam ediyorlardi. Kürt aydinlari ve devrimcileri, "Türkiye hiyar degil ki bölelim" cevabini veriyorlardi. Bu cevap Kirmanc-Zazalar icin de geçerlidir. Belirtildigi gibi, sorun bölme sorunu degil, aksine kültürlerin ve halklarin yan yana, esit ve özgürce varliklarini sürdürmesidir. Yani sorun özgürlük sorunudur.

Dersimliler artik kendi kimliklerini gizlemeye tahammül etmedikleri bir asamaya girmislerdir. Dersimlerin bu asamaya gelmesinde, basta Dersimli yurtsever yazar, aydin ve zazaca söyleyen sanatçilarimizin ve "Desmala Sure", "Piya", "Kormiskan", "Rastiye", "Waxt", "Berhem", "Ware" ve "Tija Sodiri" gibi zazaca ve türkçe çikan dergilerin büyük faydasi olmustur.

Bu faaliyetler sayesinde inkarcilik ve asimilasiyon politikasinin yarattigi sis perdesi aralanmistir. Dersim, öz kültürüne açilmak için kapali tutulan kapiyi çoktan tiklatmistir. Tarihi cok uzun bir inkarciliga dayanan yalan tezlere karsi, gerçegi ve dogruyu savunmak elbette zordur. Çünkü özgürlügün olmadigi yerde, statukoculugu savunmak kolaydir. Tam da statukoculuga karsi gelinmesi gerekirken, Kürt hareketlerinin çok önemli bir bölümü teorik olarak Tükiye de hala geçerliligini koruyan tekçi ve milliyetçi görüsleri benimsemislerdir. Dolayisiyla kendileri disinda ki farkli kültüre tahammül göstermemektedirler.

Burdaki elestiri hedefim sahis degil, tersine sahislarin tekçi ve statukocu görüsleridir. Kendisinden baska farkli kültüre ve kimlige tahammül göstermeyen tekçi ve statukoculardan biri de Faik Bulut`tur. Faik Bulut Dersim dergisinin 1. sayisinda Dersim meselesine yanlis temelde yaklastigi ve bu yazimi keza Dersim dergisinde yayinlamayi düsündügüm için Faik Bulut ve benzeri bir kaç sahis, kisada olsa bahis konusu olacaktir. Faik Bulut, Tunceli Kültür ve Dayanisma Dernegi`nin yayinladigi Dersim dergisinin birinci sayisinda "Dersim ve Dersimli Üzerine Notlar" makalesinde Dersimlere adeta tarih dersi vermektedir. Faik Bulut bunu yaparken, bir müfetis konumuna düstügünü unutmaktadir. Çünkü o, ne pahasina olursa olsun, Dersim'i oldugu gibi degil, tersine kendi düsündügü gibi göstermeye çalismaktadir. Osmanliya ve milliyetçi Cumhuriyete baskaldiran, inkarciliga ve statukoculuga karsi direnen Dersim`e tarih dersi vermek yerine, Dersim`in kendisi, yani özü incelenirse daha dostça bir is yapilmis olur. Türkçü Müfetisler Dersim`in Türk oldugunu kanitlamak için Dujik Baba`nin Taçik den geldigini, Zaza`nin Türkçe olan "az" kelimesinden türedigini ve "germ u serd"in ise mogolca kökenden geldigini iddia etmektedirler. Faik Bulut "...Zazaca (Dimili)`nin da Kürtçe`den apayri bir dilmis gibi gösterildigi yalani mi çürütmeye kalksam!" (Dersim sayi 1) diyor. Bu tamamen bir önyargidir. Dersimlileri ve Dersim dili ve kültürünü küçümsemedir. Neyi çürütmeye kalkiyorsun, sayin Bulut? Dersimliler baskalarinin dilini köreltmek için gökten zembille yeni bir dil falan indirmediler. Asirlardan beri konustuklari bir dilleri vardir. Her dilde oldugu gibi, kendisine yakin ve kendisine uzak olan diller var. Bu anlamda Kürtçe ve Zazaca biribirne yakin dillerdir. Çürütmeye kalkmak istediginiz ne? Bu dilin yazi dili olmadigini ve olamayacagini mi söylemek istiyorsunuz? Yoksa kendi dilini gelistirmek isteyen Dersimlilere, `neden Kürtçe degil de, Zazaca (Kirmancki, Dimiliki) yi gelistiriyorsunuz` demek mi istiyorsunuz? Anlasilan lehçecilik postu altinda bir dilin yok olmasindan yanasiniz. Ayni lehçecilik altinda Türk milliyetçileri de Kürtçe ve Zazaca`nin kaybolmasi için yogun çaba harcadilar ve harcamaktadirlar. Fikirlerde açik olmak, Dersim`e dost olmak demektir. Dersime dost olan, Dersim`in diline, kültürüne karsi cephe almaz, tersine onun gelismesi için Dersimlilere omuz verir. Dersimlilerin hakli davasina omuz vermeye cesaret etmeyen, bari susmasini bilsin. Fakat sayin Faik Bulut lehçecilik tezi ile teorik olarak Dersime karsi direk cephe almaktadir. Sayin Faik Bulut dilbilimi uzmani degildir. Zazaca hakkinda dilbilimi kiriterlerine uygun bir çalismasi yoktur. Buna ragmen zazacanin dil olmadigini söylemektedir. Yani Dersimlilerin, Kirmanc-Zazalarin konustuklari yalandan bir dildir. Önemsizdir, çünkü lehçedir. Asil, has ve öz dilleri vardir, o da Kürtçedir. Eger söylemek istediginiz milliyetçi Türklerin "Kart u Kurt" tezinin bir baska varyanti olan "Zaz u Kurt" ise, çabaniz bosunadir. Kör milliyetçilik, farkli dil ve kültürlere tahmülsüzlük, tekçilik, inkarcilik ve diktatörlük iflaz etmistir. Bunun bariz örnegi ve pratigi Türkiye de yasanmaktadir ve iflaz ile sonuçlanmistir. Ikinci bir koldan tekrar milliyetçilige sarilmak, tarihi tekerürden baska bir sey degildir. Böyle bir milliyetçilik, genç te olsa hakli oldugu anlamina gelmez.

Öyle anlasiliyorki, alisilagelmis görüsleri veya kuru iddada bulumak, bilimsellikten, sosyolojik ve empirik arastirmalardan uzak tezleri ileri sürmek daha kolay bir yoldur. Maalesef devrimci demokratik ve özgürlükcü fikirleri özümliyememis toplumlarin insanlari daha ziyade kolay olan yolu tercih ederler. Bu yol barisi degil, savasi körükler. Çikmaz bir yoldur. Aksine, farkli dil ve kültürlerin varligiuni savunmak ve korumak, bu çikmaz yolun önünü açar. Türkler, Kürtlerin Türk oldugunu yeteri kadar iddia ettiler. Halen idia edenler çoktur. Kürtlerin, Türklere benzer bir yolu izlemeleri gerekmiyor. Kirmanc-Zazalarin Kürt oldugunu söylemek mecburiyetinde degildirler. Kürtlerin ille Türklere benzeme mecburiyeti de yoktur. Dostum Sait Çiya`nin dedigi gibi, "ne yani, Türk ya da Kürtler disinda bu cografyada kimse yasamiyor mu?" (Bak Ware, sayi 9) Bir halk dili, kültürü ve inaç biçimi ile varligindan bahsediyorsa, bu varligin ardinda hemen bir baska güçün varoldugunu sanmak, alisila gelmis tek tip ulusçulugun, zayifligin tahamülsüzlügün bir ifadesidir. Dersimlilerin, Türklerden veya Kürtlerden ayri ve farkli olmalari (ve bu farkliklari bugüne kadar tasimislardir), Türklere ve de Kürtlere bir zarari olmadigi gibi, onlari bölme diye bir sorunlari da yoktur. Bölme diye bir sorunlari olmadigi gibi, dar milli bir devlet kurma diye bir dertleri de yoktur. Dersimlilerin sorunu sudur: sosyal yapilarina uygun Zazaca konusulan Kirmanc-Zaza cografyasinda ayalet sistemine dayali federatif bir sistem de Tükler ve Kürlerle esit bir sekilde özgürce yasamak.

Faik Bulut ayni makalesinde devamen söyle diyor: "... yapay bir Dersim-Alevi-Zaza milliyetçiligi yaratmak, simdilik bilemedigimiz çikarlar dogrultusunda hareket etmektir." (Dersim, Sayi 1) Burda acaba "bilinmeyen" nedir? Dersimler açisindan bilinmeyen bir tek sey vardir: O da, Dersim`i hesaba katmadan yazilmak istenen çarpik tarihtir. Düjik Baba bilinmeden, anlasilmadan, Dujik Bavanin tarihi yazilmak isteniyor. Köktenci bir din çeperi ile çevrili Kizilbas inanç ve felsefesini anlamadan, "Alevicilik" yapiliyor, bu "geriçiliktir" deniliyor. Sorun tabulastirilmak isteniyor. "Kemerê Bimbarek", "Ana-Fatma", "Koyê Jêle", "Kures", "Xizir", Bimbarek" "Gaxand", Xêlasi, "Rozê Xizir", "Niyazê Xizir", "Pir", "Rayver", "iqrar", "Golu-Cetu", Jar u der" ve daha nice Dersim`e has inanç, felsefe ve yasam biçimi incelenmemis ve hak ettigi yere oturtulmamistir. Dersim, "ya Dujikbava" der, Taçik diye kayda geçirilir. Dersim kendisine Kirmanc der, Kürt diye kayda geçirilir. Sahte tarihler süslenir, gerçek tabulastirilir.

Faik Bulut gibi bazi Kürt milliyetcileri, Dersim ve Dersimlileri -Kirmanc-Zazalari- illada Kürt ulusunun bir parcasi olarak görmek isterler. Munzur Çem "Deng" dergisinde, "Alevilik, Kurmanci-Kirmancki (Zazaki) ve Dersim üzerine kimi yanlis görüsler" baslikli makalesinde söyle der: "Sayilari çok az da olsa kimi kisiler, Kirmanckiyi (Zazaki-Dimilki) Kürtçenin bir lehçesi olarak kabul etmiyor ve bundan hareketle de onu konusanlarin Kürt olmadiklarini ileri sürüyorlar. Yine buna bagli olarak Kürt yurtsever hareketnine yönelik asiri suçlamalara rastlaniliyor." (Deng, sayi 34, S. 8) Bu "suçlamalar"dan biri Seyit Riza`nin Torunu ile yapilan bir söylesidir. Bu söyleside elbete Ermeni katliamina deginilmistir ve bu konunun islenmesi de çok önemlidir. Söylesi de, Kürtlerin de Ermeni katliaminda katkilarinin oldugu söyleniyor. Kastedilen elbette Hamidiye alaylaridir. Hamidiye alaylari disinda Müslümanligin ideolojik olarak kol gezdigi bir dönemde, siradan galeyana gelmis Müsliman Kürtlerin bu cinayete ortak edildikleri hiçte abartili degil. Ermeni-Kürt iliskileri üzerine incelemde bulunan Garo Sasuni bu konuda söyle der: "Kürtler gerici bir unsura dönüsüp, Tatarlara özgü bir ahlakin içine batarlarken, yavas yavas kendilerine öz gururlarini ve alicenapliklarini yitirerek, Ermeniler için hiç te dost olmayan bir kavim haline geldiler." (G. Sasuni, age., s. 118)

Yine Garo Sasuni`nin dedigi gibi, Türkler, Kürtleri Ermenilere karsi kullanmakla Ermenileri fiziki olarak yok etmek ve Kürtleri de milli bilinçlerinden mahrum birakmak istiyorlardi.

Tarihte yapilan zulüm üzerinde konusmak ve tartismak, bir halka yapilan bir hakaret olarak algilanmamalidir. Tersine, o halki geçmisteki hatalara ve yanlis yönelimlere saplamasini önler. Tarihin tekerrür etmemesinde yardimci olur. Tarihi, hatalari ile tartismak, demokratik bir topluma aday olmanin belirtisi ve baslangicidir. Farkli halklarin ve kültürlerin yanyana, baris içinde yasamasini kolaylastirir.

Elbette Ermeni olayinda karar mekanizmasini ellinde tutan Osmanli devletinin sorumlu üst kademesidir. Böylesi ciddi konularda sorumlu yalniz bir avuc insan, veya soyut devlet görülürse, sorumluluktan kaçmak olur ve mesele soyutlastirilir. Tarihi, tartismaktan kaçinmamak lazim.

Sivas olaylarinda 37 devrimci, ilerici Alevi atese verildi. Bu 37 Alevinin diri diri kül olmasini seyreden ve alkis tutan 10.000 köktenci, geriçi Müsliman vardi. Burda yalniz suçlu benzin döken ve çakmagi çakip alevi tutusturan degil, aksine seyirci kalan devlet, yani devlet güvenlik güçleri ve bu suçsuz insanlarin yanmasina alkis tutan bu 10.000 kisidir de. Bunun da ötesinde suçlu, bu olayin vuku bulmasina tahamül gösteren toplumun inanç, kültür, felsefe, yasam ve ruhi sekillenme biçimine kadar inmektedir.

Bundan ötürü Kürt yurtsever ve aydinlari, Türk milliyetçiligine agaje olmus Kürtlerden mütesekkül Hamidiye alaylari ve Ermenilere karsi zulmünden bahsedildiginde, gocunmalarina gerek yoktur.

Bir diger konu da Seyit Riza idama gidince "yasasin Kürdistan" demismidir, dememismidir? Seyit Riza`nin idaminda yaninda bulunan Ihsan Sabri Çaglayangil, Seyit Rizanin son sözlerini söyle aktarir: "Son sözünü sorduk. `Kirk liram ve saatim var. Ogluma veriniz.` dedi... Seyit Riza`yi meydana çikardik. Hava soguktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza meydan insan doluymus gibi sesizlige ve bosluga hitap etti: `Ewlade Kerbelayme. Bêxetayme. Aybo, zulumo, cinayeto´ dedi". (Bak Desmala Sure, sayi 2, sayfa20, Berhem, sayi 7, s.9) Ayni dönemi yasayan hala canli sahitler vardir. Bunlarin söyledikleri de bu dogrultudadir. (Bu konu için Seyit Riza`nin kizi Leyla ile "Tija Sodiri" 3 de yayinlanan ve daha sonra çikacak sayilarada ki röpörtaja ve Dersim liderlerinin idama mahkum oldugu Elazig makemesinde sahsen bulunan Kuresan büyüklerinden Use Seydin yegeni ile yapilan ve Tija Sodiri`n ilerideki sayilarinda çikaçak röportaja bak). Bunun disinda, Seyit Riza`nin Kürt milli kurulus ve örgütlerine üye olmadigi gibi, onlarla örgütlü bir bagi da yoktur. Ayrica, O baska bir dava ugruna degil, isgale ugruyan otonom Dersim`in özgürlügu için direndi. Bunun ötesinde, polemige girmenin hiç bir yarari yoktur.

Munzur Çem yazisinin baska bir yerinde, "Dersim`in Kürdistan`in öteki yerlerinden öyle çokça farkli yanlari yoktur. ... Üç asagi-bes yukari ayni dag, dere, nehir ve yaylalari; ayni mese agaçlarini; kimi distan sivali, kimi çiplak tas duvarli, bir yada iki katli olan ayni evleri, ayni degirmenleri; ayni keklikleri, keçileri, inekleri, koyunlari ve agaçlari, ayni türden bölünmüs tarlalari, ayni tür atlari, esekleri, katirlari ...". (Deng, ags, s. 18) Burda bir anlsmazlik söz konusu. Biribirine çok yakin olan Dersimli ve Kürtlerin, esek ve katirlari disinda tavuklari da biribirine benzer, hatta ötüsleri biribirine çok yakindir. Fakat berlitmek gerekir ki, Latin Amerika`nin tavuklari da Dersim tavuklarina benzer. Ve ötüsleri de aynidir. Ben Çin`de de, eski Sovyetler de de bizim eseklere benzer esekler gördüm. Esek denince, her insanin aklina gelen sekil asagi-yukari aynidir. Yani, Dünya`da esek sekli evrenseldir. Elbette Dersim`in Ay`da veya Mars`ta oldugunu kimse iddia etmiyor.

Seyit Riza`nin ve Seyh Mahmut Berzenci`nin giydigi elbise ayniymis. Seyit Riza`nin giydigi elbise (Dersim Müzesi olmadigi için, bu konuda bilgi eksikliginin oldugunu belirtmek isterim) $eyh Mahmut Berzenci`ninkine benzemesi de çok dogaldir. Dillerinin biribirine yakin olmalari da dogaldir. Biri Ay`da, digeri yerde yasamiyor ya. Seyit Riza`nin kendi özel tekstil Fabrikasi olmadigina göre, elbisesini Orient pazarinda herhangi birinde almistir. Bu $ey Mahmut Berzenci için de geçerlidir. Seyit Riza`nin giydigi elbise iran ebisesine de benzeyebilr. Dili Iran diline de benzemektedir. O da kendisine çok uzak sayilmaz.

Burda elestirilen yanliso görüs ve mantiktir. ille birini digerine bagimli kilmak mantigi. iste Munzur Çem`in Dersimliler için yapmak ve söylemek istedigi gibi: "...bir ulusun bireyleri oldugumuz gerçegini unutturmamali." (Deng, ags. s. 20)

Munzur Çem, "Kirmanclar (Zazalar) Kürt degil görüsünün bir ucu devlete dayanuiyor." diyor. (Deng, ags. s. 31) Hemen belirtelim ki, Kirmanc-Zazalar, Kirmanc olduklari için devlete dayaniyorlarsa, Dersim bir bütün olarak devlete dayaniyor demektir. Çünkü Dersim halki kendine Kirmanc, diline Kirmancki (Zaza, Dimili) demektedir. Türklere Türk, Kürtlere Qurr (Kürt), dillerine Kirdasi (Kürtçe) demektedirler. Kirmanc, Dersim`in orjinalligine dayanmaktadir. Dolayisiyla ileri atilan iddia asilsizdir. Yalandir. ispata gerek yoktur. Dersim`in milliyetçilige, tekçilige ve askeri isgale karsi direndigini yedi dügel çok iyi bilmektedir.

Dersim`in dirençini kirmak ve uluslararasi itibarini zedelemek için, Osmanli Sultasi ve Türk milli devleti Dersime karsi hep su iddiayi öne sürmüstü: Dersim direnisinde "yabanci parmagi" vardir ve "feodal-gerici" ayaklanmadir. Türk komunistleri, sosyalistleri ve aydinlari da bu iddiaya katildilar. iste Munzur Çem`in ve Kürtlerin Kirmanc-Zazalara karsi benzer suçlamalar, Türklerin Kirmanc-Zazalara karsi ileri sürdükleri iddiadan farksizdir.

Munzur Çem, Dersimlilerin Kürt "ulusun bireyleri" oldugunu ispatlamak için Dersim`in dilini de degistirmeye yeltenmektedir. Dersim kendi asiretlerini kendi dillerinde öyle adlandirir: Kuresu, Abasu, Demenu, Heyderu, $ixmemedu vs. Fakat Munzur Çem bu söyleyis biçimini Kürtçeye yakin bulmadigi için, Kuresu, Heyderu ve Sixmemedu yerine "Kuresan, Heyderan ve ªsxmemedan" demeyi terçih etmektedir, çünkü sözcünün arkasina "an" takisi takilirsa, Kürtçe`ye yakin olurmuº: "...yanê -an- guretene tênena nêjdiye formê Kurdiki yo u rasto." (Munzur Çem, Taye Kilame Dersim", Stockholm, 1993, s. 7)

Dersimliler anadillerinde Dersim`e "Desim" ve Dersimliler`e "Desimuzu" veya "Dersimizu" diyorlar. Fakat Munzur Çem için bu pek Kürtçeye yakin görülmemelidir ki, o "Desimuzu" veya "Dersimiz`u" yerine, Dersimlilere "Desimizan" diye hitab etmektedir. Kürtçeye daha yakinmis. (Bak, Muzur Çem, age, s. 17)

Dersim`in "Tunceli" olarak degistirilmesi ile veya "Desimizu" ` un "Desimizan" olarak degistirilmesi, gerçegi geçiçi olarak örtbas etmeye çalissa bile, gerçegin kendisini degistiremez. Bunun da ötesinde, kelime oyunu ile tarih yazmak, tarihi bozmaktir. Bunun örnegini Türk resmi tarihinde görmekteyiz.

Bu yaklasimin sahibi yalniz F. Bulut ve M. Çem degildir. Ayni anlayisin yumusak bir savunusunu M. Kalman yapiyor.

"Belge ve taniklari ile Dersim ve Direnisleri" adli eserinde, M. Kalman Zaza-Kürt sorununu tartismaya sunarken, hemen önyargili görüsü ile tartismanin önünü kesip, söyle demektedir: "Acaba bu arastirmacilar (Zazaca üzerine arastirma yapan yabancilar Dr. H. C) kendi devletlerinin çikarina mi Kürt-Zaza ayrimina gittiler, yoksa kendi ölçülerinde açiklik getirmeye mi çalistilar? ...Elbetteki birçok sorunda da görüldügü gibi "yabanci parmagi" veya ajanlar ortaligi karistirmak isteyebilirler." (M. Kalman, Belgelerle ve Taniklari ile Dersim Direnisleri, Istanbul, 1995, s. 20)

"Yabanci parmagi" ndan en çok bahseden resmi Türk tarihidir: Silav halklari, Rum ve Ermeniler hak-hukukunu istediginde, "yabanci parmagi" dir, der. Kürd direnir, hakkini ister, "yabanci parmagi" dir, der. Bu anlamda "Bazilari kopya sever" yerinde bir laftir. (Bak Ware, sayi 9) Sormak lazim, sans eseri bir iki iyi niyetli Amerikali arastirmaci Kizilderililere "medeniyet" adina yapilan vahseti su yüzüne çikarirsa, hangi "yabanci parmagi" burda cirit atmis olacak? Kimse kimseyi sormasin mis Kimse kimseyi arastirmasin mis. Iletisim çaginda yasiyoruz. Bu anlamda dünyanin küçüldügünün farkinda degiller mi yoksa? Keske Kirmanc-Zazalari inceleyen daha çok yabanci biliminsani çiksin. Bu bizi hiç te rahatsiz etmiyor.

Hele çok sükür ki, Türklerin baska halklari sevme diye bir derdi yoktur. Kaza eseri bir Türk Zaza dilini arastirmaya kalkarsa ve bu halk ve dili kendi basina bir dildir sonucuna varirsa, vay Kirmanc-Zaza halkinin haline!

Avrupa`nin, Amerika`nin Germanistk, Angilistik, Amerikanistik, Sinologi, Orientalistik v.b. kürsüleri mevcuttur. Frankfurt Üniversite`sinin Orientalistik bölümünde Iranistik dilleri çerçevesinde Zazaca grameri, kökü, eski Partça dili ile kiyaslama v.b. gibi konularda ders verilmektedir. Ama bu seminerin arkasinda hangi ajan takiminin oldugunu hala çikaramadim. Kurdoloji kürsüsü olan Üniversiteler de vardir. Bu kürsülerin ajanlari kim acaba? Bu korku ve süphe pisikozu ile ne bilim yapilir, ne de bilim anlasilir; ancak kötü bir dedektif romani çikabilir. Dedektif metodunu birakip, Dersim gerçegine bakmakta fayda vardir. Dersim`in gerçegi ise türküleri, dili , felsefesi ve kültürüdür. Dersim`i en iyi sekilde ifade eden Dersim türküleridir. Dersim de dahil olmak üzere, tarihlerini yazili olarak yazmamis halklarin tarihini en iyi sekilde sözlü türküleri anlatir. Dersim mücadelesini anlatan eski bir Dersim Türküsü söyle der:


Seter o Seter o
buko Ismayilê mi Seter o

Natê ma kemer o

dotê ma kemer o

Isamilê mi dest berze martini

panime hata ke ro ma dero

Bawo!...

Ordi amo natê çemi dotê çemi

Damepêro, kiseme hêfe kami

Munzir delge dano sade goni

Birayê mi serva Dêrsimi sero

Bawo!...


(Dersim Türküleri, Tayê Lawikê Dêrsimi, derleyen M. Düzgün, S. 91)

Destan özet olarak soyle der:

"El at su Martinine Ismailcigim, gün kavga günüdür, babam. Ordu isgal eylemis Munzur çayinin iki yakasini. Kan akiyor Munzur dalga dalga. Vurun kardesim vurun, bu kavga Dersim içindir, kardesim; be hey babam!

Dersim incelendiginde, Dersim Türküleri istisnasiz olarak Dersim'den ve Kirmanciye`den bahseder. Dersim ve Kirmanciye de Kürdistan degildir. Dersim`in tarihini bir destan gibi anlatan "Welat Welat" türküsü, Dersim`in inanç, felsefe, mücadele ve amaçlarini iyi bir sekilde dile getirmektedir: Türküde, Türk ordusunun Dersim`i isgal edisini ve Dersim`in ileri gelenlerinin Türk askerlerince yakalanip idama götürülüsu anlatilir. Idama götürülen Dersim büyüklerinin inaç ve felsefi düsünceleri ve ülkeleri olan K?rmanciye`ye (Dersim) olan sevgi ve bagliliklarini Dersim`in büyük milli ve sosyal sairi Veliye Ise Imam Türküde söyle dile getirir:


Way de biyi biye, lemin biye!
Alay onte ma ser, tabur bêrde Borginiye ser

Seyd Uþe teslim biyo, kheleka Dersimia osnene rijiye

Seyd Uþe berdo, nêberdo, kheleka Dersim owe de þiye

Seyd Uþe vano, Duzgi çinare veng nêkeno!

Air kotê tufong, erzene, way lemýn phoþta Asm u Jiaru ra

Seyd Rýza vano, Seyd Use ma zerre haq xori dazno,

Jiayru vere ho carno hetê mara

Vano, "zerrê mý terseno, yê mýnê to nafa sýcýmo, dara

Sey Uþe teslim biyo, qomo kerdo duzê Þeþanki,

Yel-qom dorme de amo pêser,

Vano, "Býra ezo sonu, -way lemýn- xatýr`ve sýma!,

Kotime mêrat výlê Sorpiani, mêrat vetan mara osa

Vetan þirino,

hata roza merdêne coru deste ison cira nêbeno

Qemer aga vano, Pirê mý, neçe Sultan Süleymanê jê tu ame na dina onderê, þiyê.

Endi mine tu dest nêkuno,

vay lemýn merat rýnda Kýrmanciye

Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.

Vist u çor saat tamam nêbiye, nisanê idami kerd ma vera.

Aglerê ma - qomo- idam kerdê

Way lemýn, zalým cendegu ma nêdano.

Çifte doxtori amê cendegunê ma kefs kênê;

Aqýlê Sey Uþên des u dý derecey aqulu ra gýrano.

(Söyleyen: Bava Bedri)


"Výle Soripani", Harputa gidince yüksek bir tepedir. Bu tepeden iç Dersim rahtlýkla seyredilebilinen bir yerdir. Halk türkülerin de Dersim`in "Sultan Süleymanlarý" (liderleri) idama götürülürken, bu tepeden vatanlarý olan iç Dersim`i son bir defa gözetleme fýrsatýný görebiliyorlar. Dersim þairi Vele Ýse imam`i þiirin de, Dersim büyüklerinini Kirmanciye ye (Dersim`e) olan bagliliklarini, duygularini ve sevgisini güzel bir Zazaca ile dile getiriliyor.

Yine Dersim`in (Kirmanciye), Kürdistan cografyasi yaninda farkli otonom bir cografya oldugunu analatan baska bir türkü de söyledir: Kekil adinda bir Dersimli Kürdistan`in Urfa sehrinde "askeri görevi" sirasinda ölür. Kardesi, ölen Kekili Dersim`e (Kirmanciye`ye) getirmek ister. Urfalilar, cenazenin Dersim`e (Kirmanciye`ye) götürülmesinin hayli zahmetli oldugunu ve pahliya mal olacagini anlatarak, cenaze sahibini ikna etmek isterler; fakat o ikna olmaz ve kardesini Kirmanciye (Dersim) `ye götürür.

Dersim sairi Veliye Ise Imama yine kulak verelim:

Way de biye de biye, bira geribo biye

Têlê birayê geribe mi amo postexanê merata Mamikiye

Yanê qomo, þine têlê býrayê ho guret, mý va býraê mý yeno izine.

Têle býraê ho guret da wendene, kemer nêvino!

Qomo, dumanê sarê mýno.

Nia qomo, mý makina kompila kerde, Urfa sewtemalerê þiyo.

Qomo, mý ho dýma niada, kesê mý çinio, ez bekes, kesê mý çinio.

Ya qomo, mýno hire roji, hire sewi, ezo nê qomo, mýno hewnê çýmu nêdiyo.

Ya, sofer ez ardo war, vake "bê war, naza harde Urfa wesayio."

Yanê eve perskerdene, qomo, ezo þine pê daira Yüzbaþi de vejio.

Yanê da puru, Yüzbaþi sandala sere roniþteo.

Vaka, "ala perskere, o mordem yê kotio?"

Mý va "na sawalu mýra ça perskena, ez yê na meratê Tunceliyo."

Têlê býraê mý Kekili amey bi, vato, "biraê mi ecele nêvýndo, bêro."

Niada, Yüzbaþi taviat cý nêkot, qomo usto ra wertê deyrade fetelino.

Vake, "qalan bakiya ke esta, sýma weþ be, býraê tu hudute Suriya sewtemale de seyit bio. "

Qomo, ezo sandalya sera peru gunu ware

Mý niada, Yüzbaþi dest est mi, vano, "mýxenetêni meke!

Necelerunê jê tu derdu wa u býraiya çêrnçayiye diyo."

Ya, mý va "nê qomo, mý can kerdo ho feka, hiro roji, hire sewi tümenê Urfa wesayiye de feteliyo."

Amrê berdena býraê ho gureto, Urfa usta ra, sarê Urfa mýre duwacýyo.

Vano, "olume Haq koti ra rest, pero hardo dewreso; nê býraê ho naza weda,

tu bena, iqdidare tu çiniyo.

Mý va, "Ez býraê ho bonu, çýke mý sono va þero, mýre sevev meve!

Ez býraê ho bon memleket (Welat), býraê mý intizaro onderê Kýrmancýyo.

Qomo, mýno xeyle sare dez -qomo- Urfa sewtemale de diyo."

Yi emsalunê býraê mý vake, "býraê tu weþiyat ho kerda, vake, býraê mý ke yêno na memleket,

yanê cendegê mý naza ra vezo bero memleket,

ez axret u dinalige de endi býraê hora rajio."

Ya qomo, temel do puro, qomo ni qonanagê býraê ho sereniya hode dardo we.

Tarix u yazi erzeno cý, býraê mý yaraliyo onderê Urfa ê wesayio.

Vano, "býra meverbe, qederê mý bio tamam, çençena mýde qedio."

(Söyleyen: Bava Bedri)

Görüldügü gibi, kardesi Kekil`i almaya giden Dersimli Urfa`nin içinde bulundugu cografyayi ayri bir memleket, bölge olarak görmektedir. Urfali Kürt komsularinin israrina ragmen, Dersimli ille de kardesi Kekil`i vatani olan Kirmanciye`ye, yani Dersim`e götürür. Dolayisiyla Dersim, Urfay`i Kirmanciye olarak görmüyor. Dersimlinin Kirmanciye`deki kasti, tarihteki otonom Dersimdir. Böylece otonom Dersim`i Kürdistan dan ayirmaktadir.

Demekki Dersim`e, Dersimlilere yeni kimlik aramak, onlari yeniden etiketlendirmek, tamamen tarihi hatadir. Zorlama ve ezbere bir çaba yerine, izi kaybettirilmek istenen Dersim`in tarihine bakmak, insanlarini ve otantik türkülerini dinlemek, Dersim`i tanmaya yeterli olacaktir.

Her halk gibi Kürtlerin de kendi halkini, dilini, kültürünü ve tarihlerini sevmeleri normaldir. Bu milliyçilik degil, insanin ve insan haklarinin geregidir. Fakat bilimsel verilerden uzak Türk Resmi Tarih Tezini takip etmekle veya kopya etmekle, kimse halkina ve gerçek tarihine hizmet edecegi umuduna kapilmasin. Böylesi bir tarih, tarihi yazilmak istenen halka fayda degil, zarar verir. Tarih, subjektif istekler ve kör milliyetçilik dogrultusunda degil, varolan objektif gerçek ve bilimsel verilere dayandirilarak incelenmeli ve degerlendirilmelidir.

Kürt Tarih Tezinin savunucusu Cemsid Bender örnek olarak söyle der: ilk kez Kürt halki bitume maddesini eriterek içine kalker tozu ve arjil karistirarak asfalta benzer bir madde imal etmistir. ... Bu eriyik günümüzde de aradan üç bin iki yüz elli yil geçmesine karsin kullanilmaktadir." ... Bender devamla, "insanligi ilk kez magara hayatindan kurtaran emekleyen çocugu ellerinden tutup yürüten, uygarca bir yasamin kosullarini tarihte ilk kez olusturan Sümerler ve Kürt halki olmustur." (C. Bender, Kürt Tarihi ve Uygrligi, Istanbul, 1991, S. 193-194)

Deniz Çelik, Gürdal Aksoy`un Resmi Kürt Tarihinin elestirisini konu alan "Tarihi Yazilmayan Halk: Kürtler" adli kitabini "Yeni Politika" da okuyuculararina tanitti.

Yazar G. Aksoy, Kürt Resmi Tarih Tezinin savunuculari ve arastirmacilarini elestirirken söyle demektedir: Son derece yanlis, çarpik bir temel üzerinde yükselen bu arastirmalar Kemalist Türk Tezi`nin bir kopyasi niteliiindedir. Çikis olarak Kemalist Türk Tarih Tezi`ne "karsi" çikmayi benimseyen bu anlayis , vardigi tespitler, tahliller sonucu Resmi Türk Tarih Tezi`nin mantigi ile islemeye baslamis ve onlarin Türk tarihi için vardiklari sonuca bu kez Kürtler adina varmislardir. Öyle ki, Cemsit Bender`in Selahaddin Mihotuli`nin, Tori`nin ve Faik Bulut`un tarihi`ndeki Kürt sözcüklerinin yerine Türk yazarsaniz bunlari resmi Türk Tarih Tezi`nden ayirmaniz bir hayli zorlasacaktir. Kürt tarih yaziciligi, kendini reddeden bir tarihin, Türk resmi tarih tezinin üvey çocugudur ve haddinden çok babasina benzemektedir.

Yine yazarin bellirtigi gibi, Kürtlerin ihtiyaç duydugu içi bos, kof, iflas etmis bir resmi tarih tezi degil, aksine "...gerçekten bir tarihe, gerçekleri yansitacak, abartidan, ulus merkezcilikten uzak ve kendilerini de yargilayacak bir tarihe ihtiyaçlari var." (Yeni Politika, .....03. 1996.

Otariter ve baskici bir devlete karsi, Kürt halkinin kendi tarihi varligini savunmasi ve kendisini ipatlamaya çalismasi dogal hakkidir. Fakat bunu yaparken, tarihi ve kendisini görmek istedigi gibi degil, aksine oldugu gibi göstermelidir. Açikca: Kürtler karsi geldikleri çarpik Resmi Türk Tarih Tezinden ve otoriter milli develet biçiminden dersler çikarmali ve böyle bir yapiya karsi sivil açik bir toplum biçimine yönelmelidirler. Sartlarini yaratmak zor bile olsa, barisi saglayacak ve baska dil ve kültürden halklarla (Kirmanc/Zazalar, Suryaniler, Yezidiler vb.) yanyana esitçe yasamanin yolu budur.

Dersim ne Türk, ne de Kürt`tür; Dersim otonom bir cografyadir.

Dersim sorununa, Dersim Kirmanc-Zaza dili ve kütürü üzerine ciddi çalismalari ile taninan arastirmaci Mustafa Düzgün´nün "Tija Sodiri" de Dersimli sair ve ozan Areyiz üzerine "Areyiz u hunerê xo" adli güzel bir çalismasi ile baslamak isterim. Bu çalismada, Mustafa Düzgün sair Areyiz`in Dersim yurtseverligini, tarihe ve gelecege bakisini incelemektedir.

$airin bir dizesi söyle der:

Derde mý çýko, qey yazmýs nêkena qelemý

Þair burada, "derdim nedir, neden onu yazmiyorsun kalem", diye sormaktadir. Burda tarih sayfalarinin eksik tutuldugunu kastetmektedir. Sair çok iyi bilmektedirki, kendi tarihi, dili ve kültürü eksik ve yanlis yazilmistir. Iste sair bu eksiklige ve yanlisliga sitem etmektedir.

Ve sair devamla: Dirveta mi rê coru nêbena melem

Yarama merhem olamiyorsun be hey kalem! diyor. Ve yazilan, topluma sunulan tarihte, sair temsil edilmemektedir. Kendisi tarihte ve toplumda, politik ve kültürel olarak ifade edilmedigini görür. Kalem tutanlar, tarih sayfalarini yanlis süslemislerdir. Yine sairin dedigi gibi, tarihin kalemi güçlüden yana tutulmustur: Xiravunu rê rinda, çeru de qarina. (Zalimlere iyisin, yigitlere nefretsin). Kisaca "zülmün defteri eksik tutulmustur". Ve zülmün defteri eksik tutuldugu içindir ki, mevcut yazilan tarih sairin kabuk baglamis yarasina merhem olamiyor.

$air devamla: Fermanu nusnena tiya qelem

Zaza´u inkar kena tiya qelem

$air burda, kalemin güçlüden, zalimden yana tavir takindigini ve nice ferman çikardigini belirtmektedir. Zor ve zulümden yana olan kalem, hem ferman çikarmaktadir, hem de fermana ugruyan Kirmanc/Zazalari inkar etmektedir. Fakat buna ragmen, sair kalemi kirmayi degil, tersine kalemin, tarihi yerli yerine oturmasini diler: "Ez besenêken to parçey keri qelem" (Seni parçalayamam be hey kalem).

Aslinda burda belirtilmek istenilen Dersim´in çokça tarif edildigi, fakat asil anlatilanin Dersim´in kendisinin olmadigidir. Herkes Dersim´i kendi milliyetçi çikarlari dogrultusunda açiklamaktadir. Böyle olunca, Dersim zaman zaman Türk ve bazende Kürt olarak tarihe sunulmustur ve hala zorlama ile sunulmak istenmektedir.

Oysa 19. yüzyilda Dersim´e seyhat eden yabanci gözlemciler, Dersim´in Kizilbas kimligini ön planda oldugunu vurgulamatadirlar:

J. G. Taylor ve M. Seel gözlemlerinde Dersimlerden yer yer Kürt olarak bahsetmelerine ragmen, "Kizilbaslar" terimini kullanir ve Dersimlilerin kendine has bir irk oldugunu belirtirler (they are an independent race...). Ayrca dillerinin Zazaca oldugunu ve bunun Kurmaci (Kürtçe) den farkli oldugunu, Kurmanci konusan bir Kürt için anlasilmaz oldugunu vurgulamaktadirlar.(Bak Desmala Sure, sayi 2)

Yine 20. yüzyilin basinda Zaza bölgesine, Dicle ve Firat nehirlerinin kuzey kesimine gidip arastirma yapan dilbilimci O. Mann ve daha sonra K. Hadank, Zaza dili simdiye kadar sanildigi gibi, Kürt dilinin bir lehçesi degildir, demektedirler. O. Mann ve K. Hadank gibi birçok tarafsiz bilim adami, dilbilimci bu görüsü paylasmaktadir: N. MacKenzie, A. Christensen, T.L. Todd. Ve bunlarin disinda Frankfurt Üniversitesinde Orientalistik dalinda Zaza dili ve grameri üzerini çalismasiyla bilinen Prof. Dr. J. Gippert, kuzey-bati Iran dil gurubuna giren Zazacayi Kürtçeden farkli olarak görmektedir. Ayni sekilde Dersim Zazacasini akici bir sekilde konusan dilbilimci Bayan M. Sandanato ve Bay M. Jacobson Zazacanin ayri bir dil oldugunu vurgulamaktadirlar. Bu dilibilimci ve bilimadamlari disinda, Zilfi Selcan uzun bir sürecin ürünü olan Doktora çalismasinda Zaza dilinin Kürt dilinden gramer ve fonetigi ile tamamen ayri bir dil oldugunu bilimsel kriterlerle göstermistir. Bunlarin disinda Kürt tarihinde önemli sahsiyetler olarak kabul gören K. A. Bedirxaan, Ihsan Nuri ve Kürtlein onurlu sairi Cigerxun ayni görüsü paylasmaktadir.

Dilbilimciler ve meseleye objektiv bakan aydin ve bazi devrimci sahsiyetler disinda söylenenler, bilimsel olan bir gerçegi tersyüz edemez.

Burada elestirilen Kürt özgürlük hareketi degil, tersine Türk milliyetçiliginin resmi tekçi ve milliyetçi görüslerinin Kürt hareketlerine yansimasidir.

Kirmanc / Zazalar olarak, Türk, Kürt, müslüman veya müslüman olmayan tüm aydin, devrimci ve demokratlara çagirimiz sudur: Tüm kültürlerin esit, özgür ve yöresel olarak hür yasamasi için tüm sivil, demokratik kurum ve kuruluslarin hareketlendirilmesi ve Kürt, Kirmanc/Zaza meselesinin barisçil çözümü için çiddi girisimlerde bulunmalidirlar. Bu tür girisimler,

demokratik, sivil kurum ve kuruluslarin güçlenmesini ve islerligini saglar. Bu da, demokratik, sivil toplumun ve kültürlerin esit bazda yan yana yasayabildigi federatif bir sistemin subjeleridir. Yani develet mekanizmasini Türk milliyetçi burjuvaziden devralmak degil, devlet mekanizmasini ve onun baskici gücünü demokratik sivil kurumlar tarafindan zayiflatmak ve bunun sonucu olarak, devleti bu sivil kurumlara dönüstürmek. Bu durumda sosyal özgürlüklerle birlikte kültürel hak ve hürrüyetler de garanti altina alinmis olacaktir.

Eger milliyetçiligi, statukoculugu, tekçiligi ve diger halklara ve kültürlere hosgürüsüzlügü degil de, aksine kültürel özgürlügü ve sosyal emasipasiyonu kedimize amaç edinirsek, insanin umutlarini hep birlikte özgürlesme sofrassna tasiyabiliriz. O zaman, herkes kendi dilinde türküsünü söyleme, renginden çiçegini dikme imkanina kavusacaktir.

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.11.2006, 03:35   #3
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersimlilerin kökenine iliskin bir tez daha. Sürec icerisinde Seyfi Cengiz´in Deylem Kurami´nin diger bölümlerini de aktaracagim. Deylem kurami´n dan sonra dersimlilerin türk, ya da kürt oldugu tezlerini de buraya aktarmayi düsünüyorum. Bize sunulan degisik tezleri okuyarak, tartisarak belki bir sentez yaratabiliriz. Gerci sentez yaratma sözü biraz agir olabilir, hic birimiz tarihci degiliz. Kastetmek istedigim aslinda su: Bu tezleri okuyan Aw katilimcilari, okuduklari degisik tezleri kendi hür düsüncelerinin tartisinda tartarak, kulaktan duyma bilgilerin disina cikip, baska görüs acilariyla da tanisip bilgilenip, kendi iclerinde yeni sentezler yaratmalaridir.(Buna ben de dahilim, burda aktardigim yazilar bir sekilde benim kimlik arayisimin sonucudur).

Dersim'in Etnik Kökeni

D I M L I - D E Y L E M K U R A M I (1)

Seyfi Cengiz

Dimili konusanlar (Dimililer) iki ana kesimden olusur.

Bir kesimi kendisini Kirmanc olarak tanimlarken, diger kesimi Zaza olarak
adlandirir.

Kirmanclar Kizilbastir. Zazalar ise, hemen hemen tamamen Sunidirler.Yani Kirmanc-Zaza
ayrimi, Alevi-Suni bölünmesiylede örtüsür. Iki kesim arasindaki bölünmenin
baslangici, inanç ayriliginin yani sira farkli göç dalgalarina ait olmalariyla
da iliskili olabilir. Bölünmüs olmalarina ve günümüzde kendilerini farkli
tanimlamalarina karsin, Kirmanclar ve Zazalar ortak bir orjinden gelmektedirler.

Kuskusuz bu yargiya ezbere ulasmiyoruz.

Biliyoruz ki, iki kesim bir ve ayni dili konusur. Ayni dili konusmak tek basina
ele alindiginda her durumda mutlaka köken birligine isaret etmez. Bu dogru. Ama,
iki kesimin köken birligine isaret eden baska kanitlar da var:

Söz gelimi her iki kesimde de kendilerini Dimili olarak tanimlayanlara
rastliyoruz. Kangal, Divrigi ve Zara Alevileri arasinda (Topardiç köyü ve diger
bazi köylerde) "Em Dimiliyan'in (Kürtçe de "Biz Dimiliyiz" demektir) diyenler
var. Bir çogu, özellikle genç kusaklar, ana dillerini unutmus; Kürtlesmis ya da
Türklesmisler.

Buna ragmen kimlik bilincini koruyanlar hala mevcut.

Disariya karsi kendilerini Zaza olarak tanimlayan Siverek ve Çermik Zazalari,
kendi aralarinda etnik adlari olarak Dimili terimini kullanirlar.

Kirmanclar (Merkezi Dersim) arasinda konustuklari dili Dimilki olarak
adlandiranlar bulundugunu da biliyoruz.

Dimli konusan Bingöl Kizilbaslari (örnegin Hormekliler), ayni dili konusan
yanibaslarindaki Sunni inançtan halka çogunlukla Zaza derler. Ancak kendi
aralarinda zaman zaman Zazalara "Dilmice Çewligi" de diklerine tanik oluyoruz.
Kendileri için de yer yer Dimli adini kullandiklari olur. Bu örnekte, iki
kesimin köken birligine dolayli bir referans buluyoruz.

Kürtçe konusanlarin hem Kirmanclari hem de Zazalari Dimili olarak adlandirmalari,
Kirmanclarin ve Zazalarin köken birligine isaret eden bir diger kanittir.

Açik ki günümüzde Kirmanclar ve Zazalar arasinda ortaklasa kullanilan tek etnik
terim Dimili adi olmaktadir (bazi yerlerde sadece dil adi olarak, bazi yerlerde
ise ayni zamanda halk adi olarak).

Bu özelligi nedeniyle Dimili terimi, iki kesimin kökenini saptamada anahtar bir
önem tasiyor.

Kirmanc ve Zaza terimlerinin orjini henüz tam olarak saptanabilmis degil. Ama
Dimili ya da Dimili teriminin Deylem adindan dogdugu ve "Deylemli" (Deylemi)
demek oldugu F. C. Andreas tarafindan ikna edici bir biçimde açiklanmis
bulunuyor. Andreas'in bu görüsü A. Christensen tarafindan tanitildi (Bk. Les
Dialects D'avroman Et De Pewa, A. Christensen, 1921, Kopenhag).

Minorski, K.hadank, MacKenzie ve kendi alanlarinda otorite kabul edilen daha
baska pek çok tarihçi ve dilbilimci de, F. C. Andreas'la ayni görüsü savundular.

Dimli-Deylem baglantisina ilk isaret eden kisi, Ermeni yazarlardan Antranik
olmustur. Antranik, bu görüsünü 1901' de yayinlanan Dersim adli incelemesinde
ileri sürer (Bk: Dersim, 1901, Tiflis; Türkçe çevirisi için bakiniz Desmala
Sure, Sayi: 6, 8 ve 9).

Su ana kadar eksik birakilan sey, Dimli-Deylem baglantisini dogrulayan tarihsel
verilerin derli toplu bir biçimde sunulmamis olmasidir. Bu boslugu dolduracagi
inanciyla, ulasabildigim verileri özetlemek ihtiyacini duydum.

Birinci tanigimiz Agathias.

Bizans tarihçilerinden Agathias ( M.S 553-579/582), "Histories" adli yapitinda "Lazica"
daki Roma-Pers savaslarini anlatirken, bu savaslarda Persler'le birlikte savasan
"Dilimnitler" dedigi Deylemliler'den de söz eder. Agathias,
bir yerde söyle der:

" The Dilimnites are among the largest of the nations on the far side of the
Tigris whose territory borders on Persia". Türkçe'ye söyle tercüme edilebilir:

"Dilimnite'ler ülkeleri Iran'la sinir olan Dicle kiyisindaki uluslarin en
büyükleri arasindadirlar"

(Bk. Agathias, "The Histories", Trans. By Joseph D. Frendo, 1975, 111.
Kitap , S,87-88).

Yukardaki satirlar söyle sürer:

"Onlar çogunlukla Persler'le birlikte savasmaya alisik iselerde, gerçekte özgür
ve bagimsiz olduklarindan herhangi türden bir zorlamaya boyun egmek tabiatlarina
aykiri düstügünden , bagimli/köle bir halkin mecburi askeri olarak savasmazlar"
(a.g.y.,S.87-88).

Agathias' in bu satirlari M.S 550'lerin basina ait.

Bu demektir ki, Dimililer (Kirmanclar ve Zazalar) M.S. 6'inci yüzyilin
ortalarinda (M.S. 551-52) bugün isgal ettikleri topraklarda bulunuyorlardi ve
bagimsiz bir yasam sürüyorlardi. Agathias' in söylediklerinin anlami bu.

V. Minorskiy de, "Daylam" baslikli makalesinde Agathias'in dediklerinden ayni
sonucu çikarir (Türkçesi için bk. Desmala Sure, Sayi: 1).

Ikinci tanigimiz , 10'uncu yüzyil Ermeni tarihçilerinden Thomas Ardzrouni.

Thomas Artsruni, "Histoire Des Ardzrouni" (History of The House of Ardsruni)
adli eserinde, onuncu yüzyila kadarki Ermeni tarihini, özel olarak da
Artsruniler olarak bilinen Van Ermeni Kirallig'inin (vaspurakan) yönetici
ailesinin tarihini anlatir. Yazarin soyadindan anlasildigi kadariyla kendisi de
bu aileye mensuptur.

Bu kitabin ara basliklarindan biri söyle:

"Delemik'lerin Aghbag eyaletindeki Hadamakert kentine düzenledikleri sefer,
Tanri'nin sayesinde Ermeni kuvvetlerinin zaferiyle sonuçlandi" (a.g.y., S.243).

Bu baslik altinda su satirlari okuyoruz:

" Ayni dönemde Asur ülkesine gitmek için yola çikan Delemikli bir askeri müfreze
Aghbag eyaletindeki Hadamakert kentinde büyük yagmalara giriserek, çocuk, kiz,
kadin vs. kaçiriyorlardi.

Bunu duyan kral, seçkin suvarilerinden olusan bir grubu onlarin üzerine
gönderdi. Kralin emrine sadakatla bagli olan suvariler, bir süre sonra
Antzevatsik bölgesinde Delemikleri bozguna ugrattilar. Yigit ve kokusuz okçular,
Delemikleri otlarin Ermeni atlarinin nallari altinda ezilmesi gibi, ezip
geçtiler. Asagi yukari, kiliç ellerinde 2 000 kisi öldürüldü. Delemiklerin
askeri kampi ele geçirilip yagmalandi. Esirler kurtarilarak evlerine ve
ülkelerine gönderildiler" (a.g.y., S.243).

Bu satirlar kitabin Fransizca'sindan çevrildi. Kitabin Fransizca çevirmeni
yikardaki pasaja su notu düsüyor:

"Bu hikayenin degisik bölümlerinde yazarimiz tarafindan belirtilen Amiouc'daki
Outhmaniciler (&18) Zourarec'ler kabilesi (&37), ve nihayet bu hikayede sik sik
adi geçen Caisiciler ve Bougha dönemindeki Delemicler'in ülkesi sadece Ermeni
yazarlar tarafindan biliniyordu.. En azindan bunlarin isimlerini Mose
Caghancatovatsi, 1. 111. Bölüm XX1'de bulunabilir. Bu 10. Yüzyillardir. Yazara
göre Rusça çevirisinin 275. Sayfasinda.

Tarih sahnesine çikan yeni bir Delemic boyu, ki bunlar Salar adi da verilen bir
generale itaat ediyorlardi (veya general ile ittifak yapiyorlardi, S.C).
Bu general Aghovanie, Pers ülkesi, Ermenistan, hatta Berda
sehrini hükmü altina almisti. 914'e kadar bu bölgelere hükmeden Ruslar'i da
kovmustu. Iste bunlar kuvvetli ihtimalle Adamakert'i isgal eden ve Ermeni krali
Gagik tarafindan yok edilmekle yüz yüze birakilan general Salar'in son askeri
müfrezesini olusturan Delemikler'dir. Kesin tarih belli degil" (a.g.y., S
243-244, Fransizca'ya çevirenin dip notu).

Yukardaki satirlarda Thomas Astruni, 10.yüzyilda Deylemlilerin Ermenistan'i
isgalinden söz ediyor.

Aghbag hatamakert (Adamakert) kentini Isgal eden Deylemliler Antzevatsik
bölgesinnde Ermeni ordusu ile karsi karsiya gelirler. Yazarin ifadesinegöre bu
savasta Deylemliler yenilgiye ugratilir.

Yukardaki bilgiler birçok yönden eksik.

Olayin daha yakindan anlasilmasi için iki taniga daha bas vurmak gerekir:

Ibn Miskavayh (ölm.1030) ve Ibn al-Asir (1160-1233).

Arsak Poladyan, "V11 - X Yüzyillarda Kürtler" adli çalismasinda özellikle bu
ikilinin yazdiklarina dayanarak sunlari söyler:

" Hicri 326 yillinda (937-938 yilinda) Laskari Ibn Mardi, büyük ordusuyla
Djibal'den Azerbaycan'a saldirdi…Laskari, yönetim merkezi saydigi Ardabil'den
baska hemen hemen bütün bölgeyi ele geçirdi. Saldiriyi püskürtmek için Daysam,
Ziyaridler'in Emir evinden prens Vasmgir'le anlasmaya basladi… Ayni yil
Vasmgir, Rey'den Azerbaycan'a gittigi sirada Laskari savasmadan ordusunu
bölgeden çikardi, Ermeni bölgesi Andzevadzik'e (Arap. Az-Zavazan) geçti, buradan
Musul'a hareket etme niyetindeydi. Fakat yolda Artsrunida'nin Ermeni prensleri
tuzak kurdular ve Laskari'yi öldürdüler.

Ibn Miskavayh ve Ibn al-Asir bu olaylarin daha etrafli bir yorumunu
vermektedirler" (a.g.y., S. 63-64, Öz-ge yay., çev. Mehmet Demir).

Yanilmiyorsam, yukardaki satirlarda deginilen olay, T. Astruni'nin anlattigi
ayni olaydir.

Bu durumda Ermenistan'a giren ordu Cibal yöneticisi Laskari'nin
kumandasindaki Deylemi ordusudur. Laskari, ya Deylemli Laskari'dir, yada
Gilan'li Laskari'dir (Bk. Minorsky, La Ddomination Des Dailamites, Dipnot: 47;
Türkçe'si için bk. Desmala Sure, SayiS11/1,S.34).

Olayin tarihi M.S. 937-38'dir. Ermeniler'le savasin oldugu yer de Ermenice'de
Andzevadzik, Arapça'da ise Az-Zavazan ya da sadece Zavazan olarak adlandirilan
Zaza ülkesidir.

Bu dönem, Abbasi imparatorlugunda merkezi otoritenin zayifladigi, hemen hemen
her tarafta oldugu gibi Ermenistan'da da ismen halifeye bagli fakat fiilen
bagimsiz devletlerin olustugu, Buyi Deylem Devleti'nin dogusuna öngelen
dönemdir. Bu dönem Ermenistani'nda iki rakip ermeni kralligi vardir: Baskenti
Ani olan Bagradit kralligi ve Van gölü ve çevrasini kapsayan Van merkezli
Vaspurakan (Van) kralligi. Ardsruniler, van kralliginin yöneticileriydi.

"Dersim" adli kitabinda Thomas Artsrunu' nin yukardaki satirlarina göndermede
bulunan Antranik, söyle der:

"Thomas Arzrouni…Telmig irkindan bir ordunun Aghbag'in Hatamakerd Sin bölgesine
varisinda…, Ermeni kralinin onlar üzerine bir saldiri emri vererek ikibinini
öldürüp savasi kazandigidan söz ediyor. Bana öyle görünüyor ki , Dersim'de ve
diger bölgelerde yasayan yukarda ki Telmigler, dilleri Dersimlilerin çogu
tarafindan konusulan ve simdi Dimli veya Tmli olarak biliniyor olanlardir"
(a.g.y., S.160-161, Dipnot). Antranik'in Dimli-Deylem baglantisini kurdugu
satirlari bunlar olsa gerek.

Üçücü tanigimiz "Meyyafarkin ve Amed Tarihi'nin yazari Ibn'ül-Ezrak
(M.S.985-1062) olacak.

Ibn'ül Erzak bu eserinde Deylemlilerin (Buyiler/Buvey ogullari) M.S. 979-980'de
Diyar-i Rebia (Musul-Ceylanpinar arasindaki bölge), Meyyafarkin ve Diyarbakir'i
zaptini anlatir (Bk.Mervani Kürtleri Tarihi, S.48; Çev. M.E. Bozarslan). Ibn'ül
Ezrak, Buyid devletini de "Deylem Devleti" olarak tanimlar (a.e.g., S.135 ve
152).

Son olarak Londra Universtesi professörlerinden David Marshall Lang'in
Deylemlilerin 1021' de Ermenistan'i feth ettigini anlatan sözlerine
basvuracagiz.

"1020'de Ani'nin Bagradid yöneticisi Gagig-1 öldu. Bu olay büyük Ermenistan'in
ortaçag boyuncaki ulusal tarihinin son sayfasini açti. Artik Shirak Eyaleti ile
sinirli hale gelmis olan Bagratid egemenligindeki topraklar Gagik'in iki oglu,
ilimli Jhon-Smbat 111 ve daha dinamik Ashot 1V the Valiant arasinda bölündü. Çok
geçmeden hazar bölgesinden Müslüman Daylamitler Ermenistan'i istila ettiler
(1021). Ayni sirsda Selçuk Türklerinin ilk gruplari da Vaspurakan'da,van gölü
çevresinde göründüler" (bk.D. L. Lang, The Armenians: A Poeple In Exile, S 55,
1981).

D. M. Lang 1021'deki bu olaya bir baska kitabinda da hemen hemen ayni satirlarla
söyle deginir:

"Ani'nin Bagradit yöneticisi Gagik-1. 1021'de öldü. Bu olay büyük Ermenistan'in
ortaçag boyuncaki ulusal tarihinde yeni sayfayi açti. Simdi Shirak veya Siracene
vilayeti ile sinirli hale gelmis bulunan Bagratid deminyonlari Gagik'in iki oglu
arasinda - pasif Jhon-Smbat 111, ve daha enerjik Asot 1V cesur arasinda-
bölündüler. Çok geçmeden, Selçuk Türkleri'nin ilk gruplari Van Gölü çevrasindeki
Vaspurakan'da kendilerini gösterirlerken, Azerbaycan'dan (gelen) Daylamitler
1021'de Ermenistan'i istila ettiler"

(Bk. D. M. Lang, Armenia: Cradle of Civilization, S. 193-196, 1970).

Bugün kendilerini Kirmanc ya da Zaza olarak tanimlayan Dimli konusan
topluluklarin Anadolu;daki tarihinin burada verilen en erken tarih olan M.S.
550'lerden çok daha gerilere dayandigi inancindayim. Ama ben, kendimi sadece su
ana kadar ulasabildigim ve tanik gösterebildigim tarihsel olaylari özetlemekle
sinirladim. Henüz emin olmadigim olaylardan sözetmedim. Ancak, burda
kanitlariyla birlikte segilenen tarihsel gerçekler, Kirmanclarin, Kizilbaslarin
ve Zazalarin Deylem'le ve Deylemliler'le iliskisini açikça ortaya koymaya
fazlasiyla yetiyor; Dimli-Deylem kuramini dogruluyor.

Yukardaki kanitlar çürütülemez.

Besbelli ki, Dimlilerin Kürt ya da Türk olduklari yönündeki tezler temelsizdir.

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.11.2006, 02:16   #4
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kırmanç-Zazaların Etnik Kimliği Üzerine Tartışma

H. Küçük

"Dersim" dergisi'nin 11. sayisinda Abdulmelik Firat ile yapilan bir söylesi yayinlandi. A. Firat'a bir çok konuya iliskin sorular sorulmaktadir. Sorulan sorular arasinda, Kırmanç-Zazalarin etnik kimligi ile ilgili sorularda var. Söz konusu bu söylesi, hem biz yurt disindaki Dersimlileri, hemde "Kırmanc-Zazalar ayri bir etnik kimlige sahiptir" diyen herkesi zan altinda birakan bir içerik tasimaktadir. Sorulardan biri söyle:

"Yine bir tehlike olarak addedermisiniz bilmiyoruz ama, yakin dönemlerde ve özellikle Avrupa'da daha yaygin bir sekilde süren bir tartisma var; Zaza/Kirmançlarin Kürt olmadiklari, dilleri ve kültürleri itibariyle ayri bir etnik topluma tekabül ettikleri yönünde. Bu konuda neler söylemek
isterdiniz?"


Soru, "Bir tehlike olarak addedermisiniz" diye basliyor. Sonrada "yakin dönemlerde ve Avrupa'da diye devam ediyor. Kırmanç-Zazalarin ayri bir etnik kimlige sahip olduklarini, dillerinin farkli oldugunu söylemek, neden tehlike olarak adlandirilsinki? Soruyu bu biçimde formüle etmenin arka planinda yatan gerçegi anlamak zordur.

Kırmanç- Zaza halkinin Kürt olmadigini, dillerinin farkli oldugunu ilk söyleyenler biz Avrupa'da ki dersimliler degiliz. Avrupa'da ki Dersimliler tarafindan yapilan; eskiden beri halkimiz tarafindan söylenenin genis bir teorik formülasyonudur.

Birincisi: Bizim halkimiz ister kendini Kırmanç, ister Zaza, ister Dımli, ya da Alevi olarak adlandirsin, her zaman kendisiyle Kürtler arasina bir ayrim koymus, kendisini ve dilini baska, Kürtleri ve dilini de baska bir biçimde adlandirmis, kendisini kürtlerin bir parçasi olarak görmemistir. Kürt Miliyetçiliginin etkisi altinda kalmis bazi aydinlarin, "biz Kürdüz" demesi bu gerçegi degistirmez. Halkimizin kafasi açik ve net iken aydinlar,halki dinlememis, kimligimize gölge düsürmüslerdir.
Halkimiz, yaygin olarak;"ma Kırmançime", "ma Elevime", "ma Dımlime", "ma Kırmançki, Dımılki qesey keme", "ma khuri nime" diyerek bu farkliligi açik bir biçimde ifade etmistir. "Khuri hetê Mardin'de, hetê Diyarbekir'de nisenê ru" diyerek, Kürtlerin oturdugu cografyaya da kesin bir biçimde isaret etmistir.
Ne yazik ki halkimiz, kendi diliyle bu gerçegi yaziya dökmemistir. Burada kendi tarihini kendisi yazmamis halkimizin, sözlü hafizasini esas almak, sözlü hafizasina bas vurmaktan baska çaremiz yoktur. Bizim halkimizin kendini tanimlamasiyla, baska birilerinin bizim halkimizi tanimlamasi birbirine denk düsmüyorsa biz, halkimizin kendine iliskin tanimlamasini esas almak zorundayiz.

Peter Alford Andrews:

"Etnik guruplari tanimlamada bir gurubun andaki kendi öz tanimi bizim için geçerli olabilecek tek tanimdir". (1)

Bizim yaptigimizda bundan ibarettir.

Ikincisi: Kırmanç-Zazalarin ayri bir halk, dillerinin de Kürtçe olmadigi, bir çok yabanci tarihçi ve dilbilimci tarafindan da yazili olarak ifade edilmistir. Buna iliskin bir çok kaynak vardir. Avrupa'da ki Dersimlilerin yaptigi bir baska önemli işte, bu kaynaklarin bulunup ortaya çikarilmasidir. Bütün bu görüsleri burada aktarmanin mümkünatı yoktur. Sadece kisa bazi örnekler vermekle yetiniyorum. Dersime giderek incelemelerde bulunan Ermeni yazar Andranik, 1901 yilinda basilan "Dersim" adli kitabinda Dersimliler için;

"(...) ve biz biliyoruzki, onlar Osmanli degildir,Pers (Barsig) degildir, Kürt degildir, Ermeni degildir, Bartev degildir, Mar degildir ve bilmem daha ne degildir" (2) demektedir.

Zazaca'nin Kürtçe olmadigini çok eskiden beri savunan Alman dilbilimcilerin görüsleri çok açiktir. Karl Hadank:

"Zazaca Kürtçe degildir " ve " ...O. Mann, Zazacanin Kürtçe'den ayri ele alinmasini savunan ilk Alman dilbilimcisiydi. 1906 ve 1907' de ki ikinci arastirma gezisi raporunda 'Zazaca simdiye kadar sanildigi gibi Kürtçenin dialekti degildir' demistir". (3)

O. Man ve K. Hadank'in bu görüsleri gittikçe yayginlasmis, bir çok dilbilimci ve arastirmaci tarafindan kabul edilmistir.
Terry Lynn Todd:

"Günümüzde yapilan modern çalismalar ve analizler, Mann'la Hadank'a olan güvenin dogru oldugunu ve onlarin son derece dikkate deger ve güvenilir oldugunu göstermektedir. Onlarin çalismalari su anda var olan Dımlice sözcük yapilarini inceledigi gibi, sözcügün artik ortadan kalkmis eski yapisini da
incelemektedir".(4)

T.L. Todd 'un söyledikleri ayni zamanda, dimlice'yi Kürtçe' nin lehçesi sayanlara bir elestiridir. O, ses bilimi, yapibilim, söz dizimi, fiil çekimleri üzerine yaptigi çalismalar sonucu O. Mann ve K. Hadank' in vardigi sonuçlara varmistir.Bu nedenledir ki kesin konusmaktadir.
Ingvar Svanberg:

"Avrupa'da ki Kürt Milliyetçileri Zazaca'nin Kürtçe'nin bir lehçesi oldugunu ileri sürerler; ki, bu idianin dilbilimsel hiç bir dayanagi yoktur".(5)

Joyce Blau:

"Genellikle Zaza ve Gorani (...) Bu iki dili Kürtçeye Baglayamayiz." (6)

Garo Sasuni:

"Thomansek, Hertman, Nöldeke ve benzeri bilginlere göre Zaza lehçesini konusan Dusikliler (Dersimliler) o yörelere çok eski dönemlerde yerlesmislerdir. Irani bir kavimdirler ve kendilerine özgü bir çok yönleriyle asil Kürtlerden ayrilirlar. Ayri bir kavimdirler".(7)


Bu örnekleri çogaltmak mümkündür. Amacim; Kırmanç-Zazalarin neden Kürt olmadiklarinin teorik formülasyonunu yapmak degildir. Bu zaten yapilmistir. Ben sadece, Dilimizin Kürtçe, halkimizin da Kürt olmadigi görüsünün yeni bir görüs olmadigini söylüyor ve bu görüsün sadece bizim tarafimizdan degil, halkimiz ve bu konuya iliskin arastirma yapmis bilim adamlarinin da vardigi bir sonuç oldugunu belirtmekle yetiniyorum.

Gelelim A.Firat' in yukarida aktardigimiz soruya verdigi yanita...

"Bana, 1985'ten 1995 kadar her hafta 'Zaza Gençligi' imzali mektuplar gelirdi ve 'sizin aile Zazalarin Şeyhidir, ama sen Kırmançileri tutuyorsun, niye Zazalari tutmuyorsun' gibi seyler yazarlardi. Bu tezgahi yapanlar da bana göre Türk Milli Istihbarati'dir. .... Simdi dimli dedigimiz kesim, ya da Kırmanç, sorani, Kırd, Kelhr, Feyli Bextiyari bunlarin hepsi Kürtçenin lehçeleridir".

A. Firat'in 'Zaza gençligi' nin mektuplarini veri olarak kabul etmesi, buradan hareket ederek meseleyi açiklamaya çalismasi, içine düstügü en büyük talihsizliktir. Biz, "Zaza Gençligi" ile bir iliskimiz olmadigini ve" Zaza Gençligi" ile ilgili düsüncelerimizi etraflica anlatik. Bu konuya burada yeniden deginmek istemiyorum. A. Firat'in konuya buradan baslamasi birazda kandisine yöneltilen soru ile baglantilidir. Çünkü, sorunun formüle edilisinde, "tehlike olarak addedermisiniz" gibi ifadeler kullanilmistir. A. Firat alisik oldugumuz bir biçimde bir çok dili, Kürtçe'nin lehçesi saymaktadir. A. Firat, zahmet edip dilbilimcilerin Irani dillerle ilgili yaptiklari siniflandirmaya bakarsa, hiç de öyle olmadigini görecektir.
A. Firat'in görüsleri, bize yabanci olmayan türden. Bazi Kürt politikacilarinin kendisi gibi düsünmeyenleri zan altinda birakmak için, baskalarina yönelttigi suçlamalarin bir tekraridir. Bilimsellikten uzak ve siyasi amaçlidir. Kürt milliyetçileri ve onlarin etkisi altinda kalanlarin Kırmanç-Zazalara iliskin görüsleri, henüz tarih ve dil biliminin yeterince gelismedigi dönemlere ve rastgele yapilmis isilendirmelere dayanmaktadir.Kürt milliyetçileri, konuyu tartisacaklari yerde, Kırmanç-Zazalar ayri bir etnik kimlige sahiptir diyen herkesi suçlayan bir tutum sergilemekteler.

Baskalarinin görüslerine tahamül etmeyi ögrenememis bu kesimler, baskalari
hakkinda bazi kuskular yaratarak onlarin önünü almayi politika haline getirmislerdir. Kendileri gibi düsünmeyen herkesi potansiyel tehlike olarak gören Kürt miliyetçileri, Kırmanç-Zazalar ayri bir etnik kimlige sahiptir diyen herkesi de bir tehlike olarak görmüsler ve görmektedirler.Bunun sonucudur ki; 1900 larin basinda, Zazaca ile ilgili arastirma yapmak isteyen Alman dilbilimcileri engellenmeye çalisilmis, 1937 de Suriye'de Dersim hareketi ile ilgili, B.Nuri'nin dagitmak istedigi bildiriler; Alevilik içerdigi için yakilmis, 1988 de Avrupa'da yapilmak istenen "Dersim geceleri" engellenmistir.
Bir çok tarihçi ve dilbilimcinin arastirmalarini görmemezlikten gelen Kürt
milliyetçileri, Kırmanç-Zaza kimliginin, "Kürtleri bölmek için" Avrupa'da ki bazi Dersimlilerin ortaya attiklari bir sorunmus gibi göstermeye çalisirlar. Kürt siyasilerin, Kırmanç- Zazalar'a iliskin görüsleri Seref Han'in "Serefname"sin de ki görüsleri kadar eski ve eskimistir.
Örnek olmasi açisindan Seref Han'in Çemisgezek hükümdarlari için yaptigi
degerlendirmeyi aktariyorum, oldukça ilginçtir. Burada Seref Han'in mantigi ile bugün herkesi Kürt görenlerin ayni mantiktan hareket ettiklerini rahatlikla görebiliriz. Seref Han önce, "Tarih bilginlerince açikça bilindigi gibi, Çemisgezek Hükümdarlarinin soyu kendi iddalarina göre, Abbassi halifelerinin çocuklarindan olan ve melkis denilen bir kisiye varir". Sonra, " Çemisgezek hükümdarlarinin adlarida onlarin Türklerin çocuklarindan ve torunlarindan olduklarini kanitlar." Arkasindan da "Kürtler arasinda 'Kürdistan ' sözcügü geçtikçe, bundan yanliz Çemisgezek vilayeti anlasilir" (8) demektedir.

Çemisgezek hükümdarlarinin kendisini nasil adlandirdiklari ortada Seref han, bunun bilginlerce bilindigini de söyler, buna ragmen Seref Han, onlara "Türk", Çemisgezek'e de "Kürdistan" demektedir. Buradan çikarilmasi gereken sonuç su; Seref Han, Çemisgezek hükümdarlarinin kendilerini nasil adlandirdiklarini bir tarafa birakarak, onlara, baska baska adlar takiyor. Iste bu görüs Kürt siyasiler tarafindan hala korunuyor. Baskalarinin kendilerini nasil adlandirdiklarina bakmadan baskalarini nasil istiyorlarsa, o biçimde adlandirmayi sürdürüyorlar. Biz Dersimliler " Kırmançiye"' deriz, Kürt Miliyetçileri ve onlarin etkisi altinda kalmislar bunu "Kürdistan"' diye çevirirler. "Kırmançiye demek Kürdistan demektir" derler. Dikkat edilirse, baskalarini asimle amaci tasiyanlir önce, asimle etmek istediklerinin isimlerini degistirmekle ise baslarlar. Burada yapilan da budur.

A. Firat,"Nasilki Türkçenin Kirgizistan, Türkistan, Kazakistan, Yakut var (...) lehçelerine göre isimlendirilmis Kürtlerde de durum ayni" diye devam ediyor.Türkçü idologlarin, halklari ve dilleri tasnif ederken temel aldiklari irksal kökenden hareket ettigini çok açik bir biçimde sergiliyor. Aslinda bu bütün Kürt siyasilerin içine düstükleri bir çikmazdir, kaynagida milliyetçiliktir. Irani dillerden bahsedilebilinir ancak, 'Kürt dilleri' teorisi bir aldatmacadir. Burda "lehçeler" den "dile" terfi amaçli yapilmaktadir; bu teori Kırmanç- Zazalar arasinda kimlik bilinci gelismeye baslayinca, bunun önünü almak için ortaya atilmis bir teoridir. Bunlar Türkçü idologlar gibi, ayni kökenden olan topluluklarin zamanla birbirinden farklilasarak, ayri halklara, dillerinin zamanla farklilasarak ayri bir dile dönüse bilecegini kabüllenmek istemiyorlar. Her seyin kendilerine ayit ve kendileriyle basladigini illeri sürerler.

Söylesiyi yapan arkadaslar A.Firat'in bu benzetmesine karsilik daha gerçekçi, daha iyi formüle edilmis baska bir soru soruyorlar.
"Ama onlara Kirgiz, konustuklari dilede Kirgizca deniliyor, Türkçe denilmiyor, degil mi? ... ayni irksal geçmise sahip de olsa, uluslasma süreçleri sonunda hepsi kendi adlari ve dilleriyle tanimlaniyorlar".
Söylesiyi yapan arkadaslar, bu konuda A.Firati düzeltmeye çalisiyorlar. Fakat, ayni duyarliligi Kırmanç-Zaza sorunun da göstermiyorlar.
A.Firat'in verdigi cevap yine ilginç.

"... Kirgizca ya da Kazakça bunlarin bes asagi bes yukari hiç olmazsa yüzde otuzbesi birbirini rahat anlar, ama yüzde altmisi anlamazsa da Türk dilinden ayrilma lehçeler oldugu gerçegini degistirmez".

Yüzde altmisbesi birbirini anlamiyorsa, bu çogunluk birbirini anlamiyor demektir.
A. Firat isin farkinda, bunlara Türkçe'den ayri dillerdir dese; Zazaca'ya da ayri dil demek zorunda kalacaktir. Devamla; "Benim söylemek istedigim; ayni kökenden ve ayni dilden gelmelerine ragmen zaman içinde birbirlerini yeterince anlamayabiliyorlar. Bunun degisik nedenleride var. Bu nedenlede tamamen Milli Istihbarat'in hiç tutmayacak bu oyununa gelmemek lazimdir."

A.Firat, birbirimizi anlamadigimizi biliyor," birbirimizi yeterince anlamasak bile", ayri diller dememeliyiz, diyor. Ama dilbilimciler tam tersini düsünüyor. Dil bilimcilere göre, ayni dilin lehçeleri olabilmeleri için, degisik lehçeleri konusanlarin birbirlerini yeterince anlamalari sarttir. Insanlar,konusulanlarin büyük çogunlugunu anlamiyorsa peki, birbirini yeterince anlamayan bu insanlari nasil anlastiracagiz?
Tercuman kullanmaktan baska çare kaliyormu?
Bir yerde konusulanlarin ya da yazilanlarin yüzde altmisini anlamayan bir topluluk ne yapmalidir? "Biz Konusulanlari ve yazilanlarin büyük bir bölümünü
anlamiyoruz" derlerse, bu pratik sorunu nasil çözecegiz? Pratikte bu sorunun nasil çözüldügü ortada degilmi, Türkçe konusmuyormuyuz?
A. Firat ve onun gibi düsünenlerin Irani dillerin hepsine yada Almanca ile
Hollandaca'ya, Hollandaca ile Frisce'ye, Almanca ile Ingilizce'ye, ayni dil grubundan olan baska bazi dillere niye ayni dil demediklerini anlamak zordur. Çünkü yukarda adini verdigim bu diller arasindaki yakinlik Kürtçe ile Zazaca arasindaki yakinliktan daha fazladir. Bir dil grubuna ait bütün diller; bazi ortak özellikler tasiyabilir, buradan hareketle bunlar ayni dillerdir diyebilirmiyiz? A. Firat'a göre, "birbirimizi yeterince anlamazsak bile" ayri diller dememeliyiz, dersek MIT'in oyununa gelmis oluruz! Çok basit bir mantik, bazi Kürt siyasilerin kendi muhaliflerine karsi kullandiklari bir yöntem. Önce, 'ajan' diyorlar, sonra 'ölümü hak etti' deyip ortadan kaldiriyorlar. Biliyoruz ki, hayatina son verilen varliklar, bir daha yasama geri dönemiyor. Dil ve Kültür de öyle.
A.Firat'a sorulan bir baska soru ;
"...'Dımli' tanimi nereden geliyor, Tarihsel-etnik cografyasi neresidir?" biçimindedir.

A.Firat: "Dımli Kürtçenin bir lehçesidir, (...)" " Med imparatorlugu'nun sarayda özenle konusulan bir lehçeymis" diyor. A. Firat, Dımli tanimini Medlerle iliskilendiriyor. Dımli-Deylem baglantisini duymamisa benziyor.Buda onun, meseleden habersiz oldugunu göstermektedir.

Her seyi Medlere baglamak sonrada, "Medler Kürtlerin atalaridir," "Dımlice Med saraylarinda konusuluyormus" demek oldukça kolay; ama bir görüsün dogru olabilmesi için ispata dayanmasi gerekir. Bu sorun "mis"lerle açiklanamaz. Medler'in dili, eski Farsça'dan çok Avesta diline daha yakin olan bir dildir. Dımli ve Kürtçe'nin, Farsça ve Avesta ile hala bazi ortak özelliklere sahip olmasi, onlarin ayni familyadan olduklarini gösterir, ama ayni dil olduklarini göstermez. Medlerin, Kürtlerin atalari oldugu görüsü de bir varsayimdir. Orta dogu uzmani ve Kürdolog Hollandali dil ve tarihçi M. v. Bruinnessen:

"Bazi Kürt aydinlari Kürtlerin Medlerden geldigini söyleselerde, Medlerin politik hegomonyasi ile Kürtlerin 'Cyrti' olarak ilk kez belirmeleri arasinda büyük zaman dilimi boyunca bu baglantiya iliskin yeterli bir kanit mevcut degil." (...) "Etnik bir sifat olarak "Kurd" terimine ilk kez islam çaginin ilk yüzyillarindan itibaren ve Arap kaynaklarinda karsilasilir." (9)


Üniverste düzeyinde tek Kurdoloji egitimi veren, " Paris dogu dilleri enstitüsü" nde çalisan Kürt dili ve kültürü uzmani Prof. Dr. Joyce Blau ile yapilan ve "Roja Taze" nin 28. sayisinda yayinlanan bir roportajda, "Kürtçe' de kaç dialekt var?" diye bir soru sorulur. Blau, "kuzey", " merkez ve güney" olmak üzere üç diyalek oldugunu söyler.

Zazaca ve Gorani'yi Kürt lehçeleri içinde saymaz. J. Blau'nun Gorani ve Zazaca'yi Kürtçe'nin lehçeleri içinde görmedigine iliskin görüslerini yukarda aktarmistim. J. Blau:

"-Gorani ve Zazaca'nin ayni kökenden geldiklerini biliyoruz Muhtemelen bu diller Kürtçeden önce bu bölgelerde konusuluyordular. (...) Kürtler Zazalarin ve Goranlarin çogunu asimle ettilir. (...) Zazalar göçertildiler ve simdi Anadolunun ortasinda bir üçgende yasiyorlar".


Bu görüsler, yetkin bir kurumda Kürt dili ve kültürü üzerinde çalisma yapan, yetkin bir sahisa ayittir. Buradan da rahatlikla anlasilacagi gibi Zazaca'nin Kürtçe'nin bir lehçesi olmadigi, "muhtemelen Kürtçe'den önce konusuldugu" Kürtler le ilgili çalisma yapan kurumlar tarafindan da biliniyor.

"Dımli" adi "Kürt" adindan daha eski ve Deylem baglantilidir. Bu bakimdan "Dımli" adiini "Kürt" adi içinde mütala etmek, onun bir unsuru gibi göstermek oldukça yanlistir. Bu bir çok gezginci, misyoner, tarihi kronolojiden anlamayanlarin, arastirma yaparken yeterince titizlik göstermeyenlerin, ya da Seref Han gibilerinin söylediklerini kusku duymadan kabul edenlerin, yaptiklari bir yanlisliktir, kavramlar yerli yerinde kulanilmamis, bu konu da gereken özen gösterilmemis, bir çok sey birbirine karistirilmistir. Ayrica, "Kürt" kavrami çogu zaman rastgele, bir çok farkli halk için kulanilmistir. Kürdolog Bruinnessen'in görüslerinden hareket edersek; Dımliler, "Dımli" adi altinda, Kürtler'in henüz "Kürt" adi altinda ortaya çikmadiklari dönemden önce tarih sahnesine çikmislardir. V. Minorsky:
"Daylamitlerin uzak geçmisi ve orjinleri bilinmiyor. Polybius-v, MÖ. 2. yüzyilda Daylamitleri Medya'nin kuzey komsulari arasinda aniyor".(10)
Dımli-Deylem teorisi, bugün Dersim' de yasayanlarin en az bir kesiminin
Deylem'den göç edip, gelip Dersim'e yerlestiklerini içermektedir. Bu baglantiyi ilk defa Thomas Arzouni 'nin Deylemlilerin 10.yy da ki göçlerini anlatan kitabini referans göstererek belirten Ermeni Andranik'tir.
K. Hadank;

" Dımli- Dailemi teorisi benim 1928' de 11. bandin bitiminde anlattigimdan daha eskidir, bu teoriyi 1900 yilinda (...) Ermeni Antranig 'Dersim' adli kitabinda ileri surmüstür" (11) demektedir.

Prof. W.B. Lockwood:

"Dogu Türkiye'de Kürtler arasinda küçük topluluklar halinde yasayan Zazalar, Hazar Denizi'nin güney kiyilarindaki Deylemden göçenlerin devamidirlar". (12)

Ancak bu görüslerin meselenin sadece bir yanina isik tuttugunu belirtmek gerekir. Deylemlilerin esas yurdunun bugün ki Dersim olduguna dair bazi görüsler de var. Göçlerin karsilikli oldugu söylenmektedir. (13)
A. Firat'in meseleye vakif olmadiginin bir baska örneginide, onun baska bir soruya verdigi yanitta görüyoruz. A.Firat;
"(...) Sen git simdi Dersim'e Dımli konusanlar 'Ma Kird' derler" diyor.
Burada söylesiyi yapan arkadaslar, yine A. Firat'i düzeltiyorlar. Biliyoruz ki Dersimliler kendilerine " Ma Kırmançime" derler.

Orta yerde Dersim ya da Kırmanç-Zaza sorunu diye adlandirilan bir sorun var. Bu sorunu biz yaratmadik. Bizden öncede vardi, bizden sonra da var olmaya devam edecektir. Bu sorunu ilk tartisanlar da biz degiliz. Bizden öncede tartisilmis. Bizden öncekilerin sesi pek duyulmamis, bizim ki duyuldu. Farki burada aramak gerekiyor.

Orta yerde bir de Kürt sorunu var. Ayrica, bir Ahmet ya da Botan diye bir sorun yok. Ahmed dili ve kültüründen de bahs edilmiyor. Bu bile yanliz basina, Kırmanç-Zaza sorunu diye bir sorunun varligina isaret eder.

Kırmanç-Zaza sorunu zor bir sorundur ve bir çok yönü vardir. Kırmanç ve Zaza
adlarinin birlikte kulanilmasinin nedeni verili durumu belirtmek içindir. Kırmançlar Alevi, Zazalar da Sunni'dir. Bunlar bir halkin iki farkli kesimidirler. Ayni geçmise sahip olmalarina ve hala ayni dili konusmalarina ragmen, dini inançlardan kaynaklanan kültürel farkliliklara sahiptirler. Bu iki kesim arasin da ruhi sekkillenme birliginden bahs etmek oldukça zordur. Diger yandan, Kürtçenin bir lehçesi olan "Here-Were" yi konusan Aleviler vardir, bunlar ayri dil konusmalarina ragmen Kırmançlarla her zaman kader birligi yapmislardir. Eski, alisila gelmis bakis açilariyla bu sorunu, dogru bir biçimde algilamanin olanagi yoktur. Birilerini suçlamaktansa; hos görülü davranilmali, -eve zere wesiye- sorunlari arastirma yolu seçilmelidir.

Biz, özgürlügü sadece kendisi ve kendi fikirleri için isteyenlerle baglarimizi çoktan koparmisiz. Insanlarin kendisini ifade etme özgürlügünün olmadigi yerlerde diktatörlük ve dalkavukluk kaçinilmazdir. Biz, özgürlügü sadece kenDımiz için istemiyoruz. Biz , baskalarinin dilini kendi dilimizin lehçesi saymiyoruz. Kimsenin topraginda, kültüründe gözümüz yok. Hiç kimseyi asimle etmiyoruz. Büyük devlet kurma amacimiz da yok. Biz, sadece bir gerçegi ifada ediyoruz.Dilimize, kültürümüze, kimligimize sahip çikiyoruz, bütün yaptiklarimiz bunlarla sinirli.
Kırmanç ve Zazalar'in ayri bir halk, dillerinin de Kürtçe olmadigi sonucuna uzun çalismalar sonucu ulasilmistir. Yurt disina çikisla birlikte Halkimizin, kendisiyle Kürtler arasina koydugu ayrimin, 1980 öncesi kafalarda uyandirdigi soru isaretlerine cevaplar aranmis , dil açisindan neden birbirimizi anlamadigimiz arastirilmis ve sonuca varilmistir.

Bugün pratik yasamda Khurmanci ve Kırmançki-Zazaki birbirinden ayri olarak gelisiyorlar. Bunlari hala lehçe olarak degerlendirmek gerçekçi degildir. Türkiye'de ki Kürt siyasilerin " iki ayri lehçedir" deyip sonrada Khurmanci'yi resmi dil olarak dayatmalari onlarin gerçek niyetlerini göstermektedir.

Biz yurt disinda, "tek dil" olusturma girisimlerine, "Resmi dil" teorilerine karsi çiktik. Herkes için kendi ana dilinde egitim görme hakkini savunduk. Kırmançki-Zazaki Kürtçe'den daha fazla irani unsurlari içinde barindiran dil olmasina ve 'en eski' olarak adlandirilmasina ragmen, Kürtçe, Zazaca'nin lehçesidir demedik. Anadilimiz yaziya dökülmemisti, bunu yaptik. Kaybolmakla yüzyüze kalan bu dile, insanlarimizin dikkatini çektik ve bu dili "ölümden" kurtardik, yazili dil haline getirdik. Artik bu dilde yaziliyor. Dilbilimcilerin yazdiklari gramer kitaplari var. Bir çok çeviri yapildi. Bir çok sey yazildi. Bunlarla birlikte kimlik bilinci gelisti, gelisiyor. Bu ilginin yurt içinde yeterince gelismemesi; agir ve dayanilmaz kosullarin yani sira, Türk ve Kürt milliyetçilerinin resmi görüslerinin gadarligindan
kaynaklaniyor.Özellikle Dersimli kendine bir yol bulmalidir. Asimlasiyonun önüne geçilmelidir. Dersimlilerin kendi kültürü ve buna denk düsen davranis biçimleri mutlaka korunmalidir. kaybolup gitmemek için baska çare de yoktur.

Notlar*
* Türkçe çeviriler için bakiniz Seyfi Cengiz, " Dis kaynaklarda Kırmançlar, Kızılbaşlar ve Zazalar", Desmala Sure yayinlar.
Hesen Usên Bor, Ware Sayi:3-4
(1) P.A. Andrews, Ethnic groups in the republic of Turkey
(2) Adranik, Dersim, Tiflis 1901
(3) K. Hadank, Mundarten der zaza
(4)T.Lynn Todd, A gramer of Dımıli, Michigan 1985
(5) Ingvar Swanberg, InvandrareFran Turkiet-Etnisk sociocultutell Variasion, Uppsala 1985
(6) J oyce Blau, Gurani et Zaza, Wisbaden 1989
(7) Garo Sasuni, Kürt ulusal hareketleri ve Ermeni-Kürt iliskileri
(8) Seref Han, Serefname, Bitlis 1597
(9) M. van Bruinessen, The ethnic identity of the Kurds
(10) V. Minorski, The enc. of Islam, new ed.
(11) K. Hadank, Mundarten der Zaza
(12) W.B. Lockwood, Überblick über die indogermanischen
(13) Genis bilgi için bakiniz, Dımli- Deylem kurami, Seyfi Cengiz. Desmela Sure, Sayi: 12/1, 13

Çıme: Desmala Sure

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 23.11.2006, 02:44   #5
Yazar
cihangir_dost
Forumla Bütünleşmiş
 
cihangir_dost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 62
İtibar Puanı: 846
cihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 522
427 Mesajına 905 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

dostum guzel ama benim kafa cok karisti
belki turkce pratic yapmadigimdan olsa gerek uzun yillardir ama hosuma gitti ogreniyorum biiseyler... '
tessekurler

cihangir_dost Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.11.2006, 02:41   #6
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kafasi karisik olan sadece sen degilsin cihangir.

Bu arada aramiza hos geldin...

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.12.2006, 03:58   #7
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Desim'in Etnik Kökeni
DIMLI - DEYLEM KURAMI (2)
Seyfi Cengiz


M.Ö. 2200'de Mezopotamya'da cereyan ettigi tahmin edilen Tufan olayi ile ilgili Sümer efsanesini hepimiz duymusuzdur. Efsanenin kahramani Sümer krali oldugu söylenen Nuh'tur.
Nuh'un adlari çok. Xisoutros, Ziusudra, ve Utnapisti bunlardan sadece bir kaçidir.Hepimizin asina oldugu Hizir'in ve Eli'nin dahi Nuh'la ayni kisi oldugunu öne sürenler var.
Efsaneye göre, Tanri yoldan çiktigini düsündügü insanligi büyük bir sel baskini ile yok etmeye karar verir.Yalnizca dogru yoldan sapmamis tek kisi olan Nuh'u hariç tutar. Nuh'a kendisini ve ailesini kurtarmasi için bir gemi yapmasini bildirir. Nuh, söyleneni yapar. Ardindan kirk gün yagmur yagar ve her taraf su altinda kalir.Tufan denilen bu faciadan yalnizca kalintilari aranmakta olan ünlü gemideki Nuh ve ailesi kurtulur.
Böylece, Adem'den sonra insanligin ikinci kez Nuh'un soyundan türedigi rivayet edilir.Sular çekildiginde Nuh'un gemisinin Dogu Anadolu'daki yüksek bir dagda karaya oturdugu söylenir. Incil'e göre Agri Daginda , Kuran'a göre Cudi'de. Bazi kaynaklara göre de Elbruz'da veya bir baska yerde.
Bu, adi üzerinde, bir efsane. Bizi ilgilendiren efsanenin tanrilar dünyasi ve tanrisallikla iliskili gerçek-disi kurgusu degil, tasimasi muhtemel gerçek unsurdur. Bu efsanenin kimi versiyonlarinda tanrilarin Tufan'dan kurtulan Nuh'u "Dilmun" denen bir yere gönderdikleri belirtilir ve Dilmun'dan "günesin dogdugu yer", "geçit ülkesi", "nehirlerin birlestigi yer", veya "cennet" diye sözedilir.
Efsanenin konumuzu ilgilendiren yani da burasi. Yani efsanede geçen "Dilmun" sözcügü. Bilal Aksoy, Nuh'un gemisi ve Tufan adli çalismainda Dilmun adinin M.Ö. 2000 yilindan önceki Sümer tabletlerinde, M.Ö. 705 yilinda hükümdar olan Sanherib'in "tarih' adli eserinde ve Asur yazitlarinda da geçtigini yazar. (S.45)
"Dilmun Nerededir" sorusuna yanit arastiran yazar, Dilmun'un Urmiye civarindaki Dilman veya Silvan'a bagli Tilmun (Tilmin) olabilecegini söyler. Dimli-Deylem kuramindan habersiz oldugu anlasilan Aksoy, Dilmun, Dilman ve Tilmun gibi sözcüklerin Deylem veya Dimili adlariyla baglantisini kuramaz.
Fakat, Daylam baslikli makalesinde V. Minorsky , dilmun adinin Deylem ve Deylemliler'le bagintisina isaret etmektedir. Böyle bir bagin varligi halinde Deylem adinin Tufan olayi ya da buna iliskin efsane kadar eski oldugunu düsümak mümkün.
F. C. Andreas Dimili teriminin Deylemli (veya Gilanli) demek oldugunu açiklamisti. Bu konuda belli basli otoriteler arasinda bir fikir birligi var.
Fakat Deylem neresidir? Ya da orijinalde hangi cografyanin adidir? Kaç tane Deylem vardir? Dimli-Deylem kuramini ortaya atanlar, Deylem'den yalnizca Hazar Denizi'nin güney-batisinda yer alan ve simdi Gilan olarak bilinen cografyayi anladilar. Dolayisiyla, Dimililer'in Anadolu'ya Hazar Denizi'nin güney-batisindan geldiklerini düsündüler.
10. ve 11. Yüzyillarda Hazar Deylemi'inden Ermenistan'a dogru gelisen göç ve istila dalgalari bu tezi destekleyen olgulardir. Bu yazinin birinci bölümünde bu olaylara degindim. Ancak, bezi veriler Dersim ve çevresinin (Firat ve Dicle kaynaklarinin) Hazar kiyisindan çok daha eski tarihlerde Deylem adini tasidigina isaret ediyor. Yani Deylem adinin orijinalde Kirmanclarin ve Zazalarin bugün bulunduklari topraklarin adi olmasi olasiligi var. Ve bu olasilik güçlü gibi görünüyor.
Örnegin, Mehrdad R. Izadi, "The Kurds" (Kürtler, 1992) adli kitabinda bu görüsü savunmakta ve söyle yazmaktadir.
"Daylamitlerin orijinlerine iliskin bir karisiklik var. Islami Çaglar boyunca onlarin askeri ve politik yayilmalari hazar Denizi'ne bakan Gilan'daki elbruz Daglari'ndan kaynaklandi. Fakat eger Islam-öncesi çaglara dogru izleri sürülürse , onlarin orijinalde Anadolu'daki Yukari Dicle Nehri bölgesinden, yani kendilerinin bugünkü uzantilari Dimilia (Zaza) Kürtlerinin yurdundan olduklari açiklikla görülür. Zoroastrian kutsal kitabi Bundahishn, Dilaman'in (daha sonralari Daylaman denen) Dicle'nin kaynaklarinda oldugunu söyler; Hazar Denizi'nin daglik kiyi kesiminde degil. Ayrica, Hiristiyan Arbela (modern Arbil)'nin klasik çagin sonlarina ait kilise arsivleride Sanjar'in kuzeyindeki bu ayni bölgeye (Dicle'nin kaynaklari) Beth Dailomaye olarak, yani "Daylamitlerin ülkesi" diye referans verir. Dahasi, geleneksel olarak daylamitlerin yurdu oldugu düsünülen bati Elbruz daglari'nin bu daracik kösesi (yaklasik uzun Ada-New York hacmindeki bir bölge) Nil'den Orta Asya'ya kadarki bir alani kaplayacak büyüklükte (pek çok kolonileriyle birlikte kisa bir dönem için Daylamitlerin basardigi gibi) bir nüfusu fiziksel ve ekolojik olarak tutamazdi."(a.g.e., s.44).
"…Dersim, Dimila Kürtlerinin kalbi ve orta çag daylamit savasçilarinin ve hanedanliklarinin orijinal vatanidir." (a.g.e., s.62)
"Jalali'lerin yanisira güney zagros'un Gelu/Gelo asiretlerinden daha erken bir tarihte kopan bir diger kol, M.ö 3. Yüzyil boyunca kuzeye göçüp bati Elbruz daglari'na ve Hazar Denizi'nin asagi kesimlerine yerlesti. Gelu'lar M.Ö. 3. Yüzyila kadar Cadusia adiyla bilinen Gilan'a kendi adlarini verdiler.Strabo, Pulutarc, ve Pliny'nin eserleriyle baslayarak bu ülkeye daha çok Geloi'lerin ülkesi olrak referans verildi.
Göçmekte olan Gelu'lar sonunda Hazar'da yerlesmezden önce Zagros zinciri boyunca agir agir ilerlerken pek çok baska yere adlarini biraktilar.Kürdistan'da gelu sözcügünü ve onun degisik versiyonlarini içeren pek çok yer ve asiret adlari vardir…
Gelu'lari izleyerek bati Elbruz' göçen bir diger önemli Kürt asiretide Dilam'lardi (ortaçagda Daylamitler denen), ki bunlarin öncüleri Elbruz'a Gelu'larla birlikte M.Ö. 3. Yüzyilda varmislardi. Fakat, Gelu'larin tersine Dilam'larin Elbruz'a göçleri sonraki yüzyillardada devam etti.Dilamlarin Elbruz'a bu göçleri onlarin ana kitlesinin daha önce yerlesmis bulundugu Anadolu'daki yukari Dicle Nehri havizasi bölgelerinden geliyordu. Bu göç süreci M.S. 4.yüzyilla kadar sürdü…" (a.e.g., s.91)
M. R. Izadi, çalismasinin asiretlerle ilgili bölümünde Dersimli adiyla bilinen asiret konfederasiyonundan Dilaman olarakta söz eder. Yani Dersimli ve Dilaman sözcüklerini birbiri yerine kullanir (a.g.e., s.84).
Dimila asiretinin ana bölümünün hala Anadolu'da yasadigina ve disarisi tarafindan Zaza diye bilindigine isaret eder (a.e.g., s.76).
Izadi'nin çalismasina Kürt milliyetçiligi egemen.Yer yer bir kurgu, bir senaryo izlenimini birakiyor kitap.
Yazar, Dimili'nin Kürtçeden ayri bir dil oldugunu söylerse de, yukarda aktardigimiz pasajlardan açikça görülecegi gibi Dimilileri Kürt olarak tanimlar. Okuyucu, yazarin dediklerini bu yanilgisini görmezden gelerek degerlendirmeli. Ayrica, haritalari elindeki detaya dayanarak Izadi'nin kendisinin yaptigini hatirlatmam gerekiyor.
Herseye karsin yazarin Deylemlilerin orijinal yurdunun Dersim ve çevresi olduguna iliskin görüsü ciddiye alinmali. Çünkü bu görüsü belli kaynaklari referans vererek savunuyor.
Bu kaynaklardan en eskisi Zerdüst dininin kutsal kitabidir.
Bu din (ögreti) Iran orijinli olup ona adini veren ve peygamber olarak bilinen Zerdüst (Zoroaster,Zarathustra) tarafindan büyük olasillikla M.Ö. 6. Yüzyilda kurulmustur. Zerdüst peygamberin M.Ö. 628'de Rey'de dogdugu ve M.Ö. 551'de öldügü tahmin ediliyor ( Bk. Enc. Of Britannica, cilt 19).
Bu duruma göre, M.Ö. 628-551 arasinda Dersim ve çevresi, baska bir deyisle bugün Dimili konusan cografya Dilaman olarak biliniyordu. Yazarin verdigi bilgilere göre, Dilaman, M.Ö 247-M.S. 226 tarihleri arasindaki 400 yillik Part egemenligi çaginda yari veya tam bagimsiz bir krallik ya da prenslik statüsü ile 300 yil boyunca Part federasiyonunun bir üyesiydi (bk. A.g.e.,s 35; ve sayfa 36'daki 16 nolu harita).
Kuzey Irak'ta bulunan simdiki Erbil kentinin klasik dönemin (M.Ö. YY ile M.S. 6. YY arasi dönem) sonlarina, yani M.S. 4. Yüzyila ait kilise kayitlarinda da Sancar'in kuzeyindeki ayni bölge Beth Dailomaye (Daylamitlerin Ülkesi) olarak adlandirilmaktadir.
Bu demektir ki M.Ö. 6. Yüzyildan M.S. 4. Ve 5. Yüzyillara kadarki yaklasik 1000 yil boyunca bugün Kirmanclar ve Zazalar'la yerlesik cografya Dilaman (Deylem) adini tasiyor ve bu adi koruyordu.
Bizans tarihçilerinden Agathias'in Histories adli yapitinda M.S.551-552'de Dimililerin Dicle'nin kaynaklarinda yasadigini söyledigine bu yazinin birinci bölümünde isaret etmistim. Ondan öncede ustasi Procopius Dimililerin ülkesi olarak yaklasik bir cografyaya referans vermektedir.
Bu bilgileri birlikte degerlendirdigimizde Kirmanc-Zaza ülkesinin M.Ö. 6. Yüzyildan M.S. 6. yüzyila kadarki 1200 yil boyunca Dilaman (Daylaman/Deylem) olarak bilindigini ve sinirlarinin bugünkü Türkiye Kürdistani'ni da içerdigini görüyoruz.
Açik ki ne olduysa, M.S. 7. yüzyildaki Arap-Islam isgali ile birlikte basladi. Ülkenin parça parça ele geçirilmesi ve Kürtlesmesi bu tarihte basladi gibi.
Ardindan ilk kez Seçuklular döneminde ve Seçuklu sultani Sancar tarafindan olusturulan Kürdistan adli eyaletin sinirlari Mogollar döneminde biraz daha genisletildi, ve en son olarakta Osmanli hakimiyeti ve Osmanli-Kürt ittifaki döneminde bugünkü sinirlarina ulasti. Olan bitenin öyküsü kisaca böyle özetlenebilir.
10. yüzyilin ilk yarisinda daylaman'daki (hazar kiyisi) üslerinden sel gibi etrafa yayilan Deylemliler, ayni yüzyilin ortasina dogru Abbasileri devirip neredeyse iki-üç Deylemi (Dicle Firat kaynaklari, hazar kiyisi ve Goran ülkesini) birbirine baglayan bir Deylem imparatorlugu kurdular.
Bu, Deylemililerin sahsinda tarihte ilk kez neredeyse tüm Islam dünyasinda Alevilerin iktidara gelmesine tekabül ediyordu. 10. Ve 11. Yüzyillardaki Deylemi yükselisi, Alevilerin tarihinde altin çagdir..Bu çagi sona erdiren Selçuklularin (Türklerin) gelisi oldu.Deylemilerin, yani Alevilerin iktidarina son vererek sunni Islami yeniden iktidara tasiyan Selçuklular'di. Kürdistan adli bir eyaleti de ilk kez onlar kurdurdu.
Iran, Irak, Suriye ve Anadolu'da Selçuklu iktidarina karsi mücadelenin önderligini Deylem'in Alamut kasabasinda üslenen Hasan Sabah'in önderligindeki Deylemiler yapiyordu. Mogollar'a karsi gerçekten direnenler de Assasinler diye bilinen Deylemliler idi.
Asil konudan ayrilmak istemedigim için bu öyküyü burada kesip biraz önce biraktigim noktaya dönecegim.
Biraktigim noktaya eklemek istedigim birsey daha var.
Urartu yazitlarina göre merkezi modern Van kenti olan Urartu kralliginin kuzey sinirinin ötesinde "Diauehi" adi verilen bir halk yasiyordu. Urartu krali Manua (M.Ö. 810-785) ile oglu ve halefi Argishti 1 (M.Ö. 785-760) bu halkin topraklarina "Geçitler ülkesi" (Pass Lands) derlermis (Bk. Seton Llyod, Ancient Turkey, S.103) .
Burada, bu yazinin basinda anlattigim Sümer efsanesinde Dilmun'dan "Geçit ülkesi" olarak söz edildigini okuyucuya hatirlatmak istiyorum. Urartu'nun kuzey-batisina düsen "Diauehi Kralligi", Urartular'in o yöne dögru genislemesinin önündeki ana engeldi.
Diauehi'nin baskenti "Zua" adini tasiyordu. Saray kentlerinden biri de Sasilu idi.
Diauehi'nin yerini ve sinirlarini kesin olarak belirtmek güç. Bununla birlikte alternatifler sinirli. C. Burney ve D. M. Lang'a göre (bk.The Poeples of the Hills: Ancient Ararat and Caucaus, 1971, s.136-37), büyük olasilikla Askale ve Tercan arasindaki bölgede bulunuyor ve Erzurum'un dogusundaki Hasankale ovasinida içine aliyordu.
Bazi arastirmacilara göre de Diauehi'nin sinirlari Gürcistan'a kadar uzaniyordu (J. V. Kinnier-Wilson, Irak, s.104).
Asur krallarindan Tiglat Pileser 1 ve Shalmaneser 111 (M.Ö. 859-824) ise Daiaeni diye bir ülkeden söz ederler Asur kayitlarina göre Daiaeni, Murat vadisinde bir yerdedir.Arastirmacilar bu ülkenin büyük ihtimalle Mus ovasi içinde yada civarinda, ya da Murat vadisinin daha asagisindaki Palu dolayinda oldugunu tahmin etmektedirler.
Diauehi ve Daiaeni adlari, "Dia/Daia'nin halkinin/ogullarinin ülkesi" anlamina gelmektedir.
Asur karali Shalmaneser 111' ün üçüncü seferinin Daiaeni ülkesine, yani Erzurum ovasina kadar kuzeye uzandigini düsünenler var.
Urartu krali Argishti 1 (786-764 M.Ö.), kralliginin ikinci yilinda Diauehi ülkesine boyun egdirir ve ülkeyi altin, gümüs ve bakir cinsinden agir bir tanzimat ödemeye mecbur eder. Argishti 1'den soraki Urartu kraliyet yazitlarinda artik Diauehi'den bahis yoktur.Bu suskunluk Diauehi'nin yerli hanedanlar yerine Urartu krallarinin atadigi valiler tarafindan yönetilmeye baslandigi seklinde yorumlaniyor.
Diauehi devleti ortadan kaldirildiktan sonradir ki, Urartu kralligi kuzeydeki Qulha bölgesiyle dogrudan baglanti kurabilmistir (Bk. C. burney ve D. M. Lang, a.e.g.).
Ben, Diauehi ya da Daiaeni adlariyla Dilaman (daylaman, Deylem), adi arasinda bir baglanti olmasi gerektigini düsünüyorum. Çünkü sözcük olarak benzerlik tasidiklari gibi, onlarla asagi yukari oyni cografyanin adlari olarak karsilasiyoruz.
Zua adi ile Zaza adi arasindaki yakinlik da dikkat çekici.
Böyle bir baglantinin oldugu daha doyurucu kanitlariyla ortaya çikarsa, halkimizin ve ülkemizin tarihini geriye dogru M.Ö. 8. Veya 9. Yüzyila kadar izleyebilecegimiz demektir. Belki daha da gerilere kadar.
Simdilik diyeceklerim bunlar. Gelecek sayida Zaza adi ve Zazana üzerinde duracagim.



Desmala Sure, Sayi: 13

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.12.2006, 17:14   #8
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sevgili Ümit

Birbirine benzeyen iki dilin bagimsiz veya ortak bir dilin birer lehceleri olup olmadigi, dilbiliminde iki ölcüye göre degerlendirilir: 1. Iki dilin konusmacilari sayet karsilikli olarak birbirleriyle anlasamiyorsa, o zaman iki ayri dilden bahsetmek gerekir. 2. Iki dilin gramatik yapisi fonolojik, morfolojik ve kelime hazinesi bakimindan cok farkli olup ayri tarihi gelisimlere dayaniyorsa, o zaman bunlar iki ayri dildir.

(Burada cevabi verilmesi gereken soru zazaca ve kürtce konusan insanlarin birbirleriyle anlasip anlasamadiklaridir.)

Zazaca ve kurmanca(kürtce) fiil sekilleri karsilastirilinca, bu iki dil arasinda ki mesafenin Almanca ve Ingilizce arasindakinden daha büyük oldugu ortaya cikar. Morfolojik özellikler arastirildiginda zazaca ve ayni familyaya ait akraba diller kurmanca ve farsca dillerinin birbirlerinden ayrildigi görülür. Dilbilimsel acidan zazaca ve kurmanca(kürtce) arasinda ki fark almanca ve ingilizce arasinda ki farktan daha fazladir.

Kaynak Dr. Zilfi Selcan

Senin de belirtigin gibi, ikimizde karsit düsüncelerimizle uyusan bir cok kaynak belirtebiliriz.

Her iki dil de birbiriyle akrabadir, benzerlikleri vardir, ayni cografyalarda olusmustur. Ama ayni cografya da dogsa, akraba olsa da, tarihsel sürec icinde diller degisir, gelisir, bir noktadan itibaren dilbilimsel olarak ayri bir dil haline gelir, öyle kabul edilir. Bugün hic kimse cikip ta hollandaca almancanin, ingilizcenin lehcesidir, ya da almanca ingilizcenin, ingilizce almancanin lehcesidir demiyor.

Benim rahatsiz oldugum konu kirmanci/zaza dilinin ayri bir dil oldugunu savunanlara karsi vurulan oyunbozan, bölücü damgasi, estirilen ideolojik terördür.

Zaza dil tarihi arastirmalari kökeni cok eskiye dayanan arastirmalar degildir, 19. yüzyilin ortalarinda baslamistir. Yaziya degil söze dayanan bir dil oldugundan cok eskilere dayanan yazili belgeleri de yoktur. O yüzden arastirma, tartisma kültürü genis te degildir. 80 sonrasi yurtdisina cikan kirmanc/zazalarin yaptiklari arastirmalar neticesiyle yeniden vücut bulmus denebilir.

Bu baslik altinda bu konunun tartisilmasini yanlis buldugumdan cevabimi Dersimliler grubunun sayfalarina yazdim.

Sevgilerimle

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.12.2006, 05:10   #9
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Vikipedi´dan alinti yaptigim yazari belirtilmemis bu makalede benim katilmadigim bir cok nokta var. Buraya aktarmamin nedeni sadece bilgilenmek ve bilgilendirmek bazindadir. Dersim Grubu üyelerinin ellerinde Dersim´in etnik kimligine dair özellikle türkcü ve kürtcü kanadin teorilerine dair yazilar varsa, buraya aktarmalarini rica ediyorum. Internetin bir cok sayfasinda degisik görüsler okuyorum ama bu görüsler arastirmalara dayanmayan kisisel görüsler. Bu konuda katilimlarinizi bekliyorum....

Zazaları Kürt olarak kabul edenlerin argümanları:

Ziya Gökalp bu konuda şunları yazıyor: „... Zazalara gelince, bunlar kendilerine (Arapça harfinin kesresi ile) Kırt derler. Kurmanclara da Kürdasi veya Kirdasi adını verirler..“ (Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik İncelemeler, Komal Yayınları, Ankara, 1975 s, 51) Ziya Badıllı`nın aynı konuda yazdıkları ise şöyledir: Türkiye`deki Zazalar kendilerini asıl Kürt sayarak kendilerine Kird ve kendilerinin dışında kalan Kürtlere, daha doğrusu Kurmanclara da –biraz da küçümseme ile müterafik olarak- Kirdasi (Kürdümsü, Kürtçük) derler,` (abç)“ (Kemal Badıllı, Türkçe İzahlı Kürtçe Grameri (Kurmancca Lehçesi), 1965, s.6`dan aktaran Malmisanıj, Kırd, Kırmanc, Dimili veya zaza Kürtleri, Deng Yayınları, Kasım 1996, İstanbul, s. 8)

Zazaca`yı konuşan Kürtler bölgelere göre dillerini ayrı adlarla adlandırırlar. Kendilerini „Kirmanc“, konuştukları lehçeyi ise „Kirmancki“ diye adlandıran Dersim Kirmancları „Zaza“ terimini Sünni Kirmanclar (Zazalar) için kullanır, kendilerine böyle denmesinden hoşlanmaz, tepki gösterirler. Bingöl Kırmancları, kendilerine „Kırd“, lehçelerine ise „Kırdki“ derler. „Kırd“ teriminin ne zamandan beri kullanıldığı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ancak bunun çok eski tarihlere kadar uzandığını gösteren bulgular vardır.

„Kurd`Kürt sözcüğünün kökeni hakkında bu güne kadar çok değişik yorumlar yapılmıştır.Fakat bu yorumları yapanlar çoğu kez Kürtlerin yer yer kendilerini adlandırmak için kullandıkları „Kırd“ ve „Kırmanc“ sözcüklerini hesaba katmamışlardır. Bu nedenle de örneğin Yunan yazarlarından Polybe (Polibio)`in M.Ö. 200`lerde sözünü ettiği „Cyrti“, Strabon`un sözünü ettiği KûpTıoı (okunuşu: Kirti, anlamı: Kirtiler) ve Romalı tarihçi Tito Livio (M.Ö. 54-M.S. 17)`nun sözünü ettiği „Cirtei“/“Cirti“ sözcüklerinin bugün bazı bölgelerde Dımıli Kürtlerinin kendilleri için kullandığı „Kırd“ ve bunun çoğul biçimleri olan „Kırdi“ veya „Kirdi“ sözcükleri ile neredeyse aynı olmaları gibi hususlar üzerinde durulmamıştır.“ Öte yandan „Kırmanc“ ve „Kırmancki“ terimlerinin, kırmancca (Zazaca) konuşan Dersimliler tarafından sadece kendileri ve dilleri için kullanıldığını sanmak da yanıltıcı olur. Munzur Çem „Dersim`de Alevilik“ kitabında bu konuya şöyle değiniyor:

Dersimlilerin kendilerine Kırmanc dedikleri doğru. Ancak bu terim, sanıldığı gibi sadece Dersim'in Kırmancki (Dımılki/Zazaki/Kırdki) konuşan kesimini değil; Alevi olsun, Sünni olsun Kurmanci (Kırdaski) konuşan kesimlerini de kapsıyor. Yani, Kiğı'nın, Karakoçan'ın, Pertek'in, Mazgirt'in, Çemişgezek'in, Hozat'ın, Koçkiri'nin vs. Kurmanclarının da adıdır; Kürtlüğü ve Kürtleri ifade ediyor. Benim doğup büyüdüğüm Doğu Dersim'de "Kırmancê Erzurumi" , "Kırmancê Muşi", "Kırmancê Diyarbekiri" vb. tanımlamayı her an duymak mümkün.

Bazı yörelerde daha değişik bir tanımlamaya da rastlanmaktadır. Özellikle de Batı Dersim, Malatya, Sivas ve Kayseri yörelerinde, Alevi-Sünni ayrımının etkisiyle Kırmancki (Zazaki) konuşan Alevi Kürtler, kendilerini ve kurmancca konuşan öteki Alevi Kürtleri Kırmanc, Sünni Kürtleri ise Sünni ya da Türk diye nitelendirmekteler. Yani kavram olarak Alevilik Kürtlükle, Sünnilik ise Türklükle bütünleştirilmiş durumdadır. Kan bağıyla birbirlerine bağlı oldukları bilinen aynı aşiretin mensupları için dahi bu ayırım sözkonusu olduğu görülür.

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.12.2006, 03:28   #10
Yazar
parka
Forumu İyi Bilen
 
parka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2006
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 337
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 48
İtibar Puanı: 191
parka hakkında olumlu dusunceler mevcutparka hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 0
27 Mesajına 43 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Zazaca'yı Kürt Dillerinden Ayıran Özellikler

Asmêno Bêwayir

- Zazaca'nin Kürtçe'ye ve Farsça'ya iliskin özellikleri veya Zazaca neden Kürt lehçesi degildir?:

Zazaca'nin Bati-Irani diller arasinda kendini birçok ses (fonolojik) ve gramer özelliklerinden ötürü kendini Kürtçe'den farkli göstermekte. Bunlari kisa bir sekilde sayabiliriz. Kürtçe için verilen örnekler sadece Kurmanci için degil, Sorani ve Feyli için de geçerlidir:

- Kürtçe'de xw-, Farsça'da x- ile baslayan okumak, istemek, hos, baci, tanri, kül gibi sözcükler, Zazaca'daki karsiligi w-'dir:
wend-, wast-, wae, wes, wayir, wele

- Kürtçe'de k-, Farsça'da x- ile baslayan satin almak, esek, çesme, kasinmak, gülmek gibi sözcükler Zazaca'da h- karsiligini alir:
herina (hêrna)-, her, hêni (hini), huria-, huya-

- Kürtçe'de veya Farsça'da g- veya b- ile baslayan söylemek, kurt, rüzgar, aç, yirmi, ot, akil, ön gibi sözcükler, Zazaca'da v- ile baslar, ki bunlar Avestçe'de veya Part dilinde de v- ile baslar:
vat-, verg, va, vêsan, vist, vas, viri, ver

- Zazaca'da fiil çekimindeki sahis sonekleri Kürtçe'ninkinden tamamen ayiridir:
Zz.: -ane, -ê/a, -o/a; -ime, -ê /
Kr.: -im, i, e; -in

- Zazaca'da eril disil ayrimi daha belirgindir, fiil çekiminde ve yalin haldeyken de belirgindir. Kürtçe'de cinsiyet ise sadece Kurmanci'de kismen, Soranca ve Güney Kürtçesi'nde tamamen kalkmistir, Farsça'da genüs hiç yoktur.

- Simdiki Zaman'da Kürtçe ve Farsça'da bir fiil öneki ile çekilirken (di-; mi-), Zazaca'da çekilen eylem bir sonek alir (-en, -in). Bu sonek Hazar Denizi bölgesinde konusulan bazi dillerde de belirir. Kürtçe'de fiil olumsuzluk öneki aldiginda simdiki zaman öneki kalkar.

- Fiilde ayrica Hikaye Bilesik Zaman'da Zazaca'da bulunan -êne (örn.'vat-êne') eki de Partça'dan kalmadir (vaxt-ahêndê), Beluçça'da da bu soneke rastlanir.

- Zazaca'da ve Farsça'da seslemarasi -m- olan ad, adim, damad, göz, gümüs, kaçmak, yarim ayrica selam, cemaat gibi sözcükler, Kürtçe'de -v- veya -w- karsiligini alir
Zz. : Kr.:
name : nav,
game : gav,
zama : zava,
çim : çav,
sêm : ziv,
rema- : revi,
nêm : niv,
silam : silav,
cemat : civat.

- Zazaca'da önad tamlamasinda önad/sifat da isme göre disil veya çogul soneki alir: gama hewle, gamê hewli, gamanê hewlan (hewlu)

- kadin, vurmak/çalmak, asagi, yasamak, -dan, gün, söyle, elemek, sümmek, ucuz gibi kelimerde Kürtçe'de -j- sesi, Farsça'da -z- sesi, Zazaca'da -c- ile söylenir veya asli -c-'ye dayanir:
cêniye, cinit-, cêr, cewia-, ci, roc, vac-, vic- ro, rêca-, ercan

- Zazaca'da bir çok ve farkli sonekler mevcut. Ayrica birçok fiil eki (ra, ro, de, pira, piro, tira, têra, we, werê ) Farsça'da ve Kürtçe'de kaybolmustur.

- Edilgen hali Farsça'da ve Kürtçe'de yardim fiiliyle (soden, hatin) ile kurulurken, Zazaca'da birçok fiile -i- soneki eklenir: kiseno : kis-i-no.

- Farsça ve Kürtçe sayilari hemen ayni iken, Zazaca'da bir, üç, on sayisi farkliligini gösterir:
jew/yew/jü, hirê, des

- Ergatif hali (örn.: ez to vênenu : mi ti diya), yani geçmis zamanda geçisli fiilerde özne ve dolaysiz nesenin degisimi, sadece Zazaca'da ve Kurmanci'de degil, Beluçça, Semnanca ve hatta Gürcüce gibi dillerde de varolan gramer bir özelliktir. Bu özellik aslinda bütün eski Irani dillerde varmis. Farsça ise bu özelligi yaklasik 1500 yildir tasimamaktadir.

- kapi ve diger sözcükler Farsça ver Kürtçe'de d- ile baslarken, Zazaca'da b- ile baslar:
ber, bin

Verilen bu kadar açiklayici örneklere göre Zazaca'ya hala "Kürtçe" gözüyle bakmak abes kaçar. Hatta, "Zazaca'yi Kürtçe yapan özellikler ne?" sorusunu yanitsiz kilar. Ayrica, Iranoloji dilbilimi Zazaca'yi yüzyülün basindan beri ayri bir dil olarak görüyorsa, bir nevi arastirmalar yapilmis demektir. Bilim, nötr olmak zorundadir, yani birilerinin örnegin ulusal istemlerine ayak uydurmaksizin veya ekmegine yag sürmeksizin.

Kaynak: Forumê Gıramerê Zazaki

parka Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:24.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica