Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevi toplumunun tarihi, tarihsel olaylar, kişiler, durumlar, değerlendirmeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 27.05.2019, 05:25   #11
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Hz. PEYGAMBER ve ÇOKEVLİLİK

Hz. Peygamber neden birden çok kadınla evlendi?

KUR’AN ÇOK EŞLİLİĞİ EMRETMEMİŞTİR

ELİAÇIK: Hz. Peygamber Kur’an emrettiği için çok eşlilik yapmadı. O günkü Arap örfü öyle olduğu için diğer birçok sahabenin de yaptığını yaptı. Kur’an’ın indiği toplum çokeşliliğin (poligami) yaygın olduğu bir toplumdu. Dünya toplumlarına baktığımızda genellikle orta ekvator kuşağında yaşayan toplumlarda bu çok görülmektedir. Örneğin kuzeye doğru gittikçe bunun azaldığını görüyoruz. Bir de bu daha çok saltanat ve zenginlik kültürü ile ilgili gelişmiştir. Onlarca kadınsız, cariyesiz bir saltanat dünyada neredeyse yok gibidir.

Kanaatimce Kur’an çok eşliliği emretmemiş, hatta ruhsat da vermemiştir. Çok eşli bir topluma azaltma yönünde çağrı yapmıştır. Ruhsat sıkışına verilir. Bu konuda ruhsat olması için toplumda tek eşliliğin hüküm sürmesi ve bu konuda bir sıkıntının ortaya çıkmış olması gerekir. Bu sıkıntının ortadan kaldırılması için de ikişer, üçer, dörder evlenebilirsiniz denmiş olması gerekir. Hâlbuki Kur’an’ın indiği toplum zaten çokeşliliğin hüküm sürdüğü bir toplumdur. Üstelik bu çokeşlilik birçok sıkıntı doğurmaktaydı. İşte çokeşliliğe ruhsat diye bilinen ayetin bu durumu düzeltmeyi amaçladığını görüyoruz.

Bu azı çoğaltma değil; çoğu aza indirme yönünde bir düzeltmedir. Çünkü mağduriyetin dolayısıyla da sıkıntının ortaya çıkmasına neden olan tek eşlilik değil, tam tersi çok eşlilikti.

KUR’AN’DA ÇOK EVLİLİK İLE İLGİLİ AYETLER

Şöyle ki: Arap erkekleri çokeşlilik yapıyordu. Sahabeler de bildikleri bu yoldan giderek çok eşli evlilikler yapıyorlardı. Özellikle Uhut gibi savaşlardan sonra ortada kalan dul kadınlarla evlenmişler ve böylece 10- 15 hanımı olan olmuştu. Üstelik bunların yanına anne ve babası olmayan yetimleri kendilerine kalan miraslarla birlikte almışlardı. Bir taraftan hanımları arasında, diğer taraftan “Nasıl olsa artık bizim evladımız sayılırlar” diyerek yetimlerin malına el uzatma konusunda adaletsizlikler ortaya çıkmaya başlamıştı. Çünkü bu kadar çok hanımı geçindirmede zorluk çekmeye başlayınca, yanlarındaki yetimlerin mallarından alıp onlara harcamayı düşünmeye başladılar. İşte ayet bunun üzerine geldi ve şöyle dedi:

“Yetimlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız hoşlandığınız kadınlardan dörder, üçer, ikişer evlenin. Eğer haksızlık yapmaktan korkuyorsanız tek, ya da sahibi olduğunuz esir kadınlardan birisi ile evlenin. Bu, (eşlerinizi) artırıp çoğaltmama (ilâve yapmama) bakımından daha iyidir.” (Nisa; 4/3)

Yani o kadar çokeşli olmayın; dörde, üçe, ikiye, hatta teke indirerek evlenin. Böyle yaparsanız hem eşler arasında haksızlıklara neden olmaktan, hem de onları geçindirmek için yetimlerin malını haksızca yiyor olmaktan kurtulmuş olursunuz. Böyle yapmak sizin için daha hayırlıdır denmek isteniyor.

Burada Kur’an’ın odaklandığı konu erkeklerin tek eşle nasıl yetinecekleri sorunu değildir. Zaten öyle bir sorun da yok çünkü indiği toplumda neredeyse tüm erkekler çokeşli. Kur’an’ın odaklandığı ve öncelik verdiği konu haksızlık yani adalet meselesidir. Kadınlara ve yetimlere haksızlık yapılmaktadır ve onun behemehal giderilmesi gerekiyor. Yani Kur’an ruhunu harekete geçiriyor. Artırmaya yönelik ruhsat da yok, dörtle sınırlandırdığı da yok. Bilakis azaltma, bire kadar indirme var.

Şu halde çok eşlilik ayeti diye bilinen bu ayet, günümüzde, tek eşlilere değil çok eşlilere hitap etmektedir. Muhatabı çok eşli olanlardır. Tek eşli olanlar zaten amacı tahakkuk ettirdiklerinden ayetin muhatabı değildirler. Kaldı ki “ ilkesi gereğince erkekler için teklif (çok eşlilik) düşmüştür. Bugün hala çokeşliliğin hüküm sürdüğü kişi ve toplumlar varsa ayetin muhatabı onlardır.
Peygamberimizin evliliklerine gelince, ona da hassetsen müdahale edildiğini görüyoruz. Ahzap 52. ayet şöyle der:

“Bundan böyle artık başka kadınlar sana helal olmaz. Bunları, güzellikleri çok hoşuna gitse bile başka eşlerle değiştirmek de olmaz. Artık sadece sahibi oldukların ile yetinmelisin. Allah her şeyi görüp gözetiyor.”

Demek ki Hz. Peygambere halen evlenmiş oldukları hariç bir daha evlenmek veya evlendiklerini değiştirmek yasaklanıyor. Ayete geçen “meleket eymanukum” tabiri “Şu an meşru nikâh sahibi oldukların hariç” anlamında kullanılıyor ve “Cariyeler hariç” manasına gelmiyor. Yani Peygamberimize o an evli oldukları hariç bir daha evlenme veya evlendiklerini değiştirme kapısı kapatılıyor. Eşlerine de o öldükten sonra başka bir erkekle evlenme kapısı kapatılıyor. Mesela Hz. Aişe Peygamberimizden sonra ölümüne kadar 46 yıl kimseyle evlenmemiştir. Bunun ne demek olduğu ve ne yapılmaya çalışıldığı üzerinde üzerinde iyi düşürmek gerekir.

Biz buradan şunu anlıyoruz: İlahi irade Kur’an’ın indiği toplumda hüküm süren çokeşlilik uygulamasından rahatsızlık duymaktadır. Çünkü bunun birçok haksızlığa kaynaklık ettiğini görmekte ve azaltma yönünde yönlendirme yapmaktadır. Peygamberimizin ve diğer çokeşlilerin evliliklerine müdahale ederek yönlendirmesi bunu gösteriyor. Burada sayının ne olduğu önemli değil, önemli olan azaltma veya en azından daha fazla çoğaltmama yönünde bir yönlendirmenin yapılmış olmasıdır. Bu demektir ki Kur’an en fazla yüz yıla yayılan bir sosyal reform planlıyordu. Feodal ve ataerkil bir toplumdan, o toplumun dilini ve kültürünü kullanarak daha adaletçi ve eşitlikçi bir toplum çıkarmayı tasarlıyordu. Düşünülen tüm reformların 23 yıla sığması mümkün olmadığından bunu bir sürece yaymıştı. Ben bunun en fazla yüz yıl olabileceğini düşünmekteyim. Çünkü köklü reformlar zaman ister. Fakat bu akamete uğradı ve devam ettirilemedi.

Hz. Aişe, Hz. Peygamberle evlendiğinde kaç yaşında idi?

Hz. AİŞE 19 YAŞINDA EVLENDİ

ELİAÇIK: Genç kızlık çağında idi. Akıl baliğ yaşına gelmişti. Aybaşı görmeye başlamıştı. Bunun kaç yaşında olduğuna dair değişik rivayetler var fakat bunun en azından böyle olduğu kesin.

Bir de şöyle bir şey var: O günkü Araplarda malum, kadının adı yok. Öyle ki kadın akil baliğ olduğu zaman doğmuş sayılıyor ve yaşı o andan itibaren sayılıyor. Bu durumda Hz. Aişe Peygamberimizle evlendiğinde 8. yaşındaydı demek akıl baliğ olalı, aybaşı görmeye başlayalı 8 yıl olmuştu demekti. Bu durumda 12-13 yaşında akil baliğ olduğunu farz edersek 19-20 yaşında olmuş olur.

Cuma namazı kadınlar üzerine de farz mıdır?

KADINLAR CUMA NAMAZINDAN MUAF DEĞİLLER

ELİAÇIK: Kur’an’da kadınların Cuma namazından muaf tutulduğunu göremiyoruz. Bu sonraki çağlarda kimi müçtehidler tarafından geliştirilmiş bir içtihattır. Peygamberimiz döneminde kadınlar Cuma ve bayram namazlarına katılıyorlardı. Uygulama bu yönde.

Mirasta kadınlar neden erkeklerden daha az pay alır?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 05:30   #12
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

MİRAS ADALET UYGUN DAĞITILIR

ELİAÇIK: Cahiliye döneminde hiç pay alamıyorlardı. Kur’an onların da mirastan pay alacaklarına hükmetti. Ben bunu, kadının durumunu düzeltmeye yönelik reformlardan birisi olarak görüyorum. Aslolan varisler arasında kimin ihtiyacı çoksa ona daha fazla vermektir. Bugün, üç kardeş olduğunu düşünelim. Erkekler yüksel tahsil görmüş, hali vakti yerinde, evi, arabası olan işadamları olsun. Tek kız kardeşleri var o da dul. Kocası ölmüş, kocasından kalan bir şeyi yok ve 5 çocuğu ile ortada kalmış. Evi, arabası, işi, maaşı hiçbir şeyi yok. Mirası nasıl bölüştürürsüz? Adalete uygun olan nedir? Kadına iki, erkeklere bir hak verirsiniz! Kur’an’ın ruhu bunu gerektirir. Çünkü maksat mağduriyeti ortadan kaldırmak, ezileni koruyup kollamaktır. Hz. Ömer’in öğrettiği de budur.

İslam’da 1 Erkek şahide karşılık neden 2 kadın şahit ister?

ELİAÇIK: Bu borçlanma ile ilgili konudadır. Kur’an’da 7 yerde şahitlik ile ilgili düzenlemeler var, orada bu şartlar koşulmuyor. Bunu, konunun uzmanı, işinde içinde olan bir, konunun uzmanı olmayan, işin içinde olmayan ve fakat şahitlik yapmak durumunda da olan iki kişi olarak anlamak icap eder. Bu durumda öyle haller olur ki olaya göre konunun uzmanı, işin içinde olan bir kadına karşılık, uzmanı olmayan ve işin içinde olmayan ve fakat şahitlik yapmak durumunda da olan iki erkek de olabilir. Bu tür ahkâm ayetlerine şöyle bakmak gerekir. Bunlar birer ilk örnek olsun diye verilmektedir. Maksat adaletin nasıl sağlanacağını örneklemektir. Mesela el kesmek, sopa vurmak gibi cezalarla denmek istenen şudur: Can, mal, ırz ve namus aleyhine işlenen suçlar başta olmak üzere özellikle temel haklara yönelik suçları cezasız bırakmayın, caydırıcı cezalar uygulayın… Şahit bulundurmaktan maksat da şu olur: Uygulayacağınız bu cezaları ispatlayın, kanıtsız, delilsiz kimseye suç isnat etmeyin. Tanık, delil, itiraf, DNA testi vs. mutlaka ispat ve kanıt arayın…

Müslüman kadın, devlet başkanlığı yapabilir mi?

TEMEL KRİTER EHLİYET VE LİYAKATTIR

ELİAÇIK: Kur’an’da bunu yasaklayan herhangi bir hüküm bulunmuyor. Kadının devlet başkanlığı yapamayacağına dair ileri sürülen rivayetler tartışmalıdır. Kur’an’da bir göreve gelmek için gereken temel kriter ehliyet ve liyakattir. Kadınlık durumu yaratılıştan bir ehliyetsizlik ve liyakatsizlik değil. Ehliyet ve liyakat sonradan kazanılan ve kaybedilen bir şey. Erkekte yumurtalık, kadın da sperm yok. Biri eksiklik ise diğeri de eksikliktir. Hepimiz bir yönüyle eksiğiz yani.

Kadın namaz kıldırabilir mi?

ELİAÇIK: Kadının, Kur’an’ın indiği toplumda feodal ve ataerkil toplum yapısı gereği geri planda olması, dahası Kur’an’ın böylesi bir topluma hitap ederken feodal ve ataerkil bir dil kullanmış olması, mesajının da feodal ve ataerkil bir mesaj alacağı anlamına gelmez. Bilakis Kur’an’ın hitabı tarihsel ve fakat mesajı evrenseldir. Bu konularda verdiği evrensel mesaj; içsel bir dönüşümü hedefleyerek yaşanan şartları aşma yönündedir. Bu durumda kadınlar o günkü toplum yapısı gereği öne çıkamadı, mesela namaz bile kıldıramadı diye, kıyamete kadar bu böyle olacak denemez. Kadınların namaz kıldırması nüsuk değildir. Yani ritüele dayalı ibadetlerin nasıl yapılacağının hep öyle olacak şekilde Allah ve Peygamberi tarafından açıklanması değildir. Bir şey nüsuk ise yani namaz, oruç, hac, kurban gibi ibadet-i mersumeye dâhilse açıklandığı ve gösterildiği şekilde yapılır. İndiği çağda nasılsa sonra da öyle olur hep. Kadının namaz kıldırması böyle bir nüsuk değil, sosyal bir durum. Kadın devlet başkanı da olur, namaz da kıldırır, cumaya da, bayram namazlarına da katılır, cehren Kur’an da okur…

İslam’ın kadına bakışı, Arapların, Türklerin ve Farsların kadın algısıyla sınırlı olmak zorunda değildir. Kadın ile erkeğin neler yapamayacağı Kur’an’da bellidir. Mesela nikâhsız ilişki yasaktır. Nikâhlıyken de aybaşı halinde cinsel ilişki yasaktır. Ben esas olarak kadın ile erkek arasında dağıtıcı adalete yani kanun /Tanrı önünde eşitliğe inanırım. Ahirette erkeğin sorumlu olup da kadının sorumlu olmadığı ne var? Adam öldürme, hırsızlık, yolsuzluk, yalan, zina, iftira, içki, zulüm, zorbalık vs. hangisi? Namaz, oruç, hac, zekat hangisi? Sırf kadın olduğu için hangisinden muaflar? Mesela hayvanlar muaflar değil mi? Çünkü insan türü değiller. Teklif bakımından ilahi nazarda insan türünü kadın erkek diye ayırmak yok…

Kadını “fitne” kaynağı olarak gösteren hadisleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İSLAM HEP MAĞDURDAN YANA OLMUŞTUR

ELİAÇIK: Az önce dediğim gibi toplumların örfüne ve sosyolojisine bağlıyorum. Örf ve sosyoloji hadis adıyla sözelleşmiş. Buradan, Müslüman toplumların zaaflarını, aşamamışlıklarını okuyoruz. Her hadisi peygamber gerçekten söylemiş diye bir şey yok. Hem erkek fitne değil mi? Asıl fitneyi kim çıkarıyor? Bugün milyonlarca kadını kim kötü yollara düşürüyor? Üzerlerinden kim çalıştırıp zengin oluyor? Angaryaya kim çalıştırıyor? Kadın bunları kendi kendine isteyerek mi yapıyor? Bir zalimin eline düşmüş, o zalim de genellikle erkekler olmuyor mu? Kadın erkek için fitneyse, erkek de kadın için fitne değil mi? Fitne, kadın ya da erkek fark etmez, bedenimizde kanın damarlarda dolandığı gibi dolanan şeytandır; içimizdeki kötülük dürtüleridir.

Son alarak ben şuna inanmaktayım: Eğer bugün ayet gelse ezilen ve mağdur olan kimse onu koruyup kollayacaktı. Daha önce inenden bunu anlıyoruz. O halde çözüm bekleyen konularda temel mantığı bunun üzerine kurmalıyız. Şu an dünyaya bakın kim mağdur? Kim mazlum? Kim eziliyor? Buradan ilahi iradenin bugün inse ne yönde tecelli edeceğini çıkarabilirsiniz. İnşa çağı fıkhının işleyiş mantığı budur.

SONUCA BAKACAK OLURSAK.
EGER MUHAMMED BENDEN SONRA PEYGAMBER GELMIYECEK, BEN GONDERILEN VE GOREVLENDIRILEN SON PEYGAMBERIM DEMESEYDI!!!!!
BIR PEYGAMBER DAHA ORTAYA CIKMIS OLSA!!
ALLAH YALANCI VE SAHTEKAR OLARAK GORULECEKTI!
DOLAYISIYLA ELI ACIK DA KENDISINI PEYGAMBER ILAN EDEBILIRDI...
SIMDIKI GOREVI ISE INANDIGI SUC MAKINASI DINI, CAGA UYDURMAK, CAGIN GIDISATINA TERS DUSMEMESI ICIN CABA HARCAMAKTAN BASKA BIR GOREVI OLAMAZ.......

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.05.2019, 21:20   #13
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.098
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 53
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 218
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Kur'an-ı Natık Konuşan Kur'an Hz. Ali

İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...




"....Kâfirler, sen peygamber değilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve kitap bilgisine sâhip olan (Yani Ali) yeter.

" Ra'd Suresi 43..."




Küfre sapanlar der ki; "Sen gönderilmiş elçi değilsin.
Ey Muhammed sende onlara Şöyle söyle ki

Sizin ile Aramızda tanıklık için,
Tanrı, ve Kitabı hakkında Bilgisi olanlar yeter.
[B]Ra'd Suresi 43[/b]




İki Cihan Sultanı Muhammed Mustafa Buyurdu ki...

"... Kitabın (Kur'an-ı Kerim'in) bilgisi, kendi yanında olan Kardeşim Ali'dir..."

"...O'nun Ruhu Benim Ruhumdur.. O'nun cismi benim Cismimdir, O'nun Kanı benim kanımdır.. "


Ra'd Suresinde, geçen "Bilgisi Olanlar" Hz. Ali ve O'nun Kıyamete kadar var Olacak Soyudur ki bu Nurlu Soy, Seyid Pir, Dede ve Babalarımızdır..

Alevi-bektaşi islam Ekolünde, Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere Seyidlerimizde İnsan-ı kamil Erenlerimizde olduğuna inanılır. Tasavvufi derinlik ve Kur'an'ın batın anlamı ve sırlarının ancak Allah'ın Fatiha suresinde işaret ettiği "Dosdoğru Olanlar" ile tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunur...

Bu kimseler ise, Tabiki yine Peygamber'in Kıyamete kadar izinden ayrılmayın dediği, Ehl-i Beyt'tir.

Nitekim Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve O'na Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. O'nu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir.

Kuşkusuz Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in yerine vasi tayin ettiği bir kişiden daha iyi hiç kimse yorumlayamaz. Bu nedenledir ki, Hz. Ali, “E'ne Kur’an - u natık “ yani “ Ben konuşan Kur’an’ım.” Demiştir.

Alevi / Bektaşi inancına göre Hz. Ali, Kur’an’ın ta kendisidir. Bugün Kur’an’dan anlaşılan yazılı bir belgedir. Ancak Hz. Ali o yazılı belgenin konuşan, cisimleşmiş ve muşahhas halidir. Alevi / Bektaşilerin Hz. Ali’yi gerçek Kur’an / mücessem ve müşahhas Kur’an olarak gördüklerinin en edebi ifadelerinden biri Virani Baba’ya aittir:

“ Ali İncil, Ali Tevrat,
Ali Zebur, Ali Kur’an,
Ali Fazl’ur - Rahman,
Ali’dir sümme vech’ul-lah.”


Hz. Ali Sıffın savaşında mızrakların ucunda ki mushaf sayfaları için

"....Bu bir hiledir, kanmayınız. Bunların yaptığı şey, Kur'an'ı Kur'an'la vurmaktır. Kur'an'ın kendisi karşısında Kur'an sayfalarının yazılı olduğu şu kağıt parçalarının ne değeri kalır ki? Bunlar, mana ve hakikati ortadan kaldırabilmek için o kağıtlardan medet umuyorlar aslında! "Onların Kur'an dedikleri kağıt parçalarıdır. Asıl, gerçek Kur'an benim. Ben Kur'an-ı Natık'ım...." dermiydi?

İmamların her biri zamanlarının Kur'an-ı Natık'ları idiler. Onlardan sonraki Kur'an-ı Natık'lar zamanlarının Velileri-Evliyalarıdır. Yani Pir'leri, Sultanları, Abdallarıdır. Alevi inanç ve öğretisinde ve Hakikatte Pir'lik yediler, Sultanlık ve Abdallık ise kırklar ile üçyüz altmış altıların makamıdır. Bundan dolayıdır ki, bu makam sahibi kimseler Alevilerce ulu kabul edilerek sözlerine koşulsuz itibar edilir.


Allah Eyvallah

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.05.2019, 04:40   #14
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Istedigimiz kadar bu islam misyonerin yuzune tukurelim.... "Yarrabim sukur der" devam eder.

(ISLAM MISYONERINDEN ALINTI; İki Cihan Sultanı Muhammed Mustafa Buyurdu ki...

"... Kitabın (Kur'an-ı Kerim'in) bilgisi, kendi yanında olan Kardeşim Ali'dir..."
"...O'nun Ruhu Benim Ruhumdur.. O'nun cismi benim Cismimdir, O'nun Kanı benim kanımdır.. ")

Bu sahtekar kendi agzi ile soyliyor. sonra inkar ediyor!!!!
KARDESIM ALI`DIR dedigini kabul ediyorsun!!
Bunu nerede soyliyor?
Sii/Sia. Caferi ve Sunni kaynak diyordun! kabul etmiyordun!!!
PEKKI BU IKI CIHAN SULTANI (IKI DUNYA SULTANI) MUHAMMED MUSTAFA`NIN CINSI SAPIKLIGINI, UCKUR DUSKUNLUGUNU VE OZELLIKLE KARDESIM DEDIGI KISIYE KENDI OZ KIZINI VERDIGINI NIYE DILE GETIRMIYORSUN????

OYLE YA, KARDESIM DEDIGI KISI ILE, ALEVI YASAM FELSEFESINE GORE IKRAR VERMESI GEREKIRDI...
IKRARINA KIZINI VEREN "DUSKUN" OLMUYORMU?
SAHI YAAA, OKUR YAZARI OLMIYAN ARAP ALI NASIL KURAN OLUYOR!!!!!
SAHI YAAA, KARDESIM DEDIGI KISIYE KIZINI NASIL VERIYOR?


ISLAM MISYONERINDEN ALINTI; "....Kâfirler, sen peygamber değilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve kitap bilgisine sâhip olan (Yani Ali) yeter.
" Ra'd Suresi 43..."

YINE AYNI HALTI ISLEMISSIN!! INANMADIGIN KURAN`DAN ALINTI YAPMIS VE SAVUNMUSSUN!!!!!!!
ALLAH KITAP GONDERMIS!!!
BU KITAP DA ARAP ALI OLUYOR!!!!
MUSLUMAN OLMIYAN DA "KAFIR" OLUYOR!!!!!
HIRISTIYAN, MUSEVI, BUDIST VS VS KIM OLURSA OLSUN INSANLARIN DUSUNCELERINE VE INANCLARINA SAYGILI OLMASI GEREKMIYORMU?

HANI SIZE GORE 4 KITABIN DORDU DE ALLAH TARAFINDAN GONDERILMISTI??
YOKSA 4 AYRI ALLAH`MI VARDI?
MUSEVILERIN, ALLAH`I
HIRISTIYANLARIN, ALLAH`I
BUDISTLERIN, ALLAH`I
MUSLUMANLARIN, ALLAH`I...
BUNLARIN ARASINDA DISI VE ERKEK OLMUS OLABILIRMI?
OYLE YA, BIR BIRLERINE USTUNLUK SAGLAMAYA CALISMIS GORUNUYOR,
KITABIN BIRINI GONDERIYOR, SONRA FARKLI BIR KITAP GONDERIYOR, ARD ARDA 4 KITAP GONDERIYOR!!!
GERICI FASIST DIKTATOR, ERDOGAN GIBI, ACEMILIK, CIRAKLIK, KALFALIK VE USTALIK ISIMIDIR BU?

IYI GUZEL DE, OKUMA YAZMASI OLMIYAN, SADECE FIZIKI GUCU ILE ISLAM ICIN KILIC SALLIYAN , ISLAMI YAYMAK VE ZORLA KABUL ETTIRMEK ICIN KELLE UCURAN BIRISI "KITAP`MI" OLUYOR!!!!

RESMI BILE 1924 DONEMLERINDE BIR IRANLI RESSAM TARAFINDAN SUSLENDIRILMIS FARKLI BIR RESIM OLARAK ALLADIRILMIS PULLANDIRILMIS BIR DURUMA GETIRILMIS..
GERCEK RESMINI GORMEK ISTERMISIN?
FIZIKI YAPISI NE OLURSA OLSUN, KOR, TOPAL SISKO, DAZLAK VS VS VS NE OLURSA OLSUN, INSANLARIN FIZIKI YAPISINI ELESTIRMEK VE ALAY ETMEK INSANLIK ISI DEGILDIR, LAKIN VURGULAMAK ISTEDIGIM KONU VE TEPKILERIMIZ, OLMIYANLARI VAR VE OLMUS GIBI GOSTERIP YAPILAN SAHTEKARLIKLARA KARSIDIR....

SONUC OLARAK BOSUNA NEFESINI TUKETME, BUNLAR ALEVI KIZILBAS YASAM FELSEFESININ YANINDA, BIRER DUSKUNDURLER, CUNKU INSANLIK ADINA HIC BIR YAPILANMALARI YOK.
CUNKU IKISI DE BIRER INSANLIK DUSMANIDIR. INSAN KELLESI UCURMAKLA, YAGMALAMALAR, TALAN, GASP VE TECAVUZ ETMELERI ILE UNLUDURLER....
BIR BIRLERININ KUCUK YASTAKI KIZ COCUKLARINA GOZ DIKEN, VE BIR BIRLERININ KUCUK KIZ COCUKLARINA TECAVUZ EDENLERDIR...
OZELLIKLE KENDI KIZINA BILE TECAVUZ EDEN VE KARDESIM DEDIGI KISIYE DE KIZINI VEREN BIRININ ALEVI KIZILBASLARIN AYAGININ TURABI OLAMAZ.....

ELINE, DILINE V OZELLIKLE BELINE HIC SAHIP DEGILLER....
BU YUZDEN DIYORUZKI, BUNLAR ALVILIGIN YAKININDAN BILE GECEMEZLER, BUNLAR BIRER SUC MAKINASIDIR, BUNLAR BASLI BASINA INSANLIK DUSMANLARIDIR....
BUNLAR; ALEVI YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUKTUR....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.05.2019, 19:40   #15
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.098
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 53
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 218
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bu dünyanın evvelini sorarsan
Allah bir, Muhammed Ali dir Ali
Sen bu yoldan sahibini ararsan
Allah bir , Muhammed Ali dir Ali

"Yer yoğiken, gök yoğiken var olan,
Arş yüzünde kandildeki nur olan,
Gahi merkez olup, gahi yer olan,
Ali'dir ki, şah – ı Merdan Ali'dir. "

PİR SULTAN ABDAL


Daim fikrimde zikrin, ya Muhammed , Ya Ali.
Gönlümün evinde şükrün, ya Muhammed, ya Ali.
Tanıyamaz kendi özün seni yakın bilmeyen
Alemin ayinesisin, ya Muhammed ya Ali."
ŞAH HATAİ


Degerli canlar, Hz. Ali'nin tanrısallığı, Bu forumun başında mevlana'da en güzel ifadeyle yerini bulur.. Ancak biz teorik açıklamalarımıza. aşağıdaki alıntılarla devam edelim..

Allah'a verilen kimi sıfatları, Aleviler, Hazreti Ali için, kullanıldığı kullanmaktadır.Pek çok deyiş / nefeste Hazreti İmam Ali, Allah için kullanılan "rahman, rahim, onsekizbin alemi vareden, yaradan, yağmuru yağdıran, şimşeği çaktıran vb. " olağanüstü özellikte bir yüce kişilik olarak anılmaktadır...


Alevi / Bektaşi inancına göre Hazreti Muhammed miraçta, sidret'ül- müntehada Allah'ı onyedi – onsekiz yaşında bir delikanlı suretinde görmüştür ki bu delikanlı Hazreti İmam Ali'den başkası değildir. Yani Allah, Ali suretinde belirmiştir, tecelli etmiştir. Başka bir deyişle Hazreti İmam Ali, Allah'ın yansımasıdır. Nur- u rahman'dır. Bu hususiyet miraçnamelerde gayet serahatle anlatılmaktadır.

Peki Alevi-Bektaşiler, Aliilahçı mıdır* yani biz hz. Ali'ye tanrı diye tapıyormuyuz.. Bu sır dolu değişlerin hikmedi nedir? Ali Tanrı mıdır? Ali nasıl Tanrı olur?

Hazreti Ali'nin tanrısallığı Alevi / Bektaşi teolojisinin , Temeildir. Aslında hepimiz, Tanrı'nın bir parçası, ve Tanrıdan geleniz.. Bu manada Hz. Ali ile siz yada bizlerin hiç bir farkı yoktur şöyleki Alevi-bektaşi, Tasavvuf anlayışına göre:

Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı insanın tanrısallığı ile birlikte düşünülmelidir. Büyük Alevi mistik düşünür Hallac – ı Mansur'un " ene'l- hak " deyişindeki gizem insanın tanrısallığı gizemidir. Biliyoruz ki, zamanın müftüleri ve din egemenlerinin gözünde Hallac – ı Mansur, kafirdi, kendini Tanrıya ortak koşan, TANRILIK İDDİASINDA BULUNAN bir müşrikti. Nitekim malum olduğu üzre bu nedenle KATLİNE FERMAN VERİLDİ.

Ene'l- Hak inancı, kamil insan / insan – ı kamil mertebesindeki hak erenlerinin sırrıdır. Bu sırrı anlamak için o mertebeye vasıl olmak lazımdır. Zahirilik gurbetinin en ücra bölgelerinde dolaşan yani vuslattan nasip alamamış olan şeriat ehlinin "ene'l- hak " inancını ve insanın uluhiyetini idrak etmesi olanaksızdır.Yaratan – yaratılan ayrılığını ortadan kaldırıp "vahdet- i vücud " ilkesi gereği tüm evrende olduğu gibi insanda da Tanrıyı gören, Hazreti İmam Ali'nin yüzünü, vech'ullah / Allah'ın yüzü olarak tavsif eden Alevi / Bektaşi inancı bu özgünlüğüyle bambaşka bir güzelliğe ve derinliğe sahip bulunmaktadır.

Sonuç Olarak:

1. Hazreti İmam Ali'nin kişiliği tanrısaldır. Bu tanrısallık " vahdet – i vücud " anlayışı çerçevesinde düşünülmelidir.

2. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığının kaynağı Kur'ansaldır. Kutsal kitabımız Kur'an – ı Kerim'de " Biz insana ruhumuzdan üfledik. " denilmek suretiyle insandaki tanrısallığa ve insanların içinden seçilmiş olan resuller ve nebilerle birlikte ehlibeytin ve oniki imamların uluhiyetine işaret edilmektedir. Nitekim, ehlibeytin masumiyeti / günahsızlığı ve dolayısıyla tanrısallığı Ahzab Suresi'nde apaçık bir biçimde ortaya konulmaktadır.

3. Başta Sünni ve Şiiler olmak üzere diğer İslami ekollere mensup çevrelerin Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı inancı nedeniyle Alevi / Bektaşilere yönelik mütecaviz tutumları kaale alınmamalıdır. Mümin olmanın gereği teslimiyettir. Alevi olmak demek, Aleviliğin tüm inanç esaslarına hiçbir kuşkuya düşmeden sarılmak demektir. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı da Alevi / Bektaşiliğin birincil inanç esaslarındandır. Bu inanca bağlılık ve teslimiyet Alevi olmanın şartlarındandır.



yararlanılan Kaynak:1- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2-yazın hazırlanırken M. Cemil KILIÇ, hangi sunnilik kitabından faydanilmistir.


Konu Dede-baba tarafından (28.05.2019 Saat 19:46 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:19.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica