Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevi toplumunun tarihi, tarihsel olaylar, kişiler, durumlar, değerlendirmeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 03.03.2019, 05:34   #21
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Işığın çocukları

Günümüzde bilim dünyasının “geçerli” kabul ettiği bilgi ve bulgular yazıyı ilk kullanan uygarlığın Sümerler olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle “Tarih Sümer’de başlar” tezi genel kabul görüyor. Uygarlığın önceki kaynakları ve gelişim süreçlerini incelemeyi daha sonraya bırakıp, Sümerler’i bu uzun süreçte bir kilometre taşı olarak alırsak, günümüz doğu ve batı uygarlığının da günümüzün “büyük” dinlerinin de kaynağının Sümer kültür ve uygarlığı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bölgeden bölgeye yayılarak değişik formlar alan, farklı kollara da ayrılan uygarlık zincirinin Sümerler sonrası halkalarını, kabaca Babil-Hitit-Yunan-Roma şeklinde devam ettirerek günümüze kadar getirebiliriz.

Sümerlerle başlattığımız uygarlık otoyolunun, yan yolları olmakla birlikte genelde doğudan batıya doğru bir güzergah izlediğini görüyoruz. Bu trafiği inanç şeridinde izlediğimizde, Sümer tanrıçası “İnanna”nın Anadolu’da önce “Na”, sonra “Ma” ya dönüştüğüne tanık oluyoruz. Ana Tanrıça. “Na” sözü dilimizde “Ana” olarak yaşıyor günümüzde. “Ma”, Avrupa dillerindeki “Mather” sözcüğüne kaynağında yer alıyor. Sümerce “Abba” günümüz Türkçesinde “Baba”, Arapça’da “ab” batı dillerindeki “Papa”, “Peder”, “Father” olarak yaşıyor. Sümerler’in gök tanrısı “İştar” ise günümüzde çeşitli dillerde “astare”, “sitare”, “star” gibi formlara varlığını sürdürüyor.

Hititler Anadolu’nun yerlisi değil, buraya dışarıdan gelmişlerdi. Onların en önemli tanrıları ise Anadolulu idi. Çorum Boğazköy (Hattuşa) kazılarından çıkan Hitit tabletlerinde, “Hitit Kralının ülkeyi yönetme yetkisini Arinna’lı “Güneş Tanrısı”ndan aldığı” yazar. Hitit güneş tanrıçasının en önemli kült merkezi Arinna kentiydi. Söz konusu güneş tanrıçasının adı tam olarak bilinmediği için, genellikle “Arinna’nın güneş tanrıçası” olarak anılırdı. Buradaki “-na” eki, Türkiye sözcüğündeki “-(i)ye”ye denk geliyor.

“Arinna” sözcüğünün “Arin” adı verilen bir topluluğun kenti (ülkesi) anlamına geldiği anlaşılıyor. Aynı zamanda Güneş Tanrısı da Arinnalı olduğuna göre; “Arin”ler de Güneş Tanrısının insanları ya da “Güneşin Çocukları” diğer bir deyişle “Işığın Çocukları” oluyor.

-Kadim Luvi halkı-

Hititler öncesi ve döneminde Anadolu’da yaşayan “Arin” halkının Hititler gibi büyük uygarlık kurabilmiş bir toplumun en önemli inançlarını belirleyecek kadar köklü bir kültüre sahip olduğu dikkati çekiyor. Devlete adını veren siyasi egemen Hititlerin, Luvi halkı ile birlikte yaşadığı, onların kültüründen etkilendiği, Luvi yazısı kullandığını biliyoruz. Luvi adı ise Hititlerin bu halka verdiği bir ad.

Güneş Tanrısının kenti Arinna halkının “Luviler” olarak bilinen halktan olması güçlü bir olasılık. Çünkü Luvi, Hitit dilinde “ışık insanı” anlamına geliyor. Hititlerin “Luvi” diye adlandırdığı halkın, kendisine “Işık İnsanları” anlamında “Arin” dediğini anlıyoruz.

-Arinler mi, Erenler mi?-

Hitit dönemindeki yerli Anadolu halkı “Arin”ler ya da Arinnalılar (Arinyalılar) ile Paulikan-Bogomil-Alevi kültürü arasında bağlantı olabileceği görülüyor. Güneş tanrısının halkı (ışığın çocukları) olan “Arinler” gibi; Bogomil kültüründen miras Alban (Arnavut), Aren (Pomak) topluluklarının da ışıldayan beyaz (güneş ışığı) ile ilgili bir ada sahip olmalarının nedenlerini araştırmak gerekiyor.

Bu arada özellikle Orta Anadolu’da Alevi halkın, kendileri için kullandıkları adlandırma sözcüklerinden birinin de “Erenler” olduğunu hatırlayalım. Bu terim, “ermiş(kişi)ler” anlamı dışında, zaman zaman “Aleviler, Kızılbaşlar” terimleri yerine de kullanılıyor. Örneğin: “Erenlerden misin?” ya da “O da erenlerden” gibi…

Bu “eren” sözcüğünün Hititler dönemindeki Arin halkıyla bir ilgisi var mıdır? Her ne kadar, “eren” sözcüğü Türkçe ve er-mek eyleminden türetilmiş bir ad olsa da üzerinde düşünmek gerekiyor. Alevilerin, kendileriyle ilgili bazı terimleri, değişik dönemlerde dahil oldukları farklı dil ve kültür bölgelerinde, ses benzeşmelerinden de yararlanarak dışta farklı anlamlarda kullandıkları, böylece kendi aralarında özel bir anlaşma dili yarattıkları bilinen bir gerçek. Bunu çoğu kez de güvenlik kaygısıyla takıyye olarak yapmışlar. Hatta bu durum, ilk anda “Ali’ye mensup” şeklinde algılanan Alevi teriminin kendisi için bile geçerli.

-Güneş doğudan yükseliyor-

Luvilerin ana tanrıçası “Ma”; eski Yunan’da Mather, Demater ve giderek Demeter oluyor. Bu kültler Yunan’dan Roma’ya taşınıyor. Eski Sümer dini kaynaklı olan ve adeta Babil istasyonundan Ortadoğu halklarına tanzim olunan kültler üzerine kurulu Ortadoğu’nun tek tanrılı (İbrahimi) dinleri, matruşka bebekleri gibi birbirinden doğarak, zamanla batıya yayılıyor.

Tarihsel inanç otoyolunda iki alternatif şerit oluşuyor: biri egemen siyasi iradenin kalıp olarak kabul edip devlet nizamına temel yaptığı ve egemenliği altındaki topluluklara dayattığı resmi din anlayışı, diğeri ise buna karşı direnen halkların dıştan egemen kültürdenmiş gibi göstererek gizlice yaşattıkları, binlerce yıllık kendi kültürel-inançsal süreği. Ancak takıyye çabasına rağmen egemen din ve kültürü içselleştiremeyen bu toplulukların onunla örtüşmeyen dinsel uygulamaları, egemenlerce “hetodoksi” olarak adlandırıldı.

Zerdüştlük ile Hıristiyanlığı sentezlemeye çalışan Manicilik de “hetredoksi” olarak kabul ediliyor. Bu ekol da Ortadoğu’da doğup zamanla batıya geçiyor. Bizans, Paulus’un kurduğu haça dayalı Hıristiyanlığı resmi din ilan edince, Anadolu’da bunu kabul etmeyen “Paulikanizm”e saldırıyor, kırımlar yapıyor, kan döküyor. Bu inanç mensuplarını Balkanlar’a sürüyor. Hetonodoks kabul edilen bu ekolün adı Bulgaristan’a geldiğinde “Bogomillik”; Bosna üzerinden kuzey İtalya ve Fransa’ya ulaştığında “Albicilik” (Albigenizm) ve” Katharizm” oluyor. “Paulikan-Bogomil-Albigen-Kathar” şeklinde ad değiştirerek devam eden bu süreğin kaynağında Anadolu’nun Güneş Tanrısı kültünün var olduğunu görmek hiç de zor değil.

“Druid” adı verilen “İnisiye Rahipler”ce yaşatılan “Kelt” inançları da Paulikan, Bogomil ve Alevi inançları gibi ezetorik karakter taşıyor. “Druid”lik Bogomil ve Alevi inançlarındaki aziz ve erenlere denk geliyor. Derviş ve ozanları (Bard) da olan Keltler’in inancında ağaç kültü önemli bir yer tutuyordu.

Bulgaristan’dan batıya kaçan Bogomiller’e Kuzey İtalya’da Albiler deniyor. Bu ad kurup yerleştikleri “Albi” kasabasından geliyor. Latince’de “Alba” ışıldayan beyaz anlamına geliyor. Yüksek karlı (Beyaz) dağlar anlamına gelen “Alpler”in de aynı kökle ilgisi bulunuyor. Bir adı Arnavutlar olan Albanlar’ın adında da ışık kavramı karşımıza çıkıyor. Balkanlara göçen-sürülen Babai ardıllarına “Işıklar” deniyor. Balkanlardaki Bogomillerin daha sonraki yüzyıllarda Alevi Bektaşi’lik üzerinden “İslama geçmesi” ve Albania’nın (Arnavutluk) önemli bir Alevi Bektaşi merkezi olması üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

-Sarı Saltık Noel Baba-

Meşhur Alevi-Bogomil evliya Sarı Saltık’ın, Hıristiyan Slavlar tarafından Aziz Naum ya da Aziz Nikola olarak kutsanması üzerinde durmalıyız.

İslamcı çevrelerin ise Hıristiyan ritüeli olduğu gerekçesiyle karşı çıktığı, Noel kutlamasının da kökeninde, “Güneş Kültü” bulunuyor. Çok eski çağlardan beri “güneş bayramı” olarak kutlanan 25 Aralık’ın Kilise tarafından “İsa’nın doğum günü” ilan edilmesiyle, bu binlerce yıllık gelenek bir Hıristiyan motifine dönüştürülmüş. Kış ekinoksuna denk gelen 21 Aralık’ın ardından, güneşin yükselmeye başladığının gözlenebildiği gün olan 25 Aralık, sıcak ve bol yiyecek sağlayan bereket mevsimi olan yazın gelişine işaret ettiği için, Güneş Tanrısının doğum günü sayılıyordu.

Balkanlarda Bogomilizmden Alevi Bektaşiliğe geçiş sürecinin efsane kahramanı Sarı Saltık izleyicisi olan bazı topluluklarında bu dönem “Saltık Baba Bayramı” olarak olarak kutlanıyor. Sarı Saltık, Hıristiyan kesimler tarafından ise “Aya Nikola (Noel Baba)” olarak kutsanıyor.

- “Gizli din” formatı ya da takıyye-

Anaerkillikten ataerkil topluma geçiş Anadolu’da oldukça sancılı yaşandı. Hititler Anadolu’da egemen olmaya başladığında burada çok güçlü bir “anaerkil” kültür bulunuyordu. Yerli toplum üzerinde ataerkil kültürün hakimiyeti, uzun ve zorlu bir süreçte gerçekleşti. Egemen olan ataerkil zihniyet, anaerkil inanç ve gelenekleri yasakladı. Direnişler oldukça kanlı biçimde bastırıldı. Hititlerin Anadolu’ya tamamen egemen olmuş ve artık hiç kimse açıktan açığa eski inanç ve geleneklerini yaşayamıyordu.

Anadolu halkı, dayatmacı siyasi egemen gücün baskısını kırabilmek ve varlığını sürdürebilmek için bir çözüm buldu. Görünürde Hititlerin ataerkil inanç ve gelenek dayatmasını kabul eden halk, kendi inançlarını “gizli din” ya da “gizlenen din” formatında yaşamaya devam etti. Böylece, Anadolu’nun yerlisi Luviler’in Ana Tanrıça kültüne dayalı inanç sistemi, dışta kendisine dayatılan inançları benimsemiş gözükerek yaşatılan “gizli din”e dönüştü. Eşitlikçi bir yapıya sahip olan ve “Güneş Kültü”ne dayalı bu gizli din geleneği, sonraki dönemlerde de değişik şekillerde de olsa varlığını sürdürerek, günümüze kadar geldi. Hıristiyanlık öncesinde gnostik (gizemci) akımlar biçiminde gözlenen bu yapı; Bizans döneminde Paulikanlar, Balkanlar’da Bogomiller ve İslam dönemi Anadolusunda Aleviler gibi değişik ad ve biçimler altında varlığını sürdürdü.

Tarih boyunca; hakim inanç yapıları, hetorodoksi (sapkınlık) ile suçladığı bu gruplara hep “orgia” (mum söndü) iftirasında bulundu.

-Ortak ilke: tekamül-

“Gizli din” zincirinin halkaları olarak gördüğümüz Paulikanizm, Bogomilizm ve Alevilikte ortak bir yan olarak, sınanmalara dayalı aşamalı bir tekamülü (yükselme, gelişme) gerektiren hiyerarşik yapı esas alınıyor. Her üç yolda ortak olan bu özellik Alevi Bektaşilikte “dört kapı kırk makam” olarak adlandırılıyor. Gerekli tekamül aşamalarından geçemeyenler “kemale eremiyor”.

Bu ezotorik (batıni) doktrinlerin temel esaslarından birini de “sır” kavramı oluşturuyor. Egemen kültür içinde ve ona aykırı olarak yaşayabilmek için; dışta onu benimser gibi görünüp asıl inancın gizlice yaşatılması, yani takıyye gerekiyor. Daha da ötesi bu durum ve öğretinin derinlikleri, bu yolun yolcularına da baştan açıklanmıyor; sınamalara dayalı olarak bellirli tekamül aşamalarından geçtikçe kademeli olarak kendilerine veriliyor. Egemen kültür içinde ona aykırı olarak varlığını sürdürme zorunluluğu, bu öğretilerin birer gizli kardeşlik örgütü şeklinde yapılanmasını ve gizlilik içinde mensuplarının öğretmen-öğrenci, pir-talip ilişkisi içinde belli tekamül aşamalarını geçtikçe sırra vakıf olması esasını beraberinde getiriyor.

Bütün sınamalardan geçip son aşamaya ulaşan kişi yani egemenlerden saklanan ve gizlice yaşanan asıl yolla ilgili bütün bilgiye ulaşmış sayılıyor. Bu kişinin “ermiş” olduğu kabul ediliyor ve kendisine bir tür yarı tanrısallık atfediliyor.

Selçuklu’nun 1240 yılında Malya Ovası’nda paralı Frenk askerleri marifetiyle kırdığı Babailer de Anadolu’nun yerli halklarının süre geldiği “gizlenen din”in mensuplarıydı. 13. yüzyılda bunların ardıllarına “Işık taifesi” deniyordu. Işığın çocukları sonraki yüzyıllarda Balkanlardaki akrabaları Bogomillerle Bektaşilik çatışı altında yeniden birleşti. Türk-İslam tarihçilerinin “hetorodoks” demeyi tercih ettiği bu zümreler, sonradan adı “Osman”a çevrilen Otman’ın (çoban) kurduğu beyliğe güçlü destek verdiler. Zamanla İslam akaidine dayalı bir devlete dönüşen Osmanlı, bu zümreleri dışlamakla kalmayıp, ağır biçimde kıyımlara uğrattı. Bedreddin hareketi de aynı kadim kaynaktan besleniyordu. 16. yüzyılda Safevi devletinin (Devlet-i Kızılbaşan) kuruluşuna destek veren ışık ehli, yollarının erkanını 12 imamcı İslami motiflerle bezediler. Gelinen süreçte “Aleviler” adını alan bu zümreler, kendileriyle özdeşleştirilen Aliciliği, 12 imamcılığı, günümüzün particiliğine benzer şekilde sadece bir siyasi taraftarlık şeklinde benimsediler, gerçekte bu kişilerin temsil ettiği din ve kültürün zerresini benimsemediler. Işığın çocukları günümüzde de bu çok zayıf İslami örtü altında gerçekte kendi kadim yollarının erkanını sürdürüyor. Ancak bu durumun ayırdına öncelikle kendilerinin varması gerekiyor.

Naki Bakır

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.03.2019, 15:09   #22
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.094
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 53
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 218
825 Mesajına 1.407 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
ISLAM MISYONERINDEN ALINTI;

CEVAP; HEM DEGERLI CANLAR DIYECEKSIN!! HEMDE BANA CEVAP OLARAK SORULAN SORULARA CEVAP VERMEDEN TEMCIT PILAVINI YUTMADAN AYNI SEYLERI AGZINDA GEVELEYIP DURUYORSUN.
DOGRULUGUNA INANDIGIM KAYNAKLAR DIYE IDDA ETTIMI? HAYIR.
1- Usul-erkan bilmediğiniz, edeb ve hayadan bihaber olduğunuz için sadece doğrular mesajda var. Muhatap değilsiniz yani, önce muhatap olmayı hak edin, gerekli edebî, ahlaki edinin, neye inandığınız ya da inanmadiğiniz sizin sorununuz ama önce üstününüzü duzeltin.


Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

TARIHI KAYNAKLARI GEREK FARKLI DILLERDE VE INANCLARDA, GEREK ISLAMI KAYNAKLARDA VAR OLAN IDDALAR VE DELILLER BUNLARDIR.
SANA SOYLEDIM, CAFERI, SII / SIA, ISMAILI, HANEFI, HAMBELLI VS VS VS NEREDE VE NASIL BIR KAYNAGIN VARSA GEVELEMEDEN, SAGA SOLA KIVIRMADAN, YALAN VE SAHTEKARLIGA BAS VURMADAN, INSAN GIBI CEVAP VER.....
.
1- Kaynaklar, temsil edildikleri inancın teolijisine hizmet eder. Örneğin sünni bir kaynaktan Hace Bektaşi Veliyi öğrenirseniz, 5 vakit namaz kılan, hacca giden 30 gün ramazan orucu tutan dahası sünni inancına göre yasayan biri karsinia cikar. Fakat Ailevî-Bektasi kaynaklarinda boyle bir Haci Bektas-ı Veli bulamazsiniz.

2- Hz. Muhamed'in , Hz. Ali'nin, Ehli beytin ahlaki ile ilgili ahlaksızlık, vahşilik vs. İddiası olan sizsiniz. Dolayısı ile iddia sahibi iddiasını ispatlamak durumundadır.

3- Bunun ile ilgili , size bu iddialarınızı, Alevi bektaşi kaynaklarından delil getirin dediğimde GETİREMEDINIZ. ve sunni/şii kaynaklardan bir takım yazılar kopyalarınız. Ben ise getirdiginiz kaynakların kabul edilebilmesi için karşı tarafında doğruluğuna şüphe getirmemesi gereken kaynak olması gerektiğini ortaya koydum. Ve bu kaynak gösterme seklinizdeki tutarsızlıkları bilim etiği ve ahlakı acisindan , Seyyid Riza ornegi ile ortaya koydum.

TABI O KAPASİTENIZ VARSA



Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

SIME GELENI DEGIL, TARIHI KAYNAKLARI VE FARKLILIKLARI AKLIN YOLU VE VICDANIMLA HARMANLAYIP DOGRULARI ACIKLAMAYA CALISIYORUM.
.
1-Bilimsel araştırma da ve/veya bir tezi ( iddia) savunmada usul herşeyden önce gelir, ( tezinizin kaynagi/kaynaklarin muteberligi/karsi taraf acisindan bu kaynaklarin kabul edilip edilmedigi)yani bana göre, vicdanıma göre, kendi kafaniza göre bir çorba yapamazsınız. Ha bu dediklerinizi eş dost arasinda geyik çevirirken yapabilirsin ona sözüm olmaz.


Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
SIZE DUSEN GOREV ISE, TARIHI KAYNAKLARDAN YOLA CIKARAK, IDDA EDILEN DELILLERI CURUTEBILECEK KAYNAKLARIN VARSA, KAYNAKLARINLA GEL, YOK DEGILSE EDEPLI OL, YALAN VE SAHTEKARLIKLARDAN VAZ GEC, SUSMASINI BIL..
1- Hep iftira atacaksın, hem de iftira attığın inanç kesimine masumlugunu ispat et diyeceksiniz. Demek ki bir kıza tecavüz edilse ve bu mahkemede hakim olsaniz, tecavüz edene degil de tecavüze uğrayan kıza tecavüz edildiğini ispat et diyeceksiniz. Sizin mantığınızı bunu gösteriyor.

2- Tekrar edeyim, Alevilik=sünnilik değildir. Aleviler sunnilerin kaynaklarını, inanç şekillerini ve islami algılayış şeklini kabul etmez. Yanı tarihin hicbir noktasında 5 vakit namaz kılan, camiye giden hacca giden bir Alevi piri ,ulusu yoktur. Bu nedenle sünnî kaynaklar Alevilerde yok hükmündedir.

3- Alevilerin hicbir kaynağında Hz. Muhammed, Hz. ALİ, 12 imamlar ve Ehli beyt ile ilgili, su iftiralarınıza tek bir kanıt getiremezsiniz. Var diyorsanız ispatı ben değil siz yapacaksınız. Mesela Alevi pirlerine ait binlerce Deyiş, menkibe , yazi kitap ve tarihi belge vardir. Birinden Hz. Muhammedi, hz. ALİ yi sizin iftira attiginiz gibi gosteren kaynak var mi? Gidip sunni kaynaklarini, şia kaynaklarını kopamayacaksanız yapmayın, şiilik ile de sünnilik ile de Alevilik benzeşmez. Alevilik islamin özüdür.


Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

SANA OLAN TEPKIM, "ALEVI YASAM FESLEFESINI" DUSUNMEDEN ARASTIRMADAN YERSIZ VE MESNETSIZ BIR SEKILDE ISLAMIN BIR KOLU OLARAK VEYA GERCEK ISLAMIN KENDISI OLARAK GOSTERMEN VE GOSTERMEYE CALISMANDIR..
1- Bir yanlışınız da burda fikirsel tartışma da , kişiselleştirme olmaz, yani karşındaki kişiye sizin gibi inanmıyor veya farkli düşünüyor diye kin, nefret vs, duygu icinde olmamaniz gerekir. Siz sadece ortaya koyulan fikir ile muhatapsiniz.

2- Alevilik islamin özüdür. Kaynağı bizatihi Kur'an , öğreticileri, pirleri ve dedeleri , Hz. Muhammed ve onun soyundan gelen 12 imamlar, Seyyidlerdir. Seyyid olmadığını iddia eden tek bir pir, dede yoktur. Soyu Hz. Muhammed 'e çıkan Hace Bektaslarin, Baba mansurlarin, Kuresanlilarin, Derviş cemallerin, atalarına, soyundan geldikleri Hz. Muhammed ve Hz. Ali'ye inkar etmeleri , kufretmeleri mümkün mü?

3- Şimdi siz! islam dışı bir Aleviliği savunuyorsanız? Bu pirleri , dedeleri, uluları ağzınıza almamanız gerekir. Söylemlerinizde tezinizde kaynak olarak gostermemeniz gerekir. Gösterirseniz bu sizin tutarsizliginiz olur. Yapmaniz gereken Tarihte Hz. Muhammedi, ve 12 imamları, ehli beyeti inkar etmiş, hatta küfretmiş, şahsiyetleri araştırmak ve bunların islam disi alevilik ile bagini kurmaktir.


Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

BEN SANA ISLAMIN YER YUZUNDE EN AHLAKSIZ, ONURSUZ VE INSANLIGIN KABUL ETMIYECEGI BUTUN OLUMSUZLUKLARI ICINDE BARINDIRAN BIR YAPILANMA OLDUGUNU.
ALEVI YASAM FESLEFESININ ISLAMLA TABAN TABANA ZIT OLDUGUNU, ISLAMIN BES SARTININ HIC BIRININ ALEVI YASAM FELSEFESINDE OLMADIGINI.
ISLAM DENILEN SUC MAKINASI AHLAKSIZ DININ,
INSANLIGIN DOGUSUNDAN BERI GELEN ALEVI YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUK OLDUGUNU, GENEL DETAYLARI VEREREK SAYFA SAYFA ANLATMAMA RAGMEN, UTANMADAN GOREVINI YERINE GETIRMEK ICIN AYNI SEYLERI TEKRARLAYIP DURUYORSUN, SORULAN HIC BIR SORUYA CEVAP VERME GEREGI DUYMUYORSUN.
1- Sizin bu dusuncenizde bir islam kabulü veya Hz. Muhammed, Ehli beyt algısı Alevi-bektaşi inancında yoktur. Yanı ister Alevî bektaşi lerin tarihi belgelerinde, ister tarihin herhangi bir noktasında yaşamış Alevî bektaşi Piri-ulusu veya dedesinin deyişlerinde, eserlerinde,sözlerinde ne Islâm ne Kur'an batını yorumu ne de Hz. Muhammed ve ehli beyt ile ilgili bir kanıt getiremezsiniz. ÇÜNKÜ YOKTUR.

2-Sunnilerin/şiilerin kaynakları onları ilgilendirir. Alevî-bektasileri bağlamaz. Zaten o kaynaklara Aleviler itibar etse idi biz onlar gibi camide 5 vakit namazını kılan 30 gün orucunu tutan , hacca gidenler olurduk. Sen hic tarihde bu ibasetleri sünniler gibi yapan, yaptıran alevi bektaşi gördün mü?

3-Aynı gerçekleri tekrarlıyorum. ÇÜNKÜ kabul etmek istemiyorsun. Sunnilik=islam önyargin var. Dahası kaynak olarak ortaya koyduklarin ya sünni ya şiî hiçbiri alevî bektaşi degil. BIZE NE SUNNININ SIININ KAYNAKLARINDAN VEYA ONLARIN HZ. MUHAMMED VE HZ. ALI ALGILAMALARINDAN

4- Şen Alevi isen Alevî bektaşi ligi Alevi bektaşi kaynaklarından öğreneceksin. Buralarda bir çelişkili ,hata yanlış bulursan GEL MEYDANA , EYVALLAH

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

DOLAYISILA BIZ ALEVI KIZILBASLAR TARIHLER BOYUNCA AHLAKSIZ VE ONURSUZ ISLAMIN HILELERINE, YALANLARINA, IFTIRALARINA, ALCAKLIKLARINA, SAHTEKARLIKLARINA, TECAVUZLERINE, EVLERINE KURDUKLARI GENEL-EVINE VE TURLU TURLU OYUNLARINA SAHIT OLMUSUZ,
BUNLARI ACIKLAMAK KUFUR VE HAKARET DEGILDIR..
1-Sünnilik =islam değildir. Dolayısı ile sünnilik islami temsil edemez. Islamın özü Alevimindir. Islami öğrenmek istiyorsanız, Bizzat Hz. Muhammed 'in soyundan gelen 12 imam nesli seyyid Pirlerimizden ,dedelerimizden öğreneceksiniz.

2- Aleviler, tarih boyunca emevi islami olan sunnilerce katledildiler, sürüldüler, ama hicbir zaman hicbir kuvvet bizleri Hz. Aliden ve 12 imamlardan ayiramadi. Dar agacina giderken bile ŞAH ismini, İmama Hüseyin ismini , EVLAD-I KERBELAYIK hitabını dilinden, gönlünden koparamadı. KOPARAMAYACAKTA.

3- Kendi ahlaksizliklarini, zorbaliklarina meşrulaştırmak icin, Hz. Muhammed ve soyuna iftira atan k8mseler8n uydurduğu islam onların sorunu, biz Alevî bektaşi ler , islamin özüyüz. Kim Hz. Muhammed 'in, Hz. ALİ nin 12 imamın AHLAKINI EDEBINI OGRENMEK ISTIYORSA, Hz. Muhammed 'in soyundan , kanından, ruhundan olan PIRLERIMIZE , dedelerimize baksin.

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

DEFALARCA SORDUM, SENIN YASINDA BIRISI, SENINLE BIRLIKTE YER, ICER, DOLASIR, GEZER VE BIRLIKTE MUCADELE VERIYORSUNUZ, IKINIZDE 50 YASLARINDASINIZ, SENIN ARKADASIN VEYA SEN BIRI BIRININ 6 YASINDAKI KUCUK KIZ COCUGUNA KOTU GOZLE BAKARSA, ONUN ADINI NE KOYARSINIZ?

BIRISI DEVAMLI KUCUK YASTAKI KIZ COCUKLARINA MUSALLAT OLUYORSA,
KENDI MANEVI OGLUNUN ESINI, KIZI SAYILAN KADINI YATAGINA ATIYORSA,
RESMI OLARAK 9 HATUN ILE EVLI ISE, EVINI KERHANEYE CEVIRMISSE, BU VE BU GIBILERINE CINSI SAPIK VEYA UCKUR DUSKUNU DEMEK,
HAKARETMIDIR?
KUFURMUDUR?
IFTIRAMIDIR?
VEYA DOGRU BIR IFADE TARZIMIDIR?
BEN MUHAMMED VE O DONEMDE YASAMIS HIC BIRINI TANIMAM, GORMEM VE ONLARA KIN NEFRET BESLEMEMIN MUMKUNU YOK.
1- Ebu bekir kızı Aişe ile Peygamber'in evliliği Alevî bektaşi kaynaklarında şöyle geçer: Hz. Muhamed , eşi Hz. Hatice halka yürüyene kadar tek eslidir. Ve sonrasında ancak 10 sene yasayabilmistir. Bu sene zarfındaki evliliklerin bir kısmı kabile reislerinin kizlari ( o donemde kizi ile evlenmemek hakaret ve savaş nedenidir ki kabileler akrabalık tesisi için aralarında böyle evlilikler yapardi) bir kismi ise, kimsesiz dulların korunması içindir. Hem sünni hem şii hem de Alevî bektaşi kaynaklarında Aişe de dahil, Hz. Hatice dışındaki hiçbir peygamber eşi EHLI beytten kabul EDILMEMISTIR. Buna Iliskin belgeler var. Isterseniz Sunabilirim.

2- araplarda, kızların yaşı adet görmeye ( regl) başladıktan sonra sayılırdı. Yanı A ise, 12+6 =18 yasında idi peygamber ile nisanlandiginda. Bunu islami konuda ihtisas yapmış herkes bilir. Buna rağmen yanlış, halkı kandırmaya yönelik bilgiler maalesef hep verilmiştir.

3- Kur'an ayetlerinin çok evliliğe veya, Hz. Muhammedi 'in azatlı kölesi Zeyd 'in nişanlısı ile evliliğine iliskin batını

Yorumlar, şehvet veya uçkur düşkünlüğünden değildir. Hepsinin bir nedeni vardır. Defalarca kere yapıldığı için tekrar etkiyeyim. Kısaca; cahiliye arasında evlâmınlar, oz evlatlar gibidir. Aynı haklara sahiptir. Kuranın ilgili ayeti olmasa idi azatlı köle zeyd de ehli beytten olurdu bunu bilin yeterli.


Yazınızın bundan sonraki kısımlarına cevap , bu metin içerisinde olduğu icin yer verme gereği duymadım.

Son soz: kisinin dili, kalbinin aynasidir. Kalp temiz olacak ki dilden de duzgun guzel sozcukler dokulsun. Kisi edebi ile, dili ile neye inaniyor ise onu temsil eder

Allah Eyvallah

Dede-baba Ã?evrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 03:38   #23
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

SAYGIDEGER CANLAR,

BU ISLAM MISYONERINE NE KADAR BELGE, DELIL VE KAYNAK GETIRMIS OLSAK DA NAFILE DEDIGIM DEDIK, AYNI SEYLERI TEKRARLAYIP DURUYOR.

BELGE VE KAYNAK ISTIYORUZ, KURAN DENEN SUC MAKINASINA INANIYORSAN, KI INANIYOR! ISLAM DENEN CINSI SAPIK YAPILANMAYA INANIYORSAN, KI INANIYOR!
SORDUGUMUZ SORULARA YANIT VE BELGE ISTIYORUZ, CEVAP YOK!!!

SADECE ZORUNLU OLARAK EBU BEKIR`IN KIZI AYSE KONUSUNDA BELGE GOSTERMEYE CALISIYOR, BUNU`DA SUREKLI DISTALADIGI VE INANMADIGI TURKIYE DEKI ISLAM KAYNAKLARINA DAYANARAK IDDA EDIYOR!!!!

BIZ BUNUN ADINA RIYAKARLIKTIR DERIZ.
SUNNI BAZENDE SIA/CAFERI KAYNAKLARINI DOGRU BULMAMAYA CALISIYORSUN!!! SONRA TURKIYEDEKI SUNNI YAPILANMANIN IDDALARI ILE GELIYORSUN!!!!
BIR INSANDA BILGI VE BILINC YOKSA, KULAKTAN DUYMA SOYLEMLERLE HAREKET EDIYORSA, SONUC KENDISI ICIN HUSRAN OLUR...


(ISLAM MISYONERINDEN ALINTI;1- Ebu bekir kızı Aişe ile Peygamber'in evliliği Alevî bektaşi kaynaklarında şöyle geçer: Hz. Muhamed , eşi Hz. Hatice halka yürüyene kadar tek eslidir. Ve sonrasında ancak 10 sene yasayabilmistir. Bu sene zarfındaki evliliklerin bir kısmı kabile reislerinin kizlari ( o donemde kizi ile evlenmemek hakaret ve savaş nedenidir ki kabileler akrabalık tesisi için aralarında böyle evlilikler yapardi) bir kismi ise, kimsesiz dulların korunması içindir. Hem sünni hem şii hem de Alevî bektaşi kaynaklarında Aişe de dahil, Hz. Hatice dışındaki hiçbir peygamber eşi EHLI beytten kabul EDILMEMISTIR. Buna Iliskin belgeler var. Isterseniz Sunabilirim.)

SAHI YAA, EBU BEKIR`IN KIZI AYSE HAKKINDA SANA GORE ALEVI BEKTASI KAYNAGI NEDIR, SANA GORE SENIN ALEVI BEKTASI KAYNAGIN ISLAMIN KURANIMIDIR?
COK MERAK ETTIM GETIR BIZDE SENIN SU KUTSAL KITABINI OKUYALIM, KIM TARAFINDAN VE NE ZAMAN YAZILMISITIR?
TURKIYE DISINDA BUTUN ISLAM ULKELERINDE VE RESMI KAYNAKLARIN TUMU AYSENIN 6 YASINDA IKEN NISANLANDIRDIGI VE 9 YASINDA EVLENDIRILDIGI BELGELIYKEN, BUNU AYSE BILE BIZZAT KENDI TARAFINDAN KALEME ALMISKEN, TURKIYEDE`KI DINCI YOBAZLARIN SENIN GIBI MISYONERLERIN KAFASINA YERLESTIRMEYE CALISTIKLARI BU SAHTEKARCA YALANLARLA GELIRKEN, SUNNI KAYNAKLARI OLMUYOR, USTUNE USTLUK SAHTEKARLIK YAPARAK ALEVI BEKTASI KAYNAKLARI DIYORSUN!!!!!!!

ARAP MUHAMMED VE ARAP ALI TARAFINDANMI YAZILDI, YOKSA MUHAMMED DENEN CINSI SAPIGIN KAYIN BABALARI OMER, EBU BEKIR VE EBU SUFYAN TARAFINDANMI YAZILDI... GORELIM SU KAYNAGINI COK MERAK ETTIM. BU KAYNAGINI GORELIM DIGER MESNETSIZ VE BLA BLA BLA LAF KALABALIKLARINA DA CEVAP VERELIM.

AYRICA EHLI-BEYT`IN ACIKLAMASI NEDIR, NE ANLAMA GELIYOR ACIKLARMISINIZ. ARAPCA DAN TURKCE DIL KURUMUNA CEVIRISINE BAKIN, FARKLI BIR TURKCENIZ VARSA BIZDE SIZDEN OGRENMIS OLURUZ...

BUYRUN RIYAKAR ISLAM MISYONERI. ALEVI BEKTASI KAYNAKLARINIZI GORELIM?
BU IKI SORUYA KAYNAK GOSTERIRSENIZ, DIGERLERINI DE UNUTMUS VEYA GORMEMIS OLABILIRSINIZ, ISINIZE GELDIGI ZAMAN GORMEMEZLIKTEN GELIYORSUNUZ YAA, TEKRAR SORMAKTA SORUN YOK, ONLARIN KAYNAGINIDA SORARIM.


Konu Raya Haq tarafından (07.03.2019 Saat 16:11 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 03:41   #24
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ALEV-İ CEM ERKÂNI; tarihsel toplumsal felsefi kaynak, köken ve işlevi.

CEM ERKÂNI Alev-i inanç öğretisinin en temel erkânıdır. Cemin kelime anlamı; toplanmak, birleşmek, birlik bütünlük, vahdeti mevcut “varlığı birliği” devri daim ilkbaharın havaya suya toprağa düşen “cemre” “cem-şid”[1] “şem-i” yaşam demi, ısısı ateşi, ışığı alevi, varlığı doğal yaşamı bilme, anlama, görme, birlikte muhabbet ederek toplumsal aydınlanma, anlamındadır. Cem körü körüne bir tapınma ibadet değil, toplumsal aydınlanma, muhabbettir.

ERKÂN Alevi inanç öğretisinin tümü veya belirli bir bölümünde yapılan söylem ve eylemlerin tümü demektir. Alevi Erkânı; Alevi kültürünün tümü diyebiliriz. “Alev-î-liğin kalbi Cem’de atar. Alev-î-liğin sırrı Cem’de yatar” denilir. Alev-î-liği bütün yönleri ile anlamak Cem’i anlamaktan geçer. Cemde yapılan her hareketin, her söylem ve eylemin felsefi, kültürel, toplumsal, sembolik anlamları vardır.

Aleviler Cem erkânının yaptıkları yerlere; Kırklar Meydanı, Meydan Evi, Erenler Meydanı, Er- Bacı Meydanı, Hak Divanı, Kardeşlik Meydanı, Huzur Meydanı, Eşitlik Meydanı, Hak Huzuru, Hace Bektaş-ı Veli Meydanı, Erkân Meydanı, Erler Meydanı vs. demişler. Alevilerin nazarında cemevleri birer edep, erkân meydanıdır. Sorgu-sual, karar yeri olarak dar meydanıdır. Semah yeri olarak evrenle bütünleşme meydanıdır, musahipliğin, yani dünyada halkların insanların kardeşliğinin, kabul ve onay yeri olarak birlik meydanıdır. Cem yüklendiği bu manevi anlamların yanı sıra birçok sosyal işlevi de içermektedir. Bu yüzden cem evlerinin sosyal, ekonomik ve kültürel dayanaklarının tarihi dayanaklarından daha az tartışmalı olduğunu görülmektedir.

Herhangi bir inanç öğreti veya ideoloji olursa olsun, söylem ve eylemleri ile toplumun geçmişine, özelikle bugün ve yarınlarına, insanca birlikte eşit mutlu yaşamına, ışık tutup yol gösteriyorsa, onu toplum görür bilerek sever inanır sahiplenir, gerekirse onun için her türlü bedeli öder. Yoksa o inanç öğreti yok olmaya mahkûmdur. Alevi öğretisi bilerek inanma ve sevme ve gönül rızalığı üzerine kurulu bir yoldur.
Aleviliğin ve Cem erkânının tarihi ve kaynakları üzerine 5 belirleme.

Öncelikle şunu belirtelim, Aleviliğin ve Cem erkânının tarihi ve kaynakları, çok kapsamlı, karmaşık bir konudur. Sözlü yazlı, yerli, yabancı, tüm orijinal kaynak, belgeler, bilgiler, arkeolojik bulgular, araştırmalar, tez, anti tezler vs. toplanıp sorgulayıcı bir yaklaşım, ORTAK akademik bir çalışma ile değerlendirip ortaya konulmalıdır. Bu verilere ve Aleviliğin en temel “Bilimden gidilmeyen yolun sorunu karanlıktır”, “Kendine reva görmediğini başkasına görme”, ilkesine uygun olarak, güncel bilime dayanarak, bilim dışı yanlar ve asimilasyon unsurları cesaretli bir şekilde temizlenip, yeni çağdaş bilimsel evrensel bir “Alevi Manifestosu – YOL Erkan-namesi” hazırlanıp yayınlanmalıdır. Böylesi kapsamlı bilimsel bir çalışmayı Alevi yazar araştırmacı, akademisyenlerin ortak yapacakları çalışmaya bırakıyoruz. Teşvikte edeceğiz.

Biz burada; Alevi felsefe inanç öğretisinin özünde ve pratik uygulamasında; Semavi İslami bir DİN veya ırkçı milliyetçi bir DİLE milliyete bağlı olmadığı halde, özellikle Şii İslami ve Türk milliyetçi söylemlere bağlaması, 700 yıl önce feodal köy koşullarına göre yapılanmış Aleviliğin günümüz şehir koşullarında, Alevi öğretisi ve toplumunda ÇOK çelişkiler yarattığı, Alevi Yol CEM erkânında ACİL köklü bir reform gerektiği önerimize temel oluşturması açısından; Var olan bilgiler ışığında, Aleviliğin ve Cem erkânının tarihi ve kaynaklarını GENEL olarak bir değerlendirmesini yapacağız.

Öncelikle Aleviliğin ve Cemin tarih ve kaynaklar konusunda birkaç genel belirleme yapalım;

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 03:42   #25
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevilik semavi bir dine bağlı değil.

Aleviliğin semavi dinler gibi, belirli peygamber öncülüğünde belirli bir tarihte, bölge ve toplum içinde ortaya çıkıp hâkimiyet sürmediğini, metafizik ilahi tanrılı, kitaplı, peygamberli bir din olmadığını, Yahudi, Hıristiyan, Sünni-Şii İslam’ın bu dinlerin cennet cehennem, hayır şer kader her şeyi, dünya Âlemi Âdemi 6 günde yaratan Allahtan vs. tanrı anlayışlarını, onların oruç, namaz, haç, zekât, farz sünnet, somut ibadet ve şartlarını kabul etmediğini, pratikte uymadığını, uygulamadığını görüyoruz. Bu yol erkâna son sekil veren Pirlerden biri HBV ne diyor?

Keramet baştadır taçta değildir.
Hararet nardadır sacda değildir.
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de hacda değildir

(HBV)

Hünkâr Hace Bektaş Veli ve birçok Alevi âşık ve erenlerinin, Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlık, Okunacak en büyük kitap insandır, Benim kâbem insandır. Her ne ararsan kendinde insan da ara, Kudüs’te Mekke’de hacda değildir vs. ve Kırklar cemi anlatımında olduğu gibi; Ben Peygamberim, malım mülküm, şanım şöhretim yüksek makamın vs. var dileyenlerin ceme almadığını, bunun bugün yapılan cemlerde bile dile getirildiğini görüyoruz. Aleviliğin semavi bir din değil, daha çok doğa ve felsefi inançlar öğretiler kategorisi içerisine girmektedir. Dolayısı ile Alevilik şu tarihte, şu bölgede ortaya çıkmış, kurucusu şu Peygamber, tarihsel belge kaynakları kitabı bu demek semavi bir dine bağlamak mümkün değildir.

Var-Oluşçuluk ve Evrim.

Geriye öze dönüş kültü ile anlatılan, Alevi devriye deyiş ve anlatımlarına baktığımızda, Aleviliğin varoluş felsefesine, evrime; “Hiçbir şey yoktan var olmaz ve var olan ebediyen yok edilemez”, her şey birbirini etkileyerek, evrim geçirerek, değişerek yeniden var olmak için devri daim eder. Doğanın değişim yasalarına dayalı, diyalektik materyalist felsefeye ile uyum içinde olduğunu görüyoruz.

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik.

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Sekil verip tıpkı insan eyledik

(Harabi)

Yukarıda iki kıtası aktarılan Harabi’nin ve birçok başka Alevi devriye deyişinde özetlendiği gibi, Alevilik tarihi kökenini “Daha Allah ile Cihan yok iken” Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken, diye, evrende VAR olan Varlığı “maddeyi” ışık enerji “HAK” hakikat olarak tanımlıyor ve sonuçta tarihi kökenini maddesel VARLIK, madde ile başlatıyor ve devriye inancıyla da, Alevilik devri daim evrim, doğanın değişim yasalarına diyalektik materyalist felsefeye, dayandırmaktadır.

(Bazen bu HAK varlık karamı sembolik olarak “Dünya kurulmadan var idi Ali” şeklinde dile getirilmiştir, bu konu ayrı bir başlık içinde ele alınmıştır). Tanrı insanları değil, biz tanrıyı sonradan yarattık, “Şekil verip tıpkı insan eyledik”, diyor. Düşünce diller dinler fikirler öğreti ideolojiler maddesel varlığın evrimselleşmesi ile ortaya çıkmıştır. Yani madde olmadan din düşünce akıl vs. olma yaşayamaz. Bu anlamda Alevilik tarihini evren ve insanlığın var oluşuyla başlatıyor. Her ne kadar Semavi dinler İslam, TEK doğru bizin tanrı dinimiz diye dondurmaya, tek bir dine veya tek bir dile milliyete bağlamaya çalışsa da, doğanın diyalektiği işliyor, evrim devri daim devam ediyor.

İnançlar da kadim tarihten bu yana, Animizm, Totemizm, Şamanizm, Paganizm, Budizm, Zerdüştlük vs. çeşitli insanın yaşadığı evreni doğayı, sosyal çevreyi ve kendini anlama, anlayamadıklarına anlam bulma çabası olarak evrim geçirerek gelişmiştir. Doğal olarak Alevi inanç öğretisi de evrimleşerek gelişmiştir. Köleci toplumla birlikte ortaya çıkan, organize tek tanrılı (Yahudi Hıristiyan İslam) dinler bunu bir bilinmez, ilahi TEK bir tanrıya “Allaha” baş bağlayıp, türbanla güneşi bilimi kadını, karartıp, TEK dini inancı görüşü düşünceyi, bir sömürü aracı olarak topluma dayatıp, dondurup putlaştırmaya çalışmış halen çalışmaktadır. Fakat “Kendine reva görmediğini başkasına görme” “Zalimin zulmüne boyun eğme” ve “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen, dünyada CAN, insanca eşit mutlu yaşamak için ALEV-İ-lik, bilimin ateşi ışığı alevini parlatıp, karanlığı aydınlatmış ve bu “DİN buzunu” eritmiştir ve kaynatıp buharlaştıracaktır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 03:42   #26
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Muhalefet inancı.

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ı, köleciliğin ve ilk tek tanrılı din anlayışının Sümerlerde ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını belirtmektedir. Eski anaerkil, çok tanrılı doğal inançları hak adalet arayış ve anlayışlarını; Köleci toplumla birlikte ataerkil krallar, rahipler, zengin mal mülk köle sahibi tüccarlar vs. kendi ekonomik çıkarlarına uygun olarak tekleştirmiştir. Önceleri kendilerini hem kral, hem tanrı veya onun elçisi göstermişler, sonraları bilinmez ilahi TEK bir tanrıya bağlamışlardır. Sümerlerden bu yana, köleler yoksul emekçi halk, Hak adalet arayışında olmuş ve bu hâkim din-iktidarına karşı sürekli muhalefet etmiş ve kendi inanç ve öğretilerini geliştirmiştir. Alevi öğretisinin bu sömürücü hâkim din ve iktidarlara, kaşı Ortadoğu’da oluşan bir muhalefet inancı olarak ortaya çıktığını ve bölgedeki tüm muhalif inançların hareketlerin halkların bir anlamda direk olmasa da dolaylı olarak Alevi öğretisinin tarihi temellerini kaynaklarını oluşturuyor diyebiliriz. Ayrıca dini inanç öğreti veya herhangi bir yeni politik ideoloji, ilk ortaya çıktığında, emekçi ezilen halkların öncülüğünde veya desteği ile ortaya çıktığını, genelde yeni devrimci bir özellik gösterdiğini fakat kısa sürede GÜÇLÜ hâkim sınıflarca kontrol altına alınıp, tekrar sömürü baskı unsuru haline geldiğini görüyoruz. Din ve inançların tarihi bir anlamda “üstü örtülü” ezen ezilen SINIF mücadelesinin tarihidir. Dinler genel manada egemenlerin menfaat ilişikleriyle uyumlu halde oldukları için, devletler ve onların sermaye sınıfları her daim bu çelişkiden kesinlikle yararlanmışlardır. Hem de bu yolla emekçi sınıfın gelişimini engellemişlerdir. Aynı zamanda, işte bu noktada Alevi Kızılbaş felsefe diğer Ortodoks dinlerden kesinlikle ayrılır. Ve yaşamı, paylaşım ve adalet anlayışı temelinde ele alır.

Aleviliğin Rıza Şehri, “Yârin yanağından garı her şeyi, bir üzün tanesini 40’lar ile paylaşmak”, “Kendine reva görmediğini başkasına görmemek” hak adalet rızalık razılık, haksızlığa sömürüye zalimin zulmüme karşı gelme, boyun eğmeme vs. Alevi öğretisinde deyişlerinde ve cemlerinde yoğunlukla işlenen, yolun temel özünü oluşturan bir konudur. Ayrıca hâkim sömürücü güçlere karşı Alevi isyanları, Alevilere yönelik yapılan katliamlar, Aleviliğin bu muhalif inanç öğreti olma özeliğinin göstergesidir.

Alevi coğrafyası, İslam öncesi kaynakları ve tek bir millete bağlı olmayışı.

Dün ve bugün Alevilerin hangi bölgelerde yoğunlukla yaşadığına baktığımızda, Alevilerin yoğunlukla Anadolu ve komşu ülkelerde yaşadığını görüyoruz. Yukarı Mezopotamya / Anadolu bölgesi geniş anlamda, medeniyetin beşiği olmuştur. Hayatta kalabilen 4 insan DNA’sı, Afrika’dan çıkıp dünyaya yayılmaya başladıktan sonra, bundan yaklaşık 12 bin yıl önce, (Göbeklitepe, Çatahöyük, Hallan Cemi, Zawi Chemi, Ali Kosh, Jericho) “verimli hilal ay” bölgesi insanların yerleşik yaşama geçtikleri, tarım ve hayvancılığa başladıkları ilk dillerin, ilk inançların ortaya çıktığı ve büyük medeniyetlere kültürlere ev sahipliği yapmış, bir bölgedir. Yukarı Mezopotamya Göbeklitepe, Çatahöyük, Çay Önü, Nevalı Çori, Hallan Cemi ve Anadolu’daki yüzlerce “höyük” arkeolojik kazılarda duvar kabartmalarında; Alevilikte cemlerde dün ve bugün var olan:

İlk 12 aylık takvim 12 burç, 12 hizmet post, 12 kültü,
İlk bira ve şarap üretim ve kullanımı,
İlk kadın erkekli muhabbet toplantıları,
İlk telli saz, müzik şiir deyişleri,
İlk kadınlı erkekli dans, semahı,
İlk oruç aşure lokma paylaşımı
İlk sanat kültür eserlerini,
İlk anaerkil toplum ve ilk imece usulü komünal yaşamı,
İlk ay yıldız güneş ocağı ateşi ışığı alevi, bilimi,
İlk 4 ana elementi hava ateş su toprağı
İlk turna, kartal, aslan geyik boğa koç vs. börtü böcek doğayı canı insanı kutsamayı
İlk tarımsal üretim hayvancılık, üretim araçları ve bilimlerinde bu bölgede ortaya çıktığını, görüyoruz.

Cem benzeri; kadın erkek sazlı sözlü semahlı lokmalı demli, delilli muhabbetlerin, Anadolu ve çevresinde ilk yerleşik halklar ve sonrasında Huri, Luvi, Mitani, Hititlerden, bugüne varlığını sürdürdüğünü görüyoruz.

Aynı zamanda, Mısırdan Mezopotamya, Anadolu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Horasandan, Orta Asya’ya, Hint’ten, Yemene, bu bölgede; Mısır Sümer Hittiler, Roma-Bizans, İran pers Ahameniş, Selevkos (İskender) Sasani, Emevi – Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Safavi, Moğol Timur, büyük imparatorluklar olduğu gibi, Sümerlerden bu yana, büyük din ve EKONOMİK sınıfsal çıkar savaşları ve çok büyük halk göçleri de olmuştur. Bu bölgede hâkim din ve sömürücü iktidarlara karşı muhalefet eden tüm kesimler halklar, Halımızı Hal eyledik yolumuzu yol eyledik Her çiçekten bal eyledik misali, Alevi öğretisini beslemişlerdir.

İslam dini Arabistan’da ortaya çıkıp kuzeye doğru yayılmaya başladığında bölgede yaşayan, Yahudi, Hıristiyan, Ezidi Süryani, Ermeni, Rum, Kürt, Fars, Hint, Azeri, Türkmen halkların uzun süre İslam’a karşı direndiğini, bazılarının İslam’ı kabullense de, bazıların kabullenmediğini karşı direndiklerini ve bazılarının kendilerini isteyerek, istemeyerek çeşitli İslami isimler altında gizlemek zorunda kaldıklarını biliyoruz.

Burada özelikle İran Sasani devleti güneyden gelen yağmacı İslam ordularına yenilmesi, O zaman İran’da var olan eski Fars, Kürt, (dili ve) Zerdüşt inancının reform edilmiş devamı nitelindeki Mazdek, Manizim, Babek Huremi hareketi ve daha sonra, Hasan Sabah ve İsmail’i, Kalenderi, Hurufi, Vefai, Gnostik, birçok düşüncelerin, Horasan ve Anadolu Rum erenlerinin, bugün bilinen Alevilik öğretisinin şekillenmesi ve kurumlaşmasına direk katkısı olmuştur.

Arap toplumu içinde de İslam dini ve uygulamalarına karşı çıkan, “Harici”, “Karmati” İslam tasarrufçusu kişi ve kesimler arasında da, dolaylı olarak Alevi öğretisine katkı sunan kesimler oluştur. Sadece İslam değil, Yahudi, Hıristiyan vs. toplumlarda da hâkim dini anlayışa karşı gelen, Gnostisizm, Paulicians, Bogomiller, Katharizm ve Budist inanç öğreti hareketlerinde Alevi öğretisine katkıları etkileri benzer ortak yanları olduğunu biliyoruz.

Aleviliğin somut tarihi kökleri, kaynakları da bu bölgede ve ortamda oluşmuştur. Bu anlamda Cana, insana emeğe insanca mutlu yaşamaya değer veren, 72 millete aynı nazarla bak, “72 dil bizdedir” diyen Aleviliğin, tarihi ve kaynaklarını, herhangi tek bir Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Arap tek bir dine veya milliyete ırka bağlamakta doğru değildir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 16:12   #27
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Aleviliğin yazılı kaynakları.

Genel olarak Alevilik, sözlü geleneğe dayansa da, “ateş olmayan yerden duman tütmez” misali, sözlü geleneklerde somut nesnel bir varlığa, doğal veya toplumsal olaylara, sonuçta geçmişten günümüze iz bırakan somut kaynak ve belgeye dayanır.

Genel olarak, Seyit Nesimi, Yunus Emre, Şah Hatai, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal vs. Alevi ozanlarının nefesleri deyişleri bunların yazlı olduğu cönkler divan kitapları. Hace Bektaş Veli, Baba İlyas, Baba İshak, Baba Tahir Üryan, Dede Garkın, Abu’l Wafa al-Kurdi, Seyh Bedreddin, Börklüce Mustafa, Omar Hayyam, Eba Müslüm, Hallac-ı Mansur, Abdal Musa, Kadıncık Ana, Kalender Çelebi vs. çeşitli (özelikle de ırkçı bir yaklaşımla Türk kökenli) Alevi erenleri pirlerinin; Buyruk, Menakıbe (hayat hikâyeleri) Makalat (bahis makale) Velayetname, Faziletname, risale, Rubáiyát, İcazetname, Şecereler kaynak gösterilir. Ayrıca fetva fermanlar, mahkeme kararları, mektuplar, tapu, cenknameler, maktel-i vaka çeşitli tarihi olayları çeşitli Alevi isyan, ayaklanma, katliamlarını anlatan belgeler, Aleviliğin yazılı kaynakları olarak gösterilir. Bu belgeler bazen, mistik üstü örtülü bir dil ve İslami söylemler içerse de, genelde Alevilik öğretisi hakkında temel bilgileri bulmak mümkündür.

Bunların dışında direk Alev öğretisini hiç ilgisi olmayan Şii İslami; hz. Ali, 12 İmam, İmam Cafer, Ehlibeyt, İmam Hüseyin Kerbela ile ilgili belgelerinde, Alevi yazılı kaynağı olarak gösterildiğini görüyoruz. Bu Şii İslami unsurların daha çok 1500 yıllarda Aleviliğin içine eylem değil, söylem olarak girdiği görülmekte. Çünkü dünde bugünde Aleviler ne Sünni, nede Şii İslam’ın pratiklerine ibadetlerine uymamış, uygulamamıştır.

Alevi yazlı kaynaklarının birçoğunun hâkim din ve iktidarlar tarafından yok edildiği, var olan kaynaklarında Alevileri Sünni Şii İslamlaştırma ve Türkleştirme adına çarpıtıldığını belirtmek gerekir. Yunus Emre, Şah Hatai, Pir Sultan Abdal, vs. ozanların adına sonradan, onlara ait olmayan deyişler yazıldığı, Alevi pir ve erenleri hakkında yazılanlarında onların yaşamından çok sonra ve bazen de çarpıtılarak İslamlaştırılarak yazıldığı görülmekte.

Anacak Aleviliğin öz değerlerini, ölçü olarak alıp, dün ve bugün Alevilerin yaşadığı bölgelerde Alevi öğretisine katkı sunan, kişi ve oyalar, bilgi belgeler sorgulayıcı bir yaklaşımla incelenerek sağlıklı bir kanıya varılabilir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 16:14   #28
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Aleviliğin ve cemin tarihsel kaynakları hakkında ileri sürülen 6 tez.

Aleviliğin ve Cem erkânının tarihsel ve inançsal kaynakları hakkında genel olarak şu 6 tez ve rivayetler ileri sürülmektedir.

Muhammed’in Miraç’tan döndükten sonra İçinde Hz. Ali’nin de olduğu “Kırklar Meclisi” olarak isimlendirilen topluluğu ziyaret etmesi.
Diğer bir rivayet ise ilk cem erkânlarını İmam Cafer-i Sadık’ın yaptığı, “Buyruğunda” geçtiği, Şeyh Safi Safavi (Şah İsmail) devam ettirdiği yönündedir.
Eski Şaman, Türklerin kadınlı-erkekli çalgılı içkili eğlencelerin İslam’ı perdesi altında devamı.
Farsça “Bezm-i Cem” eski İran’da ilk içkili muhabbetli meclislerin, devamı.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin sohbetlerinde, bütün muhipler bir araya toplanıp, birlikte şiirler söyleyip, semah dönmesi.
Antik Anadolu Mezopotamya kültürleri, Zerdüşt Mazdek, Mani, Huremi inançları ve “Dionyos” üzüm toplama ayinlerin devamı “sentezi” tezi.

Muhammet ALİ 40’lar Cemi tezi;

İleride “40’lar sayısı ve meclisi Cemi, Miraç sorgulaması, Ali Kültü ” bölümünde açıklanacağı gibi. Hz. Muhammedin “Burak AT” ile uçarak gökyüzüne ‘Miraç’a’ çıkması Allah’la görüşmesi vs. Alevilik açısından akıl mantık bilim dışıdır. Muhammed ve İmam Ali’nin “Kırklar Meclisine” nerede ne zaman katıldığına, cem yürüttüğüne dair hiçbir İslami belge kanıt yoktur. Ve İslamcı asimilasyoncu imam dedelerin ileri sürdükleri, 40’lar meclisinin Mekke’de veya Medine’de yapıldığına dair görüşlerde kendi içinde çelişkili kaynaksız ve tutarsızdır. “40’lar meclisi ceminin” fiziki olarak belirli bir mekânda belirli bir tarihte, belirli kişilerle somut yapıldığına dair hiçbir belge yoktur, en azından biz rastlamadık. 40’lar sayısı birçok kültürde, ortalama birçokluk ‘çoğul’ belirtme ve tamamlama sayısıdır. (Yazının devamında 40’lar sayısına ayrıca bakınız.) Konuyla ilişkilendirilebilecek tek somut belge, “40 müridi ile Hace Bektaş Veli, uzakta Kırşehir Nevşehir” isimli, görünümlü bir minyatür resimdir. “40’lar meclis anlatımı” ilk defa 1400 yıllarının sonunda Safavi devletinin kuruluş sürecinde, “Ehl-i İhtisas” kurulunca yazılıp Anadolu’da dağıtılan “Buyruk“ kitabında geçmektedir öncesi yoktur. “40 Meclisi cemi” somut yaşanmış bir olay değil, mitolojik bir dil ve kurgu ile yazılmış bir anlatımdır. Bu Buyruk’ta geçen “40’lar meclisi cemi” ile ilgili akla, mantığa, tarih, bilime en yakın olasılık ve yorum bizce; Anadolu Alevi Kızılbaşların büyüklü küçüklü kadınlı erkekli herkesin eşit CAN HAK sayıldığı, peygamberlik dahi hiçbir rütbe makamın kabul edilmediği, lokmalı demli semahlı vs. abı hayatı paylaşıma dayalı, birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için, birlik cemi yaptıkları geçeği. Bunun HBV‘nin minyatür resimde gösterildiği gibi 40 müritleri ile muhabbet meclisi/cemi ve 40 sayısına bağlanarak; Buyruk kitabı hazırlanırken, Aleviliğin bu CEM ile ilgili temel değerleri alınıp; Safavi’lerin Şii-İslam-Dini, Muhammed ve ilahlaştırılan imam Ali “Miraç masalı” üzerinden, Anadolu Kızılbaşların kabul görebileceği bir şekilde, Alevi cem erkânının içine sokulmuştur. Artık çıkarabilene aşk olsun.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 16:15   #29
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İmam Cafer Buyruk (Safavi) tezi:

İmam Cafer-i Sadık’ın veya diğer 12 imamların hiçbirinin cem yürüttüğüne veya bir ceme katıldığına dair hiçbir kanıt, kaynak yoktur. Tam tersine İslam şeriatına uymuşlardır. İmam Cafer Sadık, Hanefi mezhebinin kurucusu, İmam Ebu Hanife’nin hocasıdır. Şafii, Hanbeli, Maliki, mezhebinin kurucuları da onlardan etkilenmiştir. İmam Cafer Sadık’ın birçok yazılı eseri vardır. Fakat Cemi anlatan “Buyruk” isimli ve içerikli bir kitabı yoktur. Arap milliyetçiliğini vs. hazmedemeyen İran/Farslar, sonradan İmam Cafer adına bugünkü Şii/Caferi mezhebi kurulmuşlardır. İmam Cafer kendisi, Cafer’i veya Şii mezhebi kurmamıştır. İmam Cafer Buyruğu diye Alevi toplumuna pazarlanan kitapların birçoğu uydurma düzmecedir. Ve sonuçta, İsmail Kaygusuz, Hüseyin Şimşek, İsmail Beşikçi, Pir Ali Baba ve bir dizi Alevi araştırmacısın belirttiği üzere, İmam Cafer’e atıfta bulunarak yazılan buyrukların kökeni “Savfatu’s Saf┠(1357/58) Türkçe çevirisi “Makalat-ı Şeyh Safi” (1359) daha çok Safaviliğin tarihini anlatan kitaptan alıntılardır. Bu nedenle de Şeyh Safi buyruğunda denilmektedir.

Erdebil Tekkesi kurucusu ve Şah İsmail’in ecdadı, Şeyh Safi Kürt, Şafi (İslam) kökenlidir ve Kürd Şeyh Zahid Glani’nin öğrencisidir. Ve Şeyh Safî’nin torunu Ali Hoca (1392-1429), dedesi Şeyh Safî’nin bir Şafiî merkezi olarak kurduğu Erdebil Tekkesini, Şiî bir merkeze dönüştürmeye başlamıştır (Hüseyin Şimşek) . Ayrıca Şeyh Safî’nin şeceresini Azeri Türkmen, baba soyundan, 12 İmamlardan Musa-i Kazım’a Arap, Ali, Muhammed’e çıkaranlar vardır. Fakat babadan hem Türk, hem Arap olmak kendi içinde çelişkili bir durumdur. Kaldı ki Alevilik açısından SOY’un kanın önemi yoktur, HBV soyumdan, dölümden gelen değil yolumdan giden bu yolun yolcusudur demiştir.

1402 Ankara savaşında Osmanlıyı yenilgiye uğratan Moğol imparatoru Timur, dönüşte Erdebil Tekkesine de uğrar. Timur ile tekkenin şeyhi Hoca Ali arasında Osmanlı karşıtlığı vs. üzerine derin ve güçlü bir bağ oluşur. Öyle ki Timur, kendi egemenlik alanı içinde kalan Erdebil kentini, köylerini ve arazisini, vakıf olarak Safavi ailesine bağışlar. Bununla da kalmaz, Hoca Ali’nin talebi üzerine, Timur, Alevilerin yoğunlukla yaşadığı iç Anadolu’dan toplayıp, yanında esir olarak götürmekte olduğu 30 bin kadar Türkmen Kızılbaşı, tekkenin hizmetine ve denetimine girmek üzere serbest bırakır. Yani, bir anlamda Erdebil Tekkesi, mal-mülk sahibi olma, ilk önemli sıçrayışını ve ilk geniş kitlesel gücünü, Osmanlı karşıtları üzerinden gerçekleştirir. 30 bin kadar Türkmen’in bazıları Şii görüşlerle donatılıp Anadolu’ya gönderilmiş, Erdebil Tekkesinin halifeleri, müritleri gibi çalışmalar yürütmüştür. Bu gelişmelerle Bektaş Veli’den Kadıncık Ana üzerinden devraldığı yolu ve erkânı kurumlaştırarak bütün Anadolu’ya yayan Abdal Musa’nın da “Serçeşme” olarak kabul ettiği Sulucakarahöyük Bektaşi Veli Dergâhı, ikinci planda kalmıştır.

Erdebil tekkesi başında olan Şeyh Cüneyd, 1448-56 yıllarını, bizzat Anadolu’da Kızılbaşların içinde geçirip onları örgütlemiş, ardından Erdebil tekkesine geri dönmüş ve 1501’de Şeyh Cüneyd’in torunu (Şeyh Haydar’ın oğlu) “Şeyh İsmail’i” 14 yaşında, Safavi devleti kurup, ŞAH’lığa yükseltilmiştir. ŞAH İSMAİL (Hatai’nin) 14 yaşında bir çocuk olarak; Ne kadar Alevi kızılbaş olduğu veya buradan etkilendiği. Ve ne kadar Şii Müslüman olduğu ve deyişlerinin ne kadarının kendine ait olduğu, ne kadarının onun adına veya sonradan yazıldığı vs. ayrı bir araştırma tartışma konusudur. Muhtemelen Anadolu, Alevi Bektaşi Ahi, Rum erenlerini Osmanlıya karşı, Safavi devleti yanına çekmek için Alevi öğretisi içine Şii İslami (12 İmam Ali Ehlibeyt Kerbela) unsurları katarak Şeyh İsmail adına propaganda yapılmıştır. Kaldı ki Şah İsmail ağırlığını Alevilerin oluşturduğu Elbistan merkezli Dulkadiroğluları (Alevi) beyliği (devleti) üzerine (1507’de) ani bir saldırı yapıp dağıtmış, bir bölümü Osmanlıya sığınmıştır. Ayrıca Şah İsmail döneminde Şiilik resmi Din/mezhep olarak ilan edilmiştir.

1414-1420 Bedreddin, Börüklüce Torlak isyanından sonra, Sünni Osmanlı baskısı altında ezilen Anadolu Kızılbaşlarının, kuruluşunda büyük emekleri olan, Safavi devletine çok büyük umutlar bağlamış, onu kurtuluşlarının yapılanması olarak görmüşlerdir. Anadolu Kızılbaşlarının Safavi devletin kuruluşunda ve gelişiminde hem vurucu, hem temel bir kitle/güç oldukları bir gerçektir. Ancak, ne Erdebil tekkenin idaresinde, ne de Safavi devlet yapılanması ve yönetiminde, inisiyatif hiçbir zaman Anadolu Kızılbaş Alevilerin eline geçmemiştir. Hatta Anadolu’dan gelmiş Kızılbaşların sık sık “Hem lazım, hem de baş belası bir topluluk” olarak görülmesi söz konusudur ki bu anlayış, Şahkulu Ayaklanması ve ayaklanma liderlerine karşı takınılan tavırla, adeta “tavan” yapmıştır.

Anadolu’da Küçük “Buyruk” olarak bilinen geleneksel Alevi Cem ve erkânlarını az çok anlatan “Buyruğu”; Ne İmam Caferi Sadık, nede Şeyh Şafi yazmamıştır. Öz itibarı ile Hace Bektaş Veli’ni “Makalat” isimli kitabını içeren BUYRUK; 1501′ de Safavi devletinin kuruluşu öncesi ve sürecinde; Anadolu Kızılbaş Pirleri tarafında hazırlanmış ve Safavi 7 kişilik “Ehl-i İhtisas” sonradan (İmam Cafer Heyeti) denilen kurulunun denetiminden geçirilip (Şii İslami unsurlar eklenip) çoğaltılıp Anadolu’da dağıtılmıştır. Bu “Buyruk” Alevi yol CEM erkânını genel olarak içermekle birlikte, Anadolu Alevilerine Erdebil Tekkesinin kurucusu Şeyh Safi’yi, İmam Caferi, Safavi devletini ve Şiiliği sevdirme, Alevileri Şiileştirme amaçlı kullanılmıştır. Ve çeşitli düzmece BUYRUK’lar ile bu sürdürülmüş ve halen İran ve TC devlet Diyaneti tarafından sürdürülmektedir. Aleviler genel olarak, hiç sorgulamadan bu “Buruklara” inanmaktadır.

Safavi soylu Dede Kul Himmet ve Pir Sultan “adına” yayınlanmış birkaç deyişte bu konulara değiniliyor ve “Ehl-i İhtisas” kurulu İmam “Cafer heyeti”, “mühürü” olarak sunuyor. Erdebil’den Anadolu’ya Şiiliği yaymak için gelindiği belirtiliyor.

Erdebil’den gelince Rum’a
Sözümüz bizim didardan gelir
Şeyh Safi Buyruğu’n eyledim kabul
Sözü onun daim Cafer’den gelir

MAKALAT’ın ahiri cemalatın zuhuru
Şeyh Safi’ye değiptir İmam Cafer mühürü

Pir Sultan
İmam Zeynel içti abu hayatı
Muhammed Bakır’a ver saadeti
Dört kitapla İmam Cafer heyeti
Yetmiş üçte mümin kula der bülbül
(=73, hicri 973’ün kısaltması, İ.K.)

“Kızılbaş Safavi Devletinin kuruluşundan, İranlı feodal aristokratların şahların çevresinde kümeleşip, Ortodoks Şiiliği devlet dini yaparak, batıni Sufiliği yönetimden uzaklaştırıncaya kadar Kızılbaşlar, İsmaililerle birlikte hareket ettikleri gibi, Şah Abbas I’in ölümünden (1628) sonra başlayan Kızılbaş ve sufi kıyımlarında da yaşamları biribirine karışmıştır. Aynı ilişkinin Anadolu’da da sürmüş olması, olasılıkların ve kuşkuların ötesindedir.” (İsmail Kaygusuz)

Safavi devletinin kuruluşunda önemli rol alan Kızılbaş grupların (Alevilerin) kısa sürede tasfiye edilip katliamdan geçirildiğini, sonuçta bugünkü İran Şii İslam molla cumhuriyetine gelindiğini görüyoruz. Aynı durum Osmanlı devletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş süreci içinde geçerlidir, Aleviler her iki devletin kuruluş sürecinde dolaylı veya direk katkı sunmalarına karşın, kısa sürede devre dışı bırakılıp, katliamdan geçirilmişlerdir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.03.2019, 17:09   #30
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,

1400 yildan beri yer yuzunun an asagilik dini olan islam denen suc makinasinin Alevi Yasam Felsefesi uzerinde surdurdugu ve surdurmek istedigi igrenc asimile politikalarini geri puskurmenin yolu, onurlu ve kararli mucadeleden gecer.

Tarihler boyunca yol onderlerimiz bu ugurda nice bedeller vermistir, kimisi yasamak icin teslimiyetciligi, kimisi isbirlikci, kimisi ise riyakarliklar ve ihantelere imza atarak, yer yuzunun en vahsi dinin birer piyonu olmus zaman zaman misyonerligi ustlenmis, Alevi Yasam Felsefesine zarar vermek icin butun imkanlarini kullanmistir, kullanmaya devam etmektedir.

Sahip olduklari meslek Yalan ve Hiledir,
Bunlarin Yalan ve Hile nin disinda kiliktan kiliga girmeleri ICIMIZDE KANIYAN YARADIR,
Elbette 1400 yillik asimile politikalardan dolayi, kismi olarak basardiklari bir cok konu olmustur, sahtekar, iki yuzlu ve riyakar dede-baba gibi islam misyonerleri var oldukca, Hizir Pasa, Aliser`i katleden Rayber, Gunumuzde Izzettin Dogan ve daha niceleri bu yola golge dusurmek icin butun imkanlarini kullanmaktadirlar.

Hosgorulu olmak ve anlayisla karsilamak dogru yaklasim olsada, bu gibilerine yerinde ve zamaninda gereken cevaplarin verilmesi, onurlu durusun en guzel aciklamasidir.

Gunumuzun yalanci, sahtekar, iki yuzlu T.C. icinde parmakla gosterilecek biri olan R.T.E bile Bu riyakarlarin ve sahtekarlarin savunduklarina karsi, "Eger Alevilik Buysa, Bende Aleviyim" demesi bunun en guzel aciklamasidir.

Bunlar yeri geldiginde maskelerini degistirir, "MUM SONDUMU YAPIYORSUNUZ" diyerek Televiziyonlarda alay ederek istediklerini istedikleri zamanda soyliyor, istedikleri karalama, iftira, yalan ve yiginla saldirilara bas vururken.
Biz bunlarin yaptiklarini tek tek acikliyarak, ne ve hangi anlama geldigini acikladigimiz veya aciklamaya calistigimiz zaman... Haksizlik, veya Saygisizlik yapmis gosteriliyoruz!!!!

Bunlar sadece Camilerde, Meclislerinde, kendi Ibadet yerlerinde, Alevi Kizilbaslara yonelik karalama, iftira, hakaret ve yiginla saldirilarla sinirli kalmiyorlar. Bunlar ayni zamanda Basin ve Yayinda ayni ahlaksizliklari yapmaktan cekinmemektedirler.
Cunku boylesi bir yaklasimdan dolayi her hangi bir yaptirim veya tepki gormedikleri icin, istediklerini yapmaktadirlar.

Bizlerden birisi, Bunlarin yaptigi igrenclikleri, ahlaksizliklari ve insanligin kabul etmedigi onursuzluklarini acikladigimiz veya aciklamaya calistigimiz zaman, ALLAHU EKBER NARALARI ile insanlari hunarca katletmek, tutuklamak, zindanlara atmak bunlar icin bir gelenek olmustur...

Bizler bunlarin yaptiklarini belgelerel ve kaynaklarla acikliyarak dogrulari oldugu gibi acikliyor ve aciklamaya calisiyoruz..
Yapmadiklari ve yapamadiklari hic bir seyi bunlara mal ederek bunlara yonelik hic bir saldirida bulunmuyoruz, oyle olmus olsa bunlardan farkimiz da olmiyacaktir.

Icimizde kendisini Alevi Kizilbas goren ve gormeye calisan, Islamin 1400 yillik asimile politikalarindan nasibini almis olanlar olabilir, bazi konularda etkilenmis olabilir, Onemli olan Arastirmak ve kendimizi surekli yenilemektir, Dogrudan, Guzelden, Haklidan, Sevgiden, Saygidan ve Vicdani mahkememize bas vurarak dogru ve guzel olani yapmamiz gerektigine inaniyorum...

Guzel bir soz var,
EZENIN KOPEGI OLMA,
EZILEN VE SOMURULENIN, GUZELIN VE DOGRUNUN YANINDA OL KI,
MEZAR TASINA IT DEGIL, YIGIT YAZSINLAR.

Saygi ve Insani Sevgilerimle

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
alevilik


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:44.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica