Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevi toplumunun tarihi, tarihsel olaylar, kişiler, durumlar, değerlendirmeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 04.09.2006, 00:23   #11
Yazar
Hubyar
PATRON
 
Hubyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 956
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 61
İtibar Puanı: 551
Hubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeHubyar isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 124
157 Mesajına 436 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Egemen burjuva medyada sıklıkla rastladığım polemikleri ve sığlıkları burada da görüyorum ne yazık ki..
Hena arkadaşımızın alıntığı yaptığı ve buraya aktardığı metni ben de paradoksal buluyorum kendi içinde.
80'lerden sonra cunta dönemiyle birlikte gelen apolitikleştirme ve politik duyarlılığı olan herşeyin içini boşaltma manevrası toplumsal bir ''manifesto'' olan Alevilik ve bu inancın bireyleri olan,bu YOL'u süren milyonlarca Alevi kitlesi için de geçerlidir.
Sansasyonel bir hal alan ''3k'' formülasyonunu yaşı yeten dostlarımız da bilir,geçmişi daha sonra araştırma zahmetine katlananlar da..
O yılların getirdiği bu trajik vakalar ve uygulamalar,Aleviliğin de içini boşaltmaya çalıştı.Nasıl mı?
Kendini Alevi olarak ifadelendiren;ama,normalde Aleviliği çürütmek ve belli sınırlar içinde hapsederek kitlelerin beynini bulandırmak için bin türlü oyuna baş vurmayı görev edinen ''işbirlikçi'' diyebileceğimiz şahıslar ve bu şahısların önderlik ettiği kurumlar aracılığı ile.
Önce Aleviliğin salt bir ''inanç'' olduğundan bahsederek,bu inancın felsefi ve toplumsal yönünü unutturmaya çalıştılar.Tabi,bu toplumsallıkla birlikte gelen siyasallaşmayı da unutturma telaşına düştüler.
Daha sonra,geçmiş yıllarda Alevi antipatisi ile nam salmış siyasi partilere ve kurumlara Alevileri yedeklemeye çalıştılar.Fermani Altun,Reha Çamuroğlu vb. şahısları örnek olarak gösterebiliriz.İlerleyen süreçte Alevilerin oylarını pazarlama telaşına düşen İzzettin Doğan'ın başkanlık ettiği CEM Vakfı'nın DSP ile olan gönül ilişkisini ve ''oy'' organize etme toplantılarını da eklemek gerekiyor.
Daha sonra,Gazi Katliamı'nda adı geçen ve Alevi olan Hüseyin Kocadağ'ın cenazesinin Cemevleri'nden kaldırılmasına ses çıkarmayıp,hapishanelerde can veren siyasi tutukluların cenazelerinin Cemevleri'nden kaldırılması durumunda yedi düveli ayağa kaldıran riyakarlıklarını ekleyebiliriz.Bu,Aleviliği ve Alevileri çürütme politikasını temel yansımalarından ufak örneklerdir.
Ve yakın zamanda Alevilik İslam içi mi,dışı mı tartışması hortlatılıp,Aleviliği mevcut özgünlüğünden kaldırıp dar sınırlar içerisinde eritmeye,farklı kutuplarda ifade etmeye çalıştılar.Bu,işgüzarlıktan başka hiçbir şey değildi.
Alevilere etiket biçme telaşesiyle yapılan bir yığın komiklik..lslam sınırları içerisinde hapsetme ve ortodokslaştırma telaşesi,pasifleştirme kurnazlığı..
Aleviliği İslam içinde görüp de,İslam'ı Aleviliğin içinde görememe beceriksizliği..
Aleviliğin kadimden bu yana var olduğunu kavrayamama amatörlüğü..
Aleviliği hilafet savaşıyla başlatma absürdlüğü..
Alevilik Aleviliktir.Bunun ötesi,berisi yoktur.
Ne bir inancın içine girecek kadar sığ,ne de onu dıştalayacak kadar ortodoks değildir.
Dostça selamlar..

___________________İMZA___________________
http://www.aleviweb.com/forum/image.php?type=sigpic&userid=1436&dateline=1212702  521
Hubyar Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.12.2018, 22:44   #12
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevi Yasam Felsefesini;
Islam icinde veya farkli dinler icinde gormeye calisanlara guzel bir cevap......

Bu yola ne Hizir Pasalar, Ne Yavuzlar, Ne Izolar, Ne Fetolar Nede bunlar gibi niceleri golge dusuremedi, bundan sonrada dusuremiyeceklerdir.

Alevilik bazi Islam yobazlari tarafindan, veya Alevilik icinde kendisini Alevi gostermeye calisan Hizir Pasalar, Osmanli politikasini surdurmektedirler, Izzettin Dogan ve onun gibi bir cok yol duskunu, Alevi Yasam Felsefesine golge dusurmeye calissada, Yobaz Islam Dini ve Osmanlinin 1400 yil bir sure ile basarili olmamadilarsa, Bundan sonrada basarili olamiyacaklardir...

Bu gizli izzettinler, Alevi yasam felsefesine verdigi zarar elbette kucumsenecek bir sey degil, lakin bunlar cirpindikca, birer Hizir Pasa olduklarini aciga cikardikca, Kazanan Ihanetci, Isbirlikci, Teslimiyetci ve yol duskunleri olmiyacaktir.
Kazanan Sevgi ve Insanlik Yolu olacaktir.....


Alevilik : İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur. Bu ne demek? Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır. Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır. Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde. Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur. Nereden biliyoruz? Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur. Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez. Cemde sorgu sual vardır. Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur. Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”
Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır. Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz? Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok. Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir. Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir. Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.
Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez.

Alevilik binlerce kültür ırmağının oluşturduğu ummandır. Hiç bir şey gökten zembille aniden inmedi. Toplumsal ekonomik-sosyal, kültürel değişim ve gelişmeler yaşayarak bugünkü yaşadığımız konumdayız. Yaşadığımız evrende toplumların, insanların birbirlerini etkiledikleri, etkilendiklerini kendilerini değiştirip, dönüştürdüklerini, daha doğru ve daha gerçekçi , daha derin bilgi donanımlarına sahip olmak için çaba sarf ettikleri doğru değil midir? Alevilik dogmatik değil yenilikçi, ilerici, değişim ve dönüşümcüdür. Alevilik insanlığın doğuşundan beri var olan tüm kültürlerden iyi, güzel, doğru, hak ne varsa kendisine katmasını bilmiştir. Farklı kültürler ırmak ise kendisinin umman oluşu bu özelliğinden kaynaklanmıştır.

Alevilik farklılıkları zenginlik olarak görür 72 millete aynı nazarda bakmasının dil ırk din ayırımı yapmamasının temelini oluşturur. Bu aynı zamanda bir arada birlikte insanca yaşamanın da zeminidir. Hangi kültür vardır ki eskinin bağrında kendisini geliştirip, yeni kendisini yaratmamıştır. Hepimiz biliyoruz kitaplı 4 din birbirinin devamı ve birbirinden esinlenmiştir. Kim diyebilir Yahudiler Hıristiyan’dı geçmişte, yada Hıristiyanlar Müslüman’dı..

Aleviliğin kökleri ortaklaşa toplum biçimine kadar iner. Ana kültü, bilinen anaerkil toplumsal yapıdan gelmektedir. Çok eski ve köklü bir inanışı temsil eden kendilerini yenileyerek sınıflı toplum biçimine karşı sınıfsız, ortaklaşa toplum kurmaya ve yaşatmaya çalışanların kültürüdür. Alevilik=Aleviliktir. Kendisine özgü ve kendisi için bir yoldur, farklıdır. Bu farklılığı kabul etmek gerekir. Hiçbir elbiseye sığmayacak kadar üryandır. Demdir, deryadır.

Alevilik; Bilimin rehberliğinden insandan yana duruştur. Bir yaşam biçimidir. Alevilik hiç bir inancın yada ideolojinin ne bir uzantısıdır, nede zenginliğidir. Kendine özgü, kendisi için bir yoldur. İnsanlık tarihinden beri var olmuştur ve var olacaktır. Bu süreçte gelişen tüm olayları, olguları kendi felsefesine göre yorumlamıştır. Hiç bir inancı ve gelişmeyi reddetmemiştir. Yaşanan, tüm bilinen tarihsel gelişmelerde de hak ve haktan yana taraf olmuştur. Nerde duracağını bilmiştir. Aleviliğin insandan ve haktan yana duruşu, olmazsa olmaz koşullarında biridir. İslam coğrafyasında da yaşanan olaylarda inançsal bazda olmasa da, siyasal bazda taraf olmuştur. Alevilik; Ne Musa’yı, ne İsa’yı, ne de Hz Muhammedi dışlamıştır. (Hz. Ali, Hz.Fatma ve Hz. Hüseyni) gönüllerine mihman eylemiştir. Ama hiç bir zaman, gidip, onların içine de girmemiştir.

Bu yüzden de başımıza gelmedik kalmamıştır. Dünyayı açıklaması bilimden yanadır. Alevilik Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır derken; kendisini bilimin rehberi değil, bilimin kendisine rehber edindiğini açık ve net şekilde ortaya koymuştur. Bizler insanlığın var oluş tarihinden itibaren: Bilimin rehberliğinde insan ve insanlıktan yana duruşu olan, tavrı olan herkese sahip çıkıp gönlümüze mihman eyleyeceğiz. Bu demek değildir ki, onunla aynı inanç sistemi yada ideolojide olacağız. Bu konuda alevi felsefesi yeterince derindir ve kendine özgüdür. Başka oluşumlarda aramaya gerek yok, ne ararsan kendinde aranın geniş ve derin anlamlarından biride budur. Yaklaşık son 15 yıldır sürdürülen öze dönüş çabaları da kendimiz olmak içindir. Kendimizi orda, burada ifade etmek için değil, onu hep yaptık zaten. Bu anlamda kendi (alevi) felsefesinin derinliğini göremeyenler yada Aleviliğin ürettiği felsefeyi yanlış ve yanlı okuma açıları, alevi felsefe tarihini de sorunlu bir hale getirmiştir. Bugün bizlerin en çok yapması gereken kendimize verili öğretilmiş değerleri bir tarafa bırakıp kendi felsefemizi anlamaya çalışmak ve kendimiz olabilmektir. Alevilik hiç bir inancın ideolojinin zenginliği değildir. Alevilik sonsuz ve sınırsız bilgi birikimiyle, yaşamı sorgulamak yargılamak yorumlamak, yoğurmaktır. Bilimin rehberliğinde, Hakkın, insanlığın yanında taraf olmak, durmaktır. Nerede duracağını bilmektir.
Alevilik sözün bittiği yerde başlar. Sadece yaşanır yol yürünmek içindir, sadece yürünür.

Alevilik; Sevgi dini, Erdem okulu, Evrensel değerler bütünüdür. Sevgi mayamızdır. İçine sevgi katılmamışsa, maya bozuktur. Bencildir. Dildeki nefret, kin düşmanlık, özdeki bencilliğin dışa vurumu.. dildeki muhabbet, aşk, dostluk, özdeki özge canlılığın dışa vurumudur. Sevgi insanlığın özlemi, rızalığın, razılığın, rıza kentinin anahtarı... Yar aşkı, hak aşkı, yol aşkı bu üçleme çok önemlidir.

Alevilikte evlilikler bu yüzden ikrar üzerinedir. Kadın ve erkek aşkın iki halidir. Bedeni aşıp ruha varırlarsa, bir olurlar. (Yine ikilik yok cins ayırımı yok, birlik var) Yar aşkını üretmek ve yaratmak gerekir. Hak aşkı, yar aşkının ürünü çocuktur. “Şer Havva’dır, Hayır ise Adem’dir. Adem Hayır’dır ama Havva’nın koynundadır. Bu yüzden Hayır lekelidir. Şer’in koynundaki Hayır’dan hayır gelir mi? Evrenin hakimi Hakk’tır. Hakk İkrar ve İman’dır. Hakk Erenleri ikrar ve imanı bilirler, Hayır ve Şer ile işleri yoktur. İkrar ve İman birdir, bir gömlektedir. Hakk hakikattir, hakikat doğruluktur ve halkımızın kalbinde bir noktadır. Nokta Hakk’tır. Hakk Erenlerinin yolunda, evlilikte kadın ve erkek birbirine ikrar verir. Yol’a alınırken de ikrar vardır.” Yazdıkça , yaşadığımız evrende Aleviliğin ne denli zor bir yol olduğunu daha net ve açık bir şekilde görüyoruz değil mi? İkrar vermek şerri kendine uğratmayacağına dair yemin etmek, söz vermek ve sözünden dönmemektir. Ancak insan sevdiği zaman şerden uzak durur.

Ancak sevgi bencilliğin düşmanı, özge canlılığın dostudur. Evreni doğayı insanı sevmek. Tüm ilişki ağını sevgi üzerine kurmak... Bugün sosyolojik, psikolojik tüm sosyal bilimler ispatlamıştır ki sevgi ile büyüyen çocukların toplumsal düzendeki pozitifliğini, bu konuda daha çok ne yazılabilir ki? Sadece derin ve geniş düşündüğümüzde erdem okulu, daha yaşamın ilk ve her saniyesinde başlıyor. Ceninin mayası sevgidir. Kamil insan olma, Bireyin kendini geliştirmesi, yenilemesi, bilgi ile donanması, Hamdım-piştim-yandım kamil insana giden yolun süreçleri…Kamil insanlar topluğundan oluşan rıza kenti düşü, her daim canlıdır. Merkezine insanı alan ve etrafındaki her şeyi insana göre şekillendiren insanın ve doğanın yüreğine sığınma kültürüdür. Aşk ideallere doğaya ve insanlığa tutkuyla bağlanmaktır, tutkuyla sevmektir. Evrendeki tüm güzellikleri hissedip yaşamaktır. Yaşatmaktır. Sevgi bizim dinimiz başka dine inanmayız. Erdem evrensel değerleri sahiplenmek, savunmak ve yaşama geçirmektir. Yolumuz sevgi, aşk yolu, hak yolu. Sevgi rıza kentinin anahtarıdır.

Alevilik; Hukuk, sosyal yaşam, Adil, Eşitlikçi, Paylaşımcı, Kardeşçe, Özgür ve Barışçıldır. Kırklar cemi söylencesini doğru kavramak gerekir. İnsanlar arasındaki adının önüne getirilen her türlü unvan ve sıfat yoktur. Hak olarak büyüğümüz, küçüğümüz yoktur hepimiz biriz, hepimiz eşitiz. Nerede birimizin canı yansa hepimizin canı yanar Ustalık, üstünlük bilgidedir; bilginin, bilince ve yaşama dönüşmesindedir.

Alevi hukuk sistemi, toplumsal yaşam içinde çıkan irili, ufaklı sorunları kendi inanç temellerine göre çözmüştür. Alevi toplumu kendi yarattığı bu hukuk sistemi ile hem kendisini güçlendirmiş, hem de muazzam bir ahlak sistemi edep (eline diline beline) paylaşımcı ve eşitlikçi bir toplumsal yaşam yaratmıştır. Adildir: Ceza suç ile orantılı olup, kişiyi kötülüklerden arındırarak tekrar toplumsal yaşam içerisine dönmesini sağlamaktır. Yargılama, eleştiri, özeleştiri, arınma ve temizlenme amaçlıdır. En büyük ceza toplumsal teşhir ve tecrit olan düşkünlüktür. Paylaşımcıdır. Kardeşlik : Musahiplik kurumunun var olması bile kardeşliğe ne denli önem verdiğinin göstergesidir. Karındaşlıktan çok daha önemli ve etkilidir. Ömrü boyunca kendinden ve musahibinin her davranışından sorumlu olmak musahibinle birlikte dara çekilmek. Kişilerin birbirini ve kendini denetlemesi oto kontrol ve sorumluluk. Biliriz sorumlulukla özgürlük çatışmaz çakışır. Ne kadar sorumluluğuna sahip çıkar yerine getirirsen o kadar özgürsündür. Özgürlüğün sınırlarını sorumluluklar belirler… Barışçıldır. Bugüne kadar kendisinden farklı hiçbir toplumsal yapılanmaya karşı ne bir savaş açmıştır, nede müdahale etmiştir taki kendi sınırlarını ve insanlık hakları ihlal edilmediği sürece. Biz Hiçbir zaman başkalarının kapısına dayanıp, bizden olacaksınız demedik.

Ne kadar çok şey yazabiliriz Alevi felsefesinin derinliklerine indiğimizde. Edindiğimiz tüm bilgi, yaptığımız tüm araştırmalarda kendi yol öğretimize yüzümüzü çevirdiğimizde bize ışık olduğunu görüyoruz. Elbetteki değişen şartlarda asimilasyon ve dejenerasyonu da katarsak yaşanılanlar ve suların bulanması doğaldır. Sular durulacak ve daha güçlü olarak bu bulanıklıktan çıkacağız. Bu yüzden Aleviliği Luvilikle, Sümerlerle, Mezopotamya, Haranla yada bilimin sustuğu yerlerde konuşturmaya çalışarak, ne başlatabiliriz ne de her benzer kültürlere eş tutabiliriz. Umman ırmaklara indirgenemez. Alevilik=Aleviliktir ve farklıdır. Tıpkı doğuş inancımızda olduğu gibi, varoluşla, doğuşla başlar. (ki ilk doğuş ne zamandır şimdilik bilimsel olarak net değildir). Yapacağımız tek şey, yol öğretimizin felsefi derinliğine inmek ve yüzümüzü yola çevirmektir. Farklılığımız zenginliğimizdir diyen Alevi yol öğretisi kendi içindeki farklılıkları ayrıştırmalara yol açmayacak şekilde değerlendirmesini bilme yollarını bulmak zorundadır. Aydınlarımızın, ustalarımızın sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşımayanlar, bu yükün altında ezilir ve vebalinde kalırlar. Bir gömlekte ikiliğe yer yoktur. Gelme gelme, dönme dönme, bu yol ateşten gömlektir giyebilirsen, demirden leblebi yiyebilirsen, Bu bir rıza lokmasadır paylaşabilirsen, ikrar verip öyle gel.

HAYATCAN.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.12.2018, 07:16   #13
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İslam dışı olmanın, adeta kötü bir şey olduğu yönünde koşullandırılmış bazı Aleviler, ısrarla “Biz İslamız” deseler de Aleviliğin İslam’ın Sünnilik’ten farklı bir yorumu olduğu görüşü büyük çoğunluk tarafından benimsense de tarihsel sürece ve teolojik boyuta ilişkin yapılacak objektif inceleme ve değerlendirmeler, bu iki kavramın, özde çok farklı olduğu gibi bir sonuç ortaya koyuyor. Ancak, Aleviliğin bağdaştırmacı (senkretik) niteliği nedeniyle İslam’la eklemlenmiş, şu anki yapısı itibariyle bir sentez olduğu da görülüyor.

Her ne kadar bir sentezin varlığından söz etsek de Alevilik, inanç boyutunda İslam’la farklı, yer yer onunla karşıt nitelikteki unsurlarını, bünyesinde barındırmaya devam ediyor. Din olgusu içinde en temel kavram olan Tanrı’ya bakışta bile Alevilik’le Kuran aynı çizgide buluşmuyor. Kuran’daki yaratan, yargılayan, ödüllendiren, kızan, cezalandıran, bağışlayan bir Allah kavramına karşılık, Alevilik’te Allah, insandan, varlıktan ayrı değildir. (Varlığın birliği, Vahdeti Vücut, Vahdeti Mevcut) Allah’ın evreni yaratması, görünür hale gelmesidir. Her şey O’ndandır, herşey O’nun görüntüsü, kendisidir. Bu yüzdendir ki Alevilik’te “Allah korkusu” kavramı yerine “Allah sevgisi” geçerlidir.
Alevilik’te kabul edilen, her insanın tekamülünü tamamlayana kadar yer yüzüne başka bedenlerle defalarca geleceği, ancak insanı kamil olduktan sonra bu süreç tamamlanarak Allah’a kavuşacağı şeklindeki “devriye” inancı ile İslam’ın ölümden sonrasına ilişkin ödül-ceza mekanizması (cennet-cehennem) şeklinde sunulan ”ahirete iman” kavramları birbiriyle çelişmektedir.
Muhammed, Ali, 12 İmamlar, Ehli Beyt gibi motiflerin varlığının yoğun biçimde hissedilmesine karşın, Aleviliğin temel iman esasları ve ibadet biçimlerinin İslam’daki ile hiç uyuşmadığı da somut bir gerçektir. Alevilikteki inanç ve ibadetleri, Kuran’da, İslam’ın tarihsel mirasında bulabilmek mümkün değildir. Ayini cem kurumu, burada alkollü içki kullanımı, kadın-erkek birlikte ibadet, müzik aletleri eşliğinde semah gibi temel olguları, Kuran’da, hadislerde, peygamberin ve 12 imamların hayatında görmek mümkün olmadığı gibi, bunların çoğu İslam’a göre “şirk, küfr, bidat” sayılır. Aleviliğe özgü olan bu kurumlar, tarihte de günümüzde de hiçbir İslam topluluğunda görülmemiştir. Özellikle, cemlerde “dem” adı altında içilen içkinin, Kuran’la, İslam öğretisiyle bağdaştırılması imkansızdır.

Alevilik’te var olan “hulul” (Tanrı’nın insan bedeninde tecelli etmesi) inancı, Kuran’a göre şirktir.

İslam’ın temel ibadetlerinden olan Kuran’da yüze yakın ayette geçen namaz (salat) ve buna ilişkin yine ayetlerde yer alan abdest, ezan gibi olgular, Alevilerce (Kuran’da geçtiği şekliyle ya da hiç) kabul edilmez. Kuran’ın Ramazan orucu tutulmasına ilişkin açık ayetine, hac ile ilgili emirlerine Aleviler uymaz.
Bütün bunların nedenlerini görmek için Aleviliğin tarihinin 6. yüzyılla başlamadığını, bu inancın kadim zamanlardan beri var olduğunu anlamak gerekiyor. Yüzyıllardır içinde yaşadığı İslam’ın bir takım motiflerini alıp adeta bir pelerin gibi üzerine örten, ancak temel inanç ve ibadetleri İslam’a uymayan Aleviliğin, sahip olduğu kurumların, binlerce yıllık “Batıni” inanç yoluyla ise birebir örtüştüğünü görmek, gözlerimizdeki perdeyi aralayacaktır.

Batıni inanç tarihinde bir gezinti

1880’li yıllarda eski dinlerin kökenleri hakkında araştırmalar yapan İngiliz araştırmacı James Churchward’a, Batı Tibet’teki bir manastırın baş rahibi Rishi’nin verdiği, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış “Naacal Tabletleri”nde dinin 4 temel ilkesi şöyle sıralanıyordu:

“1-Tanrı tektir. Herşey ondan var olmuştur ve ona dönecektir.
2-Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.
3- Ruh, mükemmeliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4- Mükemmeliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir”

Mu adı verilen 70 bin yıllık bir uygarlığa ait bu tabletlerde anlatılan dinin söz konusu ilkelerinin günümüz Alevi-Bektaşi inancında da aynen var olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Burada Alevi-Bektaşi inancının temeli olan vahdeti vücut, vahdeti mevcudat, devriye kavramlarını çok net biçimde görebiliyoruz.

Bugün Bektaşilerin simgesi olan 12 köşeli teslim taşı da tabletlerde yer alan Mu İmparatorluk Arması’nın aynısı. Naacal öğretisinde yer alan bir diğer önemli konu da Tanrısal nurdan türemiş olan dört temel gücün evreni kaostan düzene geçirdiği kuramıdır. Tanrının kendi asli nitelikleri, bu dört temel eleman; ateş, yel, su ve topraktır. Aynı inanç Alevilik’te ve tasavvufta “dört anasır, anasır-ı erbaa” gibi adlarla aynen vardır.

Churchward’a göre eski Uygur, Maya ve Mısır uygarlıkları Mu uygarlığının kolonileri idi ve onun izlerini taşıyordu.

Yüz yıllar süren Mısır dini, M.S. III. yüzyılda hızla yok oldu; Mısır, diğer Roma eyaletlerinden önce Hıristiyanlığı ateşli bir biçimde kabullendi.

Hıristiyanlığın giderek kök saldığı M.S. 150-450 arasında Mısır büyük bir siyasal, dinsel kaos ve çeşitlilikler dönemi yaşadı. Mısır dininin kalıntılarından üç dinsel akım doğdu. Antik Mısır inançlarının mirasçısı Hermesçiler, Neo-Platoncular ve Gnostikler, Tanrı’ya bireysel olarak ya da ezoterik (Batıni) örgütlenmeler sayesinde ulaşılabileceği inancına eğilim gösterdi. Bu yollara girebilmek için, gizemli ve çetin bir inisiyasyon (yola girme, erginlenme) sürecinden geçmek gerekiyordu. Bu kapsamda her aday (talip) gizlilik andı içmek zorundaydı. Söz konusu tarikatlar her türlü açıklığı yasaklıyordu; gerçek bilgelik (insanı kamil olma) ancak ezoterik bir sistem içinde ve uzun ve zor bir süreç sonunda elde edilebilirdi. Bu tarikatlarda en önemli unsur inançlarının içerdiği gizemlerdi (sır). Sırrı, başkalarına açıklamak (faş etmek) yola ihanet anlamına gelirdi.

Hermesçilik, Neo-Platonculuk ve Gnostisizm’de sıradan müritler, yolu benimseyen kitleler için inançlar (zahir), seçilmişler için gerçek bilgi yani “Gnosis” vardı. Gnosis akılsal bir bilgi olmayıp, insanın kendini bilmesi (Özünü bilen Hakkı bilir) gibi sezgisel ve bilinçsel bir süreci kapsıyordu.

Aydınlanmış azınlık (hakikat ehli) olarak seçkinler Tanrı’ya yaklaşabilirlerdi. İnsanın kendi içine dönüşü, insanın fiilen ya da potansiyel olarak Tanrısal olduğu inancını birlikte getiriyordu. (Hak ademde) Ölen firavunun Osiris’e dönüştüğü biçimindeki Mısır inancıyla bağlantılı gözüküyor. Mısır inancında Tanrı, insan da dahil olmak üzere, her şeyde var olabilirdi.

Mısır dininin kalıntılarından doğan üç inanç grubundan Hermesçiler, asimilasyona direnerek Mısırlı kalırken, Neo-Platoncular Helenleşerek bağlılıklarını Platon düşüncesi üzerinde yoğunlaştırdılar. Gnostikler ise kendilerini Hıristiyan olarak gördüler.

Ancak Hermesçiliğin yaşı konusunda net bir görüş yoktur. Hermesçiliğin ve Hermesçi literatürün (Corpus Hermetica) Mısır kökenli olduğunu savunan görüşe göre akımın tarihi daha gerilere gitmektedir.

Hermes ya da İdris Peygamber, sembolü Turna Kuşu

Hermes, İslam toplumlarında İdris peygamber olarak bilinir. İdris, Kur’an’da dürüst bir peygamber olarak yer almaktadır. İslam geleneklerinde, Hermes “filozofların babası” ve “kendisine üç kere hikmet verilmiş kişi” olarak geçmektedir.

Hermes’in sembolü olan Turna kuşu Alevilerce kutsal sayılır. Turna için söylenmiş onlarca deyiş ve Turnalar Semahı vardır. Aleviler’deki Turna kültünün varlığı, Alevi inancının kaynağına ilişkin önemli bir işaret, bir ipucudur.

“Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir”(Pir Sultan)

Sembolik anlatımlarla bezeli budizelerde yer alan “Hazreti Şah’ın avazı”nı Batıni öğreti olarak algılarsak, bu öğretinin; öğretmeninin İdris Peygamber olduğu, Mısır diyarında kök saldığını, bu öğretinin bir kolunu ise tasavvuf ehlinin oluşturduğunu anlayabiliriz. Alevi ozanların deyişlerini, her kişi, kendi düzeyine göre anlar. Alevi deyişlerinden, kişinin bulunduğu bilinç aşamasına göre dört farklı anlam çıkarması olasıdır.

Takıyye zorunluluğu

Batıni inançlı zümreler, Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi dinlerin egemen olduğu coğrafyalarda kendilerini bu dinlerin içine gizleyerek varlığını sürdürebilmiştir. Mesela bu inanç mensupları bazen Avrupa ülkelerinde dıştan Hıristiyan, İslam ülkelerinde ise Müslüman olarak bilinmiştir. Ya da Hıristiyanlarca Hıristiyan, Müslümanlarca Müslüman olarak bilindiği de olmuş.

Mesela Hacı Bektaş Veli, Anadolu’nun o dönemdeki Hıristiyan halkınca Hagios Haralampos olarak bilinir, o bir azizdir. Sarı Saltuk Balkan ve bazı Baltık ülkelerindeki Hıristiyan halka göre Noel Baba’dır, bir Hıristiyan azizidir O da.

Anadolu Aleviliğinin “serçeşmesi” kabul edilen Battal Gazi 8. yüzyılda (Türkler gelmeden 300 yıl önce) yaşamıştır ve Paulikien diye adlandırılan Batıni inançlı Anadolu halkına mensuptur. Malatya’yı alarak Bizans sınırlarına dayanan İslam ordularıyla ittifak yapan bu halk, Araplarla bir olup, kendisini sistemli olarak kıran, kıyımlara uğratan Bizans’a karşı savaşmıştır. Arap kaynaklarında Battal Gazi olarak geçen ve Arap asıllı olmadığı vurgulanan bu zat, Bizans kaynaklarında Chrysocheir olarak yer alır. Babası Hüseyin Gazi de aslında, Bizans’a karşı savaşırken Ankara yakınlarında şehit düşerek bir tepeye gömülen (Bugünkü adıyla Hüseyin Gazi Tepesi) Carbeas’tan başkası değildir. Bizans’a göre Paulikienler “sapkın Hıristiyanlar” dır, bunlar “mum söndü” yapar, kiliseye gitmez, kendi dua (cem) evlerinde ibadet ederler, “katli vacip” bir halktır. Bu insanlar İslam tabiyetine girip, Arap adları alsalar da, kendi inançlarını sürdürmüş, Müslümanlık sadece (zahiri) görüntü olmaktan öte gitmemiştir bunlar için. Sonraki yüzyıllarda gelen ve yine Batıni inanç çizgisindeki bazı Türkmen ve Kürt aşiretleriyle kaynaşan Paulikienler, büyük ölçüde bugünkü Anadolu Aleviliğini ve Alevilerini oluşturmuştur. Paulikienler’e “Heterodoks Hıristiyan” deniliyordu, bugün de Aleviler’e “Heterodoks İslam” deniyor. Ne tesadüf!…Paulikienlerin en yoğun olarak yaşadığı yerlere dikkat edin: Malatya, Sivas, Dersim… Sırasıyla Arguvan ve Diviriği’yi başkent yapmışlar. Divriği kalesini onlar inşa etmiş. Bogomiller, Albigenler, Tundrakiler…bunların değişik coğrafyalara sürülen akrabalarına verilen isimlerdi.

Batıni inanç mensupları değişik bölge ve ülkelerde farklı zamanlarda farklı adlar alsalar da özünde aynı yoldadır.

Yahudiliğin kurucusu sayılan Musa, gerçekte eski Mısır’da bir Osiris rahibiydi. Burada Ezoterik (Batıni) öğretiyi öğrenip, mürşit derecesine ulaşmış biriydi.

Yahudi toplumundaki Kabbalacılar ile günümüzde hala yaşayan ve artık Hacı Bektaş şenliklerine bile temsilci gönderen İsrail’deki ISIS inancı mensuplarını da unutmamak lazım.

Hz. İsa’yı yetiştiren, Esseniler tarikatı da aslında batıni bir kurumlaşmaydı.

Avrupa’da Kilise’ye (Hıristiyanlık) karşı, rönesans ve reform hareketlerinin fitilini ateşleyenler; Galileiler, Copernicler, Da Vinciler de hep gizli batıni (ezoterik) inanç örgütlenmelerinin üyeleriydiler.

İslam’da da Batıniliğin öğreticisi olarak Hz. Ali görülmüş. Muhammed dinin zahiri yanını bildirirken, batınını ise Ali’nin öğrettiğini (Veliyullah), el verdiği Salman-ı Farisi (Pak) ve sonraki mürşitlerle bugüne kadar gelen tasavvuf zincirinin oluştuğu varsayılır. Ancak bunun tam tersine, Ali’nin, sağlığında, kendisi için bu tür iddialarda bulunan Abdullah İbni Sebe’nin öğretisini benimseyenleri kuyulara doldurtarak yaktırdığı yönünde kayıtlar var.

İskenderiye Okulu

Halife Ömer komutasındaki Müslüman orduları, Mısır’ı fethettiğinde İskenderiye okulunu dağıttılar, asırlar boyunca oluşturulmuş muhteşem İskenderiye kitaplığını yakarak yok ettiler. Okulun üyesi filozoflar, yok edilmektense öğretilerini İslami bir kılıf geçirerek sürdürmeyi yeğlediler. İslamiyet’in içindeki muhalefetten de yararlanan bu filozoflar, Hilafet iddiaları nedeniyle Ömer’in karşısında olan Ali’nin yanını tuttular. Bu filozoflar İslamiyet’e bambaşka bir boyut getirdiler. “Alevilik” olarak adlandırılan bu inanç yolunda, İslam dininin önerdiği anlam değişti. Yaratana tapınma olgusu yerini, Tanrı-evren-insan üçlemesinden oluşan varlık birliğine bıraktı. Ortodoks Müslümanlar bu durumu derhal “sapkınlık” olarak nitelendirmekte gecikmediler.

Bu inanç, özellikle Arapların zorla Müslüman yaptığı halklar arasında hızla yayıldı, Alevilik adı altında, birbirine hiç benzemeyen Zerdüşt İranlılar, Mısırlı Fatımiler, Şamanist ya da Göktanrıcı Türkler aynı çatı altına toplandı. Zerdüşt yanlıları, kendi dinlerinin birçok normunu koruyarak Şii, Türkler Alevi ve Mısırlılar ile Ali’yi savunan diğer bazı Arap kavimlerinin bugünlerdeki ardılları da Dürzi ya da diğer bazı Batıni mezheplerin üyeleri oldular. Günümüzde bunların hepsinin de Ali yanlısı görünmesine karşın Şiiliğin; Alevilik, Batınilik ve Dürzilikle benzeşmemesi bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Anadolu’da oluşan, tarihte Işıklar, Babailer, Kızılbaşlar (Safevi dönemi) ve yakın zamanda Alevilik gibi adlarla anılan bu inanç mensuplarının, Arap coğrafyasında Ali zamanında başlayan, Kerbela vakasından sonra Muhtariyye, Keysaniye ekolleri ve Tevvabin örgütü gibi kurumlarla kemikleşen 12 imamcı (isnaaşeriye) ya da yedi imamcı (İsmailik, Nizarilik) gibi versiyonları olan Şia hareketiyle etkileşimi olagelmiştir. Ancak Şia ile Alevilik özde farklıdır.

Dışarıya karşı gizlenmenin yanı sıra bu inancın özünde de zaten bir “sır” kavramı var. Bu inanca ikrar verip katılanlar talip-pir (mürşit) ilişkisi içinde bir yolculuğa çıkar, öğretiyi öğrenir ve yaşar. Sır, seyri süluk içinde mürşit makamına kadar yükselebilenlere verilir. (Alevilik sırrı, Bektaşilik sırrı vb.) Sıradan inanç mensupları, işin sadece zahiriyle, şeriatıyla yetinir, özüne nüfuz edemez. (Seyir var seyir içinde)

Dünyanın her yerindeki Batıni topluluklarda inanca giriş (ikrar verme), talip-mürşit ilişkisi, kurumsal yapılanma, seyri süluk kademeleri, ayinlerin formatı ve diğer ritüeller, Alevi-Bektaşilik’teki ile özünde aynıdır. Hepsinde insanı kamil, (olgun insan-adam kamon) yetiştirme ideali vardır.

İslam’dan alınanlar

Aleviliğin, İslam’dan hiç etkilenmemiş olduğunu savunmak da doğru olmaz. Aleviler, yüzyıllardır ağırlıkla İslam toplumları içinde yaşamaktadır, İslam’dan da birtakım değerleri, motifleri almış, kendi imbiğinden geçirerek, bunlara farklı, kendi inancına uygun formlar vermiştir. Alevilik, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve 12 İmam gibi kutsal kişilikleri alıp, birer motif şeklinde kendi inancına monte etmiştir. Bu kişi ve kavramlar tamamen birer semboldür. Aleviler bu kişi ve kavramların asli içeriğini ve niteliğini alıp kendi yaşamına uygulamamış, bunlara farklı anlam ve değerler yüklemiştir. Öyle ki çoğunlukla yüklenen bu anlam ve değerler, söz konusu kişi ve kavramlarla taban tabana zıttır.

Özellikle Şii motiflerin girişi, 16 yüzyılda Safevi etkisiyledir. Bugün Aleviler’in inanç ve ibadetlerini anlatan Buyruk adlı kitap, sanıldığı gibi Cafer-i Sadık’a ait olmayıp, Şah İsmail’in Erzincan’da 3 bin dedeyle yaptığı kongrede, Alevi erkanı konusunda katılımcı dedelerce konsensusla kaleme alınmış bir bildiri niteliğindedir.

13. yüzyılda yaşamış Yunus Emre’de Allah-Muhammed-Ali üçlemesi, 12 imamların adlarının sayılması (duvazı imam) vb. yoktur.
İsim faktörü

Gönülsüz olarak kabul ettikleri, kendilerine zorla dayatılan İslam’a uymadıkları için daha önceleri “Rafızi, Mülhid” gibi adlarla anılan bu halkın Osmanlı’nın ilk zamanlardaki adı “Işıklar”dı. Onlara “Işık taifesi” denirdi. Padişah fermanlarında, bunların camiye gitmedikleri, şeriat ibadetleriyle alay ettikleri, kadınlı erkekli toplantılar (cem) yapıp içki içtikleri gerekçesiyle, “tiz zamanda” derdest edilip, “haklarından gelinmesi” istenmektedir. Osmanlı’nın ezdiği, her fırsatta katlettiği bu halk, kurtarıcı olarak gördüğü Safeviler’e açık destek verdikleri için Safeviler’e verilen Kızılbaş adı bunlara da verildi. Yani artık onlar da Kızılbaştı. Ancak Ebu Suud fetvaları ve diğer karşı propaganda yöntemleriyle pejoratif anlam yüklenen ve doğrudan öldürülme gerekçesi sayılan Kızılbaşlık adı yerine daha sonra Alevi adı benimsendi.

Aleviler’in Ali ve Ehli Beyt sevgisi, Alevi adını almadan öncesine gider. Emeviler’in zorla Müslüman yaptıkları halklar, bir yandan çaresiz kalıp bu aidiyatı kabul ederken, bir yandan da Ehli Beyt yanlısı olup, Emeviler’e muhalefetlerini sürdürmüşlerdir. Özellikle Emeviler’in “Mevali” (köle) olarak adlandırdığı Arap olmayan Müslüman halklarda, İslam’da iktidarın doğal sahibi ve zalim Emeviler’in anti tezi olan Ehli Beyt soyu kutsanıp, yüceltilmiştir. Anadolu’da yakın zamanlarda (daha çok 19. yüzyıldan itibaren) Alevi adını alan inanç topluluğunun bu adı almasında da söz konusu sevgi ve Emeviler’le özdeşleştirdiği Osmanlı’ya tepki etkili olmuştur. Ancak Aleviler, bu sevgide “La ilahe illa Ali” diyecek kadar ileri de gitseler, gerçekte ne Ali’nin yaşadığı ve tebliğ ettiği dini benimsemiş, ne de tarihte etiyle kemiğiyle yaşayan Ali’nin neye inandığını, nasıl ibadet ettiğini araştırmışlar. Onlar, kendi muhayyilelerinde, inançlarının değerlerini yükledikleri, Ali bin Ebu Talip’le hiç ilgisi olmayan, üstün erdeme, ilahi vasıflara sahip bir Şah-ı Merdan Ali kavramı yaratmışlardır.

Aleviler, “Emeviler’den nefret”ten, Ehli Beyt’e sevgiyi ürettiler. Kendilerini sürekli kırıma uğratan, her devirdeki kan içici “Yezit”lere karşı Ali’yi siper edindiler. Ali’yi Yezit’in, Muaviye’nin anti tezi olarak benimseyip, bağırlarına bastılar. Aleviler güçlüden değil, “haklı”dan yana oldular. Ezenden değil, hep ezilenden yana oldular. Aleviler’in çok partili siyasal süreçte de ezilenden yana olarak gördükleri sol siyasetlere yönelmelerinde de bu refleksleri etkili olmuştur.

Kavram kargaşası sürüyor

Alevi-Bektaşiliğin geleneksel örgütsel yapılanması ortadan kalktığı için, gelinen noktada Aleviler kendi inanç sistemlerini zahirine bakarak tanımlamaya çalışıyor. Alevilik tarihsel süreçte, gerçekte olduğu gibi görünememiş (görünseydi, bugüne kadar gelemezdi). Bu yüzden günümüzde Alevilik bazı mensupları tarafından artık “göründüğü gibi” algılanıyor. (“Biz İslamız”, “İslam’ın özüyüz”vb.)

Günümüzde “Alevi-İslam”, “Alevilik İslam’dır”, “Alevilik İslam’ın özüdür” ifadelerinde kendini gösteren zihniyet, Aleviler’i asimile etmek isteyenlere hizmet ediyor, asimilasyona ivme kazandırıyor.

Bu tanımlamalar akla şu soruları getiriyor: Alevi-İslam modeliyle, bir kavramın karşıtından, ikizi mi yaratılıyor? Binlerce yıllık kadim inanç sistemi 1400 yıllık bir dinin içine hapsedilerek, Sünnilik ve Şia’nın yanında üçüncü bir “İslami” ekol mü oluşturuluyor?

Aleviliği masaldaki kuşa benzetiyorum. “Kanatları mücevherden, uçuşu rüzgardan hızlı, sadakat, saflık, hakkaniyet ve zarafet”in timsali olan bu Zümrüd-ü Anka’nın, küllerinden yeniden hayat bulacağına inanıyorum.

Naki Bakır

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.01.2019, 16:32   #14
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevilikte Varoluş ve Bilim.
Suc Makinasi Islamla KIYASLANABILIRMI?

Bir kandilden bir kandile atıldım
Turab olup yeryüzüne saçıldım
Bir zaman Hak idim, Hak ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim
Hataî


Kandil

Kandil yıldız demektir. Parlak ışık saçan, aydınlatan bir alev kütlesi.
Dünya oluşumun ilk 200 ylında ışık saçan, içinde patlamalar gerçeklesen, ateşler püskürten bir kandil(cik) idi. Alevî deyişlerinde sıkça işlenmiş olan bu kandil kelimesi çoğunlukla ışık ve nur kelimeleriyle anılıyor.

Kudret kandilinde bir ışık iken
Ta ol zaman aşık oldum nura ben
Sıdkı Baba

Kandilde balkıyan dostun nurudur
Akıl ermez ona Hakkın sırrıdır
Seyit Feyzullah

Eğer sual eder isen sırrımdan
Cümlemizi var eyledi varından
Hak yarattı Muhammedi nurundan
Kandilde balkıyan nurdan gelirim
Nesimi

Balkımak

“Kandilde balkıyan dostun nurudur” (Seyit Feyzullah)
“Kandilde balkıyan nurdan gelirim” (Nesimi)

Kandil güneştir. Balkımak parlamak, parıldamaktır. O halde kandilde balkıyan yani güneşte parlayan, parıldayan nur ise, bu nur nedir sorusuna cevap büyük ozan Kul Himmet‘ten;

Yerde insan gökte melek yoğuken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk* kandildeki nur iken
“Ayın” Ali “Mim”Muhammed yazıldı

“Cümle mahluk” günümuzde ya da geçmişte yaşamış bütün canlıların toplamı, bütünüdür.

Alevîlikte var olan bütün canlıların haktan gelip yine hakka gideceği inanışını “cümle mahlukun” (bütün canlıların) kandildeki nurdan geldiği dizesiyle sentezledigimizde “kandildeki nurun hakkın kendisi oldugu” fikri çıkar önümüze. Kandildeki nur haktır.

Kudret kandilinde bir ışık iken
Ta ol zaman aşık oldum nura ben
Sıdkı Baba

Pervane’nin (Sıdkı Baba) aşık olduğu “ışık-nur” Haktır. Ve O’na aşık olduğunu söylediği zaman ise henüz kendisi varolmadan milyarlarca yıl evvel güneşte bir ışık olduğu zamandır.

Balkımak: Işık saçılması ya da gürültülü ışık patlaması, şimşek çatması anlamında da kullanılır.

“Kandilde balkıyan nurdan gelmek”; güneşteki parlayarak saçılan ışıktan gelmektir.

“Kandildeki balkıyan ışık” yani güneşteki parlayan ışık insanın dünyadan önceki, daha doğrusu dünya var olmadan önceki ete kemiğe bürünmemiş halidir.

İnsan burada henüz ışıktır, nurdur. Henüz ne kendisi, ne kendisini oluşturacak olan elementler, ne de bu elementleri oluşturacak olan uygun şart ve ortamlar vardır.

Herşey “parlak, ışıklı güneşin” patlama ile saçılması sonucu oluşacak gaz ve bulut tabakasının ağır bir top haline gelip kendinden kücük meteor ve ağır metalleri de çekerek yavaş yavaş büyüyüp yaşam için gerekli şart ve koşulları oluşturmaya başlamasıyla başlar. Aleviliğin büyük ozanı Yunus Emre bu olayı iki cümleye sığdırıyor;

Yedi gök yaratıldı IŞIK ile bünyâd oldu
Toprağa nazar kıldı, aksırıp durugeldim
Yunus Emre

*Bünyâd: En önemli, belli başlı, ana, esas. Bir şeyin üzerinde temellendiği kurulduğu şey, kök.

Yunus Emre çok acık bir dil ile dünyadaki ilk oluşumun, ilk oğelerin, ana öğelerin (dört elementin) ışık ile oluştuğunu söylemekte. Alevî edebiyatının usta ozanları sıklıkla dunyanın ışık ile bünyâd olmasından evvel var olduklarını soylemeleri yukarıdaki anlatımların daha kolay anlaşılabilmesi için sunulacak başka bir delil olabilir.

Yok iken yer ile gök, ben ezelden var idim

Aşağıya aktardığım birbirinden ayrı yer ve zamanlarda yaşamış bunca ozanın aynı dil ve cesaretle tekrarladıkları şey; “yer ve gök yok iken kandildeki nurda var olduklarıdır”

Tüm bu deyişlerde adı geçen nur “ışıktır”, ışık Hak ile özdeşleştirilir. Işık karanlığın ve kötülüğün karşıtıdır. Evrendeki herşey bu ışıktan doğmuş ve yine bu ışığa dönecektir.

Alevilerin kendilerini son yüzyılda tanımlamak icin kullandıkları “Alevî” teriminin hz. Ali ile bir bağlantısı yoktur. Alev kelimesi -i- aidiyet ekinin takılmasıyla “alev-i”, yani alev’den gelen, ışıktan gelen anlamında takiyye edilmiştir. Aleviler bu ışığa “Hak” demişler.

Bütün evrende var olan herşey bir noktadan hasıl olan bu ışığın farklı görünüşlerinden başka birşey değildir. O tektir. Var olan herşey O’ndan geldiği için O herşeyin içindedir.

Herşeye hayat vermiş olan Hak (ışık) hayat verdiği herşeyin de içindedir.

Varolmak, yüce bir nur olan Tanrıdan (haktan) fışkırmak, görüş alanına çıkmaktır. Oluş,Tanrıdan (haktan) çıkış ve yine ona dönüştür. Tanrısal ışık, en yüceden en aşağı kata doğru basamak basamak görüş alanına çıkar. Bu basamaklar değişik nitelikli varlık türlerini oluşturur. Varoluş, yoktan yaradılış anlamına gelmez. Görünmeyenden görünür duruma geçme eylemini belirtir. İnsan Tanrı ile özdeştir, Tanrısal bir varlıktır. Varlık türleri içinde Tanrıya en yakın olanı insandır ve bu nitelikleriyle de varlık birliğinin, “Vahted-i Vücud”un merkezidir. Bireysel irade topyekün iradenin bir cüzüdür.

Ruh ölümsüzdür. Tanrıdan (haktan) gelmiş ve ona geri dönecektir. Beden ise, ruhun yeryüzündeki aracı durumundadır. Ruh, tekâmülü ve Tanrıya ulaşması için ne kadar bedene ihtiyacı varsa, o kadarını eskitecektir.

“Daha Allah ile cihan yok iken, daha yer ve gök yok iken” var olduklarını söyleyen Harabî ve Seyyit Feyzullah kendilerini varından var edecek ve onları kendi ozellikleri ile donatacak olan Hak (ışık) ile birlikte olduklarını söylemekteler;

Eğer sual eder isen sırrımdan
Cümlemizi var eyledi varından
Hak yarattı Muhammedi nurundan
Kandilde balkıyan nurdan gelirim
Nesimi

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk”a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Harabi

Yer yok iken gök yok iken dolaştım
Muallakda beyaz kufar’a düştüm
Kırkların ceminde engürü içtim
Ol yeşil kubbeye konduğum zaman
Seyyit Feyzullah

Sorma ne hacet bizleri sofu
Ta ezel künyede ismimiz vardır
Dünya kurulmadan yüzbin yıl evvel
Ol yeşil kandilde cismimiz vardı
Devranî

Aramaynan hak bulunmaz
Bakmaynan göze görünmez
Çıkıp meydanda salınmaz
Aslın nurdadır sevdiğim
Aşık Senem

Kudret kandilinde bir ışık (ziya) iken
Ta ol zaman aşık oldum nura ben
Ziyasından (ışığından) halk eyledi toprağı
Vücut buldu bu eşyanın menbaı
Sıdkı Baba

Ta ezelden kandildeki nurdayım
Binde bir can eremedi bu sırra
Dermanî

Yedi kat arşta asılı
Kandildeki NUR’a geldim
Pir Sultan Abdal

Kandilde Nur iken sevmişim seni
Güzel pirim sultan pirim şah pirim
Genc Abdal

Hü diyelim gerçeklerin demine
Gerçeklerin demi NUR’dan sayılır
Hatayi

Kandilde balkıyan dostun nurudur
Akıl ermez ona Hakkın sırrıdır
Seyyit Feyzullah

Halk etmeden arş-ı kurşi alemi
Şol yeşil kandilde verdik selamı
Sıdkı Baba

Kandil asılırken Nur-u meskende
Bülbül idim gonca gülünde idim
Yeksanî

Çatılmadan yerin gögün binası,
Muallakta iki nur’a düş oldum
Sıdkı Baba

Kandilin içinde nur olan biziz
Mekân ötesinde sır olan biziz
Devranî

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 04:00   #15
Yazar
H.H.S.
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2016
Mesajlar: 16
Memleket: HATAY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
H.H.S. iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 6
1 Mesajına 1 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Artık herkesin korktuğu şeyi ya da gerçekten bilmediğini yazma zamanı geldi.Aleviler Sünni İslam'ı asla kabul etmezler.Aleviligin gerçek İslam olduğunu savunurlar.Ebu Bekir Ömer ve Osman ı kabul etmez ve lanetlerler.Alevilikte sadece Hz. Ali yi sevmek yetmez.Düşmanlarina da lanet etmek onlardan arınmak gerekir.Size bir olay anlatayım ki daha iyi anlayın.Bu olay Arapçadan direk çevrilmiştir.Arap Alevi tarihinde vardır.Hz. Muhammed ve ekseriyeti yola çıkarlar.Uzun bir yoldur bu.Veda hutbesini gerçekleştirecektir bu yolun sonunda.Gece olur çadır kurup geceyi geçirmek isterler.O gece Cebrail aleyhisselam Hz. Muhammed in çadırına gelir,vahiy getirir Ali yi halife ilan edeceksin diye.Bunu duyan Ayşe hemen babasına koşar ve haberi verir.Ebu Bekir Ömer ve Osman toplanırlar yanlarında daha 6 kişiyle beraber.Komple siyahlara bürünüp Hz. Muhammed in çadırına girip öldürmek için.Çünkü istemezler ki Hz. Ali halife olsun reis olsun başlarına.En başından beri zorla müslüman olan bu tayfa Hz. Muhammed i hiç sevmemistir zaten.Kabile reisi olan Ebu Bekir ve Osman bunu hep içlerinde yaşamış münafıklardı zaten her zaman.Neyse ki melekler o gün Hz. Muhammed i korur.Daha sonra Gadir Hum a yetişirler.Hz. Muhammed konuşma yapar ve su sözleri söyler:Ben kimin mevlasi İsem Ali de onun mevlasidir.Herkesin önünde Ebu Bekir Ömer ve Osman in ellerini üst üste koymasını ister.Daha sonra Hz Ali nin elini alıp onların ellerinin üstüne koyar.Ve bu yemini bozana lanet eder.Hz Muhammed yataktadir ve tekrar tekrar Hz Ali nin halife olmasını ister ve söyler.Cunku Allah tarafından inen vahiydir bu.Omer ise bunu duyup der ki:O ne dediğini bilmiyor hasta.Hz. Muhammed göçer bu dünyadan.Daha cenazesi ortadayken Ebu Bekir Ömer ve Osman toplanır kılıç zoruyla insanları toplayıp Ebu Bekir i halife ilan ederler.Tabi bu sırada Hz. Ali cenaze işleriyle uğraşır.Daha sonra Hz. Ali her zaman hakkının gasp edildiğini söyler ve Hz Muhammed in lanetini hatırlatır.O zaman Hz. Ali taraftarları Alevi Ebu Bekir taraftarları Bekiri olarak adlandırılır.Bekiri ismi ise Muaviye zamanında Sünnilik ismini alır.Şiilik ise 11. İmamdan sonra çıkmış alevilikten ayrılmış bir ayrismadir.Muhammed bin Nusayr a iftiralar düzen Osman bin seid Şiilik mezhebini 3 kişiyle beraber kurup alevilikten tamamen ayrılmışlardır.Mehdi diye söylenilen kişi de 12. İmamdir.Muhammed ibin Hasan el Hücceh.Bebekken gözden kaybolmuştur.Kiyamet zamanında geleceği söylenir.Bu Osman bin seid ve tayfası mehdi kaybolduktan sonra bile onu gorebildiklerini iddia eder.Simdi Aleviliğe gecelim.Aleviler Hz Ali yi ve 11 imamı takip eder.Hz. Muhammed i ve Kur'an i takip eder.Veda hutbesinde size 2 şeyi bırakıyorum bunlardan biri Ehlibeyt diğeri Kur'an dır demiştir.Anadolu alevileri daha sonradan Alevi olmuşlardır.İlk Aleviler Arap alevileridir ki mantıken de öyledir zaten.İlk Aleviler Arap Alevi Nusayri lerdir.Hz. Ali dearapti zaten bunu inkar eden ahmaktir.Kisacasi alevilik baştan beri vardı.

H.H.S. Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 05:11   #16
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kadinli Erkekli,
Sazli Sozlu Semahli,
Lokmali Demli
12 Hizmetli Hicbir Ceme Katilmadim.
Ben Alevi Degilim.

Omrum Boyunca Islam Hurri Cenneti
Seriati ve Ganimeti Icin Kilic Salladim.
Elhamdullullah Muslumanim.
Luften Benim Resmimi ve Adimi,
Kelle Ucuran Kilicimi,
Kendi Inanciniza ve Gunahlariniza
Alet Etmeyin.

Ben Namazinda Niyazinda.
Cennet Hevesinde,
Cehennem Korkusu Olan Biriyim.
Kuran dan ve Islamdan baska Gercek gormedim,
GERCEGIN DEMINE HUUUUU Hic Demedim.

ENEL-HAQ Cumlesi Bana Tamamen Ters.
Diyenlerin`de Kellesini Ucurdum.
ISIK VE ATESTEN HEP KORKTUM.
Mürşid-i Kamil Nedir
Ne Anlama Gelir Hic Bilmem.

Yol Erkan Nedir Anlamam.
Elime, Belime ve Dilime Hic Sahip Olmadim.
Cennete Gitmek Icin Yapmadigim Halt Kalmadi.
HIZIR ELI, VE HIZIR OLI BEN DEGILIM, OLAMAMDA.

Kardes Oldugum (Sizde Ikrardir) Kisinin Kizini Aldim.
Cok Evlilik Yaptim.
Halifelik Icin Nice Insan Oldurdum.
Oldurdugum Insanlarin Yakinlari Tarafindan Olduruldum...

Sizin Yolunuz Sevgi ve Insanlik Yoludur,
Benim Yolum Islam ve Allahin Yoludur.
Sizin Yolunuz Haktan, Haklidan, Dogrudan ve Guzelden Yanadir.
Benim Yolum Insanligin Kabul Etmedigi Cennete Gitmek Ugruna Vahsiliktir

Islam Halifesi Imam (Arap) Ali

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 05:18   #17
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kainatın aynasıyım

Madem ki ben bir insanım

Hakkın varlık deryasıyım

Madem ki ben bir insanım



İnsan hakta hak insanda

Arıyorsan bak insanda

Hiç eksiklik yok insanda

Madem ki ben bir insanım

İlim bende kelam bende

Nice nice alem bende

Yazar levhi kalem bende

Madem ki ben bir insanım



Bunca temmenni dilekler

Vız gelir çarkı felekler

Bana eğilsin melekler

Madem ki ben bir insanım



Tevrat’ı yazabilirim

İncil’i dizebilirim

Kuran’ı sezebilirim

Madem ki ben bir insanım



Enel Hak’ım ismim ile

Hakka erdim cismim ile

Benziyorum resmim ile

Madem ki ben bir insanım



Daimi’yim harap benim

Ayaklarda turap benim

Aşıklara şarap benim

Madem ki ben bir insanım

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 05:21   #18
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hakk’tan bize name geldi

Pirim sana beyan olsun

Şah ’tan bize name geldi

Reyber sana haber olsun

Hak canına eder nazar

Dört kapıdan insan süzer

Zahit gelmiş Cemi bozar

Gözcü sana haber olsun

Zakirin zikri saz ile

Nefes okur avaz ile

Canlar cana niyaz ile

Zakirlere haber olsun.

Talibi çektiler meydana

Yusufu sürdüler zindana

Hizmet verildi Selman’a

Süpürgeciye haber olsun

Hak canana nazar eyler

Hakkın kelamını söyler

Talib canlar mürvet diler

Peyik sana haber olsun

Talib yolu yakın ister

Yolsuzlar da sakın ister

Delil yanmaz yağın ister

Çerağcıya haber olsun

Bu yola giden nacidir

Can ile Canan bacıdır

Cem kilidi kaplcldlr

Kapıcıya haber olsun

Gel gidelim hakikata

Kulak verelim bu yola.

Canlar girdi itikata

Tezekkara haber olsun

Bu yola giden hasların hası

Talibler giyer Hak libası

Saki doldur ver engür tası

Sakka’lara haber olsun

Gel varalım bu divana

Niyaz edelim Erkäna

Gulbang verildi lokmaya

Lokmacıya haber olsun

Şah Hatayım var olalı

Taliblere yar olalı

Hakk’tan bize yol kalalı

iznikciye haber olsun.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 12:31   #19
Yazar
H.H.S.
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2016
Mesajlar: 16
Memleket: HATAY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
H.H.S. iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 6
1 Mesajına 1 Kere Teşekkür Edildi
Arrow

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kadinli Erkekli,
Sazli Sozlu Semahli,
Lokmali Demli
12 Hizmetli Hicbir Ceme Katilmadim.
Ben Alevi Degilim.

Omrum Boyunca Islam Hurri Cenneti
Seriati ve Ganimeti Icin Kilic Salladim.
Elhamdullullah Muslumanim.
Luften Benim Resmimi ve Adimi,
Kelle Ucuran Kilicimi,
Kendi Inanciniza ve Gunahlariniza
Alet Etmeyin.

Ben Namazinda Niyazinda.
Cennet Hevesinde,
Cehennem Korkusu Olan Biriyim.
Kuran dan ve Islamdan baska Gercek gormedim,
GERCEGIN DEMINE HUUUUU Hic Demedim.

ENEL-HAQ Cumlesi Bana Tamamen Ters.
Diyenlerin`de Kellesini Ucurdum.
ISIK VE ATESTEN HEP KORKTUM.
Mürşid-i Kamil Nedir
Ne Anlama Gelir Hic Bilmem.

Yol Erkan Nedir Anlamam.
Elime, Belime ve Dilime Hic Sahip Olmadim.
Cennete Gitmek Icin Yapmadigim Halt Kalmadi.
HIZIR ELI, VE HIZIR OLI BEN DEGILIM, OLAMAMDA.

Kardes Oldugum (Sizde Ikrardir) Kisinin Kizini Aldim.
Cok Evlilik Yaptim.
Halifelik Icin Nice Insan Oldurdum.
Oldurdugum Insanlarin Yakinlari Tarafindan Olduruldum...

Sizin Yolunuz Sevgi ve Insanlik Yoludur,
Benim Yolum Islam ve Allahin Yoludur.
Sizin Yolunuz Haktan, Haklidan, Dogrudan ve Guzelden Yanadir.
Benim Yolum Insanligin Kabul Etmedigi Cennete Gitmek Ugruna Vahsiliktir

Islam Halifesi Imam (Arap) Ali
Hz. Ali yi sadece zahiri anlamak yetmez batıni de öğrenmek gerekir.Zaten Anadolu aleviliginin eksiği ya budur ya da aralarında bilmeyen çoktur.Hz. Ali yi hakikatiyle tanımayıp ona itiraf atanların vay haline.Kilic zoruyla kelle kesmeyle demişsin Zülfikar i anlamayanin vay haline.Cem demişsin Ali de yoktu zaten,Aleviler namaz da kılar Anadolu Alevileri kılmaz.Ama sanmayin ki bu Sünni namazidir,cahilliiniz sadece beni güldürür çünkü ilk Aleviler Araptir ve Hz. Ali ye gönülden bağlıdırlar.Sonradan bu ismi almamislardir yani.Enel HAK! Lafı Hz. Ali ye aittir zaten evirip cevirmeyin.Nur olanın nefsi var mıdır ki evliliklerinin manası nefsi olsun.Bunlari anlamayacak kadar korlesmistir kalbiniz.Cunku Hz. Ali gerçeğini sizden sakladi.Sunniler ve devsirilmis Alevilerden bahsediyorum.

H.H.S. Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.02.2019, 12:33   #20
Yazar
H.H.S.
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2016
Mesajlar: 16
Memleket: HATAY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
H.H.S. iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 6
1 Mesajına 1 Kere Teşekkür Edildi
Standart

Ali'siz Alevilik devletin bir oyunudur.Bu oyunun başrolü ve içinde oynayanlara bin lanet olsun.

H.H.S. Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:32.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica