Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > İnsanları Tanıyalım > Çeşitli Dallarda İnsanlar

Çeşitli Dallarda İnsanlar Herhangi bir bölüme uygun görmediğiniz biyografiler.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 10.09.2006, 00:31   #1
Yazar
Ceyhun
Yollarda
 
Ceyhun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Tournaments Won: 1

Üyelik tarihi: 21.02.2006
Bulunduğu yer: Istanbul
Yaş: 36
Mesajlar: 6.751
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 50
İtibar Puanı: 1607
Ceyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyor

Ettiği Teşekkür: 2.035
2.262 Mesajına 7.329 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Yılmaz Güney Araştırması - Türkülerin Sesi

Oyuncuların değil, bir yönetmenin kitlelerce benimsenmesi belki de Türk sinema tarihinde bir ilki oluşturur. Yılmaz Güney. Sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör. Günümüz yönetmenlerinin birçoğunun sinema anlayışına yön veren Yılmaz Güney, Türk sinemasında bir dönüm noktası oluşturmuş, zamanın siyasi çalkantıları sırasında pek çok kez soruşturma geçirmiş ve hapse düşmüş ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam etmiştir.
Soyadı Pütün olan Yılmaz Güney, 1 Nisan 1937’de Adana’nın Yenice köyünde doğdu, 9 Eylül 1984’te Paris’te öldü. Bir işçi ailesinin yedi çocuğundan biriydi. İlk ve ortaöğrenimini Adana’da tamamladı. Öğrenimi sırasında ailesinin maddi zorlukları yüzünden pamuk işçiliğinden, gazoz ve simit satmaya kadar birçok işte çalışmak zorunda kaldı. Ardından Kemal Film ve And Film şirketlerinin bölge temsilciklerinde çalıştı. Aynı zamanda öyküler yazıyor, edebi birikimini artıyordu. Ankara Hukuk Fakültesi’nde okurken yönetmen Atıf Yılmaz ile tanışması da mesleğinde ilerlemesi açısından önemli bir basamağı oluşturur. Atıf Yılmaz’ın desteğiyle sinema çalışmalarına da başlar.
KENDİ AĞZINDAN YAŞAM ÖYKÜSÜ
Bir sanatçı olarak "Yılmaz Güney" diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütün'dür.

Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve başeğmez
anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz çekirdeği demektir.

1937 yılında, Türkiye'de, bir güney şehri olan Adana'nın Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı,
topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim. Annem dindardı ve okuma yazma bilmezdi.

Hâlâ sağ... Babam ise okuma yazmayı askerde öğrenmişti. Annem gibi o da hiç okula gitmemişti. 1976'da ben Kayseri Cezaevi'ndeyken öldü. Mezarını göremedim... Dokuz yaşımdan bu yana hayatımı çalışarak kazandım. İlk işim dana gütmekti.

Liseyi Adana'da bitirdim. O yıllar Doruk adında bir sanat dergisi çıkardım. Sanata
meraklıydım ve hikayeler yazıyordum.

1955'te bir hikayemden ötürü takibata uğradım. Hakkımda dava açıldı.

1957 yılında İstanbul'a, İktisat Fakültesi'nde öğrenim görme hayalleriyle geldim. Fakat
devam edemedim. 1955'ten beri süren takibat ve mahkeme sonuçlanmıştı ve ben başlangıçta yedi buçuk yıl ağır hapis ve iki buçuk yıl sürgün cezasına çarptırıldım. Daha sonra temyiz mahkemesi kararı bozdu, yeniden görülen mahkeme sonucu cezam bir buçuk yıl ağır hapis ve altı ay sürgün cezasına çevrildi. Öğrenimim yarım kalmıştı. Önümdeki tek yol, kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığı ile eğitmekti.

Öyle yaptım...

Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, toplumsal baskılar,
kahpelikler, yiğitler... Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık...

Öğretmenlerimden biri zor'dur...

1961 Mayısı'nda cezaeviyle tanıştım. 1962 Aralığı'nda cezam bitti. Muhafazakarlığıyla ünlü
Konya şehrine sürgüne gönderildim. Konya sınırlarından çıkamazdım. Her akşam polise imza
vermeliydim. En çok imzayı polis defterine attım. 180 defa...

1968'de askere gittim. 1970 Nisan'ında döndüm.

Hayatımdan çalınan iki yıl...

1971 Mayıs'ında on binlerce aydın, sanatçı, yazar gibi ben de gözaltına alındım. Hakkımda
hiçbir delil yoktu. Sadece kuşku. Bir hafta gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldım; resmi olmayan bir emirle, sözlü bir emirle ve tehditle Nevşehir'e üç aylığına yine sürgün edildim. Bu kez polise imzaya
itmiyordum, polis beni dıştan kolluyordu.

1972'de, Mart'ın 16'sında, devrimcilere yardım gerekçesiyle tutuklandım. Mahkeme sonucu 10
yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldım. Ecevit hükümetinin 1974 genel affıyla
serbest bırakıldım. Bugün ise Ecevit cezaevindedir.

1974 Eylül'ünde, bir cinayet olayına adım karıştı ve 19 yıla mahkum edildim.

Cezaevindeyken Güney adlı bir kültür-sanat dergisi çıkardım. Onüç sayı sonra sıkıyönetimin
yeniden gelmesi üzerine, dergimiz kapatıldı ve hakkımda yazılarımdan ötürü on ayrı dava açıldı. Suçum, komünizm propagandası yapmak, milli duyguları zayıflatmak, halkı suç işlemeye
teşvik etmek, suç sayılan fiileri övmek ve devletin içte ve dışta itibarını sarsmak...

İstenen ceza toplamı yaklaşık 100 yıl...

1981 Ekim'inde, izinli çıktığım Isparta yarı-açık cezaevine dönmedim. Sonra da yurt dışına
çıktım.

1981 Ekim'ine kadar, yaklaşık oniki yılımı çeşitli cezaevlerinde geçirdim. Bu oniki yıl
içinde, ikisi yarı-açık olmak üzere onbeş cezaevi tanıdım. Ülkemden ayrıldıktan sonra ilk aylarda üç davanın sonuçlandığını, sonuçta, toplam 20 yıl
ağır hapis, 7 yıla yakın da sürgün cezası aldığımı öğrendim...

Öbür davalarım devam etmekte;
ancak henüz hangileri sonuçlandı, ne kadar daha ceza aldım, bilmiyorum...

1959 yılında Atıf Yılmaz tarafından çekilen Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryolarını yazar ve aynı zamanda oyuncu olarak katkıda bulunur. Karacaoğlan’ın Karasevdası’nda da yönetmen yardımcılığına kadar yükselir. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.
“Çirkin Kral”
Yeni bir süreç başlıyordu... “Çirkin Kral”lık süreci. Atıf Yılmaz ile çalışmaları onun ‘krallığı’nın temellerini oluşturacak ve sürecin sonunda bu kavruk halk adamı, haklı bir ün
elde edecekti.

Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinde senaryo yazarı ve oyuncu olarak da katkıda bulundu. Karacaoğlan’ın Karasevdası’nda da yönetmen yardımcılığına kadar yükseldi ve böylece ilk kamera arkası görevlerini aldı; senaryocu, oyuncu ve yönetmen yardımcısı olarak çalıştı.

Oyuncu ve senaryocu olarak hızla sivrildi. Dönemin siyasal öğrenci hareketlerinin içinde yeraldı; hem sol ile temasını artırdı hem de sinemayla ilişkisi daha üretken bir zemine doğru yol aldı. Bu dönemde senarist Vedat Türkali, yönetmen Atıf Yılmaz ve asistanı Yılmaz Güney diğer öğrencilerle olayları filme çekmenin yollarını araştırmışlardı. Bu arada Yeni Ufuklar ve On Üç dergilerinde de öyküler yazdı. On Üç adlı dergide 1956 yılında yayınlanan Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1961 yılında hapse mahkum edildi ve film setinden alınıp götürüldü.
Belki inanılmaz gelebilir ama, ceza almasına neden olan öyküdeki şu paragraftı: "İğrenerek baktı -iyice iğrenememişti-. Yüzü daha bir buruştu. Yapmacıklı bir sinirle ‘Siz böylesiniz işte’ dedi. ‘En iyiniz bile böyle. Kendi çıkarlarınız için neler yapmazsınız. İşçiymiş. Basit bir işçiymiş’ -seyircilerin durumlarını da görmek istiyordu- ‘ben bir işçiyim. Beni basit görmezsin değil mi? İşine yararım. Keyfini getiririm; doğru değil mi söylediklerim?’ -söyledikleri doğruydu. Birinci şahıs doğru demiyordu-. ‘Ah domuzlar sizi. Bir gün hepinizin topunuzu attıracaklar ya; dur bakalım ne zaman.’"

Öğrenimi yarıda kalmıştı. Birbuçuk yıl cezaevinde kaldı; Aralık 1962’de hapis cezası sona erdi ve 6 aylık Konya Sürgünü’ne gitti. Boynu Bükük Öldüler adlı romanı bu dönemin ürünüdür. Güney, cezaevi günlerini hep biriktirme, yeni projeler için yoğunlaşma ve siyasal bilincini olgunlaştırma yönünde değerlendirdi. İlk kez hapse giren Güney, hayatının muhakemesini yaptı, kendini yeniledi ve düşünsel yapısını geliştirdi. Kendisine bir misyon biçti, bunu nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yaptı.

1963 yılında yeniden sinemaya dönerek, küçük şirketlerin aceleye getirilmiş, sıradan serüven filmlerinde rol aldı. Zaman zaman bu filmlerin senaryo yazımından çekimine kadar tüm aşamalarına katıldı. Kabadayılık ve kavganın ağırlıkta olduğu bu filmlerde canlandırdığı ezilen, itilen, ama yazgısını kabul etmeyen; baskı ve kötülüğe karşı tek başına direnip mücadele eden ''Dürüst Anadolu Çocuğu'' tipiyle büyük ün kazandı. Özellikle, bu tiplerle kolayca özdeşleşen Anadolu izleyicisi tarafından çok tutuldu ve aranan bir aktör olarak kendini kabul ettirdi. Ancak bu dönemin filmleri genellikle Yeşilçam kalıpları içinden çıkamadı.

Çirkin Kral adı ve miti bu dönemin eseridir. 1964'te rol aldığı 10 Korkusuz Adam filminde
hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırdı. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde, Yılmaz Güney'in göründüğü sahnelerde sinema salonları inlemişti. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başladı ve senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev aldı. Bu dönemde öyküsünü kendisinin yazdığı ve Lütfi Akad’ın yönettiği Hudutların Kanunu adlı filmdeki doğal ve abartısız oyunculuğu gerçeklikten son derece uzak Yeşilçam Sineması’nda da bir farklılaşmanın başladığının göstergesidir.

Gerçek anlamda ilk kez 1967’de yönetmen koltuğuna oturan Yılmaz Güney, 1968 yılında önemli sayılabilecek ilk filmi Seyyit Han’ı çekti. Doğu topraklarındaki bir sevda öyküsünü anlatan bu film, üslubu açısından olumlu tepkiler aldı. Hemen ardından Aç Kurtlar ve Bir Çirkin Adam’ı çekti. Hudutların Kanunu ve Toprağın Gelini ile başlayan Seyyit Han ile işaretini veren bu süreçten çıkışın en anlamlı meyvesi ise sinemamızın en önemli yapıtlarından biri olan Umut oldu.
1968'de askere gitti ve 1970 Nisan’ında döndü; film çalışmalarına başladı. Umut’u çekmeye aşladı. Umut, eski faytonu, gücü dermanı kalmamış atıyla kalabalık nüfuslu ailesini geçindirmeye çalışan, ağır yaşam koşullarının zorlamasıyla giderek çıkmaza giren, bir trafik kazasında atını kaybettikten sonra önce faytonunu, başarısız bir soygun denemesinin ardından da elinde neyi varsa satan, sonra da define aramaya koyulan Cabbar’ın öyküsünü anlatıyordu.
Güney’in kendi yaşamından da izler taşıyan bu film, öykünün durduğu yer ve anlatımının gerçekçiliği bakımından çizgisini hemen belli etti. “Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır.”
Çektiği "Umut", Yılmaz Güney sinemasında "bir dönemi kapayıp yepyeni bir dönem açarken" aynı zamanda Türk sinema tarihinin de baş yapıtları arasında yer aldı.
Bilinçli bir şekilde toplumsal sorunlarla uğraşmaya başladığı oranda sansürle de başı ağrımaya başlamıştı.
Sansür kurulu tarafından yasaklanması ertesinde Danıştay kararınca gösterime giren Umut, burada olduğu kadar, yurtdışında da ilgiyle karşılandı. Umut, çıkışı olmayan mutsuz çabaları gerçekçi bir biçimde betimledi. Bu filmi ile Antalya Film Festivali’nde en iyi oyuncu ödülünü (Altın Portakal); Adana Film Festivali’nde en iyi oyuncu ve en iyi film ödüllerini (Altın Koza) aldı. Tabiri caizse, Türk Sineması’nda yer yerinden oynadı.

Umut, Yılmaz
Güney'in başyapıtlarından biridir. Ayıca Türkiye'de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, Acı, Ağıt, Baba, Arkadaş ve Endişe takip etti. 1971 yılında üç filminin birden (Ağıt, Acı ve Umutsuzlar) Adana Altın Koza Film Şenliği’nde dereceye girmesi, böyle bir şeyin ilk olması bakımından ilgi çekicidir.

Türkiye'nin 12 Mart askeri darbesini yaşadığı 1972 yılında siyasal olaylara karıştığı gerekçesiyle (Mahir Çayan ve arkadaşlarına yardım ettiği için) tutuklandı. Ancak bu kez, dünyada tanınmış bir sinemacı olarak büyük bir desteği arkasına aldı. Boynu Bükükler adlı romanını yeniden yazıp Boynu Bükük Öldüler adıyla yayımladı. Kitap, 1972 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazandı.
iki yılı aşan bir tutukluluk döneminin ardından 1974'te, gene büyük bir ilgiyle karşılanan"Arkadaş"ı çekti.
Siyasal bilincinin gelişiminin sonuçlarını tutukluk döneminin bitmesi sonrasında çekmeye başladığı, bir başyapıt sayılan Arkadaş filminde ortaya koydu. Birbirinden uzak düşen iki üniversite öğrencisinin, aralarındaki toplumsal uçurumların farkına varmaları ve ilişkilerinin giderek zayıflamasının anlatıldığı film, ülkemizdeki ‘kültür şoku’nun da bir belgesi gibidir. Büyük ilgi gören ve tartışılan bu film Çirkin Kral'ın kendisiyle olduğu kadar Çirkin Kralcılarla da hesaplaşması anlamına geliyordu
ARKADAŞ
Olmasın o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelip ayrılsak da
Seninle arkadaş
Bir kıvılcım düşer önce
Büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş
Yanmışsın arkadaş
Dolduramaz boşluğunu
Ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak
Duygudur arkadaş
Ortak olmak her sevince
Her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu
Beraberce el ele
Olmayacak o ta içten
Gülen gözlerde yaş
Bir gün gelir ayrılsak da
Seninle arkadaş

Bu filmiyle Yılmaz Güney, Sınıfsız bir dünyanın gerçekleşmesi yönünde tarafını belirlemiştir: “...kendimi anlatmalıyım. İki yılı aşkın cezaevi günlerinde, düşüncelerim tek bir noktada toplanmıştır: Demokratik Halk Devrimi. Başta işçi sınıfı ve köylülük olmak üzere, tüm emekçi kitleleri, aydınları, sanatçıları, küçük iş ve mülk sahiplerini ekonomik toplumsal ve siyasi kölelikten kurtuluşa götürecek Bağımsız Demokratik Yeni Türkiye'yi kuracak ve sosyalizme götürecek Demokratik Halk Devrimi’nin gerçekleştirilmesi ve devrim sürecinde birey olarak bana düşen görevlerin berraklaştırılması temel düşüncem olmuştur. İşte ben, bu hayati görevlerin üstesinden gelebilmek, eksikliklerimi giderebilmek umuduyla inançlı bir çalışmaya verdim kendimi. Atacağım her adım emeğin nihayi kurtuluşu fikrine, yani sınıfların kendini ortadan kaldıracağı, devletin kendisini tüketeceği, söndüreceği bir dünya fikrine hizmet etmeliydi. Kurtuluşun önümüzdeki aşaması olarakta Demokratik Halk Devrimi fikrine ve mücadelelerine hizmet etmeliydi. Bu amaçla sinema alanında, iki yılda altı film yapmayı planlamıştım. 'Arkadaş' bu düşüncenin ilk ürünüdür...” (25 Haziran 1976)
Aynı yıl (13 Eylül 1974) Adana'da (Adana-Yumurtalık) "Endişe" filmini çekerken, karıştığı bir olay sırasında, bir yargıcı vurarak öldürmesi üzerine 19 yıl hapis cezasına mahkûm olur.
Bu mahkumiyet döneminde, onun siyasal çizgisini yansıtan ve siyasi kararlılığının somut göstergesi olan Güney adlı bir kültür-sanat dergisi çıkardı. Onüç sayı yayımlanan dergi, sıkıyönetim ilanından sonra kapatıldı; yazdıklarından ötürü hakkında on ayrı dava açıldı.
Cezaevindeyken sinemayla olan ilişkisini, ince ayrıntılarına kadar yazıp oluşturduğu senaryolarla sürdürdü. Bunlardan, Zeki Ökten tarafından yönetilen "Sürü" (1979), yurt içinde ve dışında çok sayıda ödül kazandı. Sürecin tümünü yöneten kişinin "içeride" olduğu bu filmlerde yapım sürecinin kollektivizasyonu ve filmler için yapılan araştırmalar, okuma ve tartışmalar yeni bir anlayışı geliştirdi. Endişe, İzin, Bir Gün Mutlaka, Düşman, Sürü ve Yol filmleri bu dönemin ürünü oldu. Ardından 1981 yılında Şerif Gören’in yönetmenliğinde Yol çekildi. Aynı yıl, Hapiste sürdürdüğü mücadelesi ve yazdığı yazılar nedeniyle hakkındaki cezalar 100 yıllık bir üreyi bulduğunda, (cezaevinde 7 yıl 1 ay yattıktan sonra) Isparta Cezaevi’nden kaçarak Fransa'ya (Paris) iltica etti.
Kurgusunu yeniden gerçekleştirdiği ''Yol'', 1982 Cannes Film Şenliği Büyük Ödülü'nü Costa Gavras'ın ''Missing'' (Kayıp) adlı filmiyle paylaştı.

Film, geniş alana yayılan bir tartışma yarattı; siyasi olanlarını bir yana bırakırsak, genelde film üzerine değil de filmin “sahibi” üzerine yoğunlaştı: film, Yılmaz Güney'e mi yoksa Şerif Gören'e mi aitti? Halbuki filmin aldığı ödülleri, yasaklanışı, yaratıcısının aslında kim olduğu tartışmaları bir kenara bırakılabilse karşımızda sinema diliyle, senaryosuyla, çizdiği Türkiye ile Türk sinemasının birkaç kilometre taşından birinin durduğunu görecektik. Yol, yarı açık cezaevinden bir haftalığına izne çıkmış beş mahkumun yol hikayesini anlatır. Birbirinden bağımsız gelişen bu beş ayrı hikayede mahkumların geçtiği yolların iç içe anlatılması dönemin Türkiye'sinin baskısının, sıkışmışlığının resmini çizerken siyasal yapının yanında toplumsal yapının da eleştirisini yapar.

Karakterler evlerine dönüşte geleneklerle kişisel özgürlükler arasındaki amansız çelişkinin arasında sıkışmış bulur kendini. Her karakter kendi çözümünü bulmaya çalışır. Mahkumlar hapishane gibi kurumsal bir yasaklayıcının dışına çıktıklarında da yaşadıkları toplumun yasaklayıcılarıyla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. yol, izleyeninde bir yol yrımındaymış hissi yaratır ve abandone eder. “...film (Yol) boyunca seyircilerin karanlıkta kuşkusuz görülmeyen yüzleri, film bitip ışıklar yandığında ifadesiz, bembeyaz, ya da kızarmış iseler, bunu beyindeki kalıcı bir etkiye yormak gerekir. Ben de dahil, yanımızdakilere tek söz edemeyecek halde çıkışa yönelmemiz... lâfı değiştirmek ve gündelik hayata yeniden dönme zorunluluğu... bu zorunluluğun her an darmadağın oluşu –çünkü Yol'un gösterdiği dünya tam da bizim dünyamız olmayı sürdürüyor... Film boyunca herkes trans halindeydi ve bu trans hali filmin ta kendisiydi– yerler ve topraklar, trenler ve hapishane, otobüsler ve kentler...” (Baker).
"Düşünmeden hiçbir insanın herhangi birşey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum." Yılmaz Güney
Yurda dönme çağrısına uymayınca 1983'te vatandaşlıktan çıkartıldı. Aynı yıl Fransa'da ''Le mur'' (Duvar) adlı son filmini çekti.
Bir sonraki yıl, 9 Eylül 1984'te yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak, düşlerindeki sayısız projesiyle birlikte aramızdan ayrıldı.
Sürgün: Yaşamın Ağlama “Duvar”ı
Bana kendi dilinde bir şarkı söyle
Kimin adına olursa olsun
Yeter ki çığlığın senin olsun
Belki anlamam dediğini ama, kendi dilinde olsun (...)

Ayşe Emel Mesçi’nin bestelediği bu şiirinde olduğu gibi, kendi dilinde son bir film çekti. Ankara Merkez Kapalı Cezaevi sübyan koğuşu isyanı sonrasında yazılan Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz adlı bir roman ve daha sonra Duvar olarak değiştirilen Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun adlı bir film kalıyor ondan son olarak. 1981 yılında Türkiye’den kaçarak sığındığı Fransa’da, yaşamından geriye kalan üç yıllık kısa zaman diliminde yaptığı işlerden biriydi Duvar filmini çekmek.
Sonunda, kahramanları ile hapishanenin adeta özdeşleştiği Güney filmlerinin son ve en belirgin örneğini veriyordu. “Bu filmde anlatılanlar, yaşanmış olayların yeniden harmanlanmasıdır. Onlar, kan, ateş ve gözyaşı içinde, duvarların karanlığında ışığı ve suyu aramışlardı... Bu filmi onlara, el yordamı ile ışığı ve suyu arayan küçük arkadaşlarıma adıyorum.”
“Bu film, onun uzun yıllar boyu etiyle kemiğiyle yaşadığı bir tanıklıktı. Acılarına ortak olduğu ülkesinin en bahtsız insanlarına karşı, ancak Yılmaz Güney gibi insanların duyabileceği bir vefa borcunun kısmen de olsa ödenmesi idi... DUVAR Yılmaz’ın, duvarlarından kurtulmuş Türkiye idealinin mesajını da içeriyordu.” (Fatoş GÜNEY)
Kadınlar Koğuşu, Erkekler Koğuşu.. adli ve siyasi tutuklular.. ve çocuklar.. Sübyan Koğuşu (Dördüncü Koğuş); hapishanenin köleleri, çocuklarının sefaleti.. koğuşun kırık camları, hırsızları, katilleri, terk edilmiş çocukları.. “kullanılan” çocuklar...
Ay... İncecik kavun dilimi gibi ay.. Derler ki, yeni ayı ilk gördüğünde dua eder ve dilek tutarsan, yerine gelirmiş. Umut, özlem... bütün çocukların elleri duaya açılır:
- “Allah’ım beni daha iyi bir hapishaneye yolla.”
- “Beni de Allah’ım.”

Dayanamıyorlar, tükenmişler: Temizlik, mutfak işleri, kömür ve çöp taşıma.. getir-götür, kaldır-indir.. kısacası cezaevinin tüm pis işleri onların üzerindedir.. üstüne de şiddet, ayak ve baskılar... onlar, cezaevinin köleleri. Ama umut tükenmez.. umut: Başka bir cezaevine gidebilmek!
Duvar’ın çekim öyküsünü Yılmaz Güney şöyle anlatıyor: “Arkadaş filminden beri tamamen benim yaptığım ilk film bu. Kelimenin dar anlamıyla politik bir film yapmak istiyordum; propaganda yapmak, sloganlar haykırmak istemiyordum. İstediğim; konunun günümüz Türkiye’si olması ve orada kalmasıydı. 1980 darbesinden beri 40 kadar ölüm cezası infaz edildi, binlerce kişi halen hapiste; o halde hapishaneyi anlatmak bir yerde Türkiye’yi anlatmak demekti, filme Türkiye’yi koymak demekti.”



___________________İMZA___________________



Suya düşen bir karanfilse yüreğin
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm
vursun seni o taştan bu taşa
o çağlayandan bu çağlayana...
Ceyhun Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Ceyhun Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
yasamangel (09.09.2007)
Alt 10.09.2006, 00:32   #2
Yazar
Ceyhun
Yollarda
 
Ceyhun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Tournaments Won: 1

Üyelik tarihi: 21.02.2006
Bulunduğu yer: Istanbul
Yaş: 36
Mesajlar: 6.751
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 50
İtibar Puanı: 1607
Ceyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorCeyhun ışıl ışıl bir geleceğe gidiyor

Ettiği Teşekkür: 2.035
2.262 Mesajına 7.329 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Güney, filmde olayları dolaylı olarak anlatma yolunu seçmişti.
Hapishane gerçeğine onların gözüyle bakabilmek için filmin can alıcı noktasına başta çocuklar olmak üzere yetişkinleri de koymuş; filmin salt bir propaganda aracı olarak değerlendirilmemesi için sanatsal bir anlatım arayışına gitmişti.
Güney, Senaryo yazmayı hapishanede öğrendiğini söylüyordu. Duvar’da önceki filmlerindeki, hikayeyi zaman sırasına göre çekme metodu ile, herşeyin önceden inceden inceye planlandığı senaryolar metodunun karışımını kullanmış. Çok ayrıntılı, oldukça iyi planlanmış bir senaryoya sahip olmakla beraber, bu senaryonun esiri olmamaya çalışarak, çekimler sırasında değişikliklere gitmiş. Özetle, “Duvar”, miksaj aşamasına kadar kendi hayatını yaşamış. Oyuncu ya da yönetmen olarak birçok filmde hapishane hep “kötü yazgı”nın, “kıstırılmış olmanın” ya ilk ya da son durağıydı. Gerçek yaşamında olduğu gibi filmlerinde de hapishaneyle içiçe oldu, bu kapalı mekanları kahramanların neredeyse vazgeçilmez mekanı haline getirdi. Prangasız Mahkumlar’da aftan yararlanan bir mahkum, İkisi de Cesurdu’da cinayet suçundan yattığı hapishaneden yeni çıkan bir kişiydi. Zımba Gibi Delikanlı’da çaresizlikten veznedarı soyup, istemeyerek de olsa adam öldürünce hapsi boyladı.
Zavallılar’da hapishane işsiz, güçsüz ve çaresiz insanlar için bir sığınak, karınlarını oyuracak bir başka mekan oldu. Baba filminde ise kahramanımız ailesini geçindirmek umuduyla şlemediği bir suçu üstlenerek gitti mapushaneye. Son filmi Duvar’da da hapishaneyi öne çıkararak yaşanılan, yaşanmak zorunda kalınan bir yer olarak filmin ana konusu yaptı.
Fransa’da 1984’te çektiği Duvar’dan sonra aynı yılın 9 Eylül’ünde henüz 47 yaşını sürerken, Paris’te kansere yenik düştü. Duvar filminden sonra 9 Eylül 1984'te hayata gözlerini kapadı.
“Hayatı kendim için yaşamıyorum ve korkmuyorum hiç birşeyden. Başıma gelecekleri de biliyorum. Herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü...”
Halk ve Aydın, Ana ve Oğul Gibidir
“Yılmaz Güney, senaryosundan kurgusuna kadar sinemada yetkin olmayı beceren ender
yönetmenlerden biridir. Sürekli farklılık arayışı içinde olması, yapıtlarındaki şiirsellik ve zengin görsellik onu ayrıcalıklı kılan yanlarıdır. Lütfi Akad’ın özgün bir anlayış getirdiği Türk sineması Yılmaz Güney’in filmleriyle yeni bir aşama kaydetmiştir. Detay zenginliğine sahip, realist, olanakları en uygun biçimde kullanan ve toplumsal olayları özümseyen filmlerdir bunlar. Yılmaz Güney sineması ‘sinemacılar kuşağı’ olarak bilinen genç kuşak yönetmenleri de yönlendirmeyi başarmıştır. Onunla başlayan ve ‘Yeni Sinema’ olarak adlandırılan bu dönemde Türk sineması dünyaya açılma olanağı bulmuş, onu takip eden genç yönetmenler yurtdışında kayda değer başarılar elde etmişlerdir. Yapıtlarıyla gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok ödül kazanan Yılmaz Güney, sanatın diğer dallarında verdiği eserleriyle de pek çok kitlenin gönlünde önemli bir yere sahiptir.” (Semen)

Onat KUTLAR, “Yılmaz Güney ve Sinemamız” adlı çalışmasında, Güney Sinemasının özelliklerini ve sinemamıza getirdiği yenilikleri sınıflamıştır:

Birinci Özellik: “(...) Yılmaz Güney,
Türk Sineması'nda yanlızca yöntem olarak değil, aktör olarak da, kendisinden sonra gelenlere önemli bir örnek oluşturdu. (...) Bu anlamda öncülük, Yılmaz Güney'in sinema sanatımızdaki yerini konumlarken kullanabileceğimiz en geçerli sözcüktür.”

İkinci özellik, Umut ile getirdiği yeniliktir: “(...) Umut, hem senaryosu ve oyuncularının olağanüstü başarısıyla, ülkemizin gerçeklerini, kırsal kesimin sert ama insancıl atmosferini güçlü bir biçimde dile getirmiştir, tüm Türk ve yabancı seyirciler için inandırıcı olmuştur."
Üçüncü özellik, “bir tür popüler içtenlik, tutarlılıktır.”
Dördüncü özellik, “Sahip olduğu tematik duyarlılığa ve öze uygun sinema dili” dir. “(...) Yılmaz Güney'in altı çizilmesi ve incelenmesi gereken bir başka konu, feodal ahlaki değerlerle sürekli bir hesaplaşmadır. Bu hesaplaşmanın serinkanlı bir eleştiriden çok "trajik bir boy ölçüşme" olduğunu söylemeliyim, Yerleşik ahlak değerleri, töreler öylesine aşılmazdır ki, tüm insani acılara rağmen kurtuluş yolu bulunamaz. Bu nedenle Yılmaz Güney'in birçok filminin yapısı melodram olmaktan kurtulur, tragedya'ya dönüşür. Yılmaz Güney, hem yazar oluşundan gelen beğeni düzeyi, birikimi ile, bir de adeta sezgisel sinemacı yeteneği ile yönettiği her filmde, filmlik atmosferi orijinal bir biçimde yakalamayı bilmiştir. (...)
Başta Umut olmak üzere Türk Sineması'nın son otuz yılda gerçekleştirdiği en önemli filmleri yapmış(tır), yapıtları toplu gösterilerle dünyanın dört köşesinde sürekli gösterilmektedir... Paris'te ünlü Chailot Sarayı'ndaki Sinema Müzesi'nin giriş kapısını fotograflarıyla süsle(mektedir)...” (a.b.ç)
“Mazlum yiğitlik, erkeksi sevecenlik, utangaç atılganlık, kurnaz saflık, gerçekçi fantaziseverlik gibi çelişik duygu, tavır ve değerleri günlük yaşam içinde bir tür senteze ulaştıran popüler kimlik, en parlak temsilcilerinden birini Yılmaz Güney'de bulmuştur. Onun her filminde, sadece kendisinin değil, uçsuz bucaksız Anadolu bozkırlarında yıllarca düşler kurup günün birinde büyük kentlere gene düşler içinde giren ama o susuz topraklardan da hiçbir zaman kopmayan sayısız delikanlının tozlu ayak izlerini bulmak mümkündür.” (Onat KUTLAR)
Yılmaz Güney, aydın kimliğinin sorumluluğunu taşımış ve gereken bedeli öderken yüksünmemiştir. Yaşamı bir bedeller manzumesidir.

Hayat bize mutlu olma sansı vermedi sevgili...
Biz kendimizden baska herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığımız
bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın
insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak...
Ben, bütün hayatımda, hep üzüldüm,
hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Yaşamak ne güzeldir...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın..


ESERLERİ
Senaryo Yazarı, Yönetmen Ve Aktör Olarak:
1966: At, Avrat, Silah

1967: Bana Kurşun İşlemez; Benim Adım Kerim
1968: Pire Nuri; Seyyit Han
1969: Aç Kurtlar; Bir Çirkin Adam
1970: Umut; Piyade Osman; Yedi Belalılar
1971: Kaçaklar; Vurguncular; İbret; Yarın Son Gündür; Umutsuzlar; Acı; Ağıt; Baba
1972-4: Zavallılar (Atıf Yılmaz'la birlikte)
1974: Arkadaş
Senaryo Yazarı ve Yönetmen Olarak:
1983: Duvar

Senaryo Yazarı ve Aktör Olarak:
1959: Alageyik (senaryo, Atıf Yılmaz ve Halit Refiğ'le birlikte); Bu Vatanın Çocukları
(senaryo, Atıf Yılmaz ve Azmi Kütüval'la birlikte)

1963: İkisi de Cesurdu
1964: Hergün Ölmektense; Kamalı Zeybek; Koçero
1965: Kasımpaşalı; Kasımpaşalı Recep; Konyakçı; Krallar Kralı
1966: Aslanların Dönüşü; Eşrefpaşalı; Hudutların Kanunu (senaryo, Lütfü Ö. Akad ile birlikte); Yedi Dağın Aslanı; Tilki Selim
1967: At Hırsızı Banuş; Şeytanın Oğlu
1968: Azrail Benim; Kargacı Halil
1969: Belanın Yedi Türlüsü
1970: İmzam Kanla Yazılı; Sevgili Muhafızım; Şeytan Kayaları
Senaryo Yazarı Olarak:
1959: Karacaoğlan'ın Kara Sevdası (Yaşar Kemal, Halit Refiğ ve Atıf Yılmaz'la birlikte)

1961: Yaban Gülü (Atıf Yılmaz'la birlikte)

1962: Ölüme Yalnız Gidilir
1966: Burçak Tarlası
1974: Endişe
1975: İzin; Bir Gün Mutlaka
1978: Sürü
1979: Düşman
1981: Yol
Aktör Olarak:
1959: Tütün Zamanı

1961: Dolandırıcılar Şahı; Tatlı Bela

1964: Halimeden Mektup Var; Kocaoğlan; Kara Şahin; Mor Defter; 10 Korkusuz Adam; Prangasız Mahkumlar; Zımba Gibi Delikanlı
1965: Ben Öldükçe Yaşarım; Beyaz Atlı Adam; Dağların Oğlu; Davudo; Gönül Kuşu; Sayılı Kabadayılar; Kan Gövdeyi Götürdü; Kahreden Kurşun; Haracıma Dokunma; Kanlı Buğday; Korkusuzlar; Silaha Yeminliydim; Sokakta Kan Vardı; Tehlikeli Adam; Torpido Yılmaz; Üçünüzü De Mıhlarım; Yaralı Kartal
1966: Anası Yiğit Doğurmuş; Çirkin Kral; Kovboy Ali; Silahların Kanunu; Ve Silahlara Veda; Yiğit Yaralı Olur
1967: Balatlı Arif; Bomba Kemal; Büyük Cellatlar; Çirkin Kral Affetmez; Eşkiya Celladı; İnce Cumali; Kızılırmak-Karakoyun; Kozanoğlu; Kuduz Recep; Kubanlık Katil
1968: Aslan Bey; Beyoğlu Canavarı; Can Pazarı; Marmara Hasan; Öldürmek Hakkımdır
1969: Bin Defa Ölürüm; Çifte Tabancalı Kabadayı; Güney Ölüm Saçıyor; Kan Su Gibi Akacak; Kurşunların Kanunu
1970: Çifte Yürekli; Kanımın Son Damlasına Kadar; Onu Allah Affetsin; Son Kızgın Adam; Zeyno
1971: Çirkin ve Cesur; Namus ve Silah
1972: Sahte Yar
Kitapları:
Boynu Bükük Öldüler (1971)

Hücrem (1975)

Salpa (1975)
Sanık (1975)
Selimiye Mektupları (1975)
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz (1977)
Seçimlerde CHP Neden Desteklenmelidir? (1977)
Faşizm Üzerine (1979)
Paris Komünü Üzerine (1979)
Oğluma Hikayeler (1979)

Kaynakça
1 - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Ulus BAKER - Şok Ve Beyin: Yılmaz Güney Sineması Üzerine -
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Fuat SEMEN - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
2 - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

3 - [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]



---
Türkülerin Sesi - Gökçen
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

___________________İMZA___________________



Suya düşen bir karanfilse yüreğin
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm
vursun seni o taştan bu taşa
o çağlayandan bu çağlayana...
Ceyhun Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Ceyhun Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Alt 10.09.2006, 12:09   #3
Yazar
alzer
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 23.02.2006
Bulunduğu yer: Frankfurt/Almanya
Mesajlar: 17
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 47
İtibar Puanı: 10
alzer iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 2 Kere Teşekkür Edildi
Standart

bedenen aramızdan 22 yıl oldu ayrılışına, ancak ezilenlerin gönlünde o sonsuza dek var olacak.
Paris ziyaretimde çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak istedim...






alzer Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alzer Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
yasamangel (09.09.2007)
Alt 18.09.2006, 15:32   #4
Yazar
heterodoks
Forumla Bütünleşmiş
 
heterodoks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.02.2006
Bulunduğu yer: Alem-i Cihan
Mesajlar: 4.071
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 93
İtibar Puanı: 692
heterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 660
683 Mesajına 1.610 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
ANILARI MÜCADELEMİZDE YAŞAYACAK

___________________İMZA___________________

RENK HABER
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

ALEVİ HABER AJANSI
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı:
  • Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
  • Alevi yerleşim bölgelerine cami yapılmasına son verilmelidir.
  • Cemevlerimize derhal “ibadet yeri” statüsü verilmelidir.
  • Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlar, Turizm Bakanlığından alınarak Türkiye Alevi Bektaşı Federasyonu’nun idaresine verilmelidir.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Her inanç grubu demokratik bir şekilde çalışan ve kendi kendini finanse eden inanç kurumları haline getirilmelidir.
  • Alevilik kendi başına bir inanç kurumu olarak kabul edilmeli ve her alanda yasalarca güvence altına alınmalıdır.
  • Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalıdır.
heterodoks Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
heterodoks Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 18.01.2007, 12:18   #5
Yazar
kaos
Forum Katılımcısı
 
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 21.12.2006
Mesajlar: 127
Memleket: ARDAHAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 46
İtibar Puanı: 119
kaos yakında sevilen bir üye olabilirkaos yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 5
20 Mesajına 28 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ÇOK GÜZEL OLMUŞ YOLDAŞ ELİNE EMEGİNE SAGLIK

___________________İMZA___________________
BİZİM İÇİN Mİ ?

Yatlar , villalar sizin,
İşkenceler ,zulümler
Bizim için mi?
Hanlar , hamamlar sizin,
Zindanlar, mapuslar
Bizim için mi ?
Sandalyeler, koltuklar sizin,
İşkence tezgagları
Bizim için mi?
Masalar, sofralar sizin,
Açlıklar, grevler
Bizim için mi?
Mafyalar, saltanatlar sizin,
Kanunlar, nizamlar
Bizim için mi?
Güzelce yaşamak sizin,
Kanlı ölümler
Bizim için mi?
Saray gibi kabirler sizin
Kefensiz ölümler
Bizim için mi?
kaos Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.01.2007, 12:36   #6
Yazar
Rebellious
Üye
 
Rebellious - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 14.01.2007
Bulunduğu yer: İzmir
Yaş: 31
Mesajlar: 23
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 44
İtibar Puanı: 10
Rebellious iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 1 Kere Teşekkür Edildi
Standart

aaa çokk iyi olmuş yazı ,bende bu yazının müzik eşliğinde kendi sesinden okuduğu kayıtları var fırtınalı yaşamı diye geçiyor

___________________İMZA___________________
El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido

Konu Rebellious tarafından (18.01.2007 Saat 12:40 ) değiştirilmiştir.
Rebellious Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.01.2007, 06:29   #7
Yazar
cihangir_dost
Forumla Bütünleşmiş
 
cihangir_dost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 64
İtibar Puanı: 846
cihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahipcihangir_dost parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 522
427 Mesajına 905 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Yilmaz Guney...



Bir tek KURTULUS var...







Duvar... Iste gercek T.C....



Yol...



Konu cihangir_dost tarafından (19.01.2007 Saat 06:33 ) değiştirilmiştir.
cihangir_dost Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
cihangir_dost Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
heterodoks (09.09.2007), keza (09.09.2007)
Alt 09.09.2007, 15:32   #8
Yazar
heterodoks
Forumla Bütünleşmiş
 
heterodoks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.02.2006
Bulunduğu yer: Alem-i Cihan
Mesajlar: 4.071
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 93
İtibar Puanı: 692
heterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 660
683 Mesajına 1.610 Kere Teşekkür Edlidi
Arrow



"Bir Köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir"

diyordu 9 Eylül 1984’te aramızdan ayrılan Yılmaz GÜNEY..

Türk Sinemasının büyük ustalarından Yılmaz GÜNEY'i Saygı, Sevgi ve Özlemle Anıyoruz.


Can Dündar'ın Hazırladığı YILMAZ GÜNEY BELGESELİ


___________________İMZA___________________

RENK HABER
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

ALEVİ HABER AJANSI
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı:
  • Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
  • Alevi yerleşim bölgelerine cami yapılmasına son verilmelidir.
  • Cemevlerimize derhal “ibadet yeri” statüsü verilmelidir.
  • Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlar, Turizm Bakanlığından alınarak Türkiye Alevi Bektaşı Federasyonu’nun idaresine verilmelidir.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Her inanç grubu demokratik bir şekilde çalışan ve kendi kendini finanse eden inanç kurumları haline getirilmelidir.
  • Alevilik kendi başına bir inanç kurumu olarak kabul edilmeli ve her alanda yasalarca güvence altına alınmalıdır.
  • Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalıdır.
heterodoks Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.09.2007, 16:19   #9
Yazar
keza
Forumla Bütünleşmiş
 
keza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 14.04.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 2.106
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 74
İtibar Puanı: 626
keza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyekeza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyekeza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyekeza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyekeza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyekeza isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 839
545 Mesajına 883 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

kendisini saygıyla anıyorum

bu da benden olsun...
duvar film müziği- hayderi

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Hayderi türküsünün sözleri şöyle arkadaşlar;

Hayderê

dewiz û moravaenê
karker û emegdarenê
cini û cüamêrdenê
hayderê, hayderê
olvozenê hayderê
biraenê hayderê

da bira, a senê qesa
kam vano ke, ti bêkesa
jüiya emegdaru
goniwerêni besa

koledaru keme tever
axau saneme xo ver
hata peyê dina beme
emperyalizmi peqeneme

bêrê, endi raurjime
girmikanê ho bar kerime
tifonganê xo pirr kerime
serê zerria dýsmeni de thol kerime

Vatox û qeyde: Zilfî


Dersim zazacasıdır...

___________________İMZA___________________

MUNZUR ONURUMDUR...! MUNZURUMA DOKUNMA...!

BAŞEĞMEZLİK VE ÇİÇEK ÜLKESİ DERSİMDE BARAJLARA GÜMÜŞ KAPIDAN GÜMÜŞ RENKLİ MUNZUR DAĞLARINDAN GEÇİT YOK...!

Werin canino em bibin yek li Mûnzûrê semah bigrin


Yansak Kavrulsak Alevin Kızgınlığında...
Dilimizde Aynı Şarkılar...

Konu keza tarafından (09.09.2007 Saat 16:24 ) değiştirilmiştir.
keza Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
keza Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
heterodoks (09.09.2007)
Alt 09.09.2007, 17:04   #10
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

kominist sanatçı ve savaşçı yılmaz güney'i saygıyla anıyorum...

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)

Konu venge hak tarafından (09.09.2007 Saat 17:13 ) değiştirilmiştir.
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
venge hak Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
heterodoks (09.09.2007)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:26.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica