Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > İnsanları Tanıyalım > Çeşitli Dallarda İnsanlar

Çeşitli Dallarda İnsanlar Herhangi bir bölüme uygun görmediğiniz biyografiler.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 31.12.2006, 05:25   #1
Yazar
ulaş
Y A S A K L I ! ! !
 
ulaş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 18.04.2006
Mesajlar: 39
Memleket: İZMİR
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 10
ulaş iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 19
7 Mesajına 15 Kere Teşekkür Edlidi


Standart .. MiNe BadeMci devriMci YoLuMuZda YaŞıYor ..

Yaşanılası bir dünya uğruna üç kadın düştü toprağa; biri Urla’da, biri Fatsa’da, biri Meksika’da.

.. MiNe BadeMci devriMci YoLuMuZda YaŞıYor ..

( ... - 22 Eylül 1980)





İzmir'in Alaçatı Kasabası'nda doğdu. Devrimci mücadele ile Alaçatı Halk Odası faaliyetlerinde tanıştı. Buca Eğitim Fakültesi'nde öğrenciyken, okulu bırakarak, tüm zamanını Urla'daki devrimci çalışmalara verdi. Mine'nin ailesi de tütünle uğraştığından, Urla'da tütün işiyle geçimini sağlayan halkla kolayca kaynaştı. Birkaç ay içinde, Urla'da çok sevilen bir devrimci olarak tanındı.

1980 yılının Temmuz ayında, kendisi gibi devrimci olan abisi, Salih Bademci'nin ölüm haberini aldı. Mine o sıralar henüz 18 yaşında olmasına rağmen metanetini yitirmedi, sarsılmadı.

12 Eylül'den sonra, arkadaşlarıyla birlikte kırsal kesime geçti. 22 Eylül 1980'de Urla'da silahlı çatışmada şehit düştü...

Bir bağ evinde sarıldıklarında 15 - 20 kişiydiler. İçlerinde tek kadın Mine'ydi. Birlikte durumu değerlendirerek çemberi yarıp çıkmaya karar verdiler. Dışarıya ilk fırlayan Mine oldu ve açılan ateş sonucu öldürüldü. Vücudunda 32 kurşun vardı. Diğer arkadaşları sağ yakalandı.

Bir arkadaşı anlatıyor:
"Mineyi okul yıllarında tanıdım. Daha kendisi ile tanışmadan, övgü dolu sözler duymuştum onun hakkında... "Fırtına gibi bir kız geliyor" demişlerdi. Gerçekten de öyleydi. Sevgi dolu bir yüreği vardı... Gözlerinin içi hep gülerdi... Onu hiç umutsuz, hüzünlü görmedim. O kadar coşku dolu bir kızdı ki... Bir insanın sahip olacağı en iyi meziyetlere sahipti diyebilirim. Yürekli, atılgan ve tutarlı davranışları ile herkesin gönlünü kazanmıştı. Urla'da vurulduğunu duyduğum zaman, yüreğime dolan acıyı hiç bir zaman unutamam... Hepimiz onu çok sevmiştik..."

Tarih utanç işinde,
Kağıdın aklığına bıçak gibi saplanır
Kızkardeşimin
İnce sureti...
Zamanın yangınlarındadır adı...
Gülün ömrünü bitirdiği dem
Zifafsız ve acılı
Kahredici ve uzak
"Mine Bademci öldürülmüştür"
Urla'da bir bağ evinde
Yüzünde dünyanın en güzel gilişi
İsmini bize,
Yirmi küsur kurşunla parçalanıp
Sevdasını dağlara
Bırakmıştır...

Arkadaşı Gürsel Caniklioğlu'nun Mine Bademci için yazdığı şiirden


[ kendimi ihbar ediomm ben boikotum aslında .. napiiim .. memleketlimi anmak istedim her forumda .. çok unutulmuşş .. hınzırlıklarıma farklı pclerden devam edeceğim üç dört ayda bir .. hoşçakalın şimdik ]
uff nolcak bu göztepemizin halii
hee bide şey yeni yılınızz kutluu olsuNN

hehehe hınzırlığım insanlığımdandır


Konu ulaş tarafından (31.12.2006 Saat 05:39 ) değiştirilmiştir.
ulaş Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
ulaş Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 14.10.2008, 13:14   #2
Yazar
bağdat kafe
Y A S A K L I ! ! !
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 07.07.2007
Bulunduğu yer: göztepe hemşerim
Mesajlar: 697
Memleket: İZMİR
Cinsiyet:
bağdat kafe - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 329
bağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üye
bağdat kafe - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 636
298 Mesajına 601 Kere Teşekkür Edlidi
Standart BİR MİNE ÇİÇEĞİ BÜYÜR, BÜYÜR, BÜYÜR... / Gürsel Caniklioğlu

MİNE BADEMCİ onlardan biriydi, okul arkadaşımdı, yoldaşımdı, kız kardeşimdi. Tüm söylenenler onun içindir, onun içindir ki kızımım adını MİNE koydum!



Toprağa ilk düşensin sen! 12 Eylül‘den sonra vurulan ilk YOLCU, ilk kadın YOLCU‘sun. Bugün 15 Ekim; tam 28 yıl önce Alaçatılı, dal gibi bir kız çocuğu, düşleriyle beraber öldürüldü! Ne garip, yıllar sonra oturup yazmak.

Alaçatı bu kadar ünlü değildi, İzmir küçücüktü, her taraf portakal-mandalina bahçesiydi. İnciraltı Atatürk Öğrenci Yurdu‘nda kalıyorduk. Yıl 1980. Sivas‘tan kalkıp İzmir‘e, okumaya gitmiştim 1978‘de. Bir sürü arkadaşım var hâlâ görüştüğüm. Ölenler var: Selim, Hıdır, Asil, İlyas, Recep... Sen de onlardan biriydin.

Duyduğumda ölümünü, Orta Anadolu‘nun küçük kasabalarından birinin parke taşı döşeli çarşısında, oturup kaldırıma ağlamıştım. Gazetelerde, televizyonda adları yinelenen, aranan, yakalanan, öldürülen gençler arkadaşlarımdı. Ateşten günlerdi.
Şair Hasan Hüseyin‘in "Yolcu" şiiri nasıl başlıyordu, anımsıyorum:

"YOLCU- Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. / Gerginsin, kıpır kıpırsın, / soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu! / Coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel! /Sana selam, sana saygı ey yolcu!"

Geçenlerde "Ölemediğim için herkesten özür dilerim." diyen Ali BAŞPINAR‘ı da kaybettik. Kubilay‘la Oktay oradalarmış. Fiko, bir de Sevinç... Eğitimden 4 kişi... Cenazesinde buluştu yol arkadaşları... Şiir devam ediyor, okuyorum:

"Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu? / Neler var yolunun üstünde, düşündün mü? / Koşar adım aşabilecek misin şu dağı, / geçebilecek misin bu hızla şu beli, / tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı? / Ovada dikenler yollara uçmuştur, kuru dereleri seller basmıştır, / kar yağmıştır belki o tepelere? / Böyle, uçar gibi geçip gidebilecek misin oralardan, / hemen varabilecek misin oraya? / Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere, / kuzgunlar tutmuştur belki yolları. / Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların. / Bütün bunları düşündün mü ey yolcu? / Çünkü sen, ne ilk yolcususun bu yolun ne de son."

Eylül netameli ay, Eylül sonbaharın başlangıcı. Recep Demir‘i tanırdın ya da görmüşsündür; 7 Eylül 1989‘da, İzmir‘de onu da öldürmüşlerdi katiller. Gazeteye ilan verdiler bizim çocuklar geçenlerde.

Ah! Mine kardeşim; ölüm haberini aldığım zamanı daha dünmüş gibi anımsıyorum. Şarkılar ve şiirler anlatmıyor ölümün acısını. 2008‘de, yeni bir yüzyılın başında vurularak ölmüyorlar artık YOL‘cular; kalpten, kanserden, yani kısaca cezaevlerinin zor koşullarının getirdiği çeşitli hastalıklardan kaybediyoruz arkadaşlarımızı. 12 Eylül Cuntası‘nın yaşayan generalleri, oralarını, buralarını kaşırlarken ve iyice yaşlanmışlarken tarih, unutkanlığıyla var oluyor.

Ne kadar çok ölümün ardından, ağıtsı bir sessizlikle dikilip kaldık. Gençtik 198‘lerde. Senin Urla‘da öldürüldüğün günlerde, Orta Anadolu‘da lise arkadaşlarım dağa çıkmışlardı. Mühimmat peşinde dört dönüyorduk kasabalarda. Parkalar, botlar, bereler, transistörlü ufak radyolar buluyorduk bir yerlerden. Sonra şehre beş saatte giden, eski posta arabalarıyla buluşmalara gidiyorduk. 20‘li yaşlarımızın gücüyle koşturuyorduk. İşte oralarda var olan, var olmaya çalışan bir ananın çocuklarıyız, Devrimci Yol‘da büyüdük biz.

Göğe çevirdiğim yüzümde hatıralar iz bırakıyor. Simsiyah gökyüzü. Melih Ağabey‘in dediği gibi "Yıldızlar yumruklarını sıkmışlar."

"Derim ki sana: / Nehirler boyu git / nerelerde ve niçin durgundur nehirler, / nerelerde ve niçin hırçındır nehirler, / nerelerde ve niçin mendereslidir, / nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler, / gözlerinle gör, duy kulaklarınla. / Gör ve duy ki nasıl varır nehirler denizlere"


Aklıma en çok da ölen arkadaşlarım geliyorlar. Yaşlanıyorum elbette. Yaşlanıyoruz.

"Derim ki sana: / Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu! / Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın. / Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar / üstünden, dolanır yanını yöresini. / Yokuşsa yolu, koşamıyorsa menderesler, çizer nehir. / Uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini nehir, açar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya, denize."

Ayhan Gökvelioğlu‘nu hiç tanımadın sen. Ayhan Sivas‘ta işçiydi. Kocaman elli, kocaman yürekli, yakışıklı bir adam. Altıntabak Halk-Der‘in badanasını yapmıştık birlikte. Cesurdu; cesur olduğundan Tokat dağlarında Ahmet Pehlivan vurulduğunda onu almak için geri döndü. Orada vurdular Ayhan‘ı. Sessizliği hâlâ aklımda. Ay vuruyor dağlara. Altıntabak‘ta, Gavur Ali‘nin kahvehanesinde oğlu Turan‘la rakı içerken nasıl ayıplardı bizi. Yine de içerdik. Limon ve rakı vazgeçilmezimizdi. Gençtik, hevesliydik; yaşımız 16, 17... Devrimciyiz derdik, dünyayı bilmezdik. Çocuktuk daha, birkaç yıl sonra öldürülme yaşımız gelecekti, bilmiyorduk.

"Derim ki sana:
Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını
sen de bir nehirsin ey yolcu!"

İlk karşılaşmamız geliyor aklıma İnciraltı‘nda. Yeni gelmiştin okula, sonra bizi pankart yazmaya yollamışlardı Bornova Kampüsü‘ne; Hasan, sen, ben... Hasan Uşaklıydı, yurtdışında şimdi; sen öldürüldün Urla‘da, ben İstanbul‘da denize bakarak bunları yazıyorum.

Her ayın birçok gününde ölenlerimiz var. Yılın her ayı ayrı, birkaç anmayı da beraberinde getiriyor aklımıza. Ne kadar kalabalıktık, ne kadar çok öldük! Yıldızlı yumruk, hâlâ görkemini koruyor; biliyor musun?

"Senin de varmak istediğin bir yer var / Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak / Engeller nasıl aşılır, öğren nehirlerden / Yarı yolda yok olup gitmek değildir / amaç, nehirler gibi akıp nehirler gibi / ulaşmaktır oraya / Varmaktır oraya, ey yolcu!"

Geçen Temmuz‘da Buca Eğitim‘den arkadaşlar buluştuk. Karaburun‘daydık. Alaçatı, taş atımı mesafe sayılırdı; kimsenin aklına gelmedi mezarını ziyaret etmek. Akşama doğru Ümit‘le Kubilay‘a söyledim "Keşke gitseydik." diye. Söz verdik, gelecek yıl mutlaka geleceğiz. Çiçek de getiririz yanımızda, dostluğumuz ve kardeşliğimizle.

"Derim ki sana: / İyi oku yolunu, avucunun içi gibi bil / Dizlerini, ciğerlerini, / yüreğini sıkı tut, iyi dengele / Ovada koşar gibi vurma kendini / dik yokuşlara / uçuruma atlar gibi bindirme kayalara / "daha koş, daha koş" diye alkış tutanlara kanıp da kesilip kalma yarı yolda / Dipdiri varmalısın oraya / Hız koşusu değil bu, / ey yolcu, engelli koşudur bu / Engelleri aşa aşa, gücünü koruya / koruya varmalısın oraya / çünkü oraya varmaktır amacın, koşmak değil!"

Veysel Güney de baş ucunda yıldızlı yumruktan bir mezar taşı istemişti idam edilirken; ama mezarı hala bulunamadı. Selim Martin için kızı Özgür belgesel yaptı, izledik toplanıp, ertesi gün yemek yedik.

"Boşuna sevmedim nehirleri / Aktıkça büyümesi boşuna değil nehirlerin
/ Akan büyür, ey yolcu / ‘erişir menzil-i maksuduna aheste giden‘ demiyorum ben sana, /‘Tiz reftar olanın payine damen dolaşır.‘ demiyorum. Böyle / demiyor çünkü nehirler. Duracaksın, dolacaksın, atlayacaksın, / aşacaksın, koşacaksın ve varacaksın oraya, diyor nehirler. / Öyle diyorum ben de Beni dinle, beni anla ey yolcu!"

Haziran‘daydı işte, İzmir İnciraltı‘nda yemekteydik. Ege‘nin bütün YOL‘cuları oradaydılar. Seninle aynı bağ evinde olanlar da vardı. Bu yıla kadar görmemiştim hiçbirini. Yine de görmek istemedim. Yalnız bırakılmayı ve yalnız ölmeyi hiç hak etmemiştin. Bu yüzden hiç bağışlayıcı değilim, değiliz...

"adım adım kulaç kulaç ilerliyor nehir / yoklayıp araştırarak tartıp dengeleyerek / adım adım pençe pençe / ilerliyor nehir birdenbire koçbaşı / birdenbire ipek bir çarşaf / ve balıklar kurbağalar yosunlar / köprüler ve yoksul değirmenleri bozkırın / birdenbire bir uğultu / birdenbire bir kıyamet / bindirip çekilerek çekilip toparlanarak varıyor cüceleşip devleşerek varıyor nehirlerce kahkahalarla / şarkılar söylemeliyim nehirler gibi uzun nehirler gibi kollu nehirler gibi hırçın / ve yumuşak ve nehirler gibi dur durak bilmeyen şarkılar söylemeliyim" / gitmek nehirlerle yan yana gitmek / nehirler gibi zor nehirler gibi çetin nehirler gibi umutlu gitmek / nehirlerden de öteye oraya taaa oraya o büyük kurtuluşa yüreğim yaralı kuşum topla ve aç kanatlarını"

28 yıl sonra eskimeyen bir inançla söylüyorum: "Kalbimiz yıldızlı yumrukta kaldı!" 20 yıl olmuştur, ben de sana şunları yazmıştım, umarım beğenirsin:

DAĞLARA GİTME ZAMANIYDI
Dağlara gitme zamanıydı. Veli‘ler, Ayşe‘ler, Ayhan‘lar, Ahmet‘ler, Mustafa‘lar ve daha birçok genç, isyan ateşleri yakmaya; nice gerillanın evi olmuş dağlara gidiyorlardı. Zaman, kavga ve ölüm zamanıydı. Halklar için ölüme gülerek gittiler. Ayhan gibi, Hıdır gibi, Selim gibi, İlyas gibi adını sayamayacağımız kadar çok kardeşimiz yüreğimizde gül oldu; adlarını çocuklarımıza verdik. MİNE BADEMCİ onlardan biriydi, okul arkadaşımdı, yoldaşımdı, kız kardeşimdi. Tüm söylenenler onun içindir, onun içindir ki kızımım adını MİNE koydum!

- unutulmuş bir geçmiş gün resmi çizilir. / tarih utanç içinde
kâğıdın aklığına bıçak gibi saplanır / kız kardeşimin ince sureti.-
cehennemin yüreğine kazınmıştır tarih / bir defterin köşesine yazılmıştır:
15 EKİM 1980 / zamanın yangınlarındadır adı / gülün ömrünü bitirdiği dem / zifafsız ve acılı / kahredici ve uzak / "MİNE BADEMCİ" öldürülmüştür
Urla‘da bir bağ evinde / yüzünde dünyanın en güzel gülüşü / adını bize
yirmi küsur kurşunla parçalanıp / sevdasını dağlara bırakmıştır.
tarih utanç içindedir. / saplanır yılgınlığın yüreğine / bir hançer / bir gül / bir mermi gibi o küçük boylu / o kocaman yürekli kız / -sorulur bir gün tüm ölümlerin / evsiz ve yalnız çocukların hesabı-zenci gülüşlerin aklığına not düşülen / karanlık sokaklar geçilir / koşar adım. bu köprüler / bu darağaçları / pankart taşır bir gün / bayrak taşır.
beraberce yazılan binlerce slogan / gülümser duvarlarda İzmir‘in duvarları gül olur; / bir gün bayram olur zamandır / zamanlardan bir ölüm zamanı / bir şafak vaktinde / gül açar / dağlar ovalar uyanır. ermiş yüzlü kız kardeşim /uyur silahıyla. / zafere ve kurtuluşa dair düşler / savaş çığlıkları / göğe asılıdır. Urla akşamlarında yankılanır ayak sesleri. / deniz kokar gökyüzü / gökten yıldızlar iner örselenmiş bir can kalır / bırakılmış bir kent ağlar / türkülerimizin, acılarımızın, ölülerimizin /ardından. vurulur "MİNE BADEMCİ" /15 EKİM 1980 / kan revan içindedir yüreklerimiz kan sular toprağı / kanın düştüğü topraktan / bin gül biter / ateşler yanar / bin mine çiçeği büyür, büyür, büyür...

GÜRSEL CANİKLİOĞLU

bağdat kafe Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
bağdat kafe Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:26.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica