Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > Aw Grupları > Grup Tanıtımları

Grup Tanıtımları Gruplarınızın tanıtımı ve grupların resmi açıklama alanı

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 06.08.2006, 00:20   #1
Yazar
m e d e t
benim kabem insandır
 
m e d e t - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Tournaments Won: 1

Üyelik tarihi: 03.08.2006
Bulunduğu yer: TURKEY-İstanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 62
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 45
İtibar Puanı: 46
m e d e t iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
6 Mesajına 8 Kere Teşekkür Edlidi


Kalp ....:::: Can Erzincan ::::.... Tüm Canlara Açıktır!

ERZINCAN'DAN . . .
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
-------------------------------------------------------------------
ERZİNCAN İLİNİN TARİHİ




Erzincan’ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne varki tarihçiler ikinci bin yıl da, bu yörede, hurrilerin yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında da Hayaslılarla Azziler’in hüküm sürdüğünü kaydetmektedir.

Anadolu’da M.Ö. 1050- 1180 tarihleri arasında Hattuşaş’ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hitit’ler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Şüphesiz ki Erzincan’da Hititler’in yönetimi altında idi. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda Hititlere ait çeşitli eserler ortaya çıkarılmıştır. Erzincan ve yöresinde Hititler’e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.

Doğu Anadolu’da kurulan ilkçağ devletlerinden biri de Urartular’dır. M.Ö.900 yıllarında kurulan bu devlet Van’ı (Tuspa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizinden Malatya‘ya, kuzeyde Erzurum-Erzincan’dan güneyde Halep-Musul’a kadar genişletmiştir.

Erzincan yakınlarında Altıntepe’de Prof Dr. Tahsin ÖZGÜÇ tarafından yapılan kazıda (1953) Urartular’a ait bir çok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.

Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler’in Anadolu’yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Erzincan ve yöresi, Urartular’ı yenerek Anadolu’yu istilaya başlayan Med’lerin (M.Ö. 612) eline geçti. Med Krallığı’nın Kyaksar döneminde Lidyalılar’la yapılan savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö.550 tarihlerinde Persler’in eline geçmiştir.

Hititler’in Anadolu’yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler’in yükselişi daha çok Ciroz (550-530), Kampis (530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresinde Persler’in eline geçer. Persler’den sonra Anadolu Makendonyalılar’ın eline geçmiştir.

Roma ordusu M.Ö.70 tarihinde Doğu Anadolu’yu ele geçirmeye başlıyarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı’nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde yenilgiye uğratılan İran’dan geri alındı.

Halife Hz. Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 35/655 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar’dan geri aldı. (859) Böylece Erzincan tekrar Arapların hakimiyetine geçti.

Türklerin Anadolu’ya akınlar yaptığını daha önce belirtmiştik. Fakat, Türklerin Anadolu’yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır. Malazgirt zaferi kazanılınca Alparslan, Karasu ve Çatlı nehirleri vadilerinin fethine Mengücek Ahmet Gazi’yi görevlendirmiştir.

Alparslan’ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah’ı merkez yaptı. Ahmet Gazi’nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerine Melih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut’a Erzincan Davut Şah’a, Divriği’de Süleyman Şah’a düştü. Davut şah’ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan’a 13 yıl Süleyman Şah’a sahip olmuş; Davut Şah’ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah, Kılıçarslan’ın damadı olması da göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır.

Behram Şah zamanında, Erzincan çok ilerlemiş, ticaret ve sanayi gelişmiştir. Zelzeleler sebebi ile o dönem ait eserler maalesef günümüze ulaşmamıştır. Behram Şah 1225 tarihinde Erzincan’da ölmüş, aşağı Urla (Ula) köyünde defnedilmiştir.

Behram Şah ölünce yerine oğlu Davut Şah geçti. 1228 tarihinde Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat Erzincan ve Kemah’ı işgal ederek Mengücek Beyliğine son verdi. Alaaddin Keykubat ile Celalettin Harzem Şah arasında Erzincan yakınlarında, Yassı-Çemen denilen yerde 1230 tarihinde savaş oldu ve Celalettin Harzem Şah yenildi. Alaattin Keykubat’ın ölümü (1237) üzerine, yerine oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev geçti. Onun zamanında devlet Moğolların istilasına uğradı. 1240 tarihinde Erzurum’u işgal eden Moğollar Erzincan’ı geçerek 1243 tarihinde Kösedağ savaşında Anadolu Selçuklu Devletini hezimete uğrattı. Böylece Erzincan ve yöresi İlhanlıların eline geçti. İlhanlılar yöreyi beylerle (Vali) yönettiler. Timur-Taş Bey Mısır’a kaçarken yerine Alaaddin Eretna’yi bıraktı.

Timur-Taş’ın Mısır’a sığınmasından sonra valiliğe gelen Alaaddin Eretna ilhanlı hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han’ın ölümü (1335) üzerine İlhanlılarla olan bağını keserek görünüşte Celayırlı Hükümdarı Büyük Şeyh Hasan Han’a bağlı kalarak bağımsızlığını ilan etti.

Bir ara Çoban Oğulları Hükümdarı Küçük Şeyh Hasan, Erzincan ve yöresi kendi beyliğine kattıysa da 1338’de Memluk Sultan Nasreddin Muhammed’in yardımı ile Erzincan ve yöresi Küçük Şeyh Hasan’dan kurtuldu. Erzincan bu beylik döneminde de el değişmiştir. Alaaddin Eratna 1352’de öldükten sonra yerine oğlu Gıyasettin Mehmet getirildi. Çıkan anlaşmazlıklar sonunda Erzincan bağımsız olarak, Burak Bey’e bırakıldı. Sırası ile Ahi Ayna Bey (öl. 1362), Pir Hüseyin (öl. 1379), Mutahhareten Bey yönetimi ele aldı. Mutahhareten döneminde, Kadı Burhanettin Erzincan’a ve yöresine birkaç kez saldırı düzenledi. Bu saldırılar Akkoyunlu Hükümdarı Kutlu Bey’in yardımı ile atlatıldı.

Bu dönemde Erzincan üzerinde Akkoyunlular’ın etkisini görmekteyiz.

Erzincan Emiri Mutahhareten’in Timur’a bağlanması Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt’ı kızdırmıştı. Beyazıt da Erzincan’ı muhasara etti.(1401) Fakat çok geçmeden Ankara Savaşı patlak verince, yöre tekrar Timur’un eline geçti.(1402)

Yörede Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Osmanlılar etkili olamadılar. 1419’da 1. Mehmet zamanında Karakoyunlu Beyi Kara Yusuf Erzincan’ı zapt etti Pir Ömer’i vali tayin etti.

1455’de de, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Erzincan’ı aldı. Kaleyi yeniden onardı. Yöre Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli savaşına kadar (11 Ağustos 1473) Akkoyunların elinden kaldı.

Bu savaştan sonra Osmanlıların denetimine geçti.

1502 tarihinde Safevi tahtına gecen Şah İsmail Erzincan’ı karargah yapmıştı. Anadolu’yu eline geçirmek isteyen Safeviler’e Yavuz Sultan Selim 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Savaşıy’la dur deyince, Erzincan tekrar Osmanlılar’ın yönetimine geçti.

Kanuni Sultan Süleyman 1534‘te Tebriz Seferi, 1540’da İran Seferi sırasında Erzincan’a uğramıştır.

Birinci dünya savaşından 11 Temmuz 1916 tarihinde Ruslar tarafından şehir işgal edilmiş, bunu fırsat bilen ayrılıkçı Ermeniler’de silahlı birlikler oluşturarak faaliyete geçmişlerdir. 18 Aralık 1917 de Sovyet hükümeti ile yapılan Erzincan Mütarekesi ile 11 Ocak 1918 de rus askerleri bölgeden çekilmiş ancak, ermeni çeteleribir çok kanlı olaya neden olmuştur. Kazım Kara Bekir komutasındaki askeri birlikler 13 Şubat 1918 de Erzincan’ı 22 Şubat 1918 de Tercan’ı ermeni silahlı güçlerinden kurtarmışlardır. Kurtuluş savaşında ve hareketli geçen Cumhuriyetin ilk yıllarında Erzincan halkı Büyük Atatürk’ün yanında olmuştur.

Kentin adının “Eriza” veya “Aziriz” kelimelerinden geldiği, ilk önce “Erziricin” daha sonrada bugün ifade edildiği şekilde “Erzincan” a dönüştüğü rivayet edilmektedir.

1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili olan Erzincan, 1939’da şiddetli depreme maruz kalmış, şehir harabeye dönmüştür. Şehirde taş taş üstünde kalmamış, onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Depremden sonra demiryolundan yukarı yeni bir şehir inşaatına başlanarak bugünkü Erzincan şehri meydana getirilmiştir.



DİMETOKA’DAN ERZİNCAN’A BİR ALEVİ AŞİRET:
BALABANLILAR


Başak UYSAL


Vatan Özgül, Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2005.
ÖZET
Bu yazıda Vatan Özgül tarafından hazırlanan Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar adlı eser tanıtılmaktadır.
ABSTRACT
In this writing the work of Vatan Özgül that is named Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar is introduced.
Anahtar Kelimeler: Balabanlılar, Alevi, Gül Ağa, Erzincan, Dimetoka.
Key Words: Balabans, Alevis, Gül Ağa, Erzincan, Dimetoka.


Kültürel dokuları ve tarihsel geçmişleri açısından incelenmesi gereken gruplardan birisi olan Balabanlıların ele alındığı Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar adlı kitabı tanıtmadan önce kitabın yazarı olan Vatan Özgül hakkında bir ön bilgi vermek gerekir.
1974 yılında doğan Vatan Özgül, Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduktan sonra öğrenimine ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünde devam etmiş ve 1997 yılında bu bölümden mezun olmuştur. Çeşitli firmalarda ürün geliştirme mühendisi olarak çalışmasının yanı sıra amatör boyutta tarih, halk bilimi ve müzik alanlarında çalışmalar yapmıştır. Halkbilimi Dergisi, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Karacaahmet Dergisi ve Toplumsal Tarih Dergisi’nde Balabanlılar hakkında çeşitli makaleleri yayımlanmıştır.
Vatan Özgül, kitabına yazdığı ön sözde kitabının yazılış amacının Balabanlarla ilgili elde edilen Osmanlıca belgelerin diğer yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerle zenginleştirilerek değerlendirilmesi olarak açıklamaktadır. Özellikle 1908-1922 yılları arasındaki belgeler kitaba esas alınmıştır ve yazı içerisinde örneklerle de göstereceğimiz üzere Erzincan ve çevresinde gelişen olayların tanığı durumundaki belgeler kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Bu tarihsel çerçevenin yanı sıra Balabanlılar arasında belirlenen bir örneklem grup üzerinde yapılan anket ve bu anketin dikkat çekici ve belirleyici sonuçları kitabın son kısmında yer almaktadır. Ayrıca yazarın daha önceden Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Dergisi’nin de içinde bulunduğu çeşitli dergilerde yer alan makaleleri, bu kitabı ortaya çıkarmıştır.
Önsöz, kaynaklar, teşekkür, kısaltmalar ve yararlanılan kaynaklar kısımları hariç olmak üzere Vatan Özgül’ün kitabı, on bir bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Etimolojik Açıdan Balaban ismini taşımaktadır. Bu bölümde Balaban sözcüğünün birçok bilim dalı açısından etimolojik kökeni incelenmiştir. Yazar, bu bölümdeki bilgileri Kaynaklardan Doğrudan Elde Edilenler ve Varsayımlar Çerçevesinde Elde Edilenler olmak üzere iki kısma ayırmıştır. İlk bölüm hakkında söylenmesi gereken bir diğer önemli şey, varsayımlar çerçevesinde Balaban sözcüğünün balab+an, bâlâ+bân, bala+bân ve bâlâ+ban şekillerindeki kombinasyonlardan yola çıkılarak açıklanmasıdır.
İkinci bölüm, Kızılbaşlık ve Türkmenler adıyla geçmektedir. Bu bölümde Türkmen kelimesinin etimolojik kökeninin yanı sıra Kızılbaşlıkla ilintisi ve günümüz Aleviliğinin Kızılbaşlık tâbirini reddetme nedenleri, bu tâbirin tarihsel geçmişi ve Kızılbaş kelimesinin pejoratif anlam ve yakıştırmalar için kullanılması sonucu Alevi kelimesinin alternatif olarak ortaya çıkmasına değinilmektedir.
Kitapta verilen bilgilere göre Yörük ve Türkmen kelimeleri, zaman zaman değişime uğramış; Yörükler, Türkmenlerin bir alt kolu olarak sınıflandırılmış ve bu kelimeler Osmanlı’da zaman zaman birbirinin yerine kullanılmıştır. Ayrıca Vatan Özgül, Edremit ve çevresindeki Türkmenlikten kastın Alevilik olduğunu söyleyerek bağlantıyı kurmuştur. Bu bölümün bir diğer alt başlığı, Safevilik ve Kızılbaşlıktır. Bu kısımda, Safevi Devleti’nin Kuruluşu, Kızılbaşlığın Ortaya Çıkışı ve Alevilik/Kızılbaşlık terimlerinin anlamları ele alınmıştır.
Üçüncü bölüm, Dimetoka’dan Anadolu’ya Balabanlılar adını taşımakta, Balaban(cık) Bey, onun oğlu İnce Balaban, Dimetoka bölgesi ve Balkanların Fethinde ismi geçen diğer Balabanlar hakkında bilgi vermektedir. Bu bölümde dikkat çeken noktalardan birisi de, 1998 yılı Ekim ayında Mehmet Ali Balaban tarafında yayınlanan Balaban Aşireti Soy Şeceresinden bir kısmın aktarılmasıdır.
Dördüncü bölüm, 16.-20. Yüzyıllar Arasında Balabanlılar adını taşımakta ve Malatya Civarına Geliş, Safevi-Osmanlı Mücadelesi ve Osmanlı’nın Aşiretleri İskân Politikası, Balabanlıların Dersim’e Gelişi alt başlıklarını ihtiva etmektedir. Başlıklardan da anlaşılacağı üzere bu bölümde Balabanların tarihsel seyrinin yanı sıra coğrafi seyri de ele alınmıştır.
Beşinci bölüm, I. Dünya Savaşı’na Doğru Balabanlılar, İttihat-Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa ismiyle geçmektedir. İttihat ve Terakki Cemiyetinin I. Dünya Savaşı’ndan önceki ve sonraki dönemlerde Dersim ve çevresindeki aşiretlere olan tutumu, Balabanlara olan ilgisi ve örgütlü mücadele, bu bölümün mihenk taşlarındandır. 1 Kasım 1906 tarihli, İstanbul ve Pülümür’de meydana gelen eşkıyalık olayları hakkında bilgi veren bir belgede ismi geçen Halil Ağa ve daha sonra Osmanlı ile ilişkileri devam ettiren Gül Ağa, Balabanlılar için önemli isimlerdir. Çünkü kitaptan edindiğimiz bilgiye göre sözü edilen belge, Osmanlı’nın üst düzey asker ve yöneticileriyle olan yakınlaşma ve politik ilişkilerin Halil Ağa zamanında başladığını düşündürmektedir. Yazarın kaynaklara dayanarak verdiği bilgiye göre Balabanlıların lideri olan Halil Ağa’nın oğlu Gül Ağa, Erzincan tarafında statüye sahip bir karakterdir.
Bu bölümün bir diğer alt başlığı Teşkilat-ı Mahsusa Üyeleriyle İlişkiler adını taşımaktadır ve Gül Ağa eksenindeki olaylara, tarihsel gerçeklere yer vermektedir.
Kitabın altıncı bölümü, 3. Ordu, Mücâhidîn-i Bektâşiyye ve Balabanlılardır. 3. Ordu’nun mücadelesi ve söz konusu dönemdeki durumu ve Bektaşi Mücahit Alayı bu bölümde ele alınmıştır. Bir önceki bölümde tanıtılan Mücahit Birliğinde Gül Ağa’nın komuta ettiği Balabanlılarla birlikte Tercan Savaşındaki konumu ve Ruslara karşı mücadeleleri de bu bölümde ele alınmıştır.
Yedinci bölüm, Kurtuluş Savaşında Balabanlılar adını taşımaktadır. Balabanlıların özellikle Erzincan ve çevresinde yürüttükleri faaliyetlerle mücadeleye katkıları ele alınmıştır. Yazar, bu katkılardan birini Onbeşinci Kolordu Kumandan Vekili Miralay Kazım tarafından aşiret reisi Halil Oğlu Mehmet Ağa’ya verilen 1336 Hicri tarihli bir belgeyle örneklendirmiştir.
Kitaptan yaptığımız şu alıntı, Balabanlıların Osmanlı ordusuna savaş esnasındaki olumlu katkılarını göstermek ve kitabın amacını tanıtmak açısından yararlı olacaktır:
“I. Dünya Savaşı’nda Çelebi Cemalettin Efendi’nin kurmuş olduğu Bektaşi Mücahit Alayı’na dahil olan Gül Ağa komutasındaki Balabanlıların katkıları Osmanlı ordusuyla birlikte yürütülen gönüllü direnişin önemli etmenlerinden birisi idi. Sunduğumuz belgeler bu durumu ortaya koymaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına kadar süren mücadeleler sırasında yalnızca Balabanlıların konum ve tutumları değil, çevre aşiretlerin konum ve tutumları da belli ölçüde aktarılmaktadır. Bu çalışma, Erzincan ve çevre illerde yaşamış/yaşayan aşiretlerin geçmişleriyle ilgili araştırmalarda referans olarak yararlanılabilecek birtakım bilgileri de barındırmaktadır. Bunun yanı sıra bu çalışmanın Erzincan ve çevre illerde gerçekleşen Rus-Ermeni işgali ve sonrasıyla ilgili araştırmalara katkı sağlayacak nitelikte belgeleri içerdiğini de söyleyebiliriz.”
Sekizinci bölüm, bu bölüme kadar yazılanların sağlaması niteliğinde olan ve bu bölümden sonra yer alan kısımlar için bir ön tanıtma niteliği taşıyan sonuç bölümüdür. Dokuzuncu bölümde ise Ek Makaleler başlığı altında Tarih Aktarıcısı-Nuri Dersimi ve Kiştim Mari ve Tarik-Pençe Tartışması adlı iki metin yer almaktadır .
Onuncu bölüm, girişte de belirtildiği gibi tesadüfi örneklemle belirlenmiş bir grup Balabanlı üzerinde uygulanan ve Balabanlıların dinsel, kültürel, etnik yapısını ortaya koyma amacıyla hazırlanmış bir anketten ve bu anketin dikkat çekici, belirleyici sonuçlarından oluşmaktadır. Ankete katılanların etnik kökeni, bağlı oldukları ocaklar, katılımcıların demografik durumu, ölüm ve cenaze âdetleri, katılımcılar tarafından bilinen ziyaret yerleri, Alevilik ve Dedelik kurumu hakkındaki bilgi ve düşünceleri, katılımcıların kültürel yapıları bu anketin sonuç başlıklarından bazılarıdır.
Yazarın tarihi belge ve kaynaklar konusunda hassas davrandığını ve eldeki belgeleri analitik bir sırayla kitap içerisine yaydığını görüyoruz. Kitabın on birinci bölümü kabul edebileceğimiz son kısma yazar, Ek Belgeler başlığı altında kroki, belge ve telgraf örneklerini eklemiştir. Belgeler, kaleme alındıkları dönem de göz önünde tutulursa çoğunlukla Osmanlı Türkçesiyle yazılmıştır, fakat belge fotokopilerinin yan taraflarında ya da alt kısımlarında metnin Türkiye Türkçesindeki karşılığı verilmiştir.

BALABANLILAR HAKKINDA ANKET ÇALIŞMASI(ERZİNCAN YÖRESİ)
Fikir Kulubü

Makale yazari: Serhat Tarih, gün ve saat : 15. Haziran 2006 1754:

Su yaziya cevaben: BALABANLILAR HAKKINDA ANKET ÇALIŞMASI(ERZİNCAN YÖRESİ) makale yazari: Vatan ÖZGÜL Tarih, gün ve saat : 17. Mart 2005 11:45:04:

>ÖZET
> Bu çalışma, Balabanlılarla ilgili uygulamalı bir araştırmadır. Araştırmada uygulanan anketle Balabanlılarla ilgili; demografi ve eğitim durumu, etnisite, genel kültür, din ve dinsel kültür alanlarında bilgi toplanmış ve değerlendirilmiştir.
>ABASTRACT
>This study is an applied research on Balabans. With the help of the questionnarie that is applied throughout the research, various data are gathered and evaluated about the demographic and cultural position, ethnicity, general culture, religion and religious culture of Balabans.
>Anahtar Kelimeler: Balabanlılar, Alevîlik, Dinsel kültür
>Key Words: Balabans, Alevism, Religious Culture
>
>Balabanlılar'ın[1] kendilerini tanımlamaları, birtakım âdetleri uygulamaları ve dinsel yapılanmaları konusunda bir fikir elde edebilmek için anket uygulanmıştır. Anketin uygulanacağı kişilerin seçiminde rastgele seçim metodu tercih edilmiştir. Göç olgusundan dolayı farklı şehirlerde şu anda yaşamakta olan 18 yaş ve üstündeki 50 kişiye uygulanan bu anketten çıkan sonuçlar ve değerlendirmeler aşağıda verilmiştir:
>Tarafımca uygulanmayan (özellikle Erzincan'da uygulanan anketlerde) bazı sorular, fotokopi ile arkalı-önlü olarak çoğaltılıp uygulandığından, katılımcı tarafından doldurulan anketlerin bazılarında, arka sayfalardaki sorular görülmeyip boş bırakılmıştır. Cevap verilmeyen soruların tamamına yakını bu durumdan kaynaklanmaktadır. Diğer cevapsız sorular ise "Herhangi bir bilgim yok" şeklindeki seçeneği işaretlemek yerine cevapsız bırakılan sorulardan oluşmaktadır.
>Rastgele seçim metodu uygulanmasına ve İstanbul, Avusturya, İzmir ve Erzincan'da gerçekleştirilmesi rağmen bu anketleri cevaplayanların hemen hemen hepsi, ya Erzincan doğumlu ya da farklı şehirlerde dünyaya gelen Erzincan doğumluların çocukları olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Tunceli, Erzurum ve Malatya doğumlu Balabanlılar, anket içerisinde temsil edilmemiştir denilebilir.
>SONUÇLAR VE YORUMLAR
>Demografi ve Eğitim Durumu:
>1) Anketi katılanların % 70'i erkek, % 30'u kadınlardan oluşmaktadır. Bu orandaki eşitsizliğin en büyük sebebi, evlilik dolayısıyla Balabanlı erkek bireylerin, Balabanlı olmayan eşlerinin örneklem dışında tutulması ve erkek katılımcıların konuya/ankete daha ilgili olmaları gibi nedenler öne sürülebilir.
>2) Katılımcıların % 34’ünün ilkokul, % 17'sinin ortaokul, % 14'ünün lise ve % 30'unun yüksek okul/lisans mezunu olduğu saptanmaktadır.
>3) Ankete katılanların % 57'si 18 ile 45 yaş arasında, 45 yaş ve üstündedir.
>4) Katılımcı kadın bireylerin % 65'inin herhangi bir mesleği olmadığı, ev kadını olarak yaşamlarını sürdürdükleri saptanmaktadır.
>5) Katılımcıların % 17'si İngilizce, % 21’i ise Almanca bildiğini belirtmiştir. Almanca bildiklerini ifade edenlerin çoğu Avusturya'da yaşanlardır. İngilizce bildiklerini ifade edenlerin tamamına yakını ise üniversite mezunudur.
>Etnisite:
>1) Katılımcılar kendilerini % 80 oranında "Balabanlı" olarak tarif ederken, % 10'u "Balaban Aşireti'nden" ve geri kalanı ise "Balabanlı Aşireti'nden" şeklinde kendini ifade etmektedir. Bu gözlem bize, Balabanlı bireylerin kendilerini, bir aşiretin mensubu olmaktan çok Balaban adlı bir kişinin soyundan gelenler ya da kendilerini, Balaban adlı şahsın takipçisi olarak görmeye daha meyilli oldukları izlenimini vermektedir.
>2) Katılımcıların tamamına yakını kendilerini dinsel açıdan "Alevi" olarak tarif etmektedirler. Kendilerini "Kızılbaş-Alevi", "Alevi-Bektaşi" ya da "Alevi ve Caferi" şeklinde ifade eden birer katılımcı da olmuştur.
>3) Katılımcıların % 83’ü kendisini "Türk/Türkmen" olarak ifade etmiş, diğer katılmcılar ise kendilerini "Zaza" olarak tanımlamışlardır.
>4) Katılımcıların % 66'sı Türkçe ile birlikte "Zazaca" bildiğini iddia etmiş, % 20'si ise sadece Türkçe bildiğini ifade etmiştir. % 14'lik oranda ise bu soruya yanıt verilmemiştir.
>5) Cem törenlerinde Türkçe haricinde Zazaca deyiş ya da semahların okunduğunu iddia edenlerin oranı % 25'tir. Katılımcıların % 60'ı Türkçe haricinde başka bir dilde deyiş ya da semah okunmadığını bildirmiştir. Katılımcıların diğer kısmı herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Bir ankete "sadece trans hâlinde erenleri anma sırasında Zazaca ifadelerle keramet çıkartıldığı" şeklinde bir ekleme yapılmıştır.
>Din ve Dinsel Kültür:
>1) Katılımcıların % 65'i Balabanlılar'ın, Alevi Ocaklarından biri olan Kureyşan Ocağı'na bağlı olduğu bilgisini teyit ederken diğerleri bu konuda bir fikir beyan etmemiş ya da herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir.
>2) Alevilik'te dinsel kimlik daha çok seyyidlik/şeriflik ve ocaklarla ilgili bir olgu olduğundan ayrıca Balabanlılar'ın, Kureyşan, Baba Mansur, Derviş Cemal gibi bir Alevi Ocağı kimliği taşıyan aşiret/cemaat olmadığından dolayı, zımnen Balabanlılar içerisinde dinsel kimlik taşıyan herhangi bir kişi ya da ailenin bulunmaması gerekir. Nitekim bu konuyla ilgili soruya katılımcıların verdiği cevap, bu beklentiyi doğrulamıştır. Katılımcıların tamamına yakını, Balabanlılar içerisinde dinsel kimlik taşıyan herhangi bir kişi ya da ailenin bulunmadığını belirtmiştir.
>3) Ölüm ve cenaze âdetleri konusunda katılımcıların önemli çoğunluğu görüş belirtmemiş ya da herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir:
>Belirtilen görüşlerden, ölüm-cenaze adetlerinin, Müslüman toplumun genel pratiğinden farklılık ortaya koyacak bir yanının olmadığı kanısı ortaya çıkmıştır. Hatta cem ibadetini yerine getiren dedeler yerine genelde Kur’an okumasını bilen bir kişinin ya da hocanın, defin işini gerçekleştirdiği ifade edilmiştir. Daha çok Tahtacı Türkmenleri'nde gözlemlenen "cenazenin toprak altına gömülmeden önce cenazenin belli bir süre bekletilmesi" gibi bir olgunun Balabanlılar'da olmadığı sonucu ortaya çıkmış, ancak yakın akraba çevresinin cenaze törenine katılımının sağlaması için bir süre cenazenin bekletilebileceği ifade edilmiştir. Böylesi bir bekletilmeden dolayı, ölünün karının şimemesi için karnına bir ağırlığın konduğu da ilginç bir saptama olarak kaydedilmiştir.
>Mezar ziyaretlerinde (gömüldüğü ilk günden sonraki dönemlerdeki ziyaretlerde) Kur’an okunduğu/okutulduğu ve genel kabul gören bir gelenek olarak mezar başında "helva" dağıtıldığı saptanmıştır.
>Ağıt yakma geleneği varlığı tartışmalıdır. Nitekim bu konudaki soruya sadece % 35'lik bir oranla, ağıt yakma geleneğinin varlığı teyit edilmiştir. Bu durum belki de varolan bir geleneğin azalmaya başlaması şeklinde de değerlendirilebilir.
>Bunun yanı sıra Doğu Anadolu’da daha çok Aleviler'in yaşadığı yörelerde yaygın olarak görülen koç-koyun şeklindeki mezar taşları konusunda sorduğumuz soruya katılımcıların % 10'u, Balabanlılar'da da böylesi bir âdetin bulunduğunu ifade etmektedir. Bir ankette Pınarlıkaya (Hınzoru) köyündeki koç-koyun şeklindeki mezar taşlarının çoğunun Avcılar (Kiştim) köyünden Balabanlılar'a ait olduğu, önceleri çok daha fazla sayıda olan bu mezarların 1. Dünya Savaşı ya da Kurtuluş Savaşı sırasında Ermeniler tarafından tahrip edildiği iddia edilmektedir.
>4) Daha çok Tunceli'de (eski adıyla Dersim) ve çevresindeki etkileşim alanlarında varolduğu kaynaklarda ifade edilen, güneş kültü ile ilgili olduğu sanılan "gün ağarırken güneşe doğru dönüp dua etme" geleneğinin, Balabanlılar'da varolup olmadığı saptanmaya çalışılmıştır. Bu konudaki soruya katılımcıların yarısı olumlu diğer yarısı da olumsuz cevap vermiştir. Bu coğrafyaya göç edildikten sonra başlanan geleneğin ya da çok önceki dönemlerden beri var olan bu geleneğin, günümüzde azaldığı şeklinde bir fikir ileri sürülebilir.
>5) Bunun yanı sıra Anadolu'da sıklıkla karşılaşılabilen "yağmur duasına çıkma" geleneğinin Balabanlılar'da olmadığı söylenebilir. Nitekim bu konudaki soruya katılımcıların % 75’i, böylesi bir geleneğin var olmadığı cevabını vermiştir.
>6) Muharrem Ayı'nın, Hızır Orucu'nun, Nevruz'un, Hıdrellez'in, Cuma gecelerinin, ve cem ibadetlerinin gerçekleştirildiği perşembe gecelerinin kutsiyetinden bahsedilmiştir. Bu anlamda diğer Alevi cemaatleri ile oldukça benzer bir anlayışı ifade ettikleri söylenebilir. Nitekim anket katılımcılarının yine bu günler ile ilgili yaptıkları açıklamalar, bu düşünceyi desteklemektedir.
>7) Çoğunluğu Erzincan Tanyeri Nahiyesi (Üzümlü İlçesi) sınırları içinde olan, kimilerinde türbelerin bulunduğu ziyaretgâhı ve ören yerlerini, Balabanlar'ın ziyaret etmekte oldukları saptanmaktadır. Aşağıda Balabanlılar’ın ziyaretgâhları sıralanmaktadır:
>Karababa
>Büklü Dede
>Aygır Gölü
>Ağır Göl
>Puta (Çamlık)
>Ulu Baba
>Kırklar
>Mescit
>Terzi Baba
>Kiştim Evliyası
>Başköylü Hasan Efendi'nin mezarı
>Tunceli'de Büyük Çeşme
>Tunceli’de Düzgün Baba
>
>8) Alevî olmak için şartların neler olduğu konusundaki soruya katılımcıların yaklaşık yarısı cevap vermemiş ya da herhangi bir fikri olmadığını beyan etmiştir. Cevap veren katılımcıların önemli bir kısmı belli bir şart olduğunu düşünmemektedir. Cevap veren katılımcıların çoğunluğu Alevî olabilmek için önemli olan noktanın kişinin, belli bir felsefik anlayış, dünya görüşüne ya da etik yapılanmaya sahip olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu katılımcılarca Alevî olabilecek kişide var olması gereken özellikler şunlardır:
>Hz. Ali'yi ve Ehlibeyt'i sevmek.
>Eline, beline, diline sahip olmak.
>Temiz kalpli bir insan olmak.
>Herkesi bir görmek.
>Bunun yanı sıra bir kıstas olarak Alevî bir anne ve babadan gelmenin, Alevî olabilmek için gerekli olduğunu iddia edenlerin hepsi, sadece kişinin babasının Alevî olmasının, soy güden anlayış çerçevesinde Alevî olabilmek açısından yeterli olduğunu düşündüklerini belirtmişlerdir.
>9) Kirvelik kurumu konusundaki soruya katılımcıların yaklaşık olarak yarısı görüş belirtmemiş ya da bu konuda bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Cevap verenler, kirvelik konusunda şunları aktarmaktadır:
>Peygamber dostluğudur.
>Hz. Muhammed, Hz Ali'nin kirvesiydi. Alevîlik'teki kirvelik kurumu, buradan kaynaklanmaktadır.
>12 imamlardan gelen bir sünnettir, gelenektir.
>İkrar, iman ve dostluğun göstergesidir.
>Kirve, sünnet olacak çocuğun sünnet olurken yanında duran kişidir. Sünnet operasyonu sırasında çocuğun gözlerini tutar. Kirvenin, ekonomik gücü çerçevesinde sünnet düğünü masraflarına yardımcı olması beklenir. Kirve, başında bulunduğu sünnet çocuğunu, yaşamı boyunca da gözetmelidir.
>Kirve, sünnet çocuğunun yakın aile çevresi haricindeki bir aileden güvenilen, sevilen, sayılan bir erkek olmalıdır. Akraba olmaması genellikle tercih edilir.
>10) Katılımcıların % 40'ı, müsahiplik kurumu konusunda herhangi bir fikri olmadığını bildirmiş ya da cevap vermemiştir. Bunun yanı sıra müsahibin çocuğu ile evlenme konusundaki soru ile müsahiplik olgusunun detaylı olarak araştırılmasına gayret edilmiş, bu soruya katılımcıların tamamına yakını "müsahibin çocuğu ile evlenilmeyeceğini" ifade etmiştir. Müsahiplik konusunda şu düşünceler ortaya konmuştur:
>Kardeşliktir: Yol kardeşliği, kan kardeşliğidir. Kardeşlik bağı gibi güçlü ve On İki İmamlara dayanan Alevî kurumu ya da geleneğidir. İkrarlıktır, din ve ahiret kardeşliğidir.
>Sağdıçtır: Evlenirken yanında duran yardımcı kişidir. Fakat bu aynı zamanda kardeşlikten ileri bir anlayıştır.
>Hz. Ali ve Hz. Muhammed'in, dayanışmayı pekiştirmek için ortaya koyduğu bir gelenektir.
>Müsahip, kardeş hatta kardeşten de ileri bir anlamı ifade ettiğinden dolayı müsahibin çocuğu ile evlenmek doğru olmaz. Böylesi "ikrarlık" bağı ile bağlı olan aileler, birbirlerine evlilik bağı ile bağlamaktan uzak durur. Böylesi bir evlilik helâl sayılmaz. Bunun yanı sıra "Tarik altından geçenler, aynı bacı-kardeş olurlar. İnsan, kendi kardeşiyle evlenir mi?" şeklinde ilginç ifadeler de yer almaktadır.
>11) Katılımcıların % 40'ı, yaşamları boyunca hiç cem törenine katılmadığını ifade etmiştir. Şu anda Erzincan'da yaşayan katılımcıların dışındakilerin cem törenlerine katılım oranının oldukça düşük olduğu anlaşılmaktadır. Cem törenleri ve Alevîlik hakkında sorulan diğer sorulara verilen cevaplardan derlenen bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
>On İki İmamın ismini ve Alevî ibadeti içerisindeki on iki hizmeti baştan sona bilenlerin oranı % 10'dan daha azdır.
>Dede yerine cemi kimin yönetebileceği konusundaki soruya sadece % 20 oranındaki katılımcı fikir beyan etmiştir. Bu katılımcılara göre dede yerine cemi zâkir, dedenin vekil kıldığı kişilerden biri, dikme dede ya da rehber/pir/mürşit olarak kabul edilen dede haricindeki bir kişinin yönetebilir. Fikir ortaya koyanların bir kısmı ise dede olmadan cemin bağlanamayacağını ileri sürmüştür.
>Balabanlılar'ın katıldıkları cem törenlerinde, dede haricinde saz çalana çoğunca zâkir dendiği saptanmıştır. Saz çalma konusunda bir başka soruya cevap verenlerin tamamı, bağlama haricinde herhangi bir sazın, cem törenlerinde kullanılmadığını ifade etmiştir.
>Alevîlik'e giriş/erginleme/inisiyasyon töreni olarak bilinen meydan görme (görgü cemi) törenine katılma yaşı konusundaki soruya katılımcıların % 80'i, herhangi bir bilgisi olmadığını bildirmiş ya da cevap vermemiştir. Cevap verenlerin önemli bir kısmı 18 yaşından sonra bu törene katılabileneceğini ifade ederken diğerleri, evli olan herkesin bu törene katılabileceğini bildirmiştir.
>Katılımcıların sadece % 30'u, semah dönmeyi bildiğini ve semah dönmeyi çoğunlukla aile bireylerinden ya da cem törenleri sırasında başkalarından öğrendiklerini ifade etmektedirler.
>Dedeye, yürüttüğü cem karşılığı olarak ne verildiği şeklindeki soruya katılımcıların % 65'i cevap vermemiş ya da herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Cevap verenlerin önemli bir çoğunluğu hakkula (hakullah), çıralık, sadaka ya da lokma adı altında bir takım yardımlarda bulunulabileceğini ifade ederken bir kısmı da herhangi bir yardımda bulunulmadığını iddia etmiştir.
>Balabanlılar'ın katıldığı cem törenlerinde çoğunlukla yerel semahların dönüldüğü aktarılmıştır.
>Katılımcıların % 15 gibi az bir kısmı, cem törenleri için özel bir giysi giyildiğini ifade etmiş; özel giysiden ise şunlar kastedilmiştir:
>Giysilerin, uzun ve temiz olmasına dikkat edilir.
>Bayanlar, başörtüsü takarlar.
>Katılımcıların tamamına yakını cem töreninde dem niyetine alkollü bir içki içilmediğini bunun yanı sıra eski devirlerde de kullanılmadığı kanaatini taşıdıklarını ifade etmiştir. Alkollü içki içildiğini iddia eden birkaç katılımıcı, 18-25 yaş grubundan olup, üniversite eğitimi alan ve Erzincan'da yaşamayanlardandır. Bu kişiler daha önce hiç cem törenine katılmadıklarını da belirtmiştir. Babagan Bektaşi törenlerinde bâtın anlamda bir olguyu sembolize etmek maksadıyla alkollü içki kullanıldığı bilinmektedir. Son yıllarda Alevîlik ile Bektaşilik eklemlenmesinden kaynaklı anlayış ve/veya bu anlayışı ifade eden kitaplardaki bilgilerden ya da duyumlardan dolayı bu katılımcılar, kuvvetle muhtemel etkilenmiş ve Alevî cemlerinde de alkollü içki bulunduğu varsayımıyla böylesi bir ifadede bulunmuşlardır diye düşünüyoruz.
>12) Kurban kesme âdeti konusundaki sorulara katılımcıların % 40'ı herhangi bir fikir beyan etmemiştir. Verilen cevaplardan yola çıkarak aşağıda sıralanan gün ve anlarda kurban kesildiği ifade edilmektedir:
>Kurban Bayramı'nda
>Muharrem ayı sonunda
>Hızır Orucu'nda
>Adaklarda (niyetlerde)
>Düğünlerde (özellikle sünnet düğünü)
>Hatırlı misafirler için ikramlarda
>Kurbanı, dede/pir/mürşit/rehber'in ya da kurban duasını (gülbank) bilen erkeklerin kesebileceği görüşü genel bir kabul görmektedir. Bunun yanı sıra katılımcıların yaklaşık % 40'ı, kurban kanının toprağa akıtılması geleneğinin varolduğunu iddia etmektedir. Kurban kanının toprağa akıtılmasının nedeni/gerekliliği olarak şu ifadeler yer almaktadır:
>Kurban kanının çiğnenmemesi, kirletilmemesi ve temiz kalması için.
>Tüm canlıların toprağa dönmesi düşüncesi. Kan ve beden toprağa döner, ruh ise yaradana kavuşur. Bu nedenle kan, toprağa akıtılır.
>Kanın görünmemesi ve çevre temizliği açısından önemli olduğu için.
>Kurban kanının ortada kalmasının günah sayıldığı için.
>Kurban etinin dağıtılması konusunda belli bir vicdanî silsilenin takibi söz konusu olduğu görülmektedir. Dul, yetim, hastalar, yoksullar kısacası ihtiyaç duyunanlar ilk etapta gözetilmek suretiyle komşulara ve akrabalara eşit olarak dağıtılması gerekliliği vurgulanmaktadır.
> Hızır (Hızır-İlyas) kültü konusunda sorulan soruya katılımcıların % 60'ı görüş bildirmiştir. Ortaya konan görüşleri şöyle özetlenebilir:
>Hızır, ermiş bir zattır. Sır olmuş bir evliyadır.
>Keramet ve kuvvet sahibi bir varlıktır.
>Kur’an'da adı geçen peygamberlerdendir.
>Darda kalanlara yardım eden, imdat edendir.
>Balabanlılar'ın yaşadığı Avcılar (Kiştim) köyündeki Kiştim Evliyası adındaki tarik/ziyaret hakkında sorulan soruya katılımcıların yaklaşık % 70'i, Kiştim Evliyası'nın ne olduğu konusunda herhangi bir bilgisi olmadığını bildirmiştir. Bu sonuç aslında doğaldır. Kiştim Evliyası adlı tarik ile yapılan ibadet yıllar önce bittiğinden, bu olguyu çoğunlukla bu köyde yaşamış olan ya da hâlen yaşamakta olanlar ile görece yaşlı katılımcılar anımsamaktadır. Bu katılımcıların önemli bir çoğunluğu ise Kiştim köyünü, bu evliya ve Kiştim köyündeki diğer ziyaretlerden dolayı kutsal saymaktadırlar. Kiştim Evliyası hakkında şu bilgiler derlenmiştir:
>Mucizesi olan evliyalardandır.
>Kerameti olduğu düşünülen bir âsadır, sopadır.
>Dede haricinde bir kişinin elinde kerametini gösteren bir sopadır.
>Tariktir, ziyarettir. Kiştim (Avcılar), Tilek (Derebağ) ve Bük köyünde de tarikler bulunmaktadır. Bunların kardeş olduğuna inanılmaktadır.
>Kiştim Evliyası, Bük Evliyası ve Gömürge Evliyası üç bacılardır.
>13) Erzincan'da yaşamış, bazı Balabanlılar'la kirvelik bağı da kurmuş olan ve yörede bir ermiş kişi olarak kabul edilen Başköylü Hasan Efendi hakkında sorulan soruda katılımcıların % 75'i, Başköylü Hasan Efendi’yi tanıdığını ya da bu kişi hakkında bilgisi olduğunu ifade etmiştir. Başköylü Hasan Efendi hakkında övgü dolu cümleler sarfettikleri tespit edilmiştir.
>Genel Kültür:
>1) Katılımcıların tamamı on iki hayvanlı takvimden haberdar olmadıklarını bildirmiştir.
>2) Katılımcıların tamamı tek eşlilikten yana olduklarını ifade etmiştir.
>3) Katılımcıların sadece % 30'u Ahmet Yesevi, Ahî Evran, Baba İshak, Baba İlyas adlı tarihsel-dinsel kişiliklerin varlıklarından haberdar olduklarını ifade etmiş ancak detaylı bilgilerinin olmadıklarını eklemişlerdir.
>4) Katılımcıların % 20'si bağlama çalmasını bildiklerini ifade etmiştir. Bağlama çalanların tümü erkektir. Bağlama çalmasını daha çok aile bireylerinin yardımıyla öğrendiklerini bildirmişlerdir.
>5) Katılımcıların % 40'ı Erzincan yöresine ait bazı halk oyunlarını bildiklerini ifade etmişlerdir.
>6) Katılımcıların en büyük halk âşıkları olarak gördükleri isimler, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Âşık Veysel, Mahsuni Şerif, Âşık Daimî ve Davut Sularî'dir.
>7) Katılımcıların ifadelerinden mutfak kültürü konusunda da bazı bilgiler derlenmiştir. Daha çok hayvansal ürünlerden ve bakliyattan oluşan yemek/mutfak kültürünün olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıda aktarılacak olan yemek isimlerinin Balabanlılar’ın geleneksel mutfak kültürü içinde yer aldığı ifade edilmektedir:
>Ayranlı çorba
>Kesme çorba
>Kebap çeşitleri (özellikle tandır kebabı)
>Keşkek
>Kete
>Kuru Fasulye
>Aşure
>Sac Kavurması
>Haşıl (Un ile yapılan ayran ve yağ ile beraber yenen bir yemek)
>Babuko (Hamurdan yapılan, sarmısaklı etsiz bir tür mantı)
>Zerfeti (Babukonun başka bir çeşidi)
>Gendime
>Kömbe
>Eşkili (Domates, kavurma, biber ile yapılan, ekmeğin üzerine dökülüp yenen, menemene benzer bir tür sulu yemek)
>Kuymak: (Süt ve yağ karşımı unlu bir tatlı)
>Un helvası
Alevilik anket yapilarak tanitilmaz, arastirma yoluyla tarihi ve kültürel degerler analiz edilir, öyle yalan yanlis görüslerle ancak alevilige zarar verilir. Bir seyi yapmadan önce, bir bilene danismakta her zaman yarar vardir.
-----------------------------------------------------------------


-------------------------------------------------------------------
ERZİNCAN TERCAN




Erzincan Tercan ilçesi 1987-1995 yılları arasında buradaydım.
Erzincan'a 88 km uzaklıkta, 1592 km² yüzölçümlü Tercan ilçesinin nüfusu 1997 yılı nüfus sayımına göre 31.430'dur.Eski bir tarihi olan ilçe, Urartular ve Asurlular'ın etki alanı içinde kalmıştır. Tercan, daha sonraları sırasıyla Medler'in, Persler'in, İskender İmparatorluğu'nun, Araks Devleti'nin ve Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girdi. Malazgirt Savaşı'nı izleyen dönemlerde, Mengücek Beyliği'nin yönettiği yöre, sonraları Eretna Beyliği'ne bağlandı. Timur'un saldırılarına da uğrayan Tercan, uzun bir süre Akkoyunlular'ın yönetiminde kaldı.Otlukbeli Savaşı'ndan (1473) sonra Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıysa da, Akkoyunlular Tercan'ı, bir süre için geri aldılar. Tercan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında kesin olarak Osmanlı egemenliğine girdi.



MAMAHATUN KERVANSARAYI
Planı ve mimari özellikleriyle 12. yüzyılın sonunda yapıldığı Mamahatun Kervansarayı; Mamahatun Türbesinin 30 m. doğusundadır. Sarımsı renkte, düzgün taş bloktan yapılan yapı, çevre duvarı konik kubbeli 16 silindirik yarım kule ile çevrelenmiştir. Sivri kemerli taç kapısı, girişin sağ ve solundaki dikdörtgen planlı ozlu odaları vardır. Ortada üstü açık avlu, kuzey ve güneyinde yük hayvanları için uzun odalarla bir dizi hücre bulunmaktadır





MAMAHATUN KERVANSARAYI



KÖTÜR KÖPRÜSÜ :Tuzla suyu ile Karasu'nun birleştiği yerdedir. Tümüyle yontma taştan olan yapının günümüzde sadece ayakları mevcuttur.
Senin Şehit kanıyla yoğrulmuş Köroğlu taşın,
Tarihle yaşayacak büyük iman savaşın.
Eğilmedik kuffara eğilmeyecek başın.
Selam Allah yolunda can veren arkadaşım.
Selam size gaziler,selam sana Tercanım.
İlçede bulunan Tercan barajından, enerji üretimi ve arazi sulama yönünde faydalanılmaktadır.

PEKERİÇ KALESİ (ÇADlRKAYA) : İlçenin Çadırkaya beldesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 100 metre yüksekliğinde doğal, kayadan oluşmaktadır. Kayaya oyulmuş odalar, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır. Surlardan günümüze çok azı gelebilmiştir. Kalıntılar buranın çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir

KEFRENCİ TAPINAĞI İlçenin Oğulveren Köyündedir. Bezemeleri önem taşımaktadır. Yapı İran özelliğine sahiptir.






Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar.


Yıl 1991 Tercan Armutluk Köyü İlkokulu'nda görev yaparken öğrencilerimizle Abrenk (Vank) Kilisesi'ne düzenlediğimiz geziden dönerken .Karşıdaki dağlar Pülümür (Tunceli) dağları.Geziye Çukuryurt köyü öğrencileri de katılmıştı.





ABRENK (VANK) KİLİSESİ Üçpınar Köyü yakınlarındaki Vank dağının güneydoğusunda, çukurca bir alan içerisindedir. Giriş kapısının üzerinde 1854 tarihi geçmektedir. Kilise ile birlikte bir şapel ve iki tane de dikili taş bulunmaktadır. Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar. Kızım İpek bu taşlardan birinin önünde.
ERZURUM'DA ATATÜRK HEYKELİ



ERZURUM'DA TERCAN VANK KİLİSESİ'NDE İPEK
ERZURUM'DA ATATÜRK HEYKELİ ÖNÜNDE






TERCAN ANIT

ARMUTLUK VE ALTUNKAYA KÖYLERİ ( TERCAN ) FOTOGRAFLARI

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
-------------------------------------------------------------------------------------
Tercan'ın yeni Kaymakamı Tuncay Akkoyun oldu.



İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Kaymakamlar Kararnamesi ile 360 mülki idare amirinin görev yerleri değiştirildi.

Tercan Kaymakamı İlhami Aktaş Finike Kaymakamlığı'na atanırken Tercan Kaymakamlığı'na Ermenek Kaymakamı Tuncay Akkoyun atandı.

İşte yeni Kaymakamımız'ın özgeçmişi;

TUNCAY AKKOYUN


Tuncay AKKOYUN 07.08.1976 tarihinde Elazığ'da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Elazığ'da tamamladı. 1995 yılında Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Kamu Yönetimi bölümü'nde başladığı üniversite öğrenimini 1999 yılında tamamladı. Aynı yıl İçişleri Bakanlığı'nca açılan kaymakamlık sınavını kazanarak, 2000 yılı Mayıs ayında Elazığ Kaymakam Adayı olarak mesleğe başladı. Adıyaman- Besni, Adana- Karaisalı ve Malatya- Kale Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nde Kamu Diplomasisi Kursu' nu başarıyla tamamladı. Ankara Üniversitesi'nde aldığı yabancı dil eğitimi ve devamında, İngiltere'de Exeter Üniversitesinde 6 ay süren eğitimden sonra , Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans Eğitimine devam etti.

2003 yılında Bursa ili Harmancık ilçesinde kaymakamlık görevinde bulundu. Malatya ili Arguvan ilçesindeki 2 yıllık kaymakamlık görevinden sonra, Karaman ili Ermenek ilçesine atandı. Halen bu görevi sürdürmektedir.

2006-10-05 17:58


Türkiye genelinde aranan bir bal olan Erzincan balı artık sertifikayla satılacak.



Özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde üretimi yapılan Kara Kovan Balı, diğer adı ile petek balı üretimi her geçen yıl azalarak kaybolma noktasına geldi. Kaliteli normal bir balın iki, iki buçuk katına alıcı bulan kara kovan balı hala vatandaşlar tarafından büyük rağbet görüyor. Erzincan Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Abdulkadir Erçelik, modern bir üretim yapabilmek için bilinen teknik kovanlara geçildiğini çünkü eski model kara kovan ve petek balında arıya hiçbir şekilde müdahale edilemediğini söyledi. Bal üretiminin temeline inildiği zaman kara kovan balı ile kaliteli bir bal arasındaki tek farkın ise kara kovan balında ki mumların arılar tarafından yapıldığı, diğer bildiğimiz üretimde ise mumların üreticiler tarafından yerleştirdiğini ifade eden Başkan Abdulkadir Erçelik, balın başlı başına bir ilaç olduğunu da sözlerine ekledi. Abdulkadir Erçelik, “Kara kovan balının da bildiğimiz kovan balının da aynı arı tarafından işlendiğini ve üretildiğini belirtmeliyim. Çünkü sanki normal bildiğimiz balı başka arı, kara kovan balı dediğimiz balı başka arı yapıyormuş gibi bilinmekte” diye konuştu. Abdulkadir Erçelik, Erzincan da üretilen balın Türkiye genelinde aranan bir bal olduğunun altını çizerek, Erzincan balının artık sertifikalı bir bal olduğunu kaydetti. Türkiye genelinde artık Erzincan balının marketlerde kendi adı ile satılacağını sözlerine ekleyen başkan Erçelik, konu ile ilgili çalışmalarının devam ettiğini de sözlerine ekledi. Başkan Abdulkadir Erçelik, Erzincan balı üretimi için yaptığı açıklamasında, sadece bir ambalajlama ünitesine ihtiyaç duyduklarını ve bununda özel sektör marifeti ile Erzincan’da alt yapısının hazırlandığını söyledi.

habercan


KIZILBAŞ66 abi başka bir topicte sitem etmişsin erzincanlı olarak üstüme alındım.iş yogunlugu nedeniyle memleket davasına yetişemedik. Sende beni teşvik ettin artık memleketimle ilgileneceğim , hatta yazın gidip resimlerini getireceğim.

Ali Ekber Çiçek

Ondörtbin Yıl Gezdim Pervanelikte,
Sıdkı İsmin Duydum Divanelikte.
İçtim Şerabını Mestanelikte,
Kırkların Ceminde Dara Düş Oldum.
Kırkların Ceminde
Haydar,Haydar Haydar Haydar,
Haydar Haydar Haydar Haydar,
Haydar,Dara Düş Oldum.



fotoğraf:Bekir Karadeniz



1935 Erzincan Ulalar Köyü doğumlu Ali Ekber Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitiriyor ve çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlıyor. Bu arada bağlamayı öğreniyor ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doluyor. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremiyor, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmuyor. Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç ediyor ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanışyor. Vatani görevi sonrası radyoya giriyor ve 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla yapıtı yorumlayarak geniş kitlelere ulaştırıyor.

Halen TRT arşivlerinde ustanın 54 kaseti olduğu söyleniyor. Birçok ülkede konserler ve üniversitelerdeki sohbetler aracılığıyla bu toprakların sanatını dünyaya taşımaya çabalamış Ali Ekber Çiçek, bir kaynakta yolunu şöyle özetliyor:
''Gerçekleri göstermek, gerçeğe kavuşmak ve gerçeği olduğu gibi insanlara anlatmak için çalışmış bir insanım. Cahilden uzak, kâmile yakın oldum; büyüklerime saygı ile, küçüklerime sevgiyle yaklaştım. Konuşulan her kelâmı ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraatım boyunca hiçbir maddi menfaat sağlamadan, insanların duygularını sömürmek gibi bir yanlışlığa meydan vermedim.

Ali Ekber Çiçek, 26.04.2006 tarihinde aramızdan ayrıldı...




Ali Ekber Çiçek'ten derlenen bazı türküler :
Böyle İkrarınan Böyle Yolunan
Bunca Olan Emeğimi
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
Gurbet Elde Yadellerin Derdini
Gül Yüzlü Sevdiğim
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum
Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare
Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte(Haydar Haydar)

Ali Ekber Çiçek tarafından derlenen bazı türküler :
Bir güzeli methedeyim
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
El Vurup Yaremi İncitme Tabib
Gönül gel varalım gülşen bağına
Şepke'nin Kavakları
Yolumuz Gurbete Düştü
----------------------------------------------------------------------


-----------------------------------------------------------------------------------------------
Erzincan'a Girdim - Erzincan yöresi

Erzincan’a girdim ne güzel bağlar, Erzincan Halk Türküleri içinde en çok sevilen bir uzun havadır. Güzel olduğu kadar da acı bir gerçeği dile getirir.

Erzincan, yemyeşil beldelerimizden biridir. I. Dünya Savaşı yıllarında bu güzel bağlar da tıpkı o günkü Erzincanlılar gibi hüzünlüydü . Çünkü bu bağlar terk ediliyordu. 1916 yılında, Ruslar Erzurum’u almış Erzincan’a doğru ilerliyorlardı . Halen yaşlı Erzincanlıların hatıraları arasında kalan genç nesillerin masal havası içinde dinledikleri Muhacirlik, binlerce Erzincanlının Anadolu içlerine göç etmesini ve aylar sonra Erzincan’a geri dönmesini hikaye eder.

Kaynak : Fidan Engin



Erzincana Girdim Ne Güzel Bağlar (U.H.)

Erzincan-Fidan Engin-Turan Engin

Erzincana Girdim Ne Güzel Bağlar
Erzuruma Vardım Dumanlı Dağlar
Elleri Koynunda Bir Gelin Ağlar
Oy Anam Anam Nasıl Dayanam

Yüce Dağ Başına Çadır Açarım
Şarap Bulamazsam Zehir İçerim
Seni Vermezlerse Alır Kaçarım
Oy Anam Anam Nasıl Dayanam

Alevv
-----------------------------------------------------------------------------------------------




-----------------------------------------------------------------------------------------------
ARŞİV: İnternette Erzincan...
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Konu m e d e t tarafından (31.08.2007 Saat 15:21 ) değiştirilmiştir. Sebep: Page Update. 06 aug2006 changed by MEDET
m e d e t Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.08.2006, 11:28   #2
Yazar
ernesto43
Forumla Bütünleşmiş
 
ernesto43 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.04.2006
Mesajlar: 1.368
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 62
İtibar Puanı: 395
ernesto43 gercekten iyi biriernesto43 gercekten iyi biriernesto43 gercekten iyi biriernesto43 gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 312
263 Mesajına 502 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sağol Medet

ernesto43 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.08.2006, 09:18   #3
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 75
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart link eklemeyi bilmiyorum türküyüde başka bir arkadaş eklesin lütfen

Erzincan'a Girdim - Erzincan yöresi

Erzincan’a girdim ne güzel bağlar, Erzincan Halk Türküleri içinde en çok sevilen bir uzun havadır. Güzel olduğu kadar da acı bir gerçeği dile getirir.

Erzincan, yemyeşil beldelerimizden biridir. I. Dünya Savaşı yıllarında bu güzel bağlar da tıpkı o günkü Erzincanlılar gibi hüzünlüydü . Çünkü bu bağlar terk ediliyordu. 1916 yılında, Ruslar Erzurum’u almış Erzincan’a doğru ilerliyorlardı . Halen yaşlı Erzincanlıların hatıraları arasında kalan genç nesillerin masal havası içinde dinledikleri Muhacirlik, binlerce Erzincanlının Anadolu içlerine göç etmesini ve aylar sonra Erzincan’a geri dönmesini hikaye eder.

Kaynak : Fidan Engin

Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2006, 19:42   #4
Yazar
m e d e t
benim kabem insandır
 
m e d e t - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Tournaments Won: 1

Üyelik tarihi: 03.08.2006
Bulunduğu yer: TURKEY-İstanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 62
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 45
İtibar Puanı: 46
m e d e t iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
6 Mesajına 8 Kere Teşekkür Edlidi
Exclamation ...::::'( güle güle forumcanları :::...

Değerli arkadaşlar. 3 Haftalığına Almanya'ya staja gidiyorum.
bilgilerinize...

dönğüncede okulum açılıyo malum...

özetle 4-6 aylığına foruma giremicem. Hoş bi faydamda yoktu ama

mail uyarılarını kapattım..

kendinize iyi bakın canlar. Sizler bu vatanı tekrar yücelteceksiniz .

m e d e t Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2006, 19:45   #5
Yazar
halil
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 20.04.2006
Mesajlar: 45
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 46
İtibar Puanı: 7
halil hakkında olumlu veya olumsuz bir fikir yok

Ettiği Teşekkür: 7
0 Mesajına 0 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kardeşim selametle git gel. Muhakkak katkın vardı. Bekliyoruz yolunu.

halil Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 30.10.2006, 14:32   #6
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 75
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ERZİNCAN TERCAN




Erzincan Tercan ilçesi 1987-1995 yılları arasında buradaydım.
Erzincan'a 88 km uzaklıkta, 1592 km² yüzölçümlü Tercan ilçesinin nüfusu 1997 yılı nüfus sayımına göre 31.430'dur.Eski bir tarihi olan ilçe, Urartular ve Asurlular'ın etki alanı içinde kalmıştır. Tercan, daha sonraları sırasıyla Medler'in, Persler'in, İskender İmparatorluğu'nun, Araks Devleti'nin ve Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girdi. Malazgirt Savaşı'nı izleyen dönemlerde, Mengücek Beyliği'nin yönettiği yöre, sonraları Eretna Beyliği'ne bağlandı. Timur'un saldırılarına da uğrayan Tercan, uzun bir süre Akkoyunlular'ın yönetiminde kaldı.Otlukbeli Savaşı'ndan (1473) sonra Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıysa da, Akkoyunlular Tercan'ı, bir süre için geri aldılar. Tercan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında kesin olarak Osmanlı egemenliğine girdi.



MAMAHATUN KERVANSARAYI
Planı ve mimari özellikleriyle 12. yüzyılın sonunda yapıldığı Mamahatun Kervansarayı; Mamahatun Türbesinin 30 m. doğusundadır. Sarımsı renkte, düzgün taş bloktan yapılan yapı, çevre duvarı konik kubbeli 16 silindirik yarım kule ile çevrelenmiştir. Sivri kemerli taç kapısı, girişin sağ ve solundaki dikdörtgen planlı ozlu odaları vardır. Ortada üstü açık avlu, kuzey ve güneyinde yük hayvanları için uzun odalarla bir dizi hücre bulunmaktadır





MAMAHATUN KERVANSARAYI



KÖTÜR KÖPRÜSÜ :Tuzla suyu ile Karasu'nun birleştiği yerdedir. Tümüyle yontma taştan olan yapının günümüzde sadece ayakları mevcuttur.
Senin Şehit kanıyla yoğrulmuş Köroğlu taşın,
Tarihle yaşayacak büyük iman savaşın.
Eğilmedik kuffara eğilmeyecek başın.
Selam Allah yolunda can veren arkadaşım.
Selam size gaziler,selam sana Tercanım.
İlçede bulunan Tercan barajından, enerji üretimi ve arazi sulama yönünde faydalanılmaktadır.

PEKERİÇ KALESİ (ÇADlRKAYA) : İlçenin Çadırkaya beldesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 100 metre yüksekliğinde doğal, kayadan oluşmaktadır. Kayaya oyulmuş odalar, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır. Surlardan günümüze çok azı gelebilmiştir. Kalıntılar buranın çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir

KEFRENCİ TAPINAĞI İlçenin Oğulveren Köyündedir. Bezemeleri önem taşımaktadır. Yapı İran özelliğine sahiptir.






Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar.


Yıl 1991 Tercan Armutluk Köyü İlkokulu'nda görev yaparken öğrencilerimizle Abrenk (Vank) Kilisesi'ne düzenlediğimiz geziden dönerken .Karşıdaki dağlar Pülümür (Tunceli) dağları.Geziye Çukuryurt köyü öğrencileri de katılmıştı.





ABRENK (VANK) KİLİSESİ Üçpınar Köyü yakınlarındaki Vank dağının güneydoğusunda, çukurca bir alan içerisindedir. Giriş kapısının üzerinde 1854 tarihi geçmektedir. Kilise ile birlikte bir şapel ve iki tane de dikili taş bulunmaktadır. Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar. Kızım İpek bu taşlardan birinin önünde.
ERZURUM'DA ATATÜRK HEYKELİ



ERZURUM'DA TERCAN VANK KİLİSESİ'NDE İPEK
ERZURUM'DA ATATÜRK HEYKELİ ÖNÜNDE






TERCAN ANIT

ARMUTLUK VE ALTUNKAYA KÖYLERİ ( TERCAN ) FOTOGRAFLARI

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.11.2006, 10:26   #7
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 75
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

2006-10-06 18:02


Tercan'ın yeni Kaymakamı Tuncay Akkoyun oldu.



İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Kaymakamlar Kararnamesi ile 360 mülki idare amirinin görev yerleri değiştirildi.

Tercan Kaymakamı İlhami Aktaş Finike Kaymakamlığı'na atanırken Tercan Kaymakamlığı'na Ermenek Kaymakamı Tuncay Akkoyun atandı.

İşte yeni Kaymakamımız'ın özgeçmişi;

TUNCAY AKKOYUN


Tuncay AKKOYUN 07.08.1976 tarihinde Elazığ'da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Elazığ'da tamamladı. 1995 yılında Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F Kamu Yönetimi bölümü'nde başladığı üniversite öğrenimini 1999 yılında tamamladı. Aynı yıl İçişleri Bakanlığı'nca açılan kaymakamlık sınavını kazanarak, 2000 yılı Mayıs ayında Elazığ Kaymakam Adayı olarak mesleğe başladı. Adıyaman- Besni, Adana- Karaisalı ve Malatya- Kale Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nde Kamu Diplomasisi Kursu' nu başarıyla tamamladı. Ankara Üniversitesi'nde aldığı yabancı dil eğitimi ve devamında, İngiltere'de Exeter Üniversitesinde 6 ay süren eğitimden sonra , Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans Eğitimine devam etti.

2003 yılında Bursa ili Harmancık ilçesinde kaymakamlık görevinde bulundu. Malatya ili Arguvan ilçesindeki 2 yıllık kaymakamlık görevinden sonra, Karaman ili Ermenek ilçesine atandı. Halen bu görevi sürdürmektedir.

2006-10-05 17:58


Türkiye genelinde aranan bir bal olan Erzincan balı artık sertifikayla satılacak.



Özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde üretimi yapılan Kara Kovan Balı, diğer adı ile petek balı üretimi her geçen yıl azalarak kaybolma noktasına geldi. Kaliteli normal bir balın iki, iki buçuk katına alıcı bulan kara kovan balı hala vatandaşlar tarafından büyük rağbet görüyor. Erzincan Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Abdulkadir Erçelik, modern bir üretim yapabilmek için bilinen teknik kovanlara geçildiğini çünkü eski model kara kovan ve petek balında arıya hiçbir şekilde müdahale edilemediğini söyledi. Bal üretiminin temeline inildiği zaman kara kovan balı ile kaliteli bir bal arasındaki tek farkın ise kara kovan balında ki mumların arılar tarafından yapıldığı, diğer bildiğimiz üretimde ise mumların üreticiler tarafından yerleştirdiğini ifade eden Başkan Abdulkadir Erçelik, balın başlı başına bir ilaç olduğunu da sözlerine ekledi. Abdulkadir Erçelik, “Kara kovan balının da bildiğimiz kovan balının da aynı arı tarafından işlendiğini ve üretildiğini belirtmeliyim. Çünkü sanki normal bildiğimiz balı başka arı, kara kovan balı dediğimiz balı başka arı yapıyormuş gibi bilinmekte” diye konuştu. Abdulkadir Erçelik, Erzincan da üretilen balın Türkiye genelinde aranan bir bal olduğunun altını çizerek, Erzincan balının artık sertifikalı bir bal olduğunu kaydetti. Türkiye genelinde artık Erzincan balının marketlerde kendi adı ile satılacağını sözlerine ekleyen başkan Erçelik, konu ile ilgili çalışmalarının devam ettiğini de sözlerine ekledi. Başkan Abdulkadir Erçelik, Erzincan balı üretimi için yaptığı açıklamasında, sadece bir ambalajlama ünitesine ihtiyaç duyduklarını ve bununda özel sektör marifeti ile Erzincan’da alt yapısının hazırlandığını söyledi.

habercan


KIZILBAŞ66 abi başka bir topicte sitem etmişsin erzincanlı olarak üstüme alındım.iş yogunlugu nedeniyle memleket davasına yetişemedik. Sende beni teşvik ettin artık memleketimle ilgileneceğim , hatta yazın gidip resimlerini getireceğim.

Ali Ekber Çiçek

Ondörtbin Yıl Gezdim Pervanelikte,
Sıdkı İsmin Duydum Divanelikte.
İçtim Şerabını Mestanelikte,
Kırkların Ceminde Dara Düş Oldum.
Kırkların Ceminde
Haydar,Haydar Haydar Haydar,
Haydar Haydar Haydar Haydar,
Haydar,Dara Düş Oldum.



fotoğraf:Bekir Karadeniz



1935 Erzincan Ulalar Köyü doğumlu Ali Ekber Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitiriyor ve çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlıyor. Bu arada bağlamayı öğreniyor ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doluyor. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremiyor, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmuyor. Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç ediyor ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanışyor. Vatani görevi sonrası radyoya giriyor ve 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla yapıtı yorumlayarak geniş kitlelere ulaştırıyor.

Halen TRT arşivlerinde ustanın 54 kaseti olduğu söyleniyor. Birçok ülkede konserler ve üniversitelerdeki sohbetler aracılığıyla bu toprakların sanatını dünyaya taşımaya çabalamış Ali Ekber Çiçek, bir kaynakta yolunu şöyle özetliyor:
''Gerçekleri göstermek, gerçeğe kavuşmak ve gerçeği olduğu gibi insanlara anlatmak için çalışmış bir insanım. Cahilden uzak, kâmile yakın oldum; büyüklerime saygı ile, küçüklerime sevgiyle yaklaştım. Konuşulan her kelâmı ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraatım boyunca hiçbir maddi menfaat sağlamadan, insanların duygularını sömürmek gibi bir yanlışlığa meydan vermedim.

Ali Ekber Çiçek, 26.04.2006 tarihinde aramızdan ayrıldı...




Ali Ekber Çiçek'ten derlenen bazı türküler :
Böyle İkrarınan Böyle Yolunan
Bunca Olan Emeğimi
Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim
Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
Gurbet Elde Yadellerin Derdini
Gül Yüzlü Sevdiğim
Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum
Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare
Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte(Haydar Haydar)

Ali Ekber Çiçek tarafından derlenen bazı türküler :
Bir güzeli methedeyim
Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
El Vurup Yaremi İncitme Tabib
Gönül gel varalım gülşen bağına
Şepke'nin Kavakları
Yolumuz Gurbete Düştü


Konu Türkü tarafından (08.11.2006 Saat 11:44 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.11.2006, 12:31   #8
Yazar
SEVDALİNKA
Güneşin Kızı
 
SEVDALİNKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.06.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 2.215
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 76
İtibar Puanı: 938
SEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahipSEVDALİNKA parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 1.059
516 Mesajına 1.073 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Teşekkürler alevcan; Güzel memleketimi hiç göremedim. O kadar yoğunum ki bir türlü buraya vakit ayıramadım. bundan sonra zaman ayırıcam. sevgiyle ve dostça kal...

___________________İMZA___________________
Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten...

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur, aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum, avcılar peşime düşsün...
SEVDALİNKA Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.11.2006, 09:23   #9
Yazar
Türkü
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 03.07.2006
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 37
Mesajlar: 1.963
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 75
İtibar Puanı: 1179
Türkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı varTürkü görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.455
424 Mesajına 1.256 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ERZİNCAN İLİNİN TARİHİ




Erzincan’ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne varki tarihçiler ikinci bin yıl da, bu yörede, hurrilerin yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında da Hayaslılarla Azziler’in hüküm sürdüğünü kaydetmektedir.

Anadolu’da M.Ö. 1050- 1180 tarihleri arasında Hattuşaş’ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hitit’ler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Şüphesiz ki Erzincan’da Hititler’in yönetimi altında idi. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda Hititlere ait çeşitli eserler ortaya çıkarılmıştır. Erzincan ve yöresinde Hititler’e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.

Doğu Anadolu’da kurulan ilkçağ devletlerinden biri de Urartular’dır. M.Ö.900 yıllarında kurulan bu devlet Van’ı (Tuspa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizinden Malatya‘ya, kuzeyde Erzurum-Erzincan’dan güneyde Halep-Musul’a kadar genişletmiştir.

Erzincan yakınlarında Altıntepe’de Prof Dr. Tahsin ÖZGÜÇ tarafından yapılan kazıda (1953) Urartular’a ait bir çok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.

Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler’in Anadolu’yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Erzincan ve yöresi, Urartular’ı yenerek Anadolu’yu istilaya başlayan Med’lerin (M.Ö. 612) eline geçti. Med Krallığı’nın Kyaksar döneminde Lidyalılar’la yapılan savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö.550 tarihlerinde Persler’in eline geçmiştir.

Hititler’in Anadolu’yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler’in yükselişi daha çok Ciroz (550-530), Kampis (530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresinde Persler’in eline geçer. Persler’den sonra Anadolu Makendonyalılar’ın eline geçmiştir.

Roma ordusu M.Ö.70 tarihinde Doğu Anadolu’yu ele geçirmeye başlıyarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı’nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde yenilgiye uğratılan İran’dan geri alındı.

Halife Hz. Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 35/655 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar’dan geri aldı. (859) Böylece Erzincan tekrar Arapların hakimiyetine geçti.

Türklerin Anadolu’ya akınlar yaptığını daha önce belirtmiştik. Fakat, Türklerin Anadolu’yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır. Malazgirt zaferi kazanılınca Alparslan, Karasu ve Çatlı nehirleri vadilerinin fethine Mengücek Ahmet Gazi’yi görevlendirmiştir.

Alparslan’ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah’ı merkez yaptı. Ahmet Gazi’nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerine Melih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut’a Erzincan Davut Şah’a, Divriği’de Süleyman Şah’a düştü. Davut şah’ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan’a 13 yıl Süleyman Şah’a sahip olmuş; Davut Şah’ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah, Kılıçarslan’ın damadı olması da göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır.

Behram Şah zamanında, Erzincan çok ilerlemiş, ticaret ve sanayi gelişmiştir. Zelzeleler sebebi ile o dönem ait eserler maalesef günümüze ulaşmamıştır. Behram Şah 1225 tarihinde Erzincan’da ölmüş, aşağı Urla (Ula) köyünde defnedilmiştir.

Behram Şah ölünce yerine oğlu Davut Şah geçti. 1228 tarihinde Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat Erzincan ve Kemah’ı işgal ederek Mengücek Beyliğine son verdi. Alaaddin Keykubat ile Celalettin Harzem Şah arasında Erzincan yakınlarında, Yassı-Çemen denilen yerde 1230 tarihinde savaş oldu ve Celalettin Harzem Şah yenildi. Alaattin Keykubat’ın ölümü (1237) üzerine, yerine oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev geçti. Onun zamanında devlet Moğolların istilasına uğradı. 1240 tarihinde Erzurum’u işgal eden Moğollar Erzincan’ı geçerek 1243 tarihinde Kösedağ savaşında Anadolu Selçuklu Devletini hezimete uğrattı. Böylece Erzincan ve yöresi İlhanlıların eline geçti. İlhanlılar yöreyi beylerle (Vali) yönettiler. Timur-Taş Bey Mısır’a kaçarken yerine Alaaddin Eretna’yi bıraktı.

Timur-Taş’ın Mısır’a sığınmasından sonra valiliğe gelen Alaaddin Eretna ilhanlı hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han’ın ölümü (1335) üzerine İlhanlılarla olan bağını keserek görünüşte Celayırlı Hükümdarı Büyük Şeyh Hasan Han’a bağlı kalarak bağımsızlığını ilan etti.

Bir ara Çoban Oğulları Hükümdarı Küçük Şeyh Hasan, Erzincan ve yöresi kendi beyliğine kattıysa da 1338’de Memluk Sultan Nasreddin Muhammed’in yardımı ile Erzincan ve yöresi Küçük Şeyh Hasan’dan kurtuldu. Erzincan bu beylik döneminde de el değişmiştir. Alaaddin Eratna 1352’de öldükten sonra yerine oğlu Gıyasettin Mehmet getirildi. Çıkan anlaşmazlıklar sonunda Erzincan bağımsız olarak, Burak Bey’e bırakıldı. Sırası ile Ahi Ayna Bey (öl. 1362), Pir Hüseyin (öl. 1379), Mutahhareten Bey yönetimi ele aldı. Mutahhareten döneminde, Kadı Burhanettin Erzincan’a ve yöresine birkaç kez saldırı düzenledi. Bu saldırılar Akkoyunlu Hükümdarı Kutlu Bey’in yardımı ile atlatıldı.

Bu dönemde Erzincan üzerinde Akkoyunlular’ın etkisini görmekteyiz.

Erzincan Emiri Mutahhareten’in Timur’a bağlanması Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt’ı kızdırmıştı. Beyazıt da Erzincan’ı muhasara etti.(1401) Fakat çok geçmeden Ankara Savaşı patlak verince, yöre tekrar Timur’un eline geçti.(1402)

Yörede Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Osmanlılar etkili olamadılar. 1419’da 1. Mehmet zamanında Karakoyunlu Beyi Kara Yusuf Erzincan’ı zapt etti Pir Ömer’i vali tayin etti.

1455’de de, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Erzincan’ı aldı. Kaleyi yeniden onardı. Yöre Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli savaşına kadar (11 Ağustos 1473) Akkoyunların elinden kaldı.

Bu savaştan sonra Osmanlıların denetimine geçti.

1502 tarihinde Safevi tahtına gecen Şah İsmail Erzincan’ı karargah yapmıştı. Anadolu’yu eline geçirmek isteyen Safeviler’e Yavuz Sultan Selim 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Savaşıy’la dur deyince, Erzincan tekrar Osmanlılar’ın yönetimine geçti.

Kanuni Sultan Süleyman 1534‘te Tebriz Seferi, 1540’da İran Seferi sırasında Erzincan’a uğramıştır.

Birinci dünya savaşından 11 Temmuz 1916 tarihinde Ruslar tarafından şehir işgal edilmiş, bunu fırsat bilen ayrılıkçı Ermeniler’de silahlı birlikler oluşturarak faaliyete geçmişlerdir. 18 Aralık 1917 de Sovyet hükümeti ile yapılan Erzincan Mütarekesi ile 11 Ocak 1918 de rus askerleri bölgeden çekilmiş ancak, ermeni çeteleribir çok kanlı olaya neden olmuştur. Kazım Kara Bekir komutasındaki askeri birlikler 13 Şubat 1918 de Erzincan’ı 22 Şubat 1918 de Tercan’ı ermeni silahlı güçlerinden kurtarmışlardır. Kurtuluş savaşında ve hareketli geçen Cumhuriyetin ilk yıllarında Erzincan halkı Büyük Atatürk’ün yanında olmuştur.

Kentin adının “Eriza” veya “Aziriz” kelimelerinden geldiği, ilk önce “Erziricin” daha sonrada bugün ifade edildiği şekilde “Erzincan” a dönüştüğü rivayet edilmektedir.

1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili olan Erzincan, 1939’da şiddetli depreme maruz kalmış, şehir harabeye dönmüştür. Şehirde taş taş üstünde kalmamış, onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Depremden sonra demiryolundan yukarı yeni bir şehir inşaatına başlanarak bugünkü Erzincan şehri meydana getirilmiştir.



DİMETOKA’DAN ERZİNCAN’A BİR ALEVİ AŞİRET:
BALABANLILAR



Başak UYSAL


Vatan Özgül, Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2005.
ÖZET
Bu yazıda Vatan Özgül tarafından hazırlanan Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar adlı eser tanıtılmaktadır.
ABSTRACT
In this writing the work of Vatan Özgül that is named Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar is introduced.
Anahtar Kelimeler: Balabanlılar, Alevi, Gül Ağa, Erzincan, Dimetoka.
Key Words: Balabans, Alevis, Gül Ağa, Erzincan, Dimetoka.


Kültürel dokuları ve tarihsel geçmişleri açısından incelenmesi gereken gruplardan birisi olan Balabanlıların ele alındığı Dimetoka’dan Erzincan’a Bir Alevi Aşiret: Balabanlılar adlı kitabı tanıtmadan önce kitabın yazarı olan Vatan Özgül hakkında bir ön bilgi vermek gerekir.
1974 yılında doğan Vatan Özgül, Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduktan sonra öğrenimine ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünde devam etmiş ve 1997 yılında bu bölümden mezun olmuştur. Çeşitli firmalarda ürün geliştirme mühendisi olarak çalışmasının yanı sıra amatör boyutta tarih, halk bilimi ve müzik alanlarında çalışmalar yapmıştır. Halkbilimi Dergisi, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Karacaahmet Dergisi ve Toplumsal Tarih Dergisi’nde Balabanlılar hakkında çeşitli makaleleri yayımlanmıştır.
Vatan Özgül, kitabına yazdığı ön sözde kitabının yazılış amacının Balabanlarla ilgili elde edilen Osmanlıca belgelerin diğer yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerle zenginleştirilerek değerlendirilmesi olarak açıklamaktadır. Özellikle 1908-1922 yılları arasındaki belgeler kitaba esas alınmıştır ve yazı içerisinde örneklerle de göstereceğimiz üzere Erzincan ve çevresinde gelişen olayların tanığı durumundaki belgeler kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Bu tarihsel çerçevenin yanı sıra Balabanlılar arasında belirlenen bir örneklem grup üzerinde yapılan anket ve bu anketin dikkat çekici ve belirleyici sonuçları kitabın son kısmında yer almaktadır. Ayrıca yazarın daha önceden Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi Dergisi’nin de içinde bulunduğu çeşitli dergilerde yer alan makaleleri, bu kitabı ortaya çıkarmıştır.
Önsöz, kaynaklar, teşekkür, kısaltmalar ve yararlanılan kaynaklar kısımları hariç olmak üzere Vatan Özgül’ün kitabı, on bir bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Etimolojik Açıdan Balaban ismini taşımaktadır. Bu bölümde Balaban sözcüğünün birçok bilim dalı açısından etimolojik kökeni incelenmiştir. Yazar, bu bölümdeki bilgileri Kaynaklardan Doğrudan Elde Edilenler ve Varsayımlar Çerçevesinde Elde Edilenler olmak üzere iki kısma ayırmıştır. İlk bölüm hakkında söylenmesi gereken bir diğer önemli şey, varsayımlar çerçevesinde Balaban sözcüğünün balab+an, bâlâ+bân, bala+bân ve bâlâ+ban şekillerindeki kombinasyonlardan yola çıkılarak açıklanmasıdır.
İkinci bölüm, Kızılbaşlık ve Türkmenler adıyla geçmektedir. Bu bölümde Türkmen kelimesinin etimolojik kökeninin yanı sıra Kızılbaşlıkla ilintisi ve günümüz Aleviliğinin Kızılbaşlık tâbirini reddetme nedenleri, bu tâbirin tarihsel geçmişi ve Kızılbaş kelimesinin pejoratif anlam ve yakıştırmalar için kullanılması sonucu Alevi kelimesinin alternatif olarak ortaya çıkmasına değinilmektedir.
Kitapta verilen bilgilere göre Yörük ve Türkmen kelimeleri, zaman zaman değişime uğramış; Yörükler, Türkmenlerin bir alt kolu olarak sınıflandırılmış ve bu kelimeler Osmanlı’da zaman zaman birbirinin yerine kullanılmıştır. Ayrıca Vatan Özgül, Edremit ve çevresindeki Türkmenlikten kastın Alevilik olduğunu söyleyerek bağlantıyı kurmuştur. Bu bölümün bir diğer alt başlığı, Safevilik ve Kızılbaşlıktır. Bu kısımda, Safevi Devleti’nin Kuruluşu, Kızılbaşlığın Ortaya Çıkışı ve Alevilik/Kızılbaşlık terimlerinin anlamları ele alınmıştır.
Üçüncü bölüm, Dimetoka’dan Anadolu’ya Balabanlılar adını taşımakta, Balaban(cık) Bey, onun oğlu İnce Balaban, Dimetoka bölgesi ve Balkanların Fethinde ismi geçen diğer Balabanlar hakkında bilgi vermektedir. Bu bölümde dikkat çeken noktalardan birisi de, 1998 yılı Ekim ayında Mehmet Ali Balaban tarafında yayınlanan Balaban Aşireti Soy Şeceresinden bir kısmın aktarılmasıdır.
Dördüncü bölüm, 16.-20. Yüzyıllar Arasında Balabanlılar adını taşımakta ve Malatya Civarına Geliş, Safevi-Osmanlı Mücadelesi ve Osmanlı’nın Aşiretleri İskân Politikası, Balabanlıların Dersim’e Gelişi alt başlıklarını ihtiva etmektedir. Başlıklardan da anlaşılacağı üzere bu bölümde Balabanların tarihsel seyrinin yanı sıra coğrafi seyri de ele alınmıştır.
Beşinci bölüm, I. Dünya Savaşı’na Doğru Balabanlılar, İttihat-Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa ismiyle geçmektedir. İttihat ve Terakki Cemiyetinin I. Dünya Savaşı’ndan önceki ve sonraki dönemlerde Dersim ve çevresindeki aşiretlere olan tutumu, Balabanlara olan ilgisi ve örgütlü mücadele, bu bölümün mihenk taşlarındandır. 1 Kasım 1906 tarihli, İstanbul ve Pülümür’de meydana gelen eşkıyalık olayları hakkında bilgi veren bir belgede ismi geçen Halil Ağa ve daha sonra Osmanlı ile ilişkileri devam ettiren Gül Ağa, Balabanlılar için önemli isimlerdir. Çünkü kitaptan edindiğimiz bilgiye göre sözü edilen belge, Osmanlı’nın üst düzey asker ve yöneticileriyle olan yakınlaşma ve politik ilişkilerin Halil Ağa zamanında başladığını düşündürmektedir. Yazarın kaynaklara dayanarak verdiği bilgiye göre Balabanlıların lideri olan Halil Ağa’nın oğlu Gül Ağa, Erzincan tarafında statüye sahip bir karakterdir.
Bu bölümün bir diğer alt başlığı Teşkilat-ı Mahsusa Üyeleriyle İlişkiler adını taşımaktadır ve Gül Ağa eksenindeki olaylara, tarihsel gerçeklere yer vermektedir.
Kitabın altıncı bölümü, 3. Ordu, Mücâhidîn-i Bektâşiyye ve Balabanlılardır. 3. Ordu’nun mücadelesi ve söz konusu dönemdeki durumu ve Bektaşi Mücahit Alayı bu bölümde ele alınmıştır. Bir önceki bölümde tanıtılan Mücahit Birliğinde Gül Ağa’nın komuta ettiği Balabanlılarla birlikte Tercan Savaşındaki konumu ve Ruslara karşı mücadeleleri de bu bölümde ele alınmıştır.
Yedinci bölüm, Kurtuluş Savaşında Balabanlılar adını taşımaktadır. Balabanlıların özellikle Erzincan ve çevresinde yürüttükleri faaliyetlerle mücadeleye katkıları ele alınmıştır. Yazar, bu katkılardan birini Onbeşinci Kolordu Kumandan Vekili Miralay Kazım tarafından aşiret reisi Halil Oğlu Mehmet Ağa’ya verilen 1336 Hicri tarihli bir belgeyle örneklendirmiştir.
Kitaptan yaptığımız şu alıntı, Balabanlıların Osmanlı ordusuna savaş esnasındaki olumlu katkılarını göstermek ve kitabın amacını tanıtmak açısından yararlı olacaktır:
“I. Dünya Savaşı’nda Çelebi Cemalettin Efendi’nin kurmuş olduğu Bektaşi Mücahit Alayı’na dahil olan Gül Ağa komutasındaki Balabanlıların katkıları Osmanlı ordusuyla birlikte yürütülen gönüllü direnişin önemli etmenlerinden birisi idi. Sunduğumuz belgeler bu durumu ortaya koymaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına kadar süren mücadeleler sırasında yalnızca Balabanlıların konum ve tutumları değil, çevre aşiretlerin konum ve tutumları da belli ölçüde aktarılmaktadır. Bu çalışma, Erzincan ve çevre illerde yaşamış/yaşayan aşiretlerin geçmişleriyle ilgili araştırmalarda referans olarak yararlanılabilecek birtakım bilgileri de barındırmaktadır. Bunun yanı sıra bu çalışmanın Erzincan ve çevre illerde gerçekleşen Rus-Ermeni işgali ve sonrasıyla ilgili araştırmalara katkı sağlayacak nitelikte belgeleri içerdiğini de söyleyebiliriz.”
Sekizinci bölüm, bu bölüme kadar yazılanların sağlaması niteliğinde olan ve bu bölümden sonra yer alan kısımlar için bir ön tanıtma niteliği taşıyan sonuç bölümüdür. Dokuzuncu bölümde ise Ek Makaleler başlığı altında Tarih Aktarıcısı-Nuri Dersimi ve Kiştim Mari ve Tarik-Pençe Tartışması adlı iki metin yer almaktadır .
Onuncu bölüm, girişte de belirtildiği gibi tesadüfi örneklemle belirlenmiş bir grup Balabanlı üzerinde uygulanan ve Balabanlıların dinsel, kültürel, etnik yapısını ortaya koyma amacıyla hazırlanmış bir anketten ve bu anketin dikkat çekici, belirleyici sonuçlarından oluşmaktadır. Ankete katılanların etnik kökeni, bağlı oldukları ocaklar, katılımcıların demografik durumu, ölüm ve cenaze âdetleri, katılımcılar tarafından bilinen ziyaret yerleri, Alevilik ve Dedelik kurumu hakkındaki bilgi ve düşünceleri, katılımcıların kültürel yapıları bu anketin sonuç başlıklarından bazılarıdır.
Yazarın tarihi belge ve kaynaklar konusunda hassas davrandığını ve eldeki belgeleri analitik bir sırayla kitap içerisine yaydığını görüyoruz. Kitabın on birinci bölümü kabul edebileceğimiz son kısma yazar, Ek Belgeler başlığı altında kroki, belge ve telgraf örneklerini eklemiştir. Belgeler, kaleme alındıkları dönem de göz önünde tutulursa çoğunlukla Osmanlı Türkçesiyle yazılmıştır, fakat belge fotokopilerinin yan taraflarında ya da alt kısımlarında metnin Türkiye Türkçesindeki karşılığı verilmiştir.

BALABANLILAR HAKKINDA ANKET ÇALIŞMASI(ERZİNCAN YÖRESİ)
Fikir Kulubü

Makale yazari: Serhat Tarih, gün ve saat : 15. Haziran 2006 1754:

Su yaziya cevaben: BALABANLILAR HAKKINDA ANKET ÇALIŞMASI(ERZİNCAN YÖRESİ) makale yazari: Vatan ÖZGÜL Tarih, gün ve saat : 17. Mart 2005 11:45:04:

>ÖZET
> Bu çalışma, Balabanlılarla ilgili uygulamalı bir araştırmadır. Araştırmada uygulanan anketle Balabanlılarla ilgili; demografi ve eğitim durumu, etnisite, genel kültür, din ve dinsel kültür alanlarında bilgi toplanmış ve değerlendirilmiştir.
>ABASTRACT
>This study is an applied research on Balabans. With the help of the questionnarie that is applied throughout the research, various data are gathered and evaluated about the demographic and cultural position, ethnicity, general culture, religion and religious culture of Balabans.
>Anahtar Kelimeler: Balabanlılar, Alevîlik, Dinsel kültür
>Key Words: Balabans, Alevism, Religious Culture
>
>Balabanlılar'ın[1] kendilerini tanımlamaları, birtakım âdetleri uygulamaları ve dinsel yapılanmaları konusunda bir fikir elde edebilmek için anket uygulanmıştır. Anketin uygulanacağı kişilerin seçiminde rastgele seçim metodu tercih edilmiştir. Göç olgusundan dolayı farklı şehirlerde şu anda yaşamakta olan 18 yaş ve üstündeki 50 kişiye uygulanan bu anketten çıkan sonuçlar ve değerlendirmeler aşağıda verilmiştir:
>Tarafımca uygulanmayan (özellikle Erzincan'da uygulanan anketlerde) bazı sorular, fotokopi ile arkalı-önlü olarak çoğaltılıp uygulandığından, katılımcı tarafından doldurulan anketlerin bazılarında, arka sayfalardaki sorular görülmeyip boş bırakılmıştır. Cevap verilmeyen soruların tamamına yakını bu durumdan kaynaklanmaktadır. Diğer cevapsız sorular ise "Herhangi bir bilgim yok" şeklindeki seçeneği işaretlemek yerine cevapsız bırakılan sorulardan oluşmaktadır.
>Rastgele seçim metodu uygulanmasına ve İstanbul, Avusturya, İzmir ve Erzincan'da gerçekleştirilmesi rağmen bu anketleri cevaplayanların hemen hemen hepsi, ya Erzincan doğumlu ya da farklı şehirlerde dünyaya gelen Erzincan doğumluların çocukları olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Tunceli, Erzurum ve Malatya doğumlu Balabanlılar, anket içerisinde temsil edilmemiştir denilebilir.
>SONUÇLAR VE YORUMLAR
>Demografi ve Eğitim Durumu:
>1) Anketi katılanların % 70'i erkek, % 30'u kadınlardan oluşmaktadır. Bu orandaki eşitsizliğin en büyük sebebi, evlilik dolayısıyla Balabanlı erkek bireylerin, Balabanlı olmayan eşlerinin örneklem dışında tutulması ve erkek katılımcıların konuya/ankete daha ilgili olmaları gibi nedenler öne sürülebilir.
>2) Katılımcıların % 34’ünün ilkokul, % 17'sinin ortaokul, % 14'ünün lise ve % 30'unun yüksek okul/lisans mezunu olduğu saptanmaktadır.
>3) Ankete katılanların % 57'si 18 ile 45 yaş arasında, 45 yaş ve üstündedir.
>4) Katılımcı kadın bireylerin % 65'inin herhangi bir mesleği olmadığı, ev kadını olarak yaşamlarını sürdürdükleri saptanmaktadır.
>5) Katılımcıların % 17'si İngilizce, % 21’i ise Almanca bildiğini belirtmiştir. Almanca bildiklerini ifade edenlerin çoğu Avusturya'da yaşanlardır. İngilizce bildiklerini ifade edenlerin tamamına yakını ise üniversite mezunudur.
>Etnisite:
>1) Katılımcılar kendilerini % 80 oranında "Balabanlı" olarak tarif ederken, % 10'u "Balaban Aşireti'nden" ve geri kalanı ise "Balabanlı Aşireti'nden" şeklinde kendini ifade etmektedir. Bu gözlem bize, Balabanlı bireylerin kendilerini, bir aşiretin mensubu olmaktan çok Balaban adlı bir kişinin soyundan gelenler ya da kendilerini, Balaban adlı şahsın takipçisi olarak görmeye daha meyilli oldukları izlenimini vermektedir.
>2) Katılımcıların tamamına yakını kendilerini dinsel açıdan "Alevi" olarak tarif etmektedirler. Kendilerini "Kızılbaş-Alevi", "Alevi-Bektaşi" ya da "Alevi ve Caferi" şeklinde ifade eden birer katılımcı da olmuştur.
>3) Katılımcıların % 83’ü kendisini "Türk/Türkmen" olarak ifade etmiş, diğer katılmcılar ise kendilerini "Zaza" olarak tanımlamışlardır.
>4) Katılımcıların % 66'sı Türkçe ile birlikte "Zazaca" bildiğini iddia etmiş, % 20'si ise sadece Türkçe bildiğini ifade etmiştir. % 14'lik oranda ise bu soruya yanıt verilmemiştir.
>5) Cem törenlerinde Türkçe haricinde Zazaca deyiş ya da semahların okunduğunu iddia edenlerin oranı % 25'tir. Katılımcıların % 60'ı Türkçe haricinde başka bir dilde deyiş ya da semah okunmadığını bildirmiştir. Katılımcıların diğer kısmı herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Bir ankete "sadece trans hâlinde erenleri anma sırasında Zazaca ifadelerle keramet çıkartıldığı" şeklinde bir ekleme yapılmıştır.
>Din ve Dinsel Kültür:
>1) Katılımcıların % 65'i Balabanlılar'ın, Alevi Ocaklarından biri olan Kureyşan Ocağı'na bağlı olduğu bilgisini teyit ederken diğerleri bu konuda bir fikir beyan etmemiş ya da herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir.
>2) Alevilik'te dinsel kimlik daha çok seyyidlik/şeriflik ve ocaklarla ilgili bir olgu olduğundan ayrıca Balabanlılar'ın, Kureyşan, Baba Mansur, Derviş Cemal gibi bir Alevi Ocağı kimliği taşıyan aşiret/cemaat olmadığından dolayı, zımnen Balabanlılar içerisinde dinsel kimlik taşıyan herhangi bir kişi ya da ailenin bulunmaması gerekir. Nitekim bu konuyla ilgili soruya katılımcıların verdiği cevap, bu beklentiyi doğrulamıştır. Katılımcıların tamamına yakını, Balabanlılar içerisinde dinsel kimlik taşıyan herhangi bir kişi ya da ailenin bulunmadığını belirtmiştir.
>3) Ölüm ve cenaze âdetleri konusunda katılımcıların önemli çoğunluğu görüş belirtmemiş ya da herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir:
>Belirtilen görüşlerden, ölüm-cenaze adetlerinin, Müslüman toplumun genel pratiğinden farklılık ortaya koyacak bir yanının olmadığı kanısı ortaya çıkmıştır. Hatta cem ibadetini yerine getiren dedeler yerine genelde Kur’an okumasını bilen bir kişinin ya da hocanın, defin işini gerçekleştirdiği ifade edilmiştir. Daha çok Tahtacı Türkmenleri'nde gözlemlenen "cenazenin toprak altına gömülmeden önce cenazenin belli bir süre bekletilmesi" gibi bir olgunun Balabanlılar'da olmadığı sonucu ortaya çıkmış, ancak yakın akraba çevresinin cenaze törenine katılımının sağlaması için bir süre cenazenin bekletilebileceği ifade edilmiştir. Böylesi bir bekletilmeden dolayı, ölünün karının şimemesi için karnına bir ağırlığın konduğu da ilginç bir saptama olarak kaydedilmiştir.
>Mezar ziyaretlerinde (gömüldüğü ilk günden sonraki dönemlerdeki ziyaretlerde) Kur’an okunduğu/okutulduğu ve genel kabul gören bir gelenek olarak mezar başında "helva" dağıtıldığı saptanmıştır.
>Ağıt yakma geleneği varlığı tartışmalıdır. Nitekim bu konudaki soruya sadece % 35'lik bir oranla, ağıt yakma geleneğinin varlığı teyit edilmiştir. Bu durum belki de varolan bir geleneğin azalmaya başlaması şeklinde de değerlendirilebilir.
>Bunun yanı sıra Doğu Anadolu’da daha çok Aleviler'in yaşadığı yörelerde yaygın olarak görülen koç-koyun şeklindeki mezar taşları konusunda sorduğumuz soruya katılımcıların % 10'u, Balabanlılar'da da böylesi bir âdetin bulunduğunu ifade etmektedir. Bir ankette Pınarlıkaya (Hınzoru) köyündeki koç-koyun şeklindeki mezar taşlarının çoğunun Avcılar (Kiştim) köyünden Balabanlılar'a ait olduğu, önceleri çok daha fazla sayıda olan bu mezarların 1. Dünya Savaşı ya da Kurtuluş Savaşı sırasında Ermeniler tarafından tahrip edildiği iddia edilmektedir.
>4) Daha çok Tunceli'de (eski adıyla Dersim) ve çevresindeki etkileşim alanlarında varolduğu kaynaklarda ifade edilen, güneş kültü ile ilgili olduğu sanılan "gün ağarırken güneşe doğru dönüp dua etme" geleneğinin, Balabanlılar'da varolup olmadığı saptanmaya çalışılmıştır. Bu konudaki soruya katılımcıların yarısı olumlu diğer yarısı da olumsuz cevap vermiştir. Bu coğrafyaya göç edildikten sonra başlanan geleneğin ya da çok önceki dönemlerden beri var olan bu geleneğin, günümüzde azaldığı şeklinde bir fikir ileri sürülebilir.
>5) Bunun yanı sıra Anadolu'da sıklıkla karşılaşılabilen "yağmur duasına çıkma" geleneğinin Balabanlılar'da olmadığı söylenebilir. Nitekim bu konudaki soruya katılımcıların % 75’i, böylesi bir geleneğin var olmadığı cevabını vermiştir.
>6) Muharrem Ayı'nın, Hızır Orucu'nun, Nevruz'un, Hıdrellez'in, Cuma gecelerinin, ve cem ibadetlerinin gerçekleştirildiği perşembe gecelerinin kutsiyetinden bahsedilmiştir. Bu anlamda diğer Alevi cemaatleri ile oldukça benzer bir anlayışı ifade ettikleri söylenebilir. Nitekim anket katılımcılarının yine bu günler ile ilgili yaptıkları açıklamalar, bu düşünceyi desteklemektedir.
>7) Çoğunluğu Erzincan Tanyeri Nahiyesi (Üzümlü İlçesi) sınırları içinde olan, kimilerinde türbelerin bulunduğu ziyaretgâhı ve ören yerlerini, Balabanlar'ın ziyaret etmekte oldukları saptanmaktadır. Aşağıda Balabanlılar’ın ziyaretgâhları sıralanmaktadır:
>Karababa
>Büklü Dede
>Aygır Gölü
>Ağır Göl
>Puta (Çamlık)
>Ulu Baba
>Kırklar
>Mescit
>Terzi Baba
>Kiştim Evliyası
>Başköylü Hasan Efendi'nin mezarı
>Tunceli'de Büyük Çeşme
>Tunceli’de Düzgün Baba
>
>8) Alevî olmak için şartların neler olduğu konusundaki soruya katılımcıların yaklaşık yarısı cevap vermemiş ya da herhangi bir fikri olmadığını beyan etmiştir. Cevap veren katılımcıların önemli bir kısmı belli bir şart olduğunu düşünmemektedir. Cevap veren katılımcıların çoğunluğu Alevî olabilmek için önemli olan noktanın kişinin, belli bir felsefik anlayış, dünya görüşüne ya da etik yapılanmaya sahip olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu katılımcılarca Alevî olabilecek kişide var olması gereken özellikler şunlardır:
>Hz. Ali'yi ve Ehlibeyt'i sevmek.
>Eline, beline, diline sahip olmak.
>Temiz kalpli bir insan olmak.
>Herkesi bir görmek.
>Bunun yanı sıra bir kıstas olarak Alevî bir anne ve babadan gelmenin, Alevî olabilmek için gerekli olduğunu iddia edenlerin hepsi, sadece kişinin babasının Alevî olmasının, soy güden anlayış çerçevesinde Alevî olabilmek açısından yeterli olduğunu düşündüklerini belirtmişlerdir.
>9) Kirvelik kurumu konusundaki soruya katılımcıların yaklaşık olarak yarısı görüş belirtmemiş ya da bu konuda bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Cevap verenler, kirvelik konusunda şunları aktarmaktadır:
>Peygamber dostluğudur.
>Hz. Muhammed, Hz Ali'nin kirvesiydi. Alevîlik'teki kirvelik kurumu, buradan kaynaklanmaktadır.
>12 imamlardan gelen bir sünnettir, gelenektir.
>İkrar, iman ve dostluğun göstergesidir.
>Kirve, sünnet olacak çocuğun sünnet olurken yanında duran kişidir. Sünnet operasyonu sırasında çocuğun gözlerini tutar. Kirvenin, ekonomik gücü çerçevesinde sünnet düğünü masraflarına yardımcı olması beklenir. Kirve, başında bulunduğu sünnet çocuğunu, yaşamı boyunca da gözetmelidir.
>Kirve, sünnet çocuğunun yakın aile çevresi haricindeki bir aileden güvenilen, sevilen, sayılan bir erkek olmalıdır. Akraba olmaması genellikle tercih edilir.
>10) Katılımcıların % 40'ı, müsahiplik kurumu konusunda herhangi bir fikri olmadığını bildirmiş ya da cevap vermemiştir. Bunun yanı sıra müsahibin çocuğu ile evlenme konusundaki soru ile müsahiplik olgusunun detaylı olarak araştırılmasına gayret edilmiş, bu soruya katılımcıların tamamına yakını "müsahibin çocuğu ile evlenilmeyeceğini" ifade etmiştir. Müsahiplik konusunda şu düşünceler ortaya konmuştur:
>Kardeşliktir: Yol kardeşliği, kan kardeşliğidir. Kardeşlik bağı gibi güçlü ve On İki İmamlara dayanan Alevî kurumu ya da geleneğidir. İkrarlıktır, din ve ahiret kardeşliğidir.
>Sağdıçtır: Evlenirken yanında duran yardımcı kişidir. Fakat bu aynı zamanda kardeşlikten ileri bir anlayıştır.
>Hz. Ali ve Hz. Muhammed'in, dayanışmayı pekiştirmek için ortaya koyduğu bir gelenektir.
>Müsahip, kardeş hatta kardeşten de ileri bir anlamı ifade ettiğinden dolayı müsahibin çocuğu ile evlenmek doğru olmaz. Böylesi "ikrarlık" bağı ile bağlı olan aileler, birbirlerine evlilik bağı ile bağlamaktan uzak durur. Böylesi bir evlilik helâl sayılmaz. Bunun yanı sıra "Tarik altından geçenler, aynı bacı-kardeş olurlar. İnsan, kendi kardeşiyle evlenir mi?" şeklinde ilginç ifadeler de yer almaktadır.
>11) Katılımcıların % 40'ı, yaşamları boyunca hiç cem törenine katılmadığını ifade etmiştir. Şu anda Erzincan'da yaşayan katılımcıların dışındakilerin cem törenlerine katılım oranının oldukça düşük olduğu anlaşılmaktadır. Cem törenleri ve Alevîlik hakkında sorulan diğer sorulara verilen cevaplardan derlenen bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
>On İki İmamın ismini ve Alevî ibadeti içerisindeki on iki hizmeti baştan sona bilenlerin oranı % 10'dan daha azdır.
>Dede yerine cemi kimin yönetebileceği konusundaki soruya sadece % 20 oranındaki katılımcı fikir beyan etmiştir. Bu katılımcılara göre dede yerine cemi zâkir, dedenin vekil kıldığı kişilerden biri, dikme dede ya da rehber/pir/mürşit olarak kabul edilen dede haricindeki bir kişinin yönetebilir. Fikir ortaya koyanların bir kısmı ise dede olmadan cemin bağlanamayacağını ileri sürmüştür.
>Balabanlılar'ın katıldıkları cem törenlerinde, dede haricinde saz çalana çoğunca zâkir dendiği saptanmıştır. Saz çalma konusunda bir başka soruya cevap verenlerin tamamı, bağlama haricinde herhangi bir sazın, cem törenlerinde kullanılmadığını ifade etmiştir.
>Alevîlik'e giriş/erginleme/inisiyasyon töreni olarak bilinen meydan görme (görgü cemi) törenine katılma yaşı konusundaki soruya katılımcıların % 80'i, herhangi bir bilgisi olmadığını bildirmiş ya da cevap vermemiştir. Cevap verenlerin önemli bir kısmı 18 yaşından sonra bu törene katılabileneceğini ifade ederken diğerleri, evli olan herkesin bu törene katılabileceğini bildirmiştir.
>Katılımcıların sadece % 30'u, semah dönmeyi bildiğini ve semah dönmeyi çoğunlukla aile bireylerinden ya da cem törenleri sırasında başkalarından öğrendiklerini ifade etmektedirler.
>Dedeye, yürüttüğü cem karşılığı olarak ne verildiği şeklindeki soruya katılımcıların % 65'i cevap vermemiş ya da herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. Cevap verenlerin önemli bir çoğunluğu hakkula (hakullah), çıralık, sadaka ya da lokma adı altında bir takım yardımlarda bulunulabileceğini ifade ederken bir kısmı da herhangi bir yardımda bulunulmadığını iddia etmiştir.
>Balabanlılar'ın katıldığı cem törenlerinde çoğunlukla yerel semahların dönüldüğü aktarılmıştır.
>Katılımcıların % 15 gibi az bir kısmı, cem törenleri için özel bir giysi giyildiğini ifade etmiş; özel giysiden ise şunlar kastedilmiştir:
>Giysilerin, uzun ve temiz olmasına dikkat edilir.
>Bayanlar, başörtüsü takarlar.
>Katılımcıların tamamına yakını cem töreninde dem niyetine alkollü bir içki içilmediğini bunun yanı sıra eski devirlerde de kullanılmadığı kanaatini taşıdıklarını ifade etmiştir. Alkollü içki içildiğini iddia eden birkaç katılımıcı, 18-25 yaş grubundan olup, üniversite eğitimi alan ve Erzincan'da yaşamayanlardandır. Bu kişiler daha önce hiç cem törenine katılmadıklarını da belirtmiştir. Babagan Bektaşi törenlerinde bâtın anlamda bir olguyu sembolize etmek maksadıyla alkollü içki kullanıldığı bilinmektedir. Son yıllarda Alevîlik ile Bektaşilik eklemlenmesinden kaynaklı anlayış ve/veya bu anlayışı ifade eden kitaplardaki bilgilerden ya da duyumlardan dolayı bu katılımcılar, kuvvetle muhtemel etkilenmiş ve Alevî cemlerinde de alkollü içki bulunduğu varsayımıyla böylesi bir ifadede bulunmuşlardır diye düşünüyoruz.
>12) Kurban kesme âdeti konusundaki sorulara katılımcıların % 40'ı herhangi bir fikir beyan etmemiştir. Verilen cevaplardan yola çıkarak aşağıda sıralanan gün ve anlarda kurban kesildiği ifade edilmektedir:
>Kurban Bayramı'nda
>Muharrem ayı sonunda
>Hızır Orucu'nda
>Adaklarda (niyetlerde)
>Düğünlerde (özellikle sünnet düğünü)
>Hatırlı misafirler için ikramlarda
>Kurbanı, dede/pir/mürşit/rehber'in ya da kurban duasını (gülbank) bilen erkeklerin kesebileceği görüşü genel bir kabul görmektedir. Bunun yanı sıra katılımcıların yaklaşık % 40'ı, kurban kanının toprağa akıtılması geleneğinin varolduğunu iddia etmektedir. Kurban kanının toprağa akıtılmasının nedeni/gerekliliği olarak şu ifadeler yer almaktadır:
>Kurban kanının çiğnenmemesi, kirletilmemesi ve temiz kalması için.
>Tüm canlıların toprağa dönmesi düşüncesi. Kan ve beden toprağa döner, ruh ise yaradana kavuşur. Bu nedenle kan, toprağa akıtılır.
>Kanın görünmemesi ve çevre temizliği açısından önemli olduğu için.
>Kurban kanının ortada kalmasının günah sayıldığı için.
>Kurban etinin dağıtılması konusunda belli bir vicdanî silsilenin takibi söz konusu olduğu görülmektedir. Dul, yetim, hastalar, yoksullar kısacası ihtiyaç duyunanlar ilk etapta gözetilmek suretiyle komşulara ve akrabalara eşit olarak dağıtılması gerekliliği vurgulanmaktadır.
> Hızır (Hızır-İlyas) kültü konusunda sorulan soruya katılımcıların % 60'ı görüş bildirmiştir. Ortaya konan görüşleri şöyle özetlenebilir:
>Hızır, ermiş bir zattır. Sır olmuş bir evliyadır.
>Keramet ve kuvvet sahibi bir varlıktır.
>Kur’an'da adı geçen peygamberlerdendir.
>Darda kalanlara yardım eden, imdat edendir.
>Balabanlılar'ın yaşadığı Avcılar (Kiştim) köyündeki Kiştim Evliyası adındaki tarik/ziyaret hakkında sorulan soruya katılımcıların yaklaşık % 70'i, Kiştim Evliyası'nın ne olduğu konusunda herhangi bir bilgisi olmadığını bildirmiştir. Bu sonuç aslında doğaldır. Kiştim Evliyası adlı tarik ile yapılan ibadet yıllar önce bittiğinden, bu olguyu çoğunlukla bu köyde yaşamış olan ya da hâlen yaşamakta olanlar ile görece yaşlı katılımcılar anımsamaktadır. Bu katılımcıların önemli bir çoğunluğu ise Kiştim köyünü, bu evliya ve Kiştim köyündeki diğer ziyaretlerden dolayı kutsal saymaktadırlar. Kiştim Evliyası hakkında şu bilgiler derlenmiştir:
>Mucizesi olan evliyalardandır.
>Kerameti olduğu düşünülen bir âsadır, sopadır.
>Dede haricinde bir kişinin elinde kerametini gösteren bir sopadır.
>Tariktir, ziyarettir. Kiştim (Avcılar), Tilek (Derebağ) ve Bük köyünde de tarikler bulunmaktadır. Bunların kardeş olduğuna inanılmaktadır.
>Kiştim Evliyası, Bük Evliyası ve Gömürge Evliyası üç bacılardır.
>13) Erzincan'da yaşamış, bazı Balabanlılar'la kirvelik bağı da kurmuş olan ve yörede bir ermiş kişi olarak kabul edilen Başköylü Hasan Efendi hakkında sorulan soruda katılımcıların % 75'i, Başköylü Hasan Efendi’yi tanıdığını ya da bu kişi hakkında bilgisi olduğunu ifade etmiştir. Başköylü Hasan Efendi hakkında övgü dolu cümleler sarfettikleri tespit edilmiştir.
>Genel Kültür:
>1) Katılımcıların tamamı on iki hayvanlı takvimden haberdar olmadıklarını bildirmiştir.
>2) Katılımcıların tamamı tek eşlilikten yana olduklarını ifade etmiştir.
>3) Katılımcıların sadece % 30'u Ahmet Yesevi, Ahî Evran, Baba İshak, Baba İlyas adlı tarihsel-dinsel kişiliklerin varlıklarından haberdar olduklarını ifade etmiş ancak detaylı bilgilerinin olmadıklarını eklemişlerdir.
>4) Katılımcıların % 20'si bağlama çalmasını bildiklerini ifade etmiştir. Bağlama çalanların tümü erkektir. Bağlama çalmasını daha çok aile bireylerinin yardımıyla öğrendiklerini bildirmişlerdir.
>5) Katılımcıların % 40'ı Erzincan yöresine ait bazı halk oyunlarını bildiklerini ifade etmişlerdir.
>6) Katılımcıların en büyük halk âşıkları olarak gördükleri isimler, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Âşık Veysel, Mahsuni Şerif, Âşık Daimî ve Davut Sularî'dir.
>7) Katılımcıların ifadelerinden mutfak kültürü konusunda da bazı bilgiler derlenmiştir. Daha çok hayvansal ürünlerden ve bakliyattan oluşan yemek/mutfak kültürünün olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıda aktarılacak olan yemek isimlerinin Balabanlılar’ın geleneksel mutfak kültürü içinde yer aldığı ifade edilmektedir:
>Ayranlı çorba
>Kesme çorba
>Kebap çeşitleri (özellikle tandır kebabı)
>Keşkek
>Kete
>Kuru Fasulye
>Aşure
>Sac Kavurması
>Haşıl (Un ile yapılan ayran ve yağ ile beraber yenen bir yemek)
>Babuko (Hamurdan yapılan, sarmısaklı etsiz bir tür mantı)
>Zerfeti (Babukonun başka bir çeşidi)
>Gendime
>Kömbe
>Eşkili (Domates, kavurma, biber ile yapılan, ekmeğin üzerine dökülüp yenen, menemene benzer bir tür sulu yemek)
>Kuymak: (Süt ve yağ karşımı unlu bir tatlı)
>Un helvası
Alevilik anket yapilarak tanitilmaz, arastirma yoluyla tarihi ve kültürel degerler analiz edilir, öyle yalan yanlis görüslerle ancak alevilige zarar verilir. Bir seyi yapmadan önce, bir bilene danismakta her zaman yarar vardir...


Konu Türkü tarafından (09.11.2006 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
Türkü Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.07.2007, 11:52   #10
Yazar
erzincanlı_18
Yeni Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 18.07.2007
Bulunduğu yer: zonguldak&istanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 9
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: -9
erzincanlı_18 geçmişte onaylanmayan yazıları olmuş

Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

bu yararlı bilgilerin için teşekkür ediyorum güzel bi tanıtım olmuş

erzincanlı_18 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:29.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica