Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > Aw Grupları > Grup Tanıtımları

Grup Tanıtımları Gruplarınızın tanıtımı ve grupların resmi açıklama alanı

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 18.05.2006, 00:58   #1
Yazar
GöKÇeN
Forumu İyi Bilen
 
GöKÇeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Tetris Champion!
Üyelik tarihi: 02.03.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 294
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
GöKÇeN - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 49
İtibar Puanı: 21
GöKÇeN iyi yolda gözüküyor
GöKÇeN - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 13
6 Mesajına 14 Kere Teşekkür Edlidi


Standart KSAAC : Zeki, Başarılı, Hırslı Bilim Kadınları...

Olağanüstü bilgileri ve üstün becerilerine rağmen birçok bilim kadını, erkek meslektaşlarının gölgesinde kalmıştır. Marie Curie gibi bazı istisnalar dışına bu başarılı kadınlar pek tanınmazlar.Diğer birçok alanda olduğu gibi bilim dünyasında da geçmişte hep erkekler egemen olmuştur. Einstein, Newton veya da Vinci isimlerini eminiz hepiniz biliyorsunuzdur. Peki ya Ada Lovelace? Ya da İrene Curie veya Sophie Germain size hiç tanıdık geliyor mu? Ünlü fizikçi Marie Curie gibi istisna bilim kadınları dışında birçokları hep gizli kalmıştır...

Marie Curie
Bilimi uğruna ölen kadın


Varşova doğumlu kimyacı Marie Curie, radyoaktivite konusundaki çalışmalarda bir öncüydü ve Nobel ödülünü iki kez kazanan ilk kadın oldu.

Büyük bilimsel keşiflerin ardında yatan öyküler göz ardı edilir çoğu zaman.
Dünyanın gidişatını değiştiren buluşların, ani beyin fırtınaları sonucunda deoğduğu düşünülür. Arkhimedes'in yarattığı "Eureka" mitindeki ya da Newton'ın "kafaya düşen" elma örneğindeki gibi, hep o son nokta hatırlanır. Ancak, işin özü hiç de görüldüğü gibi değil... Einstein'ın "e=mc2" ile formülleştirdiği teori, aslında enerji kadar, yaşamından çaldığı zamana, çektiği sancılara da eşit. Polonya asıllı bilim kadını Maria Sklodowska ya da Fransa'da yaptığı evlilik sonrası, dünyada bilinen adıyla Marie Curie. Tüm bilim insanları arasında, kimse onun kadar zorluklara göğüs germek zorunda kalmadı ve kimse
onun kadar ağır bir bedel ödemeye mecbur bırakılmadı. Buluşları, sonunda yaşamına mal oldu.

Eşi ve meslektaşının trajik ölümü, olay üzerine türetilen dedikodular, bilimsel
kuruluşlar tarafından sürdürülen karalama kampanyaları, Curie'nin Nobel ödüllü
ilk bilim kadını unvanını kazanmasını, hatta Nobel'i iki kere alan ilk kişi olmasını;
dahası, bilimsel anlamda ölümsüzleşmesini engelleyemedi. 7 Kasım 1867'de, Varşova'da doğan Maria Sklodowska'yı fizikle ilgilenmeye yönelten kişi, fen öğretmeni olan ablasıydı.
Curie, daha o zamanlarda dikkat çeken kararlı ve ciddi yapısıyla, henüz 15 yaşındayken, okulu en iyi dereceyle bitirmişti. Babasının tüm varlığını riskli bir yatırımda kaybetmesi nedeniyle, kısa dönemli birçok işte çalışmak zorunda kaldı. Ancak, bilim için bir şeyler yapma arzusu hiç dinmedi ve Sorbonne Üniversitesi'ne başvurdu. 1891'de, 23 yaşındaki mezuniyetinden sonra doğa
bilimleri ve matematik dalında yüksek lisans yapmaya karar verdi. Yüksek li-sansını 1895'te tamamladı. Aynı yıllarda ümit vaat eden Fransız fizikçi Pierre Curie ile tanıştı ve evlendi. Artık, Marie Curie'nin bilimsel kariyerindeki taşlar bir bir yerine oturuyordu.

İlk atlama taşı, Paris kökenli bir başka bilim adamının 1896 baharındaki ilginç
buluşuydu. Politeknik Okulu'na yeni atanan Profesör Henri Becquerel, bazı cisimlerin ya da canlı varlıkların normal sıcaklığında hissedilir bir artış olmadan, karanlıkta ışık verme özelliği şeklinde tanımlanan "fosfor ışıl" olgusunu araştırıyordu. Becquerel, bu olayı açıklamak için uranyum elementi içeren bileşiklere odaklanmıştı. Uranyum içeren kristallerin ışığı nasıl emdiğini ortaya çıkarmak istiyordu. Bu amaçla, fotoğraf klişeleri ve kristallerle bir deney yapmaya karar verdi.

Kötü hava koşulları nedeniyle deneyini ertelemek zorunda kalınca, kristalleri ve fotoğraf klişelerini bir dolaba kilitledi. Aslında onları unutmuştu ve 1 martta dolabın kapağını açtığında büyük bir şaşkınlığa düştü... Kristaller, güneş ışığıyla aktif hale gelmemişlerdi; ama klişeler bomboştu, hatta kararmışlardı. Uranyum kristalleri, bağımsız olarak ışın yaymışlardı. Bu raslantısal buluş gerçekten şaşırtıcıydı. Bu ışınları üreten enerji nereden geliyordu?
Sorunun cevabını bir yıl boyunca kimse veremedi. Curie'ler, 1897 kışında "Becquerel ışınları"nın gizemini çözmeye karar verdiler. İlk aşamada, uranyum içeren kristallerde doğan etkinin yoğunluğunu ölçmekle işe başladılar. Bu etki, Marie'nin adını verdiği "radyoaktivite"ydi... Kocasının daha önceki çalışmalarından yararlanarak, farklı kristallerin ortaya çıkardığı radyoaktivite düzeyinin tek bir unsura bağlı olduğunu buldu: kristal içindeki uranyumun miktarı. Ancak, mineralleri radyoaktifleştiren etken tek başına uranyum olmayabilirdi. Bu etkiyi, periyodik tabloda, uranyumun hemen altında
yer alan toryum da yaratabilirdi. Marie, bu olasılığı göz önüne alarak araştırma alanını genişletti ve radyoaktivite için çok sayıda maddeyi test etti. Bunlar arasında, bir madde üstünde yoğunlaştı: uranyumdan arta kalan katranlı zift cevheri. Marie, yüzde 65 oranında uranyum içeren bu cevherde, uygun radyoaktivite düzeyini bulmayı amaçladı. Ölçümleri sonucunda, cevherin gerekenden çok daha radyoaktif olduğunu anladı.

Marie Curie üzerinde oynanan oyunlar…
Marie, 4 Kasım 1911'de Fransa'nın o dönemlerde en çok satan gazetesi Le Journal'in manşetindeydi: "Bir aşk hikâyesi: Madam Curie ve Profesör Langevin". Bu başlığın hemen altında, Fransa'nın en seçkin fizikçilerinden Paul Langevin ile Marie Curie arasında tutkulu bir ilişkinin yaşandığından bahsediliyordu. Yazıda, Marie'nin utanmaz bir yuva yıkıcı olduğu ve Langevin'in karısı ile çocuğunu çaresiz bıraktığı anlatılıyordu.
Gerçekte ise, Marie ile Langevin uzun zamandan beri çok yakın iki dosttu. Özellikle de Pierre'in ölümünden sonra Langevin ona çok destek olmuştu. Bu yakınlığı kıskanan karısı ve kayınvalidesi de, böyle bir yalanı ortaya atmışlardı. Ama, asıl dram bundan birkaç gün sonra yaşanacaktı. Marie'nin 1911'de Nobel Kimya Ödülü'nü aldığı açıklandı, ancak Komite üyelerinden gelen mektupta törenden uzak durması isteniyordu. Doğaldır ki, Marie bu mektubu dikkate almadı ve yılmadı. Sonunda bu dedi-kodular iki dostu birbirinden ayırmaya yetti. Marie laboratuvarına geri döndü, Langevin de karısına. Ancak işin ilginç
yanı, Langevin çok kısa bir süre sonra metresiyle birlikte yaşamaya başladı.

Bunun anlamı çok açıktı; bu siyah renkli tehlikeli cevherde yepyeni ve bilinmeyen bir radyoaktivite kaynağı gizliydi. Kocasıyla birlikte yeni kaynaklara yöneldiler ve olağanüstü yorucu ve son derece tehlikeli araştırmalarına giriştiler. Toplayabildikleri kadar çok katranlı zift cevherini aylarca ayrıştırmakla uğraştılar. Haziran 1898'de, uranyumdan 400 kat daha radyoaktif bir kimyasal elementi bularak ilk başarılarına ulaştılar. Bu elemente Marie'nin anayurdundan esinlenerek "polonyum" adını verdiler.
Polonyum, uranyumdan çok daha radyoaktifti; ancak, cevherdeki olağanüstü değerlere ulaşan radyoaktiflikten tek başına sorumlu değildi. Curie'ler, araştırmalarını sürdürdüler ve Kasım 1898'de, polonyumdan da güçlü bir başka radyoaktif element keşfettiler.

Bu element ölçüm yapmak için çok küçüktü, ama, katranlı zift cevherinin gizemini çözebilirdi. Curie'ler, bu elemente de Latince'de "ışın" anlamına gelen "radyum" adını uygun gördüler. Şimdi sıra, bu elementin özelliklerinin kimyasal çözümlemesine gelmişti. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da, büyük bir katranlı zift cevheri bulmak ve bunu madeni radyum parçacıklarına indirgemekti. O zamana kadar işbirliği içinde çalışan Curie çifti, araştırma yollarını ayırmaya karar verdi. Pierre, radyoaktivite sürecinin ayrıntılarına odaklandı. Marie ise, çok daha tehlikeli olan radyumun ayrıştırılmasına yöneldi.
Rothschild ailesinin yardımıyla, Bohemya'daki uranyum madeninden 10 ton cevher atığına sahip oldu. Atığı çok zor koşullarda billurlaştırdı. Bu çalışma için, hiç durmadan çalıştı ve tam dört yılını harcadı. Çetin uğraşları sonucunda, bir gramın onda biri ağırlığında radyum klorit elde etti. Bu, yaydığı akkor ışıkla herkesi büyüleyen ilginç bir maddeydi. Ama Marie, bu ürkütücü ışığın karanlık yüzünü yıllar sonra görecekti.

1902 yılında, Curie'lerin, araştırmaları ve ulaştıkları sonuçlar nedeniyle, Nobel
Ödülü'nü Henri Becquerel'le birlikte almaları gerektiği tartışmaları başladı. Ancak, Fransız Bilim Akademisi'nden bir grup bilim adamı, yazdıkları tavsiye mektuplarında bilerek ve açıkça Marie Curie'nin adını atladılar. Neyse ki, Nobel Komitesi adayları inceledikten sonra hiç tereddüt etmeden 1903 Fizik Ödülü'nü bu üç bilim insanına verdi. Ödül, kuşkusuz Marie için çok özeldi.

Bundan sonraki yıllar içinde eşiyle birlikte çalışma fırsatı bulamadı. 19 Nisan
1906'da da, o trajik kaza gerçekleşti. Pierre Curie atlı bir arabanın altında kalmıştı.
Marie, acısını kendini işine vererek dindirmeye çalıştı. Sorbonne'da eşinin kürsüsüne profesör olarak atandığında, bu okulda ders veren ilk kadın unvanını kazandı. Polonyum ve radyum üzerine yaptığı çalışmalarla da 1911'de Nobel Kimya Ödülü'nü alarak yine bir ilke imza attı.

Bu ikinci zafer, kamuoyunda çalkalanan söylentilerle lekelenmeye çalışıldı. Adı,
bir başka saygın fizikçi Paul Langevin'le aşk dedikodusuna karıştırılmıştı. Bunun da üstesinden gelmeyi başardı. Artık tek amacı, araştırmasının diğer bilim dallarına da yardımcı olmasını sağlamaktı.
İlk olarak radyumun tıbbi uygulamalarda kullanılmasına öncülük etti. Kansere karşı çok etkili sonuçlar veren "radyoterapi", uzun yıllar boyunca milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Bu başarılı gelişme birtakım spekülasyonları da beraberinde getirmişti.
Avusturya'da kaplıcalarıyla ünlü kasabalar, katranlı zift cevheri bulunan bölgelerde kampanyalar başlatarak, sularının sağlık kaynağı olduğunu ileri sürdüler.
Yine bir Fransız kozmetik firması daha da ileri giderek, toryum ve radyum içeren "Tho-Radia" adlı yüz kremini piyasaya sürdü.

Bu kampanyaların ve iddiaların tümü, radyumun öldürücü etkisi ortaya çıkınca birdenbire durduruldu. 1930'lu yıllarda doktorlar, saat fabrikalarında çalışan işçilerin büyük bir bölümünde kanser vakalarına rastladılar.
ABD deki küçük bir fabrikada, işçiler saat kadranına son şeklini vermek için radyum içeren boyalar kullanıyorlar ve bu işlemi, fırçanın ucunu dilleriyle yalayarak gerçekleştiriyorlardı. Sonuçta, işçilerin çoğu kemik kanserine yakalandı.
Aynı dönemlerde, Marie Curie de radyum tehlikesini fazlasıyla yaşamaya başladı. Gece gündüz demeden birlikte yaşadığı element kendisine ihanet etmiş, Mayıs 1934'te çok ciddi şekilde rahatsızlanmıştı. Testler, şiddetli bir kansızlığı, yani anemiyi işaret ediyordu. Fransız Alpleri'ndeki sanatoryuma gönderildiyse de artık çok geçti.
Uzun yıllar üzerinde çalıştığı radyum nedeniyle kan kanserine yakalanmıştı ve çok geçmeden 4 Haziran 1934'te gözlerini hayata yumdu. Yıllar süren mücadelesinin izleri ellerine de yansımıştı, parmakları nasırlarla ve radyasyon yanıklarıyla doluydu.
Savaşımla geçen bilimsel kariyerinde, binlerce kişinin hayatını kurtaran Curie, yine kendi adını verdiği maddenin kurbanı olmuştu.

Alıntıdır.

Grace Murray



9 Aralık 1906'da Grace Murray isimli bir kız çocuğu dünyaya geldi.
1928 yılında Vassar College'dan matematikçi ve fizikçi olarak mezun
olan genç kadın 1934 yılında Yale Üniversitesi'nden matematik doktorasını aldı.
Bu parlak genç kadına göre "bir şeyin şimdiye kadar hep o şekilde yapılmış olması bir gün bambaşka şekilde yapılamayacağını gösteren bir argüman olamazdı".

1943 yılında ABD Donanmasına katılan Grace, Mark I, Mark II ve Mark III bilgisayarları üzerinde geliştirdiği programlardan ötürü donanma nişanı ile ödüllendirildi. Grace artık "koramiral"di.

Olanca hızı ile programlama araştırmalarına devam Grace Murray Hopper değişik derleyiciler üzerinde çalışmaya başladı. Otomatik faturalama ve hesaplamalar için İngilizce komutlardan oluşan ve UNIVAC üzerinde çalışan bir programlama dili geliştirmeye ağırlık verdi. "Programlarımızın tamamını İngiliz dilinden komutlar içeren kolay anlaşılabilir bir programlama dili ile yazabiliriz" dediğinde çevresindeki bilgisayarcılar ve matematikçiler ona güldüler çünkü "bilgisayarlar İngilizce diline benzer bir dille programlanamaz"dı. Meydan okumayı kabul eden Grace üç yıl sonra, 1952'de, COBOL programlama dilini ve derleyicisini ortaya koydu.

Dönemin devasa bilgisayarlarında programların düzgün çalışmasını engelleyen gerçek, fiziksel bir böcek bulan Dr. Grace Murray Hopper bilgisayar hatası anlamına da gelen "böcek" ("bug", "debugging", vs.) terimini de kültürümüze armağan etti.

Grace Murray Hopper, 1991 yılında ABD'deki en prestijli bilimsel ödüllerden
biri olan Ulusal Teknolojisi Madalyası ile ödüllendirildi. Bunu alan ilk kadın
bilgisayarcı idi. Hopper, 1986'da donanmadan çalışan en yaşlı üye olarak emekli
olmuş ve 79 yaşında DEC firmasında üst düzey danışman olarak yeni bir kariyere başlamıştı.

Ada Lovelace



İlk analist sayılan Lady Ada Lovelace.

Ünlü şair Lord Byron’un kızı ve onun yanında gömülü olan Lady, Londra’da 1815 te doğdu ve kanserden 1852 de, 37 yaşında öldü. Araştırıcı, metafizikçi ve bilimsel bilgisayarcılığın öncülerindendi.

10 Aralık 1815 günü, İngiltere'de bir bebek dünyaya gözlerini açtı. Meşhur şair Lord Byron´ın kızı idi. 1843 yılına gelindiğinde Lovelace Kontesi olan Ada Byron isimli genç kadın, mekanik bir bilgisayar tasarlayan İngiliz Charles Babbage'ın makinası üzerine yazılmış bir Fransızca makaleyi tercüme ederek İngiliz mühendise gönderdi. Bundan etkilenen Babbage, Lovelace Kontesi Ada'dan söz konusu makaleye kendi notlarını da eklemesini istedi. Ada, çevirdiği makalenin üç katı uzunluğuna erişen kendi orijinal notlarını Babbage'a gönderdi ve aralarında yoğun bir iletişim başladı.

Leydi Lovelace'a göre bu tür bir makina uygun şekilde programlanırsa karmaşık müzik eserleri bestelemek, grafik üretmek ve karmaşık matematiksel problemleri
çözmek için kullanılabilirdi. Genç kadın haklıydı.

Ada Lovelace, Babbage'a gönderdiği mektuplarda söz konusu makinanın belli ve sonlu sayıda adımdan oluşan bir plan kullanarak ne şekilde Bernoulli sayılarını hesaplayabileceğini tarif ediyordu. Bu plan, bilgisayar tarihinde somut bir makinaya uygulanabilecek olan ilk "bilgisayar programı" olarak kabul edilmektedir.

1979 yılında, ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen meşhur rogramlama
dillerinden birine "ADA" ismi verildi.

Leydi Ada'nın iletişim kurduğu tek büyük yaratıcı Babbage değildi. Sosyal hayatında yer alan isimler arasında Sir David Brewster (kaleydoskop'un mucidi), Charles Wheatstone, Charles Dickens ve Micheal Faraday da vardı. Bilinen ilk bilgisayar programcılarından olan, müzikle, atlarla, ve hesap makinalari ile ilgilenen bu dahi, tutkulu kadın hayata gözlerini yumduğunda sadece 35 yaşında idi.

Lise Meitner



Alman kadın fizikçi Lise Meitner, çekirdek füzyonu kavramını ortaya atan ve çekirdek bölünmesi için teorik temelleri sunan başarılı bir fizikçiydi.

Meitner, kadın olmasının yanı sıra 1940'larda Almanya'da Yahudi olmanın bütün zorluklarını da yaşamış. Bodanis'den öğrendiğimize göre, uranyum çekirdeğinin bölünmesini (fisyon) olanaklı kılan grup çalışmasının düşünsel lideriydi. Meitner, 1908'den itibaren birlikte çalıştığı, dost bildiği Otto Hahn'dan ilk kazığı, üniversitelerden Yahudiler uzaklaştırılmaya başladığında yedi. Kendisinden yardım istediği Hahn, birlikte çalıştıkları enstitünün yöneticisine giderek, Meitner'i kovmasını isteyecekti. Ama bunun onu korumaya dönük bir eylem olduğuna Meitner'i ikna ederek, Fritz Strassman adlı bir araştırmacıyla birlikte üç kişi olarak yürüttükleri grup çalışmalarına dışarıdan düşünsel önderliğe devam etmesini rica etti. Böylelikle Meitner grubu dışarıdan yönlendirmeye başladı.

Hahn ve Strassman'ın uranyumun nötronlarla bombardıman edilmesi sonucunda oluşan ürünlerden birinin baryum elementi olduğunu gözlemlemelerinden sonra, Meitner bu süreci yeğeni Otto Frisch ile birlikte fiziksel olarak açıkladı ve çekirdek bölünmesi (nükleer fisyon) adını verdi.

Hahn, tam yirmi beş yıl boyunca buluşun bütünüyle kendisine ait olduğunu ileri sürdü.

Adele Goldberg



Alan Kay ile Smalltalk isimli ilk nesneye yönelik programlama dilini geliştiren
Adele Goldberg, XEROX PARC (Palo Alto Research Center) laboratuarlarında çalıştı.

Katkıda bulunduğu Smalltalk dili ile WIMP (Windows, Icons, Menus, Pointers)
sisteminin prototipleri üretildi. WIMP sistemi bugün Microsoft Windows, Apple,
KDE, GNOME, vs. gibi grafik kullanıcı arayüzlerinin atası idi.

Rósa Péter



Rósa Péter özyineli fonksiyonlar teorisi üzerinde çalışıyordu, Budapeşte'de doğan bu Macar kadın Gödel'in çalışmalarını inceledikten sonra matematikte "özyineli fonksiyonlar teorisi" ("recursive function theory") olarak bilinen alanı kurdu ve 1950'lerin ortasından itibaren bu teoriyi bilgisayar teorisine uygulamaya girişti.

1976 yılında yayınlanmış son eseri "Recursive Functions in Computer Theory"
isimli kitabı alandaki en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilmektedir.

Rosalind Franklin



DNA nın yapısı söz konusu olduğunda akla hep Rosalind Franklin gelir.

Franklin'in önemi Watson ve Crick'in üzerinde çalıştığı X-ışını diyagramını çeken kişi olmasıdır. Ancak işin ilginç yanı, Franklin'in diyagramının, patronu ve partneri olan Wilkins tarafından Crick'e Franklin'den habersiz gösterilmesidir. Crick bu diyagramı görür görmez bunun helikal bir moleküle ait olabileceğini düşünmüş ve üzerinde çalışarak sonuçta yapıyı çözmüştür.

Watson ve Crick, Wilkins ile birlikte 1962 yılında bu buluşları için Nobel almıştır.

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

*****************************
...
Bin kez budadılar körpe dallarımızı
Bin kez kırdılar.
Yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
Bin kez korkuya boğdular zamanı
Bin kez ölümlediler
Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz
...

Konu GöKÇeN tarafından (18.05.2006 Saat 01:23 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
GöKÇeN Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
GöKÇeN Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Alt 18.05.2006, 13:15   #2
Yazar
Türkan
Forumla Bütünleşmiş
 
Türkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 25.02.2006
Mesajlar: 2.248
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 81
İtibar Puanı: 1255
Türkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı varTürkan görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 968
596 Mesajına 1.324 Kere Teşekkür Edlidi
Thumbs up

Eminim bu bayanları kimse bilmiyordur,duymamıştır. bilseler insanlık tarihine adı geçen neredeyse hiç bayan yok diye naralar atmazlardı. Okusunlar öğrensinler , bayan deyince aklına Hülya Avşar, Banu Alkan , Gamze Özçelik ...vs gibileri gelenler.
eline sağlık gökçen....

Türkan Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.10.2008, 09:27   #3
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Belki bir bilim kadını değil ama Türk edebiyatı ilk kadın romancısı olması paranın arkasında ilk onun resminin yer almasına neden olmuştur.

***


FATMA ALİYE HANIM

Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak bilinen Fatma Aliye Hanım (1862 - 1936), tarihçi ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’nın iki kızından büyük olanı. Fransızca ve Arapça dersleri alan, matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefesi üzerine eğitim gören Fatma Aliye Hanım, 1879’da Faik Paşa ile evlendi. İleri düzeyde Fransızca bilen Fatma Aliye Hanım, tarih bilgisini babasından edindi.

Edebi yaşantısına 1889’da George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirerek başladı. Bu romanı "Bir Hanım" imzasıyla çevirdi. Daha sonra yapıtlarında "Mütercime-i Meram" takma adını kullandı. 1892 yılında ilk romanı olan Muhadarat’ı yazdı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştı. Romanlarında çoğunlukla duygusal aşk temalarını işledi. İslam felsefesi konusunda özel bir eğitim aldı; döneminin en önemli isimlerinden biri olarak eserleri Almanca, İngilizce ve Arapça’ya tercüme edildi. Arap, Amerikan ve İngiliz gazetelerinde, Fatma Aliye Hanım hakkında çok sayıda yazı yayımlandı.

1897 Türk - Yunan Savaşı’nda yaralılara yardım etmek amacıyla Tercüman - ı Hakikat’te yazdığı makaleler aracılığıyla çok miktarda yardım malzemesi temin eden Fatma Aliye Hanım, 1908 yılında kurulan Cemiyet - i İmdadiye adlı yardım derneğinin kurucusuydu. Söz konusu dernek, bilinen ilk Türk resmi kadın derneği olma özelliğine de sahip. Fransız yazar Emile Julyar’ın "Doğu ve Batı Kadınları" adlı kitabını Fransız gazetelerine yazdığı bir mektupla eleştiren Fatma Aliye Hanım, bu tavrıyla Paris’te büyük yankı uyandırdı.

Yaşadığı dönemde, Türk kadınlarının yazı yazması ayıp sayıldığı için, önceleri takma adlar kullanan Fatma Aliye Hanım’ın en önemli romanı olan "Hayal ve Hakikat", Ahmet Mithat Efendi ile birlikte yazdığı bir eserdi. 1891 yılında
yayımlanan bu romandan sonra uzun süre mektuplaşan Ahmet Mithat Efendi ve Fatma Aliye Hanım’ın mektupları Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlandı.

İlk eserlerinde Fransız romantiklerinin etkisinde kalan Fatma Aliye Hanım, "Udi" adlı romanında (1899) babasının görevi üzerine gittiği Halep’te yaşamına tanık olduğu bir kadın udiyi anlattı. Fatma Aliye Hanım’ın "Hayal ve Hakikat"inin günümüz Türkçe’sine aktarılmış biçimi, Ağustos 2002’de yayımlandı. 1914 yılında yazdığı "Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı" son yapıtıdır. Bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlayan Fatma Aliye, 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:55.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica