Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevi Araştırmaları

Alevi Araştırmaları Alevilik üzerine araştırmalar, teorik yazılar, düşünceler, incelemeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 24.09.2015, 12:14   #1
Yazar
gnost
Forumla Bütünleşmiş
 
gnost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 21.02.2006
Mesajlar: 3.867
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 96
İtibar Puanı: 1138
gnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 828
1.206 Mesajına 2.509 Kere Teşekkür Edlidi


Edit Aw araştırma kurulu 1/2/1 nolu yayın

1/2/1 KAYNAK ASLI

Pir Sultan, “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” demiş.
Bu konu hakkında bir yazı yazmam istendiğinden beri, düşünüp duruyorum.
Eşe, dosta, kendi kendime, soruyorum, Pir Sultan bu sözü söylemiş ama niye söylemiş acaba? Sözden de anlaşıldığı kadarıyla, bu söz bir reddiye. Bu söz, bozuk düzende düzgün çark olduğunu söyleyenlere karşı, bir reddiyeye benziyor. Acaba o günlerde, bunu Pir Sultana söyleten ne olmuş olabilir? Uzun yürüyüşler yaparak dalıp bunu düşünüyorum.
Fuat Köprülü, Yunus Emre’yi anlatırken şöyle der: “… her şahsiyet, hattâ Yunus Emre gibi ibtidâi ve işlenmemiş bir lisâna rûhun his inceliklerini samimiyetle yaşatacak ilâhi bir mâhiyet veren dahîler bile, mutlakâ sosyal çevrelerinin mahsûlüdürler.” Fuat Köprülünün bu izahı, Marx “İnsanların varlıklarını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklardır” deyişinin farklı bir söylenişidir. Hal böyleyse, bizim de Pir Sultanın bu sözünü anlamamız için, Pir Sultanın yaşadığı o dönemde, Alevi dünyasında yaşanılanlara bir göz atmamız gerekir.
Pir Sultan’ın asıldığı dönemle ilgili, Abdulbaki Gölpınarlı ile Pertev Naili Baratav’dan, sonra en kapsamlı araştırmaları yapan Ali Haydar Avcı, bunun 1550 yılından sonra ki bir dönemde yaşandığı kanaatindedir. Hal böyleyse, bizimde Pir sultanın bu sözünü anlamamız için, öncelikle o tarihsel süreci incelememiz gerekir.

1242 yılında, Babalıların, başlattığı huruç eylemi ile Moğol akınlarının zayıflattığı, Selçuklu devletinin uç beyleri olan Türkmen beyleri, bulundukları bölgelerde kendi devletlerini kurarlar. Kimi tarihçilerin, bu devletleri küçümsemek için, bunlara beylik demelerine siz bakmayın, bunlar birer padişahlıktırlar. Roma İmparatorluğu ile Avrupa’nın birikimine dayanan Osmanlı Hanedanlığı, süreç içinde bu Türkmen devletlerini önce işgal eder, sonrada ilhak edip kendisine katar; işgal edilen her yerde buna tepkilerde olur. Osmanlının en son işgal edip, kendi topraklarına kattığı devlet, Dulkadıroğlu devletidir. Dulkadiroğlu devletinin kuruluşunu, İsmail Hakkın Uzunçarşılı, 1339, Rafet Yinanç ise, 1337 yılı olarak veriyor; ancak devletin oluşum sürecinin daha öncelerden başladığı konusunda bütün tarihçiler hem fikir . Osmanlı devleti, 1517 yılında işgal ettiği Duladiroğulları devletini 1522 yılında ilhak edip kendi topraklarına katar . Yurtları ile törelerine saldırılan Türkmenler, buna bir tepki olarak 1527 yılında huruç ederler, bunun en büyüğü, Şah-ı Kalender diye ünlenen Kalender Çelebinin
öncülüğünde huruç edişleridir; Kanuninin Defterdarı Celalzade Mustafa Çelebi, bu başkaldırıları “Türkmenlerin isyanı” diye nitelendirmektedir.
Oluşumundan bu yana, Hacı Bektaş Dergâhı, Dulkadıroğlu devletinin sınırları içinde bulunuyordu. Hacı Bektaş’ın efsaneleşmiş hayatının anlatıldığı Velayet Namede, Hacı Bektaş’ın Dulkadirlilerle olan ilişkisi -kıssadan hisse- şöyle anlatılır. “Hacı Bektâş-ı Velî, Rum ülkesine, Türkmen içinde, Zülkadirli ilinde Bozok’tan girdi.” Velayet Namede Hacı Bektaş’a, Dergâhın, buradan başka bir yere götürmesinin teklif edildiği, Hünkâr’ın ise bunu kabul etmediği “Hırkadağı” başlıklı bölümde, -kıssadan hisse- şöyle anlatılmaktadır: “Hünkâr, Sulucakaraöyük’te, Kadıncık’ın evine yerleşince kerametini işitenler, ziyaretine gelmeye başladılar. Fakat huzurunda toplanan muhipler ve halifeler, köyün havasından incindiler. Hünkâr’a bir yolla anlatalım da deniz kıyılarından bir yere gitsinler, bizde bu sayede sıcak bir yerde karar edelim dediler. Birgün toplanıp Hünkâr’a, burasının yeli pek çok, durmadan esiyor diye söz açtılar. Hünkâr, erenler, bizi ziyarete geliyorlar, onun için çok yel esiyor dedi. Gene bir gün, bu Karaöyük’ün karı fazla, soğuğu şiddetli, erenler bir alçak ve deniz kıyısı yerde karar etselerde gelen abdallar, çıplaklar, garipler de rahata kavuşsa dediler. Hünkâr bu sözlerden incindi. Hakk’a giden hak uğrun hakkıyçin dedi, bu yerden daha soğuk ve daha yüksek bir yer olsa gider oraya yerleşirdim dedi. Halifeler, Hünkâr’ın Sulucakaraöyük’ten gitmeye razı olmadığını anladılar, artık bu işe ait hiçbir sözde bulunmadılar.“

Dulkadiroğlu Devleti, Osmanlılarca önce işgal edilip, sonrada ilhak edilince, Osmanlı devleti buraya da kendi törelerini dayattı. Alevilerin buna tepkileri şiddetli oldu, Kadıncık ana ile Hünkâr’ın sulbünden gelen , Şahı Kalender diye anılan, Kalender Çelebinin öncülüğünde 1527 yılında Huruç ettiler. Alevilerin bu eylemi bastırıldıktan -yaklaşık olarak 25 yıl- sonra, Osmanlı devleti, 1552 yılında Hacı Bektaş Dergâhını yönetmesi için etkili bir adamını buraya gönderdi. Bu kişi, Alevi dünyasında Sersem Ali Baba diye bilinen, Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı, meşhur Server paşadır.

Osmanlı devletinin atadığı Sersem Ali Dedebabanın, 1552 yılında Sulucakara Öyük’e –ikinci kez- gelip, Hacı Bektaş Dergâhı’nı yönetmeye başlamasıyla, Alevi dünyasının merkezi olan Hacı Bektaş Dergâhındaki üç yüz yıllık bir gelenek bozulur. Hacı Bektaş Dergâhı, oluştuğu günden buyana, üç asırdır Dergâhı Çelebiler yönetmekteydiler, Osmanlı’nın Sersem Ali Dedebabayı buraya atamasıyla, üç asırlık bu gelenek bozulup “Çelebiler dönemine” son verilir. Hacı Bektaş Dergâhını, Çelebilerin yerine, Osmanlı devletinin atadığı, Sersem Ali Dedebaba gibi adamların yönetmeye başlaması, Alevi dünyasında 9 şiddetinde bir depremin etkisi gibi bir etki oluşturur, bu Alevi dünyasında Çelebiler ile Babağan kolu diye bilinen o meşhur ayrılığın doğmasına yol açar. “Babağanlar” denilen Osmanlı yanlıları, şehirlerdeki Alevi Dergâhları ile tekkelerini ele geçirirler, Osmanlının erişemediği ücra köylerdeki Aleviler ise eski geleneklerini sürdürür; işte buradan “Köy Aleviliği”, “Şehir Aleviliği” denilen farklılık doğar. Herkes bu ayrılıkta kendi safını belirler, arada gelgitler olur vs.

Bence, kendini “Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim” diye tanıtan Pir Sultan Abdal, “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” sözünü, Osmanlı Devleti adına, Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı, Sersem Ali Baba’nın, Hacı Bektaş Dergâhını yönetmeye başlamasıyla, ortaya çıkan, Alevi yolundaki bu ayrılık için söylemiştir. Bu söz, Pir Sultan Abdal’ın, Alevi yolundaki ayrılıkta “Babagan kolu” diye bilinen, Dedebabalığa karşı tutum alışının bir ifadesidir ; Pir Sultanın idam edilmesi de – bence - bu süreçle ilgili tutumundan dolayıdır.
Bilindiği gibi “Babağan kolu” diye bilinen Dedebabalar, Mücerretlik denilen evlenmemeyi savunurlar, mücerretliği savundukları için onlarda, evli olan dört canın bir olup yola girmesi usulüne dayanan yol kardeşliği yani müsahiplik yoktur; Çelebilerin, Hünkâr ile Kadıncık diye bilinen Fatma ananın sulbünden geldiğine inanmadıkları için, onlara “İdris hoca oğulları” derler. Pir sultan’ın bu konulardaki bazı nefeslerini buraya alarak bu yazımı bitirmek istiyorum.

Aşk ile. Ali Rıza Aydın. 14 Şubat 2014.

PİR SULTAN’IN SAFI BURDAN BELLİ
Hacıbektaş tekkesinin dışından
Dediler bir suna esti yalınız
Ayırdılar yareninden eşinden
Dediler bir suna esti yalınız

Eşinden ayrıldı Beştaşa vardı
Kuru göllerde çok savaşlar kıldı
Ayrılık haberin Mucurdan aldı
Dediler bir suna esti yalınız

Aştımola kırlangıcın Belini
Avcı rasgelirse yolar telini
Arzulamış gider dostun ilini
Dediler bir suna esti yalınız

Pir Sultan Abdalım gözlerim paslı
Tutu kumru gibi kafeste belsi
Hünkar Hacı Bektaş Velidir nesli
Dediler bir suna esti yalınız.

MÜCCERREDİM DEYÜ DAVA KILANLAR
Mücerredim deyu dava kılanlar
Murtaza Kırkların başı değil mi?
İmamlar anası Kırklar aynası
Fatıma Ali’nin eşi değil mi?

Bilmem küstah mıdır Âdem’e tapan
Adem’in başında gülleri kokan
Dişi kuş değil mi yuvayı yapan
Erkek aslan ise dişi değil mi?

Anamız Havva’dır atamız Adem
Onlardan ayrılmaz yüzümüz bir dem
Havva anamıza hor bakan adam
Tanrının hışmından şaşı değil mi?

Havaya hor bakıp kendini yakma
Lanet halkasını boynuna takma
Muhammet Ali’nin yediği lokma
Anı sunanların işi değil mi?
Pir Sultan Abdal’ım cümlesi ekber
Murtaz’Ali değil mi onlara rehber
Şah İmam Hüseyin Zülfikar Kanber
Pençe-i Al’aba başı değil mi?

Bence bu nefesler Pir Sultanın 1552 de hangi safta olduğunu gösterir. Başka söze gerek yok ama iki dize daha yazayım. Anlayana saz olsun. Bu deyişlerde, yol kardeşliğini yani müsahipliği anlatıyor.

İptida tâlip olunca
Düşmana galip olunca
Dört can bir kalıp olunca
Menzili bi-nihayettir

Dört kardeşiz bir kalıpta yatarız
Gömlek birdirbir vücuda çatarız
Kendimizi ateşlere atarız /
Ateş nedir duman nedir kül nedir

1- Fuad Köprülü. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. S.217
2- Karl Marx, Ekonumi Politiğin Eleştirisine Katkı, önsöz, Ankara 1976 sayfa 25 (sol Yayınlar)
3- İismail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu Karakoyunlu devletleri, Ankara 2011 sayfa 169, Rafet Yinanç, Dulkadir Beyliği, Ankara 1989, önsöz
4- Dulkadiroğlu Devletinin resmi hayatı 185 yıl sürmüştür.
5- Alevilerin literatüründe – dilinde Çelebi sözcüğü, Hünkâr ile Kadıncık ana diye de bilinen Fatma bacının sulbünden gelen nesle denir. Konu için Rıza Aydın’ın, “Kadıncık Üzerine Tefekkür” adlı kitabının ilgili bölümüne bakılmalıdır. Bu yazıma şu web sitesinden erişebilirsiniz: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
6- Celalzade Mustafa Çelebi, Tabakâtü’l Memalik ve Derecâtü’l – Mesâlik, (bu kitap, Muhteşem Çağ adıyla yayımlandı) sayfa129, 130, 132, 133
7- Abdülbaki Gölpınarlı, Vilayet – Name, sayfa 21.
8- Abdülbaki Gölpınarlı, Velayet Name, sayfa 35-36
9- Rıza Aydın, Kadıncık Üzerine Teffekkür” İstanbul, 2014, sayfa 37, 38, 39
10- Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergâhları, Cem Vakfı yayını, sayfa 290 – 291. “Şakir Keçelinin eleştirilerine cevap” adlı yazımda konu daha geniş incelenmiştir.
11- Ahmet Cevdet Paşa Tarihinde bu atamalarla ilgili şöyle denir: “Hacı Bektaş türbesinde bir şeyh ölünce, halefi İstanbul’a gelir, ocaklılar onu merasimle Ağakapısı’na götürürlerdi. Burada şeyhe Yeni Çeri taç giydirir, sonra Şeyhe Babıâli’de ferace giydirirlerdi.” Cevdet Paşa Tarihinden seçmeler cilt iki sayfa 274. Babağanlar da bundan bahsederken hep atama diyorlar.
12- Bu konuda “Alevilikte yol ayrımları”, “Şakir Keçelinin eleştirilerine cevap”, “Kadıncık üzerine tefekkür” adlı yazılarım incelenmelidir.
13- Bedri Noyan, Bütün yönleriyle Bektaşilik Alevilik, sayfa 321; Rıza Aydın Kadıncık ana üzerine Tefekkür, sayfa 52, 53.
14- Kalender Çelebinin hareketin başında Safevi devletine gitmeyi istediği bilinir, bu sözü ona atıftır.
15- Bilindiği gibi Babağan kolu Hünkarın neslinin olmadığını iddia eder Pir Sultansa Kalender Çelebiyi onun nesli olarak nitelendiriyor. Pir Sultan çok bilinen başka bir deyişinde de şöyle der: “Pir Sultanım Çelebiye / Eyvalahım var veliye / Yoldaşına yol diliyle / Yolun sırrın soran gelsin.”
16- “Bu deyiş 1552’den sonra Hacı Bektaş Dergâhına Sersem Ali Babanın postişin /Dedebaba olarak atanmasından sonra Bektaşiler arasında ortaya çıkan “mücerretlik” tartışması ve bölünmesiyle ilgilidir. Bu bağlamda bu tartışmada duyarsız kalmadığı anlaşılan Pir Sultan’ın yaşadığı dönem açısından da ayrıca tarihsel bir önemi vardır.” Ali Haydar Avcının Pir Sultan’ın bu deyişine yazdığı dipnot. Ali Haydar Avcı, Pir Sultan Abdal, Nokta kitapları
2008 Ankara, Sayfa576-577
17- Abdülbaki Gölpınarlı – Pertev Naili Boratav, Pir Sultan Abdal, Der yayınları 1991 İstanbul, 47. Şiir, Sayfa 133 – 135 (sonraki baskılarda sayfa numaraları tutmadığı için şiirin kitaptaki numaralarını da yazdım)
18- Abdülbâki Gölpınarlı – Pertev Naili Boratav, Pir Sultan Abdal, Der yayınları 1991 İstanbul, 29. Şiir, Sayfa 167

Ali Rıza AYDIN- Adana. 14 Şubat 2014



Rapor tarihi :15.09.2015
Rapor No: 1/2/1
Kaynak sahibi:Rıza Aydın
Kaynak Türü: Düz yazı
Yazı Konusu:''Bozuk düzende düzgün çark olmaz'' diyen,Pir Sultan bunu niye demiş olabilir?
Kaynağın Yazılış tarihi :14.02.2014
Yazıldığı yer:Adana
Kaynağa ulaşan kurul üyesi:Araştırma Kurulu
Araştırma konusu :Her yönüyle Hâce Bektaş Veli
Yazıda geçen kaynak önerileri:
Kişiler-Abdulbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Ali Haydar Avcı, Fuat Köprülü, Karl Marx, Yunus Emre, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Rafet Yınanç, Şevki Koca, Bedri Noyan, Rıza Aydın
Kitap yada yazı kaynakları:
Velayetname
Fuat Köprülü -Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
Karl Marx-Ekonomi Politik in Eleştirisine katkı
İsmail Hakkı Uzunçarşılı-Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri
Rafet Yınanç -Dulkadir Beyliği
Rıza Aydın-Kadınca üzerine tefekkür
Kanuni'nin Defterdarı Celalzade Mustafa Çelebi tutanakları.

Sonuç Raporu:

1 - Yazıdan yapılan alıntılar ile ana fikrin ortaya konulması.

''Pir Sultan, “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” demiş.
Pir Sultan bu sözü söylemiş ama niye söylemiş acaba? Sözden de anlaşıldığı kadarıyla, bu söz bir reddiye. Bu söz, bozuk düzende düzgün çark olduğunu söyleyenlere karşı, bir reddiyeye benziyor. Acaba o günlerde, bunu Pir Sultana söyleten ne olmuş olabilir?
Pir Sultanın bu sözünü anlamamız için, Pir Sultanın yaşadığı o dönemde, Alevi dünyasında yaşanılanlara bir göz atmamız gerekir...
Pir sultanın bu sözünü anlamamız için, öncelikle o tarihsel süreci incelememiz gerekir...
1242 yılında, Babalıların, başlattığı huruç eylemi ile Moğol akınlarının zayıflattığı, Selçuklu devletinin uç beyleri olan Türkmen beyleri, bulundukları bölgelerde kendi devletlerini kurarlar... Roma İmparatorluğu ile Avrupa’nın birikimine dayanan Osmanlı Hanedanlığı, süreç içinde bu Türkmen devletlerini önce işgal eder, sonrada ilhak edip kendisine katar; işgal edilen her yerde buna tepkilerde olur. Osmanlının en son işgal edip, kendi topraklarına kattığı devlet, Dulkadıroğlu devletidir. Dulkadiroğlu devletinin kuruluşunu, İsmail Hakkın Uzunçarşılı, 1339, Rafet Yinanç ise, 1337 yılı olarak veriyor; ancak devletin oluşum sürecinin daha öncelerden başladığı konusunda bütün tarihçiler hem fikir . Osmanlı devleti, 1517 yılında işgal ettiği Duladiroğulları devletini 1522 yılında ilhak edip kendi topraklarına katar . Yurtları ile törelerine saldırılan Türkmenler, buna bir tepki olarak 1527 yılında huruç ederler, bunun en büyüğü, Şah-ı Kalender diye ünlenen Kalender Çelebinin_öncülüğünde huruç edişleridir; Kanuninin Defterdarı Celalzade Mustafa Çelebi, bu başkaldırıları “Türkmenlerin isyanı” diye nitelendirmektedir._
Oluşumundan bu yana, Hacı Bektaş Dergâhı, Dulkadiroğlu devletinin sınırları içinde bulunuyordu...
Dulkadiroğlu Devleti, Osmanlılarca önce işgal edilip, sonrada ilhak edilince, Osmanlı devleti buraya da kendi törelerini dayattı. Alevilerin buna tepkileri şiddetli oldu, Kadıncık ana ile Hünkâr’ın sulbünden gelen , Şahı Kalender diye anılan, Kalender Çelebinin öncülüğünde 1527 yılında Huruç ettiler. Alevilerin bu eylemi bastırıldıktan -yaklaşık olarak 25 yıl- sonra, Osmanlı devleti, 1552 yılında Hacı Bektaş Dergâhını yönetmesi için etkili bir adamını buraya gönderdi. Bu kişi, Alevi dünyasında Sersem Ali Baba diye bilinen, Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı, meşhur Server paşadır._
Osmanlı devletinin atadığı Sersem Ali Dedebabanın, 1552 yılında Sulucakara Öyük’e –ikinci kez- gelip, Hacı Bektaş Dergâhı’nı yönetmeye başlamasıyla, Alevi dünyasının merkezi olan Hacı Bektaş Dergâhındaki üç yüz yıllık bir gelenek bozulur. Hacı Bektaş Dergâhı, oluştuğu günden buyana, üç asırdır Dergâhı Çelebiler yönetmekteydiler, Osmanlı’nın Sersem Ali Dedebabayı buraya atamasıyla, üç asırlık bu gelenek bozulup “Çelebiler dönemine” son verilir. Hacı Bektaş Dergâhını, Çelebilerin yerine, Osmanlı devletinin atadığı, Sersem Ali Dedebaba gibi adamların yönetmeye başlaması, Alevi dünyasında 9 şiddetinde bir depremin etkisi gibi bir etki oluşturur, bu Alevi dünyasında Çelebiler ile Babağan kolu diye bilinen o meşhur ayrılığın doğmasına yol açar. “Babağanlar” denilen Osmanlı yanlıları, şehirlerdeki Alevi Dergâhları ile tekkelerini ele geçirirler, Osmanlının erişemediği ücra köylerdeki Aleviler ise eski geleneklerini sürdürür; işte buradan “Köy Aleviliği”, “Şehir Aleviliği” denilen farklılık doğar. Herkes bu ayrılıkta kendi safını belirler, arada gelgitler olur vs.
Bence, kendini “Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim” diye tanıtan Pir Sultan Abdal, “Bozuk düzende düzgün çark olmaz” sözünü, Osmanlı Devleti adına, Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı, Sersem Ali Baba’nın, Hacı Bektaş Dergâhını yönetmeye başlamasıyla, ortaya çıkan, Alevi yolundaki bu ayrılık için söylemiştir. Bu söz, Pir Sultan Abdal’ın, Alevi yolundaki ayrılıkta “Babagan kolu” diye bilinen, Dedebabalığa karşı tutum alışının bir ifadesidir ; Pir Sultanın idam edilmesi de – bence - bu süreçle ilgili tutumundan dolayıdır._

2- Yazı hakkında kurul üyelerinin yaptığı yorumlar.
gnost :Yazının genel olarak yansıttığı fikir-ana fikir Hâce Bektaş Veli Dergahı üzerinde oynanan Osmanlı oyunları, Dergah a zor ile sokulan Dede babalık ve bunun Alevi toplumu üzerindeki etkilerinin yanı sıra, Pir Sultan Abdal’ın bu sorun için Osmanlı'ya dizeleriyle başkaldıran yönü ''Bozuk düzende sağlam çark olmaz'' sözünde perçinleşmiştir iddiası vardır.
Pir Sultan Abdal bu sözü bu nedenle mi söylemiştir bilinmez ancak Dede babalık gibi bir kurumsallaştırmayı bu gün dahi sürdürmeye çalışan bir kesim ve Osmanlı Devleti ni aratmayan bir oyun hala sahnelerdedir.
**Yorum**: Yazı, Aleviliğin içerisinde ki ayrılmanın başlangıç noktasına güzel bir temasta bulunuyor. Yazar, Şehir ve Köy Aleviliği gibi bir ayrım yapmış ya da öyle isimlendirmiş diyelim. Burada esas olan Aleviliği İslam’a yamamaya çalışanlar ( yazara göre şehir Aleviliği) ve Aleviliği kendi özüne sadık kalarak Alevi gibi yaşayanlar(köy Aleviliği)
Osmanlının Alevi tekkelerine müdahalesi bakımından ince detaylar veren yazı doğru ve net ifadeler ile yerli yerinde bir yazıdır.
* Rapor ile ilgili tüm yayın hakları [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Araştırma Kurulu'ndadır. İzinsiz kullananlar ile ilgili her türlü yasal yaptırım hakları saklıdır.

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konu gnost tarafından (16.10.2015 Saat 23:47 ) değiştirilmiştir.
gnost Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
gnost Kullanıcısına bu mesajı için 5 üye teşekkür etti:
**Yorum** (24.09.2015), Amistofes (06.10.2015), aris (25.09.2015), dergah (24.09.2015), Ferhat Güneyli (26.09.2015)
Alt 24.09.2015, 16:23   #2
Yazar
dergah
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.05.2008
Mesajlar: 313
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 52
İtibar Puanı: 1066
dergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı vardergah görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.923
269 Mesajına 830 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

1. Sıfat, felsefe Soyut
2. Katışık ve karışık olmayan
3. Evlenmemiş, bekâr
4. isim, dil bilgisi Yalın durum TDK
yalnız, tek, hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan, çıplak, soyulmuş, tek başına gibi anlamlar içeren arapça kökenli kelimedir.örneğin;'fışkırır ruhi mücerret gibi yerden naşım'

Sevgili Gnost can; Bence mücerretlik tamda egemen erkin anlaşılmasını istediği şekilde algılanmaktadır. O dönemde böyle algı yaratılmak istenmesi amaçlıdır… Yukarıdaki Sayın Rıza Aydının’ da belirttiği nedenler dolayı… Hala böyle bir algının var olması ve tartışılıyor olması ise manidardır. Hacı Bektaş Veli Mücerrettir… Aksi düşünülemez bile…fakat bu mücerretlik bekar evlenmemiş anlamında değildir.. Saf katışıksız yalın.. Hacı bektaş Velinin kucağındaki aslan ve ceylanın bir arada olması figürüde destekler. Birbirinin düşmanı olan iki varlık onun kucağında birlenmiş nötr olmuştur… iyi ve kötü duygulardan ari olmak… Saf halindedir… Bizler Var olmadan yada evren, her şey yada ilk varlık saf bir nur idi… İnsan varlığının geri döneceği yer yeni saf nur olacak başlangıç ve ona dönüş. Her şey aslına rücu eder. Alevilik iste başlangıçtan ona döneceğimiz süreci gösteren yoldur… Aleviliğin tüm sosyo- ekonomik, hukuk, sosyolojik/bireysel yaşamı örgütleyişi, ritüelleri hep buna hizmet eder diye düşünüyorum.…

Hacı Bektaş veli’nin verili değer ve öğretilere göre mücerret olmadığını söylemek ise hem Veliye haksızlık hem de yanlış hatalıdır bence..

Viranininde dediği gibi.. Her kim mücerret olmaz, Davayı fakrı fena eyler.

Muhabbetle, sevgiler

dergah Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
dergah Kullanıcısına bu mesajı için 5 üye teşekkür etti:
**Yorum** (24.09.2015), Amistofes (06.10.2015), arascan (24.09.2015), aris (25.09.2015), Ferhat Güneyli (26.09.2015)
Alt 24.09.2015, 17:27   #3
Yazar
hüsamkuzu
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.06.2015
Mesajlar: 271
Memleket: ERZURUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 15
İtibar Puanı: 79
hüsamkuzu yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 112
171 Mesajına 331 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sayın dergah,
Velayetname’ye veya Menakıbname’ye göre bana, Hacı Bektaş’ın doğumunu ve Kadıncık Ananın hamileliğini anlatıp izah edebilir misin?

hüsamkuzu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
hüsamkuzu Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Amistofes (06.10.2015)
Alt 24.09.2015, 17:44   #4
Yazar
**Yorum**
Haymatlos
 
**Yorum** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.11.2006
Bulunduğu yer: Lukka
Yaş: 38
Mesajlar: 8.977
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 156
İtibar Puanı: 2395
**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 4.652
3.466 Mesajına 6.741 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bektaşın 3 çocuğu olduğunu biliyorum

___________________İMZA___________________
Oy Vermek Bir Şeyleri Değiştirseydi Yasaklanırdı!


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
**Yorum** Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.09.2015, 17:59   #5
Yazar
hüsamkuzu
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.06.2015
Mesajlar: 271
Memleket: ERZURUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 15
İtibar Puanı: 79
hüsamkuzu yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 112
171 Mesajına 331 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
**Yorum** Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bektaşın 3 çocuğu olduğunu biliyorum
Sayın Yorum,
Ben de sayın dergah’tan istediğim bu bilgidir. Umarım yardımcı olur. Siz biliyorsanız siz de aktarabilirsiniz. Bilmek için veya sobet etmek için bilgiye ihtiyaç var değil mi?
Hacı Bektaş nerede ve nasıl evlendi? Onun varsayılan çocuklarını hangi kadın doğurdu? Kadıncık Ana nasıl ve kimden hamile kaldı?

hüsamkuzu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
hüsamkuzu Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
dergah (27.09.2015)
Alt 24.09.2015, 18:29   #6
Yazar
**Yorum**
Haymatlos
 
**Yorum** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.11.2006
Bulunduğu yer: Lukka
Yaş: 38
Mesajlar: 8.977
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 156
İtibar Puanı: 2395
**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 4.652
3.466 Mesajına 6.741 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hünkâr Seyit Nurettinin kızı olan, Vilayet –Namede o zaman bekâr olduğu açıkça zikredilen, “Fatma Bacı” ile birlikte yaşamıştır(23) . Fatma Bacı adıyla anılan Kadıncığın hep babanın (atasının) namıyla anılır, örneğin onun için babasından kendisine çok para kaldığı da yazılır. O cümle aynen şöyledir: “Kadıncık’a atasından birçok mal kalmıştır. Hünkar, Sulucakaraöyük’e yerleşince bütün malını, mülkünü erenlerin yoluna harcadı, hiçbir şeyi kalmadı eğninde yalnız bir gömleği kaldı.”(24) Hünkâr’ın Seyit Nurettinin kızı olan Kandıncık namıyla anılan Fatma Bacıdan isimleri Vilayet –Namede yazılı olan üç oğlu dünyaya gelmiştir(25) . Bundan sonra Fatma Bacı erenlerin anası “Fatma Ana” ya da “Kadıncık Ana” diye anılır. Kitabın sonunda, Hünkâr dünyadan göçerken, kutsal emanetleri bıraktığı, yerime geçsin dediği Hızır Lâle Cüvan, Farma Ananın oğludur, orada kadıncıktan “Erenlerin anası Fatma ana”(26) diye söz edilir. Buradaki cümle aynen şöyle: “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.”(27) Bu cümleden açıkça şunu anlıyoruz ki Hünkârın Vilayet - Namede açıkça adları yazılı bu çocuklarını doğuran kadın Fatma Ana imiş. Fatma Bacının doğurduğu bu çocuklarının tümüne burun kanıyla hamile kalınıp, onların burun kanından dünyaya geldiğini düşünmek doğru olmaz. Bu yüzden Hünkâr ile Kutlu Melek arasında değil de, Seyit Nurettinin kızı olsan Fatma Bacı ile Hünkâr arasında bir cinsel muhabbetin olmuş olacağını düşünmemiz gerekir yani Hünkâr ile Fatma Bacı arasında bir cinsel ilişkinin olmuş olacağı kuvvetle muhtemeldir. Ben bunları daha önceki yazılarımda anlatmıştım, ama herkese kabul ettiremediysem bu benim kabahatimdir.

23 Bakınız Vilayet – Name sayfa 18.

24 Vilayet –Name Sayfa 63.

25 Hünkâr’ın Fatma bacıdan doğan çocuklarının adları şöyledir, Habip, Mahmut, Hızır Lale, Bakınız Vilayet Name sayfa 63-64-65. Aslında buradaki anlatımdan Hünkâr’ın 6 oğlu olup üçünün adının zikredilmediğini de düşünebiliriz.

26 Bakınız Vilayet –neme sayfa 88-89

27 Bakınız Vilayet Name sayfa, 88. Dikkat ederseniz burada Hızır Lâle Cüvan’ın Fatma Bacının oğlu olduğu açıkça söyleniyor. İdris Muhrinin esinin adı ise Kutlu Melek.


Alıntıdır

___________________İMZA___________________
Oy Vermek Bir Şeyleri Değiştirseydi Yasaklanırdı!


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
**Yorum** Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
**Yorum** Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Amistofes (06.10.2015), dergah (27.09.2015), Ferhat Güneyli (26.09.2015)
Alt 25.09.2015, 01:09   #7
Yazar
hüsamkuzu
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.06.2015
Mesajlar: 271
Memleket: ERZURUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 15
İtibar Puanı: 79
hüsamkuzu yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 112
171 Mesajına 331 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
**Yorum** Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hünkâr Seyit Nurettinin kızı olan, Vilayet –Namede o zaman bekâr olduğu açıkça zikredilen, “Fatma Bacı” ile birlikte yaşamıştır(23) . Fatma Bacı adıyla anılan Kadıncığın hep babanın (atasının) namıyla anılır, örneğin onun için babasından kendisine çok para kaldığı da yazılır. O cümle aynen şöyledir: “Kadıncık’a atasından birçok mal kalmıştır. Hünkar, Sulucakaraöyük’e yerleşince bütün malını, mülkünü erenlerin yoluna harcadı, hiçbir şeyi kalmadı eğninde yalnız bir gömleği kaldı.”(24) Hünkâr’ın Seyit Nurettinin kızı olan Kandıncık namıyla anılan Fatma Bacıdan isimleri Vilayet –Namede yazılı olan üç oğlu dünyaya gelmiştir(25) . Bundan sonra Fatma Bacı erenlerin anası “Fatma Ana” ya da “Kadıncık Ana” diye anılır. Kitabın sonunda, Hünkâr dünyadan göçerken, kutsal emanetleri bıraktığı, yerime geçsin dediği Hızır Lâle Cüvan, Farma Ananın oğludur, orada kadıncıktan “Erenlerin anası Fatma ana”(26) diye söz edilir. Buradaki cümle aynen şöyle: “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.”(27) Bu cümleden açıkça şunu anlıyoruz ki Hünkârın Vilayet - Namede açıkça adları yazılı bu çocuklarını doğuran kadın Fatma Ana imiş. Fatma Bacının doğurduğu bu çocuklarının tümüne burun kanıyla hamile kalınıp, onların burun kanından dünyaya geldiğini düşünmek doğru olmaz. Bu yüzden Hünkâr ile Kutlu Melek arasında değil de, Seyit Nurettinin kızı olsan Fatma Bacı ile Hünkâr arasında bir cinsel muhabbetin olmuş olacağını düşünmemiz gerekir yani Hünkâr ile Fatma Bacı arasında bir cinsel ilişkinin olmuş olacağı kuvvetle muhtemeldir. Ben bunları daha önceki yazılarımda anlatmıştım, ama herkese kabul ettiremediysem bu benim kabahatimdir.

23 Bakınız Vilayet – Name sayfa 18.

24 Vilayet –Name Sayfa 63.

25 Hünkâr’ın Fatma bacıdan doğan çocuklarının adları şöyledir, Habip, Mahmut, Hızır Lale, Bakınız Vilayet Name sayfa 63-64-65. Aslında buradaki anlatımdan Hünkâr’ın 6 oğlu olup üçünün adının zikredilmediğini de düşünebiliriz.

26 Bakınız Vilayet –neme sayfa 88-89

27 Bakınız Vilayet Name sayfa, 88. Dikkat ederseniz burada Hızır Lâle Cüvan’ın Fatma Bacının oğlu olduğu açıkça söyleniyor. İdris Muhrinin esinin adı ise Kutlu Melek.
Alıntıdır
Sayın Yorum,
Bu yaptığın alıntının yazarı şimdiye kadar kimseyi inandıramadığını kendisi zaten söylüyor. Yaptığı değerlendirmelerinin de tarihsel bir değeri yoktur, hep kendi kurgularıdır. O nedenle bu yazı üzerinde durmayacağım. Rıza Aydın’ın başka yönünü anlatacağım.

Bir kere Hacı Bektaş hakkında yazı yazanların hepsi kendilerinin uydurduğu kurgularla hareket etmektedirler.
Rıza Aydın, Hacı Bektaş hakkında çok yazan ama hiç yeni bir şey yazdığı yok, hep bilinenlerdir. Resmi tarihi güncellemekten başka bir iş yaptığı yoktur. Okuduğum yazısının birinde Kemal Derinle Hacı Bektaş’ın doğduğu yere gitmişler. Birileri demiş ki “işte bu ev Hacı Bektaş’ın doğduğu evdir.” demesi üzerine yazar da yazar. Tabii ki Kemal Derin de bir roman yazmış. Kardeşim etmeyin tutmayın bilinmeyen bir olay ve olguyu daha da içinde çıkılmaz hale getirmeyin. Birileri şu ev Hacı Bektaş’ın doğduğu evidir dedi diye, kanıtsız delilsiz o sözü niye mermi gibi kullanıyorsunuz?

Genellikle Hacı Bektaş’ın Moğol istilası sonucunda Anadolu’ya geldiği yazılır çizilir. Bir anlamda Moğollara yenilen Selçuklunun yenilgisini hazmedemediklerinden olsa gerek ki, hemen anında Türk Eren Hacı Bektaş Anadolu’ya getirttirilir ve dolaysıyla Osmanlının temelini de ona attırmış oluyorlar ve Hacı Bektaş Anadolu diyarını irşad ettiğine göre Osmanlı bir Türk devletidir demek de kolaydır.
Oysa devletin resmi yazıcılarından bazı kimseler diyor ki, bu dervişlerin çoğu Moğollarla ittifak halindeydi, eğer o dervişler olmasaydı 80 bin kişilik Selçuklu ordusu Köse dağında 30 bin kişilik Moğol öncü birliğine yenilmeyecekti. Ama Hacı Bektaş’a methiye dizenler bu iddiaları görmezden geliyor. Şimdi şu soruyu soruyorum; Hacı Bektaş, Moğollarla ittifak halinde miydi yoksa Moğollara karşı savaşan taraftan mıydı? İnanıyorum ki bu soruyu kimse benden beklemiyor. Ve Kimse düşünme niyetinde de değil. Bu soruyu sorduğumun bir mantığı vardır. O da şudur, Aşık Yemini Faziletnamesinin 7316-7-8 nolu beyitlerinde:

İki yüz on bire varınca hicret
İmamlar cümlesi eyledi rıhlet

Olup Abbâsiler beş yüz otuz yıl
Hilâfet itdiler bi-kâl ü bi-kil

Pes andan sonra Cingiz Han geldi
Kırup anları âlün kanın aldı

Açıklama:
Bütün İmamlar hicri 211 tarihine kadar sırasıyla öldürüldüler.
Abbasiler beş yüz otuz yıl sorunsuz hilafet hüküm sürdü.
Ondan sonra Cengiz Han geldi Abbasileri kırdı Evladın intikamını aldı, diyor.

Yemini açıkça intikamdan bahsediyor iken, Hacı Bektaş Moğol istilasından kaçtı da neyin nesi oluyor? Yemini’nin bu ifadelerine göre Hacı Bektaş da dahil bir çok derviş Moğol ittifakıyla gelmişlerdir. Şimdi Rıza Aydın, Yemini’nin bu mısralarını okumamış, bilmiyor diyebilir miyiz? Bence hayır. Çünkü Rıza Aydın, Aşık Yemini Faziletnamasinden birçok alıntı yaptığı ve yaptığı alıntıları okumuş biriyim. Bile bile bu beyitleri görmezden geliyor ve gerçeği çarpıtıyor.

Murat Kayacan adlı bir şahısın MİKAİL BAYRAM ile yaptığı röportaj çok ilginçtir:

Mikail Bayram: “Moğollar Kayseri’ye girip bu katliamı gerçekleştirdikleri sırada Cevlaki (Kalenderi) dervişler maalesef Moğollarla birlikte hareket ediyorlardı. Bu Cevlaki dervişlerin bu olaya seyirci olmadıklarını, fiilen Moğollarla birlikte bu katliama iştirak ettiklerini düşünmek gereklidir.
… Tabii ki. Burada görüldüğü gibi, Mevlana’nın iki hocası Şems-i Tebrizi ve Seyyid Burhaneddin-i Tirmizi’nin Moğollarla işbirliği halinde oldukları açıkça fark edilmektedir. Nitekim bu olaydan 1 yıl sonra Seyyid Burhaneddin ölünce onun türbesini de Moğollar inşa ettiler. Burada bir hususa da değinmek gerekir.
… Şems-i Tebrizi’nin Konya’ya gelip Mevlana ile görüşmelerinden sonra Mevlana ile Moğollar arasında bir diyalogun başladığını görüyoruz.” diyor. Hal böyle olunca demek oluyor ki Yemini doğru söylüyor.

Şimdi diyecekler ki Mikail Bayram sünnidir, bilerek iftira atıyor. O halde Aleviler için Yemini önde gelen bir isim olduğuna göre, Yemini’ye nasıl bir bahane uyduracaklar birlikte görürüz.

hüsamkuzu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
hüsamkuzu Kullanıcısına bu mesajı için 4 üye teşekkür etti:
**Yorum** (25.09.2015), aris (25.09.2015), dergah (27.09.2015), Ferhat Güneyli (26.09.2015)
Alt 25.09.2015, 01:49   #8
Yazar
hüsamkuzu
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.06.2015
Mesajlar: 271
Memleket: ERZURUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 15
İtibar Puanı: 79
hüsamkuzu yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 112
171 Mesajına 331 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
**Yorum** Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hünkâr Seyit Nurettinin kızı olan, Vilayet –Namede o zaman bekâr olduğu açıkça zikredilen, “Fatma Bacı” ile birlikte yaşamıştır(23) . Fatma Bacı adıyla anılan Kadıncığın hep babanın (atasının) namıyla anılır, örneğin onun için babasından kendisine çok para kaldığı da yazılır. O cümle aynen şöyledir: “Kadıncık’a atasından birçok mal kalmıştır. Hünkar, Sulucakaraöyük’e yerleşince bütün malını, mülkünü erenlerin yoluna harcadı, hiçbir şeyi kalmadı eğninde yalnız bir gömleği kaldı.”(24) Hünkâr’ın Seyit Nurettinin kızı olan Kandıncık namıyla anılan Fatma Bacıdan isimleri Vilayet –Namede yazılı olan üç oğlu dünyaya gelmiştir(25) . Bundan sonra Fatma Bacı erenlerin anası “Fatma Ana” ya da “Kadıncık Ana” diye anılır. Kitabın sonunda, Hünkâr dünyadan göçerken, kutsal emanetleri bıraktığı, yerime geçsin dediği Hızır Lâle Cüvan, Farma Ananın oğludur, orada kadıncıktan “Erenlerin anası Fatma ana”(26) diye söz edilir. Buradaki cümle aynen şöyle: “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.”(27) Bu cümleden açıkça şunu anlıyoruz ki Hünkârın Vilayet - Namede açıkça adları yazılı bu çocuklarını doğuran kadın Fatma Ana imiş. Fatma Bacının doğurduğu bu çocuklarının tümüne burun kanıyla hamile kalınıp, onların burun kanından dünyaya geldiğini düşünmek doğru olmaz. Bu yüzden Hünkâr ile Kutlu Melek arasında değil de, Seyit Nurettinin kızı olsan Fatma Bacı ile Hünkâr arasında bir cinsel muhabbetin olmuş olacağını düşünmemiz gerekir yani Hünkâr ile Fatma Bacı arasında bir cinsel ilişkinin olmuş olacağı kuvvetle muhtemeldir. Ben bunları daha önceki yazılarımda anlatmıştım, ama herkese kabul ettiremediysem bu benim kabahatimdir.

23 Bakınız Vilayet – Name sayfa 18.

24 Vilayet –Name Sayfa 63.

25 Hünkâr’ın Fatma bacıdan doğan çocuklarının adları şöyledir, Habip, Mahmut, Hızır Lale, Bakınız Vilayet Name sayfa 63-64-65. Aslında buradaki anlatımdan Hünkâr’ın 6 oğlu olup üçünün adının zikredilmediğini de düşünebiliriz.

26 Bakınız Vilayet –neme sayfa 88-89

27 Bakınız Vilayet Name sayfa, 88. Dikkat ederseniz burada Hızır Lâle Cüvan’ın Fatma Bacının oğlu olduğu açıkça söyleniyor. İdris Muhrinin esinin adı ise Kutlu Melek.
Alıntıdır
Sayin Yorum,
Aktardığın yazıdaki bir ifadeye dikkatini çekeyim:
“Kitabın sonunda, Hünkâr dünyadan göçerken, … “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.” deniliyor. Yazar yazdığı bu yazısını kendi aktardığı cümleyle çürütmüştür.

Hacı Bektaş demiş ki: “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.”
Hacı Bektaş’ın yerinde sen olsan yerime oğlum “Hızır Lâle Cüvan” geçsin demez misin?
Hacı Bektaş, “Benden sonra Fâtıme Ana (Kadıncık) oğlu Hızır Lâle Cüvan, yerime geçsin.” Dediğine göre: bu ifadeyle Hacı Bektaş, Hızır Lâle Cüvan kendi oğlu olmadığını, Kadıncık Ananın oğlu olduğunu vurgulamış olmuyor mu?

hüsamkuzu Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
hüsamkuzu Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
dergah (27.09.2015)
Alt 25.09.2015, 01:59   #9
Yazar
**Yorum**
Haymatlos
 
**Yorum** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.11.2006
Bulunduğu yer: Lukka
Yaş: 38
Mesajlar: 8.977
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 156
İtibar Puanı: 2395
**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 4.652
3.466 Mesajına 6.741 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Makul bir varsayım

___________________İMZA___________________
Oy Vermek Bir Şeyleri Değiştirseydi Yasaklanırdı!


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
**Yorum** Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.09.2015, 15:28   #10
Yazar
aris
Tecrübeli Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.06.2015
Mesajlar: 92
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 13
İtibar Puanı: 32
aris iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 280
61 Mesajına 112 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
hüsamkuzu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayın Yorum,
Bu yaptığın alıntının yazarı şimdiye kadar kimseyi inandıramadığını kendisi zaten söylüyor. Yaptığı değerlendirmelerinin de tarihsel bir değeri yoktur, hep kendi kurgularıdır. O nedenle bu yazı üzerinde durmayacağım. Rıza Aydın’ın başka yönünü anlatacağım.

Bir kere Hacı Bektaş hakkında yazı yazanların hepsi kendilerinin uydurduğu kurgularla hareket etmektedirler.
Rıza Aydın, Hacı Bektaş hakkında çok yazan ama hiç yeni bir şey yazdığı yok, hep bilinenlerdir. Resmi tarihi güncellemekten başka bir iş yaptığı yoktur. Okuduğum yazısının birinde Kemal Derinle Hacı Bektaş’ın doğduğu yere gitmişler. Birileri demiş ki “işte bu ev Hacı Bektaş’ın doğduğu evdir.” demesi üzerine yazar da yazar. Tabii ki Kemal Derin de bir roman yazmış. Kardeşim etmeyin tutmayın bilinmeyen bir olay ve olguyu daha da içinde çıkılmaz hale getirmeyin. Birileri şu ev Hacı Bektaş’ın doğduğu evidir dedi diye, kanıtsız delilsiz o sözü niye mermi gibi kullanıyorsunuz?

Genellikle Hacı Bektaş’ın Moğol istilası sonucunda Anadolu’ya geldiği yazılır çizilir. Bir anlamda Moğollara yenilen Selçuklunun yenilgisini hazmedemediklerinden olsa gerek ki, hemen anında Türk Eren Hacı Bektaş Anadolu’ya getirttirilir ve dolaysıyla Osmanlının temelini de ona attırmış oluyorlar ve Hacı Bektaş Anadolu diyarını irşad ettiğine göre Osmanlı bir Türk devletidir demek de kolaydır.
Oysa devletin resmi yazıcılarından bazı kimseler diyor ki, bu dervişlerin çoğu Moğollarla ittifak halindeydi, eğer o dervişler olmasaydı 80 bin kişilik Selçuklu ordusu Köse dağında 30 bin kişilik Moğol öncü birliğine yenilmeyecekti. Ama Hacı Bektaş’a methiye dizenler bu iddiaları görmezden geliyor. Şimdi şu soruyu soruyorum; Hacı Bektaş, Moğollarla ittifak halinde miydi yoksa Moğollara karşı savaşan taraftan mıydı? İnanıyorum ki bu soruyu kimse benden beklemiyor. Ve Kimse düşünme niyetinde de değil. Bu soruyu sorduğumun bir mantığı vardır. O da şudur, Aşık Yemini Faziletnamesinin 7316-7-8 nolu beyitlerinde:

İki yüz on bire varınca hicret
İmamlar cümlesi eyledi rıhlet

Olup Abbâsiler beş yüz otuz yıl
Hilâfet itdiler bi-kâl ü bi-kil

Pes andan sonra Cingiz Han geldi
Kırup anları âlün kanın aldı

Açıklama:
Bütün İmamlar hicri 211 tarihine kadar sırasıyla öldürüldüler.
Abbasiler beş yüz otuz yıl sorunsuz hilafet hüküm sürdü.
Ondan sonra Cengiz Han geldi Abbasileri kırdı Evladın intikamını aldı, diyor.

Yemini açıkça intikamdan bahsediyor iken, Hacı Bektaş Moğol istilasından kaçtı da neyin nesi oluyor? Yemini’nin bu ifadelerine göre Hacı Bektaş da dahil bir çok derviş Moğol ittifakıyla gelmişlerdir. Şimdi Rıza Aydın, Yemini’nin bu mısralarını okumamış, bilmiyor diyebilir miyiz? Bence hayır. Çünkü Rıza Aydın, Aşık Yemini Faziletnamasinden birçok alıntı yaptığı ve yaptığı alıntıları okumuş biriyim. Bile bile bu beyitleri görmezden geliyor ve gerçeği çarpıtıyor.

Murat Kayacan adlı bir şahısın MİKAİL BAYRAM ile yaptığı röportaj çok ilginçtir:

Mikail Bayram: “Moğollar Kayseri’ye girip bu katliamı gerçekleştirdikleri sırada Cevlaki (Kalenderi) dervişler maalesef Moğollarla birlikte hareket ediyorlardı. Bu Cevlaki dervişlerin bu olaya seyirci olmadıklarını, fiilen Moğollarla birlikte bu katliama iştirak ettiklerini düşünmek gereklidir.
… Tabii ki. Burada görüldüğü gibi, Mevlana’nın iki hocası Şems-i Tebrizi ve Seyyid Burhaneddin-i Tirmizi’nin Moğollarla işbirliği halinde oldukları açıkça fark edilmektedir. Nitekim bu olaydan 1 yıl sonra Seyyid Burhaneddin ölünce onun türbesini de Moğollar inşa ettiler. Burada bir hususa da değinmek gerekir.
… Şems-i Tebrizi’nin Konya’ya gelip Mevlana ile görüşmelerinden sonra Mevlana ile Moğollar arasında bir diyalogun başladığını görüyoruz.” diyor. Hal böyle olunca demek oluyor ki Yemini doğru söylüyor.

Şimdi diyecekler ki Mikail Bayram sünnidir, bilerek iftira atıyor. O halde Aleviler için Yemini önde gelen bir isim olduğuna göre, Yemini’ye nasıl bir bahane uyduracaklar birlikte görürüz.
Savşlardan önce bilgi toplanır.Bu bilgiyi ulaklar,dervişler,alimler,gezginler aracılığıyla ulaşan imparatorluklar
coğrafi bilgiler,inançsal ayrılıklar,etnik farklılıkları buradan öğrenerek , bir strateji belirleyip , taktiksel anlaşmaların yönetiminde kullanarak ,çıkarları gereği her yolu mubah sayıp istilaya başlamışlardır.
Anadolunun işgali moğollarca gerçekleştirilmesi,abbasilerin ve bir çok anadolu devletinin bu istiladan payına düşeni alması kaçınılmazdı.
Doğal olarakta farklı grupların bu isitaladan çıkar umması gayet doğaldır.
Bu doğallık çerçevesin de görüşme yapması,yaşam için anlaşma yoluna gitmesi her liderin denemesi gereken yöntemleri arasındadır bu taktiksel politikalar.
Benim dikkati çekmek istediğim nokta;
Tarihi bilgileri karıştıranlar bilir.Bir çok kaynakta,iç anadolu denilen veya kapadokya sınırları,dulkadiroğulları beyliğinin yaşam bulduğu coğrafya da yaşayan halk kesimlerinin karekteristik davranışları diğer kesimlerinden farklıdır.
Kimi tarihçiler pagan indirgemesiyle yaklaşmış
kimisi luviler,hititler demiş
kimisi türkmen demiş
kimisi rum demiş
kim ne derse desin ,bu kesim de bir farklılık olduğu aşikar.
Bu bahse konu olan bölgede,mevlananın,hacı bektaşın,yunus emrenin vs. yer alması tesadüfi değildir kanatimce.
hepsinin ortak desturlarına baktığımızda önce insan diyorlar.
kendinde ara
eline beline diline
4 kitabı okudum hasıl ettim ışığa gelince gördüm uzun heceymiş diyor yunus.
Bu söylenenler o bölgede yaşayan halk kesimlerinin kültürel yelpazesin de var olan yaşamsal ritüellerin kristalize edilmiş hali olduğunu düşünüyorum.
ve o bölgede kalıcı olmakta ancak böyle mümkün olabilirdi.
Buradaki kültürel evrimleşmeyi ve sentezleşmeyi de beraber düşünmekte fayda var.
Aynı coğrafyanın halk kesimleri roma döneminde de aynı sonucu yaşamışlardır.
Bizansla bu davranış tekrar edilmiş.Ben bu davranış sosyolojisini paganlığa bağlamıyorum.Tam tersine paganlığında bu halk kesimlerini,sonraları diğerlerinin yaptığı gibi bir dönüştürme gayretinde olduğunu tahmin ediyorum.
Hacı bektaş neden bu coğrafyaya gelmiş?
nereden gelmiş?
şemsi tebriz neden mevlanayı etkileye gelmiş?
kadıncık ananın ,bacıyan-ı rumla bağlantısı nedir?
mevlananın kızı bu örgütlenmeyle alakası nedir?
Bu örgütlenmenin alevilikle bir ilgisi varmıdır?
ahilik ve anadolu bacı teşkilatı bu bölgede kurulmuş .
soruları öğrenmek maksadıyla sordum,bir kastım yok.
yukarıdaki tarihsel tespit bana aitdir.böyledir demiyorum ama
bana doğruya daha yakın bir çerçeve gibi geliyor.
Çerçeveyi belirleyebirisek
hacıbektaş kimdir sorusu kendiliğinden cevaplanır bence.
hakkında kesin kayıtlar yok,tam olarak nerden geldiği ,kim olduğu
bu soruların tam cevabı yok.
ancak ,yaşam bulduğu alanı değrlendirebilirsek sonuca daha kolay ulaşabiliriz.
Birde Rıza aydın
konuyu osmanlı muhalif kesimi açısından ,sınıfsal ve ikdidar savaşı niteliğinde
ele almış.Bu açıdan bakılırsa hacıbektaş bir ikdidarlaşma sürecinin parçası haline gelmezmi?


Konu aris tarafından (25.09.2015 Saat 16:14 ) değiştirilmiştir.
aris Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
aris Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
dergah (27.09.2015), Ferhat Güneyli (26.09.2015), hüsamkuzu (26.09.2015)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:34.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica