Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevi Araştırmaları

Alevi Araştırmaları Alevilik üzerine araştırmalar, teorik yazılar, düşünceler, incelemeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 04.02.2018, 05:21   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi


Standart islam; Aleviligin Yaninda Dunku Cocuktur.

ALEVI YASAM FELSEFESI INSANLIGIN DOGUSUNDAN BERI GELEN BIR YASAM BICIMIDIR.
ISLAM DENEN SUC MAKINASI, ALEVI YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUKTUR..
ISLAM ILE ALEVILIGIN UZAKTAN YAKINDAN ILGI VE ALAKASI OLMADIGI GIBI..
ALEVI YASAM FELSEFESINDE,
ELINE,
BELINE,
DILINE,
SAHIP OLMA OLGUSU YASAM FELSEFESININ TEMEL OLGUSUDUR...
ISLAM DENEN SUC MAKINASIN`DA ISE INSANLIGA DEGER HIC BIR DEGER YOKTUR.
5 SARTINDAN HIC BIRISI ALEVI YASAM FELSEFESINDE YOKTUR...

Dolayisiyla Alevilikle Siilik arasindaki fark kucumsenmiyecek kadar buyuk ayni zamanda taban tabana zittir.

1400 yildan beri Islamin kesintisiz surdurdugu ASIMILE politikasini surdurmeye devam etme politikasidir.....

Siilik; Islam ve Islamin Seriat kanunlaridir, Hz. Muhammedin olumunden sonra, Halifelik kavgasinin akabinde bir birlerine karsi beslenen ve bitmiyen dusmanliktir.

Alevilik; Insanligin dogusundan beri gelen, Din, Irk, Mezsep ve Renk Ayrimi Yapmadan 73 Millete bir nazarla bakan, Insanliktan Daha Degerli Varligin Olmadigini, Kuran, Incil, Zebur ve Tevrat gibi kitaplarin Insan tarafindan yazildigini, Insani Yaratan yine insanin kendisi oldugunu savunan, Tanriyi kendisinde, kendisini tanrida goren, yani insanin tanrisi yine kendisi oldugunu (ENEL-HAQ) savunan bir durusa sahiptir.

Zitlarin Biriligini goz onunde bulundurusak, Insan vucudunda`ki OLU HUCRELERIN, CANLI HUCRELERLE bir arada yasama zorunlulugu ayni zamanda ikisininde bir birlerine karsi olan amansiz mucadelesini goz onunde bulundurusak...
Farkli inanclarin, farkli dusuncelerin, farkli topluluklarin zorunlu olarak bir arada yasamasi,
Dolayisiyla bu olgularin bir birlerine ustunluk saglamaya calismasinin akabinde, bir birlerine yonelik insanligin kabul edemiyecegi haksizliklarin yasandigini tarihi belge ve kaynaklarla gorebiliyoruz......

Buna yiginla ornekler siraliyabiliriz, gunumuzde Irkci ve Milliyetci Turkculuk mantigin, Kurtler`in asil Turk oldugunu, Doguda Kar Cok Yagdigi Icin, Karda yuruduguklerinde cikan KART KURT seslerinden etkilenerek, kendilerini KURT olarak kabul etmis ve sahip olduklari Turk kimliginden kendilerini soyutlamaya calistiklarini savunarak, Kurt halkina yonelik asimile politikalarini surdurmeleri...
Karadenizde LAZ halkina yonelik, yeri geldiginde kucumseme ve karalama politikalarini surdururken, yeri geldiginde asil Turk olduklarini savunmaya calisirlar, Laz halkinin gecmis yasaminin RUM oldugunu Turkler`de, Kurtler`de Lazlar`da bilmektedir.

Kurt halkinin toplu olarak islamligi kabul etmesi, Turk halkinin toplu olarak Islamligi kabul etmesini goz onunde bulundurursak, bunlarin Islam`in geleneklerini ve inanclarini yerine getirmesinide goz onunde bulundurursak, Bunlara Islami Kabul Ettiginiz icin ARAPSIZNIZ diyemeyiz.
Farkli bir pencereden bakacak olursak, Laz halkinin gecmisi Rum olsada bunlara Siz musluman degilsiniz, veya Gecmisi Rum olmasina ragmen su anda Turk degilsiniz diyemeyiz, cunku tamamen asimile olmus gecmisinden hic bir kalinti kalmadigindan dolayi boyle bir iddamiz olamaz.
Bu ve buna benzer yiginla ornekler verebiliriz,

Gecmiste ve gunumuzde Kurt Inancinda ve Geleneginde 7 Alevinin Katli Helaldir demesine ragmen, Fasist T.C nin Kurt Halkina yonelik asimile politikasina ve Kurt halkina yonelik yapilan butun haksizliklarina tepki gosterip, Kurt halkinin yaninda yer aliyorsa!!!!! Bu onun gecmisten beri SEVGI VE INSANLIK YOLUNA SAHIP OLDUGU GELENEGIN EN GUZEL ORNEGIDIR.
Yani her bireyin, Kendisinden 7 kisiyi katlederek Cennete gidebilecegini savunan birini, kendisine dusmanlik besliyen bir toplumun haksizliga ugramasina goz yummuyan, onun kendisine yonelik vahsice besledigi dusmanligi bile goz onunde bulundurmiyarak, Ugradigi haksiziliktan dolayi onun tarafinda yer almasinin temel nedeni, KIN, NEFRET, INTIKAM duygularina dusmeden, SEVGI VE INSANLIK YOLUNU, kendisine amac edinmis bir durusa sahip olmasindandir.

Yukaridaki ornekleri goz onunde bulundurursak, Kurt - Turk Olmadigi, Turk de Kurt olmadigi gibi.... yani farkli topluluklar oldugu gibi...

SIILIK - ALEVILIK DEGILDIR, ALEVILIK`DE - SIILIK DEGILDIR. Taban tabana zit iki farkli yapilanmadir. isterseniz farkliliklari butun ciplakligi ile ortaya sergiliyelim.

Alevilik ile Siilik arasindaki temel nokta, sadece Ehl-i Beyt ve on iki imamlara yonelik olan sevgidir... Buda Islamin tarihler boyunca surdurdugu SAHTEKARLIKTIR.

Bunun temel nedeni de, Alevilerin Yasam Felsefesinde olan HIZIR ELI, HIZIR OLI nin Islamin Ali`si oldugu, yani Islamin 1400 yildan beri kesintisiz surdurdugu ve hic birakmadigi asimile politikasinin temel tasi olarak, Arap Ali ile HIZIR ELI, OLI nin ayni kisi oldugu gosterme politikasidir.

Alevilik Sevgi ve Insanlik Yoludur. Siilik Islam ve Seriattir.

Alevilik`te IKRAR vermek, INSAN-I KAMIL mertebesine biat etmek vardir. Siilik`te hic biri yoktur.

Alevilik`te Okunacak en buyuk kitap Insandir, der. Siilik`te Kurandir.

Alevilik`te Tanri Insanin kendisidir, ENEL-HAQ. Siilik`te Allah`tir.

Alevilik`te Sevgi ve Insanlik Yolu vardir. Siilik`te Muhammed donemin bilginleri tarafindan edindigi fikirlerle Kuran uydurmasini yayarak, hayali Allah yolu vardir.

Alevilik`te Islamin vaz gecilmezlerinden olan 5 sartindan hic biri yoktur. Siilikte islamin 5 sarti harfiyen uygulanmaktadir.

Alevilik`te Hizir Oli, Hizir Eli ye baglilik vardir. Siilik`te (Islama) Allah, Muhammed ve onun uydurdugu Kurana baglilik var.

Alevilik`te Haktan Geldim, Hakka gidecem felsefesi var. Siilik`te Allah`in kendisini yarattigini, Cennnet hevesi, Cehennem korkusu var, yani ya cennet`e yada cehennem`e gidecegi inanci var.

Alevilik`te Dort Kapi, (her kapida on makam) Kirk Makam var.
Şeriat Kapısı
Tarikat Kapısı
Marifet Kapısı
Hakikat Kapısı

Siilik`te Islam Kanunun Seriati var. Kol, El, Kelle, Bacak, Taslamak vs vs Insanligin kabul etmiyecegi ISKENCE VAR.

Alevilik`teki Seriat Kapisi ile Islamda`ki Seriat tamamen farklidir, sadece isim benzerligi var.
Alevilikt`te Seriat kapisi,
Yola girmek,
Insan-i Kamil mertebesine erismek.
Yolun geregini yapmak
Eline sahip olmak.
Diline sahip olmak
Beline sahip olmak.
Hosgorulu olmak,
Mursit, Pir ve Rayberin ogretilerine uymak.
Herturlu kotuluklerden sakinmak,
Kendisine, ailesine ve cevresine zarar vermemek.

Alevilik`te, Mursit, Pir Rayber gibi Yol Onderleri var. Siilik`e Allah, Muhammed ve Kuran ve ozellikle Islamin Kilici olan kelle avcisi Hz. Ali var.

Alevilik`te tek eslilik varken, (Beline Sahip Olmak). Siilikte Muta Cok Evlilik ve Eslilik nikahi kabul edilir... Ayini Uckur Duskunu Peygamberleri gibi Sapiklik Yapar....

Alevilik`te Kadin kutsaldir. Siilik`te Kadin Seytandir.

Alevilik`te Vicdan muhasebesi var. Siilik`te Cennnet Cehennem hesabi var.

Alevilik`te Zakir, Semah ve Cem Temel Ogesi oluken. Siilik`te Islamin sartlarini yerine getirir, Camiye gidip bes vakit namazini kilmak, oruc tutmak ve islamin 5 sartini yerine getirmektir..

Alevilik`te Aklin Yolu ve Vicdan olgusunu yasama yansitmak var. Siilik`te Aklin yolu ve vicdan olgusuna yer verilmez, herseyi Allah ile sinirlandirir....

Alevilik`te 12 Hizmet Var. Siilik`te 12 Imam var.

Alevilik`te Hak ve Hakikat var. Siilik`te Cennet ve Cehennem var..

Sonuc Olarak Alevilik Uzerinde 1400 Yildan Beri Yobaz Islamin Surdurdugu Acimasizca Igrenc Asimile Politikasina Son Vermelidir...
Icimizde Yol Duskunleri Yaratabilir, Yol Duskunler Cikabilir, Bunlar Dun Oldugu Gibi Bugunde, Yarinda Gecici Ciliz Olarak Varligini Surdurebilir...
Alevi Yasam Felsefesine Golge dusurmeye ne Islam, Ne Irk nede Farkli Millilyetcilik golge dusuremez......

Saygi ve Insani Sevgilerimle.


Konu Raya Haq tarafından (04.02.2018 Saat 05:34 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.02.2018, 05:22   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Dostlar.

Yukarida kaleme aldigim Alevilik ile Siilik arasindaki farki gormemenin mumkunu yoktur.

Alevilik basli basina bir yasam felsefesidir. Islam Aleviligin yaninda hic kuskusuz dunku cocuktur. ozellikle Sevgiyi, Saygiyi, Erdemligi, Hosgoruyu, Insan-i Kamil olma olgusunu kendisine amac edinen Alevi Yasam Felsefesi ile Yobaz Islam Dinin Bir Kolu Olan Siilik le ayni katagori icinde tutulmasi!!! Tarihin en buyuk yanilgisidir, Islamin Hile ve sahtekarligidir...

Cagin silahlari ile zorla kendisini kabul ettiren, basladigi gunden bugune kadar soykirimlari, cinayetleri, idamlari, El, kol, bacak, kelle kesmeleri ile unlu olan, Cinsi sapiklik, tecavuzcu, uckur duskunlu ile unlu olan bu yobaz, gerici ve insanlik dusmani bir din le Aleviligin uzaktan yakindan ilgi ve alakasinin olmadigini, YASAM FELSEFESINDEN NET OLARAK CIKARABILIRIZ.

Kimilerine gore Ilk dinlerden biri gosterilsede,
Alevilik Bir Yasam Bicimdir.

Farkliliklarimizin Zenginliklerimiz Oldugunu Goz Onunde Bulundurursak, Asagidaki Alintinin genel degerlendirmesi goz onunde bulundurursak, Alevi Yasam Felsefesi ile Siilik arasindaki farklari isaret etmektedir..... taban tabana zit oldugunu gostermesi, tarihi gerceklerin farkinda olmasinin ve gormesinin en guzel aciklamasidir.

Baskoylu

Saygi ve Insani Sevgilerimle.



Alevilik nedir? En çok sorulan sorulardan biri yıllardır. Doksanlı yılların başından beri, televizyon programlarında, gazetelerde, yapılan söyleşilerde, yazılan kitaplarda binlerce defa tartışıldı, yazıldı. Nasıl bir olaydır ki bir yere oturtulamadı. Ne şudur denebildi nede değildir denebildi. Yılların asimilasyonu, yılların korkusu, yılların devlet baskısı bir türlü doğruyu söyletemedi. Herkes bir yerlere çekti, kafasına göre tarifler yaptı, kimi Alevi İslam dedi, kimi İslamın özü dedi, heteradoks, senkretizm, kültür, yaşam biçimi, kendi başına bir inanç, vs, vs.

1994 yılının ekim ayında Nejat Birdoğan bir dergiye verdiği söyleşide; "Anadolu Aleviliği Müslümanlıktan doğmamıştı. Giderek esinlenmemişti bile. Bence bu inanç, Anadolu'daki Türklerin ve Kürtlerin, yaşadıkları eski Ortaasya, İran, Mezapotamya bölgelerinde tanıdıkları kimi dinlerin ve geleneklerin bugüne sarkmış, karmalaşmış ve süzülmüş kalıntısı idi."i Dedi ve kendi söylemiyle yer yerinden oynadı. Yine Alevi yazarlardan Ali Yıldırım yapılan bir söyleşide; "Aleviliği; Anadolu'ya özgü bu topraklar üzerinde Kürtlerin, Türklerin, Acemlerin, büyük oranda eskiden beri gelen inançlarıda dahil edecek olursak, bütün bu coğrafya üzerindeki inançları içinde barındıran bir sentez olarak tanımlamamız mümkün." Diyor.ii

Erdoğan Çınarın, 2004 yılında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfında, Alevilik, Tarih,Toplum ve Kimlik konulu konferasta bir soruya verdiği yanıtı; "Benin inancım ve tezim o ki, Alevilik yeryüzünün ilk dinidir ve bütün dinlere kaynaklık etmiş bir 'serçeşme'dir. Bu yüzden, geçmişte, yeryüzünde var olmuş ve şu anda var olan bir çok inanışın içinde Alevi izleri vardır. Aleviliğin onlardan etkilendiği anlamına gelmez. Alevilik başlangıçta var olmuş, halende varlığını sürdüren yeryüzünün en eski dinidir."iii

Bu kısa alıntılardan sonra şöyle diyebiliriz; Alevilik, insanlığın oluşumundan beri Anadolu, Mezepotamya coğrafyasında yaşayan kültürlerin (Sümerler, Medler, Asurlar, Hititler, Hattiler, Luviler, Likya, Lidya, Truva vb.) doğayı, insanı, insanın yaşamını algılama felsefe ve kültürünü çağın koşullarına göre geliştiren, yaşamına uygulayan ve günümüze kadar devam eden, arıtılmış bir felsefe, bir yaşam biçimi, bir kültür ve bir inançtır.

"Her şey eşittir ve birdir," anlayışıyla doğada / evrende varolan "varlıkların birliği" felsefesini savunan Aleviliği tek bir din ya da inanç yapısı içinde düşünmek ve yorumlamak olanaklı değildir. Çünkü, Alevilik kendine özgü bir inançtır. Alevi felsefesi, maddi olan "ben" ile ideal olan "ben" arasındaki ilişkinin kuramını yapar ve açıklamaya çalışır. Kabul ettiği, insancıllık (hümanizm) ve "her şeyde birlik" arayışı ve anlayışı nedeni ile de evrenseldir.

Bu inanç, insanı merkez alır, tanrı insanın kendisidir der, dil, din ve ulus ayırmadan tüm dünya insanlığını bir görür, Tanrı-Doğa-İnsan birliğine inanır, dört kapı kırk makamdan geçerek insanı kamil olur, cem yapar, semah döner, deyiş söyler, müsahip olur.

Günümüzde en çok tartışılan konu, Alevilik İslamın içindedir, İslamın bir meshebidir yada Alevilik İslamın özüdür. Bu çok yanlış bir tartışmadır. Alevilik hiç bir dinin içine sokulamaz. Alevi inancı ile İslam inancını üst üste korsanız eğer birbiriyle örtüşüyorsa söyleyecek ve tartışacak bir şey kalmaz. Eğer örtüşmüyorsa hiç tartışmaya gerek yok. Bırakın Aleviler Aleviliğini bildiği gibi yaşasın. İslam dinine bir bakalım. "İslam dinin esasları açık ve kesin şöyledir: Çok basit olarak İslamın şartı beştir. 1) Allahı bir bilip, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, diliyle söyleyip kalbiyle tastik etmek, 2) Günde beş vakit namaz kılmak, 3)Ramazan ayında 30 gün oruç tutmak, 4) Yılda bir defa servetinin 1/40 nı zekat olarak vermek, 5) Yaşam boyu en az bir defa hacca gitmek. Müslümanım diyen herkes farz (Allah'ın Kuranı Kerim'de yapılmasını emrettiği) emirleri kesinlikle yapmalıdır. Peygamber Hz. Muhammed'in yaşamında uyguladığı her şeyi (sünnet) kendi yaşamında uygulamak, ayrıca kadere, ahirete ve meleklere inanmak, dört kitaba, dört peygambere, dört meshebe inanmak, 32 farzı bilmek ve uygulamak, Kuranı Kerim'in Allah'ın sözleri olduğuna ve dünya var oldukça hiç bir kelimesinin değiştirilmeyeceğine / değiştirilemeyeceğine inanmak."iv Bu şekilde bir açıklama yapınca bugünkü Alevilikteki 12 imam, Allah-Muhammed-Ali, Alinin kendisini, Oniki İmamları, Kerbelayı nereye koyacaksın diye başka bir soru getitiriliyor.

Yapılmak istenen asimilasyona yardım etmek. Yanıtı tarihin kendi içinde. Tarihi iyi bilip yorumlayan herkes bunun yanıtını biliyor ama o yanıtı vermek istemiyor. Yılların baskısından gelen korkudan dolayı İslamı maske gibi kullanıyor diye kısaca tanımlayamıyor.

Alevlerin 16. yüzyılda Şah İsmail dönemine kadar Şiilikle hiçbir bağıntısı yoktur. Yani 16 yüzyıla kadar olan dönemde Alevilikte, Allah-Muhammed-Ali, Oniki İmamlar ve Kerbela yok. Bunu anlamak için Hace Bektaş Veliyi, Yunus Emrenin şiirlerini, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdalı çok iyi incelemek gerek.

"Anadolu Aleviliğini m.1232 yılında Aladdin Keykubat I.in verdiği seyyidlik belgeleri ile İslami hurafeler doldurmaya başladı. İslami aşılamanın ikinci evresi 1487-1524 yılları arasında, Şah İsmail Hatai döneminde oldu. Alevi kültürüne Oniki İmam ve özellikle Kerbela girdi. Üçüncü aşılama evresi 1826 daki Yeniçeriliğin kaldırılması döneminde oldu. Her Alevi Bektaşi tekkesine cami eklenip başlarına Nakşibendi şeyhleri atandı. Onlar Alevileri dönüp Sünni yapacakken kendileri Alevi oldular."v

"Alevi-Bektaşilerinin kendilerini Oniki İmamcı ve İmam Cafer Sadık'a bağlı, yani Caferi meshebinden görmesi; Erdebil'den amcası tarafından kovulan Şeyh Cüneyd'in 1449 da Anadolu içlerinde başlattığı toplumsal-siyasal mücadele, torunu Şah İsmail'in Tebriz'de 1502 de Kızılbaş Safevi yönetimini kurmasıyla, yani Kızılbaş siyasetinin iktidar olmasıyla başladı."vi Bu tür alıntıları tarihi dürüstce değerlendiren yazar ve araştırmacılardan çoğaltabiliriz. Bir başka örnek daha vermek istiyorum.

"Araştırmalarımı derinleştirdikçe, kendini daha çok sufi mistizmi içinde ifade eder gibi görünen bu inanışın, Hiristiyanlık ve İslamiyetin de etkilemesinin yanı sıra daha birçok kültürel varoluşu etkilediğini farkettim. Kökleri çok eski tarihlere uzanan mistik bir kardeşlik örgütlenmesi ile yayılan bir tür öğreti sanki birçok kültürün içine gizlice sinmiş ve kendisini tuhaf bir gizlilikle konumlandırmıştı.

Peki adını andığım bu öğreti ne? Bu öğretiyi herhangi bir başlıkta altında toplamak pek mümkün görünmese de savunucuları kendilerini Alevi ve yer yer de Kızılbaş olarak adlandırır.

Sürekli olarak baskı, şiddet ve katliama maruz kalmış olmaları nedeni ile Aleviler kendilerini ve öğretilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Ayrıca bu şiddet ve katliamların yarattığı zor yaşam koşulları onları bulundukları yerlerin hakim inançları ile bir çeşit uzlaşma arayışına sokmuştur." Erik cornellvii Bu örneklerle Aleviliğin ne olup ne olmadığı Allah-Muhammed-Ali, Oniki İmamlar ve Kerbela sanırım açıklığa kavuştu. Ali Yıldırım bir yazısında diyorki!..

"Aleviler insanda tanrısal özellikler görürler. Onlara göre insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır. İnsana gösterilecek sevgi ve saygı yeryüzündeki her türlü ibadetten daha değerlidir. İnsana değer verilmelidir çünkü insan dünyadaki her şeyin yaratıcısıdır. İnsan yaratan ve yaşatandır. Alevilik insan sevgisi temelinde tüm "kerametlerin/ mucizelerin" insanda olduğuna inanır. Bunu "her ne arar isen kendinde ara" özdeyişiyle dile getirir.

Bu nedenle yalnız başına hiçbir ulusa, etnik guruba mal edilemez, onunla sınırlanıp daraltılamaz.

Alevilik yeryüzünde yaşayan tüm insanları din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görür. Alevi öğretisinde "72 millete bir nazarla bakmak" ilkesi esastır. Bu tüm insanlar için eşitlik ve kardeşlik demektir. Aleviler geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre karşı düşmanlık beslememiştir. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmıştır. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barış ve kardeşlik ortamını özler."

Alevilik, kendine özgü bir kültür, bir yaşam biçimi, bir öğreti, bir felsefe ve bir inançtır. Varoluştan bu günkü yaşama kadar aklın yolunda insanın dünya görüşünü biçimlendirip, kamil insan olma aşamasına taşıyan bir felsefedir. Hünkar Hacı Bektaş Velinin Dört Kapı Kırk Makam öğretisi, Aleviliğin en temel öğretisidir. Alevilikte ham insandan Kamil İnsana doğru giden eğitim yoludur. Aleviliğin ana felsefesi ve yol kurallarıdır. Aynı zamanda bu öğreti insanlığın aydınlanmasının da ana temelidir.

Alevilik öğretisi insanı temel alır. İnsanı, ham insandan Kamil İnsana giden yolda eğitir. Bu eğitimin sonucunda insan;

Eline Diline Beline sahiptir. EDEB`lidir,
Kadın erkek ayırımı yapmaz. Herkes candır,
Yetmiş iki milleti bir nazarda görür. Din, dil, ırk ve renk ayırmaksızın tüm dinya insanını aynı görür,
Bilimin yolundan gider. Hurafelere inanmaz,
Toplumcu ve paylaşımcıdır. Birlik olmayı ve paylaşmayı savunur,
İnsan sevigisini öne çıkarır. Kabesi insan dini sevgidir,
Gerçeğin ve doğrunun yanında hurafenin ve yanlışın karşısında yer alır.
Barışı ve özgürlüğü savunur. Savaşın karşısında yer alır,
Emeğe saygı duyar. Sömürüye karşı durur,
Demokrasiden ve çağdaş değerlerden yanadır. Her yerde ve her zaman savunucusu olur,
Tüm evreni bir bilip, Tanrıyı özünde bilir.
Hünkar Haci Bektas Veli'nin tespit ettigi kabul edilen 4 kapı, 40 makam;
1.Şeriat kapısı, (toplum yasalarının öğrenimi) toplum yasalarına uymak, kendisini kötülüklerden arıtmak, eğitilerek insanlığa ve yaşadığı topluma faydalı bir insan olmasını sağlamaktır. Dört ana maddeden havadır ve bu kapıda kişi El oğludur.
2.Tarikat Kapısı, (yol kurallarının öğrenimi) insanın kendi isteği ile ikrar verip yola girmesi, yolda hizmetli olması, benlikten bizliğe geçmesi, elinden gelebilen iyilikleri hiç kimseden esirgememesidir. Dört ana maddeden Ateştir ve bu kapıda yol oğludur.
3.Marifet Kapısı, (öğrenimin bitimi, beceri elde etme ) bilimde en yüksek düzeye ulaşmak, yolun sırlara erişmek. Kendisine bir müsahip seçmekdir. Dört ana maddeden sudur ve bu kapıda il oğludur.
4.Sırrı Hakikat Kapısı, (gerçeğin öğrenilmesi,Tanrı ile bir olma) Tanrıyı özünde bulmak, Hakk'ı görmek, ölmeden ölüp En el Hakk deyip gerçeğin içinde erimekdir. Dört ana maddeden Toprakdır ve bu kapıda tüm alemin oğludur.
Dört Kapı ve bu kapılarında onar makamı basamak basamak öğrenerek, insanı ailesine, toplumuna ve tüm dünya insanlığa yararlı Kamil İnsan durumuna yükseltmektedir..
Yunus Emre, Dört kapı kırk makamı şöyle anlatıyor,
"Kırkbin kırk dört tabakat meşayih evliyalar Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir"
"Şerat, tarikat yoldur varana, Hakikat, marifet andan içeru"
"Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde"
Dört Kapı nedir?

Seriat: Yaşamın kuralları
Tarikat: Yolun kuralları
Marifet: Sırrı bilmenin kuralları
Hakikat: Sırrı çözüp Hakka erişmektir.
Bunu şu şekilde de düşünebiliriz,
Seriat Bir anadan doğmaktır
Tarikat ikrar verip bir yola girmektir,
Marifet Hakkı kendi özünde bulmaktır
Hakikat Tanrıyı kendi özünde bulup En-El Hakk deyip Tanrı ile bir olmaktır.
Bir başka deyişle şöyle de düşünebiliriz.
Seriat da insan her hangi bir kişinin oğludur. El oğlu.
Tarikat da insan yola girmiştir. Yol oğludur.
Marifet de Hakkı kendi özünde bilmiştir. İl oğludur.
Hakikat de özü Hakkla bir olmuştur. Tüm Alemin oğludur.
Dört Kapıyı günümüz eğitim sistemine göre düşünürsek,
Seriat liseyi bitirmek,
Tarikat üniversiteyi bitirmek,
Marifet bir meslek sahibi olmak ve en yüksek aşamasına ulaşmak
Hakikat, bilim yolunda tüm insanlığa hizmet edebilmektir.
Her kapının on makamı vardır.
Şeriat kapısının makamları:

Anadan doğmak,
Sevgiyi öğrenmek ,
Yaşamın kurallarını ögrenmek,
Kötülükleri bilmek ve yapmamak,
Yaşadığı toplumu tanımak
Ailesine ve topluma faydalı olmak,
Toplum kurallarına uymak,
Çevreyi anlamak çevreye zarar vermemek
Temiz ahlaklı olmak
Hoşgörülü olmaktır.
Tarikat kapısının makamları:
Kendine bir mürşit bulmak,
Mürşidin öğütlerine uymak,
Bilim öğrenmek,
Hizmet etmeyi bilmek,
Haksızlığın karşısında olmak
Temiz giyinmek İyilik yapmak
Araştırma yapmak
Analiz etmek,
Paylaşmayı bilmek
Özünü temiz tutmak
Marifet kapısının makamları
Edepli olmak,
Benliği terkedip birliğe yönelmek
Azla yetinmeyi bilmek,
Sabır ve kanaat ehli olmak,
Öğretici ve eğitici olmak,
Eli açık olmak,
Bilim insanı olmak,
Hoşgörü,
Özünü bilmek ve kendini bilmek
Bilge olmak.
Hakikat kapısının makamları
Gönül insanı olmak,
Gördüğünü örtmek, kimsenin ayıbını görmemek,
Yapabileceği hiçbir iyiligi esirgememek,
Evrenin her varlığını sevmek,
Tüm insanları bir görmek,
Birliği öğretmek ve yönetmek,
Gerçegi her yerde ve her zaman söylemek,
Öze ermek,
Hakkın sırrını bulmak ve
Hakkın varlığında bir olmak....

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.02.2018, 05:24   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ALEVILIKTE TEMEL FELSEFE NEDIR?

İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur.

Bu ne demek?
Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır.
Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır.

Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde. Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur.
Nereden biliyoruz?
Cunku Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur.
Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez.
Cemde sorgu sual vardır.
Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur.

Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”

Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır. Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz?

Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok.
Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir.
Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir.
Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.

Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez.

Alevilik binlerce kültür ırmağının oluşturduğu ummandır. Hiç bir şey gökten zembille aniden inmedi. Toplumsal ekonomik-sosyal, kültürel değişim ve gelişmeler yaşayarak bugünkü yaşadığımız konumdayız. Yaşadığımız evrende toplumların, insanların birbirlerini etkiledikleri, etkilendiklerini kendilerini değiştirip, dönüştürdüklerini, daha doğru ve daha gerçekçi , daha derin bilgi donanımlarına sahip olmak için çaba sarf ettikleri doğru değil midir? Alevilik dogmatik değil yenilikçi, ilerici, değişim ve dönüşümcüdür. Alevilik insanlığın doğuşundan beri var olan tüm kültürlerden iyi, güzel, doğru, hak ne varsa kendisine katmasını bilmiştir. Farklı kültürler ırmak ise kendisinin umman oluşu bu özelliğinden kaynaklanmıştır.

Alevilik farklılıkları zenginlik olarak görür 72 millete aynı nazarda bakmasının dil ırk din ayırımı yapmamasının temelini oluşturur.
Bu aynı zamanda bir arada birlikte insanca yaşamanın da zeminidir. Hangi kültür vardır ki eskinin bağrında kendisini geliştirip, yeni kendisini yaratmamıştır. Hepimiz biliyoruz kitaplı 4 din birbirinin devamı ve birbirinden esinlenmiştir. Kim diyebilir Yahudiler Hıristiyan’dı geçmişte, yada Hıristiyanlar Müslüman’dı..

Aleviliğin kökleri ortaklaşa toplum biçimine kadar iner. Ana kültü, bilinen anaerkil toplumsal yapıdan gelmektedir. Çok eski ve köklü bir inanışı temsil eden kendilerini yenileyerek sınıflı toplum biçimine karşı sınıfsız, ortaklaşa toplum kurmaya ve yaşatmaya çalışanların kültürüdür. Alevilik=Aleviliktir. Kendisine özgü ve kendisi için bir yoldur, farklıdır. Bu farklılığı kabul etmek gerekir. Hiçbir elbiseye sığmayacak kadar üryandır. Demdir, deryadır.

Alevilik; Bilimin rehberliğinden insandan yana duruştur. Bir yaşam biçimidir. Alevilik hiç bir inancın yada ideolojinin ne bir uzantısıdır, nede zenginliğidir. Kendine özgü, kendisi için bir yoldur. İnsanlık tarihinden beri var olmuştur ve var olacaktır. Bu süreçte gelişen tüm olayları, olguları kendi felsefesine göre yorumlamıştır. Hiç bir inancı ve gelişmeyi reddetmemiştir. Yaşanan, tüm bilinen tarihsel gelişmelerde de hak ve haktan yana taraf olmuştur. Nerde duracağını bilmiştir. Aleviliğin insandan ve haktan yana duruşu, olmazsa olmaz koşullarında biridir. İslam coğrafyasında da yaşanan olaylarda inançsal bazda olmasa da, siyasal bazda taraf olmuştur. Alevilik; Ne Musa’yı, ne İsa’yı, ne de Hz Muhammedi dışlamıştır. (Hz. Ali, Hz.Fatma ve Hz. Hüseyni) gönüllerine mihman eylemiştir. Ama hiç bir zaman, gidip, onların içine de girmemiştir.

Bu yüzden de başımıza gelmedik kalmamıştır. Dünyayı açıklaması bilimden yanadır. Alevilik Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır derken; kendisini bilimin rehberi değil, bilimin kendisine rehber edindiğini açık ve net şekilde ortaya koymuştur. Bizler insanlığın var oluş tarihinden itibaren: Bilimin rehberliğinde insan ve insanlıktan yana duruşu olan, tavrı olan herkese sahip çıkıp gönlümüze mihman eyleyeceğiz. Bu demek değildir ki, onunla aynı inanç sistemi yada ideolojide olacağız. Bu konuda alevi felsefesi yeterince derindir ve kendine özgüdür.

Başka oluşumlarda aramaya gerek yok, ne ararsan kendinde aranın geniş ve derin anlamlarından biride budur. Yaklaşık son 15 yıldır sürdürülen öze dönüş çabaları da kendimiz olmak içindir. Kendimizi orda, burada ifade etmek için değil, onu hep yaptık zaten. Bu anlamda kendi (alevi) felsefesinin derinliğini göremeyenler yada Aleviliğin ürettiği felsefeyi yanlış ve yanlı okuma açıları, alevi felsefe tarihini de sorunlu bir hale getirmiştir.

Bugün bizlerin en çok yapması gereken kendimize verili öğretilmiş değerleri bir tarafa bırakıp kendi felsefemizi anlamaya çalışmak ve kendimiz olabilmektir. Alevilik hiç bir inancın ideolojinin zenginliği değildir. Alevilik sonsuz ve sınırsız bilgi birikimiyle, yaşamı sorgulamak yargılamak yorumlamak, yoğurmaktır. Bilimin rehberliğinde, Hakkın, insanlığın yanında taraf olmak, durmaktır. Nerede duracağını bilmektir.
Alevilik sözün bittiği yerde başlar. Sadece yaşanır yol yürünmek içindir, sadece yürünür.

Alevilik; Sevgi dini, Erdem okulu, Evrensel değerler bütünüdür. Sevgi mayamızdır. İçine sevgi katılmamışsa, maya bozuktur. Bencildir. Dildeki nefret, kin düşmanlık, özdeki bencilliğin dışa vurumu.. dildeki muhabbet, aşk, dostluk, özdeki özge canlılığın dışa vurumudur. Sevgi insanlığın özlemi, rızalığın, razılığın, rıza kentinin anahtarı... Yar aşkı, hak aşkı, yol aşkı bu üçleme çok önemlidir.

Alevilikte evlilikler bu yüzden ikrar üzerinedir. Kadın ve erkek aşkın iki halidir. Bedeni aşıp ruha varırlarsa, bir olurlar. (Yine ikilik yok cins ayırımı yok, birlik var) Yar aşkını üretmek ve yaratmak gerekir. Hak aşkı, yar aşkının ürünü çocuktur. “Şer Havva’dır, Hayır ise Adem’dir. Adem Hayır’dır ama Havva’nın koynundadır. Bu yüzden Hayır lekelidir. Şer’in koynundaki Hayır’dan hayır gelir mi? Evrenin hakimi Hakk’tır. Hakk İkrar ve İman’dır. Hakk Erenleri ikrar ve imanı bilirler, Hayır ve Şer ile işleri yoktur. İkrar ve İman birdir, bir gömlektedir. Hakk hakikattir, hakikat doğruluktur ve halkımızın kalbinde bir noktadır.
Nokta Hakk’tır. Hakk Erenlerinin yolunda, evlilikte kadın ve erkek birbirine ikrar verir. Yol’a alınırken de ikrar vardır.” Yazdıkça , yaşadığımız evrende Aleviliğin ne denli zor bir yol olduğunu daha net ve açık bir şekilde görüyoruz değil mi? İkrar vermek şerri kendine uğratmayacağına dair yemin etmek, söz vermek ve sözünden dönmemektir. Ancak insan sevdiği zaman şerden uzak durur.

Ancak sevgi bencilliğin düşmanı, özge canlılığın dostudur. Evreni doğayı insanı sevmek. Tüm ilişki ağını sevgi üzerine kurmak... Bugün sosyolojik, psikolojik tüm sosyal bilimler ispatlamıştır ki sevgi ile büyüyen çocukların toplumsal düzendeki pozitifliğini, bu konuda daha çok ne yazılabilir ki? Sadece derin ve geniş düşündüğümüzde erdem okulu, daha yaşamın ilk ve her saniyesinde başlıyor. Ceninin mayası sevgidir. Kamil insan olma, Bireyin kendini geliştirmesi, yenilemesi, bilgi ile donanması, Hamdım-piştim-yandım kamil insana giden yolun süreçleri…Kamil insanlar topluğundan oluşan rıza kenti düşü, her daim canlıdır. Merkezine insanı alan ve etrafındaki her şeyi insana göre şekillendiren insanın ve doğanın yüreğine sığınma kültürüdür. Aşk ideallere doğaya ve insanlığa tutkuyla bağlanmaktır, tutkuyla sevmektir. Evrendeki tüm güzellikleri hissedip yaşamaktır. Yaşatmaktır. Sevgi bizim dinimiz başka dine inanmayız. Erdem evrensel değerleri sahiplenmek, savunmak ve yaşama geçirmektir. Yolumuz sevgi, aşk yolu, hak yolu. Sevgi rıza kentinin anahtarıdır.

Alevilik; Hukuk, sosyal yaşam, Adil, Eşitlikçi, Paylaşımcı, Kardeşçe, Özgür ve Barışçıldır. Kırklar cemi söylencesini doğru kavramak gerekir. İnsanlar arasındaki adının önüne getirilen her türlü unvan ve sıfat yoktur. Hak olarak büyüğümüz, küçüğümüz yoktur hepimiz biriz, hepimiz eşitiz. Nerede birimizin canı yansa hepimizin canı yanar Ustalık, üstünlük bilgidedir; bilginin, bilince ve yaşama dönüşmesindedir.

Alevi hukuk sistemi, toplumsal yaşam içinde çıkan irili, ufaklı sorunları kendi inanç temellerine göre çözmüştür. Alevi toplumu kendi yarattığı bu hukuk sistemi ile hem kendisini güçlendirmiş, hem de muazzam bir ahlak sistemi edep (eline diline beline) paylaşımcı ve eşitlikçi bir toplumsal yaşam yaratmıştır. Adildir: Ceza suç ile orantılı olup, kişiyi kötülüklerden arındırarak tekrar toplumsal yaşam içerisine dönmesini sağlamaktır. Yargılama, eleştiri, özeleştiri, arınma ve temizlenme amaçlıdır. En büyük ceza toplumsal teşhir ve tecrit olan düşkünlüktür. Paylaşımcıdır. Kardeşlik : Musahiplik kurumunun var olması bile kardeşliğe ne denli önem verdiğinin göstergesidir. Karındaşlıktan çok daha önemli ve etkilidir.

Ömrü boyunca kendinden ve musahibinin her davranışından sorumlu olmak musahibinle birlikte dara çekilmek. Kişilerin birbirini ve kendini denetlemesi oto kontrol ve sorumluluk. Biliriz sorumlulukla özgürlük çatışmaz çakışır. Ne kadar sorumluluğuna sahip çıkar yerine getirirsen o kadar özgürsündür. Özgürlüğün sınırlarını sorumluluklar belirler… Barışçıldır. Bugüne kadar kendisinden farklı hiçbir toplumsal yapılanmaya karşı ne bir savaş açmıştır, nede müdahale etmiştir taki kendi sınırlarını ve insanlık hakları ihlal edilmediği sürece. Biz Hiçbir zaman başkalarının kapısına dayanıp, bizden olacaksınız demedik.

Ne kadar çok şey yazabiliriz Alevi felsefesinin derinliklerine indiğimizde. Edindiğimiz tüm bilgi, yaptığımız tüm araştırmalarda kendi yol öğretimize yüzümüzü çevirdiğimizde bize ışık olduğunu görüyoruz. Elbetteki değişen şartlarda asimilasyon ve dejenerasyonu da katarsak yaşanılanlar ve suların bulanması doğaldır. Sular durulacak ve daha güçlü olarak bu bulanıklıktan çıkacağız. Bu yüzden Aleviliği Luvilikle, Sümerlerle, Mezopotamya, Haranla yada bilimin sustuğu yerlerde konuşturmaya çalışarak, ne başlatabiliriz ne de her benzer kültürlere eş tutabiliriz. Umman ırmaklara indirgenemez. Alevilik=Aleviliktir ve farklıdır. Tıpkı doğuş inancımızda olduğu gibi, varoluşla, doğuşla başlar. (ki ilk doğuş ne zamandır şimdilik bilimsel olarak net değildir). Yapacağımız tek şey, yol öğretimizin felsefi derinliğine inmek ve yüzümüzü yola çevirmektir. Farklılığımız zenginliğimizdir diyen Alevi yol öğretisi kendi içindeki farklılıkları ayrıştırmalara yol açmayacak şekilde değerlendirmesini bilme yollarını bulmak zorundadır. Aydınlarımızın, ustalarımızın sorumluluğudur. Bu sorumluluğu taşımayanlar, bu yükün altında ezilir ve vebalinde kalırlar. Bir gömlekte ikiliğe yer yoktur. Gelme gelme, dönme dönme, bu yol ateşten gömlektir giyebilirsen, demirden leblebi yiyebilirsen, Bu bir rıza lokmasadır paylaşabilirsen, ikrar verip öyle gel.

HAYATCAN.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.02.2018, 05:25   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ALEVILIK ISLAM'A KARSIT BIR INANC VE KULTURDUR

“Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü de Osman’a veriyor. Demek ki Ali ile Osman bacanak oluyor. Muhammet, Ali ile Osman’ın kayınbabası oluyor. Ömer Kızı Hafsa’yı Muhammet’e veriyor. Yani Ömer, Muhammet’in kayınbabası oluyor. Muhammet torunu, Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ü Ömer’e veriyor. Yani Ali Ömer’in kayınbabası, Fatma da kaynanasıdır. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammet’in torunu Hüseyin alıyor. Ne kadar karışık ilişkiler yumağı değil mi? Kimin kimse nasıl akraba olduğu belli değil…”

“Aleviler” sözcüğünü tırnak içinde yazmamın nedenini önceki yazılarımı okuyanlar bilecektir. Öncelikle bu sözcüğün anlamı “Ali’nin soyundan” gelenler demektir. Bu sözcük; daha sonra da İslam toplumunun tarihsel süreçte yaşadığı kamplaşmada, Ali’nin ve Ehl-i Beyt’in tarafını tutan ve aynı zamanda onların yolunu; yani İslam’ı sürdürenlere ad olarak verilmiş ve yer yer Şia ile birlikte ve eş anlamda kullanılmıştır. Günümüzde de Necef, Kerbela ve Kum kaynaklı Şia İslam ekolüne mensup olanlara bu ad pekâlâ verilebilir. Çünkü, Ali'nin zaten Muhammet'ten ve diğer halifelerden farklı olmayan Müslümanlık anlayışı ve uygulaması bugün Şiiler tarafından yaşatılıyor. Bir de bazı güney illerimizde ve Suriye’de yaşayan; Muhammed bin Nusayr’in sistemleştirdiği Ali yanlısı bir İslami ekolü benimseyip uygulayan Nusayri Alawi”ler var ki bunları da aynı kategoriye dahil etmek yanlış olmaz. Bu kategoriye eklenecek başka gruplar da vardır.
Oysa ülkemizde, “Aleviler” adıyla anılan, ancak yukarıda yaptığımız tanımın tamamen dışında kalan, sayıları 20-25 milyon dolayında tahmin edilen toplum ise en fazla 200 yıldır bu adla anılmaktadır. Gerçekte bu toplumun, günümüzde de canlı biçimde yaşattıkları inanç unsurları ve ritüelleri, her ne kadar Şiî-İslami motifler taşısa da tamamen kendi kadim yollarına aittir ve İslam’la ya da aşırı sevdikleri Ehli Beyt’in din anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Günümüzde daha çok “Alevî-Bektaşî” diye adlandırılan bu toplum, “daha dün” denilebilecek bir tarihte; 16. yüzyılda, Osmanlı’nın ağır siyasi ve mali baskılarına karşı bir kurtarıcı olarak görüp ölümüne yandaş oldukları Safeviler’in propagandası sonucu, sanal biçimde, gerçekte dahil olmadığı İslam tarihi içinde kendisini konumlandırmış. İslam dünyasındaki iki ana güç odağından biri ve muhalefette olan Ehli Beyt’in yanında yer almış. Safevi yanlısı oluşla birlikte, onları ifade eden “Kızılbaş” sıfatı bu topluma da verilmiş, daha sonra Osmanlı’nın propagandasıyla bu sözcüğe pejöratif anlamlar yüklenmiş. İttihat ve Terakki, bu toplum üzerinde çalışmalar yaptırmış, raporlar yazdırmış. Araştırmacılar, incelemeleri sonucunda bu topluluğa “Köy Bektaşileri” ve “Aleviler” gibi sıfatları uygun görmüş. Çeşitli bölgesel adlar yanında, kendilerine (özellikle Orta Anadolu’da) daha çok “Erenler” diyen bu toplum, Ali’nin hakiki yolunu sürdüren topluluklar için zaten kullanılan “Alevilik” adını son dönemde benimsemekte tereddüt etmemiş.
“Alevilik” aidiyatının benimsenmesinde; bu toplumun Safeviler’le; özellikle de uğruna öldükleri, isyanlar çıkardıkları, kendisine devlet kurdukları ve en çok etkilendikleri Safevî Şahı İsmail’le özdeşleştirdikleri Ehli Beyt'e yönelik aşırı sevgi ve bağlılıklarının oluşması etkili olmuş. Ancak bu aidiyat, "tarafında olma" anlamında siyasi bir bazda gelişmiş. O yüzden bu adın alınması, inançsal açıdan Ehli Beyt’in yolunu sürdürme anlamına gelmiyor. Zaten bu toplum, Şiî Safevileri desteklerken, onun karşısındaki Sünni Osmanlı’yı da Emeviler’le özdeşleştirmiş, böylece bu halkın gözünde Sünni=Yezit olmuş, bir anlam kayması yaşanmış. "Şah = Ali; Osmanlı = Yezit" şeklinde bir algılama oluşmuş.
Hamâsi ve efsanevî bir Şah-ı Merdan Ali kültü oluşturulmuş, o dönemin yaşayan Alisi olarak da Şah İsmail (Hatayi) lanse edilmiş. Hatayi, kendisinin Ali’nin enkarnesi olduğunu iddia ediyordu. Ali’yi Safeviler’den öğrenen bu toplum, O’nu cem yapan, semah dönen, Muhammed’le müsahip olup kuşak bağlayan, engür (üzüm) suyu içen biri olarak oluşturdu muhayyilesinde. İran’daki Aliillahi Ehli Haklar gibi Alevi-Bektaşilik’te de (pek açık söylenmese de) Ali’nin Tanrı’nın bedenlenmiş hali olduğuna inanılır. (tecessüd) Tanrı, Ali’nin bedeninde dünyaya gelmiştir.(Hulul) Bu tür inançların, Allah’tan başkasına Tanrı denmesini şiddetle yasaklayan İslam’la bağdaşması mümkün değildir. İslam, böyle düşünenlerin "şirk" koştuğu gerekçesiyle, öldürülmesini emreder(1)
Ne ki Safevîler, başarılı bir “toplum mühendisliği” çalışmasıyla bu toplumun kendi kadim yolunu bozup, bu insanlara Şiî İslamî bir kimliği siyasal bazda da olsa benimsetirken, İslam’ın teolojisini olduğu gibi tarihini de doğru öğretmemişler. İşlerine geleni anlatıp, gelmeyeni saklamışlar.
Bu “yol”un “teoloji çerçevesi”, tarihsel kökeni, kaynakları ile İslam’dan ayrı olduğunu ve bağdaşmadığını, bu toplumun 16. yüzyılda yaşadığı ve belleğini dumura uğratan, mantığını şaşırtan “Safevî travması”nı önceki yazılarımda anlatmıştım. (2)
O yüzden, “Aleviler”ce bilinip bilinmediğini soracağım konu, daha çok İslam’ın peygamberi ve önde gelenlerinin yaşam tarzları, akrabalık ilişkileri. Özellikle de adeta Tanrı kabul edilerek yüceltilen Ali ile O’nun düşmanı sayılan, hakkını gasp ettiği gerekçesiyle kin beslenen önceki üç halife arasındaki…
Sorumuzun muhatabı da tabiî ki kadim yollarının özünü unutup, kendilerini İslam’ın bir kolu, dalı, mezhebi, hatta “özü” sayan, mesnetsiz biçimde, Ali’nin Ebu Bekir, Ömer ve Osman’dan, dolayısıyla bugünkünden farklı bir İslam anlayışı olduğunu sanan Alevî-Bektaşî toplumudur. Konuyu anlamak için bu kişilerin sadece akrabalık ilişkilerine bakmak bile yeterlidir.
Bu konuda, Sünnî ya da Şiî birçok İslam kaynağında yer alan bilgileri, değerli Araştırmacı Yazar Ünsal Öztürk’ün, önemli bir çalışma olan “Alevilerin Büyük Sırrı” adlı kitabından aktarıyorum:
“Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü de Osman’a veriyor. Demek ki Ali ile Osman bacanak oluyor. Muhammet, Ali ile Ozman’ın kayınbabası oluyor. Ömer Kızı Hafsa’yı Muhammet’e veriyor. Yani Ömer, Muhammet’in kayınbabası oluyor. Muhammet torunu, Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’ü Ömer’e veriyor. Yani Ali Ömer’in kayınbabası, Fatma da kaynanasıdır. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammet’in torunu Hüseyin alıyor. Ne kadar karışık ilişkiler yumağı değil mi? Kimin kimse nasıl akraba olduğu belli değil…
Kendilerine ‘Alevi Müslüman’ diyenler ne Osman’a, Ömer’e, Ebu Bekir’e ne kadar kızarlarsa kızsınlar, bu insanların kendi aralarındaki ilişkiler problemsizdir. Örneğin Peygamber Muhammet, Osman’a iki kızını vermiştir. İlk kızı Rukayye aslında Ebu Leheb’in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlıdır. İslamiyet geldiğinde Ebu Leheb iman etmedi ve oğluna Mahmmet’in kızını boşamasını söyledi. Uteybe rukayye’yi boşadı. Rukayye daha sonra Osman’a verildi. Bedir savaşından sonra Rukayye ölünde, Muhammed diğer kızı Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahladı. Bu yüzden Osman’a ‘iki nur sahibi’ anlamına gelen ‘Zinnureyn’ denilmektedir. Bu bilgi İslam kaynaklarının tamamında vardır…..Muhammet de O’nu (Zeyd) kölelikten azat etmiş, oğul olarak kabul etmiş, kendi halasının kızı Zeynep’le evlendirmiş. Daha sonra da Zeynep’le kendisi evlenmişti…”(2)
O halde;
. Muhammet, Ali’nin de Osman’ın da kayınbabası.
.Ali ile Osman bacanak.
.Muhammed Ömer’in eniştesi, Ömer Muhammet’in kayınbabası (kızı Hafsa’dan dolayı)
.Ömer, Ali’nin damadı, Ali Ömer’in kayınbabası. (Kızı Ümmü Gülsüm’den dolayı)
.Ali, kendi kayınbabası Muhammed’in kayınbabası olan Ömer’in kayınbabası…
Evet, gerçekten de “Ne kadar karışık ilişkiler yumağı” değil mi? İçinden çıkılacak gibi değil.
Daha, Muhammet’in biri Ebu Bekir’in 9 yaşındaki kızı Aişe olmak üzere toplam 10, Ali’nin de yaklaşık o kadar (Fatıma’nın ölümünden sonra) eş aldığını, özellikle İkinci İmam Hasan’ın, sürekli eşlerini boşayarak, aynı anda dörtten fazlasıyla nikahlı olmamak koşuluyla toplam 250 eş aldığı, bu yüzden kendisine “Boşayan” sıfatı verildiğini de söylemedik.
“Eeee… ne olmuş yani, bundan ne çıkar?” diyenler çıkabilir.
Bunlardan iki önemli sonuç çıkıyor.
Birincisi şu: Hadi, Kuran’ın değiştirildiği, İslam’ın daha sonra Ehli Beyt’den iktidarı gasp eden Emevilerce bozulduğu, “gerçek” İslamı “Aleviler”in yaşattığı gibi akla mantığa sığmayan iddiaları bir kenara bırakalım. Yukarıdaki karmaşık akrabalık ilişkilerinin oluşturduğu tablo, bugüne kadar tek eşliliği, namus ve vicdanı elden bırakmamış, eline-diline-beline sahip olmayı ilke edinmiş, kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirmiş bu toplumun, kadını bir “mal” olarak gören bu kişilerle inançsal, tarihsel, sosyal ya da kültürel hiçbir bağı olamayacağını gösteriyor. Erenler toplumu, bu tablodaki kişilere mensup, onların yolunu sürdürüyor olamaz.
Buradan çıkan ikinci sonuç da şu: “Aleviler”in yolundan gittiklerini sandıkları Ali’nin son derece sıkı ve girift akrabalık ilişkileri bulunan diğer üç halifeyle, inanç yapısı, dini anlama ve uygulama konularında hiçbir ihtilafı yoktur, olamaz. Ali’nin, kendinden önceki halifelere Kuran, sünnet, fıkıh konularında danışmanlık yaptığı, ayrıca bugün bile “Aleviler”i derinden yaralayan Kerbela’da ölen onbir oğlu içinde Ömer, Osman, Bekir adlarını taşıyanların olduğunu da hatırlatmak gerekir. Ali’nin din anlayışı, bugün Necef, Kum, Kerbela merkezli olarak sürüyor. Diğer İslam coğrafyasında yaşanan din de küçük ayrıntılar dışında bundan farklı değil.
Evet sormak lazım: Aleviler bunları biliyor mu? Ali ile ilgilerinin olmadığını biliyorlar mı?
Ali’yi Tanrı yerine koyan insanlar, zahmet edip Nehc’ül Belaga adlı kitapta yer alan O’nun tamamen İslam şeriatını öğütleyen hutbelerini bir kez olsun okumaz mı?
Peki, Erenler’in kadim yolunun kaynağını Arap çöllerinde arayan, denizi ırmağa akıtmaya çalışan, Müslümanlığı kimselere bırakmayan, Diyanet’te temsil, bütçeden pay isteyen “Alevi-İslam” teorisyenleri bunları bilmiyor mu?
Naki BAKIR

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.02.2018, 05:28   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevi Yasam Felsefesi sadece Cagin Yobaz Dini Olan Islam tarafindan Asimile edilmeye calisilmadi, farkli dinler ve farkli kulturler tarafindan asimile edilmeye calisildigini tarihi inceledigimizde gormus olacagiz.
Alevi toplulugu Iran, Azerbeycan, Anadolu bolgelerinde yasamalarindan dolayi ozellikle Islamin ortaya cikisi ile Gerek toplu katliamlar, gerek asimile politikalari gerek sindirmek ve yildirmak politikalari ile gunumuze kadar gelmistir.

Alevi Yasam Felsefesinde Turk, Kurt, Laz, Cerkez, Yoruk, Tatar, Turkmen vs vs benzeri ulusal ve benzeri her hangi bir Irkin kimlige sahip degildir, ve olmamistir.

Alevi Yasam Felsefesi Insanligin dogusundan beri var olan, topluluklardan biridir.

Cok tanrili dinlerde; Gok Tanrisi, Deniz Tanrisi, Gunes Tanrisi vs vs benzeri bir yigin farkli dinler ve inanclar var oldugu rivayet edilir.
Alevi Yasam Felsefenin gelis noktasi "ALEV - ATES - ISIK" inancindan gelir.
Turkiye sinirlari icinde olan, Turkce konusulan bolgelerde Alev`ci Alev-i olarak isimlendirilir, ozunu arastirdigimiz zaman temel felsefesi ISIKcilar olarak bilinen toplulugun kendisidir.

Alevi Yasam Felsefesi Din, Irk, Mezsep ve Renk Ayrimi Yapmadan 73 Millete Bir Nazarda Bakan, Yani butun insanligi bir goren,
Vahdet-i Vücûd (Varligin Biriligi); yaratanla yaratilanin tek kaynaktan geldigini Yani topraktan geldik topraga gidecegiz felsefesi ile insanlarin bir birinden farkli olmadigini, birinin digerinden ustun olmadigini savunan bir felsefeye sahip oldugundan dolayi. yasaminda hic bir Irki, Milleti, Dini ve Mezsebi savunmamistir.

Yani Insanliktan baska bir sey savunulmamistir, tarihte hep kendisini yenilemeyi bilmis, dogruya - dogru, yanlisa - yanlis, Haksiza - Haksiz, Hakliya - Hakli demesini bilmis yasami boyunca insanliga yakisir bir durusa sahip olmaya calismistir.

Yegane Amaci, Eline, Beline ve Diline sahip olmak, Insan-i Kamil olma Mertebesine erismek, Hakka ulasmaktir, Yani Insanliga ayit olan butun guzel degerlere ulasmaktir.
Nefsini koreltmek, nefsine hakim olmak, benligi, kibirligi ve insanliga ters dusen butun olumsuzluklari uzerinden atmasi ile, hakka ulasir, (Insanlik Mertebesine Ulasir)

Alevi Yasam Felsefesi 1400 yildan beri Yobaz Islam dini tarafindan kabulenemiyecek anlatilamiyacak nice katliam, cinayet ve yiginla haksizliklara ugramis, butun katliam ve baskilara ragmen, kismen bazi degerlerini yitirmis gozuksede, temel felsefesini korumayi bilmistir.

Alevi Yasam Felsefesinde Islamin 5 Sartindan birini gostermenin mumkunu yoktur, Ayni zamanda her hangi bir millet ve Irkin temsilciligi yoktur, Cunku butun insanligin bir oldugunu savunan bir durusa sahiptir.

Hz. Ali yani islamin kilici ve celladi olan Hz. Ali Alevilerin andigi ve kendilerine onder ve lider olarak gordugu Hz. Ali degildir,
Hizir Elidir, Hizir Olidir.
Dimiliki (Zazaca) dilinde, Ali diye anilan bir isim yoktur. ELI - OLI vardir. Dolayisiyla Islamin 1400 yillik cabasi ve baskisindan dolayi, Hizir Oli, Hizir Eli soylemini Hz. Ali olarak lanse edilmeye calisilmistir.

Hz. Ali Islamin Iktidar ve Ganimet paylasiminda bir birlerine girmeleri ve bir birlerini yeme cagi baslamasi ile, ilk once Sunni ve Sii olarak ikiye ayrilir, Daha sonra iki ayri gurubun bir birleri ile savasa girmelerini kabul etmiyen orta yolcu ve iki tarafada tepki gosteren, Ozellikle Hz. Ali`nin ordusu icinden cikan Hariciler gurubu, daha sonra guclu orduya sahip olan Muaviye ve daha sonra Yezid`in yaninda yer alirlar....

Hz. Ali kardes oldugu, Muhammed`in Ali benim kardesimdir, dedigi kisiye kizini vermesi!!!!!
Alevilikte basli basina DUSKUNLUKTUR. mali malimizdan, cani canimizdan, varligi varligimizdan uzak olsun der ve bir daha toplum icine alinmaz, insanlik dusmani ilan edilir.
Kan kardes, diger Turkce dilinde Sadic olarak gecen Alevilikte Misayipliktir, Ikrar vermektir, 7 nesil yakinlari bir birine kiz alip vermez, Kardes gibi gorulup ikrarsizlik yapilmaz.....

Dolayisiyla Islamin kilici olan, kelle avcisi, oldugu gune kadar namazinda ve niyazinda olan, Hz. Ali Alevilerin andigi ve sevdigi HIZIR OLI/ELI,
Arap Ali degildir....

HIZIR ELI VE HIZIR OLI`DIR

Saygi ve Insani Sevgilerimle

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:24.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica