Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Merak Ediyorum

Merak Ediyorum Alevilikle ilgili merak ettikleriniz, kafanıza takılan sorular

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 19.05.2019, 16:42   #121
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Gizlenen Gercekler.
1. SAVUNMASIZ ALEVI KIZILBAS SOYKIRIM EMRINI VEREN, ATATURK`TUR.

2. DERSIMDE TAS TAS USTUNE KALMAMALI, HIC BIR CANLI KALMASIN EMRINI VEREN, FASIST ATATURK`TUR.

3. HACCE BEKTASI VELI DERGAHINI KAPATAN, ATATURK`TUR.

4. TURKIYE TURKLERINDIR, NUTKUNU ATAN VE HALKLARIN BAS DUSMANLIGI YAPAN, ATATURK`TUR.

5. 1 MAYIS DUNYA EMEKCILER BAYRAMINI YASAKLIYAN, BAHAR BAYRAMINI YAPAN, ATATURK`TUR.

6. BUTUN INANC VE DUSUNCE OZGURLUGUNU YASAKLIYAN, DIYANET BASKANLIGINI MECLISIN VAZ GECILMEZI YAPAN. ATATURK`TUR.

7. MUSSOLININ FASIST YASALARINI T.C KANUNLARINA YERLESTIREN, ADOLF HITLER VE MUSSOLININ DE IRKCI VE MILLIYETCI KIMLIGINI ALAN YINE ATATURK`TUR....


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Sana, Senin Gibilerine, Senin Irkci, Milliyetci, Dinci, Gerici Kafatasci Fasist Mustafa`na, Cinsi Sapik ve Uckur Duskunu Mustafa`na binlerce kez lahnet olsun...
Siz, Iskencenin ustasisiniz,
Siz, Zalimligin,
Siz, Cinayetlerin,
Siz, Goz Altinda Kayiplarin,
Siz, Katliamlarin,
Siz, Soykirimlarin,
Siz, Irkciligin, Milliyetci, Gericiligin, Babrarligin, vahsiligin, Cinsi Sapikligin, Uckur Duskunlugun, Cocuk tecavuzulugun vs vs vs vs en iyi ustasisiniz...

SIZ YALANCILIGIN, SAHTEKARLIGIN, ONURSUZLUGUN, NAMUSUZLUGUN, SEREFSIZLIGIN, ASIMILASIYONUN, RIYAKARLIGIN, IKI YUZLULUGUN, NAMERTLIGIN VS VS VS USTASISINIZ VE BU KIMLIGIN SAHIBISINIZ......

Yukarida yiginla BELGE, DELIL, KAYNAK, CANLI SAHIT ILE VE TARIHI GERCEKLERLE BIR BIR ACIKLANMISKEN... HALEN BOYLESI BIR SAHTEKARLIGA BASVURULMASI!!!!!
ASIL AMAC,GOREVINI YERINE GETIRME VE MESLEGINI ICRA ETME CABASIDIR......


Konu Raya Haq tarafından (19.05.2019 Saat 17:10 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 17:22   #122
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Atatürk’ün Manevi Kızından Katliam İtiraflarıTürkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen, dönemin Tan gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a verdiği röportajda çarpıcı itiraflarda bulunuyor Kaynak: Atatürk’ün Manevi Kızından Katliam İtirafları

Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen, dönemin Tan gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a verdiği röportajda çarpıcı itiraflarda bulunuyor. ‘Kahraman Türk Kızı’, ‘Türk’ün Kanatlı Amazonu’ diye anılan Sabiha Gökçen’in açıklamasında kan donduran ifadeler de yer aldı. Gökçen, Dersim harekât günlerini şöyle anlatıyor: “Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...”

Dersim katliamının bombardımanını yapanlardan biri olan Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’in dehşet verici itirafları ortaya çıktı. Atatürk’ün manevi kızı olan Gökçen’in yıllar önce Tan gazetesine verdiği röportajdaki ifadeleri, CHP’nin Dersim olayındaki tavrını gözler önüne serdi.

Acı İtiraflar
Gökçen, dönemin ünlü gazetecisi Ahmet Emin Yalman’la yaptığı röportajda çarpıcı bilgiler yer alıyor. Dersim bombardımanı sırasında yaptığı uçuşların hayatındaki en önemli uçuşlardan bir olduğunu belirten Gökçen, bombardıman sırasındaki heyecanını asla unutamayacağını söylüyor. Gökçen verdiği röportajda, “Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur... İnsan evvela bombalarını atıyor, bundan makineli tüfeğe geçiyor. Dersim’deki ilk bombardımanın heyecanını unutamam” ifadelerini kullanıyor.

Canlı Hedefe Makineli Tüfek
‘Kahraman Türk Kızı’, ‘Türk’ün Kanatlı Amazonu’ diye anılan Sabiha Gökçen, Kırmızı Ordu Tayyaregâhı’nda görüştüğü gazeteci Yalman’a çarpıcı açıklamalarda bulunmuş. Gökçen, harekât günlerini şöyle anlatıyor: “Dersim’deki uçuşlarım çok heyecanlı geçti. Bir-iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedef görürse makineli tüfeğe müracaat ediyor.”

“Bomba Atmak Acıma Hissi Vermiyor”
Sabiha Gökçen, Dersimlileri bombalarken duyduğu hazzı şu cümlelerle ifade ediyor: “Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...”

“Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” Kitabından
Gökçen’in kendi anılarının yer aldığı “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” kitabında Dersim mezalimiyle ilgili önemli bilgiler daha önce medyada yer almıştı. Kitapta Gökçen’in kendi fotoğrafının altına yazdığı şu bilgiler oldukça dikkat çekici: “Harekâttan birkaç dakika önce. Dersim’e uçuyordum. Asker arkadaşlarımla, meslektaşlarımla birlikte isyancıları susturmak görevini almıştım. Atatürk’ün bana verdiği silah da üzerimdeydi. Ulusum için ilk kez büyük bir işe gidiyordum. Makbule Atadan hanımefendi, ‘Korkuyor musun?’ diye sordu. Güldüm: Bölgeye barışı sağlamak için gidiyorum. Korkan insanın barış için savaş vermesi mümkün mü?”

“Asla Ellerine Sağ Geçmeyecektim”
Gökçen’in kitabında yer alan bir başka acı itirafı ise şöyle: “Ne olur ne olmaz diye bir de makineli tüfek kontrolü yapıyor, silahı yağlıyor, mermileri sayıyor, herhangi bir taarruza uğradığımızda ne yapacağımızı birbirimize anlatıyorduk. Ben Atatürk’ten aldığım direktif üzerine, şayet uçağımız düşecek olursa derhal silaha sarılacak ve asla asilerin eline sağ olarak geçmeyecektim! Önce onlarla dövüşecek sonra da son kurşunu kendi beynime sıkacaktım.”_ Kaynak: Atatürk’ün Manevi Kızından Katliam İtirafları

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 18:22   #123
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İlk kadın pilot ve Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen 1. Tayyare Alayı ikinci Bölüğü'nde Dersim harekâtına katıldı. Harekât sırasında, Tunceli Valisi ve Komutanı General Abdullah Alp-doğan'ın evinde kalan Gökçen o günleri Nokta'ya anlattı.

Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi?

Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişler. Gittik. Havalanmadan önce ne yapacağımızı biliyorduk. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi.

Nokta: Kullanılan uçaklar nasıldı?

Gökçen: Bombardıman uçakları, iki kişilik açık uçaklardı. Tek de uçtuğum oldu, rasıtla beraber de. Uçaklarda pilotun arka tarafında iki kişilik yer vardır, orada oturan kişi keşif yapar, makineli tüfek kullanır veya bomba atar.

Nokta: Bombalar nasıldı, tahrip güçleri neydi?

Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. 50 kiloluk bombanın ne şeysi olur.

Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler de oldu mu?

Gökçen: Yoktu. Keşif yapılıyordu, ordunun da istihbaratı vardı. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Böyle bir şey olmamıştır.

Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu?

Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harekâta gerek duyulmuştur, ve kısa zamanda önlendi. Pek mühimsememek lazım aslında bunu. Evvela yerden birtakım hareketler yapıldı. Sonra havadan.

Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi?

Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı bastırmaktı. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlarımızdı. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde.

Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi?

Gökçen: 37 sonlarına doğru. Pertek'te bir köprü yapılmıştı, onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Yani bu mevzular görüşülmüyordu. Arazide geziler yapıyorduk bazen Atatürk ile. Ben gösteriyordum yerleri, şurası şudur burası budur diye.

Nokta: Harekât sonrasında insanların batıya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gökçen: Yaşadıkları yerler iptidai idi, konut denecek halleri yoktu. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yerlere yerleştirdiler. Atatürk'ün gayesi buydu. Daha insanca yaşamalarını istiyordu Atatürk. (N/BİA)

* Nokta Dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli yıl 5, sayı 25'te "Dersim 1937-1938/ Yarım Yüzyıl Sonra" başlıklı dosyası Ayşenur Arslan, Hıdır Göktaş, Nadire Mater, Mahmut Övür, Seral Özzeybek imzalarını taşıyor.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 18:28   #124
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim’i tartışmak, geçmişimizin karanlığı ve acılarını paylaşmaktan çok, güncel politik kutuplaşmalar ve çıkar hesaplarının yörüngesine girmiş gibi görünse de, tarihi yazılmamışların kaderinden bihaber Türkiye toplumunun aklına “Dersim” adını düşürmesi bağlamıyla önemli bir gelişme. İnsanlar en azından “ne olmuş bu Dersim’de yahu?” deme safhasına gelmiş durumdalar.

Bu yazının temel meselesi, Dersim’in, olayların gerçekleştiği yıllarda ve katliam esnasında Cumhuriyet basınında ele alınış biçimine, yani Türkiye basınının Dersim üzerinden “Kürt meselesi”ne bakışına kısaca göz atmak. 1937 Mart ve 1938 Ağustos aylarını içeren Cumhuriyet, Kurun (Vakit) ve Tan gazetelerinin Dersim Katliamının haberleştirme biçimine bakıldığında, aslında 1980 ve 1990’lara kadar uzanan bir “dil”in prototipine rastlamak mümkün. 1930’larda, örneğin Ağrı İsyanı boyunca basında “Kürt” olarak tanınan bir grubun, Dersim ile birlikte uzun yıllar sürecek şekilde “Dağ Türkü”ne evrilmesi, bölgesel geri kalmışlık ve feodalitenin yöre halkını “isyana” teşvik ettiği iddiası, Cumhuriyet’in zora ve asimilasyona dayalı uygulamalarının “eşit yurttaşlık ve Cumhuriyet’in nimetlerini bölgeye götürme” olarak meşrulaştırılma gayreti ve Kürt kimliğinin algılanışındaki ırkçı ve iç-şarkiyatçı tavır bu dilin erken dönemde serpilen temaları. Devlet ve onun bekası ile kendini özdeşleştirme, sansür/oto-sansür mekanizması ile dezenformasyona dayalı bir habercilik ise basının o günlerden günümüze, pek de değişmeden kalan nitelikleri.

1937’de Dersim haberlerine dair dikkat çekici ilk ayrıntı, Dersim’in olayların başlamasından hemen hemen dört ay sonra haber olmasıdır. Olaylar Mart 1937’de başlar, ancak 15 Haziran 1937’de İnönü’nün Meclis’te meselenin kontrol altına alındığını duyurması ile haber olur. Son Telgraf gazetesi Mayıs 1937’de yayınladığı bir haberinde Doğu’da karışıklıklar olduğu söylentilerinin yayıldığını ve bu konuda bir açıklama yapılmasını isteyince yayını hemen durdurulur. O dönem yaşanan sansürün boyutlarını gösterme açısından bu iki olay çarpıcıdır.

Dersim’in haberleştirilmesinde karşımıza üç önemli tema çıkar. Cumhuriyet’in kudreti, harekâtın Dersim’i medenileştirmek için başlatıldığı iddiası ve Dersimli’yi Cumhuriyet elitinin gözünden gören iç-şarkiyatçı bakış.

Cumhuriyet’in kudreti basında, bölgenin fiziksel ve sembolik olarak ele geçirilmesi bağlamıyla yer bulur. Bu söylem İnönü’nün Meclis’teki hitabının tüm gazetelerde manşetten görülmesiyle doruğa ulaşsa da (“Orada Kutuderesi, Kalanderesi, Dojikbaba Dağı vesaire gibi isimler vardır ki sadece bu isimlerin telaffuzu ve eskiden birçok seferlerin bunlardan biri etrafında kördüğüm kaldığını, bahusus isyan edenlerin bunlardan birine sığınarak aşılmaz bir melce halinde maksatlarına muvaffak olduğunu ifade ederdi. Cumhuriyet ordusu ve zabıtası, bu hadise esnasında yaptığı takiblerde hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere, ne kadar çıkılmaz dağ varsa, hepsini Ankara sokakları gibi baştanbaşa geçmişlerdir.-Alkışlar-Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin ve ordudan bir neferin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur.-Bravo sesleri, alkışlar” (Başvekil İnönü’nün Meclis’teki Hitabı, 19 Eylül 1937, Kurun Gazetesi), gazetecilerin Cumhuriyet’in bölgeye nüfuzu hakkındaki görüşleri de benzer bir minvalde seyreder: (“Kuş uçmayan Tunceli dağlarında tam bir sükûn hükümrandır. Bir zamanlar eşkıya yatağı olan şu kovuklar, karşıki kayalık ve ormanlarda şimdi yalnız kuşların sesi ve Mehmedciklerin sevgi şarkılarındaki hevesleri işitiliyor. Yol boyunca milli kartallar semalarımızı da emniyet altına almış, dibimizde yer bir köle gibi mutileşmiş [uysallaşmış, y.n.], üstümüzde gök bir kul gibi münkad [uyan, boyun eğen. y.n] (27 Haziran 1937, Cumhuriyet).

Basında, Cumhuriyet iktidarını bölgeye götürmenin ana aracı olarak sunulan temel öğe Cumhuriyet ordusudur. Basının “militarizm” ile ilişkisinin sürekliliğini görmek açısından bu dil ilginç vurgular içerir: “…Bütün asri vesait ile teçhiz edilmiş Cumhuriyet ordusunun kayaları devirerek yol açıp ilerlemesi, köprüler kurması, kışla, karakol, hükümet evlerinin temellerini atarak inşaatı gün geçtikçe artırmasını görseydiniz, Türkiye İsviçresinin pek yakında doğacağına inanırdınız” (Niyazi Ahmed, Vahşi ve En Kurnaz İnsanlar Arasında, 8 Temmuz 1937, Kurun). Ordu, ilerleyen yıllarda olduğu gibi Cumhuriyet’in modern, mamur ve “hizmet götüren” yüzünü temsil eder. Türk milliyetçiliğinin “vatan=millet=devlet=din=ordu” (T.Bora) formülünün Dersim’de de uygulamaya konduğu görülür.

Dersim’e düzenlenen son harekâtın Büyük Taarruz’un yıldönümüne denk getirilmesi “ordu eşittir millet” düsturunun ve halka çeşitli vesilelerle mesaj veren devlet (Mustafa Muğlalı adının kışladan daha yeni kaldırıldığını hatırlayalım) imajının erken dönemde de var olduğunu görmek açısından ilginç bir detaydır. Bu harekât sırasında, Ahmet Emin Yalman, Dersim’i milli birlik ve bütünlüğü bozan son pürüz olarak ilan ederek, gazetecilerin uzun yıllar sürecek pozisyonunun (gazeteci=devlet) ilk örneklerinden birini verir:“…ordumuzun Dersim’de bir manevra şeklinde başlamak üzere olduğu tarama, mevzii bir hadise değildir, milli birlik ve bütünlüğün son pürüzünü ortadan kaldıracak ve milli mesele ve ihtiyaçları daha açık ve berrak bir gözle görmemize imkân verecek milli mahidedir” (Ahmet Emin Yalman, “Tarama Manevrası”, 5 ağustos 1938, Tan.)

Orduyla birlikte bölgede Cumhuriyet iktidarını sembolize eden en önemli karakterlerden biri General Alpdoğan’dır. Alpdoğan “1936 Tunceli Vilayeti’nin İdaresine Dair Kanun” aracılığıyla ile yasama-yürütme-yargı yetkilerinde şahsında toplamış bir “monark” olarak Dersim’in idaresini üstlenmiştir. Alpdoğan kimin idam edileceğine ve ilçelerin sınırlarına karar vermekte, memurları doğrudan işten çıkarabilmektedir. Dersim’in “bir koloni olarak nazarı itibara alınması”, Alpdoğan’ın bu tasarruflarında vücut bulur. Dönem basını için Alpdoğan, Cumhuriyet’i kendinde cisimleştirmiş, paternal bir figürdür: “…General Alpdoğan’ın takib ettiği idari ve siyasi tarzı hareket bu muhit için o kadar… ve muvaffak oldu ki adeta halk onu bir babadan daha fazla sevip saymağa başladı” (18 Haziran 1937, Cumhuriyet). Alpdoğan’ın bu sevgiye cevabı, devlet ricalinin uzun yıllar sürecek söylemsel geleneğinin ilk örneklerindendir: “Devlete uzanan eli kırmak, devlet kuvvetini tecavüz edilemez bir hale getirmek vazifemizdir.” (General Alpdoğan’ın nutku, 2 Temmuz 1937, Kurun) Alpdoğan’ın varlığı ve hizmetleri bölgede aslında bir Cumhuriyet mucizesinin başarılmasıdır. Basın için Alpdoğan bu yönleriyle bir “mucize karakter”dir (İlerleyen yılların “OHAL Valilerini hatırlayalım). Dersim’i bir koloni haline getiren olağanüstü yetkileri herhangi bir biçimde ima dahi edilmezken, başarıları sürekli gündemde tutulur: “Serkeşler köprüyü tahrib ve ihrak ederek muvasalayı inkıtaa uğratınca Kumandan Alpdoğan derhal salâhiyettar mütehassısları faaliyete getirterek, fakat fen ve san’at bakımından kendi eseri olarak bu köprüyü çok az zamanda kurdurmuş ve isyanın belkemiğine bu köprü ile ilk darbeyi indirmiştir. …Dünyada en seri yapılan köprülerden biridir ve denebilir ki memleket için çok iftihar edilecek bir kumandan olan Alpdoğan’ın bir şaheseridir” (27 Haziran 1937, Cumhuriyet).

Cumhuriyet basınının Dersim Katliamı boyunca bir diğer kahramanı Sabiha Gökçen’dir. Gökçen ve Alpdoğan, basının olayları kişileştirme ve dramatizasyonunda temel karakterler olarak işlev görür. Atatürk, İnönü ve Celal Bayar’ın demeçleri tüm “resmiyeti” ile basında yer bulurken, Sabiha Gökçen ile ilgili hikâyeler Dersim Katliamı’na polisiye roman tadında bir heyecan katılmasını sağlar. Gökçen, Cumhuriyet’in “kadın” tahayyülünde (kamusal alanda erkekle eşit, ancak feminenliği öne çık(arıl)mayan) ve “güçlü askeri, ulus-devlet” projesinde (savaşan/potansiyel asker yurttaş) önemli bir sembol olarak kodlanmıştır. Başarıları genç kızlara örnek gösterilmekte, ideal “Cumhuriyet kızı” (kadını değil) olarak ilan edilmekte ve “Seyit Rıza’nın önünde eğildiği kahraman” olarak tasvir edilmektedir. Yapılan röportajlar, “Dersim hatıralarıyla” süslenir. Gökçen, Cumhuriyet’in “vazifelerle borçlu yurttaş” tanımına uygun bir soğukkanlılıkla, Dersim’i bombalayışını gazetelerde şöyle anlatır: “…Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt [gözlemci, y.n.] olarak uçtum. Böyle vaziyetler insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedefler görürse, makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersimde ilk bombardımanımın heyecanını unutamam. Cekizeken civarında asilerin topluluğunu haber alıp grup halinde hareket ettik. Ben elli kiloluk bombalarımı grup halinde kaçanlar üzerine attım, isabeti gözümle gördüm ve vazifeden avdette heyecanlı dakikalar geçirdik. …Dersimde uçuş çok heyecanlı idi. Dar boğaz gibi vadiler aşıyorduk… Muhasama meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için, aramayı, vurmayı düşünüyor.” (Bayan Sabiha Gökçen’le Görüştük, 21 Ağustos 1937, Tan)

Dersim Katliamının basında yer buluşunun bir diğer önemli teması Cumhuriyet’in oraya götürdüğü medeniyet ve Cumhuriyet nimetlerinden eşit şekilde yararlanan yurttaşlar yaratma projesidir. Dersim sorununun feodalite ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığı fikri -ki uzun yıllar Kürt sorunun temel nedeni sayılmaya devam edilecektir- bu dönemde basında yaygın yer bulan temalardır. Ağaların ve seyitlerin zulmü, bölge halkının sefilliği sık sık haber olur. Haberlerdeki dil, Dersim’in “hem bizden hem değil” ikircikliği ile ele alındığını gösterir. Öyle ki ülkedeki her yer mamur ve gelişmiş iken, bir tek Dersim sefildir ve hemen kurtarılması gerekmektedir. Çünkü “Tunceli” mamur Türk ülkesinde bir “kara leke”dir. Haberdeki “ırkçı” dil, dönem örneklerinin prototiplerinden biridir: “Hükümet Tuncelinin dağlı bedevilerine şu hakikati anlatıyor ki artık gelici geçici sel seferi yoktur, ya bu deve güdülecek, ya bu diyardan gidilecektir. …Yekpare Türk vatanında küçük bir leke olan orasının adı gibi adet ve ananeleri de tarihe gömülerek o yalçın dağlardan halkı elinin emeğile gül gibi yaşıyan bir vatan parçası çıkarılacak ve böylelikle Türk ülkesi baştanbaşa yekpare ve medeni bir kül haline getirilmiş bulunacaktır.” (Yunus Nadi, Tunceli Vilayetimizin Islahı ve Medenileştirilmesi, 17 Haziran 1937, Cumhuriyet).

Dersim’e düzenlenen harekâtın bir medeniyet götürme projesi olarak sunulması, haberlerdeki dile de yansır. Dersim’e yapılanlar “imar faaliyeti”, “temdin [medenileşme] hareketi”, “halkın refahı ve serbestîsi programı”, “büyük bir ümran faaliyeti” gibi nitelemelerle adlandırılır. Dersim’e “götürülen medeniyet” o kadar önemsenir ki, büyük Türk inkılâbının son safhası olarak nitelenir: “…dünyanın en büyük inkılâbını yapan Türkiye, bugün başka bir cepheden o inkılâp kadar mühim bir iş yapıyor. Dersime medeniyet ve kültür sokuyor” (8 Temmuz 1937, Kurun). Dersim’in “cahil, dağlı, aç ve çıplak halkına” götürülen medeniyete, Dersim halkının desteği de tamdır: “Yolda Tuncelili muhtelif köylülerle görüştüm. Bilhassa birisine;-Evvel mi iyi idi, şimdi mi? -Şimdi çok iyidir. Keşke hep böyle olsa. —Niçin? —Bol bol beyaz ekmek yiyoruz.-Sizin ekmek nasıl? —Siyah olandan” (4 Temmuz 1937, Cumhuriyet).

Basının Dersim’e bakışında uzun yıllar sürecek önemli bir diğer tema “iç şarkiyatçı” söylemdir. Dersim, Cumhuriyet elitinin kendi doğusu olarak egzotik, keşfedilesi bir halk ve toprak parçası olarak nitelenir. Cumhuriyet’in kendini temsilde bir kurucu-öteki olarak işlev gören Dersim’e bakış, Cumhuriyet’in medeniyet öncüsü Türk ırkı tasvirine de uyar. Tarih Tezi’nden beslenen bu tema, dönemin düşünsel ve duygusal iklimi ile örtüşür: Bir yanda ilkel, dağlı ve cahil Dersimli, öte yanda medeniyet kurucu, uygar ve gelişmiş “Türk Cumhuriyeti”. Dersim’de yasal olarak bir koloni yönetimi kurulmasıyla birlikte, onu tasvirde kullanılan bu dil, Dersim’in her anlamda tam bir “koloni” olarak algılandığını gösterir. Dersim’de görev yapan asker ve gazetecilerden “Türk medeniyet piştarları [öncüleri]” (Bahri Turgut, Başvekilimizin Tuncelindeki Müşahedeleri, 27 Haziran 1937, Cumhuriyet) olarak söz edilmesi ise, bu süreçte dönem basınının kendine biçtiği rolü göstermesi açısından çarpıcıdır.

Dersimlinin fiziksel görünüşünden, adetlerine, yediği içtiğinden, evlenme ve çocuk yetiştirme pratiklerine kadar birçok konu Cumhuriyet basının egzotik merakının merceği altına alınır. Özellikle Tan Gazetesi’nde bu merak baskındır. Latif Erenel’in hazırladığı yazı dizileri; “Dersimli Türk neye inanır?”, “Dersimli Genç Nasıl Evlenir?”, “Dersimlinin Eski Adetleri”, “Dersimli Çocuk Nasıl Büyür?”, “Eski Dersimde Üfürükçüler Halkı Nasıl Aldatıp Soyarlardı?” benzeri başlıklar taşır. Başlıkların da anlattığı gibi, temel amaç Dersimliyi tanımak, mümkün olduğu yerlerde de “kötü Dersim-iyi Tunceli” ikiliği aracılığıyla bölgenin “inkişafı”nı sergilemektir. Dersimlinin tasvirindeki kimi öğeler, kolonyal Efendi’nin yerliye bakışını anlatır: “taş kovuklarda mağaralarda ve inlerde yaşayan, yari vahşi insanlar,” (Dersim Meselesi II, 19 Haziran 1937, Kurun) . Yine “yerli efendiler”in itibarsızlaştırılması, kolonyal efendi’nin kendi “medeni” imajını inşa sürecinin bir parçasıdır: “‘Kemal kuşları geliyor!’ Hava Kuvvetleri Tunceline varınca böyle bağrışıldı.… Dersimin 3000, 4000 metre yükseklikteki tepelerine sığınan cahil ve iptidai insanlardan her gün böyle haberler geliyor. …Son günlerde teslim olan ağalardan 90 yaşındaki Kamer, en nüfuzlu reislerden biridir. “İdare” diye bir lakabı da vardır. Akıllıların akıllısı sanılan bu adam ömründe Elazize ayak basmamıştır. Hiçbir zaman otomobil görmemiştir. Adamları arasında tekerlekli vasıta ne olduğunu bilmiyen ve iptidai mağaralarda çobanlık devrinin hayatını geçiren zavallı adamlar vardır.”(Ahmet Emin Yalman, “Kemal Kuşları Geliyor!”, 22 Haziran 1937, Tan)

Cumhuriyet basınının Dersim Katliamını ele alışı, uzun yıllar Kürt sorununa bakışın ve onu haberleştirmenin prototipi olması nedeniyle önemli. Erken dönemde kaba sansür ile biçimlenen bu habercilik pratiği, siyasal ve ekonomik iklimin gereklerine göre günümüzde hala sansür/oto-sansür döngüsü içinde, hak haberciliğinden ve barış gazeteciliğinden uzak bir seyir izliyor. Dersim’i bugün tartışabilmemiz ise, iktidarın kendisini doğrudan sorumlu görmediği bir “suç” olması nedeniyle. Darısı diğer tarihsel suçlar, güncel mevzuların başına.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 18:30   #125
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim Katliamı emrini bizzat Atatürk verdi ve Seyit Rıza ile idamdan önce görüştü
Gazeteci Nevzat Çiçek Dersim Katliamının emrinin Mustafa Kemal tarafından bizzat verildiğini gösteren belgeyi yayınladı.Çiçek, Seyit Rıza'nın asılmadan önce Atatürk'le görüştürüldüğünü iddia ediyor....
Dersim meselesinin tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden gelmektedirler. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.1934 İskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.
4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır. Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekatını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir. Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.
Kırmanciya Beleke dergisi Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke dergisinin Genel yayın yönetmeni Serhat Halis.Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir. Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım:
M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Seyit Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş;“Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa, biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)

“Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)

DERSİMLİ ALTI BİN BEYAZ DONLU YALANI!
Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir.Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Seyit Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Seyit Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?

M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tangazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır. Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır? Seyit Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.

MUSTAFA KEMAL 14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI
M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)

GAZETELER BAŞKA BİR ŞEY SÖYLÜYOR
14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. “Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal,Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)
Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi.” (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937,Uluova gazetesi, Sayı: 13733)

Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir; “Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut.Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14:00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü…”(Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında “Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tedkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır.” haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.

M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Seyit Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.

SEYİT RIZA İDAM EDİLMEDEN ÖNCE MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜ
Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Seyit Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;

“Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)

Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.

Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Seyit Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Seyit Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Seyit Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.

Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır.Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Seyit Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Seyit Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Seyit Rıza nereye götürülmüş olabilir?

Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Seyit Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Seyit Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.

Seyit Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Seyit Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Seyit Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.

Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Seyit Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Seyit Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Seyit Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Seyit Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU SEYİT RIZA’NIN ATATÜRK’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜĞÜNÜ BİLİYOR MU?
İhsan Sabri Çağlayangil ile röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapıldı. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Bu arşivin Kılıçdaroğlu tarafından Ergenekon Soruşturması kapsamında yargılanan Soner Yalçın’a teslim edildiğini biliyoruz. İhsan Sabri Çağlayangil, yaşlı olması sebebiyle röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.

İŞTE YAYIMLANAN O BELGE:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 18:32   #126
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Seyit Rıza, Dersimli kızlar, Sabiha Gökçen

“Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?”

Seyit Rıza, Ankara’dan kendisini idam etmek için gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’e sorar bu soruyu.

Dersim katliamını bu kadar iyi anlatan başka bir cümle olamaz.

Bir anlığına kendinizi Çağlayangil’in yerine koyun. Ve az sonra mahkeme diye kurulan tezgahla karşınızdaki insanı idam edeceksiniz. O kişi yüzünüze bakıp size “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?” diye soruyor.

Nasıl hissederdiniz?

Sizi bilmiyorum ama Çağlayangil’in nasıl hissettiğini devam eden cümlelerinden çıkartmak mümkün.

“Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ dedi... Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. ‘Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.”

Seyit Rıza, Mustafa Kemal ve ekibinin planının Dersim’i yok etmek olduğunu elbette biliyor. Ama bunu durdurabilecek askeri ve örgütlü güce sahip değil. Zaten 9 Temmuz’da Alişer ve Zarife Hanım da katledilmiştir.

Dersim’in yok edilmesi için sadece katliam planlanmamıştı, katliamdan sağ çıkanların önemli bir kısmını tenkil bekliyordu. On yıl süreyle Dersim’e dönememek bekliyordu.

Hiç bilmedikleri kentlerde, hiç tanımadıkları kültürden insanlarla, bilmedikleri dilden “komşularla” beraber yaşamak bekliyordu. Üstelik daha kendileri gelmeden korkutucu namları gelip yerleşmişti tenkille sürüldükleri yerlere.

Dersimi yok etme planları katliam, tenkil, idamlarla da sınırlı değildi. Osmanlı devamcısı Cumhuriyet’te de oyun çoktu.

Annelerinin kucaklarından kopartılıp alınan 5 ile 10 yaşındaki kız ve oğlan çocukları Cumhuriyet’in beslemeleri, öksüzleri olarak yaşamak zorunda kalacaklardı.

Askerlerin tecavüzüne uğramamak için uçurumlardan atlayan, ırmaklarda boğulmayı göze alan kadınların çocuklarını ganimet mantığı ile kadınlardan söküp alan Cumhuriyet Dersim’in Kürt-Alevi çocukları için birkaç asimilasyon planı daha devreye sokacaktı.

Planlardan biri kız ve oğlan çocuklarını Elazığ’da yatılı okullarda okutarak kendi kültüründen kopartıp Türk ve Müslümanlaştırmaktı. Çocuklara verilen eğitimin esas amacı asimilasyondu. Anadilleri olan Zazaca ve Kürtçe unutturulup Türkçe öğretiliyordu çocuklara. Hafızaları silinerek geçmişlerinden, ailelerinden, akrabalarından, doğdukları yerden kopartılıyorlardı.

Bir diğer plan sadece kız çocukları için hazırlanmıştı. Sağlıklı ve güzel kız çocuklarının üst ve ast rütbeli subaylara verilmesi… Böylece bu kızlar Cumhuriyet’in militarist ailelerinde besleme olarak hayatta kalacaklardı.

Bu ailelerde asimile edilirken bir yandan da kimliksizleştirilecek, hor görülüp aşağılanacak, yanı sıra kaba şiddet göreceklerdi.

Cinsel tacizden, tecavüze dek her türlü cinsel saldırıya uğrayacaklardı. Ve tüm bunlara rağmen Sıdıka Avar gibi Türkçü misyonerler Türkçe öğrettikleri kız çocuklarını ‘ana’laştırarak Türk aileleri kuracak, Dersim katliamı döneminde Başbakan olan İsmet İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan gibi şovenist katliam aklayıcı ise ‘sürgünler olmasa kızlar ortaçağ koşullarında kalacaklardı’ diyebilecekti.

Kadınlara tecavüz ettikten sonra katledip, onlardan kız çocuklarını çalarak bu kızları evlerine götürüp “medeniyetle buluşturan” askerler aynı zamanda o kızların annelerinin katiliydi.

Dersim’i çıbanbaşı olarak gören Mustafa Kemal, orayı havadan yerle bir ettirirken yine katliamla köklerinden kopartılmış bir başka kadınla karşılaşacağız: Sabiha Gökçen.

Sabiha Gökçen, Dersim katliamı sırasındaki “üstün başarısı” nedeniyle en yüksek askeri madalyayla ödüllendirilecekti. O madalya ki Dersim’e “medeniyeti” götüren aynı erkeklerin elleriyle takılmıştı Gökçen’in yakasına. Zaten Gökçen de o “medeni erkek ellerini, medeni bir kadın olarak” minnetle, tek tek öpmüştü katliamda kendisine görev verdikleri için.

Yıllar sonra bir gazeteye verdiği röportajda "Dersim’deki ilk bombardımanın heyecanını unutamam. Dersim'i acımasızca bombaladım. Canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor" diyecekti.

Oysa yaşadıkları olabildiğince acıydı. Dersim katliamı birçok yanıyla ibretlik ve her katliam gibi insanın içine dokunan bir katliam. Ama istesen de gözlerden kaçmayacak önemli bir ayrıntı var.

Uçaktan aşağıya acımasızca attığı bombalar sonucunda kimsesizleştirilecek olan Kürt kızlarının yatılı okullar ya da üst düzey askerlerin evlerine pay edilerek asimile edilmesiyle Sabiha Gökçen’in kaderi birbirinin aynısıydı. Yazıcılar aynı kaderi Sabiha Gökçen için de yazmışlardı.

Mustafa Kemal’in manevi kızı Sabiha Gökçen ile rütbeli subaylara verilen manevi Kürt kızlarının durumu esasta aynıydı.

O da Ermeni’ydi; kendi toplumundan, kültüründen koparılıp alınmış, Türkleştirilip İslamlaştırılmıştı.

Gerek Sabiha Gökçen, gerekse Dersim’in kayıp kızlarının hayatlarına bakınca görülen şey bu nedenle medeniyet palavrasından çok daha başka ve ağır bir şey.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.05.2019, 00:27   #127
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim´e 50 Kg´lik Sabiha Gökçen Bombası

Bir kısmı yayımlanan belgelere göre yıllardır dillendirilen Sabiha Gökçen’in katliama katıldığı iddiası doğrulanmış oldu. Belgelere göre Gökçen gösterdiği yararlılıktan dolayı övünç madalyası aldı.

Dersim katliamıyla ilgili “Arşivler açılsın” tartışması yapılırken Genelkurmay’ın Dersim belgelerinin bir bölümü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı. Bugüne kadar hep dile getirilen “Sabiha Gökçen’in halkın üzerine bomba attığı” bilgisi de ilk kez resmen doğrulanmış oldu. İlk kez açıklanan belgelerde Dersim katliamı hakkında önemli ipuçları verirken Sabiha Gökçen’in attığı 50 kiloluk bomba da resmen doğrulanmış oldu. Dersim ayaklanmasının lideri olduğu gerekçesiyle idam edilen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat, belgelerin tümünün açıklanması halinde dedesinin mezarının yeri dahil pek çok konunun aydınlığa kavuşacağını söyledi.

50 KİLOLUK BOMBAYA ÖVÜNÇ MADALYASI

Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in 2 Şubat 1926’da İçişleri Bakanlığı’na sunduğu raporda, “Yeni hükümetin bazen adil davranış, bazen zayıf ve bazen de sebepsiz ve neticesiz şiddet gösterme gibi dengesiz politikası Dersim’i daimi hercümerç yuvası haline getirmiştir” deniliyor. Dersim’de halkın üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen’e 28 Mayıs 1937’de Cumhurbaşkanı, Başbakan veGenelkurmayBaşkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle gösterdiği üstün başarı nedeniyle Türk Hava Kurumu’nun bir numaralı övünç madalyası (Murassa Madalyası) verilmişti. Dersim belgelerinde bu durum şöyle anlatılıyor: “Dememanlı aşiret reisleri nezdinde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin, havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak lüzumu üzerine Tayyare Alay Komutanı komutasındaki 15 uçaklı bir filo, Kırklar Dağı – Darboğaz der yolu – Zel Dağı – Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçizeken köyünü bombaladı. Bu taarruzda özellikle Sabiha Gökçen’in attığı 50 kiloluk bir bombanın Keçizeken köyünde ve kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zaiyat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu.”

Katliam CHP iktidarı döneminde oldu, Kılıçdaroğlu niye susuyor

İsyanın mağdurlarından olan ve Dersim ayaklanmasının lideri olduğu gerekçesiyle idam edilen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat, açıklanan belgelerin tümünü yansıtmadığını, tümünün açıklanması halinde dedesinin mezarının yeri dahil pek çok konunun aydınlığa kavuşacağını söyledi. Polat, daha önce Genelkurmay’ın konuya dair arşivlerinin yakıldığı yönünde bilgileri olduğunu ifade ederek, “Mutlaka başka belgeler de vardır. Bunların da açıklanması gerekir” dedi. Başbakan’ın “Dersim’de yapılanlar bir katliamdır” sözlerinin büyük önem taşıdığını ifade eden Polat , şunları söyledi: “Dersim’de bir ayaklanma yoktu, katliam vardı. Annem anlatırdı. 12 yaşındaymış o zaman. Bulundukları yere topla saldırı olmuş. 12 kişiyi kaybetmiş aileden. Sadece o ve halam sağ kurtulmuş. Annem top atışından sonra bakmış ki hamile olan annesinin karnından bebeğin eli sarkmış.” “Ne kadar insan ölmüş, kurşundan geçirilmişse hepsi CHP iktidarı döneminde olmuş” diyen Polat, “Kılıçdaroğlu da Dersimli, susmaması gerekir. CHP’nin, kendi iktidarı döneminde yaşananlar nedeniyle özür borcu var. Çünkü o dönem iktidarda olan CHP’ydi. Özür dilemesi ciddi bir adım olur” şeklinde konuştu.

Bu ifadeler insanlığa hakarettir

Tunceli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Durmuş Boztuğ: “Bugüne kadar bilinen şeyler ilk kez yayımlanmış oldu. Özellikle ulus devlet inşaası sırasında farlılık ve çeşitliliklerin yok edilmesi, herkesin bir tek düşüncede ve görüşte hizaya sokulmasıyla ilgili düşüncelerin bir yansıması. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bunları hakaret olarak değerlediriyorum. Kafasına vur bunu dışla ötekini hapse at bunlar insan onuruna yakışacak şeyler değil.”

‘Memurlar ilkel Tunceli halkından olmasın‘

Dersim katliamının ardından Üçüncü Ordu Müfettişliği’nin hazırladığı raporda Kürtler ve Dersimliler ile ilgili hakaretler ve aşağılayıcı ifadelerin sıkça kullanılması dikkat çekiyor. Raporda Dersim halkının kendi başına karar verebilecek yetenekte olmadığı belirtilerek şöyle anlıtılıyor: “Fakir ve ilkel Tunceli halkının reislerin, seyitlerin telkininde olduğu” ve “seçilecekmemurkadrolarının Tunceli halkındanolmaması, seçkin ve muktedir olması”gerektiği ifade ediliyor. Raporda dikkat çeken ifadeler şöyle: “(…)

KUDRET KÜLTÜRÜ YOK

Tunceli halkının bir kısmı çok ilkel ve fakirdir. Dağların arasında yaşamaktan doğan zihniyet, hükümet, kuvvet, kudret ve kültürünün bunlara devamlı surette ulaşamamış ve işleyemiş olması, bu halk arasında aşiret ruhunu ve hayatını devamettirmiş, seyitlerin telkinleri, şerirlerin tehditleri bu halkı ilkelliği ve fakirliği içiende bırakmış ve ağaya, reise, ister istemez uymaya mecbur etmiştir.” (…) İlçelerin memur kadroları münhal bırakılmamak ve görev sahipleri de Tunceli halkından olmamak şartı ile seçkin, muktedir olmak ve Tunceli halkını devamlı ve etkili temas ve faaliyetle Cumhuriyet e ısındırmak ve alıştırmak başarı için şarttır.”

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.05.2019, 00:30   #128
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim Katliamı nedir, ne zaman kim tarafından gerçekleştirildi?

Merkeziyetçilik anlayışının dışında 1920’lerin ortalarından itibaren devletin milliyetçi bir politikaya yönelmesi, Türkiye’de yaşayan herkesi Türk olarak nitelemeye başlaması ve Türkleştirme politikası uygulamaya başlaması ülkenin doğusundaki Kürt vatandaşların tepkilerini beraberinde getirmişti. Bu tepkiler isyan noktasına ulaştığında ise dönemin hükümeti ( Tek partili- Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti, Parti ile devletin aynı anlama geldiği dönem ) sert tedbirler ile isyanları bastırmaya çalıştı. İşte bunlardan

Yakın tarihimizin trajik olaylarından Dersim katliamı tekrar Türkiyenin gündeminde kendine yer buldu. Geçen yıllardaki tartışmalar ve araştırmalar yeni bilgi ve belgelerin çıkmasını sağlamış bölgede yaşananların tarih kitaplarında geçtiği gibi olmadığını ve bölgede büyük bir katliamın yaşandığı Türkiye kamuoyu tarafından daha net bir şekilde anlaşılmıştı. Peki Dersim’de ne olmuştu ?

Merkeziyetçilik anlayışı Osmanlı Devleti döneminde Tanzimat’la başlamıştı. Cumhuriyet döneminde de devam etmişti. Kurulan rejiminin en önemli özelliklerinden biri olarak kabul edilen üniter devlet anlayışı 1920’lerden itibaren yerleştirilmeye çalışıldı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin yöneticileri şeyhlik, ağalık, seyitlik gibi kurumları rejimin geleceği açısından tehdit olarak görüyorlardı. Merkeziyetçilik anlayışının dışında 1920’lerin ortalarından itibaren devletin milliyetçi bir politikaya yönelmesi, Türkiye’de yaşayan herkesi Türk olarak nitelemeye başlaması ve Türkleştirme politikası uygulamaya başlaması ülkenin doğusundaki Kürt vatandaşların tepkilerini beraberinde getirmişti. Bu tepkiler isyan noktasına ulaştığında ise dönemin hükümeti ( Tek partili- Cumhuriyet Halk Partisi hükümeti, Parti ile devletin aynı anlama geldiği dönem ) sert tedbirler ile isyanları bastırmaya çalıştı. İşte bunlardan biri de Dersim”de çıkan isyandı.

‘Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır’

1920’li yıllardan itibaren Dersim bölgesi için bir çok ıslah planı hazırlandı. Bunlardan biri de 1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in İçişleri Bakanlığına sunduğu rapordu. Bu raporda "Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır..." deniyordu. Yine raporda geçen "kesin bir ameliye yapmak lazım" sözünün ne anlama geldiği de raporda şöyle yer alıyordu:

"Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir..."

Dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak da farklı düşünmemekteydi: 'Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar".Çakmak, Dersimlilerin okşanmakla kazanılamayacağını, silahlı kuvvetlerin müdahalesinin Dersimli'ye daha çok etki edeceğini savunuyordu.

İşte bu raporların ardından 1935 yılında hükümet Dersim bölgesinde otoritesini sağlamak, aşiret, ağalık, şeyhlik, seyitlik otoritesine son vermek için bir dizi çalışma içerisine girdi. Bunun için TBMM’nden bir kanun çıkarıldı. Bölgede merkezi otoriteyi sağlamlaştırmak isteyen dönemin hükümeti 1935 yılında Tunceli,Elazığ ve Bingöl’ü içine alan bir umumi müfettişlik kurdu. Umumi Müfettişliğin başına idari,adli,askeri geniş yetkilerle Korgeneral Abdullah Alpdoğan’ı atadı. Abdullah Alpdoğan’nın görevi bölgeyi Ankara’ya bağlamaktı.

Bölgeye yönelik raporların ve bu şekildeki bir idari yapılanmanın ardından özellikle 1936 yılından itibaren bölgede devlet otoritesi güçlü bir şekilde kurulmaya çalışıldı. Aşiretlerin ellerinde bulunan silahlar toplanmaya çalışıldı. Ancak bölgedeki aşiretlerin buna tepkisi de gecikmedi ve bu çalışmalara yönelik direniş ve isyan başladı. Seyit Rıza ve aşiretinin liderliğinde başlayan isyanda jandarma karakollarına baskınlar düzenlendi. Bir çok asker bu baskınlarda yaşamını yitirdi.

Bu gelişmeler üzerine 1937 Nisan ayında İçişleri bakanlığının hazırladığı rapor çerçevesinde Dersim üzerine tedip ve tenkil harekatı başlatıldı. Yine haziran ayında Dersim bölgesi için bir ıslahat programı hazırlandı. İsmet İnönü bu ıslahat programının amacı hakkında şöyle diyordu :"Dersim'e yol, köprü, okul, kışla yapılacak; askerlik ve vergi işleri düzene konulacak; ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek; halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecek; Dersim'i haydut yatağı durumuna getirenler batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip namuslu ve eğitilmiş vatandaşlar haline geleceklerdir. Ayrıca, Dersim tamamıyla boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu'nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecektir. Ülkenin öbür köşelerine yerleştirilen Dersimliler ev ev dağıtılacaklardır. Böylece Horasan'dan gelme öz Türk olan Dersimliler, asıl çevresine ve benliğine kavuşacaktır."

Dersim’e harekat

4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu Dersim ile ilgili harekat kararı alırken dikkat çekici şöyle bir mülahazada bulunuyordu: ‘Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.’ Bu karardan da anlaşılacağı gibi bölgede yalnızca asilerin üzerine bir askeri harekat yapılmayacak aynı zamanda köylerin de tahrip edileceği geniş çaplı bir harekat düzenlenecekti.

Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın asiler üzerine yaptığı ilk harekat bölgenin arazi yapısı sebebiyle başarısız olunca hava kuvvetlerinin desteğinin gerekli olduğuna karar verildi. Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’in görev aldığı hava saldırısı ve beraberinde yapılan harekat da sonuçsuz kalınca Seyit Rıza’ya görüşme çağrısı yapıldı. Erzincan vilayet konağına barış görüşmesi için gelen Seyit Rıza ve adamları burada tutuklandı. Yapılan yargılamaların sonunda Seyit Rıza ve oğlu dahil altı kişi idam edildi. Ancak bu idamlar isyanı sonuçlandırmadı. Gerçekleşen idamlar bölgedeki isyanın daha da genişlemesine sebep oldu. 1937’de başlayan harekat 1938 yılının sonlarına kadar sürdü.

Bölgeye yapılan operasyonlarda asilerin dışında binlerce sivil insan hayatını kaybetti. On binlercesi bölgeden sürüldü. İsyancıların üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen 1956 yılında Halit Kıvanç'a verdiği bir röportajda, "Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk" derken, 30 Mart 1937'de, Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan'ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde "Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa'dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim" diyecektir. Harekatı yöneten ve harekatın içinde olan bu iki görevlinin ifadeleri 1937-38 yıllarında bölgede neler yaşandığını gözler önüne sermektedir.

Seyit Rızanın idamında görev almış olan İhsan Sabri Çağlayangil yıllar sonra Dersim harekatı ile ilgili olarak "Dersim'de mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu, zehirli gaz kullandı, mağaraların kapısının içinden... Bunlar fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler."diyecek ve o tarihlerde bölgede yaşananları doğrulayacaktı. Çağlayangil operasyonda Atatürkün yerini ise şu cümlelerle net bir şekilde ortaya koyuyordu : Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: "Bu meseleyi kökünden hallediniz"

Kaynaklar :

“Çağlayangil'in Anıları- Kader Bizi Una Değil, Üne İtti” Tanju Cılızoğlu

Hüseyin Aygün; Dersim 1938 ve Zorunlu İskân

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.05.2019, 01:12   #129
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kahraman Mı Katil Mi?
Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Türkiye’nin ise hem ilk kadın pilotu hem de Atatürk’ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen’in ölümünün 16. yılı.

Dersim Katliamini (Soykirim) hareketini baslatan, yaptiran, tas ustunde tas kalmasin diyen ve Beylik silahini manevi kizina veren kim???????

Savunmasiz insanlari, COCUK, BEBEK, KADIN, KIZ GENC VE YASLI INSANLARI AGILLARA DOLDURUP, UZERLERINE GAZ DOKTURUP CAYIR CAYIR YAKTIRAN KIM??????

AYNI SEKILDE MAGARALARA DOLDURUP, GENE DEDIGIMIZ BITKIYI TOPLATARAK MAGARANIN ONUNDE OZELLIKLE YAKTIRIP, INSANLARI ICERDE DUMANDAN ZEHHIRLEYIP HUNARCA KETLETTIREN KIM???????

FIRAT NEHIRIN KIYISINDA CUCUDU BASLARINDAN AYIRIP HUNARCA KATLEDILDIKTEN SONRA FIRAT NEHIRINE ATTIRAN KIM?

KATIL, BOMBAYI ATTANMI?
YOKSA BOMBAYI ATMASI ICIN EMIR VERENMI?

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Türkiye’nin ise hem ilk kadın pilotu hem de Atatürk’ün manevi kızı olan Sabiha Gökçen’in ölümünün 16. yılı. 16 yıl önce 88 yaşında iken doğum günü olan 22 Mart’ta vefat eden Gökçen, ilk kadın pilotluğunun yanında tarihimize Dersim Katliamı ile de geçmiştir.

Atatürk’ün manevi kızı aynı zamanda ilk kadın pilot Sabiha Gökçen bundan tam 16 yıl önce doğum gününde vefat etti. Kimi kesimlerce sevilen kimi kesimlerce meşhur Dersim Katliamı nedeniyle de hiç sevilmeyen Sabiha Gökçen kimdir?

Bursa Vilayet Başkâtibi olan Hafız Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın kızları Sabiha, 22 Mart 1913'te Bursa'da dünyaya geldi. Edirne Defterdarı olan babası Hafız İzzet Bey, 'Jön Türk' olduğu gerekçesiyle Bursa'ya sürülmüştü. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi Neşet tarafından büyütülen Sabiha, 1925'te henüz 12 yaşındayken Bursa ziyareti sırasında evlerinin yakınındaki Hünkâr Köşkü’nde konaklayan dönemin cumhurbaşkanı Atatürk’e ulaşmayı ve okumak istediğini iletmeyi başarmıştı. Atatürk, ağabeyinden izin alarak, zor şartlar altında yaşayan Sabiha'yı evlat edindi ve Ankara’ya götürdü. Sabiha, Çankaya İlkokulu, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Lisesi’nde eğitim gördü. Rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini yarıda kesip Heybeliada ve Viyana’da tedavi gördü. Bir süre Fransızcasını ilerletmek amacıyla Paris’te bulundu. 1934'te Soyadı Kanununun çıkmasından sonra Mustafa Kemal Sabiha'ya Gökçen soyadını verdi.

İLK KADIN PİLOT SABİHA GÖKÇEN

Sabiha Gökçen, 1935'te Türkkuşu'nun açılış töreninde yapılan planör gösterilerinden etkilenerek havacılığa ilgi duydu. Atatürk’ün de destek vermesi ile 1935'te Türk Hava Kurumu'nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girdi, Ankara'da yüksek planörcülük brövelerini aldı. Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek Planör Okulu'nda tamamladı. Moskova'ya motorlu uçak okuluna gitmeyi planlıyordu. Ancak manevi kız kardeşi Zehra'nın ölüm haberini alınca bu düşünceden vazgeçerek ülkesine döndü. Bir süre dünyaya küsen Sabiha, Atatürk'ün ısrarları ile yeniden çalışmalara başladı. Eskişehir Havacılık Okulu’nda Sami Uçan ve Muhittin Bey’den özel uçuş eğitimi aldı. 25 Şubat 1936'da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı. O yıllarda kızlar askerî okullara alınmadığı için özel bir üniforma giydirilerek Eskişehir Uçuş Okulu’nda, 1936-1937 döneminde 11 ay boyunca özel eğitim aldı. Bu eğitim sırasında kendisine ilkokul öğretmeni Nüveyre Uyguç eşlik etti. Gökçen, brövesini aldıktan sonra Eskişehir’deki 1. Hava Alayı’nda altı ay görev yaptı, bu sırada Trakya ve Ege manevralarına katıldı.

DERSİM KATLİAMI

1938 Dersim Katliamının üzerinden 70 yıl geçti. Dersim katliamının en tartışmalı isimlerinden biri, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen. O dönem ‘Kahraman Türk kızı’, ‘Türk’ün kanatlı Amazonu’ diye anılan Sabiha Gökçen’le, bir gazetede dönemin ünlü gazetecisi Ahmet Emin Yalman görüşür. Kırmızı Ordu Tayyaregâhı’ndaki görüşmede Gökçen, harekât günlerini şöyle anlatır: “Dersim’deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir-iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyacanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvala bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedef görürse makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersim’de ilk bombardımanın heyecanını unutamam. Muhasama (çarpışma) meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiç acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor...” Gökçen’in kendi anılarının yer aldığı “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” kitabında Dersim mezalimiyle ilgili önemli bilgiler daha önce medyada yer almıştı. Kitapta Gökçen’in kendi fotoğrafının altına yazdığı şu bilgiler oldukça dikkat çekici: “Harekâttan birkaç dakika önce. Dersim’e uçuyordum. Asker arkadaşlarımla, meslektaşlarımla birlikte isyancıları susturmak görevini almıştım. Atatürk’ün bana verdiği silah da üzerimdeydi. Ulusum için ilk kez büyük bir işe gidiyordum. Makbule Atadan hanımefendi, ‘Korkuyor musun?’ diye sordu. Güldüm: Bölgeye barışı sağlamak için gidiyorum. Korkan insanın barış için savaş vermesi mümkün mü?” Gökçen’in kitabında yer alan bir başka acı itirafı ise şöyle: “Ne olur ne olmaz diye bir de makineli tüfek kontrolü yapıyor, silahı yağlıyor, mermileri sayıyor, herhangi bir taarruza uğradığımızda ne yapacağımızı birbirimize anlatıyorduk. Ben Atatürk’ten aldığım direktif üzerine, şayet uçağımız düşecek olursa derhal silaha sarılacak ve asla asilerin eline sağ olarak geçmeyecektim! Önce onlarla dövüşecek sonra da son kurşunu kendi beynime sıkacaktım.”


BEN ATATURK`TEN ALDIGIM DIREKTIF UZERINE, SAYET UCAGIMIZ DUSECEK OLURSA DERHAL SILAHA SARILACAK VE ASLA ALEVI KIZILBASLARIN ELINE SAG OLARAK GECMIYECEKTIM!!!!
ONCE ONLARI KURSUN YAGMURUNA TUTACAKTIM, SONRA SON KURSUNU KENDI BEYNIME SIKACAKTIM...
CUNKU ONLAR ALEVI KIZILBAS`TI!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

DERSIM KATLIAMIN SUCLULARI NE KADAR ALCAK VE INSANLIK DUSMANI ISE......
BU BASLIGI ACIP, DERSIM KATLIAMININ ( SOYKIRIMIN) BAS SORUMLUSU VE TEK SORUMLUSU OLAN ATATURK KADAR ALCAK VE INSANLIK DUSMANIDIR......

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Konu Raya Haq tarafından (20.05.2019 Saat 01:15 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.05.2019, 01:32   #130
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Breeeeee hayasiz, soysuz ve IRKCI FASIST, gormiyen gozlerini ac, duymuyan kulaklarini da AC, GOR VE DINLE.....
Inaniyorumki, Buda sen ve senin gibilerin VICDANINI SIZLATMAZ....
CUNKU SIZ EGITILMIS, GOREVLENDIRILMIS ALCAKLIGI, VICDANSIZLIGI KENDINIZE AMAC EDINMISSINIZ...

EMIR ALTINDAKI CANLI TANIDIK VICDAN AZABI CEKERKEN, SIZ SAVUNMAYA CALISIYORSUNUZ YAAAAA!!!!!

SIZE NE SOYLENSE AZDIR...
HER SEYDEN ONCE INSAN DEGILSINIZ...
EN VAHSI HAYVAN BILE SIZDEN VICDANLIDIR.....

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:56.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica