Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Genel

Alevilik Genel Alevilik üzerine genel tartışmalar, eleştiriler, sorunlar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 12.10.2016, 15:40   #1
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Alevılık nedır? Ne degıldır?

Saygideger Dostlar,



Bir cok forumda Alevilik uzerine yazdigim yazilardan da yola cikacak olursak,

Ben`de Aleviligin Caferi- Sii Mezsebin bir kolu olup, Hz. Ali ve onun soyunun devami olduguna inandirilmis biriydim.
Bunun baslica nedeni; hic kuskusuz 1400 yildan beri islam tarafindan surudurulen cirkin asimile politikasi, ozellikle yasadigimiz YASSAKLAR diyari Turkiye sirinirlari icinde arasirtirarak dogrulari ve gercekleri bulma gibi bir yapilanma olmadigindan dolayi, zorla adapte edilen, baska bilmiyeceksin, bunu boyle bileceksin!! mantigindan oteye gitmiyen baski ve zulumlerin sonucu insanlar Inandiklari gerceklerden uzaklastirma, kendi inanclarini zorla bir baskasina empoze etme cabasindan baska bir sey degildir.

En basit ornegini Dedelerimiz ve halaa yasiyan insanlarimizin bizzat kendilerinin yasadigi Soykirim, Katliam, Zulum ve insanligin kabul edemiyecegi, Yer yuzunde yasiyan ve yasamis olan, Vahsi dedigimiz Hayvanlardan daha vahsice yapilan yiginlarla uygulamalari, yine zorla bu insanlara toz pembe gosterilmeye, suclu degilmis gibi gosterilmeye, suclu baskasiymis gibi gosterilme vs vs cirkin Hile ve Yalan Politikalari ile gunumuze kadar surdurulmus olup. Kendi katilini sevdirme politikasini ALEVI halki icine yerlestirilme cabasi ile Bol, Parcala ve Yonet onursuzluklarini yiginlarla halklarin uzerinde uyguladiklari gibi....

Alevi Halki Uzerinde`de bu igrenc uygulamalar yasatilmistir.

Ilerici, Aydin, Demokrat ve Butun Duyarli insanlarin, Insanliga yonelik yapilan butun haksizliklara tepki gosterirken, yine duzen tarafindan yetistirilmis veya gorevlendirilmis olup Demokrat, Aydin, Ilerici ve Duyarli forumlarda kargasa yaratmak ve bir yigin olumsuzluklari beraberinde getirmek icin gorevli olan bu duzenin gorevlileri.... burada oldugu gibi baska forumlarda`da ayni gorevlerini yapmaktadir.

Bazilari Alevi olmayip, Alevilikle ilgi ve alakalari olmamasina ragmen, Alevi Yasam Felsefesinde Hizir olgusunun bile olmadigini, bilmedigini, ilk kez duydugunu vs vs soyliyen kisi ve kisiler Alevi oldugunu, Aleviligi bugune kadar boyle yasadiklarini, Aleviligi farkli kiliflar icine koyan bu kisilerin Kominist ve Ateist olduklarini vs vs gibi iddalarla kendilerini Alevi kabul ettirip, yazdiklari yorum ve yazilarla Alevi Yasam Felsefesini Karalama ve Asimile etme politikalarini en iyi sekilde yapan, Duzenin Gorevlileri, gorevlerini yerine getirmek icin butun cabalarini harcamaktadirlar.

Bunlarin cabalari belirli bir yere kadar basarili gorunsede, Alevi Yasam Felsefesinde var olan gercekleri bugune kadar yok edemedilerse... Alevi halkini Camiye gonderemedilerse, Namaz Kildirmadiylarsa, Oruc tutturmadilarsa, Hacca gonderemedilerse..... Dun oldugu gibi, Bugunden sonra cabalari yine bosunadir

(Alevilik : İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur. Bu ne demek? Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır. Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır. Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde.

Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur. Nereden biliyoruz? Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur. Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez. Cemde sorgu sual vardır. Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur. Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”
Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır.

Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz? Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok. Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir.

Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir. Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.

Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez. (Hayat).)

Sonuc olarak Alevi Yasam Felsefesi tarihler boyunca Haklinin, Dogrunun ve Guzel olan her olusumun yaninda yer almis, gendisini gelistirmek ve yenilemek adina insanlik icin dogru olan ve insanliga hizmet eden butun guzellikleri alarak insanliga hizmet etmeyi kendisine amac edinmis bir yasam felsefesidir.

Ne Cennet hevesine nede Cehennem korkusuna kapilmistir, elinin tersi ile itmis,
Cennet denen yerin hayali ve gercekle bagdasmadigini, varsa oyle bir yer Edep ve Erkandan uzak insanligin kabul edemiyecegi bir yasam olup, uckur duskunlerin ve cinsi sapiklarin ihtiyac duydugu bir yer oldugunu.... Eline, Beline ve Diline sahip olanlarin boylesi sapik bir iddadan medet ummasi ve umut bagliyarak hayali bir dunya aramasi INSANLIK ISI olmadigini kavramis olup, Cinsi sapik ve uckur duskunlerine meydan okumustur......

Cehennem denen Iskence haneyi yine elinin tersi ile itmis, Ben zaten senin zulumunden, adaletsizliginden, insanliga yonelik butun haksizliklarindan gerektigi kadar iskence cekiyorum, senin Cehenneminde gorecegim iskence bana viz gelir.
Iskence Insanlik Sucudur. Insanlik Onuru Iskenceyi Yenecektir... slogani ile sozde var olan O Allah`a meydan okuyorsa, Insanlik Kendisini hem Cennetinde hemde Cehenneminde yargilayip hak ettigi yere gonderecektir.....


Yukarida saydiklarimiz ve sayamadiklarimizi goz onunde bulundurursak....

Alevi Yasam Felsefesinin;
Tarihi ve Dogusu Savaslarla Ortaya Cikmis, Kendi Inancini Zorla Baskasina Kabul Ettirme Adina, Nice Soykirim ve Katliamlara Imza Atmis, Sozde Allah Adina, Bas Kesen, Kol Kesen, El Kesen, Bogazliyan, Kucuk Cocuklara Tecavuz Eden, Yagmaliyan Talan Eden Yakan, Yikan ve Insanligin Kabul Edemiyecegi Haksizliklara Imza Atan, Islam Denen Suc Makinasi ile Ne Ilgisi Olabilir?

Suc makinasi, tarihin en barbar dini ve inanci olan islamin vaz gecilmezlerinden olan 5 Sartinin hic birini yasam felsefesinde barindirmiyan,
Alevi Yasam Felsefesinin Islamla bir arada gormeye calismak ve Islamin bir kolu, mezsebi inanci olarak gormeye calismak, tarihi bir yanilginin yani sira, basli basina insanlik sucudur....

"ALEVILIK" BIR YASAM BICIMI VE YASAM FELSEFESIDIR.
DIN`I, SEVGIDIR.
INANCI, INSANLIKTIR..

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Raya Haq Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Canhaktan (21.10.2016)
Alt 12.05.2019, 18:52   #2
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevilik İslam mıdır, değil midir?

İslam dışı olmanın, adeta kötü bir şey olduğu yönünde koşullandırılmış bazı Aleviler, ısrarla “Biz İslamız” deseler de Aleviliğin İslam’ın Sünnilik’ten farklı bir yorumu olduğu görüşü büyük çoğunluk tarafından benimsense de tarihsel sürece ve teolojik boyuta ilişkin yapılacak objektif inceleme ve değerlendirmeler, bu iki kavramın, özde çok farklı olduğu gibi bir sonuç ortaya koyuyor. Ancak, Aleviliğin bağdaştırmacı (senkretik) niteliği nedeniyle İslam’la eklemlenmiş, şu anki yapısı itibariyle bir sentez olduğu da görülüyor.

Her ne kadar bir sentezin varlığından söz etsek de Alevilik, inanç boyutunda İslam’la farklı, yer yer onunla karşıt nitelikteki unsurlarını, bünyesinde barındırmaya devam ediyor. Din olgusu içinde en temel kavram olan Tanrı’ya bakışta bile Alevilik’le Kuran aynı çizgide buluşmuyor. Kuran’daki yaratan, yargılayan, ödüllendiren, kızan, cezalandıran, bağışlayan bir Allah kavramına karşılık, Alevilik’te Allah, insandan, varlıktan ayrı değildir. (Varlığın birliği, Vahdeti Vücut, Vahdeti Mevcut) Allah’ın evreni yaratması, görünür hale gelmesidir. Her şey O’ndandır, herşey O’nun görüntüsü, kendisidir. Bu yüzdendir ki Alevilik’te “Allah korkusu” kavramı yerine “Allah sevgisi” geçerlidir.
Alevilik’te kabul edilen, her insanın tekamülünü tamamlayana kadar yer yüzüne başka bedenlerle defalarca geleceği, ancak insanı kamil olduktan sonra bu süreç tamamlanarak Allah’a kavuşacağı şeklindeki “devriye” inancı ile İslam’ın ölümden sonrasına ilişkin ödül-ceza mekanizması (cennet-cehennem) şeklinde sunulan ”ahirete iman” kavramları birbiriyle çelişmektedir.
Muhammed, Ali, 12 İmamlar, Ehli Beyt gibi motiflerin varlığının yoğun biçimde hissedilmesine karşın, Aleviliğin temel iman esasları ve ibadet biçimlerinin İslam’daki ile hiç uyuşmadığı da somut bir gerçektir. Alevilikteki inanç ve ibadetleri, Kuran’da, İslam’ın tarihsel mirasında bulabilmek mümkün değildir. Ayini cem kurumu, burada alkollü içki kullanımı, kadın-erkek birlikte ibadet, müzik aletleri eşliğinde semah gibi temel olguları, Kuran’da, hadislerde, peygamberin ve 12 imamların hayatında görmek mümkün olmadığı gibi, bunların çoğu İslam’a göre “şirk, küfr, bidat” sayılır. Aleviliğe özgü olan bu kurumlar, tarihte de günümüzde de hiçbir İslam topluluğunda görülmemiştir. Özellikle, cemlerde “dem” adı altında içilen içkinin, Kuran’la, İslam öğretisiyle bağdaştırılması imkansızdır.

Alevilik’te var olan “hulul” (Tanrı’nın insan bedeninde tecelli etmesi) inancı, Kuran’a göre şirktir.

İslam’ın temel ibadetlerinden olan Kuran’da yüze yakın ayette geçen namaz (salat) ve buna ilişkin yine ayetlerde yer alan abdest, ezan gibi olgular, Alevilerce (Kuran’da geçtiği şekliyle ya da hiç) kabul edilmez. Kuran’ın Ramazan orucu tutulmasına ilişkin açık ayetine, hac ile ilgili emirlerine Aleviler uymaz.
Bütün bunların nedenlerini görmek için Aleviliğin tarihinin 6. yüzyılla başlamadığını, bu inancın kadim zamanlardan beri var olduğunu anlamak gerekiyor. Yüzyıllardır içinde yaşadığı İslam’ın bir takım motiflerini alıp adeta bir pelerin gibi üzerine örten, ancak temel inanç ve ibadetleri İslam’a uymayan Aleviliğin, sahip olduğu kurumların, binlerce yıllık “Batıni” inanç yoluyla ise birebir örtüştüğünü görmek, gözlerimizdeki perdeyi aralayacaktır.

Batıni inanç tarihinde bir gezinti

1880’li yıllarda eski dinlerin kökenleri hakkında araştırmalar yapan İngiliz araştırmacı James Churchward’a, Batı Tibet’teki bir manastırın baş rahibi Rishi’nin verdiği, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış “Naacal Tabletleri”nde dinin 4 temel ilkesi şöyle sıralanıyordu:

“1-Tanrı tektir. Herşey ondan var olmuştur ve ona dönecektir.
2-Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.
3- Ruh, mükemmeliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4- Mükemmeliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir”

Mu adı verilen 70 bin yıllık bir uygarlığa ait bu tabletlerde anlatılan dinin söz konusu ilkelerinin günümüz Alevi-Bektaşi inancında da aynen var olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Burada Alevi-Bektaşi inancının temeli olan vahdeti vücut, vahdeti mevcudat, devriye kavramlarını çok net biçimde görebiliyoruz.

Bugün Bektaşilerin simgesi olan 12 köşeli teslim taşı da tabletlerde yer alan Mu İmparatorluk Arması’nın aynısı. Naacal öğretisinde yer alan bir diğer önemli konu da Tanrısal nurdan türemiş olan dört temel gücün evreni kaostan düzene geçirdiği kuramıdır. Tanrının kendi asli nitelikleri, bu dört temel eleman; ateş, yel, su ve topraktır. Aynı inanç Alevilik’te ve tasavvufta “dört anasır, anasır-ı erbaa” gibi adlarla aynen vardır.

Churchward’a göre eski Uygur, Maya ve Mısır uygarlıkları Mu uygarlığının kolonileri idi ve onun izlerini taşıyordu.

Yüz yıllar süren Mısır dini, M.S. III. yüzyılda hızla yok oldu; Mısır, diğer Roma eyaletlerinden önce Hıristiyanlığı ateşli bir biçimde kabullendi.

Hıristiyanlığın giderek kök saldığı M.S. 150-450 arasında Mısır büyük bir siyasal, dinsel kaos ve çeşitlilikler dönemi yaşadı. Mısır dininin kalıntılarından üç dinsel akım doğdu. Antik Mısır inançlarının mirasçısı Hermesçiler, Neo-Platoncular ve Gnostikler, Tanrı’ya bireysel olarak ya da ezoterik (Batıni) örgütlenmeler sayesinde ulaşılabileceği inancına eğilim gösterdi. Bu yollara girebilmek için, gizemli ve çetin bir inisiyasyon (yola girme, erginlenme) sürecinden geçmek gerekiyordu. Bu kapsamda her aday (talip) gizlilik andı içmek zorundaydı. Söz konusu tarikatlar her türlü açıklığı yasaklıyordu; gerçek bilgelik (insanı kamil olma) ancak ezoterik bir sistem içinde ve uzun ve zor bir süreç sonunda elde edilebilirdi. Bu tarikatlarda en önemli unsur inançlarının içerdiği gizemlerdi (sır). Sırrı, başkalarına açıklamak (faş etmek) yola ihanet anlamına gelirdi.

Hermesçilik, Neo-Platonculuk ve Gnostisizm’de sıradan müritler, yolu benimseyen kitleler için inançlar (zahir), seçilmişler için gerçek bilgi yani “Gnosis” vardı. Gnosis akılsal bir bilgi olmayıp, insanın kendini bilmesi (Özünü bilen Hakkı bilir) gibi sezgisel ve bilinçsel bir süreci kapsıyordu.

Aydınlanmış azınlık (hakikat ehli) olarak seçkinler Tanrı’ya yaklaşabilirlerdi. İnsanın kendi içine dönüşü, insanın fiilen ya da potansiyel olarak Tanrısal olduğu inancını birlikte getiriyordu. (Hak ademde) Ölen firavunun Osiris’e dönüştüğü biçimindeki Mısır inancıyla bağlantılı gözüküyor. Mısır inancında Tanrı, insan da dahil olmak üzere, her şeyde var olabilirdi.

Mısır dininin kalıntılarından doğan üç inanç grubundan Hermesçiler, asimilasyona direnerek Mısırlı kalırken, Neo-Platoncular Helenleşerek bağlılıklarını Platon düşüncesi üzerinde yoğunlaştırdılar. Gnostikler ise kendilerini Hıristiyan olarak gördüler.

Ancak Hermesçiliğin yaşı konusunda net bir görüş yoktur. Hermesçiliğin ve Hermesçi literatürün (Corpus Hermetica) Mısır kökenli olduğunu savunan görüşe göre akımın tarihi daha gerilere gitmektedir.

Hermes ya da İdris Peygamber, sembolü Turna Kuşu

Hermes, İslam toplumlarında İdris peygamber olarak bilinir. İdris, Kur’an’da dürüst bir peygamber olarak yer almaktadır. İslam geleneklerinde, Hermes “filozofların babası” ve “kendisine üç kere hikmet verilmiş kişi” olarak geçmektedir.

Hermes’in sembolü olan Turna kuşu Alevilerce kutsal sayılır. Turna için söylenmiş onlarca deyiş ve Turnalar Semahı vardır. Aleviler’deki Turna kültünün varlığı, Alevi inancının kaynağına ilişkin önemli bir işaret, bir ipucudur.

“Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir”(Pir Sultan)

Sembolik anlatımlarla bezeli budizelerde yer alan “Hazreti Şah’ın avazı”nı Batıni öğreti olarak algılarsak, bu öğretinin; öğretmeninin İdris Peygamber olduğu, Mısır diyarında kök saldığını, bu öğretinin bir kolunu ise tasavvuf ehlinin oluşturduğunu anlayabiliriz. Alevi ozanların deyişlerini, her kişi, kendi düzeyine göre anlar. Alevi deyişlerinden, kişinin bulunduğu bilinç aşamasına göre dört farklı anlam çıkarması olasıdır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.05.2019, 18:52   #3
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Takıyye zorunluluğu

Batıni inançlı zümreler, Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi dinlerin egemen olduğu coğrafyalarda kendilerini bu dinlerin içine gizleyerek varlığını sürdürebilmiştir. Mesela bu inanç mensupları bazen Avrupa ülkelerinde dıştan Hıristiyan, İslam ülkelerinde ise Müslüman olarak bilinmiştir. Ya da Hıristiyanlarca Hıristiyan, Müslümanlarca Müslüman olarak bilindiği de olmuş.

Mesela Hacı Bektaş Veli, Anadolu’nun o dönemdeki Hıristiyan halkınca Hagios Haralampos olarak bilinir, o bir azizdir. Sarı Saltuk Balkan ve bazı Baltık ülkelerindeki Hıristiyan halka göre Noel Baba’dır, bir Hıristiyan azizidir O da.

Anadolu Aleviliğinin “serçeşmesi” kabul edilen Battal Gazi 8. yüzyılda (Türkler gelmeden 300 yıl önce) yaşamıştır ve Paulikien diye adlandırılan Batıni inançlı Anadolu halkına mensuptur. Malatya’yı alarak Bizans sınırlarına dayanan İslam ordularıyla ittifak yapan bu halk, Araplarla bir olup, kendisini sistemli olarak kıran, kıyımlara uğratan Bizans’a karşı savaşmıştır. Arap kaynaklarında Battal Gazi olarak geçen ve Arap asıllı olmadığı vurgulanan bu zat, Bizans kaynaklarında Chrysocheir olarak yer alır. Babası Hüseyin Gazi de aslında, Bizans’a karşı savaşırken Ankara yakınlarında şehit düşerek bir tepeye gömülen (Bugünkü adıyla Hüseyin Gazi Tepesi) Carbeas’tan başkası değildir. Bizans’a göre Paulikienler “sapkın Hıristiyanlar” dır, bunlar “mum söndü” yapar, kiliseye gitmez, kendi dua (cem) evlerinde ibadet ederler, “katli vacip” bir halktır. Bu insanlar İslam tabiyetine girip, Arap adları alsalar da, kendi inançlarını sürdürmüş, Müslümanlık sadece (zahiri) görüntü olmaktan öte gitmemiştir bunlar için. Sonraki yüzyıllarda gelen ve yine Batıni inanç çizgisindeki bazı Türkmen ve Kürt aşiretleriyle kaynaşan Paulikienler, büyük ölçüde bugünkü Anadolu Aleviliğini ve Alevilerini oluşturmuştur. Paulikienler’e “Heterodoks Hıristiyan” deniliyordu, bugün de Aleviler’e “Heterodoks İslam” deniyor. Ne tesadüf!…Paulikienlerin en yoğun olarak yaşadığı yerlere dikkat edin: Malatya, Sivas, Dersim… Sırasıyla Arguvan ve Diviriği’yi başkent yapmışlar. Divriği kalesini onlar inşa etmiş. Bogomiller, Albigenler, Tundrakiler…bunların değişik coğrafyalara sürülen akrabalarına verilen isimlerdi.

Batıni inanç mensupları değişik bölge ve ülkelerde farklı zamanlarda farklı adlar alsalar da özünde aynı yoldadır.

Yahudiliğin kurucusu sayılan Musa, gerçekte eski Mısır’da bir Osiris rahibiydi. Burada Ezoterik (Batıni) öğretiyi öğrenip, mürşit derecesine ulaşmış biriydi.

Yahudi toplumundaki Kabbalacılar ile günümüzde hala yaşayan ve artık Hacı Bektaş şenliklerine bile temsilci gönderen İsrail’deki ISIS inancı mensuplarını da unutmamak lazım.

Hz. İsa’yı yetiştiren, Esseniler tarikatı da aslında batıni bir kurumlaşmaydı.

Avrupa’da Kilise’ye (Hıristiyanlık) karşı, rönesans ve reform hareketlerinin fitilini ateşleyenler; Galileiler, Copernicler, Da Vinciler de hep gizli batıni (ezoterik) inanç örgütlenmelerinin üyeleriydiler.

İslam’da da Batıniliğin öğreticisi olarak Hz. Ali görülmüş. Muhammed dinin zahiri yanını bildirirken, batınını ise Ali’nin öğrettiğini (Veliyullah), el verdiği Salman-ı Farisi (Pak) ve sonraki mürşitlerle bugüne kadar gelen tasavvuf zincirinin oluştuğu varsayılır. Ancak bunun tam tersine, Ali’nin, sağlığında, kendisi için bu tür iddialarda bulunan Abdullah İbni Sebe’nin öğretisini benimseyenleri kuyulara doldurtarak yaktırdığı yönünde kayıtlar var.

İskenderiye Okulu

Halife Ömer komutasındaki Müslüman orduları, Mısır’ı fethettiğinde İskenderiye okulunu dağıttılar, asırlar boyunca oluşturulmuş muhteşem İskenderiye kitaplığını yakarak yok ettiler. Okulun üyesi filozoflar, yok edilmektense öğretilerini İslami bir kılıf geçirerek sürdürmeyi yeğlediler. İslamiyet’in içindeki muhalefetten de yararlanan bu filozoflar, Hilafet iddiaları nedeniyle Ömer’in karşısında olan Ali’nin yanını tuttular. Bu filozoflar İslamiyet’e bambaşka bir boyut getirdiler. “Alevilik” olarak adlandırılan bu inanç yolunda, İslam dininin önerdiği anlam değişti. Yaratana tapınma olgusu yerini, Tanrı-evren-insan üçlemesinden oluşan varlık birliğine bıraktı. Ortodoks Müslümanlar bu durumu derhal “sapkınlık” olarak nitelendirmekte gecikmediler.

Bu inanç, özellikle Arapların zorla Müslüman yaptığı halklar arasında hızla yayıldı, Alevilik adı altında, birbirine hiç benzemeyen Zerdüşt İranlılar, Mısırlı Fatımiler, Şamanist ya da Göktanrıcı Türkler aynı çatı altına toplandı. Zerdüşt yanlıları, kendi dinlerinin birçok normunu koruyarak Şii, Türkler Alevi ve Mısırlılar ile Ali’yi savunan diğer bazı Arap kavimlerinin bugünlerdeki ardılları da Dürzi ya da diğer bazı Batıni mezheplerin üyeleri oldular. Günümüzde bunların hepsinin de Ali yanlısı görünmesine karşın Şiiliğin; Alevilik, Batınilik ve Dürzilikle benzeşmemesi bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Anadolu’da oluşan, tarihte Işıklar, Babailer, Kızılbaşlar (Safevi dönemi) ve yakın zamanda Alevilik gibi adlarla anılan bu inanç mensuplarının, Arap coğrafyasında Ali zamanında başlayan, Kerbela vakasından sonra Muhtariyye, Keysaniye ekolleri ve Tevvabin örgütü gibi kurumlarla kemikleşen 12 imamcı (isnaaşeriye) ya da yedi imamcı (İsmailik, Nizarilik) gibi versiyonları olan Şia hareketiyle etkileşimi olagelmiştir. Ancak Şia ile Alevilik özde farklıdır.

Dışarıya karşı gizlenmenin yanı sıra bu inancın özünde de zaten bir “sır” kavramı var. Bu inanca ikrar verip katılanlar talip-pir (mürşit) ilişkisi içinde bir yolculuğa çıkar, öğretiyi öğrenir ve yaşar. Sır, seyri süluk içinde mürşit makamına kadar yükselebilenlere verilir. (Alevilik sırrı, Bektaşilik sırrı vb.) Sıradan inanç mensupları, işin sadece zahiriyle, şeriatıyla yetinir, özüne nüfuz edemez. (Seyir var seyir içinde)

Dünyanın her yerindeki Batıni topluluklarda inanca giriş (ikrar verme), talip-mürşit ilişkisi, kurumsal yapılanma, seyri süluk kademeleri, ayinlerin formatı ve diğer ritüeller, Alevi-Bektaşilik’teki ile özünde aynıdır. Hepsinde insanı kamil, (olgun insan-adam kamon) yetiştirme ideali vardır.

İslam’dan alınanlar

Aleviliğin, İslam’dan hiç etkilenmemiş olduğunu savunmak da doğru olmaz. Aleviler, yüzyıllardır ağırlıkla İslam toplumları içinde yaşamaktadır, İslam’dan da birtakım değerleri, motifleri almış, kendi imbiğinden geçirerek, bunlara farklı, kendi inancına uygun formlar vermiştir. Alevilik, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve 12 İmam gibi kutsal kişilikleri alıp, birer motif şeklinde kendi inancına monte etmiştir. Bu kişi ve kavramlar tamamen birer semboldür. Aleviler bu kişi ve kavramların asli içeriğini ve niteliğini alıp kendi yaşamına uygulamamış, bunlara farklı anlam ve değerler yüklemiştir. Öyle ki çoğunlukla yüklenen bu anlam ve değerler, söz konusu kişi ve kavramlarla taban tabana zıttır.

Özellikle Şii motiflerin girişi, 16 yüzyılda Safevi etkisiyledir. Bugün Aleviler’in inanç ve ibadetlerini anlatan Buyruk adlı kitap, sanıldığı gibi Cafer-i Sadık’a ait olmayıp, Şah İsmail’in Erzincan’da 3 bin dedeyle yaptığı kongrede, Alevi erkanı konusunda katılımcı dedelerce konsensusla kaleme alınmış bir bildiri niteliğindedir.

13. yüzyılda yaşamış Yunus Emre’de Allah-Muhammed-Ali üçlemesi, 12 imamların adlarının sayılması (duvazı imam) vb. yoktur.
İsim faktörü

Gönülsüz olarak kabul ettikleri, kendilerine zorla dayatılan İslam’a uymadıkları için daha önceleri “Rafızi, Mülhid” gibi adlarla anılan bu halkın Osmanlı’nın ilk zamanlardaki adı “Işıklar”dı. Onlara “Işık taifesi” denirdi. Padişah fermanlarında, bunların camiye gitmedikleri, şeriat ibadetleriyle alay ettikleri, kadınlı erkekli toplantılar (cem) yapıp içki içtikleri gerekçesiyle, “tiz zamanda” derdest edilip, “haklarından gelinmesi” istenmektedir. Osmanlı’nın ezdiği, her fırsatta katlettiği bu halk, kurtarıcı olarak gördüğü Safeviler’e açık destek verdikleri için Safeviler’e verilen Kızılbaş adı bunlara da verildi. Yani artık onlar da Kızılbaştı. Ancak Ebu Suud fetvaları ve diğer karşı propaganda yöntemleriyle pejoratif anlam yüklenen ve doğrudan öldürülme gerekçesi sayılan Kızılbaşlık adı yerine daha sonra Alevi adı benimsendi.

Aleviler’in Ali ve Ehli Beyt sevgisi, Alevi adını almadan öncesine gider. Emeviler’in zorla Müslüman yaptıkları halklar, bir yandan çaresiz kalıp bu aidiyatı kabul ederken, bir yandan da Ehli Beyt yanlısı olup, Emeviler’e muhalefetlerini sürdürmüşlerdir. Özellikle Emeviler’in “Mevali” (köle) olarak adlandırdığı Arap olmayan Müslüman halklarda, İslam’da iktidarın doğal sahibi ve zalim Emeviler’in anti tezi olan Ehli Beyt soyu kutsanıp, yüceltilmiştir. Anadolu’da yakın zamanlarda (daha çok 19. yüzyıldan itibaren) Alevi adını alan inanç topluluğunun bu adı almasında da söz konusu sevgi ve Emeviler’le özdeşleştirdiği Osmanlı’ya tepki etkili olmuştur. Ancak Aleviler, bu sevgide “La ilahe illa Ali” diyecek kadar ileri de gitseler, gerçekte ne Ali’nin yaşadığı ve tebliğ ettiği dini benimsemiş, ne de tarihte etiyle kemiğiyle yaşayan Ali’nin neye inandığını, nasıl ibadet ettiğini araştırmışlar. Onlar, kendi muhayyilelerinde, inançlarının değerlerini yükledikleri, Ali bin Ebu Talip’le hiç ilgisi olmayan, üstün erdeme, ilahi vasıflara sahip bir Şah-ı Merdan Ali kavramı yaratmışlardır.

Aleviler, “Emeviler’den nefret”ten, Ehli Beyt’e sevgiyi ürettiler. Kendilerini sürekli kırıma uğratan, her devirdeki kan içici “Yezit”lere karşı Ali’yi siper edindiler. Ali’yi Yezit’in, Muaviye’nin anti tezi olarak benimseyip, bağırlarına bastılar. Aleviler güçlüden değil, “haklı”dan yana oldular. Ezenden değil, hep ezilenden yana oldular. Aleviler’in çok partili siyasal süreçte de ezilenden yana olarak gördükleri sol siyasetlere yönelmelerinde de bu refleksleri etkili olmuştur.

Kavram kargaşası sürüyor

Alevi-Bektaşiliğin geleneksel örgütsel yapılanması ortadan kalktığı için, gelinen noktada Aleviler kendi inanç sistemlerini zahirine bakarak tanımlamaya çalışıyor. Alevilik tarihsel süreçte, gerçekte olduğu gibi görünememiş (görünseydi, bugüne kadar gelemezdi). Bu yüzden günümüzde Alevilik bazı mensupları tarafından artık “göründüğü gibi” algılanıyor. (“Biz İslamız”, “İslam’ın özüyüz”vb.)

Günümüzde “Alevi-İslam”, “Alevilik İslam’dır”, “Alevilik İslam’ın özüdür” ifadelerinde kendini gösteren zihniyet, Aleviler’i asimile etmek isteyenlere hizmet ediyor, asimilasyona ivme kazandırıyor.

Bu tanımlamalar akla şu soruları getiriyor: Alevi-İslam modeliyle, bir kavramın karşıtından, ikizi mi yaratılıyor? Binlerce yıllık kadim inanç sistemi 1400 yıllık bir dinin içine hapsedilerek, Sünnilik ve Şia’nın yanında üçüncü bir “İslami” ekol mü oluşturuluyor?

Aleviliği masaldaki kuşa benzetiyorum. “Kanatları mücevherden, uçuşu rüzgardan hızlı, sadakat, saflık, hakkaniyet ve zarafet”in timsali olan bu Zümrüd-ü Anka’nın, küllerinden yeniden hayat bulacağına inanıyorum.

Naki Bakır

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.05.2019, 19:10   #4
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,


Hepimizin de bildigi gibi, BATTAL GAZI Turkiye genelinde, Bizanlara karsi mucadele veren TURK kimligine sahip Turk Akincilari, Turk Yigitleri vs vs vs olarak lanse edilmeye calisilan YINE ASIMILE POLITIKALARININ devami olan barbarligin en guzel aciklamasi olasa gerek.

Eger Spartacus, Demirci Kawa vs vs gibi tarihte isimlarini yazdirmis Halk Kahramanlari Anadolu bolgelerinde mucadele vermis olsalardi, Bugun Onlarda Birer TURK veya Musluman olarak lanse edilmeye calisilip sahiplenecekleri kensindir...

BATTAL GAZI`nin yasadigi tarih ile Turklerin Anadoluya gelis tarihler arasinda buyuk fark olmasina ragmen, Gunumuzde Cuneyt Arkin basrol oynadigi filimlerle TURK Irkciligi beyinlere kazimak adina her turlu oyunlara bas vurulmasi, IRKCILIGIN VE MILLIYETCILIGIN BASLI BASINA BIR KIZAMIK HASTALIGINDAN IBARET OLDUGUNU GORMEMEK ICIN KOR OLMAMIZ GEREKIR.....

Battal Gazi

Battal Gazi veya Seyyid Battal Gazi, 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Malatya Serdarı Hüseyin Gazi'nin oğludur. Annesi Saide Hatun Türk asıllıdır. Battal Gazi Malatya'da doğmuştur. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyehatnamesinde bahsedilmektedir.Malatya'da doğduğu yere kendi ismi verilmiştir. Annesi Saide Hatun ile eşi Zeynep Hanım'ın ve iki oğlunun ve Torunu Vaiz Baba Türbeleri'de Malatya(Battalgazi)'dedir. Amcası Hasan Gazi'nin Türbesi İse Malatya Darende'de bulunmaktadır. . Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.

Battal Gazi Destanı'nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul'u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal'ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul'a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon'dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon'un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon'un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi'nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi'nin doğum yılının 690-695 civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi'nin 740 yılındaki Afyon (Akroinon) Savaşı'nda öldüğü konusunda tarihçiler mutabakata varmışlardır. [kaynak belirtilmeli]

740 yılında Eskişehir'in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu'da İslamın yayılmasına büyük katkıları olmuştur. [kime göre?]

Seyyid Battal Gazi, İslam peygamberi Muhammed'in torunudur. Kendisi Emevi komutanı değildir. Ama Emevi ordusunda görev almıştır. Abdülvehhab Gazi, Muhammed'in de aldığı emaneti yaklaşık iki yüzyıl sonra Seyyid Battal Gaziye teslim etmiştir. Seyyid Battal Gazi Aleviler için serçeşmedir. Seyyid Battal Gazi'nin torunları Amasya Merzifon'da, Eskişehir Seyitgazi'de ve Malatya civarında yaşamaktadır. Kendisi Ayasofya Kilisesine (camisine) giren ve o zamanın düşman komutanı Leon'un korkusuna sebep olan seyyiddir. Halen Malatya, Eskişehir yörelerinde Battal Gazi soyundan olan insanlar vardır.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yukaridaki Alintidan yola cikacak olursak, Seyyid Battal Gazi, Islamin peygamberi olan uckur duskunu Muhammed`in TORUNU oluyor!!!!!!!
Kaynak veya belge olmamasina ragmen, boylesi bir iddanin temel amaci, Seyyid Battal Gazi`nin halk kahramanligini suc makinasi ISLAMI yuceltmek icindir....

Anadolu Aleviliğinin “serçeşmesi” kabul edilen Battal Gazi 8. yüzyılda (Türkler gelmeden 300 yıl önce) yaşamıştır ve Paulikien diye adlandırılan Batıni inançlı Anadolu halkına mensuptur. Malatya’yı alarak Bizans sınırlarına dayanan İslam ordularıyla ittifak yapan bu halk, Araplarla bir olup, kendisini sistemli olarak kıran, kıyımlara uğratan Bizans’a karşı savaşmıştır. Arap kaynaklarında Battal Gazi olarak geçen ve Arap asıllı olmadığı vurgulanan bu zat, Bizans kaynaklarında Chrysocheir olarak yer alır. Babası Hüseyin Gazi de aslında, Bizans’a karşı savaşırken Ankara yakınlarında şehit düşerek bir tepeye gömülen (Bugünkü adıyla Hüseyin Gazi Tepesi) Carbeas’tan başkası değildir. Bizans’a göre Paulikienler “sapkın Hıristiyanlar” dır, bunlar “mum söndü” yapar, kiliseye gitmez, kendi dua (cem) evlerinde ibadet ederler, “katli vacip” bir halktır. Bu insanlar İslam tabiyetine girip, Arap adları alsalar da, kendi inançlarını sürdürmüş, Müslümanlık sadece (zahiri) görüntü olmaktan öte gitmemiştir bunlar için. Sonraki yüzyıllarda gelen ve yine Batıni inanç çizgisindeki bazı Türkmen ve Kürt aşiretleriyle kaynaşan Paulikienler, büyük ölçüde bugünkü Anadolu Aleviliğini ve Alevilerini oluşturmuştur. Paulikienler’e “Heterodoks Hıristiyan” deniliyordu, bugün de Aleviler’e “Heterodoks İslam” deniyor. Ne tesadüf!…Paulikienlerin en yoğun olarak yaşadığı yerlere dikkat edin: Malatya, Sivas, Dersim… Sırasıyla Arguvan ve Diviriği’yi başkent yapmışlar. Divriği kalesini onlar inşa etmiş. Bogomiller, Albigenler, Tundrakiler…bunların değişik coğrafyalara sürülen akrabalarına verilen isimlerdi.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.05.2019, 19:14   #5
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bektaşî inancı

Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
Nusayrî inancı ile karıştırılmamalıdır.
Başlığın diğer anlamları için İmâmet (İsmâilî-Pamir Alevîliği i'tikadı) sayfasına bakınız.
Başlığın diğer anlamları için İmâmet (İsnâ'aşerîyye-Anadolu Alevîliği i'tikadı) sayfasına bakınız.
[göster]Bismillahirrahmanirrahim

Şiilik ile ilgili bir dizindir.
İsnâaşeriyye
Hallâc-ı Mansûr’un Abbâsî Halifesi Mûktedir Bi’l-Lâh’ın emriyle[1] infâzı, (26 Mart 922, Bağdad).

Hurûfî-Bektâşî inancı Hurûfîlik akımı İranlı bir Şiî mutasavvıf olan “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından kuruldu.[2] Helep sınırlarından Batı Anadolu’ya doğru hareket eden “Hurûfîler” Seyyid Nesîmî’nin H. 820 / M. 1417 yılında Halep’te i’damından sonra Irak’tan Azerbaycan’a, ve oradan da Doğu Anadolu’ya kadar olan bölgelerde Hurûfîliği yaydılar.[3] Nesîmî’nin Divânı ve menâkıbnâmesi birçok mutasavvıf için iyi bir kaynak ve sermaye teşkil etti. Nesîmî, daha Fadl’Allah Yezdânî’nin “Hurûfîlik” mezhebinin ortayha çıkmasından beş asır önce yaşayan Hulûl ve ilhada yönelik söylemleri nedeniyle de ayni âkıbeti paylaşmış olan Hallâc-ı Mansûr’un muıkibi olarak telâkki edildi. Aslen İbâh’îyyûn olan “Hurûfîler”, ayni zamanda Mücessime’den olduklarından ötürü Cenâb-ı Hakk’ı cisim olarak, Bâtınîliğin esas umdesi olan hulûle olan inançları nedeniyle de “Fadl’Allah Hurûfî” şeklinde tecelli ettiğine i’tikat ederler.[2][4]
Ayrıca bakınız: İbahilik, Hurûfîlik, Hülul, Bektâşîlik ve Tenasüh
İçindekiler

1 Hallâc-ı Mansûr[5][6]
2 Hurûfî âkaidi
2.1 Noktacılık
2.2 Cabbalisme
2.3 Yahudilik ve Hurûfîlik
2.4 Sufîlik ve Hurûfîlik
3 Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri
3.1 Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması
3.1.1 Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği
3.1.2 Balkan ve Arnavut Bektâşîliği
3.2 Hurûfî – Bektâşîliğin “Bâtınîler” ile ortak yanları
3.2.1 “Alâ Zikrihi’s-Selâm Hasan Sâni” ve Elemût Bâtınîleri tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı
3.2.2 “Fahr’ed-Dîn-i Acemî” ve Hurûfî-Bâtınîler’in Edirne’de ateşe atılmaları
4 Bektâşî i'tikadının oluşum sürecinde geçirdiği evreler
5 Kaynakça

Hallâc-ı Mansûr[5][6]

Bektâşî an’anesine göre Hulûl ve ilhad ihtivâ eden söylemleri nedeniyle H. 309 / M. 922 yılında zındiklikten i’dam edilen Hallâc-ı Mansûr da “Seyyid Nesîmî” ile ortak bir âkidenin kurbanı olması sebebiyle “Hurûfîler” tarafından yüceltilmektedir. Bu hâdise bütün mutasavvıflar tarafından gerek şiir ve edebiyât âleminde bir ıztırap ve acı konusu olarak ve gerekse onun “En-el Hak” sözünün işaret ettiği “Vahdet-i Vücud” dâvasıyla alâkalı olan örnekler arasında sıklıkla bahsedilmektedir. Diğer taraftan, Rıfâ’îyye Tarikâtı Pîri Ahmed er-Rıfai ise Hallâc’ı yermiş, ve Hallâc’ın sözlerini küfriyât olarak nitelendirerek onun evliyâlığını dahi şüpheyle karşılamıştı.[7] Ayrıca, H. 904 / M. 1499’da Sultan Hüseyin Baykara tarafından vezirliğe getirilen Emîr Kemal’ed-Dîn Hüseynî, hazırladığı Mecâlis’ûl-Uşşâk adlı eserin bir faslını Hallâc’a ayırmıştı. Kabri Bağdad’ın batısında Ma’ruf Kerhi’nin meşhedi yanındadır.[8]
Ayrıca bakınız: Bâtınîlik, Hallâc-ı Mansûr, En-el Hak, Nesîmî ve Hurûfîlik
Hurûfî âkaidi

Hurufi-Bektaşi Dervişi Gül Baba'nın Budapeşte, Macaristan'daki Türbesi.
Miftahʾul-Gayb'ın yazarı Gül Baba, Kur'ân-ı Kerîm'in Bâtınî tefsiri konusunda bir Hurufi Üstadı idi, ve daha sonra türbesi önemli bir Ziyaret/Hac yeri oldu.
Seyâhatnâme yazarı Evliya Çelebi'nin naklettiğine göre, Gül Baba'nın Macaristan-Budapeşte'de kılınan Cenaze namazına 200,000 den fazla Müslüman katılmıştı.
Kur'ân-ı Kerîm'den alınma birçok "Âyet-û Mûkattâ'at" tabudunun üzerinde bulunan örtüye dokunmuştur.
Gül Baba Macaristan'ın fethi üzerine Kanuni Sultan Süleyman tarafından Budapeşte Velîsi ilân edildi.
Üstteki resimde İslam hat sanatı ile türbesinin duvarlarına çiniler üzerine simetrik olarak yazılan "Lâ-İlâhe-illâʾl-Lâh" (sağ tarafta) ve "Muhammedû'n-Rasulû'l-Lâh" (sol tarafta).
Gül Baba Türbesi'nin avlusu.

“Hurûfîler”, Kur'an-ı Kerîm üzerinde çok zaman harcamışlardır. İslâm’ın resmî sınırlarının dışına çıkmamış görünmek maksadıyla, mûhkemâtı müteşâbihâtın yerine müteşâbihâtı da mûhkemâtın yerine koymak suretiyle pek çok hurûf ve hesaplamalar yaparak çeşitli te'vil şekilleri icâd etmişlerdir. Hurûf hakındaki tefsirât-ı Bâtın’îyye’ye göre:

İnsan yüzündeki hatlar ile hurûfâtın eşkâli arasında bazı alâkaların bulunduğu inancı vardır. İnsan vücudundaki her uzuv bir harfe karşılık gelmektedir. Ayrıca, her uzuv kâinattaki bir tecellînin misalidir. Örneğin, Cesetsiz rûh olmadığı gibi harfsiz de mâna yoktur. Hurûfât ise mânaların cesedidir.
Arş, zekâ ve ruhun yansıdığı cephedir. Cennet, Cehennem, Sırat, Arafat, yer gök, cin, melek ve benzeri her şey de karşılığı olan tek bir harf ile temsil edilir.
Hurûfîliğin nazariyesine göre insan gözünün biri Cebrail diğeri de Azrail’dir. Cebrail Ali’yi, Azrail’de Muhammed’i temsil etmektedir. Âdem’in yüzü Vech’ûl-Lâh’tır. “Kâb-ı Kavseyn” ise insanın iki kaşıdır.
Bu ilişkilerden anlam çıkarmak için bazı hesap ve te’viller yapılmaktadır. Örneğin, Kur'an-ı Kerîm’de ne kadar “Fadl’Allah” ve “Fazıl” kelimesi varsa hepsi de beklenen Mehdi olan Fadl’Allah Yezdânî’ye delâlettir.[2]
Nübüvvet yirmi sekiz Hurûf-u Câmi’dir. Bu nedenle de ümmîdir. “Hurûfîler” bu yirmi sekiz Arab harfine “Kelime-i Muhammedî” adını verirler. Kur'an-ı Kerîm Velâyet’in Dûnun’undan olan Nübüvvet’e özgü olarak yirmi sekiz hurûf ile indirilmiştir. Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin bu harflere eklediği dört harf “g”, “j”, “ç”, “p” ile birlikte oluşan otuz iki harfe ise “Kelime-i Âdemîyye” adını verirler. Böylece “Veli” de tam otuz iki hurûfa mazhar olmuş olur.
Esrâr-ı Hurûf’a vakıf olanlar “Zümre-i Nâciye” olarak adlandırılan seçkinleri oluştururlar. Bu sınıfa dâhil olamayanlar ise hüsrânda kalmış olanlardır.
Kur'an-ı Kerîm iki kısımdan müteşekkildir. Birinci kısım esrar ve mânayı içeren mûhkemâttır. İkincisinde ise dört hurûftan ibaret olan Velâyet te onun içine dâhildir. Kur'an-ı Kerîm, mûhkemât, ve sûrelerin başında anlamları bilinmeyen “Elîf-Lâm-Mîm”, “Elîf-Lâm-Mîm-Sâd”, “Elîf-Lâm-Râ”, “Elîf-Lâm-Mîm-Râ”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd”, “Tâ-Hâ”, “Tâ-Sîn-Mîm”, “Tâ-Sîn – Bunlar sana Kur'an’ın ve apaçık bir kitâbın âyetleridir.”,[6][9] “Yâ-Sîn”, “Sâd – Bu öğütle dolu Kur'an’a bak!”, “Hâ-Mîm”, “Ayn-Sîn-Kâf”, “Kâf – Şanlı Kur'an’a andolsun!”, “Nûn – Kaleme, ve kalem ehlinin satıra dizdiklerine ve dizecekleri Hakk’îy-Çün!” gibi ya sadece harflerden oluşan ya da başlarında tek harf ihtivâ eden müteşâbih diye nitelendirilen âyetlerden oluşmaktadır. (Hurûfîler bu noktada anlaşılması güç birtakım hesaplar yapmak suretiyle her şeyin mânasını değiştirerek başka bir hâle koyarlar). [10]
Bu yukarıda sıralanan ve Kur'an’daki yirmi dokuz sûrenin başında yer alan on dört mücerret kelime “Kelâm-ı Mahfûz” niteliğinde olup Hurûfîliğe göre Bâtınî mânalara hâizdir. Örneğin, “Ayn-Ali/İlîm”, “Mîm-Muhammed”, “Nûn-Nokta”, “Kâf-Hakk/Allah”, “Hı-Hızır”, “Sîn-Arş/28”, “Sâd-Salât”, “Lâm-Levh” demektir.
Ebced hesabından başka birde “Hesâb-ı Cümeli” vardır. Bu hesapta her harf yalnız bir adede karşılık gelir. Daha ayrıntılı Hurûfî hesap sistemleriyse “Hesâb-ı Tafsili” ve “Cümel-i Kebîr” olarak adlandırılır.

İslâm’ın zâhir hükümleri Hurûfîler’in gözünde hiçbir değer ifâde etmez. Irak Nebtî ve Kermâtîleri ile Suriye Nusayrîleri ve İran Şîʿa-i Bâtın’îyye’si ve bilumum Dürzîler bu hususta bir benzerlik göstermektedirler.[10]
Ayrıca bakınız: Karmatîlik, Dürzîlik, Nusayrîlik, Hurûfîlik ve Bektâşîlik
Noktacılık

Fadl’ûl-Lâh Yezdânî’nin vefâtından sonra müridi “Ubeyd’ûl-Lâh Mahmud” aynen Bâtın’îyye gibi İbâh’îyyûn olan “Nokta” mezhebini ortaya çıkardı. Ubeyd’ûl-Lâh’a göre birçok noktanın birleşmesiyle meydana gelen harfler, mânasız birer gölge olup esâs olan noktadır. İmâm Zeyn el-Âb-ı Dîn’nin “En-Noktat’ûl-İlm’ûn” sözünün delâlet ettiği varsayılan harflerin vücutları mutlaka nokta ile kâimdir. Hattâ, “Vücûd-û Mutllâk” mertebesine delâlet etmek maksadıyla İbranîler’in Kabalâ’sının ikinci kitâbı olan Zohar da, Tevrat’ta nakledilmek üzere İbrânî alfabesinin en küçük harfi olan “Yu-Jode” yani “Lâfz” ile tabir edilmektedir.[11][12][13]
Ayrıca bakınız: Nûktâv’îyye, İbrani, Kabbala, Zohar ve Tevrat
Cabbalisme

Yahudi Cabbalisme’i Mukaddes Kitâb’ın biri zahirî ve öteki bâtınî iki ayrı mânasının bulunduğu esâsından yola çıkar. Bâtınî mânası kelimeler ve harflerin derûnî mânasıdır ki, bunun herkes tarafından anlaşılması mümkün değildir. Hurûfîlik’te kullanılan “Kelâm-ı Mâhfûz” (logos endiathetos) ve “Kelâm-ı Melfûz” (logos prophorikos) ayrımı bu usulden gelmektedir. Kabalizm etkileri tasavvufa ilk defa “Hâkim Tırmızî” aracılığıyla girdi. “Sabiî Akımları ve Harraf Mektebi” aracılığıyla Fârâbî’nin de haberdar olduğu bu “Kabalizm Cereyanları” “İhvân’ûs-Safa Risaleleri” üzerinde bir hâyli etkili olmuştur. Fakat “Bâtınîler”, “Hurûfîler”, “Nôktâvîler”, ve bu vesileyle de “Bektâşîler” üzerindeki tesirleri çok daha fazla olmuştur.
Ayrıca bakınız: Hâkim Tırmızî, Fârâbî, İhvan-ı Safa, Bâtınîlik, Yahudilik, Kabbala ve Hurûfîlik
Yahudilik ve Hurûfîlik

Hurûfîlik mesleği Yahudilerin Kabal ve “Neveflâtunî” âkideleriyle şerh ve imâları temeli üzerine inşa edilmiş bir halita demekti. Yahudilerin “Kabalâ Mezhebi” ile ortaklık arzeden Hurûfî talimâtının en önemli ana kaynağı İbrahim peygambere ait bir muhaverede aşağıda ana hatları verildiği şekliyle şöyle açıklanmaktadır:

Sifr’in nakline göre bütün kâinat Kelâm’ûl-Lâh’ın suret ve timsalidir. Kelâm ise İbranî alfebesinde mevcut olan “yirmi iki” harften müteşekkildir.
Munzâm olan “On” kadar “Aded-î Asliye” ile birikte toplamı “otuz iki” eder. Allah bütün âlemleri bu otuz iki harf ve adetten yaratmıştır.

Dolayısıyla Hilkât’in sırını idrak edebilmek için bu yirmi iki harf ile on kadar adedin Esrar ve Havass’ına dikkat etmek gereklidir. Bu harflerin içerdiği önem ise aşağıdaki şu sözlere dikkat etmek suretiyle anlaşılabilir:

“Cenâb-ı Hak”, “Cenâb-ı Rabb’ûl-Cüyûş”, İbranîler’in Tanrısı “Hâyy’û-Kâyyûm” ve “Sultân-ı Cihân Allâh’ûr-Râhman’ûr-Râhîym”.
“Allâh’û-Teâlâ’lem-Yezel”, Yahudiler’in Kabalâ Mezhebi’nin ana âkidesinine göre “Allâh’û-Celle-Celâle’hû” nâm-ı ibtisâmını yukarıda sıralanan bu harfler ve adedler aracılığıyla teşkil buyurmuştur.[14]

Ayrıca bakınız: Şiîlik, Hurûfîlik, Yahudilik, Sufilik ve Bâtınîlik
Sufîlik ve Hurûfîlik

Çoğu sufîlerin hurûfun çeşitli şekillerine atfedilen sırlara ilgili tefsirleri “Hurûfîlik” gibi karıncalı i’tikadların zuhur etmesine yönelik teşvikkâr yollar açmıştır. Hurûfî Mezhebi ile alâkalı olan bazı ıstılahat, kendisini mutasavvıf olarak tanıtan şairlerin hemen hemen büyük bir kısmı tarafından kabul gördüğünden yazmış oldukları eserler, hurûfâta dair pek çok rümûzâtla doludur. Sufî Edebiyâtının meşhur şâirlerinden olan ve Hurûfîliğe intisap etmeyenlerin dâhi hurûf ve kelimâtın rümûz ve işâretlerinin mânalarına değinen birçok şiirleri mevcuttur. Hattâ Muhy’id-Dîn İbn Arabî’nin Şecere-i Numânîyye’si, Şerâf’ed-Dîn Ahmed Bunî’nin Esrâr-ı Hurûf’u ve bu konuda daha birçok âlimlerin sınıflandırmalarından anlaşıldığına göre i’tikaden kendilerinden asla şüphe edilmesi mümkün bile olmayan bazı meşhur mutasavvıfların dahi eserlerinde hurûfla ilgili gizemli ifadeler kullanmaktan kendilerini alamadıkları görülmektedir.

Mezheben Hurûfî olan mutasavvıfanın divanları titizlikle incelenirse bunların muhteviyatlarında hurûfa esrar atfeden birçok şiirleri de ihtivâ ettikleri anlaşılır. Gerek İran’da ve gerekse Anadolu’da yaşayan Hurûfîler arasında “Üsküdarlı Hâşım Baba” gibi şairler ortaya koydukları eserler aracılığıyla bu mezhebin etrafa yayılması ve yüceltilmesi için bir hâyli hizmet etmişlerdir. Hattâ Noktacılığın tesiri altında kaldığı anlaşılan meşhûr sûfîlerden “Seyyid Ali’ûl-Hemedanî” bile, Vücûd-û Mutllâk’ı “nokta” tâbiriyle zikretmektedir.[15]
Ayrıca bakınız: Bâtınî, Sufilik, Ekberilik, İbn Arabi ve Hurûfîlik
Hurûfîliğin Bektâşîlik üzerindeki etkileri

Ana maddeler: Hurûfîlik, Bektaşilik Tarikatı, Safeviye Tarikatı ve Safevî Devleti

Anadolu’da 13. Asra damgasını vuran Babâîlik hareketinin devamı niteliğinde olan ve İran Râfizîliği’nin yayılmasına hizmet eden en büyük tarikât, 14. Asrın sonlarında ortaya çıkan Şiîliğin Hurûfîlik mezhebinin şiddetli tesirleri altında fa’aliyetlerini sürdüren Bektâşî Tarikâtı olmuştu.
Ayrıca bakınız: Nesîmî ve Hallâc-ı Mansûr
Hurûfîler’in Hacı Bektâş dervişleri arasına sızması
Bektâşîlik ve Kızılbaşlık’ta kendisine İsmet (Günahsız) sıfatı atfedilen Ali[16] tasviri; İslam peygamberi Muhammed’den sonra İslâmiyet’i kabul eden ilk erkek olarak resmedilmiş.

H. 796 / M. 1394 yılında Hurûfîlik akımının kurucusu “Fadl’Allah Yezdânî” i’dam edilince[2] başta damadı[17] “Ali’ûl-A’l┠olmak üzere Hurûfîler’in çoğu Kırşehir’deki Hacı Bektâş Dergâhı’na sığındılar. Böylece Hurûfîliği Kırşehir’de Hacı Bektâş Tekkesi’nin yoldaşları arasında Hünkâr’ın tâlimatı diyerek yaymaya başladılar. H. 822 / M. 1419 yılında vefat eden ve kendisini Hacı Bekt⺒ın hâlifesi olarak tanıtan “Ali’ûl-A’lâ”[17] adındaki bu Hurûfî-Babasının bütün tâlimatı günümüzdeki Bektâşî inanışlarıyle tam bir ittihad göstermektedir.[17] Aynı zamanda bu tarikâta, “Âşık” adı verilen ellerinde saz ve koltuklarında şarap tulumbaları taşıyan şahsiyetleri getirenler de Hurûfîler’dir.[11][12]
Hurûfî – Bektâşîliğin i’tikadî kimliği

Bütün “Şîʿa-i Bâtın’îyye” kollarında olduğu gibi Bektâşîler de kendi içlerinde mürid, baba, dede baba gibi ayrı ayrı rütbelere hâiz bazı basamak ve makâmlara bölünmüşlerdir. Çeşitli din ve âkidelerin serpilmiş tohumlarından pek çok örnekler ihtiva ettiği gibi bir ucu Hint felsefesine dayanan tenasüh ve hulûle inanmak ve tüm canlı mahlûkâta karşı aşırı saygı duyguları beslemek Bektâşîliğin ana ilkeleri arasında yer alır. Bektâşî İlâhiyâtı Vahdet-i Vücudun neff-i vücuda kadar vardığı gibi Hristiyanlık ile de ortak tarafları mevcuttur. İslâmiyet’in ruhbaniyet ve keşişliğe şiddetle muhalefet etmesine karşın Bektâşîler de tam aksine evlenmenin aleyhine tavır alır, ve alâmeti tecrit olarak da Balım Sultan türbesinin eşiğinde kulakları doldurarak Menkûş takmak en yüksek Tevellâ ve Teberra’yı ifade eder.[18][19]
Ayrıca bakınız: Tevella, Teberra, Balım Sultan, Tenasüh ve Hülul
Balkan ve Arnavut Bektâşîliği

Osmanlı İmparatorluğu devrinde Yanya’ya biâhare Manastır Vilâyeti’ne bağlı olan Avlonya kasabası Anadolu’daki Hacı Bektâş Ocağı’nın Dedebabalarının çoğunu yetiştirmekteydi. Bütün din ve mezheplere kendi kapısını açmış olan Bektâşîlik, İslâmîyet’in resmî i’tikadını tanımayan çeşitli din ve i’tikad mensuplarını da kendi hudutları içerisine almakta hiçbir sakınca görmemiştir. Geçmişte “Türkiye Bektâşîleri” arasında Katolik ve Ortadoksluk gibi Hristiyan dininin mezheplerinden olan Rum ve Ermenilere mensup Canlar, Babalar, Dedebabalar ve hattâ zâviye yöneten Hristiyan Bektaşiler’e sıkça rastlanmaktaydı. Anadolu’nun vaktiyle İslâm dinine girmemiş olan “Türk Hristiyanları” arasında da pek çok Bektaşileri vardı. Avrupa’daki Bektâşîliğin en çok geliştiği bu çevrelerde İslâmiyet duyguları pek zayıf ve gevşek olduğu gibi yaşamış oldukları Hristiyan memleketlerinde mevcut gâyr-i İslâmî bâtıl i’tikadların çoğunu da paylaşmaktadırlar. Toska Arnavutları’ın önemli bir kesimi mezheben Câferiyye Şiîliği’nden olup tarikâten ise Bektaşi’dirler.[20]
Ayrıca bakınız: Yanya, Manastır, Avlonya, Demir Baba Tekkesi ve Harabati Baba Tekkesi
Hurûfî – Bektâşîliğin “Bâtınîler” ile ortak yanları
[göster]Bismillahirrahmanirrahim

İslam Dîni İsmâ‘ilî Şîʿîliğiyle alâkalı bir dizidir.
Bâtınîlik-İsmaililik

Bektâşîliğin bütün an’anesi Bedr’îyye, Kalender’îyye, ve diğer “Şîʿa-i Bâtın’îyye” mezhepleriyle ortak bir cephe arzetmektedir. Fadl’Allah Hurûfî’nin Bektâşî öğretisi içine yerleştirmeyi başardığı âkaidin hâkim olduğu yörelerde vaktiyle Şeyh Halife ve Hasan Cevrî’nin müridleriyle diğer Şiî-Babalar tarafından serpiştirilmiş birçok i’tikatlar mevcuttu. “Bektaşilik Tarikatı” Hurûfî tesirlerine maruz kaldıktan sonra, Hurûfîliğin inanış ve kuramları hakkındaki esasları içeren Fadl’Allah Yezdânî’nin Câvidannâme’si[21], Şeyh Sâfî’nin Hakikâtnâme’si, Ali’ûl-A’lâ’nın Mâhşernâme’si, Emîr Gıyâs’ed-Dîn’in Üstüvânâme’si, Frişte Oğlu’nun Ahiretnâme’si ve yine bu konuda yazılmış olan Aşıknâme, Hidâyetnâme, Mukaddeme’t-ûl-Hâkayık, Muharremnâme-i Seyyid İshâk, Nihâyetnâme, Tûrabnâme, Miftâh’ûl-Gayb, Tuhfet’ûl-Uşşak, Risâle-i Nokta, Risâle-i Hurûf, Risâle-i Fazl’ûl-Lah, ve Viran Abdal risalesi[22] gibi eserler Bektâşî canlarının üstâdları tarafından hürmetle eller üstünde tutulmaktadır.
Ayrıca bakınız: Bâtınîlik, Kalenderîlik, Haşhaşilik, Hurûfîlik ve Bektâşîlik
“Alâ Zikrihi’s-Selâm Hasan Sâni” ve Elemût Bâtınîleri tarafından İslâmî ibâdetlerin ilgâsı

Hicrî 559 yılının Ramazan Ayı’nın On Yedinci günü 8 Ağustos 1164 tarihinde “Kıyâm-ı Kıyâmet” adıyla anılan günde “Alâ Zikrihi’s-Selâm Hasan Sâni ” Elemût Kalesi’de yapılan büyük merâsimde bütün dinî tekliflerin tamamiyle ilga edildiğini ilân etti. Verdiği beyânatta: “Ben İmâm-ı Zamân’ım, emir ve neyh’e ait ne kadar tekâlif mevcutsa hepsini lağvettim. Halk Bâtınen hüdâya merbut kalmalı, Zâhirde ise tamamen hürdür.”[23] Kur'an-ı Kerîm’de anlaşılan mâna zâhirî değil bâtınîdir. Böylece, “Bâtınîler” bütün dinî kayitleri ve hattâ içtimaî yükümlülükleri dahi istinasız kaldırıp atmışlardır.[24] Bu husustaki “Melâhide-i Bâtın’îyye” i’tikatı bütün “Hurûfi–Bektaşiler” tarafından da aynen paylaşılmaktadır. Hurûfîlik’te ise sadece haftada iki rek’at Cuma Namazı farzı kabul edildikten sonra geri kalan diğer ibâdet hükümlerinin tamamı ve bütün İslâmî mevzuatlar lağvedilmiştir.[25]
Ayrıca bakınız: Hasan-ı Sâni Alâ Zikrihi’s-Selâm, Kıyâmet-i Kûbrâ ve Namazın kaldırılması
“Fahr’ed-Dîn-i Acemî” ve Hurûfî-Bâtınîler’in Edirne’de ateşe atılmaları

Hurûfîler, Dokuzuncu Hicrî asır / On Beşinci Milâdî yüzyılda çok sıkı bir tâkibâta maruz kaldılar. Osmanlı hudutları içerisine İran’dan, Hindistan’dan ve Türkistan’dan bazı tuhaf âkideler taşıyan dervişlerin girmesi üzerine, hükûmet bu garip kılıklı ecnebiler aleyhinde soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. Çelebi Mehmed ve Sultân Koca Murad Sâni devirlerinde süregelen bâtınî telkinlerin tortuları bu yüzyılda tekrar hareketlenmeğe başlamışlardı. “Şekayık” müellifi İbn-i Hallikân’nın naklettiğine göre “Fahr’ed-Dîn-i Acemî” küfr ve ilhâd suçlamasıyla Edirne’de canlı canlı yakılarak ölüme mahkûm olan Hurûfîler’in ateşlerini tutuşturmaya çalışırken bu arada kendi sakalını da dağlamıştı.[26]

Bektâşî i'tikadının oluşum sürecinde geçirdiği evreler

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 04:01   #6
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 656
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 26
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 362
220 Mesajına 273 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevilik, ateizmi deizmi reddeder.
Pirimizin dediği gibi:
''Dinimiz muhammed dinidir
Tarikat altında geçer yolumuz.'' (pir sultan abdal)

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 04:10   #7
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar.

1400 yildan beri Ozellikle Cinsi Sapik ve Uckur Duskunu Barbar Islamin, Alevi Yasam Felsefesinin Uzerinde oynadigi oyunlar, Asimile politiklari, Katliamlar, Soykirimlar, Cinayetler, Horlamalar, Karalamlar, Iftiralar ve Yiginla haksizliklari saymakla bitiremeyiz.

Hacce Bektasi Veli, Hem Turk, hemde Muslumandi!!!!
Ebu Müslim Horasani, Hem Kurt, hemde Turk`du!!!
Hallac-i Mansur, Hem Musluman hemde Zerdust`tu
Yunus Emre , Hem Turkmen, hem Turk hemde Muslumandi!!!
Battal Gazi, Hem Turk hemde Muslumandi!!!!!!
Pir Sultan hem Turk hemde Muslumandi!!!!!
Nesimi, Hem Turk hemde Muslumandi!!!!
Taptuk Emre, Abdal Musa ve daha sayamadigimiz ALEVI KIZILBAS YOL ONDERLERIN, HEPISI, Hem Turk hemde Muslumandi iddalari, RIYAKARLIGIN VE SAHTEKARLIGIN EN GUZEL ACIKLAMASIDIR..
Alevi Yol onderlerin cogu bu SUC MAKINASI AHLAKSIZ INANAC TARAFINDAN HUNARCA KATLEDILMEMIS GIBI.... Piskince bir de sahip cikmalari ve kendilerinden biri oldugunu gostermeleri ICIMIZDE KANIYAN YARADIR....

Ozellikle icimizde cikan HINZIR PASALAR ve Alevilikle uzaktan yakindan ilgisi olmiyan Alevi Maskesi takip icimizde bizden biri olarak gorunenlerin verdigi zarar ve tahribatlarin boyutu tartisilmaz buyuktur.....

Hallac-i Mansur`u insanligin kabul etmiyecegi vahsilikle katleden, Islam ve ozellikle Hz. Muhammed denilen cinsi sapigin da soyu olan ABBASILER ve iktidarin bir makami Imamlik gorevine sahip olan kurum tarafindan hunarca katledilirken......

Nesimi yine bu kurum ve kurulus tarafindan DERISI DIRI DIRI SOYULARAK HUNARCA KATLEDILIRKEN.

Pir Sultan Abdal, Donemin Islam Halifesi olan Osmanli Tarafindan Hunarca Katledilirken.

Pir Seyit Riza, Fasist Irkci ve Milliyetci Mantik Tarafindan Yargisiz Infaz edilip, 80 binin uzerinde savunmasiz insanlar hunarca katledilip SOYKIRIM YAPILIRKEN...

Alevi Forum veya Alevi Sitesi olarak acilan sitelerde, Alevi Yol Onderlerine Saldirip Kendi Irkci, Milliyetci ve Gerici Fasist Yapilanmalarinida Oven ve Ovdurmeye zorliyan mantiga hizmet edenler, Yine bu fasist kohne duzenin bir oyunu oldugunu kavramiyanlar veya gormiyenler, seyirci kalanlar, KEKLIK CINSINDE OLDUKLARI ACIK VE NET ORTADADIR.....

Dun Hallac-i Mansur, Nesimi, Pir Sultan Abdal ve daha nicelerini hunarca katleden mantik Islamin Kendisi iken, Bugun O donem Yanlis Politikalarin vermis oldugu yanlis kararlar sonucu haksizlik yapildigini, insanligin kabul etmiyecegi bir durus sergilendigini soyliyen CINSI SAPIK ISLAM VE ONUN TEMSILCILERI.

Bugun DERSIM KATLIAMI (SOYKIRIM) GIRISIMIN DOGRU OLMADIGINI, YANLIS BIR POLITIKA OLDUGUNU soyliyen yine bu duzenin temsilcileri degilmidir?
DERSIM KATLIAMININ TEK SORUMLUSU ATATURK`TU, DIYE YINE BU DUZENIN SORUMLU GOREVLILERI DEGILMIDIR?

SONUC OLARAK,
INCINSEKTE - INCITMIYORUZ VEYA INCITMEYE YELTENMIYORUZ,
AMA
INCINE INCINE,
YAKILA YAKILA,
ASILA ASILA,
HUNARCA KATLEDILE KATLEDILE,
ASIMILE EDILE EDILE,
YOK OLMA ILE,
YOK EDILME ILE, KARSI KARISIYA OLDUGUMUZU GORMEK ZORUNDAYIZ.....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 04:40   #8
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 656
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 26
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 362
220 Mesajına 273 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bırakalım kaygusuz abdal cevap versin:

''Bir kaz aldım ben karıdan
Boynu da uzun borudan
Kırk abdal kanın kurudan
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz

Sekizimiz odun çeker
Dokuzumuz ateş yakar
Kaz kaldırmış başın bakar
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz

Kaza verdik birkaç akça
Eti kemiğinden pekçe
Ne kazan kaldı ne kepçe
Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz''

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 05:01   #9
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
slistre Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Alevilik, ateizmi deizmi reddeder.
Pirimizin dediği gibi:
''Dinimiz muhammed dinidir
Tarikat altında geçer yolumuz.'' (pir sultan abdal)


Bunlar Bitmez,
Bunlar bilincli olarak gorevlendirilmis, birer insanlik dusmanlaridir.
1400 Yillik asimile politikalrin surdurulmesi icin onursuzluk olan gorevlerini yerine getirmekle gorevlendirilmislerdir.

Pirlerim ve Yol Onderlerim, BEN TANRIYIM, TANRI BENIM, TANRI BENDE, BEN TANRIDAYIM, YARATAN VE YARADAN DA INSANIN KENDISIDIR
ENEL-HAQ Demistir...
insanligin kabul etmedigi iskenclerden gecmis, asilmis, dogranmis, yakilmis ve kulleri nehire atilmistir.
ENEL-HAQ Demistir.
Derisi yuzulmus ve defalarca Giydirilmis vahsice katledilmistir.

DINIM; SEVGIDIR.
OKUNACAK EN BUYUK KITABIM, INSANDIR...
Diyen Yol Onderlerim KARANLIKLARI AYDINLIGA CIKARMAK ADINA BEDEL VERMIS VERMEYE DEVAM EDIYOR....

HIZIR PASALAR VE ONUN ENIKLERI CIRPINDIKCA ARAP PISLIGIN ICINDE BOGULUP GIDECEKLERDIR.
CINSI SAPIKLIK VE UCKUR DUSKUNLUKLERI ILE BIRER INSANLIK DUSMANI OLARAK TARIHTE PISLIK OLARAK ANILACAKLARDIR....

ALEVILIK,
ELIMIZ HAKKIN KUDRET ELI,
YOLUMUZ SEVGI VE INSANLIK YOLUDUR.
GUZELIN,
DOGRUNUN,
GERCEGIN,
BILIMIN,
SEVGININ
DOGANIN,
HAKKIN,
HAKIKATIN,
EMEGIN,
PAYLASIMIN,
ESITLIGIN,
RIZALIGIN,
SAZIN,
SOZUN,
SEMAHIN,
OZUN,
SANATIN,
TARIHIN,
UMUDUN,
DIRENISIN,
BARISIN,
KAINATIN,
OCAGIN,
ATESIN,
ISIGIN,
GUNESIN,
AYDINLIGIN,
INSANLIGIN SEMBOLU ALEVI KIZILBASIZ.....

EZILENDEN, SOMURULENDEN, ZULUME, KATLIAMA VE HER TURDEN HAKSIZLIGA UGRIYANIN YANINDAYIZ....

CUNKU; VICDANIN KABUL ETMEDIGI ZULUMLERIN, HAKSIZLIKLARIN VE YANLISLARIN KARSISINDAYIZ.

CUNKU; INSANLIKTAN DAHA DEGERLI BIR SEYIN OLMADIGINI INANANLARDANIZ...

CUNKU; ENEL`HAQ, BEN HAKKIN KENDISIYIM, HAK BENIM, BEN TANRIYIM, TANRI BENIM, BEN TANRIDA, TANRI BENDEDIR, GERCEK TANRI INSANIN KENDISIDIR DIYENLERDENIZ.

CUNKU; HIZIR PASA BIZI BERDAR ETMEDEN, ACILIN KAPILAR SAHA GIDELIM DIYEN ONURLU DIRESIN SEMBOLUYUZ.

CUNKU; "YARIN YANAGINDAN GAYRI, HERSEY ORTAK OLMALI VE ORTAK PAYLASMALIYIZ DIYENLERDENIZ “

SENIN CENNET`IN,
BENIM ICIN; KERHANE VE GENEL EVIDIR. SEX MANYAKLIGI, SAPIKLIK VE INSANLIK SUCUDUR.

SENIN CEHENNEM`IN,
BENIM ICIN; ISKENCE HANEDIR, INSANLIK SUCUDUR.

SENIN PEYGAMBER MUHAMMED`IN,
COCUK TECAVUZCUSU, CINSI SAPIK VE UCKUR DUSKUNUDUR.

SENIN PEYGAMBER MUHAMMED`IN,
PIS NEFSINE HAKIM OLMAMIS, KENDI MANEVI KIZINA TECAVUZ ETMIS BIRIDIR.

SENIN PEYGAMBER MUHAMMED`IN,
KARDESIM DEDIGI KISIYE KIZINI VERMIS, (BIZDE IKRARIN KIZINI ALMAK VEYA VERMEK YOKTUR, 9 NESIL NESIL GECMEDIGI TAKTIRDE DUSKUNLUKTUR) ARAP ALI VE ARAP MUHAMMED ALEVI YASAM FELSEFESINDE KAPISINA BILE BAGLAMAZLAR.

SENIN PEYGAMBER MUHAMMED`IN,
EN YAKIN ARKADASI EBU-BEKIR`IN 6 YASINDAKI COCUGUNA GOZ DIKMIS, 9 (ADET OLDUGUNDA) YASINA GELDIGINDE TECAVUZ ETMIS BIRIDIR.

SENIN ISLAM DININ, GERCEK TANRININ VE YARATICI OZELLIKLERINE SAHIP OLAN "KADIN" DUSMANIDIR, KADINI SEYTAN GOREN, YATAKTA SEX ALETI, COCUK DOGURMA MAKINASI, EVDE CARIYE VE PARA KARSILIGINDA SATILAN BIR META OLARAK GOREN SUC MAKINASI VE INSANLIK DUSMANLIGIDIR.

SENIN ISLAM DININ, YER YUZUNDE SAVASLA BASLAMIS, SAVASLA DEVAM EDEN, YER YUZUNUN EN ASAGLIK VE EN VAHSI DINDIR.

Sonuc olarak bizim dinimiz, SEVGI VE INSANLIK YOLUDUR.....

ISLAM DENILEN SUC MAKINASI VE INSANILK DUSMANI YAPILANMA,
INSANLIGIN DOGUSUNDAN BERI VARLIGINI SURDUREN ALEVI YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUKTUR VE TABAN TABANA ZITTIR.

ISLAM DENILEN CINSI SAPIK, UCKUR DUSKUNU VE SUC MAKINASI, ELINE, BELINE VE DILINE SAHIP DEGILDIR.
DOLAYISIYLA, INSANLARIN BEYNINE ENJEKTE ETTIGI CENNET HEVESI, CEHENNEM KORKUSU OLAN ZEHIRIN SAHIBI, ISLAM DINI VE ONUN CINSI SAPIK PEYGAMBERINE BINLERCE KEZ LAHNET OLSUN

Hacı bilmem hoca bilmem
Beş vakit namazı kılmam
Ramazanda oruç tutmam
İslam bizim neremizde ?

Çarşafım yok türbanım yok,
Ehl-i sünnet fermanım yok
Arafat'ta kurbanım yok,
İslam bizim neremizde

Cemimde yok sazımda yok
Karımda yok kızımda yok,
kırpık sakal yüzümde yok
İslam bizim neremizde,


Dem çekerim dolumda yok,
Bilimde yok ilimde yok,
Türkçe duam dilimde yok,
İslam bizim neremizde

Mezhep deyip nifak sokmam,
Tekbir ile insan yakmam,
Tespihim yok takva takmam,
İslam bizim neremizde,

Kandilimiz gecemiz yok
Arapçamız hecemiz yok
Hülleyecek kocamız yok,
İslam bizim neremizde ?

Muhammet'le Ali öldü,
Soyu sopu sürgün geldi,
Meydan Muaviye'ye kaldı,
İslam bizim neremizde,

Ehl-i beyt benim dostum
Ezdiler bağrıma bastım,
Ben İslam'a çoktan küstüm,
İslam bizim neremizde,

Saltanatı halifesi,
Hiç tanımam neyin nesi,
İrticası, Kara sesi
İslam bizim neremizde,

Tutturmuşlar ehl-i sünnet,
Ne cehennem ne de cennet,
Kül köle değilim ümmet,
İslam bizim neremizde,

Tüm dinlerden alıntım var,
Şamanlıktan kalıntım var,
Çok üzgünüm anlatmak zor
İslam bizim neremizde,

Özümde benlik yazılmaz,
Kimseye kuyu kazılmaz,
İç abdestim hiç bozulmaz,
İslam bizim neremizde,

Arıyorum tarıyorum,
Can gözüm var görüyorum,
Gazi Metin soruyorum,
İslam bizim neremizde ?

Gazi Metin DEDE


Konu Raya Haq tarafından (14.05.2019 Saat 15:32 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.05.2019, 06:22   #10
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 656
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 26
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 362
220 Mesajına 273 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Evet, pir sultanlar bitmez!

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:48.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica