Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Güncel

Alevilik Güncel Alevilik ve Alevilerle ilgili güncel olaylar ve haberler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 21.08.2007, 04:47   #1
Yazar
heterodoks
Forumla Bütünleşmiş
 
heterodoks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.02.2006
Bulunduğu yer: Alem-i Cihan
Mesajlar: 4.071
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 95
İtibar Puanı: 692
heterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 660
683 Mesajına 1.610 Kere Teşekkür Edlidi


Arrow Serçeşme mi?, Şerçeşme mi ?

SERÇEŞME Mİ?, ŞERÇEŞME Mİ ?

ZEYNEL CAN

“SERÇEŞME” Alevi Öğretisinin en temel kavram-sözcüklerinden biridir. Hatta Alevilik adına üretilmiş bütün kavram ve değerleri içinde barındıran ANA NEHİRDİR. Yolculuk SERÇEŞME’den başlar.Bu öylesine bir nehirdir ki dolaştığı bütün mecralardan kendine kattıklarını tekrar aslına; yani Serçeşme’sine döndürerek durular ve yeniden mecrasına yolcular. Bu devinimi anlamayanlar yüzyıllar boyunca yapılan sistematik yok etme çabalarına karşın Öğretinin kendi özünü bozmadan nasıl yaşatabildiğini anlayamazlar. Onlar; gah coşup çağlayan, gah “karıncanın su içtiği” bir durgunluğa erişen, gah gözden kaybolup yeraltından tekrar yüzeye çıkarak akan bu ANA NEHİRE sızan acı bir su olmaktan öte geçemezler. Ama zararı yok; SERÇEŞME’nin bu döngüsü ve devinimi onları da arındıracaktır. Yeter ki; YOL’un özünü ve sırrını kavramaya yönelik bir çabaları olsun.

Sözlükte “ana kaynak”, öğretide HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ ve O'nun dergahı anlamına gelen SERÇEŞME anıldığı her deyişte ve cemde niyaz işaretidir. O yüzden de hiç kimsenin kendisine mal edemeyeceği ortak-temel bir değerdir.
Evet bazen bir sözcük veya kişilik bir öğreti için bu kadar önemli ve de değerlidir. Tıpkı SERÇEŞME, tıpkı HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ, tıpkı PİR SULTAN ABDAL, tıpkı PİR ABDAL MUSA daha niceleri gibi. O yüzdendir ki PİR SULTAN’nın kendi yetiştirmesi HIZIR’ın Osmanlı Paşası olup PİR’ini idam sehpasına gönderdikten sonra ‘HINZIR PAŞA’ olarak adlandırılması Alevi Tarihi açısından öğretici ve ibret vericidir.

Bu nedenle kendine ‘Serçeşme’ adını veren bir derginin bu derin anlam ve kutsallığın ağırlığına göre bir yayın çizgisi izlemesi beklenir. Aksi tutum bu değeri yaralar, dahası yozlaştırır.Ve ardından başlıktaki soru sorulur: SERÇEŞME Mİ, ŞERÇEŞME Mİ?

Bu soruyu sorduktan sonra kendine "Serçeşme" adını veren, sahipliğini sayın Ahmet Koçak’ın Genel Yayın Yönetmenliğini sayın Esat Korkmaz’ın yaptığı derginin Temmuz -2007- 31. sayısında sayın Ahmet koçak’ın kaleme aldığı ‘Pir Abdal Musa Sizi Islah Eylesin’ başlıklı yazıdaki iftira ve karalamalara cevap vermek bir zorunluluk olmuştur.

Öncelikle sayın Koçak’ın ABF, demokrasi ve alevi öğretisi üzerine verdiği, ‘derin bilgiler ve hikmetler’ içeren ve bu konulardaki ‘cehaletimizi’ bir nebze olsun gideren vaazı için teşekkür ediyorum. Eksik olmasınlar; feyiz aldık, irşat olduk. Benim açımdan bu yazılanların yanlış, eksik veya doğruluğu bir yana, eleştirel bir bakışı içeren görüş belirtmedir. Ancak durum bundan ibaret olsaydı hiçbir sorun olmazdı. Belki de cevap verme gereği bile duymazdım.

Bu yazıya cevap yazmamım asıl nedeni; kendisinin ‘Birlik Ceminde nahoş bir tavır’ alt başlığı ile dillendirdiği yaşananlara ilişkin çarpıtma ve iftiralardır. Bu iftira ve çarpıtmalar Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve benim şahsımda Alevi Hareketine karşı duyulan kin ve husumet duygularının dışa vurumudur. Bunun nedenlerini hareketin içinde olanlar gayet iyi biliyorlar. Bu ayrı ve uzun bir yazının konusu. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki ellerindeki dergiden aldıkları güçle kendilerini ‘aslan terbiyecisi’ yerine koyarak ‘istediğini istediği gibi hizaya getirme’ hevesleri hiç eksik olmadı bu arkadaşların. Federasyon seçimleri sonrası camia içinde yaşanan gerilimi kışkırtarak ‘horoz dövüşü’ seanslarına çevirme yoluyla tiraj elde etme hesaplarının boşa çıkması da arkadaşlar için derin bir hayal kırıklığı oldu. Örgütlülük ve mücadelenin hiçbir yerinde olmadan sorumsuz bir yayıncılık anlayışı ve sahte bir ‘doğrucu Davut’ edası ile “onların yazısını yayınladık ama cevap yazarsanız sizinkini de yayınlarız” kurnazlığının tuzağına düşmeyişimiz kin ve husumet olarak bize geri dönmüştür. Ekmek peşinde olanlar ekmeklerine yağ sürülmeyince düşman kesildiler. Hiç dert değil bu güne kadar göğüsledik bundan sonra da sorun olmayacak.

Gelelim sayın Koçak’ın çoğunluğu başka hiçbir tanığı olmayan ve sadece ikimiz arasındaki diyaloglara dayandırdığı iddialarına:

1-‘Ahmet Bey,sizi televizyonda izledim. Konuşmalarınızı beğendim. Lakin siz yanlış kişilerle geziyorsunuz. Bunu sizinle konuşmak isterim.’ Aramızdaki ilk diyalogun böyle geçtiğini iddia ediyorsunuz. Hafızanızı bir yoklayın: “Merhaba,Ahmet Bey” dedikten sonra kendimi tanıttım. ‘HBVD Antalya Şube başkanı olduğumu’ söyledim. ‘Televizyonda izlediğimi, konuşmanızı beğendiğimi, ancak derginin yayın politikası konusunda bazı eleştirilerim olduğunu bunu konuşmak istediğimi’ belirttim. ‘Etkinlikle ilgili hazırlıklar dolayısı ile gitmen gerektiğini’ belirttim ve uzaklaştım. Haziran başında Antalya’da sokakta karşılaştığım Esat Korkmaz ile 10 dakika kadar bu konu üzerine ayaküstü bir sohbet ettiğimizi kendisine sorarsanız - tamda bu konu üzerine-belki hatırlayacaktır. Benim meramım böyle bir fırsat yakalamışken uygun bir zaman yaratıp bu konuyu dostça konuşmaktı. Benim görüşmemeniz konusunda telkinde bulunduğumu iddia ettiğiniz bayanla hiçbir kavgam olmadı. Ortak dost ve mekanlardaki karşılaşmalar esnasında ‘zorunlu’ merhabalar haricinde herhangi bir diyalog ve sohbetimizde olmadı. Ben sadece örgütsel hiyerarşi ve disipline bağlı kalarak aramıza kalın bir çizgi çekmiştim. Genel Merkezimizin, sizin sözünü ettiğiniz ‘bayan’ ve o zaman ki dernek başkanı ‘bay’ hakkında vermiş olduğu ‘kesin ihraç kararı’ndan sonra hiçbir kavgaya meydan vermeden ama bu kararında doğruluğuna inanarak ve hep arkasında durarak görev yaptım. İhraç kararının ardından sözünü ettiğim bu iki kişi kendi derneklerini kurdular ve kendince yollarını çizdiler ve bugüne kadar böyle geldiler. Siz, söz konusu kişiler ile yol arkadaşı olmuşsunuz, derginin sorumluluğunu vermişsiniz, bana ne!.. bize ne!.. Sizin de belirttiğiniz gibi kimlerle arkadaşlık edeceğiniz konusundaki iradeniz hakkında hiçbir laf etmeyeceğimi beni tanıyan herkes bilir. Ama bu konudaki tavrımı Mehmet Turan Dede’ye sorarsanız size anlatır. Herkes kendi arkadaşını seçmekte elbetteki özgürdür; ancak unutmayın ki sayın Koçak ‘bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim’ sözü boşuna söylenmemiştir ve üzerine biraz düşünmenizi tavsiye ederim.

2-Gelelim Birlik Cemindeki olanlara. Cem başlamadan yarım saat önce cem alanındaki organizasyonla yakından ilgilenmek ve herhangi bir aksiliğe meydan vermemek için alandaki yerimi aldım. Ancak, Abdal Musa Kültürünü Yaşatma ve Tanıtma Derneği Başkanı sayın Ali Eriş telefon ederek acilen dernek bürosuna gelmemi söyledi. Ben ayrılırken karşımdan sayın Koçak’ın yol arkadaşı bayan ve yardımcısı cem alanına doğru gidiyorlardı. Durumun hassasiyetini bildiğim için telefonla sorumlu arkadaşımı arayarak herhangi bir tatsızlığa meydan verilmemesini ve ceme katılmalarına müdahale edilmemesini özellikle belirttim. Dönüş yolunda Birlik Cemini yürütecek olan Dertli Divani Baba telefon ederek cemin başlamak üzere olduğunu dernek başkanı olarak bir konuşma yapıp yapmayacağımı sordu. Bende böyle bir konuşma yapmamım uygun olmayacağını düşündüğümü gelip sadece ceme katılacağımı belirttim. Alana döndüğümde sizin yol arkadaşınız bayanın Post’a yakın bir yerde sanki organizasyonu kendileri yönetiyorlarmış gibi bir görünüm vererek ortalıkta dolaşması bütün arkadaşları son derece rahatsız etmişti. Örgütsel disiplin gereği benim gelmemi ve duruma müdahale etmemi bekliyorlardı.Yaptığı davranışın son derece tehlikeli ve kışkırtıcı bir davranış olduğunu en iyi kendisi biliyordu ve bunu sizden güç alarak büyük bir zevkle yapıyordu. Sözünü ettiğiniz bayana tamda sizin yanınızda - eğer işitme sorununuz yoksa ve de hafızanız sağlamsa- neler söylediğimi tekrar düşünün. Düşünmenize de gerek yok, işitme ve hafıza sorununuz olduğunu da zannetmiyorum. Benim kanım; yüreğinizin sağır vicdanınızın kör olduğudur. Eğer öyle olmasaydı, bu bayanı ortalıkta dolaşmadan cemdeki yerini alması yönünde ikaz ettiğimi, bunu yapmayınca ısrar etmem üzerine sizin ‘tamam siz geçin yerinize ben hallederim’ demenizin ardından yan tarafa geçip oturması ile bende ters yöne geçerek cemdeki yerimi aldığımı gayet iyi hatırlamanız gerekirdi. Sizde çekim hazırlıklarına devam ettiniz. Divani Baba ve arkadaşları cemi başlatmak üzere son hazırlıklarını yaparken o bayanın hızla yanıma yaklaşarak “ş e r e f s i z adam senin başına neler getireceğim, göreceksin.” diyerek uzaklaşırken bunu yakındaki herkes duydu. Yürekleri sağır, vicdanları kör olanlar dışında. Bu durum karşısında gösterdiğim metanet ve başkanlarına yapılan bu hakaret sonucunda müdahale etmeye kalkışan gençlerin göz göze gelmemizle nasıl yerinde çakılı kaldıklarını olayın yakınındaki herkes gördü. Ama siz görmediniz, duymadınız. Ardından yanınıza gelip ‘Ahmet Bey arkadaşınızın yaptıklarını gördünüz mü?’ diye sorduğumda ‘sizin aranızdaki meseleler beni ilgilendirmez’ deyip kestirip attınız. Oysa benim için ‘doğru bulmuyorum, cemden sonra konuşuruz’ demeniz yeterliydi. O anda kararımı verdim sayın Koçak: Sizin böylesine vahim bir olay karşında duyarsız kalmanız ve şahsi bir meseleymiş gibi görmeniz, bu çekimi yapmaya hakkınız olmadığını düşündürdü bana. Yine örgütsel disiplinin bir sonucu olarak herkesin gözü önünde yetkili arkadaşa verdiğim talimatla kamera bağlantınızı kestirdim. Bu günde çok doğru ve yerinde bir karar verdiğimden hiç şüphem yok. Yol için mücadele verenleri kendi örgütlediği etkinliklerde dahi böylesine pervasızca, yol düşkünlüğüne tekabül edecek raddede rencide edenler gerekli karşılığı alacaklar. Bu güne kadar gösterilen aşırı hoşgörünün yanlış anlaşıldığı görülüyor. Siz es geçmişsiniz ama cem boyunca Post’a yakın yere oturmanıza ve fotoğraf çekmenize müsaade ettik. Bu kadarını da hak etmediğinizi belirteyim. Şimdi düşünüyorum da; acaba bu güne kadar neleri duyup gördünüz de görmezden, duymazdan geldiniz ve yine neleri duyup gördüğünüz halde ters yüz edip de derginizde tefrika ettiniz? Yaşadıklarımız ve bunun üzerine yazdıklarınızdan anlaşılıyor ki yürek sağırlığı ve vicdan körlüğü sizde kronik bir hal almış olmalı. Öyle ki bu yaşananların hemen ardından sizin ‘yoldaşınız’, aynı zamanda o bayanın başkanı olduğu dernekteki yardımcısı bay tarafından yapılan sözlü hakaretleri de duymadınız. Daha doğrusu duymanıza o ‘hassas yüreğiniz, temiz vicdanınız’ el vermemiş olsa gerek.

Yaptığı hakaretlerden sonra kendi isteğiyle cem alanını terk eden bayanın yolda rastladığı M. Turan Dede’ye sarılıp ağlayarak ‘bizi cemden kovdular Dedem’ demesini ise yüzsüzlüğün, pervasızlığın, fütursuzluğun şirretliğe varan tezahürünün en uç örneği olarak yaşamım boyunca hiç unutmayacağım. Bu dramatik sahneden sonra sanmayın ki oyun bitmiş olsun. Amacı provokasyon olan bayan ve yardımcısı, Birlik Cemi devam ederken konser programının yapıldığı amfi tiyatroya giderek hiç programda yokken ‘semah’ ekiplerini sahneye çıkarıyorlar. Bununla da yetinmeyip sahne arkasında ‘ekibine’ gösteriyi sonlandırmamalarını, sürekli devam etmelerini işaret eden bayanın bu tutumu karşısında gençler ses bağlantısını kesip ‘ekibin’ sahneden inmesini ve programın tekrar kendi akışında devamını sağlıyorlar. Bu olay olduğunda ben orada yoktum. Haberimde yoktu. Bana durumu anlattıkların da ise ‘elinize sağlık gençler’ demekten başka bir şey gelmedi içimden. Görüldüğü gibi etkinliğin oluşumuna hiçbir katkısı olmayanlar, belirlenmiş programın hiçbir yerinde yeri olmayanlar, ısrarla bir sızma ve yarma harekatını gerçekleştirmek için yoğun bir çaba içindeydiler. Bu çirkin tertibin en yılmaz müttefiki olarak yazdıklarınız benim açımdan son derece anlaşılır bulunmuştur sayın Koçak. Ancak böyle iftiraların yayınlandığı bir derginin adının SERÇEŞME olmasına da gönlüm el vermediğinden bundan böyle tarafımdan Şerçeşme olarak anılacaktır. Kim bilir belki ilk çıkarken de niyetiniz oydu da ‘S’ harfinin altına nokta koymayı unuttunuz. Siz unutsanız da niyetiniz bunun deşifre olmasını sağlamada gecikmedi. Sadece ben değil gerçek yüzünüzü gören ve iftiralarınıza maruz kalanlar artık sizi gerçek isminizle anacak: Şerçeşme.

3-Genel başkanlardan talimat almamın neresini eleştiriyorsun sayın Koçak? Örgütsel bir yapı içerisindeki işleyişin size dokunan yanı nedir? Onlardan ‘komutan’ diye bahsederken bir yandan hedef göstermeniz, öte yandan beni küçük düşürmeye çalışan yaklaşımınızla doğrusu kifayetsiz bir polemikçi durumuna düştüğünüzün farkında bile değilsiniz. Bu yazıyı yayınlamadan önce sayın Esat Korkmaz’a okutsaydın, yazdıklarının Meksika parası ile beş Pezo etmeyecek ucuz demagojik herzeler olduğunu size söylerdi sanıyorum. Tabi sizi kırmayacak bir üslupla.

Bu mücadelenin üst yapısını oluşturan yol arkadaşlarımla hep bir gönül ve düşünce birliğim oldu. Bundan hiç gocunmadım, tersine onur duydum. Yeri geldi talimat aldım, yeri geldi inisiyatif kullandım, yeri geldi yetki istedim, yeri geldi öneride bulundum. Örgütsel mücadele böyle yürüyor sayın Koçak. Dergi sayfalarından iftira atarak ‘ekmek parası’ kazanmaya benzemez.

4-Genel Başkanım Tekin Özdil’in 2005 Pir Abdal Musa etkinlikleri değerlendirmesine ilişkin değerlendirmeleriniz ise ayrı bir facia. Ne demeli ki? Sapla saman, atla deve, pijama ile terlik birbirine karıştırılmış. Eğer horoz dövüştürmek, güvercinlere takla attırmak, sağa sola iftira atmaktan biraz zaman ayırabilseydiniz, gelişmeleri izler, araştırır ve zamanı geldiğinde bu YOL’un tarihine belge olarak geçecek bir iş yapmış olurdunuz.

2004 yılında ABF’ye bağlı üst örgütler katılımında dışlandığımız inanç merkezlerimizdeki etkinliklere alternatif programla katılma kararı aldılar. Bu karar Antalya’da düzenlene GYK toplantısında alındı ve şubelere en geniş katılımı sağlayacak şekilde hazırlanmaları talimatı verildi. Programı hazırlama ve yürütme görevi de Antalya Dernek ve Vakıf şubesine verildi. Programın yürütülmesinde örgütlerimizin güçlü katılımının yanında Tekke Köyü Abdal Musa Türbedarı Hüseyin Halife Baba’nın çok önemli desteği oldu. Bize gösterdiği mihmandarlık ve o günkü dernek yönetiminin engellemeye yönelik tavırlarına karşı bizden yana gösterdiği kararlı tutum o yılki etkinlikte herhangi bir tatsızlık olmasını engelledi. Yapılan alternatif programın kitleselliği ve içeriği o zamanki dernek yönetimini çok rahatsız etmiş olmalı ki 2005 deki katılımımız fiili bir saldırı ile engellenmeye çalışıldı. Yine kararlı duruşumuz, Hüseyin Halife Baba’nın ve Tekke Köyü halkının bizleri sahiplenmesi ile püskürtüldü. Verilen bu örgütsel mücadele ve O kutsal mekanın tüm Alevilerin inanç merkezi olduğuna inanan Tekke Köylülerle geliştirilen ilişkiler 2006 da pekişerek 2007 dek gelindi. Eski yönetimin geniş kesimleri dışlayan Pir’in Dergahını karşı düşüncenin eylem alanına dönüştüren tavrına karşı Tekke köylüler tüm ağırlıklarını otaya koyarak Dernek yönetimini değiştirip etkinlikleri düzenleme yetkisini devir alınca da 2007 deki işbirliği gerçekleşti. 2007 Abdal Musa Etkinlikleri Abdal Musa Kültürünü tanıtma ve Yaşatma derneği önderliğinde ABF’ye bağlı örgütlerin desteği ile gerçekleştirilmiştir. Dar zamanda yoğun çalışmalar sonucunda gerçekleştirilen etkinliğin içerik ve kitleselliğini ve verilen mücadelenin hakkını dost olan herkes teslim etti. Bu etkinliğin tek olumsuz tarafı sizin desteğinizle provokasyon yapmaya çalışan ‘yol arkadaşlarınızın’ çirkin söz ve davranışları olmuştur. Unutmayın ki sayın Koçak ‘YOL her şeyden uludur’ ve bir dahaki sefere bu kadar sabırlı ve anlayışlı davranmayacağız.

5-Gelelim ‘Birlik Cemi ve Öğütlerimiz’ alt başlığı altında kaleme aldığınız ‘hikmetlerinize’(!).. Öncelikle üslup; Dogmatik bir inanca mensup bir ruhbanın uyanık tezgahtar kurnazlığıyla kaleme aldığı basmakalıp bir yazı desem…Darılır mısınız? Darılsanız da darılmasanız da yazdım gitti. İçeriğe gelince; eklektik ve ukalaca ulemalık taslamışsınız. Kerameti kendinden menkul ‘akıl vermeler’, ‘tereciye tere satma’ bezirganlıklarına baş vurmalar…Dahası? Dahası yok.. Fakirliğin gözü kör olsun. Üzgünüm ama sizinki umutsuz vaka. Düşünce fakirliğinin çaresi yok sayın Koçak. Tek yapacağınız şey haddinizi bilmek ve nefesinizin yetmeyeceği derinliklere dalmamak. Ama siz yine de ‘idrak yolları iltihabına’ karşı bir hekime başvurun. Bu konuya ilişkin son bir şey; sayın Korkmaz’a söyleyin başka yerde ‘ruhban’ aramasın. Kendisi bu işi gayet iyi götürüyor. Başyardımcı olarak ta hemen yanı başında sizi görmemesi ağırınıza gidiyor olmalı. Hatırlatmış olayım. Bu iyiliğimi de unutmayın.

6-‘Siyasete müdahale’ temelindeki eleştirilerinize gelince.Bu konuda söylediklerinizin hiçbir önemi yok. Söyledikleriniz içinde doğru kabul edebileceğim ‘eleştirilerinizin’ dahi önemi yok. Çünkü düşmanca karalama ve iftiralarınızın yanında söyledikleriniz içinde bir iki doğru kırıntısı varmış gibi görünmesi durmuş bir saatin bile günde iki kez doğru göstermesi ile eşdeğer. Üstelik söylenen kadar bu söylenenlerin kimin tarafından söylendiği bizim için bir o kadar önemlidir. Bizler kendi yanlışlarımızı gerçek dost ve yoldaşlarımızla paylaşıp, yüreklice öz eleştirimizi yapabilecek özgüvene sahibiz. Ağızlarını ‘namluya’ sözlerini ‘kurşuna’ dönüştürüp bizleri yaylım ateşine tutanlar; kendimizi savunma ve karşılık verme hakkımız olduğunu unuttular. Hatırladıklarında kimin ayakta kaldığını hep birlikte göreceğiz.

Nehrin yer altından yüzeye çıktığı, sert kayalara çarparak aktığı, derin vadilerden geçerek mecrasını açmaya çalıştığı bir demdeyiz. Bu coşkun akışın temposuna ayak uyduramayanlar suyu bulandırmaya ve mecrasından saptırmaya çalışmalarının boşuna bir çaba olduğunu görecekler. Bizlere örgütümüzün düzenlediği bir cemde, kendi kitlemizin önünde ağır hakaretlerde bulunanlar, tehdit edenler ve buna çanak tutanlar; Yol uğruna verilen mücadelenin aynı zaman da bir ‘hakka yürüyüş’ eylemi olduğunu, ‘baş açık, yalın ayak’ bir yürüyüşü seçenler olarak başımıza gelecek her şeyin kabulümüz olduğunu iyi bilsinler.

Evet sayın Koçak ‘her ağacın kurdu özünden olur.’Ama biz ULU ÇINARIN içinin boşaltılarak çürütülmesine izin vermeyeceğiz:Kurtlar ayıklanacak.


14/08/2007
ZEYNEL CAN

HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR VE TANITMA DERNEĞİ

ANTALYA ŞUBE BAŞKANI

___________________İMZA___________________

RENK HABER
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

ALEVİ HABER AJANSI
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı:
  • Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
  • Alevi yerleşim bölgelerine cami yapılmasına son verilmelidir.
  • Cemevlerimize derhal “ibadet yeri” statüsü verilmelidir.
  • Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlar, Turizm Bakanlığından alınarak Türkiye Alevi Bektaşı Federasyonu’nun idaresine verilmelidir.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Her inanç grubu demokratik bir şekilde çalışan ve kendi kendini finanse eden inanç kurumları haline getirilmelidir.
  • Alevilik kendi başına bir inanç kurumu olarak kabul edilmeli ve her alanda yasalarca güvence altına alınmalıdır.
  • Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalıdır.
heterodoks Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 21.08.2007, 04:50   #2
Yazar
heterodoks
Forumla Bütünleşmiş
 
heterodoks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 24.02.2006
Bulunduğu yer: Alem-i Cihan
Mesajlar: 4.071
Memleket: OUT OF TURKEY
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 95
İtibar Puanı: 692
heterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahipheterodoks parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 660
683 Mesajına 1.610 Kere Teşekkür Edlidi
Arrow Pir Abdal Musa Sizi Islah Eylesin

Pir Abdal Musa Sizi Islah Eylesin(*)

Ahmet Koçak

Pir Abdal Musa Alevi-Bektaşi inancında önemli şahsiyetlerden birisidir. Pir Abdal Musa’nın türbesi Antalya’nın Elmalı ilçesi sınırları içinde olan Tekke köyündedir. Alevi-Bektaşi toplumu onu anmak için her yıl bu köye gitmektedir. O’nun adına düzenlenen etkinlikler de tabii ki O’na yakışır olması gerekir.


Dünden Bugüne Abdal Musa Etkinlikleri


Ne yazık ki yıllardan beri yapılan etkinlikler Alevi-Bektaşi kurumları arasında sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Etkinliklerin yapılmasında, düzenlenmesinde kimlerin, hangi kurumların söz sahibi olacağı sorunların temel kaynağıdır.

Etkinlikleri düzenleyen köy derneği, daha önceki yaşanan sorunların bu yıl yaşanmaması için bütün kurumlara çağrı göndermiştir. Buna rağmen yaşanan olaylar daha öncekinden çok da farklı olmamıştır.

Etkinliğin genel akışında yine bir örgüt, ABF ağır basan rolü oynamıştır. Genel örgütlenme açısından değerlendirildiğinde böyle olması doğrudur, çünkü ABF, Alevi-Bektaşi toplumunun demokratik örgütlenmesinin en üst çatısıdır. Lakin toplumu yeterince temsil yetisine ya da örgütlenmesine sahip midir? Günümüzde kuruluş amacına uygun örgütlemiş durumda mıdır? Alevi-Bektaşi toplumunun tamamını kucaklayabilecek bir örgüt haline getirilebilmiş midir? Bu ve benzeri sorulara evet yanıtını vermek mümkün değildir, çünkü çok sayıda önemli kurum hâlâ ABF çatısı altında değildir.

Hal böyle olunca, doğru örgütlenme modeli de maalesef kişisel egolara, hırslara kurban edilmektedir. Bu kısa değerlendirmemiz sadece Alevilerin üst örgütü ABF için değil, diğer demokratik örgütlenmeleri için de geçerlidir. Bu örgütlerde yönetime kim geçerse geçsin “kelle kesen” konumuna düşmekte, yetkilerini benmerkezci olarak kullanmaktadırlar. Oysa yönetiminde bulundukları kurumlar, adı üstünde; “demokratik kitle örgütü”dür.

Demokrasiyi özümsemeyen kişi Aleviliğe ve de onun kurumlarına bulaşmamalıdır. Bulaştığında onun kimyasını bozmaktadır. Nedir Aleviliğin kimyası? İnsan sevgisi-insancılıktır, canlı-cansız doğa sevgisidir, ortaklaşa-paylaşılarak sürdürülen yaşamdır, benlikten uzak-özü türap olmadır.

Bu yılki Abdal Musa’yı anma etkinlikleri 21 Haziran Perşembe akşamı türbenin bahçesinde yapılan Birlik Cemi ile başladı.


Birlik Ceminde Nahoş Bir Tavır


Abdal Musa’yı anma etkinliklerini izlemek için Hasbıhal Topluluğu üyelerinden Ulaş Özdemir ve Mustafa Kılçık ile beraber uçakla Antalya’ya gittik. Dergimizin Antalya temsilcisi, Abdal Musa Derneği Başkanı Gülçin Hanım havaalanında beni karşıladı. Bir süre dinlendikten sonra Gülçin Hanım ve derneğinin semah ekibi ile Tekke köyüne gitmek için yola çıktık. Köye ulaştığımızda akşam olmak üzereydi.

Yanımda bir arkadaşımla kültür merkezine girmek üzereyken bir kişi, “Ahmet Bey, sizi televizyonda izledim. Konuşmalarınızı beğendim. Lakin siz yanlış kişilerle geziyorsunuz. Bunu sizinle konuşmak isterim” dedi ve uzaklaştı. Bende şaşkınlıkla, “Olur sonra görüşürüz” dedim. Sima olarak yabancı olmayan, fakat ismini ve cismini bilmediğim bu şahsın Hacı Bektaş Veli Dernekleri Antalya Şube Başkanı Zeynel Can olduğunu kısa bir süre sonra öğrendim.

Zeynel Can ile aramızda geçen bu diyalog canımı sıkmıştı. Yanımdaki arkadaşa, “Kim olduğunu bilseydim, ona gerekli yanıtı verirdim” diyerek üzüntümü dile getirdim. Bir daha görüşme şansım olmayan Zeynel Can ve onun zihniyetinde olanlara yeri gelmişken şunları soralım. Ne demek, “Siz yanlış kişilerle geziyorsunuz?” Sizin, hizmet ettiğiniz toplumun içindeki doğru ve “yanlış” kişileri gerçekten hakça ayırabildiğiniz nereden malum? Benim doğru bildiğim bir kişinin “yanlış kişi” olduğuna siz nasıl karar veriyorsunuz? Hangi sıfatla insanları böyle değerlendirebiliyorsunuz? Dahası, nasıl oluyor da bunu bana söylemeye hakkınız olduğunu düşünüyorsunuz?

Hiç merak etmeyin, kimin doğru, kimin yanlış kişi olduğuna karar verecek; kiminle görüşüp, kiminle görüşmemek gerektiğine belirleyecek yetenek ve irade bende mevcuttur. Gülçin Hanım ve Abdal Musa Derneğinin yönetimiyle görüşmem için kimsenin tavsiyesine de ihtiyacım yok. Sizin bu arkadaşlarla sorun yaşamış olmanız bizi hiç alakadar etmez.

Bu haleti ruhiyeyle hazırlıklarımızı tamamlayarak Birlik Ceminin yapılacağı Türbeye gittik. Birlik Cemi başlamadan Gülçin Hanım ile uygun bir yere geçerek video çekimi için hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Kamerayı daha açmadan Zeynel Can yanımıza gelerek Gülçin Hanıma dışarı çıkmasını söyledi. Kısa süreli bir tartışmanın sonunda olay büyümesin diye Gülçin Hanıma, “Çekimi ben yaparım, bu meseleyi cemden sonra konuşuruz” diyerek dışarı çıkmasını rica ettim.

Elinde telefon sürekli birileriyle görüşen Zeynel Can’ı ve “telefondaki komutanını” Gülçin Hanım’ın cemden çıkması yeterince mutlu etmemişti ki bir süre sonra aynı kişi tekrar gelerek, “Ahmet Bey, siz burada resim ve görüntü alamazsınız. ABF’nin düzenlemiş olduğu, parasını verdiğimiz etkinlikte size, Serçeşme Dergisi’ne de izin vermiyoruz.” dedi. Çekim yapmamı kimsenin engelleyemeyeceğini söyleyerek ben kamerayı kurmaya devam ettim. Beyefendinin elinde yine telefon ve aldığı talimatla kameranın fişini çıkardılar. Belli ki arkadaşlar bize çekim yaptırmamakta kararlılar ve her türlü yolu deneyecekler. Ortam da buram buram kışkırtma kokuyor.

Aklımdan cemi yürüten Dertli Divani Dede’den müdahale etmesini istemek geldi, ama hangi disipline göre isteyeceğimi bilmiyorum. Bu arkadaşların yol dilini ve erkânını bilmedikleri her hallerinden belli. İnançla, felsefeyle, kültürle uzaktan yakından akrabalıkları kalmamış. Yoksa böyle bir davranış sergilemezlerdi. Dedenin huzurunda, etkinliğin parasını karşılayan taraf da olsan irade, dedenin kılavuzluğunda “yol”undur. Dedenin, hele hele mürşit vekilinin bulunduğu yerde cemin gidişatına müdahale ederek en hafif deyimiyle yolun kurallarını, inancın erkânını hiçe sayıyorlar.

Bu olay karşısında Dede’den demokratik örgütlerin kamuya açık bir etkinlikte geçerli olan iç disiplini uygulamasını talep etmek de bana uygun gelmedi.

Gerginliği, bu canların yapmaya gönüllü oldukları bir kışkırtmaya çanak tutan taraf olmamak için kamerayı toplayıp cemin bitmesini bekledim.

Kaderin Cilvesi

Kaderin cilvesine bakın ki buna benzer bir olay 2005 yılında yapılan Abdal Musa’yı anma etkinliğinde bugünkü ABF yöneticilerinin başına gelmişti. Bugün HBVD genel başkanı ve ABF yöneticisi olan Tekin Özdil o zaman yaptığı basın açıklamasında şunları söylemişti:

“Neydi bu olumsuzluklar: Tekke Köyü Muhtarı törenlerde ilk iş olarak, bu güne kadar görülmemiş bir uygulamaya imza attı. MHP milletvekilini ve gerici şahsiyetleri törenlerde konuşturdu. Alevi Bektaşi Kuruluşları ile önceden yapılan protokollere uymadı. ‘Parayı kim verirse onu konuştururum…” şeklindeki yaklaşımı ile de; Alevi düşünce ve inancı ile alakalı olmadığını, Alevi inancını/kültürünü önemsemediğini, kendisi için önemli olanın ‘para’ olduğunu daha ilk günden ortaya koydu (…)

Görevlilerin ses cihazlarını ayarlamalarından sonra, kasetten Alevi deyiş ve semah parçalarını çalmaya başlıyorlar. Bahçede toplanmış halk kalkıp semah dönmeye başlıyor. Bu arada köy muhtarı Ali Tören ve Cem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi olduğu söylenen Ertuğrul Aslan görevli arkadaşlarımızın yanına gelip ‘Bu cihazları buradan kaldırın, sizlere alternatif program yaptırmayacağız. Bu alanda Cem yapmanıza izin vermeyeceğiz, Biz bu etkinlikler için masraf ettik. On beş milyar Türk lirası verirseniz burada kalın aksi halde sizi buradan kaldırırız’ diyorlar. (…)

Alevi Bektaşi Federasyonu MYK üyesi Ergül Şanlı (Dede) halkın yoğun isteği üzerine Cem tutmaktadır. Semah dönen gurup Ergül Şanlı Dedenin karşısında darda, Gülbank’ları okunurken Muhtarın ve Cem Vakfından Ertuğrul Aslanın yönlendirdiği bu 45–50 kişilik kendini bilmez gurup Abdal Musa Türbesinin avlusunda Cem tutan, semah döndüklerinden dolayı darda dedelerinde dua alan insanlara ve görevlilerimize saldırıyorlar. (…)

Bizlerde Yol önderlerimizin mekânlarına ve onlar adına yapılan anma etkinliklerine sahip çıkacağız. Bu konuda –tarihte atalarımızın öğretiyi bize ulaştırmak için verdikleri bedeller gibi- bizde bu Yol ve Erkânın sürmesi, bu öğretinin gelecek nesillere aktarılabilmesi için her türlü bedeli ödemeye hazırız. Yani; bu ‘yol düşkünlerinin’ işi, bu ‘Cem yapanlara saldıranların’ işi bundan sonra zor olacaktır. (…)

Aleviliği para ve makam zanneden, Aleviliğin Sünnileşmesinde-Şiileştirilmesinde sakınca görmeyen, tâ kadimden beri var olan öğretimizi doğmalara teslim etmek isteyen bu gerici ve şer cephesine karşı sesinizi yükseltiniz” (Serçeşme, Sayı: 12, s. 8–9)

Bu ne ilginç benzerliktir! Aynı alakayı HBVD Antalya Şube başkanı Zeynel Can, Genel Başkanları Tekin Özdil’in emriyle bu yıl bize göstermiştir. Tekin Bey, iki yıl öncesinden dersini gayet iyi almış.

Dün Tekin Bey, “Burası bizim pirimizin mekânıdır. Pirimizin mekânından kimse biz kovamaz” diyorken haklıydı. Bugün de aynı şeyi biz söylüyoruz, biz haklıyız. Pirin mekânında sen hangi hakla bir kurum başkanına, “Sen bu ceme giremezsin!” diyorsun. Hangi hakla bir basın kuruluşunun görev yapmasını engelliyorsun. Yanıt hazır tabii, parasını siz ödediniz, değil mi? Parasını ödediğiniz için semah ekibi gülbank okurken ses tesisatını kapattınız, değil mi?

Şimdi söyler misiniz sizin dün eleştirdiklerinizden ne farkınız var


Birlik Cemi ve Örgütlerimiz


Birlik Cemi, toplumun inançsal birliğini sağlamak ve inancın kurallarını öğretmek için daha çok eğitim amaçlı yapılan cemdir. Ve bu tür cemlere düşkün, hırlı, hırsız herkes girer, çünkü o insanların inançtan kopmaması, yoldan çıkmaması öğretinin-inancın vazgeçilmez koşullarındandır. Bunun içindir ki Birlik Cemi’ne girenlerin kişiliklerine bakılmaz. Burada derin bir hoşgörü vardır. Hoşgörülü yaklaşılır ki kusur işlemiş insanlar daha fazla kusur işlemesin, hata yapmasın, yoldan çıkmasın.

Dede Ceme başlamadan, “Buraya giren canları tanımıyoruz, bilmiyoruz. Dolayısıyla gelen bütün canlar kendisinden sorumludur. Cemi birleyebilmek için herkes yanındaki insanlarla görüşüp rızalık alsın” der. Bu çağrı bile birçok şeyi anlatmaktadır. Ama tabii anlayana!

Bu arkadaşlar bunun bilincinde olmadıklarını bir başka davranışlarıyla da gösterdiler. Abdal Musa Derneği Semah Ekibi sahnede gösterisini tamamlamak üzereyken ses tesisatını kapattılar. Hem de gülbank okunurken. Semah, cem de on iki hizmetten birisidir. Semah ibadeti yapılırken hele hele gülbank, dua okunurken mikrofonun sesinin kesilmesi bu inanca karşı yapılan çok büyük bir hakarettir, saygısızlıktır. Bunu hangi akılla yaptıklarını anlamaktan zorlanıyorum. İnsan düşmanına bile böyle davranmaz.

Bu davranışı, değil Alevi Bektaşi toplumunun en üst örgütünün temsilcisi, hangi anlayış yaparsa yapsın sakattır. Toplumun birliğine, dirliğine zarar vermektedir. Böyle davranılarak bu yola, bu inanca hizmet edilmez.

Bir Alevinin kinden, husumetten, kovdan, gıybetten uzak durması; özünü türap etmesi lazım. Bunu yapamıyorsa bir kişi ben Aleviyim demesin. Ve Alevi-Bektaşi örgütlülüğünü işgal etmesin. Alevi-Bektaşi örgütlülüğü içinde bulunan bu tür zihniyetlerin teşhir edilmesi örgütlerimizin geleceği açısından önemlidir. Örgütlerimizin bu anlayışta olan yöneticilerden bir an evvel kurtulması lazım. Bu arkadaşların örgütten atılmaları gerekiyor. Toplum gidecek, örgütüne sahip çıkacak, bu örgütün başındaki bu tür kişilerin bir an önce temizlenmesini sağlayacak. Diyecek ki:

“Siz bizi temsile layık değilsiniz, çünkü örgütün demokratik iç işleyişlerini ortadan kaldırdınız; örgütün yığınsallığını yok ettiniz. Bizim en temel demokratik haklarımızı savunmanız gerekirken, siz bizim adımıza ‘siyasete müdahale edeceğiz’ deyip yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Tüm Alevileri-Bektaşileri kucaklaması gereken kurumumuzda ‘Alevilik İslam dışıdır’ tartışmasıyla, geniş Alevi kesimleri dışladınız. Aleviliği asimile etmek için aç kurtlar gibi bekleyenlerin ekmeğine yağ sürdünüz.”

Ancak o zaman Alevi Bektaşi toplumu en temel demokratik hakları için ortak bir mücadeleye gerçekten girer, o zaman bu yolda başarılar elde eder. Başka çıkar yolu yoktur.

Biz örgütlerimizi hiçbir zaman karşımıza almadık, almayacağız da. Tam aksine, bizim tek derdimiz örgütlerimizin başarısı, çünkü örgütlerimizin başarısı toplumumuzun mücadelesinin başarısıdır. Bizim eleştirimiz, örgütlerimiz içerisinde, örgütün tabanını dışlayan, örgütün amacına, anlayışına ters duran, kişisel çıkarlarını öne getiren yöneticileredir. Böyle yöneticilerin örgüt içi demokrasiyi yok eden, en temel istemler temelinde tüm Alevi-Bektaşileri birleştirme çabasına engel olan her türlü dar grupçu, küçük çıkarcı anlayışın karşısındayız. Çünkü örgütlerimizin tüm Alevi-Bektaşilerin çıkarlarını, tüm emekçi halkın çıkarlarını savunan gerçekten demokratik güçlü kurumlar olmasını arzuluyoruz.


Serçeşme Dergisine Bu Tavır Neden


Bugünkü ABF yöneticilerinin bu tavrının nedeni, geçen yıl Aralık ayında yapılan ABF kongresini yönelttiğimiz eleştiridir. Sorumlu gazetecilik yaparak, kendilerinin kongrede söyledikleri sözleri Alevi-Bektaşi kamuoyuna aktardık diyedir. O günden beri ellerinde tuttukları tüm örgütsel olanakları ile bu yöneticiler bize karşı açıkça ve mertçe dile getirmedikleri bir kampanya yürütüyorlar.

Bu yöneticilere, Kongre sonrasında Serçeşme dergisinde ve diğer ortamlarda yapılan tüm eleştirileri yazılı olarak yanıtlama olanağını da sunduk. Kendileri Alevi-Bektaşi kamuoyu önünde tartışmamayı, eleştirilere açık yanıt vermemeyi tercih ettiler.

Kongre sonrası kendilerine yakın şube yöneticilerine emir vererek Serçeşme’nin satışını engellemeye başladılar. Tekin Özdil’in Genel Başkanı olduğu Hacı Bektaş Veli Dernekleri ve Ercan Geçmez’in genel başkanı olduğu Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri dergi satışı yapmayı kestiler.

Ankara’da HBAKV salonlarında 20 Mayıs günü yapılan bir ABF etkinliğinde Ercan Geçmez toplantıya katılan dergimizin genel yayın yönetmeni Esat Korkmaz’a, “Bizi eleştiren bir dergiyi bu binada sattırmayız” diye sözlü saldırıda bulundu. Olayın büyümesi sağduyulu insanların araya girmesiyle önlendi.

O toplantıda Esat Korkmaz’a karşı aldıkları bu çirkin davranış ile açığa çıkan tutumları ile Abdal Musa etkinliklerinde bana ve Gülçin Hanıma karşı takınılan tavır, yöneticilerimizin yola ve erkâna uymaz bu tutumu sürdürmeye kararlı olduğunu göstermektedir.

Böyle davranarak Serçeşme’yi yıldıracaklarını ya da yanlışa iteceklerini umuyorlarsa yanılıyorlar. Bu tavırlar bizi yıldırmaz. Biz örgüt düşmanı değiliz, siz bizi dışlamaya çalışıyorsunuz diye örgüt düşmanlığı da yapmayız.

Örgütlerimizin demokratik iç işleyişini bozan, örgütlerimizin yığınsal niteliğine zarar veren, böylece örgütlerimizi Alevi-Bektaşilerin temel hakları için savaşamaz duruma getiren yöneticileri eleştirmekten geri durmayacağız.

Biz örgütleri savunuyoruz, siz ise kendi dar grupçu çıkarlarınızı savunuyorsunuz. Biz açıklıktan yanayız, her şey Alevi-Bektaşi kamuoyu önünde olsun istiyoruz; siz ise yaptıklarınızı gizlemek, söylediklerinizi saklamak, dedikodu ile “çalışma” yapmak zorundasınız. Sizin gönlünüzde örgütün sırtına basıp bir CHP milletvekilliği kapma sevdası yatıyordu, bizim gönlümüzde demokratik Alevi-Bektaşi hareketini kişisel çıkarlara alet ettirmemek, ayaklar altında çiğnetmemek yatıyor. Biz doğruyu konuşuyoruz, haklıyız; siz ise haksız olduğunuzu bildiğiniz için iftira ve yalandan medet umuyorsunuz.

Örgütsel olanaklardan yararlanarak Alevi-Bektaşi kamuoyunu daha uzun süre kandıramazsınız. Kandırmamanız için de biz elimizden geleni yapacağız.

Ne diyelim, sizi Pir Abdal Musa Sultan ıslah eylesin.

*Serçeşme Dergisinin 31.sayısından alınmıştır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




___________________İMZA___________________

RENK HABER
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

ALEVİ HABER AJANSI
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Alıntı:
  • Zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
  • Alevi yerleşim bölgelerine cami yapılmasına son verilmelidir.
  • Cemevlerimize derhal “ibadet yeri” statüsü verilmelidir.
  • Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahlar, Turizm Bakanlığından alınarak Türkiye Alevi Bektaşı Federasyonu’nun idaresine verilmelidir.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Her inanç grubu demokratik bir şekilde çalışan ve kendi kendini finanse eden inanç kurumları haline getirilmelidir.
  • Alevilik kendi başına bir inanç kurumu olarak kabul edilmeli ve her alanda yasalarca güvence altına alınmalıdır.
  • Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi çıkartılmalıdır.
heterodoks Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.01.2019, 20:01   #3
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 897
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ANADOLU ALEVILIGIN OGRETISI.


Alevilik nedir? En çok sorulan sorulardan biri yıllardır. Doksanlı yılların başından beri, televizyon programlarında, gazetelerde, yapılan söyleşilerde, yazılan kitaplarda binlerce defa tartışıldı, yazıldı. Nasıl bir olaydır ki bir yere oturtulamadı. Ne şudur denebildi nede değildir denebildi. Yılların asimilasyonu, yılların korkusu, yılların devlet baskısı bir türlü doğruyu söyletemedi. Herkes bir yerlere çekti, kafasına göre tarifler yaptı, kimi Alevi İslam dedi, kimi İslamın özü dedi, heteradoks, senkretizm, kültür, yaşam biçimi, kendi başına bir inanç, vs, vs.

1994 yılının ekim ayında Nejat Birdoğan bir dergiye verdiği söyleşide; "Anadolu Aleviliği Müslümanlıktan doğmamıştı. Giderek esinlenmemişti bile. Bence bu inanç, Anadolu'daki Türklerin ve Kürtlerin, yaşadıkları eski Ortaasya, İran, Mezapotamya bölgelerinde tanıdıkları kimi dinlerin ve geleneklerin bugüne sarkmış, karmalaşmış ve süzülmüş kalıntısı idi."i Dedi ve kendi söylemiyle yer yerinden oynadı. Yine Alevi yazarlardan Ali Yıldırım yapılan bir söyleşide; "Aleviliği; Anadolu'ya özgü bu topraklar üzerinde Kürtlerin, Türklerin, Acemlerin, büyük oranda eskiden beri gelen inançlarıda dahil edecek olursak, bütün bu coğrafya üzerindeki inançları içinde barındıran bir sentez olarak tanımlamamız mümkün." Diyor.ii

Erdoğan Çınarın, 2004 yılında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfında, Alevilik, Tarih,Toplum ve Kimlik konulu konferasta bir soruya verdiği yanıtı; "Benin inancım ve tezim o ki, Alevilik yeryüzünün ilk dinidir ve bütün dinlere kaynaklık etmiş bir 'serçeşme'dir. Bu yüzden, geçmişte, yeryüzünde var olmuş ve şu anda var olan bir çok inanışın içinde Alevi izleri vardır. Aleviliğin onlardan etkilendiği anlamına gelmez. Alevilik başlangıçta var olmuş, halende varlığını sürdüren yeryüzünün en eski dinidir."iii

Bu kısa alıntılardan sonra şöyle diyebiliriz; Alevilik, insanlığın oluşumundan beri Anadolu, Mezepotamya coğrafyasında yaşayan kültürlerin (Sümerler, Medler, Asurlar, Hititler, Hattiler, Luviler, Likya, Lidya, Truva vb.) doğayı, insanı, insanın yaşamını algılama felsefe ve kültürünü çağın koşullarına göre geliştiren, yaşamına uygulayan ve günümüze kadar devam eden, arıtılmış bir felsefe, bir yaşam biçimi, bir kültür ve bir inançtır.

"Her şey eşittir ve birdir," anlayışıyla doğada / evrende varolan "varlıkların birliği" felsefesini savunan Aleviliği tek bir din ya da inanç yapısı içinde düşünmek ve yorumlamak olanaklı değildir. Çünkü, Alevilik kendine özgü bir inançtır. Alevi felsefesi, maddi olan "ben" ile ideal olan "ben" arasındaki ilişkinin kuramını yapar ve açıklamaya çalışır. Kabul ettiği, insancıllık (hümanizm) ve "her şeyde birlik" arayışı ve anlayışı nedeni ile de evrenseldir.

Bu inanç, insanı merkez alır, tanrı insanın kendisidir der, dil, din ve ulus ayırmadan tüm dünya insanlığını bir görür, Tanrı-Doğa-İnsan birliğine inanır, dört kapı kırk makamdan geçerek insanı kamil olur, cem yapar, semah döner, deyiş söyler, müsahip olur.

Günümüzde en çok tartışılan konu, Alevilik İslamın içindedir, İslamın bir meshebidir yada Alevilik İslamın özüdür. Bu çok yanlış bir tartışmadır. Alevilik hiç bir dinin içine sokulamaz. Alevi inancı ile İslam inancını üst üste korsanız eğer birbiriyle örtüşüyorsa söyleyecek ve tartışacak bir şey kalmaz. Eğer örtüşmüyorsa hiç tartışmaya gerek yok. Bırakın Aleviler Aleviliğini bildiği gibi yaşasın. İslam dinine bir bakalım. "İslam dinin esasları açık ve kesin şöyledir: Çok basit olarak İslamın şartı beştir. 1) Allahı bir bilip, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, diliyle söyleyip kalbiyle tastik etmek, 2) Günde beş vakit namaz kılmak, 3)Ramazan ayında 30 gün oruç tutmak, 4) Yılda bir defa servetinin 1/40 nı zekat olarak vermek, 5) Yaşam boyu en az bir defa hacca gitmek. Müslümanım diyen herkes farz (Allah'ın Kuranı Kerim'de yapılmasını emrettiği) emirleri kesinlikle yapmalıdır. Peygamber Hz. Muhammed'in yaşamında uyguladığı her şeyi (sünnet) kendi yaşamında uygulamak, ayrıca kadere, ahirete ve meleklere inanmak, dört kitaba, dört peygambere, dört meshebe inanmak, 32 farzı bilmek ve uygulamak, Kuranı Kerim'in Allah'ın sözleri olduğuna ve dünya var oldukça hiç bir kelimesinin değiştirilmeyeceğine / değiştirilemeyeceğine inanmak."iv Bu şekilde bir açıklama yapınca bugünkü Alevilikteki 12 imam, Allah-Muhammed-Ali, Alinin kendisini, Oniki İmamları, Kerbelayı nereye koyacaksın diye başka bir soru getitiriliyor.

Yapılmak istenen asimilasyona yardım etmek. Yanıtı tarihin kendi içinde. Tarihi iyi bilip yorumlayan herkes bunun yanıtını biliyor ama o yanıtı vermek istemiyor. Yılların baskısından gelen korkudan dolayı İslamı maske gibi kullanıyor diye kısaca tanımlayamıyor.

Alevlerin 16. yüzyılda Şah İsmail dönemine kadar Şiilikle hiçbir bağıntısı yoktur. Yani 16 yüzyıla kadar olan dönemde Alevilikte, Allah-Muhammed-Ali, Oniki İmamlar ve Kerbela yok. Bunu anlamak için Hace Bektaş Veliyi, Yunus Emrenin şiirlerini, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdalı çok iyi incelemek gerek.

"Anadolu Aleviliğini m.1232 yılında Aladdin Keykubat I.in verdiği seyyidlik belgeleri ile İslami hurafeler doldurmaya başladı. İslami aşılamanın ikinci evresi 1487-1524 yılları arasında, Şah İsmail Hatai döneminde oldu. Alevi kültürüne Oniki İmam ve özellikle Kerbela girdi. Üçüncü aşılama evresi 1826 daki Yeniçeriliğin kaldırılması döneminde oldu. Her Alevi Bektaşi tekkesine cami eklenip başlarına Nakşibendi şeyhleri atandı. Onlar Alevileri dönüp Sünni yapacakken kendileri Alevi oldular."v

"Alevi-Bektaşilerinin kendilerini Oniki İmamcı ve İmam Cafer Sadık'a bağlı, yani Caferi meshebinden görmesi; Erdebil'den amcası tarafından kovulan Şeyh Cüneyd'in 1449 da Anadolu içlerinde başlattığı toplumsal-siyasal mücadele, torunu Şah İsmail'in Tebriz'de 1502 de Kızılbaş Safevi yönetimini kurmasıyla, yani Kızılbaş siyasetinin iktidar olmasıyla başladı."vi Bu tür alıntıları tarihi dürüstce değerlendiren yazar ve araştırmacılardan çoğaltabiliriz. Bir başka örnek daha vermek istiyorum.

"Araştırmalarımı derinleştirdikçe, kendini daha çok sufi mistizmi içinde ifade eder gibi görünen bu inanışın, Hiristiyanlık ve İslamiyetin de etkilemesinin yanı sıra daha birçok kültürel varoluşu etkilediğini farkettim. Kökleri çok eski tarihlere uzanan mistik bir kardeşlik örgütlenmesi ile yayılan bir tür öğreti sanki birçok kültürün içine gizlice sinmiş ve kendisini tuhaf bir gizlilikle konumlandırmıştı.

Peki adını andığım bu öğreti ne? Bu öğretiyi herhangi bir başlıkta altında toplamak pek mümkün görünmese de savunucuları kendilerini Alevi ve yer yer de Kızılbaş olarak adlandırır.

Sürekli olarak baskı, şiddet ve katliama maruz kalmış olmaları nedeni ile Aleviler kendilerini ve öğretilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Ayrıca bu şiddet ve katliamların yarattığı zor yaşam koşulları onları bulundukları yerlerin hakim inançları ile bir çeşit uzlaşma arayışına sokmuştur." Erik cornellvii Bu örneklerle Aleviliğin ne olup ne olmadığı Allah-Muhammed-Ali, Oniki İmamlar ve Kerbela sanırım açıklığa kavuştu. Ali Yıldırım bir yazısında diyorki!..

"Aleviler insanda tanrısal özellikler görürler. Onlara göre insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır. İnsana gösterilecek sevgi ve saygı yeryüzündeki her türlü ibadetten daha değerlidir. İnsana değer verilmelidir çünkü insan dünyadaki her şeyin yaratıcısıdır. İnsan yaratan ve yaşatandır. Alevilik insan sevgisi temelinde tüm "kerametlerin/ mucizelerin" insanda olduğuna inanır. Bunu "her ne arar isen kendinde ara" özdeyişiyle dile getirir.

Bu nedenle yalnız başına hiçbir ulusa, etnik guruba mal edilemez, onunla sınırlanıp daraltılamaz.

Alevilik yeryüzünde yaşayan tüm insanları din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görür. Alevi öğretisinde "72 millete bir nazarla bakmak" ilkesi esastır. Bu tüm insanlar için eşitlik ve kardeşlik demektir. Aleviler geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre karşı düşmanlık beslememiştir. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmıştır. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barış ve kardeşlik ortamını özler."

Alevilik, kendine özgü bir kültür, bir yaşam biçimi, bir öğreti, bir felsefe ve bir inançtır. Varoluştan bu günkü yaşama kadar aklın yolunda insanın dünya görüşünü biçimlendirip, kamil insan olma aşamasına taşıyan bir felsefedir. Hünkar Hacı Bektaş Velinin Dört Kapı Kırk Makam öğretisi, Aleviliğin en temel öğretisidir. Alevilikte ham insandan Kamil İnsana doğru giden eğitim yoludur. Aleviliğin ana felsefesi ve yol kurallarıdır. Aynı zamanda bu öğreti insanlığın aydınlanmasının da ana temelidir.

Alevilik öğretisi insanı temel alır. İnsanı, ham insandan Kamil İnsana giden yolda eğitir. Bu eğitimin sonucunda insan;

Eline Diline Beline sahiptir. EDEB`lidir,
Kadın erkek ayırımı yapmaz. Herkes candır,
Yetmiş iki milleti bir nazarda görür. Din, dil, ırk ve renk ayırmaksızın tüm dinya insanını aynı görür,
Bilimin yolundan gider. Hurafelere inanmaz,
Toplumcu ve paylaşımcıdır. Birlik olmayı ve paylaşmayı savunur,
İnsan sevigisini öne çıkarır. Kabesi insan dini sevgidir,
Gerçeğin ve doğrunun yanında hurafenin ve yanlışın karşısında yer alır.
Barışı ve özgürlüğü savunur. Savaşın karşısında yer alır,
Emeğe saygı duyar. Sömürüye karşı durur,
Demokrasiden ve çağdaş değerlerden yanadır. Her yerde ve her zaman savunucusu olur,
Tüm evreni bir bilip, Tanrıyı özünde bilir.

Hünkar Haci Bektas Veli'nin tespit ettigi kabul edilen 4 kapı, 40 makam;

1.Şeriat kapısı, (toplum yasalarının öğrenimi) toplum yasalarına uymak, kendisini kötülüklerden arıtmak, eğitilerek insanlığa ve yaşadığı topluma faydalı bir insan olmasını sağlamaktır. Dört ana maddeden havadır ve bu kapıda kişi El oğludur.
2.Tarikat Kapısı, (yol kurallarının öğrenimi) insanın kendi isteği ile ikrar verip yola girmesi, yolda hizmetli olması, benlikten bizliğe geçmesi, elinden gelebilen iyilikleri hiç kimseden esirgememesidir. Dört ana maddeden Ateştir ve bu kapıda yol oğludur.
3.Marifet Kapısı, (öğrenimin bitimi, beceri elde etme ) bilimde en yüksek düzeye ulaşmak, yolun sırlara erişmek. Kendisine bir müsahip seçmekdir. Dört ana maddeden sudur ve bu kapıda il oğludur.
4.Sırrı Hakikat Kapısı, (gerçeğin öğrenilmesi,Tanrı ile bir olma) Tanrıyı özünde bulmak, Hakk'ı görmek, ölmeden ölüp En el Hakk deyip gerçeğin içinde erimekdir. Dört ana maddeden Toprakdır ve bu kapıda tüm alemin oğludur.

Dört Kapı ve bu kapılarında onar makamı basamak basamak öğrenerek, insanı ailesine, toplumuna ve tüm dünya insanlığa yararlı Kamil İnsan durumuna yükseltmektedir..
Yunus Emre, Dört kapı kırk makamı şöyle anlatıyor,
"Kırkbin kırk dört tabakat meşayih evliyalar Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir"
"Şerat, tarikat yoldur varana, Hakikat, marifet andan içeru"
"Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat Gönül evi marifet, ışk hakikat içinde"

Dört Kapı nedir?

Seriat: Yaşamın kuralları
Tarikat: Yolun kuralları
Marifet: Sırrı bilmenin kuralları
Hakikat: Sırrı çözüp Hakka erişmektir.

Bunu şu şekilde de düşünebiliriz,

Seriat Bir anadan doğmaktır
Tarikat ikrar verip bir yola girmektir,
Marifet Hakkı kendi özünde bulmaktır
Hakikat Tanrıyı kendi özünde bulup En-El Hakk deyip Tanrı ile bir olmaktır.

Bir başka deyişle şöyle de düşünebiliriz.

Seriat da insan her hangi bir kişinin oğludur. El oğlu.
Tarikat da insan yola girmiştir. Yol oğludur.
Marifet de Hakkı kendi özünde bilmiştir. İl oğludur.
Hakikat de özü Hakkla bir olmuştur. Tüm Alemin oğludur.

Dört Kapıyı günümüz eğitim sistemine göre düşünürsek,

Seriat liseyi bitirmek,
Tarikat üniversiteyi bitirmek,
Marifet bir meslek sahibi olmak ve en yüksek aşamasına ulaşmak
Hakikat, bilim yolunda tüm insanlığa hizmet edebilmektir.

Her kapının on makamı vardır.

Şeriat kapısının makamları:

Anadan doğmak,
Sevgiyi öğrenmek ,
Yaşamın kurallarını ögrenmek,
Kötülükleri bilmek ve yapmamak,
Yaşadığı toplumu tanımak
Ailesine ve topluma faydalı olmak,
Toplum kurallarına uymak,
Çevreyi anlamak çevreye zarar vermemek
Temiz ahlaklı olmak
Hoşgörülü olmaktır.

Tarikat kapısının makamları:

Kendine bir mürşit bulmak,
Mürşidin öğütlerine uymak,
Bilim öğrenmek,
Hizmet etmeyi bilmek,
Haksızlığın karşısında olmak
Temiz giyinmek İyilik yapmak
Araştırma yapmak
Analiz etmek,
Paylaşmayı bilmek
Özünü temiz tutmak

Marifet kapısının makamları

Edepli olmak,
Benliği terkedip birliğe yönelmek
Azla yetinmeyi bilmek,
Sabır ve kanaat ehli olmak,
Öğretici ve eğitici olmak,
Eli açık olmak,
Bilim insanı olmak,
Hoşgörü,
Özünü bilmek ve kendini bilmek
Bilge olmak.

Hakikat kapısının makamları

Gönül insanı olmak,
Gördüğünü örtmek, kimsenin ayıbını görmemek,
Yapabileceği hiçbir iyiligi esirgememek,
Evrenin her varlığını sevmek,
Tüm insanları bir görmek,
Birliği öğretmek ve yönetmek,
Gerçegi her yerde ve her zaman söylemek,
Öze ermek,
Hakkın sırrını bulmak ve
Hakkın varlığında bir olmak


(i) Nejat Birdoğan, Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı, Moazik yayınları, 1995, sayfa 3
(ii) Evrensel Kültür, Ali Yıdırım, sayı 65, sayfa 38,
(iii) Konferanslar 2004-2005, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yayını, 2005, sayfa 23
(iv) Mehmet Gündoğdu Pir Sultan Abdal dergisi, sayı 26, sayfa 38,39, Gerçekler Demine Devranına
(v) Nejat Birdoğan, Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı, Moazik yayınları, 1995, sayfa 185-186
(vi) İsmail Engin / Havva Engin\ Alevilik, Kitap Yayinevi, 2004, İsmail Kaygusuz - İmam Caferi Sadık, Ortadoks - Heteredoks Caferilik ve "Buyruk" adlı yazısı, sayfa 243
(vii) Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kayıp Bin yılı, Kalkedon Yayınları, sayfa 29, Dipnot 4, Erik Cornell, Dragomanen, 1998 sayfa 37

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.01.2019, 20:05   #4
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 897
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevi Dili

Bahoz Şavata // Yaşadığımız coğrafyanın sosyal ve dini bir ritüeli olan “Kirve” “Kîriv” kelimelerinde olduğu gibi; “Abdest, Dar, Dar-ı Mansur, Dergâh, Derviş, Dem, Çerağ, Gülbeng, Cem, Camat, Mürşit, Pir, Rehber, Dem, Semah, Tevt, Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan, Hu, Tarık, Pençe-i Ali Aba, Ser Çeşme, Oruç, Ezan, Peygamber, Namaz “vs. gibi temel dini terimlerinin hiçbiri Türkçe değildir.

Aynı şekilde geçmişte Alevilik dini inancı oluşurken Kürdçe’nin ata dili Ariyaca dili kullanılmıştır. Daha öncede yapılmış anonim etimolojik çalışmalardan bu iddiamızı göstermek için şimdi bu Alevi ve İslami bazı terimleri tek tek irdeleyelim:

DAR: Kürdçe dilde ağaç demektir. Alevilikte “Dara Durmak” oldukça önemlidir. Pirin huzurunda dururken “Dara” durulur. Buyrukta dört şekil “dara durmaktan” söz eder. Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi, Dar-ı Fatıma. Dar-ı Mansur için şu tanımlama yapılır: “Dar-ı Mansur’da dara asılır gibi doğru Pir nazarına durup, elini sallandırıp berdar olmaktır.”

DERGAH: “Dergeh” Kürdçe’de kapı demektir.

DERVİŞ: Kürdçe dilde “Dev-reş” kavramından gelir. Kürdçe dilde “kara ağız” demektir. “Yoksul ve divane kimselerin duruşu ve görüntüsü onların bu niteliklerle tanımlanmasına yol açmıştır.”

DEM: Bu terim de “Farsça” olarak ifade edilmiştir. “Soluk, nefes, zaman, içki içmek, kıvama gelmek, bir şeyden söz etmek” şeklinde açıklanır. Mecusi dönemde “Hahoma” ile demlenme olayı Alevi dervişlerinin Haşhaşi demlenmekten şarap ile demlenmeleri olayına dönüşmüştür. “Dem, sonradan İslam’ın bazı yasaklamaların etkisiyle; şerbet ya da saka suyu içilerek, ‘tatlı içelim, tatlı konuşalım’ ritüelini benimsemiştir .”

ÇERAĞ /Çırağ: (Ariyaca) Mum, kandil, lamba gibi ışık kaynağı. “Dersim bölgesinde lambaya “çıla” denir.” Alevi cemlerinde “çerağ” çok önemlidir. Hatta 12 görevliden biri çerağcı’dır. Cemi aydınlatan kişinin hizmetine “çerağcı” denir.” Zerdüşt inancında da ışık ve çıra kutsanmıştır.

GULBENG: (Ariyaca), TDK sözlüğüne göre; “Hep bir ağızdan ve makamla söylenen dua.” Gul- bang, “Gül Sesi” demektir. Kürdçe’de kullanılan bir terimdir. “Dersim yöresinde “gulbang”, “dara durma, pirin duasını alma” anlamında kullanılır. Genel olarak Alevilikte, “cemde söylenen dualar ve deyişler” anlamındadır.

CAMAT: (Arapça) Kelime dini oluşumu bakımından Arapça olmasına rağmen ona yakın “Cam” kelimesi Ariyaca’da “saydam” demektir. “Cemaat” ise Arapça’da “insan kalabalığı, toplum” demektir. Cemaat, bir anlamda saydamlık, temizlik toplumudur. Kürdçe’de: “cıvat, cih- vat, cay vatenı” sözcükleri yerini söyleme toplumdaki statüsünü belirtme anlamındadır.

CEM: (Arapça?) Alevilikte oldukça önemli bir terimdir. İran şahının adından geldiği varsayılır. Arapça’da toplanmak demektir. “Cem” teriminin temeli efsanevi “Kırklar Cemi’nden gelir.

EHLİBEYT: (Arapça) ev halkı anlamındadır. Muhammed ve Ali’nin soyundan gelenlere verilen addır.

TEWT: (Kürdçe) Kürdçe dilde “Tew bun/ birlikte olma” kelimesinden kısaltmadır. Semah anında semazenlerin grupsal birlik içinde, kendinden geçme anına verilen addır. “Dersim yöresinde ‘sendeleme, kendinden geçmek’ anlamında kullanılır.”

MUSAHİP: (Arapça) Alevilikte yol kardeşliği anlamına gelen bir ikrardır.

MÜRŞİT: (Arapça) Doğru yolu gösteren kılavuz demektir. Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi… Alevilikte mürşite Kürdçe “pir-i piran” demektir.

PİR: (Ariyaca) 1. Kürdçe’de yaşlı kimselere “pir” denir. Yaşlı ve bilge kadınlara da “pîrê” denir.. 2. Alevi toplumunda dini ve toplumsal önderlere “pir” denir. “Mürşid-i kâmil” anlamındadır. TDK sözlüğünde “bir tarikat veya sanatın ilk kurucusu” şeklinde tanımlanmıştır.

REHBER/Reber/Rayber: (Ariyaca) Kürdçe’de yol gösteren anlamındadır. Alevilik inancında da aynı anlama gelir. Rehber, dinsel hiyerarşide pire göre bir alt konumdadır. Pir ile Talip arasındaki köprüdür.

HÛ: (Ariyaca): Allahı tanımlayan “Huda” kelimesinin kısaltılmış ifadesidir. Kürdçe’de xuda/xeda (Tanrı, Kendisi verdi. Kendisini var eden.) Alevi ceminde semah giderken, tanrıya yakarılırken “xude mine” diye zikredilir.

ŞAH: (Ariyaca ) “En üstün en güzel olan, en yüksek, dağ, kral. Örneğin; “Şah-ı Merdan: Mertlerin şahı. Merd, mer”: erkek. “Şahı Merdan”; “yiğitlerin yiğidi” anlamında. Alevilikte bazı kesimlerce “Hz Ali’ye uygun görülen niteliktir.

ŞÊR-İ YEZDAN/Şîrî Yezdan: (Kürdçe) “Şêri Yezdan; “tanrının veya yaşayanların aslanı” demektir. Bu sıfat da Hz Ali’ye uygun görülen sıfattır. Kürdçe’de “Şêr/şir” aslan anlamına gelir.

TALİP: (Arapça) bir tarikatın yoluna girmiş öğrenci, mürit. Alevilikte bir Pir’e bağlı olan ve hiçbir kutsiyeti olmayan en alt tabakadaki halkın sahip olduğu statüdür.

TARIQ: (Arapça) “Tarik” Arapça dildeyol demektir.

DARIK: (Kürdçe) “Ağaç” anlamına gelir. Alevilerin kutsal günlerinde, yola girme törenlerinde kullandığı ağaçtan yapılma kutsal bir obje vardır. 80-90 santim boyundaki bu süslemeli ağaca “tarıq” denir. Bazı alevi dernekleri bilinçli olarak bu kutsal objeyi yok saymaktadırlar. İnanca göre bu değnek cennetteki Tuba Ağacı’ndan koparılmıştır. “Buyruk’ta da tarıq’tan söz edilmektedir.“

PENÇE: (Ariyaca): “pençe” kavramı Kürdçe’deki ve Farsça’daki “beş” sayısından gelmektedir. “Alevilikte “Pençe-i Ali Aba” oldukça önemlidir. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i temsil etmektedir.”

ABDEST / Avdest: (Ariyaca) Av-Ab: su. Dest: el. Abdest, El suyuanlamındadır.

ORUÇ: (Ariyaca): “Roc/roj” gün sözcüğünden gelir. Bir günlük açlığı ifade ettiği için bu bir günlük perhize oruç denmiştir.

SERÇEŞME: (Ariyaca): “Ser: baş. Çeşm- çım: göz, göze”. Türkçe karşılığı “baş çeşme”dir.

SEMAH: “Sema” (Arapça) Türkçe gökyüzü anlamındadır. Semazen: “semah bilen” anlamındadır.

ZAKİR: (Arapça) “zikir” teriminden gelir. Zakirlik, Cemde dua deyiş ve gülbengleri okuyan 12 hizmetten biridir.”

EZAN: (Kürdçe) “O bilir.” Demektir. Arapçası: “salah’tır”.

NAMAZ: (Ariyaca) “Nimej” kelimesinin günümüzdeki telaffuzu dur.

PEYGAMBER: (Ariyaca) Gönlünde geçen için ilerleyen. Ariyaca: “Pe: Ayak, Gam: gönül, Ber: ön” Arapçası; “Resul, Nebi’dir. Türkçe: “Tanrının elçisi’dir”.

Alevilik dinine öncülük eden Kürd, Fars ve Arap Sufiler kendi inançlarını gittikleri coğrafyalara ancak kendi ana dilleri ile taşıyabilirlerdi. Fakat Alevi inanç önderleri anlaşılan daha çok Kürd/Aryan kültür kökenliydi. Zaten bölgenin inanç terminolojisi Ariyaca dil kökenliydi. Çünkü Ateşperesti, Mitracı, Zerdüşti, Manici, Mazdekçi, Yezdani vs. inanç önderleri Kürdlerin ataları Med soylu Magi/Maga dini önderlere ve kutsal kitapları Avestan diline sahiplerdi. Magi din adamları babadan oğla mesleklerini kastsal bir yapı içinde korudukları ve bölgedeki 1500 yıllık Aryan siyasal imparatorluklarının resmi dini temsillerini ellerinde bulundurdukları için bu kültürel egemenlik dini temsilde oluşmuştu. Alevilik inancı da yine bu dinsel Aryan kültürel yapı üzerine bina olurken aynı kültürel ocaktan dini dilini almıştı. Bu nedenle Alevilik terimleri daha çok Kürdçe dilde veya onun ata dili Ariyaca/Avestanca dilde idi. Kürd Sufiler, diğer kadim halklar ile ortak bir inançta ittifakları neticesinde bölgede ağırlığı olan diller ile de kendini beslemiş ve daha geniş Alevi terminolojisi oluşturmuştu.

Alevi dini Mezopotamya’da gelişirken, henüz MÖ 8. yy da Ön Asya’da görünmeyen Türkler ve Moğollar bu nedenle Alevi terminolojisinde kültürel olarak yer almıyorlardı. Bu topluluklar daha çok MS 9. yüz yılı sonrası İslam ile tanışmalarına rağmen onlar Yakın Doğuya/Ön Asya’ya MS 900 sonrası gelmiştiler. Haliyle Aleviliği de Kürt, Fars ve Arap din adamlarından öğrenmiş olmaları katidir. Alevi dini kültürüne Türklerin kendi dillerinde katkıları 13. yy sonrası daha çok gelişmiştir.*

**************

* Bu makalede ele alınan Alevi terminolojisi etimolojik çalışması anonim bir çalışmadır. Bu anonim çalışma apostroflar ile belirtilmiştir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:10.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica