Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 30.04.2017, 18:25   #1
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Hz muhammed ayse ve hafsa tarafından zehırlendı

Hz Muhammed, 9 yasindaki Hz. Ebu Bekir`in kizi Ayse, 16 -18 yasindaki Hz Omer`in kizi olan, Esleri tarafindan Zehirlenmesi kesin olmasina ragmen, neden islam halen turlu turlu yalanlara bas vuruyor?

a) En Başta Buhari ve Müslim’de Ledud Olayı

Hz. Muhammed’in ölüm nedeni şu hadiste aranmalıdır demek, yerinde bir ifade. Kitabın ana teması, aslında bu bölümdür. Kalan kısımlar birer teferruattır, tabii ki onlar da önemli; ancak burası çok farklı. Bir şey anlatmadan hemen konunun başında yorum yapmak doğru değildir. Vurgulamak istediğim, Hz. Muhammed’in ölüm gerçeği bu başlıkta aranmalıdır.

Buhari’nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim’de ve başka da birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Hz. Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca bakıyor ki ona ağız yoluyla ilaç içiriyorlar. Bunu görünce çok kızıyor ve “Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı? Neden bana ilaç içirdiniz? Hepiniz bu ilaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur” diyor. Bazı rivayetlere göre, Muhammed bu ilaç meselesini fark edince onlara soruyor, kim yaptı diye? Onlar da amcan Abbas yaptı yanıtını verince kendisi, içinizde zaten tek sağlam kişi amcamdır diyor. Bu rivayet çok yaygın; ancak İbn’ül Cevzi’nin aktardığı cümleler daha da ilginç: Hz. Muhammed bu arada eliyle Habeşistan’a işaret ederek, bu ilaç içirme yöntemi Habeşli kadınların işidir diyor. Demek ki onlar bu yöntemle insanları zehirlemekle meşhurmuş ki böyle söylüyor. (57)

Zaten bu konuda hem Buhari, hem de Müslim bağımsız bir bölüm açmışlar: Ledud bölümü. Ve her iki kaynağın sarihleri de, “’Ledud’, hastanın istemediği halde, rızası dışında kendisine verilen ilaç demektir.” tanımını da yapmışlardır. Hatta İbni Sad gibi bazı tarihçiler, Muhammed onlara, “Neden sizi uyardığım halde bana bunu yaptınız, üstelik ben oruçluydum.” demiş.

Hz. Muhammed’in o ağır hastalık haliyle oruç tutması bir kere inandırıcı değil. Ancak belki ona ilaç içireceklerini tahmin ettiği, bunu onlardan beklediği ve sezdiği için böyle bir taktiğe başvurmuş olabilir: “Bakın ben niyetliyim, sakın ola bana bir şey vermeyin.” demek istemiştir. Ama buna rağmen onu dinlememişlerdir.

İbni Sad gibi bazı İslam tarihçileri bu konuda net süre de veriyorlar. Pazar günü ona ilaç içiriyorlar, ondan sonra çok ağırlaşıyor ve pazartesi günü, yani bir gün sonra vefat ediyor. Çok ağırlaştığını duyup da yanına gelen Üsame b. Zeyd, “Geldiğimde bana bakıyordu; ancak artık konuşamıyordu.” diyor. (58)

Hadisten, orada bulunanlar içinde yalnız amcasına güvendiği kesin. Kalanlar zaten eşleri Ayşe ve Hafsa (ki zaten hasta iken Ayşe’nin evinde kalıyordu). Çok açık ki onlara güvenmemiş. Çünkü onun ihtiyaç duyup böylesine bir uyarıda bulunması, sakın benden habersiz bana ilaç içirmeyin demesi, aslında birçok şey ifade ediyor. Demek ki kuşku duyduğu bazı emareler daha önce yaşanmış ki, onlara güvenmiyor. O nedenle kendilerini ilaç içirmeme konusunda uyarıyor.

Gerçi burada Ayşe’nin yaptığı bir savunma da var. Şunu diyor: Aslında bizim yaptığımız bir şey yok; ancak Muhammed ilaçtan korktuğu için kızıyor. (59) Herhalde Ayşe bu kadarını da becerebilir; hemen kalkıp “ben yaptım” diyecek hali yok ya. Bir de benzer şüphe içerikli hadisleri hep Ayşe anlatıyor, neden diğer eşleri de bu anlatımlarda yok, neden bunlar hep Ayşe’ye dayalı? Bu durum Ayşe’nin aktif olarak bu planların içinde olduğunu gösteriyor.

İlginçtir ki bu hadisleri açıklayan, bunlar üzerinde şerh yapan kişiler, eften püften noktalar üzerinde durmuşlar. Mesela buna bakarak, acaba hastaya, isteği dışında ilaç verilir mi gibi şeyler. Kimse, acaba Ayşe-Hafsa aracılığıyla böyle bir planın uygulanması mümkün mü, siyasi bir komplo ihtimali var mı diye bu konuda kafa yormamış veya bilerek değinmek istememiş.

Ayşe, “Hayatımda Muhammed’in ateşi ve ağrısı kadar şiddetli bir ağrı-ateş görmedim” diyor. (60) Muhammed kendi ateşi hakkında, “Bana yedi kuyudan su getirin, kullanayım da belki biraz serinlenirim; ama ateşimin düşüreceğini hiç sanmıyorum.” diyordu. (61)

Burada yineliyorum: Üç yıl önce yediği zehirli bir yemekten dolayı aniden bu kadar aşırı derecede ateş ve ağrı olur mu, bunu, ilgili dalın uzmanlarından sormak lazım. Belki tekrar olur ama bir kere Yahudi bir kadının ona zehirli bir yemek ikram etmesi ve onun da yemesi meşhurdur, buna kimsenin itirazı yok. Çünkü bu konuda kanıtlar güçlü ve hayli fazla. (62) Yalnız gerçekten üç yıl önce ve o günkü şartlarda zehirli bir yemek bu kadar zaman sonra kendini gösterir mi, bunu bilemiyorum.

Bir de şu çok önemli; ister o zehirli etin etkisi olsun, ister olmasın; burada farklı bir komplo, farklı bir cinayet nedeni söz konusu: Ömer ve Ebubekir’in, kızları aracılığıyla Muhammed’i öldürdükleri iddiası var ortada. O nedenle, eski zehirli ilacı bunun dışında tutmak lazım: O konu ayrı, buradaki konu apayrıdır.

Her ne kadar hadiste, hepiniz teker teker bu ilaçtan içersiniz deniliyorsa da, bir kere o an artık bunun pratik olarak uygulanması mümkün değildir. Çünkü Hz. Muhammed ölüm döşeğinde ve o yataktan da artık bir daha kalkamıyor, vefat ediyor. Bir de şu da mümkün: Olayın izini kaybettirmek için, Ayşe tarafından böyle bir ifade bilerek uydurulmuş olabilir ki “Efendim tehlikeli bir ilaç olsaydı, onlar içtiğinde kendileri de ölmüş olacaktı. Dolayısıyla ona içirilen ölümcül bir madde değilmiş…” densin, gibi bir savunma amacı söz konusu olabilir. Bir kere Buhari ve Müslim’de geçen hadislerde, “O ilaçtan Ayşe ve Hafsa da içtiler.” açıklaması yok. Buhari bu hadisi birkaç yere almış, hiçbirinde “içtiler” ifadesini almamış. Müslim de içtiler demiyor. Şayet alsalar da önemi yok. Çünkü bu gibi kelimelerin eklenmesi şüphe uyandırmak içindir, bunlar bilerek hadis metnine eklenmiştir ve asılsızdır.

Bir kere Hz. Muhammed’in o ilaç için bu kadar sert reaksiyon göstermesi kafaları karıştırıyor: Demek ki bildiği bir şey varmış.

Bir de Buhari’de geçen ve Ayşe’ye dayanan şöyle bir hadis var: “Muhammed ölüm döşeğinde iken dedi ki, Hayber’de yediğim o zehirli yemekten artık takatim kalmadı, beni şah damarından vurdu.” Ama aynı Buhari, İbni Masut’tan rivayet ederek o zehirli etin mucize yoluyla konuştuğunu ve Muhammed’in o etten yemediğini de yazı yor. (63) Olayın izini kaybettirmek için Ayşe hep farklı ölüm nedenleri uydurmuş. Örneğin Ebu Ya’li’nin Ayşe’den aktardığı şöyle bir hadis de var: Ayşe, “Muhammed, Zatü’I cenb denilen normal bir hastalıktan vefat etti.” diyor. Bu hadisi, zaten hadis uzmanları da kabul etmemişlerdir. (64) Tabii ki Muhammed’in vahiy yoluyla o ette zehir olduğunu bilmesi gibi rivayetler asılsız. Bir kere realist olmak lazımdır. Peki madem haberdar oldu, o zaman o ölen insanları ne yapacağız: Niye yediler ve sonunda öldüler?

Bu konuda iyi sonuç almak için hem var olan tüm bilgileri bir araya getirmek, hem de Ömer’le Ayşe’yi çok iyi tanımak lazım. Kısacası, halk arasında bilinen Ömer’le Ayşe, gerçek Ömer’le Ayşe değillerdir. Bunlar hakkında bilinmeyenleri anlatacağım zaten.

Evet, bu ilaç içirme olayıyla ilgili hadisle giriş yaptıktan sonra, şimdi de doğrudan ilişkisi olan Kur’an ayetlerine geçeyim.

B) Cinayetin Kanıtı “Tahrim Suresi”nde Saklıdır

Gerçekten bu surede olup bitenler üzerinde dikkatle durulursa Hz. Muhammed’in büyük bir sıkıntı çektiği ve sonunda bedelini bedeniyle ödediği ortaya çıkıyor. Önyargılı olarak hemen birilerini katil diye ilan etmek gibi bir niyetim yok; ancak var olan kanıtlar bunu gösteriyor, tabii ki aklın hakemliği de önemli. Az sonra sunacağım ayetlerin hem anlamları insana bir fikir veriyor, hem de Kur’an yorumcularının bu ayetlerle ilgili açıklamaları dikkat çekicidir.

İlkin, ilgili ayetlerin anlamını vereyim:

1- Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ancak eşi o sözü (başkasına) haber verince Allah da bunu peygambere bildirmiş, peygamber bunun bir kısmını (ona) açıklamış, bir kısmından da vazgeçmişti. (65)

2- “Eğer siz ikiniz (Peygamber eşleri) Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, Salih mü’minler de (onun yardımcılarıdır). Bunlardan başka melekler de ona arka çıkarlar.” (66)

3- “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.” (67)

4- “Allah, inkâr edenlere Nuh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.” (68)

5- “Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (69)

6- “Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (70)

Aslında bu Tahrim suresinin ilk üç ayeti de aynı hadiseyle ilgilidir; ancak olayın anlaşılabilmesi için bunlar yeterli.

Biraz önce, “aslında ayetler tek başına bile konuya ilişkin bir şeyler çağrıştırıyor” demiştim. Gerçekten açıklama yapılmazsa da insan bu ayetlerin anlamına bakınca bir şeyler seziyor. Ama tam anlaşılabilmesi için detaylı bilgiye gerek var; yoksa var biçimiyle pek anlaşılmaz.

Ayetlerde peygamberin, eşlerinden birine gizli bir şey söylediği ve ona, bunu gizli tutacaksın dediği sözü çok açık. Yine burada Muhammed’in iki eşinden söz ediliyor ve onlar tövbeye davet ediliyorlar. Bir de onların kalplerinin kaydığı, Muhammed’e karşı birbirlerine destek oldukları, bu konuda birlikte çalıştıkları açık olarak vurgulanıyor ve üstelik de Tanrı tarafından tehdit ediliyorlar/uyarılıyorlar: Eğer peygambere karşı olmaya ve bu konuda birbirinize destek vermeye devam ederseniz, ilkin ben Allah başta olmak üzere, Cebrail, iyi insanlar ve diğer melekler de (topyekûn) Muhammed’e yardım ederiz deniliyor. Burada iki kadının yaptıklarına karşı, Tann’nın tek başına değil de; Cebrail, insanlar ve diğer melekleri de yanına alarak onlara karşı cephe alması ilginç! Konumuz bu değil; ben sadece Tanrı’nın bu yaklaşımını hatırlatmak istedim!

Gelgelelim; bu sure Medine döneminin son 9-10 yılında (71) gelmiş (oluşturulmuş) ki, o zaman Muhammed 61-62 yaşlarındaydı ve 63 yaşında da vefat ediyor. Hele Tanrı’nın, Muhammed’in bu yaşından sonra, siz Muhammed’i rahatsız etmeye devam ederseniz ben her bakımdan sizden daha iyi olan kızlar, dul kadınlar ona verebilirim demesi, gerçekten ilginç. Zaman zaman konular arasında benzer tuhaf şeyler ortaya çıkınca, kısa bir vurgu yapmak zorunda kalırım! Çünkü konu dışına çıkmak, konuyu dağıtmak âdetim değil.

Başta tefsirler olmak üzere, diğer İslami kaynaklardan da yararlanarak ayetleri biraz daha açayım.

Ben şahsen daha önce bu ayetlerle ilgili var olan dokümanları, yorumları okuyunca, sanki bu ayetler Muhammed’le eşleri arasında meydana gelen çok basit bir aile ilişkisini anlatıyormuş gibi inanıyordum. Hani bir söz var: Bakmak ve görmek. Evet; ben de bakıp okuyordum; ama diğer Kur’an yorumcuları gibi hakikati görmüyordum. Şartlanma böyledir işte: Sahibini kafese koyar, onu bağlar, gözlerini açtırmaz.

Anılan ayetler hakkında, tefsirlerde ve diğer ilgili kaynaklarda özetle şunlar anlatılıyor.

Efendim bilmem Muhammed hangi hanımının yanında bal yerken-bal şerbeti içerken, Ayşe-Hafsa bunu kıskanmışlar, bu yüzden Muhammed’e film çevirmişler veya bir gün Muhammed Hafsa’ya, bugün babanın (Ömer’in) evine gidebilirsin demiş, kadın da gitmiş. O gittikten sonra Muhammed de eşlerinden (cariye statüsündeki) Maryayı yanına alıp Hafsa’nın odasına gitmişler ve Hafsa’nın yatağında sevişmeye başlamışlar, tabii ki Hafsa da akıllı, Muhammed’in onu sebepsiz yere gönderdiğini anlamış. Dolayısıyla yarı yoldan dönüp geri gelmiş. Odasının kapısını açınca onları sevişirken yakalamış.

Bu manzara onun zoruna gitmiş; sonuçta Muhammed’e çok sert tepki göstermiş (Zira arkasında babası Ömer vardı, kadın ona karşı bunu yapabilirdi; sahipsiz değildi). Hafsa daha sonra bu olup bitenleri kuması Ayşe’ye anlatmış. Sonuçta ikisiyle Muhammed’in arası açılmış ve böylece iş kontrolden çıkınca da Tanrı bu ayetlerle müdahalede bulunmuş gibi bir hikâye, hatta masal anlatılıyor.

Hele çoğu Kur’an yorumcusu/tefsir sahibi ve bu konuyu kaleme alan İslam düşünürleri bu hikâyeleri anlatırken, o kadar zevkle ve sanki gayet normal bir şeymiş gibi anlatmışlar ki, insan hayretler içinde kalıyor. Evet, anlatılanlar bu gibi hikâyelerdir.

Ben burada küçük bir soru sorup, konuya devam edeceğim: Hani derler ki, Muhammed geçmişi, geleceği, her şeyi biliyormuş. Madem öyle, peki Hafsa’nın geri döneceğini neden bilememiş! Nerede kaldı onun peygamberliği (Din mantığına göre!) Bir de kadına böyle oyun kurması, tabir caizse hileli yolla onu göndermesi kendisine yakışır mı?

Şu olmuş olabilir ve gayet doğaldır da: Muhammed 60 yaşlarında, o kadınların dedesi durumundaydı ve ayrıca onun birçok kadını daha vardı, tabii ki haklı olarak bu konuda sıkıntılar yaşanmıştır. Ama çok büyük bir Tanrı diye nitelendirdiği yaratıcısını getirip bir aile barışı-ilişkisi konusunda kullanması, bakın ha Muhammed’i rahatsız ederseniz sizin iflahınızı keserim gibi ifadeleri ona mal etmesi, çok sığ bir yakıştırma: Ayetlerde oluşturulan bu hoş olmayan kompozisyon Tanrı’ya mal edilemez!

c) Hz. Ayşe Cenazeye Katılmıyor

Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönünde. (72)

Hele Ayşe’nin şu sözü enteresan: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı” diyor. Bunu aktaranlar arasında mezhep lideri var, önemli tarihçi ve Kur’an yorumcuları var; yani böyle kenardan söylenen bir söz değil. (73)

Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Ayşe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor?

Burada şu sözler söylenebilir: Efendim Ayşe bir kadın; dolayısıyla dışarı çıkması, erkekler arasında bulunması dinen uygun değildi, onun için haberi olmamıştır… Oysa cenaze onun evindeydi, madem defin söz konusu değildi ve sorun da yoktu, o zaman cenazeyi nereye, niçin götürdüler? Ayrıca Ayşe hayatında birçok siyasi hareketler içinde bulunmuş, Cemel Vak’ası gibi meşhur tarihi olaylarda yer almış bir kişiliktir; onlar caizdi de bu son uğurlamada eşinin cenazesinin başında bulunması mı yasaktı! Kaldı ki Ayşe için böyle bir yasak söz konusu değildi. Nitekim Hz. Fatma babasının mezarı başında hem ağlıyor, hem halkla konuşuyor, hem de babası üzerine şiirler oku yordu. (74)

Yeri gelince anlatacağım, halife Osman defnedilirken hanımı geceleyin mezarı başında mum tutup çalışanlara yardımcı oluyordu. Yine Ebubekir ölürken, eşlerinden Esma onun cenazesini yıkıyordu. Dolayısıyla Ayşe en azından çarşaf giyer, bu şekilde izleyebilirdi.

d) Ayşe ve Hafsa İkilisinin “Tahrim Suresi”yle ilişkisi

Ayetlerde bu iki kadının adı geçmiyor. Ama tabii ki hitabın Muhammed’in eşlerine olduğu kesin. Peki, hangi eşleri, nasıl biliyoruz?

Bu konuda binlerce kaynak var ki bu iki isim Ebubekir’in kızı Ayşe ve Ömer’in kızı Hafsa. İkisi de Muhammed’in eşleri. Burada kısa bir hatırlatma yapayım. Muhammed 54 yaşında iken 9 yaşındaki Ayşe ile evlenir ve vefat edince kadıncağız 18 yaşında dul kalır, hicri 57. yılında da vefat eder. Bu şu demek oluyor ki, Muhammed’den sonra yaklaşık 50 yıl daha eşsiz yaşamıştır. Yine Muhammed 56 yaşında iken, 17 veya 21 yaşlarında olan Hafsa ile evleniyor. Muhammed hayata veda edince bu kadın 28 yaşlarında dul kalıyor ve yaklaşık 35 yıl daha yaşıyor. İşte durum bu iken, mağdur olan bu iki kadın olduğu halde, Tanrı’nın ayetler göndererek (75) “Bakın siz artık Muhammed’in ölümünden sonra başkalarıyla evlenemeyeceksiniz, sizler artık inananların anneleri sayılırsınız.” demesi izah edilir gibi değil.

Bu Tahrim suresinde de mağdur olan yine Muhammed’in bu iki eşidir. Şöyle ki, bu gencecik kadınlar sanki Muhammed’e cariyelik yapmaya mecbur mu, onların yaşama hakları, zevkleri yok mu! Neymiş; bakın Muhammed’e karşı gelirseniz ben Allah olarak onu daha güzellerle evlendireceğim diyor.

Ortada iki ihtimal var: Ya bunlar kadın kısmını hiç insan saymıyorlardı (ki gerçek olanı bu) dolayısıyla biraz boylu poslu oldu mu hemen evlendirirlerdi veya Ayşe ve Hafsa’da olduğu gibi, kız vermekle iktidarı ele geçirmek hedeflenmiştir. Olaylara bakıldığında bu fikir kuvvetle muhtemeldir.

Tahrim suresinde anlatılan bu ikilinin Ayşe ile Hafsa olmasında bir kere İslam camiasında ittifak var. Bu iki isimle ilgili Buhari ve Müslim’in ortak olarak aldıkları hadisleri temel alarak kısa bir bilgi vereyim. Şunu da hatırlatayım ki, her iki kaynakta da bu konuda hadisler çok fazla. Zaten bir kısmını aşağıya alacağım.

Sahabeden İbni Abbas anlatıyor. Bu ayet geldikten sonra, “Acaba Muhammed’in hangi kadınları kastedilmiş?” diye hep merak ettim, fırsat kovalıyordum ki, bir gün bunu Ömer’den sorayım; ama pek cesaret edemiyordum. Sonunda hac mevsimi geldi biz yola çıktık, hacca gidiyoruz. Bir ara yolda fırsatını bulup Ömer’den sordum: Ayette sözü edilen iki kadın hangileri, diye. O da, “Hayret sana, ya İbni Abbas! (yani nasıl hâlâ bilmiyorsun) bu iki kadın Ayşe ile Hafsa’dır” dedi. (76)

Daha önce de belirttim; tefsirlerde anlatılan bal şerbeti/bal olayı, bilmem Hz. Muhammed falancanın sırasında falanca eşiyle yakalandı gibi hikâyeler bir yana; ortada bir gerçek var: Muhammed, Ayşe ve Hafsa’ya -sebebi ne olursa olsun- bir söz vermiş, olup bitenlere karşı onları durdurmak için kendilerine torpil yapmış: Söz veriyorum; ben gidersem benden sonra babalarınız Ebubekir ve Ömer yerime geçsinler, halk tabiriyle halife olsunlar diyor, tabii ki bu, Muhammed’in isteğiyle olan bir teklif değil; zorunlu bir sözdür. Ancak anlık bir söz. Olayları yatıştırmak için o an için söylenmiş geçici bir söz. Çünkü yerine kimi belirlediği konusunda çok tartışmalar var; işin içinde özellikle Hz. Ali ismi öne çıkıyor. O bakımdan geçici diyorum. Hatta Muhammed bunu Ayşe ve Hafsa’ya ilk söylediğinde, müjde olsun” şeklinde hitap ediyor onlara. (77)

Diyelim ki aralarında başka hiçbir olumsuzluk da yoksa bir kere bu halifelik sözünün verilmesi zaten Muhammed için tehlikeli. Çünkü söz vermiş, zaman da hızla ilerliyor ve adamlar da (Ebubekir-Ömer) onun yaşıtları. Onun için bir an önce iş başı yapalım hesabıyla kendisine karşı suikast yapmak için geçerli bir neden. Kaldı ki, kanıtlar zaten güçlü; ama bu da onlar için önemli bir neden. Bu gibi planlar konusunda Ebubekir pek aktif biri değildi; aslında Ömer onu çok kolay yönlendirebiliyordu demek yerinde bir tespit olur. İlerde Ömer’le ilgili detaylı ve bağımsız bir başlık sunacağım. Orası da okunursa, sanırım Ömer’in gerçek kimliği hakkında daha inandırıcı bilgi edinmiş olunur.

Tahrim süresiyle ilgili bilgiler daha bitmedi; somut kanıtlar var.

Burada birçok hadis kaynaklarında geçen bir olayı, en başta Buhari ile Müslim’den aktarayım. Muhammed bir ara Ayşe’nin evini göstererek ve üç sefer de tekrarlayarak, “İşte küfür/fitne buradadır, şeytanın boynuzunun çıktığı yer burasıdır” diyor. (78) Bu sözü, Ayşe’nin evinden çıkınca üç sefer söyledi şeklinde rivayetler de var. Aynı sözü başka zamanda Harsa için de kullanmıştır. (79)

Burada gözden kaçmaması gereken ince bir nokta var: Muhammed yalnız Ayşe ve yalnız Hafsa dediği zaman “Şeytanın boynuzu” terimini kullanmış (Yani tekil). Ama isimleri telaffuz etmediği zaman, bakıyoruz “Şeytanın boynuzları” şeklinde çoğul kullanmıştır. (80)

Fitne ve şeytan boynuzu terimlerini başka konularda da kullanmış; onlar ayrı şeyler. Bunu da belirtmiş olayım. Kimileri bunu çarpıtabilir diye hatırlattım.

Burada hiç şüphesiz ki bir kinaye, birini/birilerini işaret etme söz konusudur. Nitekim Ayşe ve Hafsa’yı işaret ettiği gibi; bunu böyle anlamak lazım. Hani halk arasında da kullanılır: Falanca aynen şeytan gibidir denilir. O da bunu kastetmiştir.

Hatırlıyorum, 1980′lerde Türk-İslam sentezcileri, Nurcular bu gibi hadisleri komünizme karşı anti propaganda olarak kullanıyorlardı. Yani Muhammed, “Fitne doğudan çıkar.” derken burada V.İ. Lenin’i kastetmiş (komünizmi!) diye anlatıyorlardı. Bazı sözlerinde fitne buradadır yerine, doğudan çıkar şeklinde ifade etmiş. O da şundan: Artık ya farklı olay ve kişileri kastetmiştir veya bunu söylediği zaman Ayşe-Hafsa evleri ona göre doğuya düşmüş olabilir. Çünkü Ömer ve Ebubekir’den çekindiği için, Ayşe ve Hafsa’ya bazen dolaylı sözler söylemek zorundaydı.

Türk-İslam sentezcileri bu hadisleri şöyle kullanıyorlardı: Bakın işte komünizm o kadar tehlikeli ki, Muhammed ta o zaman -mucize yoluyla- buna işaret etmiş, diyorlardı ve ayrıca ballandıra ballandıra “Komünizm tehlikesinden Rusya’yı terk edip Karadeniz’i yüzerek geçen ve bu zorluklarla Türkiye’ye gelen sayısız insanlar var, bakın bu konuda kitaplar bile yazılmış” gibi İslam’ın mucizelerini anlatıyorlardı. Üstelik o kitaplar bedava dağıtılıyordu. Ki o zaman ben zaten küçüktüm, dünyadan haberim bile yoktu. Ama madem söylenen hadisten maksat Rusya ise, bari “Şeytanın boynuzu kuzeydedir” deseydi, o zaman hiç olmazsa koordinatlar tutardı; ama doğu denince, Rusya Suudi Arabistan’a göre pek de doğuya düşmez. Bir de komünizmin asıl çıkış yeri Rusya da değil: Marx, Engels Avrupalı!

Muhammed ayrıca Ayşe ve Hafsa için, “Siz aslında Hz. Yusuf’un etrafındaki kadınlar gibisiniz.” diyor. Hani Kur’an’daki anlatıma göre Yusuf’un etrafındaki kadınlar ona oyun kurmuşlar. Nitekim bu konuda özel bir ayet de var: “Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” diye. Her ne kadar bu hadis vefatına yakın bir zamanda Ebubekir’in cemaate namaz kıldırma olayıyla ilgili olarak anlatılmışsa da; aslında bu bir uydurmadır, gerçeği yansıtmıyor. Nitekim Şia kesimi, Muhammed’in bu sözü, Ayşe’nin insanlara, “Muhammed diyor ki, Ebubekir cemaate imam olsun” iftirasını duyduktan sonra söylediğini iddia ediyor. Yani ben ne zaman Ebubekir’i önerdim, sizi gidi tuzakçılar şeklinde anlatıyorlar. Yoksa Hz. Muhammed bu kadar ağır bir benzetmede niye bulunsun ki. Bunu, kendisine karşı tertiplenen komplonun bir parçası olarak değerlendirmek daha doğru ve mantıklıdır açıkçası. (81)

Kanıtlar daha bitmedi; Kur’an’la devam edelim.

Tahrim suresinden anlamlarını verdiğim ayetlerden 10. ve 11. ayetler, önemli bir mesaj içermektedir aslında; ama İslam düşünürleri bunlara hep basit anlamlar yüklemişler, farklı yönlere çekmişler; gerçek anlamlarını hep gizlemeye çalışmışlardır. Burada kötü iki kadın örneği veriliyor. İlginçtir ki, Ayşe ve Hafsa nasıl kötü bir ikili ise, verdiği Nuh ile Lut’un kadınları (10. ayette) da iki kötü kadın olarak açıklanıyorlar. Şu soruyu sormanın tam da zamanıdır: Acaba neden o iki kötü kadın örneğini getirip bu olay bağlamında/Ayşe ve Hafsa’nın geçtiği Tahrim suresinde anlatıyor, ne alâkası var? Burada Ayşe ve Hafsa’yı, kötülük bakımından Nuh ve Lut kadınlarına benzetiyor.

Kaldı ki, Nuh ve Lut eşleri kocalarına karşı hainlik yaptılar diyor. Hainlik, nerdeyse ihanetle eşanlamlı bir kelime (aynı kökten gelen biri üç harfli, diğeri de dört harfli/mezid bir fiil). Bir kere burada daha uygun sözcük kullanılabilirdi. Gerçi “hıyanet” yalnız ihanet anlamına gelmez, başka anlamlarda da kullanılır; ama sonuçta olumsuz bir anlam taşır. Madem Hafsa ile Ayşe’yi bu ikiliye benzetiyor ve bu ikili de eşlerine karşı haindi diyor; peki Hafsa ile Ayşe de böyle miydi acaba (İhanetçü). Diyelim Ayşe’nin Safvan’la İfk olayı meşhurdur, ya Hafsa?

Belki ayetten bunu kastetmemiş; ancak seçilen terimler uygun değildir. Burada ihanet/hainlik kelimesi kullanılınca Kur’an yorumcularının zoraki açıklamalara başvurduklarını görüyorum: Efendim peygamberlerin eşleri zina yapmazlar gibi yorumlar. İşte alâkası olmayan bir terim kullanıldığında tabii ki yorumculara iş çıkar: Zoraki anlamlar yüklemek durumunda kalırlar.

Hiçbir kanıt olmasa bile, insan bağımsız bir gözle yalnız bu Tahrim süresindeki anlatılanlara baksa, yine aklına bir şeyler gelir: Muhammed’le eşleri arasında olup biten neymiş ki, Kur’an’a bu ilginç biçimde yansımış diye insanın aklına sorular gelir!

e) Ayşe Hakkında Bazı Saptamalar

Ayşe’yi biraz daha fazla tanımak için, hakkında sağlam İslami kaynaklardan derlediğim bazı bilgileri sunmak istiyorum. Maksat, anılan planları başarabilecek kapasitede mi değil mi?

Ayşe’nin anlattığı şöyle bir hadis var:

“Muhammed’e sihir yapılmıştı, o sihrin etkisiyle öyle bir hale gelmişti ki, yaptığı bir işe hayır yapmadım diyordu… O kadar akli dengesini kaybediyordu” diyor. (82) Bu, Buhari ve Müslim’in ortak olarak işledikleri hadislerden. Bunları bu suikast bağlamında şöyle değerlendirmek mümkün:

Demek ki bu ilaç içirme olayı sadece vefat ettiği sırada olmamış; daha önce de Ayşe ve Hafsa tarafından değişik yollarla kendisine verildiği olasılığı çok güçlü. Neden Hayber’de bir Yahudi kadın bunu planlayabiliyor da Ayşe böyle yapmasın! Üstelik Ayşe yapsa babası halife olacaktı, bu işte çıkarı vardı. Şu denilebilir: Ayşe Muhammed’i kaybetseydi, ayetlere göre artık bir daha evlenemezdi. Dolayısıyla Ayşe neden kendini eşsiz bıraksın ki? Bir kere Muhammed’in Ayşe’den başka aynı anda en az on hanımı daha vardı (83) ve kendisi 60′ı geçmişti. Bu nedenle, Ayşe’nin bir kere ondan beklentisi yoktu, biyolojik olarak artık Muhammed’den aşk beklemek mümkün değildi.

Bir de Ayşe gibi bir kadın kendi işini bilirdi, Muhammed’den sonra -istemişse- koca ayarlayabilmiştir. Kim bilir ve garanti eder ki, Muhammed’den sonra Ayşe 50 yıl tek başına yaşamış, artık başka bir erkekle yaşamamıştır! Tabii ki yaşamışsa diyecek bir şey yok: Genç kadın ve onun en doğal hakkı. Ayşe, Hatice gibi cömert, eli açık biri değildi. Devlet onun maaşını veriyordu. Zenginliğine küçük bir örnek vereyim. İbni Asakir’in anlattığına göre, Onun köleleriyle-işçileriyle İbni Abbas’ın köle-işçileri arasında bir ara kavga çıkınca, Ayşe bunu duyar duymaz -çözmek için- hemen koşarak olay yerine gider. (84) Kadın her yönüyle becerikli biri.

Bir kere başlangıçta babasının onu Muhammed’e vermesi büyük bir yanlışlık, hatta bir insanlık suçu idi. ister yaşı 9 olsun, ister 15 olsun fark etmez. Bir kere Muhammed 55 yaşlarındaydı ve başka hanımları da vardı. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok.

Burada demek istediğim, aşk konusunda Ayşe’nin zaten Muhammed’den bir beklentisi yoktu. O yüzden eğer Ebubekir ve Ömer Muhammed hakkında bir suikast planlamışlarsa ve o da bu iki kadın tarafından uygulanmak istenmişse, bunlar rahatlıkla bu plana iştirak etmişlerdir.

Muhammed’in vefat ettiği ay Haziran ayı ki, o coğrafyanın en sıcak aylarından. Kaldı ki bugünkü gibi sıcaklığa karşı tedbir de yoktu. İşte halifelik kavgaları yüzünden cenaze o yaz sıcaklığında 3 gün dışarıda kalır. Burada, cenazenin ne kadar bozulduğunu insan herhalde tahmin edebiliyor. Daha önce de belirttim, cenaze üç gün yerde kalmıştır; ama Ayşe kendi evindeydi, Ebubekir’le Ömer de o üç gün içinde halifelik peşindeydi. (85)

Bu büyü hadisinden bahsetmekte maksadım şu: “Birileri Muhammed’e sihir yapmıştı, o da akli dengesini kaybetmişti” sözü, mantık ve ilmi açıdan boş bir iddiadır. Aslında bu da Muhammed’e yapılmak istenen planın bir parçasıdır: Olay sihir değil; belki de ilaç yedirmek/içirmek gibi bir komplo söz konusu. Tekrarlıyorum: Sihir yapıldı açıklaması zaten Ayşe’ye dayanır, tabii ki bu da anlamlı. Hadis uzun ve içinde çok lüzumsuz şeyler var; ben hepsini anlatmadım. Mesela Ayşe diyor ki, bu büyü Muhammed’de o kadar olumsuz etki yapmıştı ki, hanımlarıyla seviştiği halde sevişmedim diyordu/bunun farkında değildi.

“Sonuçta bir gün Muhammed bana dedi ki, Ayşe ben çaremi buldum. İki kişi (melek) bana gelip dediler ki, bu adama sihir yapılmış; o sihrin malzemesi de Yahudilere ait olan Zekvan kuyusuna atılmış. Bunu anlattıktan sonra benle Muhammed gittik, söylediği malzemeyi kuyudan çıkardık, böylece onun büyü işi bitti, rahatsızlığı geçti. Bu arada ben Muhammed’e, “Peki bunu insanlara anlat” dedim. O, gerek yok, nasıl olsa ben sağlığıma kavuştum; başkası önemli değil dedi.” Bunları anlatan Ayşe’nin kendisi…

Çok açıktır ki, Ayşe çaktırmadan ona bir şeyler yedirmiş; onun izini benzer uydurmalarla kaybettirmeye çalışmış; ama kaybolmaz ki. Çünkü açıklamalar inandırıcı değil.

Ayşe’den farklı bir hadis: Muhammed hasta iken bana, “Ayşe sen benden önce ölseydin ben sana dua ederdim.” dedi. Ayşe devam ediyor: “Söze bak! Vallahi benim bildiğim, sen ölümümü istiyorsun. Hâlbuki senden önce ölsem, aynı gün sen gider başka hanımlarınla aşk yaşarsın” diyor. Ayşe’nin bu hadisi, en başta Buhari’de pek çok yerde geçmektedir. Bir de değişik kaynaklarda bunun farklı versiyonu da var. Hz. Muhammed, Ayşe’ye, “sen benden önce ölseydin ben senin cenaze namazını kılar, seni kabre indirirdim” diyor. Bunun üzerine Ayşe sert tepki gösteri yor: “Bu açıklaman gösteriyor ki, sen bir an önce gitmemi ve benden kurtulmanı istiyorsun” diyor. Belli ki Muhammed ondan kurtulmak istemiş; ancak çaresini bulamamıştır. (86)

Hele Muhammed’in Ayşe hakkında şu açıklaması şüpheleri daha da artırmaktadır. Kendisiyle Ayşe arasında olup bitenler bağlamında bir ara, “Yazıklar olsun! Bu kadın (Ayşe) başarabilirse ne yapmak istiyor, neyin peşindedir!” diyor. (87) Tabii ki bunu anlatan Ayşe, olayı başka konularla ilişkilendiriyor: Mesela bir gece kalkıp gitti, ben de sandım ki başka hanımlarına gidiyor (kıskandım), peşine takıldım. Meğerki mezarlığa, ölülere dua etmeye gidiyormuş, işte beni görünce o arada bu sözü söyledi diyor. Bunun bir çarpıtma olduğu belli. Aslında bu söz, ona verilen ilaçtan sonra veya kendisine karşı Ayşe’nin çevirdiği genel planlar bağlamında söylenmiştir. Yoksa Ayşe’nin anlattığı böyle basit şeyler yüzünden söylenen bir söz değildir.

Şu da var ki, verilen bilgilere göre Muhammed son günlerde Ayşe’nin evinde kalmış ve artık orada vefat etmiş. Anlaşılan, yer de böylesine bir komplo için tam uygun. Bu durumda Ayşe kimseyi kolay içeri almamış demektir ve rahatlıkla istediğini kendi evinde yapabilmiştir.

Hatırlanacağı gibi biraz önce de açıkladım, kendisi Ayşe’ye şeytan demişti.

İşte Hz. Muhammed’in Ayşe’ye karşı kullandığı yukarıdaki cümle, İslam âlimleri arasında tartışmalara neden olmuş, hatta bazı Kur’an yorumcuları ve İslam düşünürleri bu ve benzeri kanıtları göz önüne alarak, Ayşe ile Hafsa’nın (tabii ki Ebubekir ve Ömer’in de direktifleriyle ki bir an önce iktidarı ele geçirsinler diye) Muhammed’i katlettiklerini, ona zehir içirdiklerini net söylüyorlar… Mesela; Muhammed b. Mesut Ayaşî (h.4. asırda yaşamış) kendi tefsirinde (88) bu konuda halife Ömer, Ebubekir ve kızları olan Ayşe ve Hafsa’nın Muhammed’i zehirleyip öldürdüklerini ve hepsinin katil olduklarını açıkça belirtiyor.

Benzer ağır ithamlar Sünni kaynaklarda da var. Her ne kadar yazdıkları halde katılmıyorlarsa da, Zehebi, İbni Hacer gibileri şu ağır ifadeleri de eklemişler. Kimileri (isim de vererek), Ebubekir ve Ömer’e Firavun demişler, kızları Ayşe ve Hafsa’yı Lut kavmine benzetmişler şeklinde net açıklamaları var. (89) Ayaşî’yi sadece sivri bir örnek olarak gösterdim. Hatta Meclisi gibi Şia ekolüne bağlı yazarlar (90) Ebubekir-Ömer ve kızlarını daha ağır bir şekilde suçluyorlar.

Her ne kadar İslam’ın Sünni kesim yazarları bu konuyu soyutlayarak, insanlardan gizli tutmak istemişlerse de, aslında kanıtlar çok güçlü ki, uhammed bir siyasi cinayete kurban gitmiş ve bunu tertipleyenlerin baş aktörü de Ömer’dir; ancak Ebubekir’i de yönlendirmiş ve hatta kullanmıştır demek yerinde olur. Bunu yaparken de en önemli avantajları, kızlarının Muhammed’le evli olmaları ve onunla yaşamaları. Zaten Muhammed’den sonra Ömer’in Ebubekir için aktif bir şekilde çalışması, aslında kendi geleceğinin altyapısını güçlendirmekti; bunu hep söylüyorum. Nitekim Ömer’in yaptıklarına dayanamayan Hz. Ali, bunu açıkça Ömer’e karşı söylemiştir: “Aslında Ebubekir senin umurunda değil. Sen bununla geleceğini garantiye almak istiyorsun.” demiştir. (91)

Şimdi farklı bir tarihçiden bazı bilgiler sunacağım. Bu adam Hz. Ali ile çok samimi, onunla birlikte yaşayan biri. Adı Selim bin Kays Hilali (h.2-76). Kitabında enteresan şeyler anlatıyor.

Aslında bu konuda var olan tüm bilgilere bakınca, yazarın bu olayı bir sonuca bağladığını anlıyor. (92)

Selim’in anlattıklarından bir özet sunayım.

Ebubekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel ve Salim başta olmak üzere, Muhammed’in Ali’yi halife olarak adres göstermesi yüzünden harekete geçenler kendi aralarında bir plan yapıyorlar. Bunu da uygun zamanlarda Ka’be içinde yürütüyorlar. Hani ibadet yeridir kimse bunu tahmin etmez niyetiyle (bilerek) Ka’be’yi seçiyorlar. Muhammed bu planı bilmesin diye Ayşe ve Hafsa da bu konuda görev alıyorlar, göz-kulak oluyorlar. Daha sonra bu sayı hayli kabarıyor, 34 civarında bir kitle bu plana dahil oluyor ve giderek sayı artıyor. Sıra sözleşme metnini yazmaya gelince Ebubekir’in evinde toplanıyorlar. Sait bin As da bu sözleşmenin kâtipliğini yapıyor. Olay tarihi hicri 10. yılı ki bir yıl sonra da Muhammed vefat ediyor. Yazılan yazı Ebu Ubeyde’ye veriliyor, o da götürüp Ka’be’de uygun bir yerde gömüyor. Belge orada kalıyor ta ki Ömer halife olana kadar.


Konu Raya Haq tarafından (04.04.2019 Saat 16:05 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 30.04.2017, 18:30   #2
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Peki, Alinan Karar Ne!

Hedefleri, Ali’nin halife olmasına fırsat vermemek için, bir darbe ile Muhammed’i ortadan kaldırmak. Bu gerçekleştikten sonra da sırayla Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde’in halife olmalarına karar veriyorlar. Daha önce Tebük’te yaptıkları gibi, burada da Veda haccından dönmekte olan Muhammed’i yolda öldürmeye karar veriyorlar. Bu iş için 10-15 kişilik bir katil grup da ayarlıyorlar, tabii ki Muhammed’in de istihbaratı güçlü, bunun bilgisini alıyor ve plan yine boşa çıkıyor. Selim’in kitabında daha enteresan şeyler de var. Mesela Ömer bir sözünde, “Benim yanımda ha Muhammed’in davası, ha pislik içinde yetişen bir hurma, aralarında hiç fark yok.” diyor. Bunu duyan Muhammed çok kızıyor, bir toplantısında dolaylı olarak da olsa bunu belirtiyor; ama ne fayda! Karşısında en başta Ömer ve çok güçlü bir muhalif kitle var; fiziki olarak yapılacak hiçbir şey yok. (93)

Yineliyorum, Muhammed’e karşı olanlar çok güçlü insanlardı. O yüzden elinde iki tedbir vardı. Birincisi, sık sık ayetler oluşturup bu yolla onları durdurmak, ikincisi ise, maddi olarak tedbirini almak.

İşte Tahrim suresindeki anlatılanlar, Muhammed’e karşı yapılmak istenen ve içinde eşleri Ayşe ile Hafsa’nın da bulunduğu bu suikastlerle ilgilidir aslında. Muhammed, Ayşe ve Hafsa’dan bir şeyler sezmiş ki, durumu ayetlerle formüle ederek bir taktik ve tedbir olarak uyguluyor.

Bir bal şerbeti, bir gece hayatı meselesi değil olay, bu kadar ayetleri bunun için oluşturmaz.

İktidar kavgaları yüzünden ta Tebük’ten bu olaya kadar sonuç vermeyen plan, Ayşe ve Hafsa’nın ona zehir içirmeleriyle sonuç veriyor ve maksadına ulaşıyorlar. Hem baştan beri verilen bilgiler, hem de bundan sonra anlatacaklarım bir bütün olarak değerlendirilirse ve bu insanların da 1400 yıl önceki bir toplumun insanları oldukları düşünülürse, aslında senaryonun gayet normal ve oluşan kanaatin de bu yönde olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.

Bir de eğer anlatılanlar doğruysa, Ayşe bugünkü saf Müslümanların inandığı gibi, pek de dine inanan biri değildi. Burada yine başta Buhari ve Müslim’den somut örnekler vereyim. Mesela Kur’an’da Mirac’la ilgili İsra suresi var. Ki güya Muhammed Cebrail eşliğinde bir gece Burak denen bir araca (her ne ise!) bindirilip Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da göklere, Allah yanına götürülmüşü) tabii ki bu olay İslam’da meşhurdur ve bir de bunun adında bir sure var: İsra suresi. Burada bu hikâye üzerinde durmaktaki amacım, Ayşe’nin bu olayla ilgili yorumundan dolayı. Ki o zaman henüz dünyaya bile gelmediği halde; zaman içinde bu konuda konuşulunca fikrini söylüyor. Kendisi, “Aslında Muhammed bedeniyle/fiziki olarak göklere çıkmamıştır; o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor.” diyor. (94)

Yine en başta Buhari ve Müslim’de geçen ve Ayşe’ye atfedilen önemli bir söz var: Ahzab suresi 50. ayetin bir yerinde deniliyor ki, Muhammed bir kadını eğer beğenirse, ona mehir ücretini vermeden/bedava alabilir. Yine 51. ayette, Muhammed’e tam özgürlük verilir: “Kadınlarından istediğini boşayabilir, istediğini geri getirebilirsin, eşlerin arasında geceleyin sıralama yapmayabilirsin’ gibi avantaj ayetleri oluşunca, Ayşe buna çok kızar ve o meşhur sözünü burada söyler: “Bakıyorum senin Allah’ın senin zevkin doğrultusunda acele ederek hemen ayet gönderiyor.” (95) İşte benzer örneklere bakılınca, Ayşe’nin Muhammed’in peygamberliğine inanmadığı düşüncesi kesinlik kazanmaktadır.

21. asırda yaşıyoruz; peki günümüzde hangi Müslüman bu kadın kadar cesaret edip böylesine eleştirel bir söz kullanabilir? Dediğim gibi İslam tarihi çok güvensiz ve uydurmalarla doludur. Ancak sağlam diye kabul edilen kaynaklarda geçen bu söz Ayşe’ye ait ise, demek ki kadın gerçekten harikaymış.

Ama aynı şekilde kaynaklarda şunlar da var.

Muhammed, gelip Ayşe ile oynasınlar diye, ara sıra ufak çocukları çağırırdı.

Bariz bir örnek vereyim. Bir ara eve gelince bakıyor ki Ayşe çocuklarla oynuyor, deri gibi o günkü malzemeden iki kanatlı bir at yapmışlar. Muhammed soruyor, “Bu da ne?” Ayşe, “Bu Süleyman peygamberin atıdır, hani onun da kanatları varmış ya!” karşılığını verince, Muhammed gülmekten bayılıyor. (96) İşte bir taraftan oyuncakla uğraşan küçücük bir çocuk; diğer taraftan nerdeyse filozof gibi gösterilen bir Ayşe. Onun için hep karşımızda uyduruk bir resmi İslam tarihi vardır diyorum.

Ayşe ister filozof olsun, isterse çocuk; Ömer onu ve Hafsa’yı bu komploda bir piyon olarak kullanmıştır. Hatta bu konuda Ebubekir bir hiçtir demek mübalağa değildir. Saflığına ve hiçliğine küçük bir örnek vereyim. Bilindiği gibi onun lakabı ‘Sıddık’tır. Bunun tarihçesi de şu: Muhammed, ben göklere/miraca çıktım deyince o da tartışmasız olarak buna inanırım demiş ve bu unvanı bu olaydan dolayı almıştır. Sıddık demek, çok doğru sözlü demek. İşte böylesine saf bir Ebubekir’i Ömer kolay yönlendirebilmiştir. Hele biraz da ona prim vermişse (yönetici olursun diye) iş tamam olmuştur. Hafsa’nın da bu konuda bir hadisi var. Muhammed’e, “bakıyorum sen hasta olursan Ebubekir’i namazda öne geçiriyorsun” diyor. Buna karşı Muhammed, “Ben öne geçirmiyorum ki; Allah onu öne geçiriyor/yani vahye dayanıyor” diyor. Nerde bu gibi sözler varsa hep Ayşe ve Hafsa’ya dayanıyor. Belli ki onlar da iyi çalışmışlar! (97)

f) Halife Ömer Hz. Muhammed’i Konuşturmuyor!

Hz. Muhammed ölüm döşeğindeyken, “Bana kalem-kâğıt getirin size öyle bir vasiyette bulunayım ki, onu yerine getirirseniz zarar görmezsiniz” diyor. Bunun üzerine halife Ömer, “Hz. Muhammed artık hastadır, ne dediğini bilmiyor. Dolayısıyla Kur’an var, o bize yeter” diyor ve sözü edilen o vasiyetin yazılmasına engel oluyor/Hz. Muhammed’i konuşturmuyor. Tabii ki Ömer’in bu sözü üzerine orada bulunanlar arasında tartışma çıkıyor: Kimisi, madem Muhammed’in arkasında Allah vardır, hasta da olsa yine doğru konuşur diyor, kimisi de Ömer’i haklı buluyor. Bunun neticesinde Muhammed onlara “Çıkın ” diyor ve vasiyet yazılmadan konu kapanıyor. Hatta ibni Abbas, “Hayret! Bırakmadılar ki peygamber sözünü tamamlasın” diyor. Bu açıklama en başta Buhari’nin eserlerinde birçok yerde, Müslim’de ve diğer İslami kaynaklarda anlatılmaktadır.

Her ne kadar kimi rivayetlerde Ömer’le birlikte başkaları da Muhammed’in yanında varmış, onlar da onun bu vasiyetine itiraz etmişler deniliyorsa da, aslında Ömer dışında hiç kimsenin adı geçmiyor. Zaten Ömer’den başka da kimse bu ifadeyi kullanma cesaretinde bulunamazdı. Buhari’de birkaç yerde Ömer’in bu konuda ismi geçiyor. (98)

Burada kullanılan tartışmalı bir terim var. Ömer yukarıdaki cümleyle birlikte burada Muhammed’e karşı ‘HCR’ kelimesini kullanıyor. Bunun anlamını İbni Esir’den dinleyelim. ‘Hecere’ demek, boş konuşmak, ne dediğini bilmemek diye genel sözcük anlamını verdikten sonra, az önceki hadise değiniyor ve Hz. Muhammed’e bunu demekten kasıt, artık hastalıktan dolayı sözlerini karıştırıyor, sağlam konuşamıyor demektir diyor ve ekliyor. “Hz. Muhammed’e karşı bu ifadeyi kullanan da Ömer’in kendisidir.” diyor. Aynı açıklama İbni’l Manzur tarafından da yapılmıştır. (99)

Ömer sadece bu olayda itiraz etmiyor. Yine bu hastalık anında Muhammed hanımlarından kâğıt-kalem istiyor, verin size önemli şeyler yazayım diye. Onlar getirmeye çalışınca o sırada Ömer geliyor, durumu öğreniyor, “Siz kadınlar ancak ağlamaya varsınız; başka neye yararsınız” diyor ve burada da engel oluyor/bırakmıyor. Bunun üzerine Muhammed (demek ki artık dayanamıyor) “ Kadınlar senden daha iyidir.” diyor. Bunlar aslında önemli açıklamalardır. (100)

Sonuç şu: Ömer, Hz. Muhammed’e, “Artık hastadır, akli dengesi yerinde değildir, abuk-sabuk konuşuyor. Dolayısıyla onun söylediklerinin bir değeri yoktur” demek istemiş; kullanılan kelimenin anlamı bu. Şu da var ki, bir kere Ömer’in bu karşı çıkması İslam inancına uygun değildir. Eğer inansaydı ki Muhammed’in projesinde Allah var, -İslam inancına göre Allah cansızları da, hastaları da konuşturur- o zaman bunu söylemezdi. Çünkü iş sadece akılla olsa, o zaman Muhammed’in mucize iddiası nerede kalır? Yani ne olursa olsun bu karşı çıkış Ömer için olumlu değil; ancak, Ömer’in burada korktuğu bir şey varmış ki karşı çıkmış. Aşağıda bunun nedenini anlatacağım.

g) Halife Ömer Neden Telaşlıydı?

a) Belki Muhammed bu son nefesinde, Ömer’in de içinde bulunduğu Tebük’teki suikastçıları ve yine Ömer’le Ebubekir’in, kızları Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Muhammed’e karşı tertipledikleri komployu açıklar endişesi Ömer’i sarmış olabilir.

B) Bir diğeri de, belki damadı Ali’yi toplum içinde halife ilan eder korkusu. İşte bu durumda Ömer’in planı suya düşerdi, tabii ki her iki neden de önemli. Hatta son nefeste Hz. Ali onun yanında yalnız kalıyor ve dışarı çıkınca soruyorlar: “ Muhammed’in durumu nasıl?” diye. O da iyi diyor. Ancak amcası Abbas artık Muhammed’in çok ağır olduğunu ve vefat etmek üzere olduğunu anlıyor. Kendisi bunu oradakilere söylüyor, tabii ki bu başbaşa kalmakta Muhammed’in ona halifeliği konuştuğunu söyleyenler ta o zamandan vardı. Hatta, Hz. Muhammed’in Ali’yi kendine vasi olarak seçip seçmediğini Ayşe’den soruyorlar. Ayşe sert tepki gösteriyor, “bu da nerden çıktı, 24 saat Muhammed’in yanındaydım, hatta tuvalet ihtiyacını altından alırdım. Böyle bir şey olsaydı ilkin ben duyardım” diyor ve Ali’nin vasi olduğunu inkâr ediyor. Bunlar, en başta Buhari’de anlatılan şeyler. (101)

Az önceki hadis çok uzun ve ilginçtir ki, Ayşe ile ilgili bu hadis sadece Buhari’de 18 yerde tekrarlanmıştır. Ayşe burada Ali ile ilgili şu önemli açığı da veriyor/ona kızgın olduğunu belirtiyor, şöyle diyor.- Benim ifk olayıyla ilgili (hani bir savaş dönüşü yolda Safvan adında biriyle zina yapmakla suçlanıyordu) henüz Nur süresindeki ayetler inmemişti, bu konudaki belirsizlik sürüyordu (Allah neden uzun süre onları bu konuda seyretmek istemiş ve daha sonra yaklaşık 10 ayet birden göndererek Ayşe’nin ve dolayısıyla Muhammed’in ailesinin dosyasının sağlam olduğunu belirtmiş; tabii ki bu da notlarımız arasında kalsın!) Ayşe devam ediyor. Bir ara Hz. Muhammed hem Ali, hem de Üsame bin Zeyd’i huzuruna çağırıp sordu: “Siz bu iş için ne dersiniz, ben Ayşe’den ayrılayım mı?” diye. Üsame, “Senin eşindir, sen onu daha iyi tanırsın” karşılığını verdi, benimle ilgili olumlu konuştu; ama Ali, “Ey Muhammed, dünyayı kendine dar etme; sanki sana kadın mı yok” dedi. Ali’nin bu sözleri Ayşe üzerinde çok olumsuz bir iz bırakmış. Çünkü daha sonra meydana gelen tarihi olaylarda Ayşe hep Hz. Ali’ye karşı olan cephede yer almıştır. (102)

Konunun aydınlanması açısından şu olay da önemli: Bir kere Muhammed son nefesinde Ali ile başbaşa kalmış ve ona bir şeyler söylemiştir. Hatta hadisler var ki, Muhammed Ebubekir ve Ömer huzurunda Ali’yi halife olarak ilan edince Ömer buna itiraz bile etmiş: Sen kendin mi Ali’yi tayin ediyorsun, yoksa bu atama konusunda vahiy ile mi hareket ediyorsun, demiştir. O da, “Ben vahiyle konuşuyorum.” diyor. Bunu ilerde Hz. Ali-Fatma kısmında daha detaylı olarak anlatacağım. Zaten daha önce de bu konuda bazı değinmelerim oldu. İşte bu bilgiler de var iken, Ayşe’nin “Hz. Muhammed Ali’yi vasi yapmadı.” şeklindeki açıklaması doğruluk ifade etmiyor. Bir kere Ayşe artık taraftır ve benzer konulardaki açıklamaları asılsızdır.

Mutezile ekolüne yakınlığıyla itham edilen İbni Ebi’l Hadid’den birkaç cümle eklemek istiyorum (h.656.ö). Aynı şeyler Necahî Tai’nin “İğtiyal’ül Halifet’i Ebibekir” adlı yapıtında daha fazla ve detaylıca işlenmiştir. Bu ikiliden kısa bir özet sunmakta yarar var. Konuya ilişkin anlattıklarımdan çıkan sonuca yardımcı olur diye düşünüyorum. Şunu anlatıyorlar:

Ömer, henüz Hz. Muhammed hayatta iken Ebubekir’le konuşur: Kimse senin halife adayı olacağını zaten düşünemez, herkes buna sürpriz der; ancak sen olursan pek tehlike olmaz. Sen halim selim/yumuşaksın, her kesim sana ılımlı bakar. Onun için ilkin seni halife yapalım, bir yıl sonra da sen ayrılırsın ben başa geçerim gibi pazarlıklar ve senaryolar anlatılır. Hatta bir yıl geçtikten sonra Ebubekir çekilmek istemeyince, “Aslında beklentim şuydu, diyordum ki Ebubekir sistemi rayına oturttuktan, sükuneti sağladıktan sonra bir hafta içinde kendisi bir bahane bulur ve bir yılı beklemeden görevden ayrılır, bana devreder; ama işi uzattı!” şeklinde Ömer’den böyle bir açıklama aktarıyorlar. (103)

Zamanla Ebubekir’le Ömer’in arası açılır. Hatta Ebubekir Ömer’i hac görevinden alır. Daha da cesaret edip ileri giderek bir ara Ömer’e, “Bana kalırsa sen bu halifelik işinden vazgeçersen daha hayırlı olur” der. Taberi bunu farklı bir şekilde aktarır: Ömer bu halifelik işinden vazgeçseydi daha iyiydi şeklinde aktarmış. (104) Bundan sonraki gelişmeleri, Ebubekir’in nasıl katledildiği bölümüne bırakayım.

Sonunda Ebubekir görevden ayrılmayınca ve hac yetkilerini de Ömer’den alınca araları tam açılır ve Ömer, gelecekte halifeliğin riske gireceğini artık anlar. Bundan sonrasını az önceki yazarların kaynaklarından dinleyelim: Ebubekir, konuşulan sürede istifa etmeyince halife Ömer harekete geçer ve onu ortadan kaldırmak için planlar yapar. Bunu, Ebubekir’in ölümü konusunda izah edeceğim. Hatta ilk başta Ebubekir, ya Ömer halife olsun ya da Ebu Ubeyde di yordu, halife Osman’ın adı hiç yoktu. Ama daha sonra nedense Osman öne çıkar ve Ebu Ubeyde birden gündemden düşer. Hatta Ömer iş başı yapınca, Ebubekir’in çoğu valilerini görevden alır. (105)

Yine Ebu Süfyan ile oğlu Muaviye’ye çok aşırı ayrıcalıklar t a n ır ki bunlar Osman’ın akrabalarıydı, tabii ki bu ilk adımdı; zaman içinde Osman iktidara gelince bu akraba saltanatını daha da geliştirir ve bilindiği gibi bundan dolayı Emeviler dönemi başlar. Yani bu görevden almalar ve yerlerine Emevi soyuna bağlı kişileri tayin etme olayı, Ömer’le Osman/ dolayısıyla onun soyu arasında yapılan pazarlıkların bir soncuydu aslında.

Burada gözden kaçan bir şey var: Halifelik makamına geçme olayı halk arasında bilinen o çok basit şekilde gerçekleşmemiştir; tam tersine ilk halifeden itibaren hep zorlu ve skandallarla olmuştur.

Şu sorulabilir: Mademki Muhammed bütün bu olup bitenleri biliyordu, artık burada Ömer’i bu son nefeste ne gibi hesaplar için dinliyordu ki? Artık ne varsa açıklamalıydı.

İşte bu onun sorunudur, neden söylemedi bilemeyiz. Yalnız şu gibi hesaplar kuvvetle muhtemeldir: Mesela; açıklasam daha kötü olur, sistem dağılır. Veya damadım Ali rahatlıkla halife olsun, ben sorun yaratmayayım, dolayısıyla kızım Fatma da rahat eder gibi hesaplar yapmış olabilir; ama şu kesin ki, Muhammed, Ömer’e karşı hep defansa çekilmiş, çekinmiş ve etkisinde kalmıştır.

Yeri gelince Hz. Fatma kısmında belirteceğim gibi, Haziran ayında vefat edenMuhammed’in cenazesi üç gün yerde kalırken, Ebubekir’le Ömer cenazeyi bırakıp iktidarı ele geçirmek için kulis yapıyorlar. Halifelik işini sağlama bağladıktan sonra Muhammed’in cenazesine döndüklerinde; artık cenazesi gömülmüştü, yetişememişlerdi. Burada çok basit bazı yorumlar var: Mesela bu üç gün olayı, acaba Muhammed’i Mekke’de mi yoksa Medine’de mi gömelim veya millet lidersiz kalmıştı, mecburen bunlar uğraşacaktı gibi laflar. Bunlar zaten dini kaynaklarda da pek öne çıkmamış; ancak cılız da olsa bazı eserlerde geçiyor ama dediğim gibi gerçekle ilgisi yok. (106)

Daha sonra Ebubekir’le Ömer, Hz. Fatma ve Ali, Ebubekir’in halifeliğini tanısınlar diye onlara gidince Fatma aynen şunu diyor: En zor anımızda bizi cenazemizle başbaşa bırakıp kendi işlerini görmeye çıkan kişilerle bizim işimiz yok; ne bizden izin aldınız, ne de bu konuda (halifelik konusunda) bize bir hak verdiniz. (107) Ömer, Hz. Ali’nin evine baskın düzenleyince Hz. Fatma bunu o sırada söylüyor, “babamın cenazesini yerde bırakıp çıkarınız peşine düştünüz; bizden ne istiyorsunuz” diyor. Acaba, Ebubekir vefat edince Ömer’in hemen halife olması tesadüf müdür? Bütün bunlar yapılan planların birer sonucudur. Halbuki halifelik için ilk başta en çok adı geçen Ebu Ubeyde idi ama ne hikmetse Ömer öne çıkıyor ve Ebu Ubeyde birden tarihe karışıyor, ortalıktan kayboluyor.

Nitekim Ebubekir öldürülünce, Ömer hemen başa geçiyor.

h) İbni Mesut’un Önemli Açıklaması

İbni Mesut, “Bana teklif edilse ki, ey İbni Mesut; sen yemin içer misin ki Muhammed katledilmiştir diye? Ben de derim ki, değil ki bir kere; dokuz sefer bu konuda rahatlıkla yemin içerim ki Muhammed suikasta kurban gitmiştir. Ancak bana, ‘Yemin içer misin ki Muhammed normal eceliyle ölmüştür diye?” teklif gelse, bu konuda tek bir sefer bile yemin içemem” diyor. Önemli bir kişiden önemli bir açıklama. Bu hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir. (108)

Tabii ki İbni Mesut bu açıklamayı yaparken detayını anlatmıyor: Nasıl katledildi, neydi olay, bunu izah etmiyor. İslami kesim burada Yahudi kadının Hayber’de verdiği zehir olayını gündeme getirebilir; yoksa Ayşe miydi, Hafsa mıydı… Müslüman yazarlar bunu akıllarından bile geçirmezler veya geçirmek istemezler. Ama olay tek bu hadise bağlı değil ki, görüldüğü gibi kanıtlar fazla.

Şa’bi bu konuda, “Yemin ederim ki, Hz. Muhammed suikasta kurban gitmiştir” diyor. (109)

Daha önce de Enes b. Malik’in, “Hz. Muhammed’in Hayber’de yediği o zehirli et, onun küçük dili ve ağız bölgesinde iz bırakmıştı, tahribat yapmıştı” hadisini aktardım. Ki Hayber zehrinden de etkilendiği bir gerçek; ama o olayla ölümü arasında üç yıllık bir zaman var. (110)

Az önceki hadise bakıldığında, acaba gerçekten dini bir emir gereği mi; yoksa bu ilaçtan dolayı ağız bölgesinden dökülen etler sonucu meydana gelen çirkinlikten dolayı mı Hz. Muhammed’in resim-heykele yasak koyduğu konusunda tereddüt içinde kalıyoruz. Yani belki de, “Bundan sonraki nesil beni bu halde görmesin” demek istemiş ve bu nedenle resminin yapılmasına izin vermemiştir, tabii ki bu da bir yorum.

Burada şu sorulabilir: Peki buraya kadar anlatılanlardan nasıl bir sonuç çıkaralım? Yani Muhammed’i, Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Ömer-Ebubekir iktidar kavgası için mi katletmişler, Hayber’de yediği zehirli yemekten mi ölmüş, yoksa normal kaderiyle mi? İşte bence bu sorulara sağlıklı yanıt almak için kitabı sonuna kadar takip etmek lazım. Çünkü böyle olursa verilen yanıt daha da sağlıklı olur. Yine de buraya kadar anlatılanlardan okuyucu ne anlamışsa tabii ki bu onun algısı ve takdiridir. Ama dediğim gibi sağlıklı karar için kitaptaki tüm bilgileri bitirmek lazım.

Ancak şu var ki, iktidar kavgası yüzünden, Ebubekir ve Ömer öteden beri Hz. Muhammed’e karşı suikast düzenlemişler; ancak bir nevi başaramamışlar. Bardağı taşıran son damla ise, Hz. Muhammed’in, Ali’yi halife göstermesi ve Ebubekir, Ömer gibi Hz. Ali’ye rakip çıkabilecek, ileride sorun yaratabilecek kişileri de, dönüşü imkânsız bir savaşa gönderip bu yöntemle ortadan kaldırması. Nitekim vefat ettiği ayın pazartesi günü Üsame’ye bu görevi verirken hasta değildi; bundan sonra çarşamba günü hasta olur ve fazla geçmeden vefat eder. (111) Demek ki artık ölüm-kalım savaşı; onlar o arada işi hızlandırmışlar.

Arif Tekin, Hz.Muhammed’in Ölümü, s.61-95

Düzenleyen: Arap Şükrü

Dipnot:

57) a- Buhari-Müslim, L. Ve’l Mercan, no: 1427.

b- İbn’il Cevzi, Tıbbi Nevevi, Ilac’u Zatei’l cenb 1/66.

c- Buhari, 1-) Megazi, Muhammed’in hastalığı kısmında. 2-) Tıp, Ledut md bölümü. 3-) Diyat, bir grup tek kişiyi katletse kısmında.

d- Müslim, Selam.

58) İbni Sad, Tabakat, Üsame b. Zeyd seriyesi, 2/345, Halebi, İnsanu’l Uyun, aynı kısım.

59) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1412.

60) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1661.

61) a- Buhari- Megazi, bab’ü merd-i nebi ve tıp kısmında,

b- İbni Sad.Tabakat 2/367.

c- Ebu davud, Sünen, Diyat kısmı no: 3913.

d- A. Razzak, Musannaf, no: 19815.

62) Buhari-Müslim, Lü’lüü ve’l Mercan, no: 1413.

63) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/438.

b- Mecme’u Zevaid, peygamberlik alametleri kısmı no: 14262.

c- Hakim, Müstedrek no: 4449, Mrgazi.

d- Beyhakı, Sünen-i Kübra no: 19097,Dehaya, müşriklerin kap-kaşığını kullanma kısmında.

64) Ebu Ya’li el-Mevsılı, Müsned, 8/258, no: 487-4843. Burada dipnotta başka kaynaklarda var; ancak zayıf hadis.

65) Tahrim suresi, 3. ayet.

66) Tahrim suresi, 4. ayet.

67) Tahrim suresi, 5. ayet.

68) Tahrim suresi, 10. ayet.

69) Tahrim suresi, 11. ayet.

70) Tahrim suresi, 12. ayet.

71) Osman Keskioğlu, Kur’an Bilgileri, Diyanet yayını, s. 120-129.

72) a- İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor.

b- İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı,

c- Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası

73) a- Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri.

b- İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396.

c- İbni Sad, Tabakat: 2/401. Muhammed’in defni kısmında. Burada çarşamba yerine salı günü sabahı geçiyor,

d- Taberi Tarihi 1, 1. hicri yılı olayları, 3/217.

e- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hicri 11. yılı, ne zaman gömüldü konusunda.

f- Beyhakı, Sünen-i Kübra, 3/403-409.

g- Ibn’l Cevzi, El-Vefa bi Tarif-i Fedaili’l Mustafa. 35. bab.

h- İbni Hişam, Sire 4/344.

74) A’lam-i Nisa, 4/113.

75) Ahzab suresi, ayetler: 6 ve 53.

76) a- Buhari, Tefsir, Tahrim suresi kısmı, Nikâh, babanın kızına eşi hakkında nasihati konusunda. Mezalim-gasb kısmında. Libas, peygamberin ruhsat verdiği elbise kısmında.

b- Müslim, Talak, bu iki isimde sorun yok: Ayşe ve Hafsa’dırlar; ancak daha fazla bilgi için, adeta bir ansiklopedi durumunda olan imam Suyuti’nin ‘Dürr’ül Mensur’ adlı tefsiri, ilgili ayetler kısmında birçok kaynak var, oraya bakılabilir. Ayrıca Zamahşeri, Er-Razi, Kurtubi, Beydavi, ibni Kesir, Sealibi, Taberi ve daha niceleri Ayşe ve Hafsa diye belirtmişlerdir.

77) Suyuti, Dürrü’l Mensur, Tahrim suresi. Burada İmam Suyuti birçok yazar kaynağın ismini detaylıca veriyor. İbni Asakir, İbni Adiyy, Ebu Naim Isfahani, Dahhak İbni Mrdeveyh gibi.

78) a- Buhari, Farz’ül humus. Muhammed’in eşlerinin evleri kısmında,

b- Müslim, Fitne bölümünde.

c- İmam Ahmet, Müsnedüi müksirun İbni Ömer hadisleri kısmında.

79) Müslim, Fiten bölümünde.

80) a- Müslim, Fiten kitabı.

b- Abni Ebi Şeybe, Musannaf, Fedail, Yemn kısmında.

c- İmam Ahmet de Müsned’inde almış, ibni Ömer hadislerinde.

81) Buhari, Ezan kısmında, no: 681 ve 684. Buhari-Müslim hadisleri, Lü’lüü Mercan, namaz kısmı, birinci cilt, no: 238

82) El-lü’lüü vel-Mercan, no: 1412

83) Şevde, Hafsa, Cüveyriye, Marya, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Safiye, Meymune, Zeynep b. Cahş vs.

84) ibni Asakir, Muhtasar’ü Tarih-i Dımaşk. 13/Z93, Zehebi, Düvel’ul İslam, 22.

85) Hz. Muhammed’in cenazesinin üç gün yerde kaldığını içeren kaynaklardan birkaçı:

a- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hz. Muhammed ne zaman gömüldü, bölümünde.

b- İbni Hişam, siyer 4/315.

c- Taberi, Tarih. 3/217. Özel başlık: Ne zaman öldü, ne zaman defnedildi, kısmında.

86) a- Buhari, Mer’da, kavl’ül marid kısmında ve Ahkâm, istihlaf kısmında,

b- İbni Sad, Tabakt, 2/353, Hz. Muhammed’in ağrısı, hastalığı kısmında.

87) a- İbni Sad, Tabakat, 2/351, Hz. Muhammed’in ‘Beki’a çıkması’ başlığıyla,

b- Müsned-i Teyalisi, 1/202.

c- Müsned-i Ebu Ya’li, 8/87. no: 4620.

d- Beyhaki, Şa’b’ül iman 1/214 ve Sünen-i-Kübra, 5/289.

e- Ahmet b. Hanbel, Müsned, 6/111.

88) Al-i imran suresi 144. ayetin açıklamasında.

89) Zehebi, a-) ‘Siyer u A’lam-i Nübela’, 15/578. B) ‘Mizan’ül İtidal’, Ahmet b. Muhammed b. Sırrı b. Ebi Darem kısmı, no 551, s. 2/283. Siyer-i Atam’ın ilgili dip notunda Zehebi’nin Tezkiretü’l Huffaz, 3/884, Lisanü’l Mizan, 1/268 ve Suyuti’nin Tabakat’ül Huffaz 364, no: 822′de de geçtiği yazılı.

90) Bihar’ul Envar adlı yapıtı, cilt 22/239 ve 22/516.

91) Belazuri, Ensab, 1/587.

92) Meclisi aslında Şia; ama uzunca da bir kaynak hazırlamış, tam 110 cilt.

93) Selim b. Kays Hilali, Kitab’ü Selim, nami diüeri Kitab’ü Sakife, s. 148 ve sonrası. Aynca 235 Ömer’in Muhammed’e ihaneti kısmında.

94) Fahrettin er-Razi, Taberi ve daha birçoğu, bunu İsra suresi ilk ayetin açıklama kısmında anlatıyorlar.

95) a- Buhari, Ahzab suresi 50. ayet tefsiri bağlamında.

b- Müslim, Reda, 49, bir kadın gece sırasını kumasına hibe edebilir mi kısmında.

96) a- İbni Hibban. No: 5863-64, Oyun kısmında, 13. cilt.

b- İbni Kesir Tefsiri, Sad suresi 30. ayet ve devamı.

97) İbni Asakir, Tarih-ü Medinet-i Dımaşk, 30/265

98) Buhari, ilim, bab’ü kitabet-il ilmi.Mer’za, bab’ü kavl’il meriz. lsti’sam, bab’ü kerahet’il hilafı. Buhari bu 3 yerde Ömer’in ismini verir; aynca birçok yerde bu karşı çıkışı isimsiz olarak verir. Müslim, Vasiyet, no: 1637

99) a- İbni Manzur, Lisan’ül Arab, 5/254.

b- İbni Esir, Nihaye fi Garib-il Hadis, 5/212.

c- Buhari, a- Cizye, Yahudilerin arap yarımadasından çıkanlması kısmında,

d- Megazi, Muhammed’in hastalanması bölümünde,

e- Cihad, hel yüşfeu ila ehli-1 zimme babında.).

f- Müslim, Vasiyet, babü terk’il vasiyet. Ömer’in ismi var. Ayrıca 1-2 hadis de isimsiz var.

g- Buhari- Müslim ortak hadisleri: El’lü’lü’ü ve’l Mercan, no:1059. ‘Hecere’ kelimesi var.

100) A. Razzak, Musannaf, no: 18771 ibni Sad’dan alıntı yapıyor.

101) Buhari Megazi, mered’ü Nebi. Müslim, Vasiyet. Mercan, no: 1058. Kur’an’ın Kökeni adlı yapıtımda bu konuda detaylı bilgi var.

102) a- Buhari-Müslim’in ortak hadislerini alan El’Lü’lüü ve’l Mercan, Tevbe bölümü, Ifk kısmında, no: 1763.

b- Buhari, Şehadat kitabı, birkaç yerde. Tefsir, Nur suresi, birkaç kez.

c- Müslim, Tevbe bölümü, ifk kısmında.

103) İbni Ebi’l Hadid, Şerh’ü Nehci’l Belaga, 2/31 vd.

104) a-İbni Hiban, Sıkat 2/192

b-Taberi Traih-I 3/428

105) Mesela Halit b. Velit, Müsenna b. Haris, Şerahbil b. Hasene, Enes b. Malik, ikrime b. Ebi Cehil, Ebu Ubeyde b. Cerrah gibi. Yine Osman’a yalcın kişileri/Emevileri iş başına getirir. Sait b. As, Velit b. Ukbe gibi

106) Şehristani, Milel ve’l Nihal, s. 1/31.

107) a- İbni Kuteybe Dineveri, El-lmame ve’s-Siyase adlı yapıtında Ebubekir kısmında, s. 21.

b- Ömer Rıda Kehhale, A’lam-i Nisa, 4/114.

108) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/437.

b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, hicri 9.yılı olayları Tebuk seferi kısmında ve 11. yılı olayları. Muhammed’in ölümü kısmında 5/247.

c- Hakim, müstedrek no: 4394, 3/60-61.

d- İbni Sad, 2/350.

e- İmam Ahmet b. Hambel, Müsned, Abdullah b. Mesut müsnedleri, no: 3435.

109) Müstedrek, Megazi, no: 4395.

110) a- Buhari-Müslim hadisler, EI-LüTüü ve’l-Mercan, no: 1413.

b- Müslim, Selam, Zehirleme kısmında.

c- Buhari, Hibe, 51: Müşriklerden hediye kabul etme kısmında.

111) İbni Sad, Tabakat, 2/345.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.08.2018, 16:51   #3
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hani Allah vardi?
Hani Herseyi Yaratan Oydu?
Hani Herseyi Yapan Oydu?
Sozde Kendi Elcisi Olan Birini Neden Zehirlenmesine Seyirci Kaldi?


Hz Muhammed`in 6 yasinda sozlestigi ve babasi en yakin arkadasi Olan Ebu Bekirden soz alip Adet (Sozde Erkgenlik) oldugu zaman Tecavuz edebildigi 9 yasinda evlenip 53 yasinda ki birinin Cocuk yasta olan Ayse`ye tecavuz etmesine musade veriyor, Evlenmesinde bir sakinca olmadigini soyliyor!!!
Ama Ayse tarafindan zehirlenecegini veya zehirlenebilecegini soylemiyor!!!!

Ayse Sevgilisi olan SAFVAN ile Colun ortasinda 150 kisi tarafindan cirilciplak sevisirken yakalanirken, ve Muhammed`e gorduklerini anlatmasinin ardindan Bizzat kendisi SAFVAN in kafasini ucuran ve colde gomulurken.
Ayse ye dokunmayip, Babasi Ebu Bekirin evinde kalmasi icin gonderip, Daha sonra,
SOZDE GECE GORDUGU RUYA.
ALLAH SOYLE DEMIS MIS!!!!
EY MUHAMMED, AYSE SUCSUZDUR, IFTIRA EDIYORLAR, SAKIN AYSENIN CANINA KAST ETME!!!!
Pekki SAFVAN`in sucu neydi?
Gozleri ile goren 150 askermi Yalan soyliyordu?
Yoksa Allah mi Yalan soyliyordu?
Veya Muhammed cok guzel olan ve cocuk yastaki cocuga tecavuz etmesi kendisine zefkmi veriyordu?
Bir sey olmaz, ben bir yigin kadinin kocasini oldurup karilarini, kizlarini yakinlarini aldim. SAFVAN bir kere AYSE ile yatmis bir sey olmazmi demis?

Sonuc olarak, Babasi Ebu Bekir`in Halifelik Hevesi olabilir, veya Ayse yavuklusu SAFVAN`in intikamini almis olabilir, vs vs vs,
Neden her konuda gerek Cebrail ile gerek kendisi tarafindan Hangi kadina, hangi kiza, hangi cocuga tecavuz etmesini soyliyen bu ALLAH, Ebu Bekir`in kizi AYSE VE Omer`in kizi Hafsa tarafindan ZEHIRLENECEKSIN diye haber vermedi????

Kendisinin Elci tayine ettigi, okur yazari olmiyan, ve pedofili , Subyanci Elcisi Muhammed`i korumadi?

OLMIYAN BIRSEYIN, BIRILERINI KORUMASININ MUMKUNU OLMADIGINDAN OLABILIRMI?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.04.2019, 16:07   #4
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Çok kadınla evliliğin sosyal, ekonomik, kültürel, siyasî ve psikolojik olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Gerek Câhiliye döneminde gerekse Hz. Peygam-ber döneminde farklı sebeplerden de olsa çok çocuğa sahip olmak arzulanan bir şeydi. Erkekler kabilenin siyasî ve ekonomik gücünü oluşturuyor, bu yüzden de çok kadınla evlilik önemseniyordu.1Evlilikle kurulan bağ, sosyal ve siyasî dayanışma açısından da önem taşı-yordu. Asil bir aileyle akraba olmak, onların kanını taşıyan çocuklara sahip ol-mak arzu ediliyor, güçlü ve saygın bir kabileye mensup bir kadınla evlenmek erkeğin sosyal konumunu, kadının ailesinin ise saygınlığını artırıyordu. 2 Çok evliliğin daha birçok sebebi sayılabilir. Hz. Peygamber’in dostluğu pe-kiştirmek için yakın arkadaşları Hz. Ebû Bekir’in kızı Âişe ve Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evlenmesi aileler arasında birlik ve beraberliğin pekişmesini sağla-mıştır.3Ayrıca Hz. Peygamber’in Benî Mustalik kabilesinin lideri Hâris’in kızı Cü-veyriye ile yaptığı evlilik de kabileler arası iyi ilişkileri geliştirmeye yönelik evlilik-lerdendir. Müslümanlarla Benî Mustalik arasındaki çarpışmadan sonra Cüveyri-ye ile kavmi esir edilmiş, Hz. Peygamber’in onunla evliliği akrabalarını esaretten kurtarmıştır.4Demircan, bu evliliğin Cüveyriye’nin akrabalarını minnet altına alarak İslâm’a girmelerini hızlandırdığını ve Yahudi düşmanlığını azaltmaya ma-tuf olduğunu ifade etmektedir.5Hz. Peygamber’in Safiyye ile evliliğine de bu açıdan bakmak, evlilik amacını Yahudilerle iyi ilişkiler kurma bağlamında değer-lendirmek gerekir.Hamidullah, Hz. Peygamber’in önceden iki evlilik yapmış dul bir kadın olan Safiyye ile evlenmesinin onun “mağluplarla uzlaşma ve anlaşma” şeklindeki değişmez politikasının bir sonucu olduğunu vurgulamaktadır.6Kazıcı ise, Hz. Peygamber’in siyasî bir taktik olarak kabile ve kavimlerin liderlerinin kızlarıyla evlendiğini, böylece onlarla oluşacak akrabalık yakınlığıyla gönüllerini İslâm’a ısındırmaya çalıştığını ifade etmektedir.7Sonuç olarak Hz. Peygamber’in Huyey b. Ahtab’ın kızı Safiyye ile evlenerek Yahudilerin liderinin kızı olduğu için onlarla sıhrî bir akrabalık kurarak yakınlık

larını kazanmak,8düşmanlığını azaltmak, bu evlilikle Yahudilerle ilişkileri dü-zeltmek9ve onlarla yapılan savaşın yaralarını sarmak istemiş olduğu da düşü-nülmelidir.Nitekim bunun yansımaları Hayber savaşı sonunda yapılan antlaşmada kendini göstermiş; Yahudilere bazı bağışlar yapılmış,10daha sonra Yahudilerin düşmanlıkları azalmıştır. Çünkü Arap geleneğine göre bir kabileden bir kadınla evlenildiğinde damat sadece ailenin değil tüm kabilenin damadı sayılırdı ve bir damada karşı savaş açmak onur kırıcı bir davranış olarak görülürdü.11I.Medine’de Yahudiler ve Benî Nadîr KabilesiHz. Peygamber’in eşi Safiyye’nin, Yahudilerin liderinin kızı oluşu ve Müslü-manlarla Yahudiler arasındaki ilişkilerinden dolayı Medine’deki Yahudiler, Sa-fiyye’nin kabilesi Benî Nadîr ve Hayber’in fethi hakkında kısa da olsa bilgi ver-mek uygun olacaktır.İslâm’dan önceki asırlarda bir kısım Yahudiler Arabistan’ın çeşitli yerlerinde yaşıyordu. Yahudiler ticari amaç dışında hiçbir zaman Mekke’de kalıcı olmamış-lardır.12Yesrib Yahudileri ise önce şehrin dışına yerleşmiş; zamanla güçlenerek Âmâlikalıları ve Cürhümlüleri yurtlarından çıkarıp şehrin kontrolünü ellerine ge-çirmişlerdir.13İslâm dininin ortaya çıktığı sıralarda Medine’de söz sahibi olan Evs ve Hazrec kabileleri buraya geldiklerinde şehrin dışına yerleşmiş; Yahudi baskınlarından bıkan bu iki kabile akrabaları olan Gassânîlerden yardım alarak şehre hâkim olmuşlardı.14Kur’an’da İsrâiloğulları’nın Peygamberleri zikredil-miş,15onlara kitap, hüküm ve peygamberlik verildiği, helâl gıdalarla rızıklandı-rıldıkları,16belirtilmiş,Hz. Peygamber’in müşriklerin âyetlerle ilgili olarak ortaya attıkları şüphelerden sonra, inen âyetlerden şüpheye düşmemesi için kendisine kitap indirilmiş olan Yahudilere müracaat edebileceği tavsiye edilmiştir.17Ayrıca onların birçok ayrılıklara düştükleri ve bundan dolayı hesaba çekilecekleri18ifa-de edilerek Hz. Peygamber, Yahudilere karşı uyarılmıştı

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.04.2019, 16:23   #5
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Beni Kureyza olayında ana kaynağımız Taberi’nin Tarih’i. İngilizce çevirisinin sekizinci cildinde ondört sayfa tutuyor. (The History of al-Tabari, SUNY Press 1997, VIII.27-41)

Önce Taberi’ye dair iki çift söz. Bir kere: Muhammed hakkında bildiğin veya bildiğini sandığın hemen her şeyin ilk kaynağı Taberi’dir. Yani Resmi Tarih’in ta kendisidir. “Doğru dediği ne malum” diye sorduğun anda, Muhammed ne malum, vahiy ne malum, Kuran ne malum, Mekke ve Medine ne malum, Bedir ve Uhud ne malum, Kâbe ne malum, Hadice ne malum, Aişe ne malum, Ebubekir ne malum… diye sormuş olursun. Bana göre hava hoş, yeter ki ne sorduğunu bil.

İkincisi: Taberi iyi tarihçidir. Üç beş sayfa okusan yeter, ciddi bir akademik akılla karşı karşıya olduğunu anlarsın. Masal anlatmaz, anlatanları aktarır. Kaynaklarını sorgular. Farklı versiyonlar arasındaki çelişkilerin ve nüansların altını çizer. İyi bir detektifin delil duygusuna, iyi bir filozofun hakikat sevgisine sahiptir. “Peygamberimize bühtan etmiş” dersen, kusura bakma, bir şey bilmediğini belli edersin.

Peygamberi problemli bir ışıkta gösteren bu hikâyeyi (ve buna benzer diğerlerini) neden aktarmış? Neden sessiz geçmemiş? Bence önemli bir soru. Hatta, “Resmi Tarih’in amacı neydi?” konusuna buradan da giriş yapabiliriz.

*
Beni Kureyza hikâyesini üç ana kaynaktan aktarmış. İlki H 140 yılı civarında vefat eden Medine’li araştırmacı İbn İshak. İbn İshak’ın orijinali elimizde yok. Onun beş veya altı farklı kaynağa istinaden anlattıklarını Taberi aktarmış. İkincisi Peygamberin eşi Aişe’nin Medine’li Alkame b. Vakkas’a anlattığı hatıraları. Bunlar hikâyenin anekdot tarafını dolduruyor. Üçüncüsü H 207’de vefat eden Kitab-ül Mağazî muharriri el-Vâkıdî. Taberi genel olarak Vakıdî’ye pek güvenmiyor, sözlerini ihtiyat payıyla aktarıyor.

Taberi metninin esas zevkli yanı, farklı anlatımlar arasındaki vurgu ve detay farkları. Mesela İbn İshak’ın İbn Şihabe’den aktardığı versiyonda Cebrail'in katliamı teşvik etmesi ile Dihye b. Halife olayı iki ayrı anekdot gibi aktarılırken, Aişe’nin anlatımında ipek örtülü eğerde oturan Dihye’ye halkın “Cebrail” lakabını taktıklarını öğrenip şaşakalıyorsun.

Metnin tamamını aktarmak bu yüzden – meraklısı için – daha ilgi çekici olacaktı. Üşendim. Özetlemekle yetineceğim.

*
Hikâyenin geçmişi
Uhud Savaşında sayıca üstün olan Mekkelilerin Müslümanları yeneceğine kesin nazarıyla bakılır. Bu yüzden Medine Yahudilerinden Beni Nadir aşireti, Müslümanların yenilgisi halinde başına geleceklerden korkarak, tarafsız kalır. Müslüman zaferinden sonra toplanan Mecliste Beni Nadir yargılanır. Muhammed’in idam kararı vermesi beklenirken Beni Nadir’in koruyucusu (velisi) olan Beni Hazrec aşireti ileri gelenlerinin önerisiyle Beni Nadir halkı tehcir edilir. Malları müsadere edilir.

Beni Nadir liderlerinden Hüyeyy b. Ahtab ve Kinane b. el-Rabi Mekkelilerle temas kurarak onları Medine’ye saldırmaya teşvik ederler. Ayrıca doğudaki Ğatafan aşiretini de Mekkelilerle beraber savaşmaya ikna ederler. Medine’deki diğer büyük Yahudi aşireti olan Beni Kureyza lideri Kâ’b b. Esed Muhammed’le ittifakını bozmama taraftarıdır. Kapısına gelen Hüyeyy’i hakaretle kovar. Ancak Hüyeyy ısrar eder, Kureyşlilerin Muhammed’i yeneceklerinin kesin olduğunu, bu durumdan Beni Kureyza’nın zarar göreceğini savunur. K’ab lanet okuyarak Hüyeyy’e kapısını açar. Uzun süre direndikten sonra Muhammed’le [iddiaya göre yazılı belgeye dayanan] ittifakını bozar.

Mekkeliler ile Ğatafanlılar Medine’yi kuşatır. Muhammed, İranlı kölesi Selman’ın tavsiyesiyle kentin etrafına bir hendek kazdırır. 27 gün süren kuşatmada Müslümanlardan altı ve karşı taraftan üç kişi ölür.

Kuşatma esnasında Muhammed adamlar göndererek müttefikler arasına nifak tohumları eker. Kureyza aşireti, Mekkelilerin kuşatmayı sonuçlandırmadan çekileceğinden korkmaktadır; Müslümanlarla başbaşa kaldıklarında başlarına geleceği bildiklerinden, adım atmak istemezler. Ebu Sufyan komutasındaki Mekkeliler, Yahudilerin savaşacağına güvenmezler, Kureyza ileri gelenlerinden bazı kişileri rehin almadıkça kesin saldırıya girişmek istemezler. Ğatafanlılar Yahudilerin Muhammed’le anlaşacağından ve Mekkelilerin çekilip kendilerini Muhammed’e karşı yalnız bırakacağından kuşkulanırlar. İttifak dağılır.

Cebrail savaş kışkırtıyor
Kuşatmanın kalktığı gün Cebrail altın sırmalı bir sarık giymiş ve ipek örtülü bir katıra binmiş olarak zuhur eder. “Silahları bıraktın mı ya Rasulallah?” diye sorar. Muhammed evet der. Cebrail, “Melekler henüz silahlarını bırakmadı. Allah sana Beni Kureyza’ya saldırmanı emrediyor. Ben de orada olacağım,” diye cevap verir. Muhammed tellal çıkararak, Beni Kureyza arazisinde toplanmadan kimsenin namaz kılmamasını emreder. Kendisi de Kureyza surlarının yanına gelerek “Ey maymun soylular! Allah sizi lanetledi ve intikamımı üzerinize saldı,” diye seslenir. Yahudiler cevaben ona hakaret ederler.

Aişe’nin anlatımına göre Cebrail “Melekler silahlarını bırakmadı, git ve onlarla savaş” der. Muhammed zırhını kuşanır. Yolda rastladığı kişilere “buradan kim geçti” diye sorar. Onlar da “Dihye b. Halife geçti” derler. Dihye’ye büyük sakalı ve ipekli eğeri nedeniyle “Cebrail” adı verildiğini Aişe belirtir.

Maymun korkusu
25 gün veya bir ay süren kuşatmadan sonra Kureyza aşireti teslim olmaya karar verir. Müzakere için Muhammed onlara Beni Aws aşiretinden Ebu Lübâbe b. Abdülmunzir’i gönderir. Aws aşireti Beni Kureyza’nın koruyucusu (velisi) ve Ebu Lübabe onların dostudur. Erkekler onu karşılarken Yahudilerin kadın ve çocukları çığlıklar atarak etrafını sararlar ve merhamet göstermesi için yalvarırlar. “Muhammed’in hakemliğini kabul edelim mi?” diye sorarlar. Ebu Lübabe “evet” der, fakat bunu söylerken eliyle boğaz kesme işareti yapar. Yapar yapmaz pişman olur. Allah’a ve resulüne ihanet ettiği kaygısına kapılarak koşa koşa gider, camide kendini bir sütuna bağlatır. Allah kendisini affetmedikçe oradan ayrılmayacağını bildirir. Muhammed bunu duyunca güler. “Bana gelseydi affederdim, ama şimdi ancak Allah affedebilir,” der. Birkaç gün sonra Allah’tan gelen bir vahiyle Ebu Lübabe’yi affeder. [Bahis konusu ayetin hangisi olduğuna dair tefsirciler arasında ittifak yoktur.]

Kureyza lideri Kâ’b, aşiretine hitaben konuşur. Başlarına gelen beladan Hüyeyy’i sorumlu tutar. Üç seçenek sunar. Ya topluca Müslümanlığı kabul edeceklerdir. Bu reddedilir. Ya [Masada'daki Yahudiler gibi] kadınlarını ve çocuklarını öldürüp, ölünceye kadar savaşacaklardır. Bu da reddedilir. Ya da Yahudiler için savaşmanın dinen haram sayıldığı Şabat günü sürpriz bir saldırı düzenleyeceklerdir. Tevrat’a göre Şabat günü savaşmak Yahudilerin domuza veya maymuna dönüşmesine yol açacağı için, bu seçenek de reddedilir. Teslim olmaya karar verirler.

Bağımsız yargı
Beni Kureyza Aws aşiretinin mevalisi olduğundan, hukuken Muhammed’in yargıç olması mümkün değildir. Bu nedenle Aws aşiretinden Sa’d b. Muaz görevlendirilir. Sa’d Hendek savaşında yaralanmış ve yarası şişmeye başlamıştır (birkaç gün sonra ölecektir). Hükmü açıklar: Kureyza erkekleri öldürülecek, kadın ve çocuklar köle edilecek, malları müsadere edilecektir. Muhammed “Allah’ın ve resulunün yargısıyla yargıladın” diyerek onu onaylar.

[Yargı görevinin ölmekte olan birine aktarılması muhtemelen kan davası güdülmesini önlemeye yönelik bir tedbirdir.]

Nusra Cephesi tesadüf mü?
Resulallah karardan sonra Medine’nin çarşı alanına giderek hendekler kazdırır. Beni Kureyza erkekleri gruplar halinde buraya getirilerek hendeklerin başında kafaları kesilir. Toplam katledilen sayısı bazı kaynaklara göre 600 ila 700, bazılarına göre 800 ila 900 kişidir. İdamların çoğunu Ali b. Ebu Talib (sonradan dördüncü halife) ve Zübeyr infaz ederler.

Komplonun lideri Hüyeyy getirilir. Pembe kumaştan değerli giysisini (ganimet edilmesin diye) delik deşik etmiştir. Muhammed’e hitaben “Sana düşmanlık ettiğim için kendimi ayıplamıyorum, çünkü Allah’ın terkettiği kişi lanetlenmiştir,” der. [Bu sözün anlamı açık değildir. Lanetlenen kişinin Hüyeyy mi Muhammed mi olduğu anlaşılmaz.] Sonra halkına dönerek “Allah’ın emrinde haksızlık yoktur. Zira İsrailoğulları için büyük bir katliam olacağı Kitabımızda yazılıdır,” der. İdam edilir. [Hüyeyy’in son sözleri daha sonraki İslami literatürde süslenip püslenerek, Yahudilerin idam kararının kendi Kitaplarına uygun olarak verildiği tezine dönüşecektir.]

Aişe’nin ifadesine göre idam edilenler arasında tek bir kadın vardır. “Rasulallah erkekleri meydanda öldürürken kadın benim yanımdaydı, sohbet ediyor ve durmadan gülüyordu. Derken bir ses adını çağırdı. ‘Ne var?’ dedim. ‘Öldürecekler’ dedi. ‘Neden’ diye sordum. ‘Yaptığım bir şeyden ötürü’ diye cevap verdi. Götürüp kafasını kestiler. Neşesini ve gülüşünü hayatta unutamam. Öldürüleceğini biliyordu.”

Vakıdî’nin anlatımına göre kadının öldürülmesinin nedeni, kuşatma sırasında sur üstünden bir değirmen taşı atarak Hallâd b. Süveyd’in ölümüne sebep olması idi.

Ebubekir halt etmiş
Öldürülecekler arasında geçmişte Müslümanlara iyiliği dokunmuş olan yaşlı Ebu Abdurrahman el-Zebîr vardır. Müslümanlardan Sabit b. Kays Rasulallah’tan rica ederek yaşlı adamın canını bağışlatır. Ebu Abdurrahman “karım ve çocuklarım olmadan hayatın ne anlamı var?” diye sorar. Onlar da bağışlanır. “Malım ve servetim olmadan nasıl yaşayabilirim?” der. Malına dokunulmayacağına söz verirler. “Aslanlar aslanı, güzel adam Kâ’b b. Esed ne olacak?” diye sorar. Öldürüldüğünü söylerler. Aşiretinin akıbetini sorar, hepsinin idam edildiğini anlatırlar. “O zaman bana bir iyilik yapıp beni de öldürün” der. “Akrabalarım olmadan yaşamanın faydası yok, öbür dünyada onlara kavuşmak için sabırsızlanıyorum.”

Ebubekir bu sözleri duyduğunda “akrabalarıyla Cehennemde buluşacak, orada sonsuz azap görecek” diye konuşur.

Emval-i metrukenin paylaşımı
İdamlar sona erdikten sonra Rasulallah Beni Kureyza’nın mallarını, kadınlarını ve çocuklarını müminler arasında pay eder. Beşte bir [kamu payı] çıkarıldıktan sonra geri kalandan süvarilere üçer pay, piyadelere birer pay verilir. Bu savaş esnasında Müslümanların otuzaltı atlısı vardır. Onların hakkı, bir pay ata, iki pay sürücüsüne olmak üzere üç pay olarak hesaplanır. Ganimetin beşte birinin [Muhammed’e] ayrılması kuralı ilk kez bu olayda uygulanır ve daha sonra gelenek (sünnet) olarak benimsenir.

Rasulallah köle kadın ve çocukların bir kısmını Sa’d b. Zeyd ile orta Arabistan’daki Necd’e göndererek, karşılığında at ve silah satın alır. Esir alınan kadınlardan Reyhane bt. Amr’ı kendine ayırır. Cariye edindiği bu kadın, Muhammed’in ölümünde halâ onun kölesidir. Muhammed ona kendisiyle nikâhlanmasını ve hicaba girmesini teklif ederse de Reyhane “ya Rasulallah, senin kölen kalayım, böylesi senin için de benim için de daha kolay” diyerek reddeder. İslamiyeti kabul etmeyerek Yahudi dininde ısrar eder. Bundan ötürü Muhammed onu nikâhına almaz, fakat canı sıkılır. Kimi anlatımlara göre daha sonra Reyhane Müslümanlığı kabul ederek Muhammed’i sevindirir. [Ancak bu anlatımla, Muhammed’in ölümünde Reyhane’nin halâ köle olduğu bilgisi çelişir.]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.04.2019, 17:13   #6
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,


Yazdigim ve yazmadigim yorumlari incelemis olursak... Arap Muhammed`in Alevi Yasam Felsefesinde deger verilen Muhammed olmadigina inaniyorum.

Cocuklara Tecavuz Eden Aliskanligi ile bilinen, Resmi rakamlarca 39 hatunla soz kesmis, nisanlanmis tecavuz ettikten sonra hosuna gitmemis, nikah kiymamis, Nikah kiydiklarini bosamis ve oldurdukten sonra 9 sayisini sabit tutmak icin yenisini almis, Hunarca Katliamlar ve Cinayetlere imza atmis, Insanligin kabul etmedigi butun igrenclikleri yasatmis ve yasamina yansitmis......

Ozellikle Yukaridaki Alinti da, En Yakin Arkadasi Olan Ebu Bekir`in Kizi Ayse Evliligini Muhammed denen Cinsi Sapik ve Uckur Duskunu aklamaya calisiyor!


( Alinti; Çok kadınla evliliğin sosyal, ekonomik, kültürel, siyasî ve psikolojik olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Gerek Câhiliye döneminde gerekse Hz. Peygam-ber döneminde farklı sebeplerden de olsa çok çocuğa sahip olmak arzulanan bir şeydi. Erkekler kabilenin siyasî ve ekonomik gücünü oluşturuyor, bu yüzden de çok kadınla evlilik önemseniyordu.

1 Evlilikle kurulan bağ, sosyal ve siyasî dayanışma açısından da önem taşı-yordu. Asil bir aileyle akraba olmak, onların kanını taşıyan çocuklara sahip ol-mak arzu ediliyor, güçlü ve saygın bir kabileye mensup bir kadınla evlenmek erkeğin sosyal konumunu, kadının ailesinin ise saygınlığını artırıyordu.

2 Çok evliliğin daha birçok sebebi sayılabilir. Hz. Peygamber’in dostluğu pe-kiştirmek için yakın arkadaşları Hz. Ebû Bekir’in kızı Âişe ve Hz. Ömer’in kızı Hafsa ile evlenmesi aileler arasında birlik ve beraberliğin pekişmesini sağla-mıştır.

3Ayrıca Hz. Peygamber’in Benî Mustalik kabilesinin lideri Hâris’in kızı Cü-veyriye ile yaptığı evlilik de kabileler arası iyi ilişkileri geliştirmeye yönelik evlilik-lerdendir. Müslümanlarla Benî Mustalik arasındaki çarpışmadan sonra Cüveyri-ye ile kavmi esir edilmiş, Hz. Peygamber’in onunla evliliği akrabalarını esaretten kurtarmıştır.)


Yukaridaki Alintiya bir sey daha ekliyebiliriz... Bunu Turkiye`deki yobaz surusunun Muhammed`i aklamak icin agizdan agiza, kulaktan kulaga dolastirilan savunma diyebiliriz.

PEYGAMBER EFENDIMIZ, SAVAS`TAN DOLAYI KIMSESIZ KALAN KADIN VE KIZLARI HIMAYESI ALTINA ALMISMISMIS!!!!!!!!!!!!!!
Himayesi altina alma gibi bir durum olmus olsaydi, binlerce kadin olmasi gerekirdi.
Himayesi altina aliyorsa, Kucuk Yastaki Cocuk ve Kizlari, BUNLAR BENIM KIZIMDIR, KIMSE MUSALLAT OLMASIN, EVLENMEK ISTIYEN, ISLAM KURALLARINA GORE NIKAH YAPARAK EVLENEBILIR DEMESI GEREKMIYORMUYDU?

Himayesi altina aldigi zaman yataga atip tecavuz etmesimi gerekiyor?
Pekki en yakin arkadasi olan, Ebu Bekir`in 6 yasindaki kizina musallat olmasinin adina ne denir? Serefsizlik, Alcaklik, Adilik degilmidir?
Aileler arasinda birlik ve beraberligi saglamak icin, arkadasinin kucuk kizina musallat olmalami birlik ve beraberligi sagliyorsun!!
O zaman bir birinizin kucuk kiz cocuklariniza tecavuz edin, birlik ve beraberliginizi saglayin.
Ebu Bekir zaten islamligi kabul etmis, en yakin arkadasin ve aile dostundur...

Isin gercegi daha once de belirttigim gibi, Savas sirasinda alinan esirlerin Kucuk Yastaki Kiz Cocuklarini Cadirlarda Tecavuz ettiklerinden dolayi, cocuklara Tecavuz etme Aliskanligi (Pedofili) yapiya sahip olmasindandir.....

Savaslarda tecavuz ettikleri kucuk kiz cocuklari Eslerinin yanina getiremedikleri icin, veya cadirda kucuk cocuklara tecavuz ettiklerinde orada oldurduklerinden, bunun devamini resmiyete dokmenin yolu, bir birlerinin kucuk yastaki kiz cocuklarina musallat olmalari, bunu kendi icinde gelenek haline getirmelerinden kaynaklanan alcakca yapilanmanin gercekligidir.......


INSANLIK ONURU,
INSANLIK DUSMANLARINI HAK ETTIGI YERE GONDERECEKTIR...

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.05.2019, 15:47   #7
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hz. Osman (ra)'ın Ümmü Gülsüm (ra) ile evlenmesi hakkında Allah'ın istemesi diye bir rivayet bulunmamaktadır. Bu konuda İslam tarihi kitaplarındaki rivayetler şunlardır:

- Rasûlullah’ın kızı Ümmü Gülsüm, Uteybe b. Ebu Leheb ile nikahlanmış fakat düğünleri henüz olmamıştı. Rukiye isimli kızı da Ebu Leheb’in diğer oğlu Utbe ile nikahlanmış onun da düğünü henüz yapılmamıştı. Hz. Peygamber (asm)’e peygamberlik verilip Tebbet suresi inince Ebu Leheb iki oğluna,

“Eğer siz Muhammed’in kızlarını boşamazsanız yanınızda durmak bana haram olsun.” dedi. Harb b. Ümeyye’nin kızı olan anneleri de,

“Muhammed’in iki kızını da boşayınız. Çünkü onlar babaları gibi sapıtmışlardır.” dedi. Onlar da Hz. Peygamber (asm) kızlarını boşadı. Uteybe, Ümmü Gülsüm’ü boşadığı zaman Rasûlullah’a,

“Ben senin dinini inkar ettim ve senin kızını boşadım. Artık ne sen bana gel, ne de ben sana geleyim.” dedikten sonra Hz. Peygamber (asm)’e saldırdı ve Peygamber’in gömleğini yırttı. O sırada Uteybe ticaret için Şam tarafına gitmek üzereydi. Hz. Peygamber (asm) onun yüzüne bakarak,

“Allah’tan, köpeğini sana musallat etmesini dilerim.” diye beddua etti. Bundan sonra Uteybe Kureyşli tüccarlar ile yola çıkarak Zerka’ denilen bir yere vardılar. Oraya vardıklarında bir arslan onların etrafında dolaşmaya başladı. Uteybe feryad ederek,

“Vallahi Muhammed’in bedduası yüzünden bu arslan beni parçalayacak. İbn Ebî Kebşe (Muhammed) Mekke’dedir amma, benim katilim odur.” dedi. Arslan onların etrafında bir kaç kere dolaştıktan sonra kayboldu. Onlar da Uteybe’yi aralarına alarak yattılar. Arslan tekrar dönüp aralarından geçerek Uteybe’nin yanına vardı ve pençeleriye onun başını ezdi.

* * *

Hz. Osman önce Rukiye’yi nikahladı. Onun ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü aldı. (bk. Heysemî, 6/18)

Hz. Osman (ra), hanımı Rukayye (ra) ağır hasta olduğu için, Resulullah (asm)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, Müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (asm) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, 3/586; Suyutî, Târihul-Hulefâ, s. 165; H.İ.Hasan, Tarihu'l-İslâm, 1/256).

Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.

Rukayye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (asm), Hz. Osman (ra)'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm (ra) ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu:

"Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim."

ve yine Hz. Osman (ra)'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim." demişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer).

Hz. Osman (ra) Resulullah (asm)'in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi'n-Nureyn" lakabıyla anılır olmuştur. Zatü'r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (asm), onu Medine'de yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).

* * *
Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) peygamberlik vazifesi verilmeden önce dünyaya gelen Hz. Hafsa (ra), daha önce Huneys b. Huzayfe'yle (r.a.) evlenmişti. Huneys vefat edince Hz. Hafsa dul kalmıştı."

Hz. Ömer, kızını evvelâ münasip bir dille Hz. Osman'a, on_dan müsbet cevap alamayınca da Hz. Ebû Bekir'e vermek is_temişti. Ancak o da bu isteğine müsbet veya menfî hiçbir ce_vap vermemişti.

Bu durum karşısında üzülen Hz. Ömer, Resûl-i Ekrem Efen_dimize başvurarak olup bitenleri anlattı. Hz. Ömer'in gönülden arzusunu farkeden Peygamber Efendimiz, kendisini daha fazla üzüntü içinde bırakmak istemedi ve, "Ben, sana Osman'dan daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden hayırlı bir kayınpe_der söyleyeyim mi?" diye sordu. Hz. Ömer, "Söyleyin yâ Resûlallah" deyince, Resûl-i Ekrem, "Sen, kızın Hafsa'yı ba_na nikâhlarsın; ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâh_larım!" buyurdu.Hz. Ömer'i bu teklif fazlasıyla sevindirdi ve derhâl kabul et_ti. Böylece, Peygamber Efendimiz, Hz. Hafsa'yı Ezvac-ı Tâhi-rat arasına alırken, kızı Hz. Ümmü Gülsüm'ü de Hz. Osman'a nikahladı. Hz. Osman, daha önce de, Peygamberimizin vefat eden kızı Hz. Rukiyye île evliydi. Hz. Ümmü Gülsüm'le evle_nince kendisine "Zinnureyn (İki Nur Sahibi)" lâkabı verildi. (İbn-i Sa'd, Tabakat, 8/81-83)

Saygideger Canlar,

Bunlarin hepisi kartlasmis birer katir kadar yaslari ile, bir birlerinin kucuk kiz cocuklarina musallat olmalari, Kimine gore Arap kulturu, kimine gore Koleci toplum, kimine gore ise akrabalik iliskilerinin pekismesi!!!!!!

Bir Dinin Sozde Peygamberi, Bu Peygamber sozde ALLAH tarafindan ELCI olarak gorevlendirilen kisidir!!
40 tane kizim olsa hepisini de Osman`a veririm!!!!! demesi Vicdanin hangi sayfasina sigdirabiliriz!!
Kizlarini birinden alip digerine para ile satmasina ne dersiniz?
Kervan sahibi olabilirsin, Mal ve Mulk ticareti yapabilirsin, Hadi diyelim Kole (Insan Ticareti de) yapabilirsin, Pekki bir insan kendi cocuklarini da kucaktan kucaga ticaret mantigi ile verebilirmi???
NE ADALET, NE VICDAN...

Bu iddalarin tersi olarak farkli bir idda varmidir? YOK.
Var diyen ve hic bir kanit ve delil sunmiyan GOREVLENDIRILMIS YALANCI, SAHTEKAR, RIYAKAR VE IKI YUZLU GOREVLILER BIR ORTAYA CIKIP IKI COPY PASTE YAPTIKTAN SONRA,
EFENDIM BEKTASI KAYNAKLARDAN ALIN GERCEKLERI!!

SOZDE KENDISINI ALEVI GOSTERME CABASI ICINDE, OZUNDE CINSI SAPIK ISLAM TARAFINDAN GOREVLENDIRILMIS ODUKLARINI BIZ VE KENDILERI DE COK IYI BILIYOR.
EFENDIM BEKTASI KAYNAKLARI BOYLE DEMIYOR!!
Gosterin idda ettiginiz ve bir turlu soylediginizin arkasinda durmadiginiz ALEVI BEKTASI KAYNAKLARI?
ISLAMIN PISLIKLERINI VE AHLAKSIZLIKLARINI OKYANUS SULARI BILE TEMIZLEMEZ.......

Bir birlerinin kucuk yastaki kiz cocuklarina musallat olup, bir birlerinin kucuk kiz cocuklarina tecavuz ettigine, HAYIR yalandir, boyle bir sey yok ve bunu kanitliyacak deliliniz veya kaynaginiz varmi? YOK.

Arap Ali kendi kizini, Amcasinin oglu olan, kendisininde kayin babasi olan Muhammedin Kayin babasi Omer`e 10 - 11 yaslarinda iken veriyormu? Omer O zaman 62 yaslarindamidir?
Yok efendim alacakmis da, sus olarak odanin bir kosesinde muze olarak dikecekmis de, TECAVUZ ETMIYECEKMISMIS, Bunlar igrencliklerini, pisliklerini, ahlaksizliklarini, serefsizliklerini ve onursuzluklarini gizleme ve saklama pesindedirler...
Cunku hic bir Vicdan ve Aklin Yolu boylesi bir onursuzlugu kabul edemez....

HERKESIN INANCINA VE DUSUNCESINE SAYGILI OLDUGUMUZU BIR KEZ DAHA SOYLERKEN.
UCKUR DUSKUNU, CINSI SAPIK VE AHLAKSIZLIGI ILE UNLU OLAN ISLAM YER YUZUNUN EN ASAGLIK DINI VE INANCIDIR

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.05.2019, 19:32   #8
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

11. Muhammed'in Ayşe tarafından zehirlenmiş olması da gerçekten hiç şaşırtıcı olmaz di mi ?
Şiilere göre; Muhammed (sav)’i hanımları olan Hz. Ayşe (ra) ile Hz. Hafsa (ra)’nın zehirledi. (Cila’ul-Uyûn, Sayfa 118)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.05.2019, 19:45   #9
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hz.Ebubekir kızı Hz.Aişe aracılığıyla Hz.Muhammed' zehirlemiş..

Hep söyleniyor, Hz. Muhammed'in vefatından sonra Ebubekir nasıl halife oldu; zorlukları var mıydı, tüm Müslümanlar bir ağızdan mı kabul etti, Hz. Muhammed'in onayı var mıydı gibi sorular hiç sorulmamış, bu konular hiç de irdelenmemiştir. Şimdi Ebubekir'in nasıl halife ilan edildiğine ilişkin İslami kaynaklardan bir özet sunmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki, bu konuda da insanların bilmedikleri önemli şeyler var.
Muhammed vefat edince, Hz. Ali hem onun damadı, hem de amcaoğlu olduğu için, onun cenazesiyle ilgilendi. Yaygın olan görüşe göre de cenaze üç gün yerde kaldı. Peki niye? Çünkü iktidarı ele geçirmek için, halk tabiriyle halife olmak için çok ciddi çekişmeler vardı da ondan. Hele Ebubekir ile Ömer bu iktidar kavgasının merkezindeydi. Zaten Ebubekir ve Ömer'in, kızları Hafsa ve Ayşe eliyle, iktidar için Hz. Muhammed'i katlettiklerini daha önce yazdım. Ölümünden sonra artık sıra uygulamadaydı. Bu yüzden onlar iktidar derdindeydi; cenaze önemli değildi. Bu tür iktidar kavgaları tarih boyunca hep olmuştur. Başka ülkelerin tarihini irdelememize gerek yok; geçmiş dönemlerde Osmanlı padişahları, Cumhuriyetten bu yana da Türkiye'de bu gibi olayların varlığını bilmeyen yok. Hz. Muhammed'le halifeleri için de aynı planlar geçerli ve hatta mevcut bilgilerden o dönemde bu tür suikastların daha fazla var olduğu ortaya çıkıyor.
Aslında Hz. Muhammed'in ölümü ve bu arada cenazesinin yerde kalması hiç de Ebubekir ile Ömer'in umurunda değildi. Burada Buhari'de pek çok yerde tekrarlanan bir olayı aktarayım. (112) Beni Temim kabilesinden bir heyet Muhammed'e gelir. O sırada Ebubekir'le Ömer de Muhammed'in yanındalar. Bunlar, Muhammed'in huzurunda tartışmaya, birbirlerine kırıcı sözler söylemeye başlarlar. Bu sırada Hucurat suresi ikinci ayeti iner: "Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin."
Bu sure hicri 9-10. yılında inen Kur'an'ın en son gelen/oluşan surelerinden. Yani İslamiyetin ilk yılları olsaydı denilebilirdi ki Ebubekir'le Ömer yeni Müslüman olmuşlar, Muhammed huzurunda kavga etmeleri, saygı göstermemeleri normaldir; ancak bu sure geldiği zaman nerdeyse Kur'an bitmek üzere, Muhammed'in artık son yılları. Anlaşılan o ki, Muhammed bunları kendi sözleriyle durduramadığı için Tanrı-Cebrail formülünü uygulamak zorunda kalmış.
Hele Ömer bir kızdı mı zaten ancak ayetle durdurulabilirdi. Bu konuda Ömer'le ilgili özel bir bölüm sunacağım. Orada kendisinin ne kadar etkili olduğu ve Tanrı'nın ne kadar ona önem verdiği örneklerle açıklanacaktır. İşte Ebubekir-Ömer, Muhammed'e aşırı derecede bağlıydı (dini bağlılık kastediyorum) demenin yanlış olduğuna Buhari'nin birkaç yerinde anlatılan bir örnek, ki Muhammed onlar sayesinde zorda kalıp kurtuluşu ayet oluşturmakta bulur. Bu konuda oluşan ayetin bir de yanlış bir yanı var. Çünkü ayet genel değil; Muhammed'e özel. Dolayısıyla kendisi 1400 senedir yok. O zaman bu ayetin Kur'an'da kalmasının Müslümanlara ne faydası var ki; fazladan orada duruyor. Çünkü o artık yok ki Müslümanlar ona karşı sesini kıssınlar, yüksek sesle konuşmasınlar. Yani, ayetin bir kere muhatabı ortada yok.
Kaynaklarda Muhammed'in vefatı sonrasında Ömer'in ortaya çıkıp "Kim Muhammed ölmüştür diyorsa onu öldürürüm. Aslında o Allah'ın yanına çıkmış, yakında dönecektir" gibi sözler sarf ettiği anlatılıyor. Daha sonra Ebubekir "Sünh" denilen Medine dışındaki ailesinin yanında iken ölüm haberini duyup gelince, hemen minber tarafına geçip konuşmaya başlar. Bu arada Ömer'e de kızıp, otur oturduğun yerde diye talimat verir ve o sırada halk huzurunda güya Ömer'i sakinleştirmek için Kur'an'dan şu ayeti okur: "Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da." (113) Buna karşı Ömer, Ebubekir'e, "Sen hatırlatmasaydın böyle bir ayetten haberim yoktu" diyerek adeta teşekkür eder.
Besbelli ki ikisi birlikte bu senaryoyu hazırlamışlardır. Yoksa niye Ebubekir kalkıp toplum içinde Ömer'e kızsın, onu sustursun; başka adam mı yoktu: Biri nalına vuruyor, diğeri mıhına. Aslında zekice bir plan. Benzer örnekler günümüzde de var: İnsanlar faili meçhule kurban gider (ki aslında failler belli) ve aynı katiller tarafından ah-vah denilerek onların cenazeleri kaldırılır. Bu gibi taktikler Ömer ile yandaşları için daha fazla geçerli. Bir taraftan vurmak, katletmek, diğer taraftan timsah gözyaşları dökmek! Niye timsah gözyaşları? Çünkü Ömer okur-yazar ve Muhammed'in vahiy kâtiplerinden. Dolayısıyla Kur'an'da olup bitenleri iyi bilmesi lazım.
Kendisi, bilerek işi acemiliğe vurmuş; yoksa Ömer Muhammed'in ölmeyeceğini iddia edecek kadar cahil biri değildi. Bir de, Ebubekir'in ona hatırlattığı ve onun da "bunu bilmiyordum" dediği ayet dışında, -Tanrı hariç- herkesin öleceğini açıklayan ayetler Kur'an'da çok. Peki, hiç mi bir tane aklına gelmedi veya hiç mi onların içerdiği anlam Ömer'in aklında kalmadı? Bu konuda birkaç ayet vereyim. Ta Uhud harbinde inen (oluşan) "Muhammed eğer ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz!" ayeti var. Ki Muhammed'in de hem ölebileceğini, hem de öldürülebileceğini belirtiyor. (114) Bir de Kur'an'ın birkaç yerinde tekrarlanan, "Her canlı ölümü tadacaktır/ölecektir" ayetleriyle (115) bunlara eşanlamlı, "Allah'tan başka her şey yok olacak, yeryüzünde bulunan her şey yok olacak, nerede olursanız olun ölüm size ulaşır." gibi ayetler var iken ve üstelik de işin mantık yanı bir tarafa; Ömer bunların kâtibi iken ve ayetlerin oluşmasında hep Muhammed'i yönlendirmiş iken, Ebubekir'e, "Ben Muhammed'in de öleceğini içeren ayeti bilmiyordum" demesine inanmak için ancak saf olmak gerek.
İktidar için Muhammed'i ortadan kaldıran bir Ömer, Muhammed için üzülür mü hiç! Herhalde kalkıp da "Ey ahali, Muhammed'i ben öldürdüm" diyecek hali yoktu! Bir de orada kılıç çekmekle farklı bir mesaj da vermek istemiş aslında. Halk Ömer'in aşırı derecede dindar olduğuna inansın diye. Çünkü onun halkla işi vardı, ileride onların başına geçecekti; kendini daha iyi takdim etmek için tabii ki böyle bir reklam onun lehine olurdu. Bir diğer önemli taktik de, böyle yapmakla aslında zaman kazanmak istiyordu. Çünkü Ebubekir'le birlikte yola çıkmıştı, beraber bir plan gerçekleştirmişlerdi ve o an için de Ebubekir hazır değildi. Medine'nin dışına, başka bir hanımının yanına gitmişti. İşte Ebubekir'in yetişmesi için aslında oyalamak istiyordu. Hele Ebubekir de gelince ona, 'geç yerine, bilmiyor musun ki Kur'an'da her canlı ölümü tadacaktır diye ayet var' demesi, tiyatronun başka bir parçasıydı.
Gerçekten Ebubekir'le Ömer adeta tiyatro oynuyorlardı. Defalarca Muhammed'i öldürmek isteyen ve sonunda başaran Ömer'in yukarıda yazdığım sözünün hiçbir değeri yoktur.
Burada komik bir olay da yaşanıyor; onu da ekleyeyim. Muhammed ağır hasta ve o gece artık ölecek. Ebubekir ona, "Bu gece falanca eşimin sırasıdır, onda kalmalıyım" diyor ve sanki gitmek için izin istiyor. Buna karşı Muhammed gidebilirsin diyor. Sözünü ettiği Medine dışında Siinh' adında bir yer. Bir eşi orada kalıyordu, Esma binti Umeys de Medine'de onun yanındaydı. Haftada bir kez Perşembe günleri hanımı Binti Harice'nin yanına giderdi, sabahleyin cuma günleri de saç ve sakalını boyar ondan sonra yola çıkar, Medine'ye gelirdi. İbni Sad nerdeyse Ebubekir'in bu saç-sakal boyama işine kendi kitabında sayfalarca yer ayırmıştır. (116)
Kadın o sırada da Ümmü Gülsüm adında bir kız çocuğa hamileydi. Hani İslam'a göre eğer bir erkek birden fazla kadınla evliyse, onlara sıra yapar, her gece birinde kalırdı. Ebubekir de böyle bir durumdaydı. Onun Binti Harice, Ummü Ruman, Esma binti Umays gibi eşleri vardı. Hatta Ebubekir vefat edince, eşlerinden Esma onu yıkıyor. Yani Hz. Muhammed'e sözünü ettiği kadın değil; başka bir eşi onu yıkıyor.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.05.2019, 19:46   #10
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 903
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İlginçtir ki, Ebubekir'i yıkayan bu kadın, daha once Hz. Ali'nin ağabeyi

Cafer'le evlenmişti. Cafer öldürülünce bu kez Ebubekir'le hayatını

birleştirmişti. Anlattığım gibi kendisi ölünce bu Esma onu yıkamıştır.

Ama aynı Esma ve hele bir zamanlar Hz. Ali'nin ağabeyi Cafer'le evli

olan bu kadın, Ebubekir'in ölümü üzerine bu kez de Hz. Ali ile evleniyor

ve bunlardan iki de çocuk dünyaya getiriyor. Bu kadının her üç eşinden

de çocukları vardı. İşte nerdeyse kendilerine tapılan o dönemin

insanları böyleydi. (117)

Ebubekir sabahleyin Muhammed'in ölüm haberini alınca merkebine binip

geldi ve Ömer'in az önceki (sözüm ona sinirli) halini gördü ve onu

yatıştırıcı bir konuşma da yaptı. (118)

Hani kurt hep sisli havayı sever, diye bir söz var; Ömer de önemli

kişilerin cenazeyle uğraşmalarını fırsat bilip bir an önce işi sonuca

götürmek istedi ve nitekim de başardı. Halifelik işi sağlama alındıktan

sonra Ebubekir'le kendisi kabir başına döndüler; ancak o zaman da artık

cenaze kaldırılmıştı ve ona yetişemezlerdi. Ali kabirle meşgul iken

onlar o 2-3 günde işi bitirmişlerdi. Cenaze kefenlenirken, yıkanırken,

defnedilirken ne Ömer ne de Ebubekir ortalıkta vardı. Hele ünlü Kur'an

yorumcusu ve tarihçi Taberi (hicri 310'da vefat etmiş) kendi tarih

kitabında Ebubekir'in üç gün sonra ancak cenaze başına geldiğini

yazıyor. Bu konuda kaynak çok. (119)

Bir de hep söylenir: Muhammed Ayşe'nin kucağında vefat etti diye.

Anlaşılan o ki, bu da doğru değildir. Evet, bu konuda hadisler var;

ancak bunlar da Ayşe menşe'ilidir ve bir taktiktir. Mesela bu konuda

İbni Sad bağımsız bir bölüm açmış ki, bazı rivayetlere göre Hz. Ali'nin

kucağında vefat etmiştir. Örneğin; Ömer artık halife, bir ara ondan

soruyorlar: Hz. Muhammed'in son sözü neydi diye? O, ben bilmiyorum;

Ali'den sorun diyor. Demek ki son nefesinde Ali'nin kucağındaymış. Bir

de İbni Abbas'tan soruyorlar, Ayşe diyor benim kucağımda vefat etti,

acaba doğru mu? Kendisi, "Bu da nerden çıktı; Allah'a yemin ederim ki

Ali'nin kollarında vefat etti" diyor. (120) Yani ortalık toz-duman.

Diğer taraftan Hz. Ali ve eşi Fatma, cenaze işi bittikten sonra, (Ali

halife olsun diye) halkın karşısına çıkıyorlar; ama artık onlar için çok

geç: Ebubekir'le Ömer, işi çoktan sağlama almışlardı. Hz. Ali'nin daha

sonra gidip halktan destek talebinde bulunduğu düşüncesi, İslam'da Sünni

kesimin iddiası. Şia kesimin tarihçileri ise, "Hz. Muhammed sağ iken

halifeliği zaten Hz. Ali'ye vasiyet etmişti" fikrini savunuyorlar ve

Ali'nin de, "Nasıl olsa artık halifelik benim hakkım. Dolayısıyla

cenazeyi kaldıralım, ondan sonra bu işle ilgilenirim" hesabından dolayı

başta ilgilenemediğini ve Ömer'le Ebubekir'in cenazeyi fırsat bilip

halifeliği gasp ettiklerini söylüyorlar. Benim için ha Ali halife olmuş,

ha başkası olmuş fark etmez. Burada belirtmek istediğim, bu dinin lider

kadrosunun hep skandallarla, suikastlarla yönetimi ele geçirmiş

olmalarıdır.

Şu da var ki, Muhammed'in ölümünden sonra yönetime talip çıkanların

hepsi zaten Müslüman: Ebubekir, Sad b. Ubade ve Hz. Ali bunların tümü de

meşhur sahabeler; yani iktidar kavgası sadece Müslümanlar arasında

oluyordu. Şunu da unutmamak lazım: İlk başta, zorlu mücadelede Ebubekir

Ubeydullah'ı bile öneriyordu. Ama her nedense zaman içinde bu kayboluyor

ve onun yerine halife Osman ortaya çıkıyor. Bunun nedeni Osman

taraftarlarıyla Ömer arasında yapılan pazarlıklar ve sonunda Ebubekir'i

ortadan kaldırma planıdır.

Yukarıda değindiğim gibi iktidar mücadelesinde Mekke'den gelenlerin

başını Ebubekir-Ömer çekiyordu. Medine'nin yerlileri olan ve kendilerine

Ansar denilen grup ise Sad b. Ubade'nin etrafında toplanmıştı. Medineli

Müslümanlara Ansar denmesinin nedeni şu: Mekke'den göç eden

Müslümanlara yardımcı oldukları için bu adı almışlardı. Zaten Ansar

kelimesi çoğul olup, yardımcılar anlamına gelir. Başta Muhammed olmak

üzere, Müslümanların Medine'ye gelmelerini sağlayan, buna yardımcı olan

Sad b. Ubade'dir. Akabe biatinde da bu adam vardı. Bu buluşmayı sağlayan

ve Muhammed'le Müslümanların Medine'ye gelmelerine zemin hazırlayan

etkili bir isim. Bedir hariç tüm savaşlarda bulunan bir sahabe.

Rivayetlere göre her gün kendi evinden Muhammed'e etli yemekler

götürüyordu. Asil bir ailedendi ve çoğu kez seslenip 'kimin evinde

et-yemek yoksa buyrun Sad'ın evine gelip yemek yesin' diyordu. (121)

Bir zamanlar Muhammed muhtaç iken onlar yardım edince, övgü anlamında

kendi Kur'an'ına bunlar hakkında ayetler de oluşturuyordu. Bu konuda

Kur'an şöyle diyor: "Mekke'den gelenlerden önce Medine'ye yerleşmiş ve

imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri (Mekke'den

gelen Müslümanları) severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir

rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar

bile yine Mekke'den gelen Müslümanları kendilerine tercih ederler (yani

yemezler; ancak yediririler)" (122)

İşte böyle; başta yardım etsinler diye oluşturduğu ayetlerle onları

şişiriyor; ama iş sağlama alınıp da zaman içinde sıra paylaşıma gelince

onlara bir şey yok, düşman ilan ediliyorlar ve insan yerine konmuyorlar.

Evet; Sad b. Ubade'yi halife olarak destekleyen ve çoğunluğu Medine

yerlilerinden oluşanlar, Sad halife olsun diye "Sakife Beni Saide"

denilen gölgelik bir yerde toplanıp durum değerlendirmesi yapıyorlar.

Bunun haberini alan Ebubekir'le Ömer oraya gidiyor. İki grup arasında

yapılan konuşmalar sırasında halife Ömer, Ebubekir'in avantajlarını

anlatmaya başlıyor: Hem ilk Müslümanlardandır, hem Muhammed hasta iken

cemaate imam olmak için onu önerdi, Hz. Muhammed'in kayınpederi

(Ayşe'nin babası), hicret esnasında onunla birlikte Medine'ye gelen çok

yakın bir dava arkadaşı gibi olumlu taraflarını öne sürüyor ve bu arada

"Bakın ilk olarak ben onun elinden tutup halifeliğini kabul ederim."

diyor.

Bunun üzerine iki kesim arasında tartışmalar, hatta kavgalar başlıyor. O

arada adamın biri Hz. Ali halife olsun deyince (tabii ki Ali orda yok,

kendisi cenazeyle meşgul), Ömer kılıcını çekip kendi yandaşlarına, "Bu

köpeğin haddini bildirin" diyor. Yine Sad taraftarlarından Hubab b.

Munzır, "Halifelik bizim hakkımız, Mekkeli Müslümanlar kabul

etmiyorlarsa, bunlar zaten buralı değil; şehrimizi terk edip

memleketlerine gitsinler" deyince, Ömer ona, "Allah belanı versin"

diyor. Yine adamın biri 'Ebubekir olamaz, halifelik biz Medinelilerin

hakkıdır' deyince, Ömer kılıcını ona doğru uzatıp seni paramparça ederim

diyor ve kendi adamlarına da "Bunu öldürün" emrini veriyor. Sad'ı

destekleyenlerden biri Ömer'in sakalından tutup "Ey Ömer, sen onun

kılına dokunursan senin ağzında bir tane diş kalmaz." diyecek kadar sert

tepki gösteriyor. Diğer bir şahıs, "Anlaşılan o ki başka çözüm yok, bu

iktidar işi ancak kanla halledilir" diyor...

Hatta Ebubekir durumun vahametini görünce, ya Ebu Ubeyde, ya da Ömer

halife olsun ben olmayayım, ya da iktidarı aramızda paylaşalım diyor.

Ebubekir'in bu açıklaması birçok kaynakta anlatılmaktadır. Hele ibni Ebi

Şeybe bu konuda birçok hadis aktarmıştır. Hatta bu konu Buhari'de de

anlatılır ve burada Ebubekir, Ömer ile Ebu Ubeyde arasına girip onların

ellerini tutar, ?Ben sizden biri halife olsun derim.? teklifinde

bulunur. Çünkü evdeki hesap çarşıya uymamış: Sert tartışmalar, ciddi

rekabet ve hatta kavgalar olmuştur. Ebubekir korkusundan bu öneride

bulunur. Yoksa başlangıçta Ömer'le farklı bir plan yapmıştı.

Ebubekir'in bu önerisini en başta Ömer kabul etmedi. Ömer biliyordu ki,

eğer Ebubekir olmazsa, ilk aşamada kimse Ömer'i kabul etmez. Çünkü

kendisi çok sert biriydi, kimse onun yönetici olmasını kaldıramazdı. O

da bunun farkındaydı.

O yüzden gelecekte halifeliği garantiye almak için, ilk etapta tehlikeyi

(pek de becerikli olmayan ve zaten yaşlı olan) Ebubekir üzerinden

atlatmak istiyordu. Kaldı ki, zaten ikisi arasında daha önce bu yönetim

konusunda planlar yapılmıştı. Bunu Muhammed'in zehirlenerek öldürülmesi

kısmında anlattım. O nedenle Ömer hep Ebubekir olsun diye ısrar

ediyordu. Zira bunun dışında seçilen bir halife Ömer'in kendi

hesaplarını altüst edecekti, Ömer bunu çok iyi biliyordu, farkındaydı.

Her ne kadar Ebubekir'in halife olma durumu bir sürpriz de olsa, yaşlı

biri olduğu ve Ömer kadar da sert olmadığı için, halk ona evet

diyebilirdi. İşte bu noktada Ömer sonuç alma konusunda biraz rahattı ve

nitekim de başardılar. Bu arada ben bunu anlatırken başka bir olay hep

aradan kaynayıp gidiyor. Hz. Muhammed vefat etmeden önce, Üsame b. Zeyd

komutasında Bizanslılara karşı savaşmak için İslam ordusunu Suriye

tarafına gönderiyor. Ortalıkta Ebubekir, Ömer gibi önemli isimler

varken, Üsame gibi birini komutan seçmesi onlara göre normal bir durum

değildi. O yüzden karşı çıkıyorlar ve ne Ebubekir, ne de Ömer onunla

birlikte savaşa katılıyor. Bundan şu anlaşılıyor: Hz. Muhammed, Ömer

gibilerini bu zor savaşa gönderip etkisiz hale getirmek, harcamak ve

gelecekte halifelik için Hz. Ali'nin önünü açmak istemiş. Onlar Hz.

Muhammed'i dinlemiyor ve savaşa katılmıyorlar. Muhammed'in ölümünden

sonra Ebubekir'in araya girmesiyle, Kureyş'ten birçok önemli kişi

Medine'de kalıyor. Ömer zaten demirbaş, o savaşa katılmıyor. Yani ortada

satranç gibi çok çetrefilli bir oyun var aslında. Ama kimse bu

olayların üzerine bu şekilde gitmemiş.

Kaynaklarda, o dönem çoğu insanın Ebubekir aday olacak diye tahmin

etmedikleri anlatılıyor. (123) Ama Ömer onu zorla öne çıkartıp illa

Ebubekir olsun diye ısrar ediyordu. Hep söylüyorum: Ancak bu yolla Ömer

halife olabilecekti. Bu kadar muhalefet varken, Ömer de bir sözünde,

"Halkın üzerinde anlaşmadığı kişinin halifeliği meşru değildir, hatta

bununla savaşılır" dediği halde, ısrarla ve hatta zorla Ebubekir'i

halife ilan ediyordu. Bu olay, uzunca bir hadiste en başta Buhari'de

anlatılmaktadır. Burada deniliyor ki, Ömer camide bir konuşma yapıyor,

Ebubekir'le birlikte halk da dinliyor. Daha sonra Ömer gelip Ebubekir'e,

minbere çık halk gelsin sana biat etsin/elini tutup seni kabul etsin

diyor; ama Ebubekir çıkmıyor. Bu arada Ömer ısrarla onu minbere

çıkartıyor. (124)

Hatta deneme mahiyetinde henüz Ebubekir seçilmeden Ömer, Ubeydullah'a,

seni halife yapalım diyor. Ubeydullah kurtların çok olduğunun

farkındadır, kimse bu lokmayı ona yedirmez; o nedenle hayır diyor. Bir

de ortamdan anlıyor, kimin kimden yana olduğunu biliyor ve zaten Ömer de

bir taktik olarak ona bu teklifi sunuyordu. (125)

İşte başlangıçta Ebubekir'in halifeliği sürprizdir diyenlere kızan Ömer,

daha sonra bunun sürpriz olduğunu itiraf ediyor: Evet doğrudur diyor.

Medineliler Sad b. Ubade halife olsun diyorlardı. Mekke'den gelenlerin

bir kısmı Ebubekir olsun diyordu; ama bazıları da Hz. Ali'nin evinde

karargâh kurmuşlardı, o olsun diyorlardı. Sonuçta Ebubekir'in tarafı

ağır basıyor ve kendisi halife seçiliyor. (126)

İşte böyledir: Başlangıçta kim sürpriz diyorsa asar keserim diyen bir

Ömer, daha sonra tam tersini söylüyor, bunun bir sürpriz olduğunu kabul

ediyor. (127)

Anlatılanlardan anlaşılıyor ki, Ebubekir çok beceriksiz bir insan; ancak

Ömer onun üzerinden geleceğini sağlama almak istemiş, onunla daha önce

pazarlığını yapmış; adam artık mecbur. Hatta Ebu Süfyan Ebubekir'in

halife olduğunu duyunca Hz. Ali'ye; "Kureyş'in en pasif-zavallı kişisi

halife seçilmiş, nerdeyse fıtık olurum (alay edercesine)" diyor. Yine

Selman-i Farisi o zaman Farsça bir cümleyle, "Kerdaz ve nakerdaz"

şeklinde bunu belirtiyor. Yani bir şey yaptınız; ama iyi etmediniz diyor

ve devamla, Hz. Ali'yi seçseydiniz hepinizin yararına olacaktı diyor.

Selman-i Farisi hakkında kısa bir bilgi vereyim. Kur'an'da Nahl

suresinde "Derler ki Kur'an'ı bir insan Muhammed'e öğretiyor (tanrısal

boyutu yok)" şeklinde bir ayet geçiyor. (128) İşte burada çoğu Kur'an

yorumcuları Selman-i Farisi üzerinde durmaktadır. Demek istediğim, bu

insan önemli biri. Kısa bir örnek vereyim. Ayşe anlatıyor: Muhammed

geceleri Selman-i Farisi ile yalnız kalırdı, kendi aralarında

konuşurlardı, hatta öylesine sohbete dalardı ki, bazen bizi unuturdu.

(129) İşte Muhammed'in kendisinden bilgi aldığı Selman-i Farisi,

Ebubekir hakkında az önceki sözü söylüyor. Kendisi aslen İranlıydı ve

ailesi İran'da Zertüştilik dininde bir bakıma diyanet reisliğini

yürütüyordu. Muhammed'e varana kadar, yollarda yıllarca değişik haham ve

papazlardan da bilgi alış-verişi yapmıştı, tüm kutsal ve diğer Ortadoğu

dinlerini iyi biliyordu. İşte Ebubekir'i tayin etmekle hata yaptınız

diyen kişi böyle biridir.

Ebubekir halife olunca Talha kılıcını çekip ortaya çıkıyor, biz

Ebubekir'e mi kaldık diye. Hatta Ömer ona, "dur durduğun yerde ey köpek"

diyerek ağır hakaretlerde bulunuyor. Halit b. Sad da sert tepki

gösteriyor. Yani umulmadık bir sürpriz oluyor insanlar arasında.

Ebubekir de bunu itiraf ediyor; ancak ortada bela var, ben bunun için

kabul etmek zorundayım diyor. (130)

Sakife Beni Saide toplantısında bir ara Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde

arasında durarak, "Ya Ömer halife olsun, ya da Ebu Ubeyde" deyince,

Ömer, en başta Ahmet b. Hanbel'in Müsned'inde ve daha birçok İslami

kaynakta geçen, "Vallahi senin önüne geçsem boynum kinisin! Benim için

en ağır günah, sen hayatta iken benim senin önüne geçmemdir. Olur mu,

böyle yapar mıyım? Sen hayatta iken kimsenin haddine değil ki senin

önüne geçsin, Muhammed seni namazda öne geçirmedi mi, kimsenin haddi

değil ki seni arkaya çeksin. Vallahi ben iman üzere öldürülsem, bir daha

dirilsem, bir daha öldürülüp dirilsem yine senin önüne geçemem! Ver

elini önce ben siftah edeyim, seni kabul edeyim" diyerek hep onun

propagandasını yapıyordu. (131)

Aynı teklifi, Ömer Ebu Ubeyde'ye sununca, sen halife ol deyince o, "Ey

Ömer, sen Müslüman olalı senden hiçbir şey anlayamadım. Ebubekir var

iken nasıl ben öne geçerim" diyor. (132) Aslında danışıklı dövüş olmazsa

Ebu Ubeyde o kadar kitle içinde bu sözü Ömer'e karşı kullanamazdı. Bu

söz aslında Ömer'in de hoşuna gidiyor.

Ömer'le Ebubekir'inki bir danışıklı dövüştü; ancak Ebu Ubeyde, kimsenin

bu makamı ona teslim etmeyeceğini bildiği için hep arkaya çekiliyor,

hayır diyordu. Yani kendisi senaryodan habersizdi. Ancak kendisine

yapılan tekliflin boş olduğunun farkındaydı. O nedenle kabul etmiyordu.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:16.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica