Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 22.10.2018, 18:40   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Adem ıle havva yalanı, tek tanrılı dınlerın afyonudur.

Cok Tanrili Dinlerin, Tek Tanrili Dinlere Donusmesinin En Buyuk Dayanagi..
ADEM ILE HAVVA YALANIDIR.

He ne olursa olsun, donemin kurnazlarimi veya akillilarimi ne derseniz deyin ama kendisinden onceki inanclari yok etmenin ve kendi hortlattiklari bir hayali urunu insanligin yasaminda kalici bir olusum olusturmasi, taktire sayandir. Hani derler ya (Bukemedigin Bilegi Kabullenip, O Eli Opeceksin)

Anaerkil Toplumun, Ataerkil Topluma gecebilmesi icin, Yani Tanrica olan Kadinin tanriligini yok etmenin ve Erkek egemenliginin (Ataerkil) kabul ettirilmesinin en can alici yontemlerine bas vurulmus, Lakin zaman icinde "Tanrica" Anaerkil toplum gercekligini LAV edilmemesi, Erkek Egemenligi tarafindan herturlu oyunlara bas vurulmus.
Kadini, evde Cariye, Cocuk Dogurma Makinasi, Yatakta Sex Aleti, Ticaret Mekanizmasi olarak kullanmanin yolu bulunmaliydi.

ADEM VE HAVVA UYDURMASI YALANI ile BULUNDU.

Insanligin Yayilmasi veya Insanligin turemesini ADEM ILE HAVVA`DAN Geldigini ve yayildigi yalanini savunan Tek Tanrili Dinler, Kendi ayaklarina baltayi vurduklarini anladikca, degistirmeye calismalari kendilerini aklamamaktadir..
Lagim cukuruna battikca batmaktadirlar, Hemde cirpindikca batmaya devam ediyorlar.

Cehennem Denen ISKENCE HANE VE CENNET DENEN KERHANEYI (Genel-evi) yapilanmayi mesrulastirmak ve kabul ettirmek icin...

Suc Makinasi, Cinsi Sapik, Uckur Duskunu Islamin Savunmasina Bakalim.

EFENDIM
Hz. Âdem ile Hz. Havva, dünya yılı ile cennette bin yıl kadar yaşadılar ve sürekli aynı görünümde kaldılar.
VAY BEEE NASIL OLMUS BU? GOREN VE ONLARDAN BASKA YASIYAN VARMIDIR? EVET OLMIYAN VE HORTLATILAN ALLAH VARYA!!!

Yediler, içtiler, gezdiler ve tüm güzelliği ile cennet hayâtını yaşadılar ama cennette doğum ve ölüm olmadığı için çocukları olmadı.
NEDEN OLUM VE DOGUM YOK? CUNKU OLMIYAN BIR SEYDE VEYA BIR YERDE DOGUM OLMADIGI GIBI, OLUM DE OLMAZ.
YEDILER ICTILER, GEZDILER VE TUM GUZELLIGI ILE GERHANEDE GUNLERINI GUN ETTILER!!!! DUNUN EN GUZEL VE ETKILI AFYONU BU OLSA GEREK.


YOBAZ ISLAM DEVAM EDIYOR! Sonra şeytan tarafından aldatılıp bu fâni dünyaya sürgün olarak gelince, Yüce Allah’ın koymuş olduğu üreme kanunu gereği Hz. Havva hamile kaldı ve biri kız, diğeri erkek olmak üzere ikiz doğurdu.
Yaklaşık yirmi defa doğum yapan Hz. Havva, biri hâriç hep ikiz doğurdu ve yeryüzünde insanların sayısı çoğalmaya başladı.

SEYTAN KIM?? OLMIYAN ALLAHIN EMIRLERINI DINLEMIYEN M E L E K !!!!!!
Can Veren Dogurgan ozelligine sahip olan DISI (KADIN) OLMASINA RAGMEN,
GUYA HAVVA ADEMIN SAG KABURGASINDAN OLMUSMUSMUS!!!!
HANGI AKLIN YOLU BUNU KABUL EDER????

IKIZ DOGURMUSMUS!!!!
IKIZ DOGURDUGU COCUKLARINI BIR BIRLERI ILE EVLENDIRMESI !!!!! Alevilere yonelik yaptiklari karalamalari ve ahlaksizliklarin en guzel aciklamsi degilmidir?
ANA, BABA, BACI VE KARDES tanimama bu degilmidir?
Kendi savunduklari ve inandiklari bir seyi, baska bir topluma yamamaya calismalari kendi pisliklerini ortbas etmelerininde en guzel aciklamasi degilmidir?

Sozum ona Cennetten Kovulan Adem Ile Havva nin yani sira, Toprak Ana ile Ates Ata gibi iki kisi daha gondermek yerine, KARDESLERI BIR BIRI ILE EVLENDIRMESI!!!! AHLAKSIZLIGIN, SAPIKLIGIN, ALCAKLIGIN VE KISILIKSIZLIGIN EN GUZEL ACIKLAMASI DEGILMIDIR?


YOBAZ ISLAM DEVAM EDIYOR! Hz. Âdem ilk oğluna Kâbil ve ikinci oğluna da Hâbil adını verdi ve ergenlik çağına gelince onları evlendirmek istedi. O günün koşullarında Allah’ın emrine göre, Kâbil ile doğan kızın Hâbil ile ve Hâbil ile doğan kızın da Kâbil ile evlenmesi zorunlu idi. Ancak Kâbil, kendisi ile doğan kız (ikiz kardeşi) daha güzel olduğu için, onunla evlenmek istedi ve o benim hakkım diye diretti. Bunun üzerine Hz. Âdem: “İkinizde Allah’a birer kurban takdim edin, kimin kurbanı kabul olursa o haklıdır” dedi.

BU NASIL BIR ALLAH`MIS, SAPIKLIGIN VE AHLAKSIZLIGIN HAZIRLAYICISI KENDISI DEGILMIDIR?
KARDES EVLILIGINI ONAYLIYAN, BU ORTAMIN OLUSMASINA SEBEP OLAN YINE OLMIYAN ALLAH`IN KENDISI DEGILMIDIR?

YOBAZ ISLAM DEVAM EDIYOR! Hâbil koyun bakıcılığı yapıyordu. En güzel bir koyunu seçip kesti ve belirli bir tepenin üstüne koydu. Kâbil ise tarımla uğraşıyordu. O da en kötü buğdayları seçip bir demet yaptı ve aynı tepenin üstüne koydu. Az sonra gökten bir ateş gelip Hâbil’in koyununu yaktı ve onun kurbanı kabul edildi. Kâbil, bunu kabul etmedi ve kardeşi Hâbil’i ölümle tehdit etti.

AKLIN YOLU BOYLE UYDURULMUS, TEMELI OLMIYAN OLMASININDA MANTIGI OLMADIGI BU YALANIN.
DONEMIN INSANLARINI KANDIRMAYI BASARMIS OLMASI, GUNUMUZDE BILIMIN GELISMESI, BOYLESI YALANLARI HAK ETTIGI YERE GONDERMESI ISTEN BILE DEGIL......


Sonuc olarak Adem ile Havva Yalani, Anaerkil Toplumunu, Ataerkil Toplumuna pekistirme cabasindan baska bir sey degildir.
Bunu yaparken ANA BACI TINIMIYAN BIR YAPILANMAYA SAHIP OLDUKLARINI DA KENDILERI ACIKLIYOR.....


Konu Raya Haq tarafından (24.10.2018 Saat 05:23 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.10.2018, 18:43   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Adem'in varoluşu.

Baştan Adem insan ismi değildir, bizzat Adem tanımlamasının sözcük anlamı insan/insanlık demektir.
Bu tanımalama günümüz türkçesinde kullandığımız Adam tanımlamasıyla aynı kökten gelmektedir.
Fransızcada ise ilk insan veya insanlık anlamına gelen Adem sözcüğünün yazılışı Türkçe "Adam" tanımlaması gibi yazılmaktadır.
Türkçede kullandığımız "Adam" sözcüğü bir insana, bir topluluğa veya bir ulusa vurgu değildir. Adam tanımlaması, oluşumunu tamamlamış, düşünen, aklını çalıştırabilen ,varlığını sorgulayabilen mükemmel varlık anlamında diyebiliriz.
Kuran bakara 30'a göre Allah yeryüzünde kendine bir temsilci yaratacağını sörlüyor.
Melekler şaşkınlıkla orada bozgunculuk ve kan dökecek birinimi yaratacaksın, biz senin varlığını zaten onaylıyoruz diye buna karşı çıkıyorlar. Meleklerin Allah ile senli beli konuşarak insanların yeryüzünde yapacakları eylemleri bilmeleri ve pazarlık etmeleri ilginç..
Kuran'a göre Allah Adem'i eşiyle birlikte cennette kalmalarını diledikleri kadar orda yemelerini fakat belirttiği bir ağaca yaklaşmamalarını söylüyor.
Bakara 36,37 ayetlerinden edindiklerimize göre cennette Adem'e şeytan vesvese veriyor ve Allah'ın yasak ettiği ağacın meyvesini yedikten sonra yeryüzüne gönderiliyor.
Allah Adem'i affediyor fakat Araf suresi.13,14,15,16, 17, 18'de şeytan'la karşılıklı konuşmasında, şeytan insanları kandırmak için izin istiyor, Allah izin veriyor. şeytan'ın kandırdıklarını cehenneme gondereceğini söylüyor !!!
Araf suresinden anladığımıza göre Adem cennette yasak meyveyi bir müddet yemiyor.
Sonra insanları kandırması için Allah'ın iznini alan şeytan devreye giriyor ve Adem'i kandırıyor. şeytana izin veren Allah Adem'in hatasını cennette affetmiyor ve insanların birbirine düşman olmalarını sağlamak için yeryüzüne indiriyor.
Neden dost olarak değilde düşman olarak !!!
Bu ayette şeytan'la insanları kandırması için pazarlık yapan, ona izin veren Allah'ın Adem'in yakarışından dolayı dünya da affetmiş olsa da Adem cennetten kovuluyor ve Allah'ın emriyle çocukları birbirlerine düşman oluyor.
Sorulması gereken soru;
Adem cennettemi yaratıldı yoksa yeryüzündemi?
Homo sapiens olan Adem'in cennette yaratıldığını varsayarsak ilk insan Adem'in milyarlarca yıllık evrim sürecinde oluşan değişik insan ırklarının atası olmadığını söylemiş oluruz. Kaldiki değişik insan ırkı olan, bizim gibi Homo Eraktüslerden evrilen Neandertaller bizim ırkımızdan, yani Adem'den önce yeryüzünde varolmuşlardı.
İlk insan olduğu kabul edilen Adem Kuran'a göre yaratılıyor ve ondan da eşi yaratıldıktan sonra Cennete konuluyor, sonra işlemiş olduğu hatadan dolayı dünya ya gönderiliyor fakat homo eractüsler yeryüzünün değişik bölgelerinde homo sapiensler olarak evrilmiş olmalarından dolayı Adem'e ilk insan da diyemiyoruz.
Homo Sapiensler olarak isimlendirilen bizim gibi insan ırkınını varoluş tarihi 200 bin yıl öncesine dayanmışken semavi kitaplarda adı geçen peygamberler sinsilesinden yola çıkarak ilk insan olduğununa inanılan Adem'e ulaşanlar en son m.ö. 4 bin yıl geriye gidebilmektedirler.
Oysa bizim gibi düşünen, yargılayıp sorgulayan, aklını çalıştırabilen insan ırkının oluşumu 200 bin yıl öncesine gidiyordu.
Kuran'da Adem ile ilgili kesin bir tarih verilmezken eski Ahit Tevrat'tan ve yeni Ahit İncil verilerinden yola çıkan Hiristiyan din bilimcileri dünyanın yaşınında ancak 15 bin yıl olduğunu iddia etmişlerdi.
Oysa evrenin oluşmasını sağlayan büyük patlama 14 milyar yıl önce, evrenin başlangıcından sonra devam eden oluşum sürecinde yaşadığımız yer küre 4.5 milyar yıl önce biçimlenmeye başlamıştı.
Dünyanın 4.5 milyar yıllık varlığında ilkel yaşam ise tahminen 3.5-3.8 milyar yıl önce oluşmaya başlamıştı.
Tevrat'ta ise dünyanın 6 günde yaratıldığı yazmakta !!!
Kuran Hud suresine göre yer ve gök 6 günde yaratılıyor. Fusilet 9,12'ye göre ise ilk baştan yaşadığımız yeryüzü 4 günde yaratılıyor, sonra Allah sis halinde olan göğe yöneliyor ve 2 günde evreni yaratıyor !!!
Kuran'da sayısı bilinmeyen binlerce peygamberin gelip geçtiğinden söz edilmesinden dolayı, adı geçen peygamberleri sürerek Ademe ulaşarak bir tarih çıkarmakta mümkün değildir.
Ms 325 yılında pagan kral Konstantin tarafından yazdırılan yeni Ahit'ten yola çıkarak gerçek bilgiye ulaşmak ise olanakansızdır.
Böyle bir derdi, ne de kaygısı olmayan Konstantin'in amacı yahudi geleneğinden gelen İsa öğretisi ve Tengri inancı öğretisi karşısında yok olmak üzere olan pagan inancını tekrar yaşatmaktı, bunda gerçekten başarılıda oldu.
Omurgası güneş kültü olguları olan bu inançtan yola çıkarak dünyanın ve Adem'in yaşı belirlenebilir, fakat bunlar asla bilimsel gerçek veriler olarak kabul edilemez.
Tarihte de olduğu gibi bilimsel bulguların sürekli karşısında olan Vatikan, bilimsel araştırmalar yapan insanları şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekçesiyle haklarında verdiği fetvalarla bilim insanlarının bir kısmını idam etmiş, bir kısmınıda zindanlara atmıştı.
1564 yılında ölen ünlü İtalyan fizikci ve astronomi uzmanı Galile Galileo'da Vatikan'ın tutuklattırıp bir müddet hapise attığı kişidir. Vatikan Papa'sının yargıç olduğu, konsillerden oluşan savcılar huzurunda hatalı olduğunu söylemesinden sonra Galileo ancak özgürlüğüne kavuşabilmişti.
Sonuçta canını kurtarabilmek için dünyanın yuvarlak olmadığını ve kendinisin hatalı olduğunu söylemek zorunda kalan Galileo, kendisinin inançlı bir insan olduğunu ve bu bilgilerin inançlara zarar vermeyeceğini, aksine yararlı olduğunu söylemesine rağmen konsili ve Vatikan Papa'sını ikna edememişti.
Çünkü İncil 24:1'de dünya yüzeyinin dümdüz olduğu açıkca belirtiliyordu.
49:36'da ise ufkun dört köşe olduğu ve yine dünyanın düm düz olduğu yazıyordu.
4 asır sonra bilimin karşında darmandağın olan dogmalarından dolayı 1982'de Papa Jean Paul Hiristiyanlık adına Galileo'dan özür dilemek zorunda kalmıştı.
Şu saçmalığa bir bakın, katolik inancına göre yeryüzünde Allah'ın tek temsilcisi olduğuna, Allah'ın sadece onunla konuştuğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan Papa, 400 yıl öncesi Papa'nın fetvasından dolayı özür diliyor !!!
Bunun anlamı; Tanrı 400 yıl önce bana yanıldığını söyledi, onun adına özür diliyorum demektir !!!
Galileo gibi bilim insanlarını önce sapkın ilan eden Vatikan yakında bu insanları aziz ilan ederse hiç şaşırmayın, çünkü Vatikan baştan sapkın olarak lanetlediği kişileri asırlar sonra aziz ilan etmiştir.
Vatikana göre Tanrı önce yanılıyor, İncil'deki söylemlerini eleştiren insanları sapkın ilan ediyor, diri diri yakılmalarını emrediyor. Daha sonra aracısı/elçisi olan Papalar ile yanıldığını söyleyerek özür dilenmesini emrediyor !!!
Jeanne Dark buna en güzel örnektir. Vatikan önce Jeanne Dark'ı odun üstünde diriri diri yakmıştı, günümüz Papası Benedikt ise onun azize olduğunu ilan etti !!!
Vatikan, şeytanla işbirliğine girdi diye yaktığı bir insanı daha sonra azize olduğunu ilan ediyor !!!
Hiristiyanlık inancı tarihinde sürekli emrettiği katliamlardan sonra pişman olan, sürekli hata yapan ve sonra özür dileyen bir Tanrı betimlenmesiyle karşı karşıya kalıyoruz !!!
İnsanlara şirin görünmek için takiye üstüne takiye yapan Vatikan aslında döktüğü kan içinde boğuluyor fakat insanlara şirin görünebilmek adına şeytani kurnazlıklardan da vazda geçmiyor.
Dünyanın yuvarlak ve güneş etrafında döndüğünü ve evrenin merkezi olmadığını çağının bilimsel verilerini kullanarak kanıtlayan Galileo'dan Vatikan'ın özür dilemesinin aslında hiç bir anlamı yoktur, samimide değildir.
Vatikan'a göre dünya evrenin merkezinde, düz ve sabittir ve bütün evren dünya'nın etrafında dönmektedir.
Vatikan İncilden edindiği bilgilerle bu iddialarını devam ettirmek zorundadır.
Vatikan'nın dogmalarını terketmesi demek İncili red etmek anlamına geldiği için bilimsel tespitleri inkar etmek zorundadır.
Bir daha bilimsel tespitler yapmayacağını ve yanılmış olduğunu söyleyen Galileo meydanda diri diri yakılmaktan kurtulmuştu. Galileo'dan özür dileyen Papa ikinci J.Paul, Jeanne Dark'ın Azize olduğunu ilan eden Papa Benedikt hernedense 1548 Nola doğumlu Köpernik'in yolundan giden Girardano Bruno'yu ağızlarına bile almıyorlar.
Aradan beş asır geçmesine rağmen Bruno'nun diri diri yakılmış olmasından Vatikan hala pişmanlık duymuyor !!!
Bruno, evrenin merkezinde sabit düz bir dünyanın olmayacağı gibi bilimsel verilerinin yanında, dünyanının yaratılmış olamayacağını, Meryemin bakire olmadığı gibi felsevi düşünceleri kiliseyi rahatsiz ediyordu.
Yıllarca süren yargılanma sürecinde kirli düşünceleriyle insanları kandıran devlet düşmanı hain damgası yiyen Bruno, yargılanmasını yapan Venedik konsiline "itiraf edin siz benden daha çok korkuyorsunuz" sözünden çekinen konsil gerçektende çok korkmuş olmalı ki, kent alanında yakmaya götürdükleri Bruno'nun önceden dilini kestirmişti.
Galileo ve Bruno davası gibi Vatikan'a bağlı kiliselerin bir çok kirli olay ve katliamları vardır.
Fazla ayrıntılara girmeden Hiristiyanlığın en karanlık dönemlerinde kadınların yaban otlarından hazırladıkları iksirleri büyücülük ve vebanın sorumluları gerekçesiyle başlattıkları cadı avıyla yüzbinlerce kadın ve doğanın verdiği nimetlerden yararlanarak vebaya ve hastalıklara şifa arayan insanlar şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekcesiyle meydanlarda kaynar kazanlar içinde haşlanmış, yada diri diri yakılmıştı.
Avrupayı kasıp kavuran veba salgınının nedeni sadece kadın ve kedilerdi vatikana göre !!!
Oysa bu insanlar açlıklarını gidermek ve veba salgınına derman arıyorlardı.
Veba salgınının önüne geçmek için çesitli bitkilerin enziminden derman arayan bir çok insan kilise tarafından şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekçesiyle engizisyon mahkemelerinde işkenceye tabi turulmuşlardı.
Aynı Vatikan, Hiristiyan insancını red eden, milyonlarca Afrikalı zenci ve Amerika yerlilerini öldürerek ruhlarını şeytanın elinden kurtardıklarını iddia etmişti.
Bu tür eylemlerini İncil'den çıkardıkları ayetlerin verilerine göre yapmış olmalarından dolayı bilimsel tespitleri red eden İncilin, Adem ile ilgili verilerine inanmamak ve güvenmemek gerekir.
Günümüz İncil'i Tanrı'ın sözleri değil, kral Konstantin'in sözleridir.
Son dönemde Türkiye'de Saidi Nursi takipçileri olan Harun Yahya(Adnan oktar) ve Fetullahçılar gibi sözde dindar kişiler, insanlığın ve evrenin nasıl oluştuğunu anlatmak için uydurulmuş Emevi, Abbasi hadislerinde fazla bilgiye ulaşamadıkları için sürekli yeni ve eski ahitlerden alıntılar yaparak zarlayı zorlayı, bilim kurku öyküleriyle yaratılışı anlatmaya başladılar.
Kaynağı yalan, temeli çürük olan bu anlatımlar, insanları doğruya değil karanlıklara sürüklüyor.
Ne gariptirki bazı İslami web siteleri Adem konusunu işlerken kaynak göstermeden İncil'de ve Tevrat'ta geçen öyküleri bire bir anlatmaktadırlar.
Kuran'da Adem'in eşi Havva'nın nasıl yaratıldığına dair hiç bir vurgu bile yazmazken, İslami bilgiler verdiklerini söyleyen bu insanlar, Havva'nın Adem'in sol kaburgasından yaratıldığını iddia etmektedirler.
Bu insanlar İslam adı altında insanları bilim kurgu öyküleriyle oyalayarak, gerçekleri görmelerini engellemektedirler.
Kuran'da Ademin eşi olduğuna dair Havva'nın adı bile geçmez.
İnananlar şunu iyi bilmelerilerki, Adem ilk insan değildir.
Adem bir kişi ismide değildir.
Hacı Bektaş veli'nin " ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" sözünü M. Kemal Atatürk "Hakiki mürşid ilimdir" diyerek onaylamıştır.
İmam Ali "ilim Çin'deyse bile gidin alın" demişti.
Dini verilerde Adem ile ilgili sunulan bilgilerin kaynakları çok zayıftır, inanılması güçtür, bilimsel bir dayanakları yoktur.
Bu nedenle Ademe ilk insan diyemeyiz
"Adem" sözcüğünün kök anlamlarından bir insan isminin olmadığı görülmektedir.
Kuran'da Allah "siz" diye çoğula vurgu yaparak varlığın topraktan veya minarellerden yaratıldığını söylüyor.
Havva ile ilgili yaratılış konusunda Kuran'da hiç bir bilgi geçmemesinden dolayı yaratılışı ilgili dinsel hadis söylemlerinin bilimsel ve Kuran'sal olmadığını da söyleyebiliriz.
Kuran Al-i imran 34, Meryem 58 surelerinde peygamberler sürecinin Ademle başladığı Nuh'la devam ettiği kesin bir dille belirtilmektedir.
Ademle ilgili bilgiler Tevratın tevsiri diyebileceğimiz "Midrash"ta verilmektedir.
Midrash'ta Adem tanımlaması şöyledir;
"Edam" ED = dünyanın merkezi, DAM = Kan, ruhun tahtı.
Mö 600'lü yıllarında yazılması biten Musevilik inancının kitabı Tevrat peygamberi Musa efsanevi bir kişiliktir.
Günümüze kadar arkeolojik araştırmalarda, eski Mısır tarihinde Musa ve sürgün ile ilgili tarihi hiç bir veriye ulaşılmamıştır.
Égyptologie/eski Mısır tarihinde uzaman olan Christiane Desroches Noblecourt'e göre Musa/Moïse ismi (Mes= çocuk, Mesy= dünya ya getirmek) olarak aynı ThotMES, RaMES gibi mısırlılarda tanrısallık söylemleri olan sözcüklerden türetilmişti.
M.ö.1350 yılında kilden yapılmıs yazıta yazılan Mısır krallığının Kenan/Filistin garnizon komutanı Amarna, mektubunda ülke sorunlarını anlatmış ama sürgün ve İbraniler ile ilgili hiç bir konuya değinmemişti.
Tevrat verilerine göre 600.000 bin ailenin Filistine yerleştiklerini Amarna'nın görememesi olanaksız.
Ramses zamanında Mısıra ilk gelen İbrani olan Yakub'un 12 oğlu, bir kızı ve 54 torunu vardı. Tevrat, Sürgün 12.40, 12.4 göre İbraniler Mısırda 430 yıl kalmışlardı.
Zamanında bir insanın yaşam süresini ortalama 30 yıl olduğunu göz önüne alırsak 15 nesil sonra sürgün olmuştu. 54 aileden 600.000 aileye 15 nesil sonra nasıl ulaşmış oluyorlar !!!
Bu bir mucize değilse sallama oluyor tabiki.
Aile başına 4 çocuk eklenince 3.600.000 gibi astronomik İbrani sayısı çıkıyor ortaya.
Oysa o zamanda eski Mısır'ın tamamında yaşayan insanların sayısı ancak 2.800.000'di.
600.000 aile sayısı ise inkarda edilemiyor, çünkü Tevrat, çölde sayım bölümü 1:16'da 600.000 sayısı verilmiş.
Ne tuhafki Firavun ordusunun boğulduğu iddia edilen yerde 25 yıldır yapılan aramalarda ne bir kılıça, ne at arabalarına nede 3.600.000 kişinin göç ettiklerine dair hiç bir ize rastlanılmıyor.
(L'épigraphiste) Eski uygarlık yazıtlarında uzman olan Andre Lemaire şunları söylüyor; "genellikle Mısır sürgününü İsrailliler atalarının büyük göçü olarak anlatırlar. Yahudiler için en önemli tapınaklardan olan Silo/Kenan çevresinde yapılan kazılardan çıkan sonuca göre M.ö.1200 yıllarında burada sadece 3.800 kişi yaşamıştı."
Silo'da yaşayanların yahudi olduklarıda belli değil.
M.ö.2350 yıllarında yaşamış Akad kralı Sargon'un ölümünden 300 yıl sonra anlatılan efsanevi yaşam öyküsü Musa'ya uyarlanarak bire bir Tevrat'ta anlatılmasıda eklenince bize Musa'nın ve Sürgünün mitolojik hayal ürünü olduğunu gösteriyordu.
Tevratta, İncil'de ve Kuran'da anlatılan yerler ve uygarlıklar zamanında anlatılan olaylardan yola çıkan bilim insanları Musa Peygamberin Mö 1300 yıllarında doğmuş, M.ö. 1200 yıllardında vefat etmiş olabileceği bilgisine ulaşmışlardı.
İlk İsrail oğulları krallığını kuran Davud peygamber ise ,M.ö. 1000 - M.ö. 962 arasında yaşamıştı.
Oysa "Adem" ismi Museviliktende önce M.ö. 2000'li yıllarında, Lübnan, Suriye bölgesinde oluşmuş "Ugarit" uygarlığının kapsadığı akdeniz sahilinde o dönemden kalma yazıtlarda tanımlama olaraktan geçmekteydi. Sümer çivi yazısıyla yazılmış yazıtlarda insanlık anlamına gelen "Adam" tanımlaması Museviliğe buradan, Ugaritlerden geçtiği görülmektedir.
Mö 2350 yılında Sümer kentlerini ele geçiren Akadlar da Sümer çivi yazısını kullanmaya devam etmişlerdi, fakat bu tarihten sonra bölgede Akad dili konuşulmaya başlanmıştı. Sümerce yavaş yavaş terkedilsede mezopotamya da ilk uygarlığı kuranlar olarak yazıyı, sanatı, edebiyatı, inancı getirenler olmalarından dolayı Akadlar Sümerceden bir çok sözcüğü ve inanç olgularını almışlardı.
İbrani ve Arapların konuştukları sami dili ilk baştan Aramice olarak Akadların konuştukları Babil ve Asur lehçelerinden evrilerek oluşmuştu.
Akadlardan Ugaritlere, Ugaritlerden de İbranilere girmiş olması "Adem/Adam" tanımlamasının İbrani gelenekten gelmediğini gösteriyordu.
Tarihte bilinen ilk yazım dili Sümercedir, Sümerler çivi yazısını kullanmadan önce Türkmenistan Karakum Anu'da inançlarını ve önemli olayları görsel olarak silindir damgalara kazımışlardı.
Sümer uygarlığının son bulmasından sonra Akadlar ve Elamlılar Sümer çivi yazısını kullanmaya devam etmişlerdi.
Ugaritler ve eski Persler gibi farklı dilleri konuşan resimsiz yazım kökenli özellikleri olan diğer uygarlıkların yazımları sümer çivi yazımı kökenlidir.
Görsel çizimlerle her nesneye bir simge yerine konuşulan dildeki seslere bir harf vererek yazılışın ve okunuşun çok daha kolay olmasından dolayı Sümer çivi yazısı Sümerlerden sonra binlerce yıl kullanılmaya devam edilmiş, logosuz yazımlarında kökeni olmuştu.
3.000 yıl Sümer uygarlığının etkisi altında kaldıktan sonra oluşmuş bu uygarlıkların Sümerceden ve Sümer inancından etkilenmemeleri de olanaksızdır.
Sümerlerden sonra oluşan Akad uygarlığının, inançsal insan Tanrı'larını oluşturan kişilerin geneli Gök Tengri inancının kağanları olan insanlar veya meleke olarak adlandırdığımız göksel varlıklardır.
Mö 2000 yıllarından kalma Sümer çivi yazısıyla yazılmış Ugarit yazıtlarında "Adem/Adam" tanımlaması "insanlık" anlamında Museviliğe geçmesi bu sözcüğü tam anlamıyla Ugaritlere ait bir tanımlamada yapmaz, çünkü Adam/Adem tanımlaması Sümerlerde de vardı.
Adem/Adam tanımlaması Sümercede "Atapa"/"Adam" Türkçe Atam anlamında eski ataya vurgu olarak kullanılmıştı.
Hun Türklerinin büyük kağanı Atilla'nın ismide Adem/Atapa kökenlidir ve aynı anlama gelir.
Sümerlerin göç ettikleri Anu, Karakum'da bu tanımlamanın tarihi 40 bin yıl öncesine dayanmaktadır. Anu silindir damgalarında Atana/Atapa, Tengri'den yaşam suyunu alan ilk insan olarak betimlenmişti.
İster Kuran'da olsun, ister Sümercede eski ata'ya vurgu olarak insan anlamında Ugaritçeye geçsin, ister Ugaritçeden Museviliğe ruh taşıyıcısı insan anlamında geçsin, Adem tanımlamasının anlamı ilk insana değil, Tanrı tarafından sorumluluk verilen ilk insana vurgudur.
Kuranda Allah insanlıktan bahs ederken, sizler önceleri değersiz birer canlılardınız der. Bu belki ilk, ilkel homo Sapienslere vurgu olabilir, belkide homo Neandertallere veya öncesine vurguda olabilir.
Her ne olursa olsun, insan ırkının bir atadan türediğini bilim insanları ispatlamışlardı.
1.8 milyon yıl önce varolmuş homo Erektüsler, iki ayak üstünde yürüyen insanların ataları olarak Afrika dışında kanıtsal olarak ilk defa orta asyada meydana çıkmışlardı. Aynı tür Erectüs omurga kalıntılarının Pekin ve Cezayir'de bulunmaları bu türün dünyaya yayılıklarını, yada aynı atadan oralarda evrildiklerini gösteriyordu.
Son dönemlerde Çin'de, Endenozya'da ve Kafkaslar'da bulunan omurga kalıntıları genetik olarak 1.8 milyon yıl önce var olmuş homo Erektüslerle ortak genleri taşımaktaydılar. Bu genleri modern insan olan homo Sapiensler ve 28 bin yıl önce biolojik varlıkları son bulan homo Neandertallerde taşımışlardı.
Bu bilgiler Darwin kuramlarını da çürütmektedir. Darwin kuramlarına göre insan ırkları en az 500 farklı canlıdan evrilerek var olmuşlardı. Oysa bilim bütün insan neslini bir ataya dayandırmaktadır.
Burda bir konuyu belirtmekte yarar var.
Hep denilir ya insan maymundan evrildi diye, oysa bu söylem doğru değil, insan ırkı ve maymun ırkları aynı atadan evrilen canlılardır.
14 milyar yıl öncesine dayanan başlangıçta dünya'nın oluşum süresi 4.5 milyar yılda evrilerek dünya ve insanlık bu seviyeye geliyor ve daha ileri bir seviyeye doğru evrilerek ilerliyorsa bu devam eden bir evrim sürecinin olduğunu göstermektedir.
Tarihi dinsel verilerden, bilimsel gerçeklerden insanlık sürecine bakıldığında Adem'e Tanrı tarafından ilk sorumumluluk verilen insan diyebiliriz sadece. Yaratılış veya varoluşları ile ilgili bizim ırkımız olan homo Sapienslerin geçmişleri en fazla 200 bin yıl öncesine dayanmaktadır, bu veriyi temel alırsak ilk sorumluluk verilen Adem'in geçmisini ancak 200 bin yıl öncesine götürebiliriz.
Amerika kıtası hariç, dünyanin çeşitli bölgelerinde homo Erektüslerden evrilen insan ırkı belli bir bölgede oluşmuş/yaratılmış tek insan değildi.
Bu bilgilerin verilerinden Havva'nın Adem'in kaburgasından veya Adem'den yaratıldığını iddia etmekte imkansızdır.
Adem ve Havva'nın çocuklarının insan neslini devam ettirebilmeleri için kendi aralarında cinsel ilişkiye girdikleri gibi saçma iddialarda bulunmakta doğru değildir. Çünkü ilk ilahi sorumluluk yüklendiği iddia edilen ilk insan zamanında başka insanlarda, hatta homo Neandertal ve öncesinde Erectüsler gibi ırklar vardı.
Günümüz biliminin bulgularına göre homo Erektüslerin ataları hayvan göçlerini takip ederek dünyaya Afrika kıtasından yayılmışlardı. Dünyanın çesitli bölgelerine yayılmış homo Erektüslerden evrilerek Çin'de Pekin insanı, Endenozya adalarında Java insanı, Afrika'da siyah tenli insanlar, Avrupa ve Orta Asya'da homo Neandertaller ve beyaz tenli insanlar varolmuşlardı. Oluşum sürecinde 250 bin yıl önce varolmuş, bilinmedik bir nedenden dolayı 28 bin yıl önce biolojik varlıkları son bulan homo Neandertalların beyinleri homo Sapienslere göre daha az gelişmiş, kas ve alın çıkıntı kemikleri daha iriydi. Dil altında konuşmalarını biraz zorlaştıran kemik çıkıntısı vardı, bacak ve kol kemikleri uzunluk olarak bizlerden farklıydı.
Homo Neandertaller beyinsel olarak az gelişmiş olsalarda seslerle birbirleriyle iletişim kurabiliyor konuşuyorlardı, taştan ve kemikten yaptıkları silahları kullanıyor, giysi giyiyor, boya kullanıyor, mağarada yaşıyor, hatta ölülerini gömüyorlardı.
Homo Sapiens özellikleri taşıyan ilk insanın Adem olduğunu varsaysak bile Adem'den öncede farklı özelliklerde insanların olmasından dolayı Adem'e ilk insan diyemeyiz.
Üstelik Portekizin Lapedo vadisinde bulunan bir çocuğun beden kemik kalıntıları homo Neandertallerle homo Sapienslerin özelliklerini taşımaktaydı. Bu bize iki farklı özellikleri olan insan ırklarının cinsel ilişkiye girerek ürediklerini göstermektedir.
Bu açıdan bakılınca, Adem'in ilk homo sapiens olduğunu varsaysak bile Adem'den önce varolmuş insan türlerinin olması ve bu iki farklı insan türleriyle çoğaldıklarını gösteren bilgilerinde olması, insan neslinin Adem'in çocuklarının kendi aralarında yaptıkları evlilikle çoğaldılar, insan ırkı bu biçimde oluştu kuramını çürütmektedir.
Adem ve Havva'dan önce başka türde olsa farklı insanların olması, bu çiftten doğan çocukların kendi aralarında cinsel ilişkiye girmiş olmalarından insan neslinin bu iki çift'in çocuklardan türemiş olduğu iddialarını ve Havva'nın Ademin kaburgasından yartılmış olduğunu iddia eden dinsel söylemleride çürütmektedir.
Kuran'da ise Araf 189. O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız." Yazmaktadır !!!
Kuran'da Allah, Ademi ilk sorumluluk verilen akıllı varlık olarak göstermesinden yola çıkarsak, Ademin homo Eractüs veya homo Neandertal olmadığı görülecektedir.
Bu köksel bilgilerde Neandetalleri saymazsak Adem'in, ilk sorumluluk verilen, aklını çalıştıran, düşünen, sorgulayan bir insan olaraktan geçmişi en fazla 200 bin yıl öncesine dayandığı görülmektedir.
Hiristiyan ve Musevi dinbilimcileri, Tevrat'ın yaratılış bölümünden yola çıkarak sinsile olarak Nuh peygamberden 10 nesil sonra Ademe ulaşmaktadırlar.
Bu veriler Adem'in 4-5 bin yıl önce varolduğunu göstermektedir !!!
Bu din bilimcilere göre dünyanın yaşının 14 bin yıl olması zaten bu tür tespitlere inanılmasını imkansızlaştırıyordu.
Adem'in akıllı, düşünebilen, varlığını sorgulayan, sorumluluk kaldıracak bir varlık olduğu için ilahi emanetleri taşımaya layık, sorumluluk üstlenen ilk insan diyebiliriz sadece.
Adem'den önce farklı insan ırklarının olması, Adem'in eşi Havva'nın, yani kadının semavi dinlerdeki gibi Adem'in kaburga kemiğinden veya Adem'den yaratılmadığını gösterdiği gibi Adem'in çocukları ikiz doğdu, ayrı yumurta ikizi kardeşler birbirleriyle evlendiler ve insan ırkı bu biçimde türedi kuramı bilimle bağdaşmayan müslüman din bilimcilerinin saçma söylemleri olduğunu göstermektedir.
Tarihi yazıtlardan edindiklerimize göre varlığını sorgulayan ilk insanla başlayan inanç süreğini Tanrı tarafından seçilen temsilcilerin sinsilesiyle devam ettiğini Kuran'da görmekteyiz.
Kuran'da Allah binlerce nebilerle insanların uyarıldığını söyler.
Varlığını sorgulayan ilk insanla devam edegelen bu sinsileyi Kuran, Kevser suresinde görmekteyiz.
Allah, Kuranda Hz peygambere; " biz sana kevseri verdik" diyor.
Bu sure müslüman olmayan Mekke'lilerin Peygamberin yaşayan erkek evladı olmamasından, oğularının küçük yaşta ölmelerinden sonra nesli kesik diye alay ve hakaret etmelerinden sonra inmişti.
Bu surede hz Muhammedin peygamberlik sinsilesinin çok öncelere dayandığını ve İmam Ali'nin oğulları İmam Hasan ve Hüseyinle devam ettiğine vurgusunu görüyoruz.
Kevser, simgesel anlamda Cennette, Hz Muhammed'in başında olduğuna inanılan havuz anlamına geliyor.
Alevi nefeslerinde bu olguya "Muhammed kevser saki Ali'dir" diye sinsilenin devamına vurgu yapılır.
Alevilik inancında bu sinsilenin 12 İmam'larla devamına inanılır. Seyitler olduğu idda edilen insanlardan el alan Babalar ve Dedelerle bu sinsilenin devam ettirildiğine inanılmaktadır.
Bu anlayış Kuran'sal bir gerçektir, çünkü Allah Ali imran 33'de "Gerçekten Allah, Ademi, Nuhu, İbrahim soyunu ve İmran soyunu alemler üzerine seçkin kıldı" der.
Buradaki seçkinlik yahudilerdeki gibi Tanrı'nın seçtiği üstün ırk anlayışı değildir diye düşünüyorum . Öyle olmuş olsaydı Sümeri olan Nuh ve İbrahim peygamberlerden dolayı Sümerlerinde seçkinler olduğunu kabul etmemiz gerekirdi.
Geçmişi 40 bin yıl öncesine dayanan Atana/Etana'nın neslinden diyeceğimiz, aynı nesilden olmasa bile inançsal olarak Sümer damga ve yazıtlarında Nuh ve İbrahim peygamberlerin bu inancı devam ettiren nebiler olduğu gerçeği göz önüne getirilince insanlığın ilk kağanı Atana'nın Tengri elinden aldığı Abu yaşam suyu ile Kuran'da Allah'ın son elçisi Hz peygambere biz sana kevseri verdik söylemi dahada bir anlam taşıyor.
Bu surede Allah'ın ezelden beri var olan inancında görevlendirdiği ilk temsilci olan Adem/Atana'nın aslında yaratılmış ilk insan değilde Allah tarafında görev verilen ilk insan olduğu görülecektir.
Tengri'nin ilk kağanı Atana'nin Tengri elinden neslini devam ettirebilmek için aldığı Abu yaşam suyu ile son temsilcisi Hz Muhammed'e Mekke müşriklerinin nesli kesik diye alay etmeleri sonucunda üzülme, biz sana kevseri verdik demeleri arasından 40 bin yıl geçmesine rağmen iki anlatımın bu kadar birbirine ilişkin olması bizlere varsa Hak inancının hiç bir zaman insanlıktan ayrı olmadığını gösterdiği gibi değişik Peygamber/kağanlar'la insanları gerçeğe ve güzele ulaştırdığınıda gösteriyordu diyebiliriz.
Bu benzerlik o kadar belirginki, Atana erkek çocuğu olmadığı için Anu anlatımlarında binek olarak kullandığı kartal ile Tengri katına çıkıyor, orda Tengri'nin armağanı olarak neslini devam ettirebilmesi için simgesel olarak Abu yaşam suyunu alıyor.
Hz Muhammedin'de erkek çocuğu olmuyor ve müşrikler tarafından nesli kesik diye alay ve hakaret ediliyor, bu yakıştırmaya üzülen ve içerleyen Peygambere Allah, üzülme biz sana kevseri/Abu yaşam suyunu içenler sinsilesini verdik diyor.
Kevserin simgesel olarak Peygamberin başında bulunduğu havuz ve saki'nin İmam Ali olması dahada anlamlı. Burda Hak inancı temsilcilerine simgesel olarak verilen kevser söyleminde İmam Ali'nin oğulları olan İmam Hasana ve Hüseyin'e vurgu yapılmaktadır. Peygamberin nesli İmam Ali ile devam ettiği için bu yüzden İmam Ali'ye Kevser havuzu başındaki saki denilmişti.
Kuran, Ali imran 34'de Allah; Adem, Nuh, İbrahim peygamberlerin isimlerini bir önceki ayette saydıktan sonra "Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir" der
Aralarında 40 bin yıl var, inançsal belleklere kazılan Abu yaşam suyu olan Kevser tanımlaması ve inançsal simgelerin anlamlarının aynı olması Atana'nın ilk sorumluluk verilen insan olduğunu gösteriyor.
Kuran'sal dayanağı olmayan, bilimsel gerçeklik arzetmeyen, günümüzde milyonlarca insan İbrani kökenli yanlış tanımlamaların mutlak gerçekler olduğunu zannediyor. Binlerce yıl öncesinden kalma yazıtlar, 40 bin yıl öncesine dayanan anlatımlarda Atapa/Atana/Adem'in ilk insan değilde Tengri tarafından sorumluluk verilen ilk insan olduğunu ve Adem'in eşi Havva'nın Adem'in sol kaburgasından yaratılmadığını ve insan neslinin üremesi için değişik yumarta ikizleri kardeşlerin birbirleriyle evlenmediklerinide gösteriyordu.
40 bin yıl öncesi inançsal öykülerin anlatıldığı damgalar ve yazıtlar, günümüzde tarikat ve cemaatların saçma sapan dinsel olgular diye işledikleri konulardan daha gerçekçi ve az da olsa Kuran'saldır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.10.2018, 18:45   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İbranice Eve, Arapça Havva olarak ilk insan Adem'in eşi olduğuna inanılan Havva, eski Ahit'te anlatılan yaratılış öykülerinde ilk kadın olarak algılansada Musevi ve Hiristiyanlara göre ilk kadın değildir.
Yaşam anlamına geldiği iddia edilen Havva tanımlamasının İbrani yazıtlarında yeralması ve hakkında değişik görüşlerin ortaya atılması, araştırmacılar ve din bilginleri dünyasında tartışma yaratmıştı.
Çünkü bu tanımlama İbranice bir sözcükten gelmiyordu. Bu ismin Musevi ve Hiristiyanlık inancında Adem'in ilk eşi olduğuna inanılan Lilith gibi İbranilerde olmayan olgulardan alıntılandığını gösteriyordu.
Tevrat 2.7 : "Sonsuz olan Tanrı, insanı dünyanın tozundan yarattı" Bu tanımlamada Sümer efsanelerinden alıntılanmıştı, İbranice "Toz"a "tit" denilir, Sümerlerde ise "Ti it" yaşayan anlamına gelmekteydi.
İbranice toz anlamına gelen "Tit" tanımlamasının bile kökeni Sümercedir.
Tevrat 2:14, göre insanlar aynı Tevrat yazarları gibi ortadoğuda, fırat nehri kenarında yaratılmıştı, tesadüfe bakın !!!
Araplar ise Adem'i Arapların atası yapabilmek için çeşitli öykülerle Kabeyi inşa eden ve Adem'in arap yarımadasında vefat ettiği yalanını yaymışlardı.
İbranilerin ve Arapların aksine homo Sapienslerin ataları Afrikadan dünyaya yayılarak çeşitli bölgelerde homo Erectüslerden evrilmişlerdi.
Lilith ise Sümer yazıtlarında anlatılan Gılgamış destanında kutsal Hulupu ağacının dalları arasında evinde yaşayan "gök yüzünün bakir saf, temiz kızı" anlamına gelen "Kısıkıl lilla" Akadlarda "Lilitü" ismiyle diğer Sümeri olguları gibi değişikliğe ugramış, kötülüklerin anası olarak betimlenen destanımsı bir varlığa dönüştürülmüştü. İbraniler ise Akadlardan aldıkları bu tanımlamayı Lilith ismiyle baştan Adem'in ilk eşi, sonra yılan kılığında Havva'nın kandırılmasını sağlayan sapkın bir kadına dönüştürmüşler, sonrada hakkında insanın miğdesini bulandıran uyarlamaları Tevrat ve kabalalarına yazmışlardı.
Tevratta anlatılan yaratılış öykülerinde Tanrı, insanı kendi görüntüsünden yaratmıştı.
2500 yıldır Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı inancı günümüzde akla,bilime ve mantığa uygun olmamasından dolayı gerçekliğini yitirmek üzereyken bu inaçsal söylemlerinden kurtulmak için Vatikanın imdadına gene Sümerler yetişti.
Hiristiyanlık ve Yahudi inancında Adem ve Havva ile ilgili öykülerin bire bir Sümer yazıtlarında anlatılan Enki ve Ninhursag arasında geçenlerin öyküsü edildiği destandan alıntılandığını Sümerologlar meydana çıkarmışlardı.
Enki ve Ninhursag ile ilgil destanın anlatıldığı yazıtlarda, dünyada olduğu anlaşılan İbranice Eden cenetti, Sümer yazıtlarında Dilmun olarak geçmekteydi. Üstelik Ahitlerde anlatılan öykü, Sümer yazıtlarındaki gibi aynı yer, aynı ırmak, aynı acı, kadının yaratılışı dışında benzer olgu öyküler anlatılıyordu.
Sümerler için cennet, ölümün ve hastalığın olmadığı, Dilmun isminde kusursuz bir ülke idi. Fırat ve dicle ırmaklarının ortasında bulunan bu kusursuz ülkede kadınlar sancısız doğum yapıyor, aslanlar öldürmüyor, kurtlar kuzuları yemiyordu. Sadece yaşamın, barışın ve huzurun olduğu bu yerde yağmur yağmıyor, yer altından çıkan buhar bahçeleri suluyordu.
Sümer yazıtlarında anlatılan efsanede, Enki ile Ninhursag Dilmun cennetinde muhteşem sekiz bitki yetiştirirler. Bitki meyvelerinin tadlarını merak eden Enki, bitkilerin meyvelerinden yer. Enkinin bu tutumuna sinirlenen Ninhursag Enki'ye lanet eder. Ölüme terk edilen Enki'nin bedeninin sekiz yerinde hastalıklar oluşur.
Dilmun ülkesinde bir tilkinin kendisi için değilde Enki için Tengri'ye dua etmesi sonucunda Ninhursag tekrar acı içinde kıvranan Enki'nin yanına gelir ve hastalıklarını iyileştirmesi için sekiz iyilik perisi yaratır.
Burada ilginç olan Enki'nin kaburgalarını iyileştirecek olan perinin isminin Ninti olmasıdır.
Sümerce "Nin" kadın "ti" kenar,kaburga anlamına gelmesinin yanı sıra "ti" sözcüğü yaşatmak anlamına da geliyordu.
Sümerce iki anlamı olan bu sözcükten "kaburga kadını" ve "yaşatan kadın" anlamları çıkıyor.
Babillilerden kulaktan dolma duydukları inanç efsanelerini Sümerce bilmemeyen ibrani rabinler yanılmaları sonucunda inançlarınıda ilk baştan yanlış zemine oturtmuşlardı.
Sümerlerde hatayı yapan Enki'yi affeden Ninhursag, sevginin ve aşkın gücüyle Enki'yi ölümcül hastalıklarından tekrar yaşama döndürmüştü. Sümerce bilmediklerinden dolayı çeviriyi yanlış yapan İbraniler kulaktan dolma söylemlerinde etkisiyle kadının erkeğin kaburgasından yaratılmış olacağını düşündükleri için Havva'yı Adem'in kaburgasından yaratıldığını Ahitlerine yazmışlardı.
Tevrat'ın eski Ahit olarak yeni Ahitle beraber İncili oluşturmasından dolayı Hiristiyanlarda bu biçimde iman etmişlerdi.
Sümer Dilmun/Cennet anlatımlarından yararlanan İbraniler efsanedeki olguları bire bir kopyalayarak tevratı oluşturan 5 kitaptan ilki olan Yaratılış bölümü Tekvine yazmışlardı.
Bunlar;
Yaratılış 2:5-6 Cennete yağmur yağmaz, bahçeyi sulamak için yer altından buharlar çıkar.
Yaratılış 2:9 Cennet Fırat ve dicle ırmakları arasındadır.
Yaratılış 2:16-17 Bu bahçenin meyvelerinin bazıları ölüme sürükler.
Yaratılış 3:16 Cennette kadınlar sancısız doğum yaparlar.
Yaratılış 2:21-22 Kadın erkeğin kaburgasından yaratılmıştır.
Sümer ve Akad yazıtlarının çözümlenmesinden sonra yazıtları okuyan bilim insanları, inançlar üzerine daha kapsamlı araştırmalar ve çalışmalar sonucunda eski ve yeni Ahit'in genelinin Sümer efsanelerinden ve Akadlarda değişikliğe uğramış olgulardan ibaret olduğunu gördüler.
Günümüzde ise Vatikan Havva'nın Adem'in kaburgasından yartılmamış olacağını Sümer yazıtlarındaki çevrilerden öğrenerek patavatsızlıklarını göstermektedirler.
Birde hiç utanmadan asırlar sonra Sümer yazıtlarından tekrar yararlanarak reform üzerine reform yaparaktan Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılmamış olasığını söyleyerek İncil'de bunlar yazmıyor iddiasinda bulunuyorlar.
Yukarda verdiğim Tevrat'ın ilk bölümünü oluşturan "yaratılış" anlatımları İncili oluşturan eski Ahit bölülümü değilde ne pekiyi !!!
Lilith'in yaratılışı ile ilgili Vatikan temsilcileri cılız sesleriyle İncil'de böyle şey yok demeyede başladılar, Lakin 1956 yılında İncil konusunda en uzman kişilerce çevrisi yapılan Fransada en yaygın, en açık İncil olarak görülen Kudüs İncil'inde, 1800-1882 yıllarında yaşamış İngiliz Protestan John Nelson Darby İncil'inde ve 1970'de İncil'in çevrisini yapan André Chouraqui İncil'inde Lilith'in geceleri musallat olan bir yaratık olduğu yazıyordu...
İncil'i oluşturan eski Ahit Tevrat'ta, Enlil ve Ninhursag efsanesinden esinlenen çölden yeni çıkan, ileri uygarlıkla yeni tanışan bedevi ibraniler Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığını açık biçimde babil sürgününden önce (m.ö. 587) Musa'nın anıları olduğuna inanılan Yahwist bölününede yazmıştılar.
Kendi bedevi efsanelerini dahada zenginleştirmek için Sümeri "Kısıkıl lila" ya Akadların Lilitu olarak yaptıkları yozlaşık tanımlamaları dahada bir zenginleştirerek Lilith'i Adem'in ilk eşi yapmışlardı.
Ama bu tanımlamalarda gitmeyen birşeyler vardı !!!
Adem'in kaburgasından yaratılan ilk kadın Havva olduğuna göre Lilith nasıl Adem'in ilk eşi oluyordu !!!
Adem'in kaburgasından yaratılmamış olan Lilith nasıl dünyaya gelmişti ?
Chabat(şabat) günününde her gün okunan Tevratın başlangıcında Lilith'in Cehennem tozundan yaratılmış dişi bir şeytan olduğu yazıyor.
M.ö. 180 yıllarında yazılmış, hakaret ve iftiralarla dolu "Ben Sira yazımlarında (ben sira alfabeside denilir)" midraşh isimli yahudi kabalasını(tasavvufunu, düşüncesini) oluşturan kitapta ise şunlar yazmaktadır; "Lilith, Adem gibi aynı topraktan yaratıldığı için kendisinin Adem gibi aynı seviyede olduğunu düşünür. Sevişirken Adem'in altına yatmayı istememesinden dolayı büyük kavgalar sonunda Tanrı'ın sonsuz ismini söyledikten sonra kanatları çıkar ve Adem ve Eden cennetini terk eder. Adem'in Tanrı'ya yakarmasından sonra Lilith'i ikna etmeleri için Tanrı üç melek görevlendirir, lakin Lilith geri dönmeyi istemez, meleklerin önerilerini geri çevirir. Lilith hem kendisiyle barışmak isteyen erkeğin, hem de Tanrı'ın tekrar erkeğin egemenliğine girme emrini red etmiştir. Cezalandırmak için Tanrı Lilith'ten doğacak olan bütün çocukları doğumlarında ölüme mahkum eder. Çaresiz kalan Lilith intihar etmek üzereyken melekler doğacak olan çocukları sünnet çağına varan süre içinde Lilith'e öldürme gücü verirler. Bu süre erkekler için sekiz, kızlar için yirmi gündür. Lilith sonra şeytan Samael ile karşılaşır, onunla evlenir ve Jehanum vadisine yerleşirler. Öcünü almak için Lilith Ademi cennetten kovulmasını sağlayan yılan kılığına girer, sonra Kabil'in Habili öldürmesini sağlar. Çocuklarının birbirlerini öldürmesi sonucu Adem Havva ile 30 yıl cinsel ilişkiye girmez. bu zaman sürecinde toprağa düşen Adem'in spermlerinden Lilith şeytanlar doğurur."
Eski Ahitin ilk bölümü olan yaratılış kıssasında Havva Lilithin eminde olan "Na'hash isimli yılanın kandırması sonucunda iyi ve kötülük ayrımına vurgu bilgelik ağacının yasak meyvesini yiyor. Daha sonra bu meyveyi Ademe yedirmesi sonucunda işlemiş oldukları günahtan dolayı ölümlüler olarak Eden cennetinden kovuluyorlar.
Bu öykününde nereden alıntılandığıda ortada.
40 bin yıl öncesi tarihi olan Anu uygarlığında Atana/Etana öykülerinin anlatıldığı damgalarda kartal ve yılan anlatımları vardı.
Bu öykülerde, Insanlara daha Tengri tarafından sorumluluk verilmediği bir çağda yaşam ve bilgelik ağacında kartal ve yılan barış içinde yaşamaktaydılar. Bir gün kartalın beyninde kötü düşünceler oluşur ve yılanın yumurtalarını yavrularıyla yemeye karar verir.
Yumurtalarını kaybeden yılan öcünü almak için Tanrı'dan yardım ister. Tanrı yardım eder ve bir hayvan leşinin içine gizlenmesini söyler.
Leşi yemeye gelen kartala leş içinde saklanan yılan saldırır .
Kartaldan intikamını alan yılan, yaralı kartalı bir çukura atar.
Kartal ile yılan öyküsüne vurgu olgular Gılgamış destanında, Sümer yazıtlarında da anlatılmaktadır.
Gılgamış destanında Uruk kenti hakanı Dumuzi'nin eşi İn Anna selden kurtardığı ve sonra bahçesine diktiği Hulupu isimli ağacın kökleri arasında hiç bir büyünün işlemediği, yavrularıyla yaşayan yılan yuvası ve Hulupu ağacının gövdesinde kartal ve aslan bileşimi olarakta betimlenen ünlü fırtına kuşu "İn-Gugu" yaşamaktadır.
Bu ağacın dalları arasında evi olan Akad ve İbranilerin Lilith isimli şeytani varlığa dönüştürdükleri "Kısıkıl Lilla" gök yüzünün bakir saf kızı da yaşamaktadır.
İn-Gugu sözcüğünün anlamı gerçekten muhteşemdir.
"İn" tanımlaması Tengri'nin pirine/kağanına vurgudur "Gugu" saka kuşu, serçe kuşu gibi tanımlamalardaki benzerlik gerçekten şaşırtıcı. Bu sözcükten "Tengri'nin kuşu" anlamı çıkmaktadır.
Anu uygarlığından kalma damgalarda anlatılan bu öyküler insanlık kadar eskidir. 10 binlerce yıl sonra dilden dile dolaşarak çeşitli eklemelerle başka anlamlar yüklenerek uygarlık inançlarına ve örflerine girmişti.
Damgalarda anlatılan yaşam ve bilgelik ağacında başta barış içinde beraber yaşayan yılan iyilik, kartak kötülük olarak betimlenmişti. Bu aynı biçimde Sümerlerden alıntılanarak eski Ahit'te iyilik ve kötülüğe vurgu bilgelik ağacına dönüştürülmüştür.
Kartalın yavrularıyla yılanın yumurtalarını yemesi sonucunda Tanrı'nın yardımıyla öcünü alan yılan, kartalı yaşam ağacından kovarak bir çukura atma öyküsünü İncil ve Tevrat'ta anlatılan Adem ve Havva'nın yasak meyveyi yemeleri sonucu cennetten kovulma öyküsünde de görmekteyiz.
Sümer yazıtlarında ve karakum damgalarında Adem/Atana ile ilgili bir sürü bilgi olmasına rağmen Adem ve Havva'nın işlemiş oldukları hata ile ilgili cennetten kovulduklarına dair bir bilgiye henüz ulaşılmamıştır.
Belkide damgalarda anlatıldı, lakin bu damgaları okuyan bilim insanlarından henüz bu konuda bir bilgi edinilememiştir.
Karakum Göksuri damgalarında ve Tengri inancını taşıyan eski Türklerde yaşam ve bilgelik ağacıyla ilgili öykülerde Adem'in, yani insanın işlediği günahtan dolayı insanların kirlediğine dair bir iz yoktur.
Kuran, Taha:116-117-120'de Allah Adem ile ilgili bölümde cennette olduğu anlaşılan bir ağaçtan söz ediyor. Taha: 120'de şeytanın Ademe "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" diye bahsi geçen ağacın Allah'ın dokunulmasını yasak ettiği, barış ve yaşam ağacı olduğu anlaşılmaktadır.
Anu, karakum damgalarında bu ağaç ile ilgili efsanede insanların henüz varolmadıkları bir çağda barışı ve yaşamı simgeleyen ağacın öyküsü anlatılmıştı. Gılgamışın destanda ölümsüzlük iksirini simgeleyen ağacı aramasıyla ölümsüzlüge erişme arayışının öyküsünde Ereşkikal isimli şeytan, ağacın cehenneme düşmesini sağlar. Gılgamışın hüsrana ugraması sonucunda can yoldaşı Enkidu cehenneme inerek ağacı tekrar yeryüzüne çıkarma girişimi sonucunda orda,cehennemde yaşamını kaybetmiş olması anlatımları, Gılgamışın Tengri'ye isyanını göstermektedir.
Destanda can yoldaşını kaybeden Gılgamış uğraşından vaz geçer. Arkadaşının tekrar gelmesi için o dönem ilahi güçleri olduğuna inanılan kağanlara ve göksel varlıklara yalvarmış yakarmış, lakin hiç birinden cevap alamamış, hepsi sessiz kalmışlardı.
Taki An-nu-na'nın Absu tapınağında duaları kabul olan Gılgamış, Enkidu'nun ruhuyla konuşur.
Destanda duaların, Abu yaşam suyunu içenlerin ve yerin ve göğün tek hakimi Dingir anlamlarına gelen An-nu-na tapınağında kabul olması daha anlamlıdır.
Gılgamış destanı ile ilgili bölümde öykü daha kapsamlı verildiğinden dolayı ayrıntılarına girmeden destanın sonlarında Enkidu'nun Gılgamışa Tengri'nin taktirinden kaçılamayacağından, onun emir ve yasaklarına uyulması anlatılır.
Sümer yazıtlarında, Kuran'da da konusu edilen şeytanın Adem'e sonsuzluk ve çökmesi olmayan saltanatı simgeleyen ağacı aramanın sonuçsuz bir uğraş olduğunu, şeytana uyarak Allahın taktirinden kaçılamayacağı anlatılmaktadır.
Kuran'da Adem Allah'ın yasağına uymaz, dokunulmasını istemediği ağaca dokunur, zalimlerden olur. Daha sonra Adem, Allahtan aldığı söylemlerle af dilediği ve af edildiği yazar.
Kuran'dan anladığımıza göre öyle veya böyle şeytanda Allaha isyan ederek sonsuzluğa kavuşmuş olmakla beraber kendi çapında bir üne ve saltanata sahip olmuştur.
Gılgamış destanı efsane olmasına rağmen Adem/Atapa ile ilgili ip uçları vermesi, ilk insan olarak algılanan Adem peygamberinde buna benzer bir kandırmayla hüsrana uğramış olması olasılıklar arasındadır, lakin böyle bir bilgiye Anu damgaları ve Sümer yazıtlarında şimdiye kadar ulaşılmamıştır.
Gılgamış'ın ise Tengri'den aldığı kağanlık ünvanı yoktur, ilk insanda değildir. O sadece Ur kentinde belli dönem hakanlık yapmış tarihi efsanevi bir kişidir.
Kuran'da bahsi geçen şeytanın Adem'e çökmeyen saltanat vurgusunu Gılgamış'ın yaşam ağacıyla bir taht yapma ve ölümsüz olma isteğiyle örtüşmesini Gılgamış'ın isyan ederek ölümsüzlük bitkisini veya ağacını aramaya çıkma öyküsünde görmekteyiz.
Gılgamışın Sümeri olması ve aynı Adem peygamber gibi aynı vaad, aynı olgularla şeytan tarafından kandırılarak Tanrı'ın emir ve yasaklarına karşı gelmesinin aynı biçimde anlatılıyor olması, bize Sümer öykülerinde de Atana'nın bu tür bir hata islemiş olacağına dair şüphe versede buna benzer bir bulgu Sümer ve Anu yazıtlarında şimdiye kadar bulunamamıştır.
Buna benzer olguları sadece kartal ve yılanın yaşam ağacı ile ilgili öyküsünde görmekteyiz
Anu uygarlığından son temsilcileri Türklere kadar samimi ve iyi huylu,bir ana gibi şefkatli, insanlara yaşamında iyilik ve güzellik, öldükten sonrada cennetinde yaşatan Tengri'ye kötülerin ve zalimlerin cezalandırıcısı olarak inanılmasının aksine Allah,İsevi, Musevi ve bir kısım İslami anlatımlarda Adem'in işlemiş olduğu günahtan dolayı, günahsız masum bütün insanlara ızdırap çektirten, zalim bir ilah olarak karşımıza çıkmakta.
İsevi ve Musevilerde bu korku ve zalimlik o kadar abartılmıştıki, kadınların doğum yaparken çektikleri sancının bile Havva'nın hemcinsleri olmalarından dolayı Havva'nın yasak meyveyi yemesinden kaynaklandığını iddia etmişlerdi.
Oysa Anu'daki damgalardaki öykü bu biçimde anlatılmamış, bu biçimde inanılmamıştı.
Efsanede ilk günahı islemiş olan kartal, Tengri'nin ilk kağanı Atana sayesinde işlemiş olduğu günahlardan kurtulmasına bir fırsat verilmiş, Atana'yı Tengri huzuruna çıkartmış olmasında görmekteyiz.
Tengri inancında bu ilk günahtan dolayı kartaldan hariç kimse bu bedeli ödemek zorunda bırakılmamış, aksine Tengri'nin kuşu olarak bilgelik ve yaşama vurgu Hulupu ağacında barış içinde yaşadığı Sümer yazıtlarında anlatılmıştı.
Kuran'da ise Adem'in işlediği günahtan dolayı kimse ne günahkar nede kirli ilan edilmiştir, Adem Allah'tan özür dilemiş ve kabul edilmişti fakat özrü kabul edilen Adem ve sonradan olacak çocukları birbirlerine düşman olmaları için dünya ya sürülmüştü !!!
Hiristiyanlık ve Musevilik inancında ise bu inançlardan olmayanlar Lilith'in doğurduğu, şeytanın zürriyetinden gelen sapkın insanlar olduğuna iman edilmektedir.
Yani Adem'in işlemiş olduğu günahtan dolayı İsa'nın kendini feda etmesi bile bizi kurtaramıyor.
Kurtulmak için güneş kültü olgularının anlatıldığı yeni ahit'e, Babil efsanelerini araklayarak kendilerine uyarlayan ibranilerin yazmış oldukları eski ahite bile iman etmemiz bizi kurtarmıyor.
Musevilere göre bizler Lilith'in zürriyetinden gelenleriz, geçmişi tekrar geriye döndürerek Havva'dan doğmamıza olanağımızın olmamasından dolayı rabinlerin yazdıkları Tevrat'ında oluşturduğu İncile iman edersek ancak kurtuluşa erebiliriz !!!
Vatikan için bu kadar kolay...
Birde İncil ve İsa etrafında toplanarak ancak insanlık kurtulur diye fetvalar veren Prensilvanyada Cia korumasında yaşayan hoca efendinin fetvasınınıda göz ününe getirdikten sonra kurtuluş dahada kolay oluyor.
Kurtuluşumuz ancak, Sümerlerden Akadlarda tahrifata uğrayarak geçen Tengri inanç olgularını araklayarak kendilerine uyarlayan İbrani rabinlerin söylemlerininde anlatıldığı, Ms 325'de pagan kral Konstantin'in yazdırdığı İncile iman etmekten geçiyor!!!

Kuranda Allah, Araf 189'da insanın bir nefisten/özden yaratıldığını ve aynı öze vurgu olarakta ondan da eşinin yarattığını söylüyor.
Lakin insan ırkı bir atadan gelsede bizim gibi insanların farklı yerlerde evrimleştiği ve zamanında da başka insan ırklarıyla eşleşmiş olmaları gerçeği Adem'den eşinin yaratılma ihtimalini zayıflatıyor.

İslamiyet içinde Havva'nın Adem'in sol kaburgasından yaratıldığı öyküleri.
İslamiyetin ilk günlerinde böyle anlayışın, hatta Havva'nın adı bile geçmezken birkaç asır sonra eski Arap-İbrani inanç olgularını içeren Peygambere istinaden uydurulan hadisler mantar gibi heryerden çıkmaya başlamıştı.
Bu hadisler o kadar çoğalmıştıki Peygamber yemeden, içmeden, uyumadan bu hadisleri söylemiş olsaydı bile bunları dillendirebilmesi için doğumundan konuşmaya başlayarak 120 yaşına kadar yaşaması gerekirdi. Oysa 40 yaşından sonra peygamberlikle görevlendirilen hz Muhammed doğal olarak günlük işleriyle, ticaretle uğraştı, doğal olarak bir insan gibi yaşadı.
23 yılılk peygamberlik döneminde günlük insani ihtiyaçlarını karşılayan bir insan gibi yaşamış olmasınıda göz önünde bulundurursak Peygambere istinaden uydurulmuş hadislerin boyutunuda görmüş oluruz.
İbn-u Kesir, "Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim", I, 112'de Adem bir ara uykuya dalıp uyanınca başucunda, Allah'ın, kaburga kemiğinden yarattığı bir kadın görür. Allah Kuran'da bu tür bir yaratılış öyküsünü unutmuş olmalıki İbn-u kesir bu eksikliği gidermiş !!!
İbn-u Kesir'e bu bilgileri Allah vahyetmediğine göre bu tanımlamaları ibranilerden arakladığı ap açık ortada.

Kuran'da Allah, insanın yaratılışı ile ilgili çoğul tanımlamasını kullanmış olması ve yukarda verdiğimiz tarihi bilgilerde Adem'den önce ve çağında da farklı insan ırklarının binlerce yıldan beri yaşamda yer almış olmalarına rağmen Tabâtabâî, IV, 146'da birinci batında ikiz doğan bir erkek ve bir kızın, ikinci batında yine ikiz doğan bir kız ve bir erkekle evlendiklerini, o tarihte başka yolu bulunmadığı için Allah’ın farklı batınlarda doğan kardeşler arasında evlenmelerini uygun bulduğunu söylüyor. Bu sapık görüşü destekleyen İbn İsak ise rivayetinde Havva'nın yirmi batında kırk çocuğu olduğunu söyleyerek kesin bir rakamda veriyor !!!
İbn-i Abbas ise rivayetinde Allah, Havva'yı Adem’in sol kaburga kemiğinden yaratığını Musevi ve İsevilerden araklayarak iddia ediyor. Bu rivayeti Kuran'i gösterilebilmek için yalanlar o kadar süslenmiş püslenmiştiki Meleklerin Adem'e ona dokunma (sanki İbn-i Abbas ordaydıda duydu), nikahın kıyılmadı gibi uyarmalarının ardından eski Arap-İbrani anlayışını peygamberi gösterebilmek için hz Muhhammed de kullanılmıştı. İbn-i Abbas, Allah'ın huzurunda Hz Muhammede salavat getirildikten sonra ancak nikahın kıyıldığını söylemine eklemişti !!!
Bu hadiste İbn-i Abbas, uydurmasına Muhammedi cıla vurayım derken aslında cahilliğini göstermiş, farkında olmadan kendini ele vermişti.
Peygamberin ölümünden sonra galiba uzun yaşamasından olacak, durmadan rivayetlerde bulunarak hadis fabrikasına dönüşen Ebu Hüreyre Peygambere istinaden rivayet ettiği hadisde kadının kaburga kemiğinden yaratılması sonucunda eğri ve kusurlu olduğuna vurgu yapıyor ve kadının aşağı derecede kusurlu bir varlık olmasından dolayı kadına ne yapılırsa yapılsın dostoğru olamayacağını ve hep eğri kalacağını rivayetlerinde söylüyordu.
Söyleminin devamında erkeklerin arzularına göre kadıni ehlileştirmelerinin imkansız olmasından dolayı kadından ancak bu biçimde mal gibi yararlanmalısın diye birde öneride de bulunuyordu.
"(Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; Müslim, Radâ, 60; Ibn Mâce, Tahâre, 77; Dârîmî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel. V, 8.)

Peygamberin ölümünden 200 yıl sonra doğan Müslüm, arada onca kuşak olmasına rağmen hocalarımdan duyduklarım diye 300 bin hadisi kitabına yazmıştı. Bu tür saçma uydurulmuş rivayetleri rüyasında Peygambere onaylatıyorum diyen ünlü hadis yazarı Müslüm'ün bu iddiası gerçekten düşündürücü.
Çünkü Peygamber sözlerinin yazılmasını yasaklamıştı. İkinci halife Ömer, bu yasağa uymayan, Kuran harici Peygamberin sözleri diye uydurulan bu tür söylemleri kitaplaştırma gerekçesiyle toplamış, hepsini yok etmişti.
Birkaç asır sonra Allah, Peygamberi görevlendirerek Muhammed, ben baya eksik bilgiler vererek hatalar yapmışım, Müslüm bunları bulmuş, git Müslümün rüyasında onaylamı diyordu yani !!!
Müslümün rüyasında hz Muhammed, bu İbrani kökenli Emevi-Abbasi yalanlarını gerçekten onaylıyormuydu ?
Yukarda verdiğimiz hadislerin bilimsel gerçekliği olmadığı gibi kısmi olarak Kuran öğretisiylede taban tabana zıt anlayışlardır.
Günümüzde ise bunun gibi binlerce hadis Müslüman kitlelerinin inanç omurgasını ne yazıkki oluşturmuştur.
Bu tür anlayışların Hak ve hakikate uygun olmamalarından dolayı Kuran'sal ve akılsal bir dayanaklarıda yoktur.
Bu inanç olguları bilimsel olarak gerçekliklerini yitirmiş olmalarından Vatikan ve Museviler bile kadının Adem'in kaburgasından yaratılmış olmasının yanlış yorumlandığını iddia ederek bu tür saçmalıklardan kurtulma yolları ararlarken bir kısım cemaatçı ve ilahiyatçılar hala bu eski Arap cahileye ve İbrani inanç geleneği olan yüzbinlerce hadisi Peygamberin sünneti diye körü körüne savunuyorlar.
Bilimsel yolları kullanarak sorgu ve yargılarla gerçeğe ulaşan, fikri hür vicdanı hür aydın bireyler yerine cemaat okullarında inançlı nesiller yetiştirtilmelidir söyleminin altındaki esas gerçek ezelden beri var olan inancın ve evrensel gelişimin yerine Arap putperestliğiyle bezenmiş İbrani inanç olgularıyla gerçekleri kavrayamayan, Akıl ve bilim ile yol alma yerine efendilerine itaat eden, düşünce ve algılama yetisini kaybetmiş kuklalar yetiştilmek istendiği görülmektedir.
Çünkü 2.5-3 milyon civarında olan bu uyduruk hadislerde sorgusuz sualsız,hiç düşünmeden sözde din alimlerine kayıtsız şartsız inanmaları ve sorgulamadan bu insanlara biat edilmesi emrediliyordu. Bu tür sözde din alimleri inanç adına ne derlerse desinler İslamı temsil ettikleri için eleştirilemez oluyor hatta bazılarının saçma sözleri Kuran'la eşdeğer hatta üstünde bile görülüyordu.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.10.2018, 05:27   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Âdem’in Cennetten Kovulması

Sümer’de, Dilmun adında, saf, temiz, parlak Tanrıların yaşadığı bir ülke var. Hastalık ve ölüm bilinmeyen yaşam ülkesi. Fakat orada su yok. Su Tanrısı, Güneş Tanrısına yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Güneş Tanrısı söyleneni yapıyor. Böylece Dilmun meyve bahçeleri, tarlaları ve çayırları ile Tanrıların bahçesi haline geliyor. Bu cennet bahçesinde Yer Tanrıçası 8 bitki yetiştiriyor. Bu ağaçlar meyvelenince Bilgelik Tanrısı Enki her birinden tadıyor. Buna Yer Tanrıçası çok kızıyor, Tanrıyı ölümle lanetleyerek ortadan yok oluyor. Bilgelik Tanrısı çok ağır hastalanıyor. Diğer Tanrılar büyük güçlüklerle Yer Tanrıçasını bularak Bilgelik Tanrısını iyi etmesi için yalvarıyorlar. Tanrıça, Tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 organı için birer Tanrı yaratıyor. İlginç olan, yaratılan Tanrılardan beşi Tanrıça (bu doktorlukta ilk uzmanlaşmayı da göstermesi bakımından önemli). Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden Tanrıçanın adı, "kaburganın hanımı anlamına gelen Ninti'dir. Bu kelimede Nin hanım, ti kaburgadır. Ti'nin bir anlamı da hayat'tır.

Eğer ikinci anlamıyla tercüme edersek Tanrıçanın adı "hayatın hanımı" olur (31)

Bu hikâye Tevrat'ta da var: (Tekvin 2:5-23.)

"Ve henüz yerde bir kır fidanı yoktu ve bir kır otu henüz bitmemişti; çünkü Rab Allah yerin üzerine yağmur yağdırmamıştı ve toprağı işlemek için adamı yoktu ve yerden buğu yükseldi ve bütün toprağı suladı. Ve Rab Allah yerin toprağından Adamı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu. Ve Rab Allah şarka doğru Aden'de bir bahçe dikti ve Adam'ı oraya koydu ve Rab Allah, görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasına da hayat ağacını, iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi ve bahçeyi sulamak için Aden'den bir ırmak çıktı ve oradan bölünerek dört kol oldu: (Bunlardan ikisi Dicle ve Fırat-M.İ.Ç.) Ve Rab Allah baksın ve onu korusun diye Adam'ı oraya koydu ve Rab Allah Adam'a, 'bahçenin her ağacından ye, fakat iyilik, kötülük bilme ağacından yemeyeceksin, yersen ölürsün' dedi. Ve Rab Adam'ı yalnız bırakmamak için bütün hayvanları topraktan yaptı ve onlara ad koymak için Adam'ı getirdi. Fakat Adam yalnız idi. Rab Adam'a derin bir uyku verdi, onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ondan bir kadın yaptı ve onu adama getirdi ve adam dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir, buna nisa denilecek."

Bundan sonra yılanın kadını kandırarak yasak meyveyi yedirdiği ve bahçede olan Allah ile konuşmaları geliyor. Allah yılanı lanetliyor. Allah, Âdem (burada Adam yerine Âdem deniyor)(32) ve karısına giymeleri için kaftan yapıyor. Kadını ağrılı çok çocuk yapması ve Âdem’i de toprakla uğraşması ile cezalandırarak onları Aden bahçesinden kovuyor. Buraya kadar nedense karısının adı verilmemiş. Ancak dördüncü babın başında, karısının adının Havva olduğu ve Habil, Kain'i doğurduğu yazılı.

Görüldüğü gibi Tevrat'ta (bap 1:27) yaratılışın altıncı ve son gününde Allah insanı erkek ve dişi yaratmış olduğu halde, Adam'ı tekrar yerin toprağından, eşini de onun kaburgasından yaratıyor. Buna göre bap 2: 4-23'te anlatılanlar, Sümer hikâyesinden alınmadır.

Kuran'da bu konu çok yüzeysel ve çeşitli surelerde parça parça anlatılıyor. Sure sırası ile:

Bakara Suresi, ayet 31: "Allah Âdem’e her şeyin ismini öğretti."

Bakara Suresi, ayet 32: "'Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat' dedi."

Bakara Suresi, ayet 35-37: "'Ey Âdem! Eşin ve sen cennette kal, orada olanlardan istediğiniz yerden bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz' dedik. Şeytan orada ikisini de ayarttı, onları bulundukları yerden çıkarttı. Onlara 'birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet içip yerleşip geçineceksiniz' dedik. Âdem Rabbinden emirler aldı, onları yerine getirdi, Rabbi de bunun üzerine tövbesini kabul etti."

A'râf Suresi, ayet 19-26: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.' Şeytan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: 'Rabbinizin sizi bu ağaçtan men etmesi, melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir.' 'Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim' diye ikisine yemin etti. Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerinin ayıp yerlerini gördüler. Cennet yapraklarından onları örtmeye koyuldular. Rabbi onlara, 'Ben sizi o ağaçtan men etmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?' diye seslendi. Her ikisi, 'Rabbimiz kendimize yazık ettik, bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz' dediler. 'Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz, orada yaşar, orada ölürsünüz, orada dirilirsiniz' dedi."

Tâhâ Suresi, ayet 115-122: "Ant olsun ki, biz daha önce Âdem’e ahd vermiştik, fakat unuttu, onu azimli bulmadık. Meleklere 'Âdem’e secde edin demiştik, İblisten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti. 'Ey Âdem! Doğru bu, senin eşinin düşmanıdır, sakın cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın, orda ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın' dedik. Ama şeytan ona vesvese verip: 'Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve sana çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?' dedi. Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Âdem Rabbine başkaldırdı. Rabbi yine de onu seçip doğru yolu gösterdi."

Görüldüğü gibi bu hikâye, Sümer ve Tevrat'ta birbirine oldukça paralel. İkisinde de bir Tanrı bahçesi, dikilmiş ağaçlar, bahçeden su çıkarılması, yasak meyvenin yenmesi, lanetlenme. Sümer’de kaburgayı iyi etmek için Tanrıça yaratılıyor; adı Kaburganın Hanımı. Hikâye Tevrat'a geçerken kadın kaburgadan yaratılmış ve adı Sümer’deki ikinci anlamı olan Hayatın Hanımı'nın (yaşatan hanım) İbranice karşılığı Havva olmuştur.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.10.2018, 05:30   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kuran'da cennet bahçelerine ait değişik surelerde çeşitli ayetler var.(33) Yasak ağacın "sonsuzluk ağacı" olduğu yalnız Tâhâ Suresi'nin 20. ayetinde belirtilmiş. Cennetten yılan değil şeytan çıkartıyor ve ne Havva'nın adı, ne de kaburgadan yaratıldığı yazılı.

Kuran, Kamer Suresi, ayet 49: "Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır."

Ayet 48: "Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur."

Ayet 50: "Bu cennetlerde akan iki kaynak vardır."

Ayet 62: "Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır. İkisinde de fışkıran iki su vardır."

Saff Suresi, ayet 12: "İşte o takdirde, O sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere Adn (Aden) cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur."

Muhammed Suresi, ayet 15: "Müttekîlere vaat olunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişemeyen sütten ırmaklar, içenlere kuvvet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Bunlardan da öte, Rablerinden bir bağışlama vardır."

Kuran'ın cennetindeki bu dört ırmak Tevrat'ın cennetindeki dört ırmak olmalı

Meryem Suresi, ayet 61, 62: "Tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunanlar hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, yani çok merhametli Allah'ın kullarına gıyaben vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vaadi yerini bulacaktır."

Sâd Suresi, ayet 49, 50: "Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır. Kapıları yalnız kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır."

İslam mitolojisinde, Âdem’in yaratılması ve cennetten kovulması daha değişik (Meydan Larousse, Âdem). "Allah, Cebrail, Mikail, Azrail, İsrafil adlı meleklerine 7 kat yerden 7 avuç toprak getirmelerini emretti. Fakat yeryuvarlağı bu toprağı vermeye razı olmadı. Azrail toprağı zorla aldı. Allah bu toprak üzerine günlerce yağmur yağdırdı, onu yumuşattı, melekler yoğurdu. Ve Allah şekillendirdi. Âdem 80 yıl şekilsiz toprak olarak, 120 yıl da ruhsuz bekledi. Şekil ve renk kazandıktan sonra meleklere, Âdem’e secde etmesi emredildi. Bu emri yalnız şeytan dinlemedi. Bu yüzden cennetten kovuldu. Cennetteki iyiyi kötüden ayırmaya ölçü olan elma ağacından yemesi Âdem’e yasak edilmişti. Cennetten kovulmasına kızan şeytan, yılan ile anlaşıp Âdem ile Havva'yı, yasak meyve yedirterek cennetten kovduruyor. Âdem yaptığına pişman olarak yalvarıyor, Cebrail vasıtasıyla affedilip Mekke'de Arafat'a gönderiliyor. Orada Havva ile buluşuyor. Âdem’e Mekke'yi yapması emrediliyor. Cebrail de Hac merasimini öğretiyor ve böylece insan nesli türüyor."

Bunda Havva'nın nasıl yaratıldığı bildirilmemiş. Görüldüğü gibi, bu efsane ile Kur'an arasında oldukça büyük farklılık var. İlginç olan, insanın yaratılmasında Allah'a dört melek yardımcı oluyor. Sümer’de de, dört önemli Tanrı. Burada cennette bulunan elma ağacı. Bu ağaç, Sümer efsanelerinde çok geçen, özellikle Aşk Tanrıçası ile ilgili bir ağaçtır. Kuran'da bir defa bunun sonsuzluk ağacı olduğu yazılmış. Sümer’de yasak meyveyi, Bilgelik Tanrısı Enki'ye, ikiyüzlü olan veziri İsimut veriyor. Bu işi Tevrat'ta yılan, Kur'an da şeytan, bu efsanede ikisi birden yapıyor. Burada, Âdem’in Allah tarafından affedilmesini Cebrail sağlıyor. Sümer’de Tanrıların yalvarması ile Ana Tanrıça, Bilgelik Tanrısını iyi ediyor.

Sümer’de Bilgelik Tanrısı Enki, insanlara, diğer Tanrı'lardan haber getiriyor. İslam’da aynı işi Cebrail yapıyor. Cebrail'in kudret sahibi olması, kemale eriştiricilik nitelikleri de (Meydan Larousse, Cebrail) Bilgelik Tanrısına uymaktadır. İslam efsanesinde Havva'nın nasıl yaratıldığı belirtilmemiş.

Âdem ve Havva'nın çocuklan Habil ve Kain hikâyesi:

Tevrat, Tekvin, bap 4:1: "Ve Âdem karısı Havva'yı bildi ve gebe kalıp Kâin’i doğurdu ve yine kardeşi Habil'i doğurdu. Habil koyun çobanı oldu. Fakat Kâin çiftçi oldu. Ve Kain günler geçtikten sonra, toprağın semeresinden Rabbe takdime getirdi. Habil de sürüsünün ilk doğanlarından ve yağlarından getirdi. Ve Rab Habil'e ve onun takdimesine baktı, fakat Kain'e ve onun takdimesine bakmadı. Ve Kain çok öfkelendi. Ve Rab, Kain'e dedi: 'Niçin öfkelendin ve suratını astın? Eğer iyi davranırsan o yükseltilmeyecek mi? Ve iyi davranmazsan günah kapıda pusuya yatmıştır. Ve onun isteği sensin, fakat sen ona üstün ol.' Ve Kain kardeşi Habil'e söyledi ve vaki oldu ki, kırda oldukları zaman Kain kardeşi Habil'e karşı kalktı ve onu öldürdü."

Bu konu Kuran’da yine çok kısa ve bu adlar da yok.

Mâide Suresi, ayet 27-31: "Onlara, Âdem' in iki oğlunun haberini gerçek oku: Hani bir kurban takdim etmişlerdi de, birisinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. 'Ant olsun seni öldüreceğim' dedi. Diğeri de 'ancak sakınanlardan kabul eder' dedi. "Ant olsun ki, sen öldürmek için bana elini uzatsan, ben sana öldürmek için el uzatacak değilim: Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.' 'Ben istiyorum ki, sen hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın: Zalimlerin cezası budur' dedi. Nihayet nefsi, onu, kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü. Bu yüzden de kaybedenlerden oldu. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gösterdi: 'Yazık bana! Şu karga gibi olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum' dedi ve ettiğine yananlardan oldu."

Tevrat ve Kuran'da Havvâ'nın biri kız biri oğlan doğan ikiz çocuklarından söz yok. Bunlar efsanelerde olmalı.

Sümer’de bu hikâye iki ayrı şekilde görülüyor: Birisinde Çoban Tanrısı, Dumuzi ile Çiftçi Tanrısı Enkimdu, Aşk Tanrıçası İnanna'ya âşık olurlar. Her biri İnanna'ya kendi ürününü över ve sonuçta Tanrıça, Çoban Tanrısı Dumuzi'nin ürünlerini beğenerek onunla evlenir. Enkindu bu seçimi dostça kabul ederek onlarla arkadaş olur.

Diğer bir hikâye de şöyle: Emeş yaz, Enten kış. Hava Tanrısı Enlil'e, Kış, çeşitli hayvanları, yavrularını, yağ ve süt getiriyor. Yaz da ağaçlar, bitkiler ve değerli taşları getiriyor. Her ikisi kendi getirdiklerinin daha değerli olduğunu söyleyerek tartışıyorlar. Bu kavgayı gören Tanrı, Kış'ın getirdiklerini daha üstün buluyor. Yaz da bunu kabul ederek Kış'a boyun eğiyor. Sümerliler, sığır ve tahıl, kuş ve balık, ağaç ve kamış, gümüş ve bakır, kazma ve saban gibi varlıkları, her biri kendi özelliklerini ortaya koyarak tartıştırmışlardır. Bu tartışma tarzı, ortaçağın sonlarına doğru Avrupa halkı arasında yapılan tartışmaların ilk örnekleri sayılıyor.

Havva’nın ikiz çocukları - belki söylence olarak bunlardan çıkarılmıştır (34).

Suların Kana Çevrilmesi Konusu

Tevrat, Çıkış bap 7:14-25: "Rab Musa'ya dedi: 'Firavunun yüreği inatçıdır, kavmi salıvermek istemiyor. Sabahleyin nehrin kenarına çıkan Firavun'a git, ona 'çölde bana ibadet etmeleri için kavmimi salıver, diye İbranilerin Allah'ı beni sana gönderdi, ben elimdeki değnekle ırmaktaki sulara vuracağım ve kana dönecekler.' Musa Rabbin dediğini yaptı. Değneğini ırmaktaki sulara vurdu. Bütün sular kana döndü. Mısırlılar içecek su bulamadılar."

Bu olay A'râf Suresi'nin 132. ve 133. ayetlerinde şöyle geçmektedir: "'Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster; sana inanmayacağız' dediler. Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, güveyi, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat ettik, yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular."

Bu olayda müşterek nokta, Tanrı'nın ülkede tek bir şahsa kızıp (Mısır'da Firavun) bütün insanlara felaketler vermesi ve bunlardan birisinin de suların kana döndürülmesidir. Öyle ki, halk kandan başka içecek bulamıyor.

Sümer efsanesinden geçen bir konu da, birine kızan Tanrının, bütün ülkeye çeşitli felaketler vermesi. Sümer’de Aşk Tanrıçası İnanna, bir bahçenin kenarında uyuyakalıyor. Bunu gören bahçenin sahibi gidip Tanrıçaya tecavüz ediyor. Buna kızan Tanrıça, ülkeye çeşitli felaketler veriyor. Bu konu, çok güneşli olduğu için bahçesinde bir şey yetiştiremeyen bir bahçıvanın, geniş yapraklı ağaçlar dikerek bahçeyi yararlı hale getirmesini anlatan şiirin bir bölümünde yazılı:

Bir gün kraliçem, göğü dolaştıktan, yeri dolaştıktan sonra

İnanna göğü dolaştıktan, yeri dolaştıktan sonra

Kutsal fahişe (İnanna) yorgunluk içinde (bahçeye) yaklaştı

Derin uykuya daldı

Onu bahçemin köşesinde gördüm

Tecavüz ettim ona, öptüm onu

Bahçemin köşesine döndüm

Şafak attı, güneş doğdu

Kadın korku ile etrafına bakındı

İnanna korku ile etrafına bakındı

Sonra kadın nasıl bir felaket yaptı

İnanna utancından ne yaptı

Ülkede bütün kuyuları kan ile doldurdu

Odun taşıyan köleler kandan başka bir şey içemediler

Su dolduran köleler (kadın), kandan başka bir şey dolduramadılar

(Bu metnin tümü için, bkz. Tarih Sümer’de Başlar, s.59-62.)

Kaynakça:

31. Tarih Sümer de Başlar, s.123-127.

32. Âdem, Amoritcede Adamu, İbranicede Adam veya Ha-Adam; anlamı insan, daha doğrusu "kırmızı toprak". Daha geniş bilgi için I.M. Diakonoff, Father 'Adam", Afo Beiheft 19, s.16 vd.

33 Kurân, Kamer Suresi, ayet 49

34. S.N. Kramer, The Sumerians, s.218, 219.

(Bu makale Muazzez İlmiye Çığ'ın Kuran İncil ve Tevrat'ın Sümer’deki Kökeni adlı kitabından alınmıştır.)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.10.2018, 05:45   #6
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygi Deger Dostlar.
Tarihi aklin yolu ile incelemek,
Hayali ve olmiyan bir seyin varligini savunmak arasindaki farkllari gormenin yolu, karanliklari aydinliga cikarmaktan gecer.

Islam Din`i Uckur duskunlugu uzerine kurulmus bir dindir. bir cok ayet Hz, Muhammed`in uckuru ile ilgilenmis, kiminle yatacagini, kiminle evlenecegini, kiminle bosanacagini, hangi esir cocuklarla cinsel iliskiye girilecegini, hangi cariye ve koleye zorla tecavuz edilecegini, Sayin Allah hic yorulmadan elci ile Hz. Muhammed`e gondermekten bikmamistir.

Guya Hz. Muhammed Put Pereslerle savas`mis, Allahtan aldigi emirlerle, insanlarin kellesini ucurmus, isgal ettigi yerlerin butun mallarini yagmalamis, Kiz cocuklarin en guzelini cadirina atmis, digerlerinide askerlerine armagan etmis.....

Kimmis bu put perestler, kendisi Arap yarim adasinda iken, Afrikada, Avrupada, Amerikada yasiyan Put Perestlerelemi savas`mis?
Elbette degil, Kendi geldigi kabile ve cevresindeki insanlarla savasmis nice katliamlar ve cinayetler islemis.....

Kendisini Peygamber ilan etme adina nice insanin kanina girmis, Insanligin kabul edemiyecegi zulum ve haksizliklar yapmistir.....

Gercek Tanri Olan Kadin, Ana-Erkil Toplumundan, Ata-Erkil Toplumuna donusumunden sonra, Kadinin tanriligini yok etmek, kadini istedikleri gibi kullanmak icin, farkli nice tanrilar uretildi, En son Ibrahim Peygamberin Cok Tanrilari Tek Tanrili Dinlere cevirmesi ile, Katliamlar ve Insanligin kabul edemiyecegi haksizliklarin boyutu yukseldikce yukseldi....

Yaratici ozellige sahip olan Kadin iken, her ne hikmetse, Adem Ata`nin sag kaburgasindan dusen Havva Ana ile cinsel iliskiye girerek, insanligin cogalmasini saglamismis!!!! Yani kendi kaburgasinda dusen, kendi vucudunun parcasi olan kisi ile iliskiye girmis...
Yetmezmis gibi, Cocuklarini bir biri ile evlendirmis, Yani Baci Kardes ile evlendirmis!!!!!

Bakin Suc Makinasi Islam Neyi Savunuyor.
(İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çırkın, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in de Habil’le beraber doğan kızla evlenmesini istedi. Fakat Kabil buna razı olmadı, kendisiyle doğan güzel kızı Habil’e vermek istemeyerek kendisi almak istedi.
Hz. Âdem buna müsaade etmedi ve meseleyi Allah’a havale etti. Cenab-ı Haktan gelen emir üzerine her ikisinin de Allah’a birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul edilirse Kabil’in bacısının ona ait olacağını söyledi. Bunun üzerine Kabil bir demet buğday, Habil de bir koyunu kurban olarak takdim etti. Gökten inen bir ateş Habil’in kurbanını aldı, Kabil’inki olduğu yerde kaldı. Bu durumda Habil haklı çıkmış ve kızı almaya hak kazanmıştı Fakat Kabil iyice çileden çıkmıştı.)

Insanligin Adem Ata ile Havva Anadan geldigini savunanlar ve hala bu savunmayi devam etmeleri!! her gecen gun kendi cukurlarini kazdiklari ve tarihin coplugune gitmeleri icin, caba harcadiklarini gorebiliyoruz. Bir insanin kendi kendisine dusman olmasi kadar kotu bir sey olabilirmi?
Iste Islam kendi kendisini lav etmek icin mucadele veren, hayali Allahini bile zaman zaman her batakligin icine koymaktan geri durmamaktadir.....

Hz. Muhammed kendi Gelini olan Zeyneb`i zorla bosanmasini saglayip, daha sonra onu kendisine es almasi!! yukaridaki alintiya olan ozentisindenmidir, yani Baci ile Kardesin evlenmesinde bir kusur yoksa, ben kendi Kizimla (Gelinimle) evlenebilirim mantigimi yatmaktadir...
6 yasindaki Ayse ile nikah kiymasi ve 9 yasina geldiginde evlenemesi icin Ayet gonderen Allah, veya Ayse`yi colun ortasinda ciril ciplak sevgilisi ile yakalanmasindan sonra, Zina yapti diye oldurulucekken, sozde Allah tarafindan Ayet gelir, Aysenin sucsuz oldugunu soylemesi ile Ayse`ye dokunulmaz.

Yani Allah istedigi zaman Peygamber ilan ettigi Hz. Muhammed`e her yonden yardimci olmus, ama Ayse tarafindan verilen zehire goz yummus! yoksa Ayse cok guzel bir kiz oldugu icin, Allah`mi goz dikti Ayse`ye.......

Yoksa bizim bilmedigimiz ve cok fazla arastirma hakkimiz olmadigi icin, Allah`i sorgulama veya arastirma gibi bir olusuma sahip olma imkanimiz olmadigi icin,
Allah`ta; Hz. Muhammed gibi uckur duskunumudur?
eger oyle degilse, neden Eline, Beline ve Diline sahip olan birini Peygamber ilan etmedi`de, Okuma yazmasi olmiyan, uckur duskunu birine Peygamber olmasi icin unvan verdi!!!!!
Yetmezmis gibi, kendi kabilesi ve cevredeki butun insanlarla savasarak, zorla insanlari islamlastirmya gitti.

Bazi rivayetlere gore, Geneli Musevi inancindadir, bazi rivayetlere gore Hiristiyan, bazi rivayetlere gire ise, Hz. Ibrahim`e inananlardir.

Suc Makinasi Islam Devam Ediyor.
(Bazı rivayetlerde şöyle yeralmıştır: "Ebu Talib ölmek üzere olduğunda Resulullah (s.a.a) yanına giderek; "Ey Amca, lailahe illallah de ki, Allah nezdinde hüccet olsun" dedi. Orada hazır olan Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Umeyye; "Ey Ebu Talib, sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çeviriyorsun?" dediler. Ebu Talib de bunun üzerine "Ben Abdulmuttalib'in dini üzereyim." dedi. O zaman da Resulullah şöyle buyurdu: "Ben de nehyedilinceye kadar senin için dua edeceğim." O zaman da şu iki ayet nazil oldu: "Yakınları bile olsa kendilerine (hak) açıklandıkdan sonra müşrik olanlar için Peygamber ve Allah'dan yarlıganma dilemesi (doğru) olmaz." )

İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir?.. (Nisa Suresi, 125)

Tarih boyunca insanlar Ibrahim Peygamberin hangi dine mensup oldugu konusunda tartidmislardir.

Yahudiler onu tum Yahudilerin peygamberi olarak kabul eder ve kendilerinin Hz. Ibrahim’in yolunu izlediklerini ileri surer ve diger dinlerin dinle ilgisinin olmadigini, Allah tarafindan onlara ayet filan inmedigini savunurlar, Allahin en iyi kullari olduklarini, Musevi dinine sahip olmiyanlarin, Allahin ve Hz. Ibrahimin dusmani olduklarini savunurlar.

Hıristiyanlar, Hz. Ibrahim’in Yahudilerin peygamberi oldugunu kabul eder, ancak onun kendisinden sonra gelecek olan Hz. Isa’ya tabi oldugunu iddia ederek Yahudilerden kendilerini ayri tutarlar
.
Kisacasi Hz. Ibrahim Yahudiler tarafindan “Yahudi”, Hiristiyanlar tarafindan “Hıristiyan” olarak gosterilir. Yalan makinasi Kuran ise, Hz. Ibrahim’in ve soyunun dini konusunda tartisanlarin bu konuda hiçbir bilgilerinin olmadıgini haber vermektedir, hatta ve hatta Ibrahim Peygamberin, Hz Muhammed`in gelecegini bildiginden dolayi, Hz. Ibrahimin Musluman olabilecegini savunurlar....

Ama ne hikmetse, Hz. Ibrahim`e inananlari cayir cayir yakmis, kilictan gecirmis, cocuklari kole olarak alinmis, yagmalanmis ve talan edilmistir....


Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.10.2018, 05:51   #7
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 425
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Gecmisteki toplumlari Sapik olarak yargilama gibi bir derdim elbette olamaz. Gecmisinden ders cikaramiyan, gecmisin mahkemesini insani degerlerimizle dogru tespit edip, dogru bir sekilde yargilamadigimiz surece, bir seylerden korkarak veya birseylerden cekinirsek, Aklin yolu ve Vicdanimizla hareket etmemis oluruz, Dolayisiyla insani degerlerimizi`de geri plana atmis oluruz.

Insanliga hizmet etmek yerine insanlik dusmanligi yapmis oluruz.
Eger bir Din, Kurum, kisi ve kisiler bana hakaret ve kufur ediyorsa... bende onun seviyesine inip, ayni kufur ve hakaretleri ona ediyorsam, ondan bir farkim olmadigi kesindir.

Lakin, Onun yaptiklari ve yaptirdiklari, utanc verici yiginla olumsuzluklari ortbas edip, yapilanlari inkara gidiyorsa, farkli gostermeye calisiyorsa, Insanlari kandirma adina binlerce oyunlar oynamaya calisiyorsa... Bize dusen gorev,Kufur, Hakaret ve Iftira gibi olumsuzluklardan uzak durup, var olan gercek ve dogrulari soylemek zorundayiz...........

Daha once dedigim gibi, Kufur ve Hakaret Insanliga yakisan bir durus degildir.
Eger ben yalanciligi kendime meslek edinmissem, Bana YALANCI denmesi hakaret degildir.
Eger ben 50 ve 60 yaslarda isem, bu yasima kadar, surekli cocuklara tecavuz etmeyi kendime bir meslek edinmissem, veya her karsilastigim kucuk cocuklara kotu gozle ve art niyetle bakiyorsam, bana CINSI SAPIK denmesi kadar dogal ne olabilir?

Gunumuzde Nefsine hakim olamiyan, onune gecen guzel kiz cocuklarina saldiran, ve elinde olmiyarak bunlari yapan birine CINSI SAPIK demiyorsak, ne diyebiliriz... "Cinsi Sapik" Kufur ve hakaret degil.
Insanligin kabul edemedigi, olumsuzluklardan biri olan, ve bu olumsuzlugun normal anlami olan bir soylemin hakaret sayilmasi dogru bir yaklasim degildir.

Eger gunumuzde Islam Ulkelerin disinda`ki ulkelerde boyle olumsuzluklar yapilsa!!!, Bunu yanlis bulan bir cok insan, yapanlara Ana Avrat, kufur edilir, Namusuz, Serefis, Alcak vs vs gibi hakaret edilir.
Eger bende boylesi bir olumsuzluk icine duserek, insanliga yakismiyacak kufur ve hakaretler ediyorsam!!! O Zaman Benim Halim Ne Olur... diye kendimi sizin soylediginiz gibi yargilar veya yargilamaya calisirim.

Din ve Dinler insanligin Adem Ata ve Havva Ana`dan geldigini savunuyorsa!! kendileri bizzat Kardesin Kardesle evlenip cinsel ilisikiye girdigini ve Insanlarin boyle cogaldigini soyleyip savunuyorsa!!
Bize dusen gorev`de bunlari mahkum etmektir.

Gunumuzde Cocuklara kotu gozle bakmak, sarkintilik etmek ve tecavuz etmek Suc sayiliyorsa, insanligin kabul edemiyecegi, vicdanimizin kabul etmedigi boylesi olumsuzluklari, bugunun insanlari tarafindan inanilan, her sozu ve her soylemi kendisine klavuz ve gorev olarak bile bu insanlarin gecmiste yasiyan insanlardan bir farklari varmidir?

Gecmiste yasiyan insanlar sizce vahsimiydi?
Gunumuze gore gecmiste yasiyan insanlarin vahsi oldugunumu savunuyorsunuz!!!
gecmiste vahsi olan bu insanlar, firsat verilidiginde bu vahsiliklerini surduremezlermi? Islam Ulkelerde hala 60 yasinin uzerindeki insanlarin 9 ile 13 yas arasindaki kiz cocuklari ile evlendiklerini goz onunde bulundurdugumuzda, birden fazla esi olan birilerine ne diyorsaniz!! gecmiste olan olumsuzluklara`da ayni seyi soylemek, suc sayilmamamasi veya hakaret sayilmamasi gerekir.

Adem Peygamber diyeceksin sonra, cocuklarini bir biriyle evlendirdigini savunacaksin, Senin inancina ve dusuncene inanmiyanlari farkli ibadetleri ve gelenekleri olan toplum ve insanlari Ana Baci Tanimamakla Suclayip Karalamaya Calisacaksin..
Yani kendi yaptiklarini ve kendi inandiklarini cirkin bir ahlakla baskasini karalamak adina kendine ait olan olumsuzluklari baskasina yamamaya calisacaksin`ki senin inandigin olumsuzluklari sana soylemesin, seni bu olumsuzluklarla mahkum etmesin diye tedbirini aliyorsun....

Allah`a inanmiyor diye butun igrenc kufurleri sayarlar, Katlinin vaacit oldugunu savunur, ellerinde gelse Cihat savaslari ile herkesi dilim dilim kesip yakacaklar, Sivas ve Maras Katliami bunun en guzel ornekleridir, ufak bir firsat bulduklarinda Insan Kani Emen bu insanlik dusmani inanc ve dusuncenin mahkum edilmesi dogru olandir....

Kor`e; Kor
Dilsiz`e; Dilsiz,
Sagir`a; Sagir,
Hirsiz`a; Hirsiz.
Yalanci`ya; Yalanci
Kufurbaz`a; Kufurbaz,
Dolandirici`ya; Dolandirici,
Uckuruna duskun olan`a; Uckur Duskunu,
Cocuklara Saldiran Imkanlari oldugunda tecavuz eden`e; Cinsi Sapik
Sinirli olan`a; Sinirli
Tuccar`a; Tuccar,
Pazarci`ya; Pazarci, vs vs vs vs soylemek suc teskil edermi? veya meslek edinmis meslek sahiplerinin mesleklerinin ne oldugunu soylemek suc sayilirmi?

Butun inanclara ve dusuncelere saygimiz var, ama bu onlarin icinde bulundugu olumsuzluklari mahkum etmiyecegiz, sorgulamiyacagiz veya yargilamiyacagiz anlamina gelmemelidir.

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:20.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica